“Bazen insanlar kadar paragraflar da anlamsızlaşır. Hiçbir sözcük seni anlamaz, anlatamaz, yazdıramaz. Çaresiz bırakırlar seni, suskunluğa terk edersin kendini. Sonra biraz daha acı çekersin, hüzün çuvalına eklersin bir şeyler, tekrar yazmaya kalkarsın ve sonra fazlasıyla yazarsın.’’
Bir sürü hayal öldü. Biri sürü sözcük tükendi, bir sürü anlamsızlık kaldı. Kalbimdeki ağrıya mı alışmalıyım, yoksa yeni bir sızıya mı taşınmalıyım?
Sen söyle...
Geçmeyeceğini ikimiz de biliyoruz, geçmiş gibi yaparız en fazla ve en azından yaşamaya yetecek kadar umut ederiz, gerisi nafile. Neyse, o değil de; gözlerinden başlatsam anlatmaya seni, göz yaşlarımla susarım. Bana söylemediklerini bir başkasının kulağına fısıldarken düşünsem seni, yazdıklarımdan utanırım.
Şimdi
Unutsam seni ne olur, unutmasam ne olur?
Ben ki, ardında kala kala
Artık bütün aşklara uzağım...
İnsanoğlu bir gün virgülü kaybetti: Söyledikleri birbirine karıştı...
Noktayı kaybetti: Düşünceleri uzayıp gitti, ayıramadı onları...
Ünlem işaretini kaybetti bir gün de: Sevincini, öfkesini, bütün duygularını yitirdi...
Soru işaretini kaybetti bir başka gün: Soru sormayı unuttu, herşeyi olduğu gibi kabul eder oldu...
İki noktayı kaybetti bir başka gün: Hiçbir açıklama yapamadı...
Hayatının sonuna geldiğinde elinde sadece tırnak işareti kalmıştı...
\"İçinde de başkalarının düşünceleri vardı yalnızca..!!
Yollarım var benim…
Yollarım adımlarımdan yorgun…
Sana çıkar artık hepsi
Aşkın ruhumun en derine işlediği andan beri…
Kendimden sana gelirken,
Gittiği yolu seven bir sürgündür benliğim...
Sana taşıdım baharlarımı,
Yağmurlarımı...
Yazmıyor artık oturduğum evin zilinde ismim...
Beni sende arasın tüm bildiklerim…
Ağrılardan bir dağ geldi oturdu ömrümüze. Ama sen masal kuşlarını küstürme, onlar getirecek güneşi..
Karanlık göğümüze..
Tükenme.. Su durur, ay unutur, bakışsız kalır deniz.. mavisi solar, mehtapsız kalır aşıklar..
Tükenme.. Çarpa çarpa kırar boynunu serçeler, göğsümün kafesinde.
Ritmini yitirir solumda ki kan gölü.. Kurur orada.. Öylece.. Kara çocuk..Tükenme.. Kırılan kemik, atomlarına ayrılan biblo, tuz ve nar aşkına..
Yani ki; Kanayan kolumuz, kanadımız, adımlarımız, dağılan avuç içi haritamız aşkına..
Bitme..
Ki olmaz.. Olmaz böyle dağılmak.. Sevgilinin saçları rüzgarda dağılır örneğin.. Bir çocuk gülümser..
Bulutlar dağılır örneğin.. Yok.. değil bu benim bildiğim. Dağılmak, kırılmak, ağrımak..
başka..
Dünya adaletsiz çocuk.. Dünya zorba.. Belki eşitleniriz bir gün aşkla.. Bu kekeme, toz ve duman şarkıyı iyi belle.. Öyle durdum ki sana.. Demirim pas içinde.. İçime susmaktan, derinde besmelem yosun içinde..Besmelem ki.. dağılan, kırılan, ağrıyan.. Kara çocuk..Buna 'Amin' de. Kalk! Al göğümü bıraktığın yağmurlara..Al bu satırları.. Ahh! Yetmiyor.. Yetmiyor hiç bir sözcük iyileştirmeye.. Bir hayali yeniden korumak için söz sırası ellerimizde.. Ama ellerim senin.. Yok.. Ellerin gibisi yok!
Değil bu!.. Solmanın sırası hiç değil.. Düşüpte kalmanın.. Yıldız saymanın.. Durma! Adı illaki umut olan bir yarına tay gibi koşmak gerektir..Un ufak olsa da sol yanımız.. Kara çocuk.. Sevdayla..
evet bazen her şey ters gider,
annen ölür
baban ölür
kızın olur
derin bir nefes alırsın
her şey geçti gibi gelir
bir keyif sigarası yakarsın dert gelir
bir nefes daha alırsın
içinden "her şey çok geç"ler geçer
söndürürsün bir umut doğar küllerinden bu böyledir
"çok şükür" lerin "allah kahretsin" lere dönmesi anlık saniyeliktir
bazen her şey olur herkes her şeyi söylemeyebilir
içine atmak muhteşem gibi görünür
bir gün yalansız dolansız içini dökmek istediğinde birine
konuşacak çok şeyin olsun dersin ama
zira muhteşemlerin iğrençlere dönüşmesi de öyledir
konuşmak ve kelimeler her şeyi değiştirebilirken
bir erkek bir kadın dilsizin arasındaki aşkı asla anlamazsın
konuşmak zannedersin
sevişmek zannedersin
bazen her şeyi özlersin ama herkesi
çay demler kahve içersin su biter yağmur başlar
çok özlemek mesela
yağmur yağar camların ardında kalırsın hani.
bazen her şey öyledir
sen içine atarsın ama onlar söyler
sen susarsın konuşurlar
sen özlersin onlar sevişirler mesela.
bir kelimenin bizi allahla tanıştırdığı gibi
"ikra"
""düşünüyorum öyle ise varım" oldukça makul.
fakat bundan tam tersi bir sonuç, varolmadığım, bir düş olduğum sonucu da
çıkar.
düşünen bir adamı düşlüyorum. düşündüğümü bildiğim için ben varım.
düşündüğünü bildiğim için, düşlediğim bu adamın da var olduğunu biliyorum. böylece o da benim kadar gerçek oluyor. bundan sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor.
düşündüğünü düşlediğim bu adamın beni düşlediğini düşlüyorum. öyleyse gerçek olan biri beni düşlüyor.
o gerçek ben ise bir düş oluyorum."
"Kimi zaman dublajdan geçmiş bir film içinde yaşıyormuşuz gibi oluyor, herkes dudaklarını oynatıyor; ama bu, ağızdan çıkan sözle bağdaşmıyor. Her şey sonradan seslendirilmiş ve kimi zaman çok da iyi yapılmış, o kadar ki insan doğal sanıyor."
Birden özleyiveriyorsunuz... Çoktan unuttuğunuzu sandığınız ya da yalnızca bir kere karşılaştığınız ve özlemek için yeteri kadar tanımadığınız birini bir sabah çılgınca özleyerek uyanıyorsunuz.
Yoruldum işte..
Daha henüz kafamı dinlemeye fırsat bile bulamadan, insanların gelip bende dinlenmesinden..
Sesini bile duymak istemediğim insanların sözlerinden, varlığına bile tahammül edemediğim yüzlerinden..
'Ve herkese yetiştiğim ama hep kendime geç kaldığım gündüzlerimden yoruldum'..
Ben herkese vakit ayırırken, herkesin ihtiyacım olduğu zamanlarda buldukları bahanelerden..
İyi niyetlerimin arkasına saklanan insanlardan ve onlara gösterdiğim insanlıktan yoruldum ...
Elini şah damarına koyarmısın, üç beş saniye.
Tuttuğun damar;
Şu an baktığın, gördüğün her şeyden daha yakın sana.
Yalnızlıktan bezginim, bitkinim,derbederim diyorsan;
Gönlün utansın…
Canıma can arıyorum lakin yok diyorsan ;
Ruhun utansın…
Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz.
Ve biz ona şah damarından daha yakınız.
(KAF/16)
Sözler verilir, sözler unutulur; gün gelir ihanet eden sadakat ister. Sadaka gibi verilmez sadakat, isteyen hepsini ister.
Sevdiğine sadık kalan adam kendinden vazgeçebilen adamdır.
Herkesin;
Bir umudu vardır,
Bir savaşı,
Bir kaybedişi,
Bir acısı,
Bir yalnızlığı,
Bir hüznü…
Çünkü herkesin bir gideni vardır.
İçinden bir türlü uğurlayamadığı..