Eylüldü... Bir hafta daha geçip gitmişti. Günden güne büyüyen özlemim daha bir büyümüştü...
Çok yalvarmıştım zamanında. Çok istemiştim bir kere sadece bir kere dediğim günlerde ihtiyacım vardı sesini duymaya...
O günlerde çok sisler çökmüştü üstüme...
Eylüldü ... Bir eylül sabahı uyanıp uykumdan lavaboya gittim. Elimi yüzümü yıkadığımda aynaya baktım bir an...
O gün, bugündü... Gözlerim bana "yapmalısın" dedi ve gülümsedi...
20 gündür içimde cebelleşiyordu duygular.. Düşünceler karmaşık, kararsız, O' nu arayıp aramamakta...
Ama o gün, bugündü. Bir eylül sabahı ...
O sabah kimseyle konuşmadım ve o an' ı yaşamayı kendime layık görmüştüm.
Çantamın içine evden çıkmadan önce sigaramı, çakmağımı, telefonumu , tek bir şiir yazılmış kağıdı ve karışık sıralanmış numaralar yazan not kağıdını koyup dışarıya çıktım.
Sonsuzluğa gider gibiydim, uçar gibi... Dilimde sessiz bir türkü ve dağın zirvesindeki gibi serinletiyordu rüzgar tenimi ...
Bugün tarih yazacaktı.. Bugün, beklediğim o an'ı yaşamak bana mutluluğun resmini yaptıracaktı...
Heyacandan olsa gerek ya da nebileyim içimde bir kuşun kanat sesinde dans eden bir yürek vardı...Tuhaf bir gülümseme dudağımdaydı.
Şehrin kalabalığının arasından sessizce yürüyordum.
Sonra şehrin tam ortasında ki bir çay bahçesinde yer ayırdım bana, kendime bir çay ısmarladım "sevda tadında"...
İçimde ki heyecan gitgide zirveye tırmanıyordu. Rüzgar hızlı esiyordu. Dağılan saçlarımı bir taraftan topluyordu ellerim.
Telefonum, masanın üzerindeydi. Parmaklarım telefona bir yaklaşıp bir uzaklaşıyordu.
Aniden telefonu aldım elime ve parmaklarım telefonun tuşlarında çoktan gezinmeye başlamıştı.
Aradığım numara uzun uzun çaldı... Ama açan yoktu. Her çalışta "ya hiç açılmazsa " diyordum içimden.
Ya hiç açılmazsa...
Tam umudumu kesmiştim ki, telefonun diğer ucunda ki ses "alo" dedi.
O muydu , değil miydi? bilmiyordum.
Yıllar sonra iki ses çarpışacaktı. Ne çok beklemiştim bu anı...
Sormalıydım O olup olmadığını.
-.....
"evet benim, buyrun" dedi.
Adımı söylediğimde sessizlik telefonun diğer ucunda yayılmaya başlamıştı.
Benim olduğum tarafda bir yürek bekliyordu birşeyler söylemesini...
Nasıl olduğunu sordum ama sorumun cevabı bir türlü gelmemişti.
İnanmamıştı ben olduğuma...
Oysa bendim ama fırsat bile vermemişti 2 dakika dinlese beni yüreğimden tanıyacaktı oysa...
Benimle konuşmak istemediğini söyleyip telefonu yüzüme kapatmıştı.
Telefon elimde, uzun bir süre kalakaldım öylece olduğum yerde... Şaşkındım, çaresiz...
İnsanlar geçiyordu sağımdan solumdan, ben konuşamıyordum bile...
Dizilmişti boğazıma bir şiirin mısralarında dizilmiş gibiydi harflerin oluşturduğu kelimeler.
Yutkunamadım, nefesim kesilmişti o an' da...
Bir adım attım geriye, ne yana gideceğini bilemeyen üzgün, kırgın bir çocuktum o sırada...
Kendimi ilk bulduğum tenhaya attım ve çöktüm olduğum yere...Bir sigara yaktım umutsuz, donuk gözlerle...
Sustum.. Sustum sigaram biteseye..
" Yok " dedim "Yok az önce görüştüğüm telefondaki O olamazdı" dedim kendi kendime...
Toparladım kendimi ve bir daha aradım o numarayı.
Çünkü içimde bir ses "yeniden aramalısın" diyordu. Telefonu biri açtı ve sanki o bir yabancıydı.
"Müsayit değilim" dedi sert bir şekilde ve telefonu ikinci bir defa daha yüzüme kapatmıştı.
"Yapma... Yapma bunu ... " diyebilmiştim en son...
Ama çok geçti telefon yüzüme kapanmıştı.
"Merhaba " bile dememişti ve ben "hoşçakal" bile diyememiştim...
İnsanlar konuşuyordu etrafımda ben susuyordum. İnsanlar yürüyordu etrafımda ben olduğum yerde duruyordum.
Şehrin kalabalık sokaklarında yürüdüm.. yürüdüm ... Uzak yollarda yürür gibi... Uzun bir yolda yürüdüm ....
Rüzgar saçımı darmadağın etmişti çoktan... Yüzümü kapatıyordu saçlarım, aldırmıyordum..
Nereye gittiğimi bilmiyordum.
İçimde bir taş, yüreğimi linç ediyordu sanki...
Gözümün kıyısına kadar gelen gözyaşım akmaya utanıyordu.
O an' da gök gürlemesiyle irkildi ruhum... ve bir damla düştü üzerime yağmur yağmaya başlamıştı.
Bulutlar anlamıştı kalbalığın içinde ağlayamadığımı sanki... Yağmurlarını üzerime hızır olarak gönderiyordu.
Boşaldı yağmur üzerime ve artık yüzüm ıslaktı. Ben çekinmeden ağlıyordum artık kalabalığın içinde...
İnsanlar koşuşturmaya başladı etrafımda... Ben sessizce hıçkırıklarımın sesleri arasında yürüyordum hala... O uzak ve uzun yolda...
Yolun sonu nereye gidiyordu hiç bilmiyordum sadece ağlayarak yürüyordum...
Bir eylüldü ve yağmur yağması normaldi ve iyiki yağdı iyiki...
Bir eylüldü ve anlıyordum açan çiçek sert rüzgarda yaprak döküyordu...
Canımdan bir can , can çekiştirerek ayrılıyordu...
Eylüldü ve ben ağlıyordum hala... Güneş çoktan terketmiş, sokak lambaları ışıklarını caddelere, sokaklara salmaya başlamıştı.
Bir sokak lambasının aydınlattığı yolda yürüyordum ve iliklerime kadar artık ıslaktım.
Bir yığın an' ı avuçlarımdan düştü.
Geriye dönsem aynı yoldan avuçlarımdan yere düşen an' larımın kırıntılarından geri dönüş yolunu bulabilirdim.
Ulu orta sessizliğim yankılanıyordu artık o boş sokaklarda... Boştu herşey içim ne kadar doluysa o kadar işte.
Ağzımda bir tad acımsı, buruk... Kekremsi bir ayrılık içmiştim dilden sanki..
Gözümde sönmüş bir ışık, yüreğimde bir sızı, ve "neden?" diye bir soru içimde yankılanıyordu...
İnciniyordum çeperlerimde çarpıp duran o boşluğa kendim düşürülmüştüm..
Yankıları ruhumu rahatsız ediyordu. Ölüden farksızdım bir beden öylece yürüyordu o uzak ve uzun yolda tek başına.
İçerde depremlerin arçılarında kalan biri vardı ve ben seslenemiyordum bile "beni duyan var mı?" diye...
Gittikçe yok oluyordum o tenha sokakta çünkü siliniyordum hayattan usulca...
İnandığım güller savrulmuştu etrafımda, güvendiğim dağıma kar yağmıştı.
Eylüldü ve yağmur beni seviyordu çünkü hep üzerime yağmıştı...
Karanlık da beni hiç sevmiyordu üzerime karanlığın gölgesi çökmüştü.
Evin yolunu bulmakta zorlandım ama sonunda bir yıldızı takip ederek evimin kapısına varabilmiştim.
Kapının anahtarını alıp elime sessizce çevirdim anahtarı ve açtım kapıyı içeriye girdim ıslak elbiselerimden hala damlıyordu yağmur taneleri...
Annem karşıladı beni ve merak etmişti " çok oldu evden çıkalı, seni merak ettim " dedi.
Ben susuyordum sadece ve güçlükle söylemiştim üzerimin ıslak olduğunu...
Odama girip kapıyı kapattım..
Üşüyordum ama penceremi açtım yinede... Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım gözlerimle ama ne bir yıldız ne de Ay yerindeydi o gece.
Sonrasını hiç bilmiyordum, sanki ondan sonrası silinmişti zihnimden...
Bitkin düşen bedenim, yanına yorgun ruhumu da alıp bütün dermanımı alıp yüreğimden beni yere atmıştı.
Ağlarken, ruhum çıkmıştı kısa bir süreliğine. Uyumuş bedenim yere serilmiş halının üzerinde...
Kendime geldiğimde annem odamda, baş ucumdaydı...
Telaştan ne yapacağını şaşırmış bir kadın yanımdaydı ve hala ıslak giysilerim üzerimdeydi.
Ertesi gün "suskunluk kapımı çalıp, içeri girdi" ve o günden beri hep bende misafirdi...
"Gider" dedim. "Bir süre sonra gider. Ama bu defa uzun kalmaya niyetliydi sanki.
Çünkü suskunluğumu sevdiğim bana göndermişti. O' nun hatırına suskunluğum hala bendeydi.
Yüreğinize ve emeğinize sağlık sevgili oparetör...
"Çırılçıplağım yar,çırılçıplağım sensiz bu sevdada,
Sensizliği kaldıramadı diye,
Bu beden bu ruh'tan utanmakta."
***********************
sevdada "sensizlik" hep olacaktır...
ama bir de "bensizlik" olursa
asıl o zaman utanan sevdanın ruhu olacaktır...
terketti mi "sen" gibi "ben"
asıl o zaman can verir şiirler
sevda kuşları ağlaşır...
ölmüş sevda şarkıları ağırlaşır...
gül dikeni avcumda
sıktıkça hatırlatır seni bana...
yaprağımda bir damla...
sustukça kanatır beni sana...
güle dem vurulmaz
dikene yatırdığım ömrüm,
beni bana geri vermez...
ölüm çok yakında...
içerdedir kaybettiğim savaşlar
dışarıda buzdan kaleler
ganimetin olsun ölümümden sonra
gönüllü sana bıraktıklarım...
sevilen, savaştan geri dönen...
yükselen göğe değer ruhum
ve suyum ol,
baştan aşağıya dökündüğüm...
ışığın sönerse bir gün eğer,
gözlerine bir mum bıraktım sevgili...
sevgin seni terkederse
sen terketmeden önce buraları,
yüreğine bir damla bıraktım sevgili...
bir gün sözler seni bulursa
ve kanatırsa dilinin ucunu
avuçlarına bir susuş gizledim sevgili...
kullan hepsini...
gönlün rıza gösterirse,
gökyüzünde senin için bir yıldız doğurdum...
kapat gözlerini sevgili !
Şiir çok güzeldi. Şiiri yazan Züleyha Selçuk kendinle konuşmuş... İyi de yapmış..
Senin sunumunla dirilmiş şiir.
Emeğine sağlık cay_guzelim... Teşekkürler...
Yalnız şiirde bir nokta dikkatimi çekti..
O da şudur:" aşk kör bir ressam
istediğin resmi çizemez dedim
yara alırsın sen aldırma yazılan şiirlere dedim"
Kör ressam "aşk" değildir. Aşıktır...
Aşık istediği resmi çizemez çünkü aşk O' nun gözünü kör etmiştir.. Ama hissetmenin en uç noktasına vardıysa eğer durum değişir. Hissederek yazılan şiirler, yapılan resimler gözü kapalı yazılır ve çizilir zaten...
ellerin büyük, parmakların ince
yüreğin gibi...
düşlerin alev alev
düşüncelerin buz gibi
çocuksu umursamazlığını da al gel yanında...
sığınsın bende...
telaşlı zamanlarından izinli, bir an... belki de (...)
sazının telinde eski bir türkü
dilinde, sevdalarından eski bir masal
kız kulesine uzanan kıyılarını da al gel gelirken...
martılarını özgür bırak
denizin dalgalarıyla sevişsinler biraz... hadi! (...)
iki kişilik yeşil bir çadır kuralım
içinde bir gece sessiz olalım
geceyi seninle duyalım...
sonra sırt üstü uzanalım,
yıldızları avuçlarımızın içine almak için
dudağımıza vurulmuş mühürle bitmemiş şiire devam edelim...
gözlerini de al gel, yüreğinle birlikte
biz susarken gecede
onlar konuşsun usulca...
hadi!
damla damla biriktirdim içimde...
damlalarını da al gel gelirken... bekletme (...)
Güzelliğe güzellik katan yorumlarınız ve siz... Şiirleri yalnız bırakmayanlarsınız... Bir kere daha şiirler adına, saf, katışıksız duyguların ıslaklığında teşekkür ediyorum sizlere...
Şiir çok güzel kaleme alınmış bir "iç dökümdü" sanki...
Senin o güzel sunumunla arkada çalan fonda ki kemanın inleten nağmelerinde yolculuğa çıktım bir an...
Şiiri yazan yüreğe ve senin emeğine sağlık diyorum... Teşekkür ediyorum bu güzel paylaşımına cay_guzelim.
************
"bil ki aynı anda aynı yıldıza dokunur bakışlarımız
aklım bir sana bir yıldıza takılı kalmıştır
işte o an elini yüreğine koy"
*Beni An*
Beğeni ve yorumlarını eksik etmeyen şiirsever dostlar; iyi varsınız ve iyi ki var şiirler...
Duygular bir sandala biner, bir kıyı arar dinlenmek için...
Yürekleriniz kıyısıdır şiirlerimin...
Şarkılar ve resimler iki yanında kürek...
Kim okursa ve müsade ederse dinlenmesine teşekkürü bir borç bilirim ve teşekkür ederim yürekler...
Eskiden kaleme aldığım şiir ve yazımlarımı ara ara paylaşacağım sizlerle...
Biliyorsunuz ki bazı şeyler ölür, insanlar gibi... ama ölmeyen duygular hep nefes alır...
Güzellikler sizinle olsun.