Terakkiperver

Terakkiperver

Üye
31.03.2008
Uzman Çavuş
6.031
Hakkında

  • Evet, internetle kurulan evliliğin ömrü maalesef uzun olmuyor.Boşanma davaları aşırı derecede artmıştır.Bu gidişle sağlıklı nesil bulamayacağız gibi geliyor bana...
#07.12.2009 15:35 0 0 0
  • Bunların hepsini ümmet-i Muhammed işliyor.Geriye bir şey bırakmadılar ki.Gittikçe yozlaşıyoruz, dinden imandan haberimiz bile yok...Allah sonumuzu hayr eylesin..
#07.12.2009 15:31 0 0 0
  • Bzim dilimize;Osmanlıca, Arapça, Farsça, İngilizce, Fransızca, yunanca kelimeler girdiğine göre öz Türkçemizin ruhuna Fatiha okuyalım diyorum.Hele de bunun sokak Türçesi de girdi ya, güzel dilimiz evlere şenlik..30 sene sonra başka dilden konuşacağız da Türkçe konuştuğumuzu sanacağız. Vah yazık oldu dilimize...
    Bir milletin dili bozulursa arkası gelir.Artık tarihe karışmış oluruz.Tıpkı ABD'de ki kızılderililer gibi.Onların nesli büyük katiamlar gördüğü için bakınız ABD'nin öz milleti Kızılderililer ne alem de.Halen de horlanıyorlar.İşte acı gerçekler bunlardır.Öz Türkçemize sahip çıkmalıyız vesselam..
#07.12.2009 15:27 0 0 0
  • Kürt-Türk polemiği bu gidişle bitmeyecek galiba.Doğu'yu verin gitsin Kürtlere olsun bitsin bu iş.Kürdistan devletini de kursunlar.Bize de artık bir şey diyemesinler.

    İşin şaka tarafını söyledim.Şimdi gelelim asıl gerçeklere..

    Kürtler bilmiyorlar ki ta Çanakkale savaşından evvel planlanan Kürdistan devleti kurdurma eylemi Yunan ve İngilizlerden oluştuğunu..Kerkükve Musul İngilizlere verilecek Doğu'da bir özerk Kürt devleti kurulacaktı.Ama bu millet bunlara izin vermedi ama elimizden de Kerkük ve Musul alındı.Ege'de ki 12 adalar Yunanalılara bırakıldı.Şimdi Kürtlere soruyorum.

    Hadi diyelim ki Kürdistan devletini Doğu'da kurdunuz.Hani ekonomi, hani devlet başkanlığını yapacak kimse, hani tarım ve hayvancılık, hani ağır sanayiiniz, hani kurulacak ordunuz, silahınız..Daha çook eksikliğiniz var.Hem sonra sizi İngiliz, Ruslar, Ermeniler, yahudiler serbest mi bırakacağınızı sanıyorsunuz.Allah'a yemin ederim ki Doğu elden giderse bu saydığım gavurlar tarafından size büyük bir katliamlar yaparak Doğu'dan sürüleceksiniz.O zaman sizi kim kurtaracak?.Yine ,"ey Türkiye Cumhuriyeti yetişin yanıyoruz, ölüyoruz,biz ettik bari siz bizi kurtarın" diye yalvarmayacak mısınız?.

    Ey Kürt kardeşlerim.Bu PKK denilen terör örgütü bir maşa gibi kullanılıyor..

    Gün bugündür gelin hep beraber bu vatana sahip çıkalım.Yoksa yarınlar çok geç olur.Elin gavuru size acımaz, merhamet etmez.Bu kafayı atın artık.Türkler ve Kürtler birbirinin parçasıdır (PKK'lılar hariçtir).

    Birlik ve beraberlik içinde yaşamak varken nedir bu kavgalar sürtüşmeler.Bölünüp parçalanırsak artık belimizi doğrultamayız.Yol yakınken bu sevdadan vazgeçin artık!..
#07.12.2009 15:14 0 0 0
  • noimage

    İlanla namazlı niyazlı asker arıyor

    Adı son olarak Danıştay'ın kat sayı kararını kaldıran YÖK düzenlemesini iptal eden kararıyla gündeme gelen Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), cunta faaliyetlerinde bulunan subayları korumasına karşılık dindar subay ve astsubayları sözde 'irticai faaliyetlerde bulundukları' gerekçesiyle ordudan ihraç ederken, Hollanda'da geçtiğimiz ay gazetelerde yayınlanan bir ilan Batılı orduların dindar personele nasıl önem verdiğini ortaya koydu.


    DİNDARLARA KARŞI 'HOŞGÖRÜSÜZ'
    Başörtülü kadınların ordu evleri ve askeri birliklere girmesini yasaklayan, dindar personeli ordudan uzaklaştıran buna karşılık zina yapan personelini terfi ettiren TSK, bu uygulamalarıyla halkın kendisine olan güvenini kaybederken, Hollanda ordusunun yayınladığı bir ilan, gelişmiş ülke ordularının halkın güvenini kazanmak için kutsallara nasıl önem verdiğini bir kez daha ortaya koydu.

    KUTSALA SAYGI ORDUNUN GÖREVİ
    Metro gazetesine ilan veren Hollanda Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay'ı, ordunun dindar personelin her türlü ihtiyacını karşıladığını ve ibadetlerini yerine getirebilmesi için her türlü imkanı sağladığına dair ifadelerin yer alması dikkat çekti. Modern bir odada namaz kılan ordu personelinin fotoğrafının ye aldığı ilanda kendi evlerinde (orduda) farklı dinlerden insanların bir arada yaşamasını sağladıklarını ve kutsal olana saygı göstermenin ordunun görevi olduğu belirtiliyor.

    YARDIMCI OLMAK İÇİN İMAMLAR İSTİHDAM EDİLİYOR
    Özellikle Müslümanları hedef alan ilanda, ordunun personelinin dini ihtiyaçlarını karşılamak için 24 saat aktif olduğu belirtilerek, "İnsanlarımız, sadece beraber ve birlikte çalışmaz, aynı zamanda birlikte yaşarlar" ifadeleri yer aldı. "Ne kadar farklı ve çeşitli olurlarsa olsunlar, dini inançları ve hayat felsefeleri ne kadar ayrı olursa olsun, onlar için din adamları ve (İbadetlerinde yardımcı olmak için) özel yardımcılar çalışır" denilen ilanda, yemekhanede helal yemek çıkarıldığı da kaydedildi.

    DİNİ BAYRAMLARDA ORDUDA TÖRENLER
    Ordunun, personelin dini bayramlarına ve özel günlerine büyük önem verdiği ifade edilen ilanda, "Burada istediğiniz her şeyi organize edebilirsiniz. Bayram kutlamaları, dini törenler yapabilirsiniz. Önemli olan tek şey saygıdır. Biz buna kalbimizle inanıyoruz çünkü biz kutsala saygı göstermenin ordunun bir görevi olduğunu düşünüyoruz" denildi.

    TSK'NIN İŞİ YAŞ
    Hollanda ordusunun yayınladığı bu ilan, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin dindar subay ve astsubaylara bakışı konusunu bir kez daha gündeme getirdi. Batılı gelişmiş ülkeler ordu mensuplarının dini ihtiyaçlarını karşılamak için farklı dinlerden askerler için imamlar, rahipler ve hahamlar istihdam ederken, TSK her yıl düzenlenen YAŞ kararlarında gündeme gelen 'irticai subay ve astsubay' konusuyla gündeme geliyor.

    Mehmet Nedim Aslan/habervaktim.com
#07.12.2009 14:44 0 0 0
  • Kürtler PKK 'ya olan desteklerine son verdiklerinde Türk - Kürt kardeş olabilecektir.Bunun başka türlü yolu yoktur...
#07.12.2009 00:54 0 0 0
  • BELGE: 14

    "KÜRTLER'LE UZLAŞIN!"

    Mustafa Kemal'in, 15 Haziran 1919'da Diyarbakır Valiliği'ne gönderdiği telgraftan:
    "Bütün milletin, hayat ve bağımsızlığını kurtarmak için birleştiği şu önemli günlerde, bir yabancı devletin korumasına sığınarak düşük ve esir yaşamayı tercih eden her türlü ilkenin, ülkeyi parçalayarak her türlü derneğin kapatılması çok hayati ve gerekli bir görev olduğundan, Kürt Kulübü konusundaki uygulamanız tarafımızdan da uygun görülmüştür..
    .......
    Bu nedenle, Diyarbakır ve bağlı yörelerde Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak Derneklerinin oluşmasına ve kurulmasına yardım edilmesini önemli salık veririm. Ve özellikle Kürt Kulübünün üyeleriyle, bugünkü telgrafım kapsamında görüşerek uzlaşmak uygundur..."

    (Söylev, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Sayfa: 10)

    BELGE: 15

    "KÜRTLER'İ TEMSİL ETMİYORLAR"

    Mustafa Kemal'in Diyarbakır Valisi'ne gönderdiği yukarıdaki telgrafa karşılık, Erzurum'daki Kazım Karabekir Paşa'ya gönderdiği telgraftan:
    "Diyarbakır'da Kürt Kulübünün İngilizler'in kışkırtmasıyla, İngilizler'in koruyuculuğunda bir Kürdistan kurmak amacını izlediği anlaşıldığından kapattırılmıştır. Üyeleri hakkında soruşturma yapılıyor. Kürdistan'ın tanınmış beylerinden aldığım telgraflarda, dağıtılan bu Kürt Kulübü'nün hiçbir Kürt'ü temsil etmediği, birkaç kendini bilmezin girişimlerinin sonucu olduğu, ülke ve ulusun bütünüyle bağımsız ve özgür yaşaması uğrunda her türlü özveriye ve bu konuda emirlerinize hazır oldukları bildirilmektedir...
    ...Hükümetin (İstanbul) bayağı tutsak bir durumda olması, başkentin baskılı bir askeri işgal altında bulunması dolayısıyla ulusun kurtuluşunun, yine ulus ordusuyla gerçekleşeceği sizcede bilinmektedir. Bu nedenle, ben Kürtler'i daha ötesi bir öz kardeş olarak, bütün ulusu bir nokta çerçevesinde birleştirmek ve bunu dünyaya Müdafaa-i Hukuk dernekleri aracılığıyla göstermek karar ve çabasındayım..."

    (Söylev, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Sayfa: 49)

    BELGE: 16

    "EZİCİ COĞUNLUK TÜRK VE KÜRT"

    Mustafa Kemal'in, Edirne'deki 12. Kolordu Komutanı Mehmet Selahattin Bey'e gönderdiği bir mesajdan:
    "Ezici çoğunluğu Türk ve Kürt olan bu illerden bir karış bile verilemez..."

    (Söylev, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Cilt:1 Sayfa: 72)

    BELGE: 17

    "BEDİRHANLAR VE MALATYA OLAYI"

    "Bay Novel adında bir İngiliz Binbaşı, Bedirhanlar'dan Kamuran, Celadet ve Cemil Beylerle ve yanında 15 kadar Kürt atlısıyla Malatya'ya gelmiş ve kendilerini Mutasarrıf Bedirhanlı Halil Bey karşılamıştır. Harput (Elazığ) Valisi de, bir posta hırsızını izliyor görünerek otomobille Malatya'ya gelmiştir. Bu amaçla bunlara Adıyaman'daki birlik de verilmiştir.
    Amaçlarını, Kürdistan kurmaya söz vererek Kürtler'i, işlerimizi bozmaya ve bizi öldürtmeye yollamak olduğu anlaşılmış ve karşı önlemlere başvurulmuştur. Bu arada Vali ve ötekileri yakalatmak istiyoruz. Malatya Mutasarrıfı da Kürt aşiretlerini Malatya'ya çağırmıştır. Bunun üzerine 13. Kolordu işe girişti. Gereken önlemler alınmıştır. Yarın akşam Harput'tan gönderilen bir birlik, ortalığı karıştıranları tepeleyecektir..."

    (Nutuk)

    BELGE: 18

    "DİN VE ULUSUNU SATMIŞ KÜRTLER!"

    Mustafa Kemal'in, Erzincan'ın Kemah ilçesinde yaşayan ve Kürt aşiretlere yakınlığıyla bilinen eski Milletvekili Halet Bey'e, Sivas'tan, 9 Eylül 1919 günü gönderdiği mesajdan:
    "...İngiliz korumasında bağımsız bir Kürdistan kurulması amacıyla propağanda yapmakta olan İngiliz Binbaşılarından Mr. Novel'in, din ve ulusunu satmış Kürt Beylerinden Ekrem, Kamran, Ali, Celadet'le birlikte Malatya'ya geldiği ve İstanbul hükümetini tutan, açıkçası ulus ve yurt haini olan Elazığ Valisinin de bunlara katıldığı ve Bedirhanilerden Malatya Mutasarrıfı Halil Beyle birlikte sözde postayı soyan hırsızları izlemek gibi uydurma bir gerekçeyle silahlı Kürtleri toplamaya giriştikleri öğrenildi.

    Şöyle ki, Kürtler'in kutsal halifelik makamına ve ülkeye olan bağlılık ve ayrılmazlıklarını göstermek üzere bazı ağaların birtakım Kürt kuvvetiyle birlikte Malatya'ya doğru yola çıkıp, padişah ve ulusa karşı İngilizler'le işbirliği yapmak hainliğine kalkışan ve yörenin temiz yürekli Kürtler'ini toplayarak onların askerlerce boş yere öldürülmelerine ve padişaha, ulusa başkaldırmış duruma sokulmalarına neden olan vatan hainlerinin alçaklıklarını sözünü ettiğim Kürtler'e en çabuk yoldan bildirip, çağrıya uymalarının sağlanmasına çaba göstermelerini önemle bekler. Olanak varsa bu işe hemen girişilerek sonucun hemen bildirilmesini dileriz..."

    (Rauf Orbay'ın Hatıraları, YakınTarihimiz Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 30, Belge no: 1113)
#07.12.2009 00:50 0 0 0
  • BELGE: 8

    "KÜRDİSTAN'DA BULUNMAKTAN KIVANÇ DUYDUM!"

    Mustafa Kemal'in, Adana'dan, 24 Mart 1919 günü, kendisi ve arkadaşlarıyla ilgili olarak ortaya atılan bir iddiaya karşılık, İstanbul'a Savaş İşleri Bakanlığı'na gönderdiği mektuptan:

    "Arkadaşlarımın bu alçakça suçlamaya karşı ne diyeceklerini bilemem. Yalnız kendi adıma açıklıyorum ki; Benim Anafartalar'da, Kürdistan'da, Suriye'de, başlarında bulunmaktan kıvançz duyduğum kahraman ordular, haydutların değil, Osmanlı ulusunun namuslu çocuklarından kurulmuştur.."

    (Öyküleriyle Atatürk'ün Özel Mektupları, Sadi Borak, Çağdaş Yayınları, İstanbul, 1980, Sayfa: 139)

    BELGE: 9

    "AYRILIKÇI KÜRTLER KAZANILDI!"

    Mustafa Kemal'in, Amasya'dan, 22 Haziran 1919 günü, Sivas Valisi Reşit Paşa'ya çektiği telgrafın ikinci parağrafı:

    "Devletin bütünleşmesinin önem kazandığı bir sırada İngiliz propağandasının etkisinde ortaya çıkan ve Kürdistan'ın bağımsızlığını isteyenler, görüşmeler yoluyla kazanılarak Halifelik ve Saltanat çevresindeki ortak amacımıza getirildi. Çok şükür hata anlaşılarak aramıza dönmüşler ve kongreye (Sivas) çağrılmışlardır. Bu ulusal ve yaşamsal sorun için sizin gibi yurtsever, sözünü bilir düşünürlere düşen özveri, özellikle çok büyüktür.."

    (Tarih Vesikaları Dergisi, Ankara, 1949, Sayı: 15, Sayfa: 162)

    BELGE: 10

    "BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN İSTEYENLERLE GÖRÜŞÜLDÜ"

    Mustafa Kemal'in, 3. Ordu Müfettişi ünvanıyla, İstanbul'a, başta Halide Edip Adıvar, Senato Başkanı Ahmet Rıza Bey ve eski Başbakan Ahmet İzzet Paşa'nın da bulunduğu çok sayıda aydın ve polotikacıya gönderdiği mesajdan:

    "...Bu düşünceme siz de katılıyorsunuzdur, herhalde. Anlattığım durum, bugün genel bir kongrenin acele olarak taplanmasını gerektirmektedir. Bu çağrı her yere ulaştırılmıştır. Devletin parçalanmasının sözkonusu olduğu bir sırada, İngilizler'in propağandasıyla ortaya çıkan ve Kürdistan'ın bağımsızlığını isteyenler gibi akımlar da, karşılıklı görüşmelerle, bu düşüncenin savunucuları, halifelik ve saltanat çevresindeki ortak amacımıza çekilerek durdurulmuş ve kongreye çağrılmışlardır.."

    (Milli Mücadele, Sebahattin Selek, Cilt: 1, Sayfa: 324)

    BELGE: 11

    "OSMANLI ÜLKESİNİN PARÇALARI"

    11 Eylül 1919 günü yayınlanan Sivas Kongresi Bildirgesi'nin 1. Maddesi:
    "1- Yüce Osmanlı devletiyle anlaşık devletler arasında yapılan antlaşmanın imzalandığı 30 Ekim 1918 günündeki sınırlarımız içinde kalan ve her yerde ezici çoğunluğu Müslüman olan Osmanlı ülkesinin parçaları (ki, bu parçalar bir sonraki belgede, yani Amasya Protokolü'nün ilk maddesinde -Osmanlı toprağı, Türkler ve Kürtler'in yaşadığı topraklardır.- diye açıklanıyor.) birbirlerinden ve Osmanlı bütünlüğünden hiçbir nedenle koparılamaz bir bütün oluşturur. Bu parçalarda yaşayan bütün Müslümanlar; birbirlerine karşı, karşılıklı saygı ve özveri duygularıyla dolu, etnik ve sosyal haklarıyla, bulundukları yöne koşullarına bütünüyle bağlı öz kardeştirler..."

    Sivas Kongresi, Vehbi Cem Aşkın, Ankara, 1963, Sayfa: 158

    BELGE: 12

    "TÜRK VE KÜRTLERİN OTURDUKLARI YERLER"

    Amasya Protokolü Tutanağı'nın 1. Maddesi aynen şu cümlelerle başlıyor:
    "Bildirgenin 1. Maddesinde Osmanlı devletinin düşünülen ve kabul edilen sınırları, Türk ve Kürtler'in oturdukları yerleri kapsadığı ve Kürtler'in Osmanlı topluluğundan ayrılmasının olanaksızlığı belirtildikten sonra, bu sınırın en az bir istek olmak üzere elde edilmesinin sağlanması gereği ortaklaşa kabul edildi.Bununla birlikte yabancılar tarafından, görünüşte Kürtler'in bağımsızlığı amacı altında uydurulan yalanların önüne geçmek için de, bu durumun Kürtlerce şimdiden bilinmesi uygun görüldü..."

    (1-Yurt Ansiklopedisi, Cilt: 1, Amasya maddesi.
    2-Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı Yazışmaları, Mustafa Onar, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1995, Cilt: 1, Sayfa: 268, Belge no: 348)

    BELGE: 13

    "KÜRDİSTAN'L A İLGİLENMEK GEREKİYOR"

    9. Ordu Birlikleri Müfettişi Mustafa Kemal, Havza'dan, 29 Mayıs 1919 günü Genelkurmay Başkanlığı'na çektiği telgraf:

    "Bağımsız Kürdistan görüşünü savunan, Diyarbakır'daki Kürt Kulübü ile hükümet yandaşı olan öteki kulüpler arasındaki çelişkinin arttığını araştırmalarımdan öğrendim. Kürtler'e ve Kürdistan üzerinde etkili, savaş sırasında yakınlık ve sevgilerini çok iyi kazandığım Kürt ileri gelenlerinden bazılarına doğrudan, bazılarına Kolordu aracılığıyla telgraflar çekerek, devletin gerçek durumunu ve kendilerince alınması gereken önlemler için gereği kadar bilgi vererek, etkili öğütlerde bulundum.

    Son günlerde edindiğim bazı bilgilere göre, Kürdistan bölgesiyle de ilgilenmek gerekiyor, Bunun için bağımsız Kürdistan olmak üzere, İngilizlerce de desteklenen hangi bölgelerdir ve ileride çok...(bu cümlenin sonu okunamıyor.) Yine İngilizlerce kışkırtılan bölgeler hangileridir? Bu konuda yüksek Başkanlığınızdaki bilgilerin bildirilmesi için emirlerinizi dilerim..."

    (Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 4)
#07.12.2009 00:46 0 0 0
  • BELGE: 5

    "KÜRTLER, TÜRKLERLE BİRLEŞTİ"

    Mustafa Kemal'in, "NUTUK" adlı eserinin, "Samsun'a Çıktığım Gün Genel Durum ve Görünüş" başlıklı bölümünden:
    "Anadolu halkı, baştan aşağı bölünmez bir bütün haline getirildi. Bütün kararları, bütün komutanlar ve arkadaşlarımızla birlikte alınıyor. Vali ve mutasarrıfların hemen hepsi bizden yanadır. Anadolu'daki ulusal örgütler ilçe ve bucaklara kadar yayıldı. İngiliz koruması altında bir bağımsız Kürdistan kurulmasıyla ilgili propağanda ortadan kaldırıldı ve bu amacı güdenler yola getirildi. Kürtler Türkler ile birleşti..."

    (Nutuk, Türk Dil Kurumu, Ankara, 1976, Sayfa: 15)

    BELGE: 6

    "KÜRDİSTAN'I AYAKLANDIRIYORLAR!"

    Mustafa Kemal'in, Nutuk adlı eserinde yer alan ve 6. Kolordu Komutanı'nın, Padişah'a gönderdiği mektuptan söz ettiği bölümden:
    "...komutanlar, mektupta hükümetin savaş yoluna gidep kongreyi basarak Müslümanlar arasında kan dökmeye kalkıştığı ve Kürdistan'ı ayaklandırarak, yurdu parçalatma planını da para karşılığında yüklenmiş olduğu belgelerle anlaşıldığından, hükümetin bu işte kullandığı adamların bozguna uğrayarak kaçmak zorunda bırakıldıklarından söz ediyorlar..."

    (Nutuk, İnkılap Yayınevi, Ankara,1966, Sayfa: 100)

    BELGE: 7

    "KÜRDİSTAN'A OTONOM YÖNETİM!"

    Altında "Büyük Millet Meclisi ve Mustafa Kemal" imzası bulunan ve El-Cezire KomutanıTuğgeneral Nehat Paşa'ya gönderilen masaj:
    "Kişiye Özel.

    El-Cezire Cephesi Komutanı Tuğgeneral Nihat Paşa Hazretlerine,

    1-Aşamalı olarak, bütün ülkede ve geniş ölçekte doğrudan doğruya halk gruplarının ilgili ve etkili olduğu bir biçimde yerel yönetimlerin oluşturulması iç politikamızın gereğidir. Kürtlerle dolu bölgede ise, hem iç politikamız ve hem de dış politikamız açısından ölçülü yerel bir yönetim kurulmasını savunmaktayız.

    2-Ulusların kendilerini yönetmeleri yetkisi bütün dünyada benimsenmiş bir ilkedir. Biz de bu ilkeyi benimsiyoruz. Kürtler'in bu döneme kadar yerel yönetime ilişkin örgütlerinikurmuş ve başkanları ile yetkilerini bu amaç için bizce kazanılmış olması ve oyladıklarında kendi kaderlerine gerçekten sahip oldukları BMM (Büyük Millet Meclisi) buyruğunda yaşam istekleri yayınlanmalıdır. Kürdistan'daki bütün çalışmaların bu amaca dayalı politikaya yöneltilmesi El-Cezire Cehpesi Komutanlığı'nın görevidir.

    3-Kürdistan'da Kürtler'in Fransızlar ve özellikle Irak sınırında İngilizler'e karşı düşmanlığını silahlı çarpışmayla durdurulamaz bir düzeye vardırmak ve yabancılarla Kürtler'in birleşmesini engellemek aşamalı olarak yerel yönetimler kurulmasının zeminini hazırlamak ve bu yolla yürekten bize bağlılıklarını sağlamak Kürt yöneticilerinin sivil ve askerlik görevleriyle görevlendirilerek bize bağlılıklarını pekiştirmek gibi genel yollar benimsenmiştir.

    4-Kürdistan'ın iç politikası El-Cezire Cephesi Komutanlığı'nca belirlenecek ve yönetilecektir. Cephe Komutanlığı bu konuda Büyük Millet Meclisi Başkanlığıyla yazışmalar yapar. İller tarafından izlenecek yolu düzenleyip uyumu sağlayacağı için sivil yöneticilerin de bu konuda bağlı oldukları yer, Cephe Komutanlığı'dır.

    5-El-Cezire Cephe Komutanlığı yönetim, adalet ve maliye (parasal) konularda değişiklik ve düzenlemeye gerek gördükçe, bunun uygulanmasını hükümete önerir.
    BMM Başkanı
    Mustafa Kemal."

    (TBMM.Gizli Celse Zabıtları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1985, Cilt: 3, Sayfa: 550)
#07.12.2009 00:43 0 0 0
  • Atatürk'ün Kürt'ler İle İlgili Görüşleri ...

    maxicep.com


    BELGE :1
    Atatürk'ün Kürt'ler İle İlgili Görüşleri ...
    "İKİ HALKI ÇARPIŞTIRAN HAİNDİR!"

    Mustafa Kemal'in, 17 Eylül 1919 günü, İstanbul'daki Senato Üyesi Fuat Paşa'ya gönderdiği mektuptan:"...Bu Başbakan'ın (Damat Ferit) cinayetlerine ortak olan İçişleri ve Savaş İşleri Bakanları da ulusun sesini boğmak, yasal bir toplantısını (Sivas Kongresi) tanımamak, Kürt'ü Türk'ü birbirine düşürerek, Müslümanlar arasında çarpışmalara neden olmak gibi haince girişimlerde bulunuyor..."

    (Atatürk'ün Özel Arşivi'nden Seçmeler, Kültür Bakanlığı Yayını, Sayfa: 71)

    BELGE:2

    "KÜRT,TÜRK KARDEŞİNDEN AYRILMAYACAK"

    Mustafa Kemal'in, 3. Ordu Müfettişi olarak Amasya'dan, Erzurum'daki Kazım Karabekir Paşa'ya gönderdiği, 24 Haziran 1919 tarihli mesajın ilk maddesi:
    "1- Mr.Novil adındaki bir İngiliz Yüzbaşısı, Urfa'dan Siverek yoluyla Viranşehir'e giderek, Milli aşiretlerinin ileri gelenleriyle görüşmüş ve Urfa'ya dönmüş. Osmanlı hükümeti için çok kötü propağandalar yapmış. Ancak aşiret reislerinden aldığı kesin cevaplara sevinmemiştir. Kürtler, Türk kardeşlerinden kesinlikle ayrılmayacaklarını, bu uğurda son kişilerine varıncaya kadar ölüme hazır olduklarını söylemişler. Ayrıca İngilizler'in kendilerine vermek istediği önemli miktardaki parayı almayarak namus ve yurtseverliklerini göstermişlerdir..."

    (Atatürk'ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, Nimet Arsan, Sayfa: 43)

    BELGE:3

    "KÜRTLER OYUNUN FARKINA VARDI"

    Mustafa Kemal'in, Sivas'tan 24 Eylül 1919 günü, Amerika Birleşik Devletleri İnceleme Kurulu Başkanı General Harbord'a gönderdiği ayrıntılı rapordan:
    "İmparatorluğu bölmek ve Türkler ile Kürtler arasında bir kardeş savaşı çıkarmak ve bağımsız bir Kürdistan kurma planlarına ortak etmek üzere Kürtler'i kışkırttılar. İleri sürdükleri tez, İmparatorluğun nasıl olsa dağılacağıdır. Bu düşüncelerini gerçekleştirmek için büyük paralar harcadılar. Her türlü casusluğa başvurdular. Noil adında bir İngiliz subayı, uzun süre Diyarbakır'da bu yolda çaba gösterdi ve her türlü yalan ve aldatmaya başvurdu. Ama bizim Kürt yurttaşlarımız düzenlenen oyunun farkına vararak, O'nu ve yüreklerini para ile satan bir grup haini bölgeden kovdular..."

    (Atatürk'ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, Nimet Arsan, Sayfa: 74-84)

    BELGE: 4

    "TÜRK,KÜRT,ÇERKES KARDEŞİZ"

    Mustafa Kemal'in, Ankara'dan, Çerkes Ethem'in ağabeyi Reşit Bey'e gönderdiği 7 Ocak 1920 tarihli telgrafından:
    , "konu dışı olarak, şunu da belirteyim ki, Anzavur'un alçaklığı, kendisine ve kışkırtıcı olan İngilizler ile ayakçılarına yöneliktir.Bu din ve devletin sağlam bir uyruğu olan Çerkez kardeşlerimiz, hepimizin övdüğümüz baştacımızdır. Asıl, bugün düşmanlarla çevrili Türk, Kürt, Çerkez ve diğer din kardeşlerimizin elele vermesi, sarsılmaz bir bütün oluşturmaları, namus ve yaşamımızı kurtarmak için bir zorunluluktur..."

    (Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 34, Belge no: 849 )
#07.12.2009 00:38 0 0 0
  • Devlet Türkten başka millet tanımaz

    Atatürk döneminde alınan tedbirler elbette İskan Kanunu ile sınırlı tutulamaz. Atatürk ve dönemi başından itibaren Türklük üzerine Cumhuriyet'in edilmesine sahne olmuştur:

    1- Daha 1922 yılında Büyük Taarruz'dan sonra millete beyanname yayınlayan Başkomutan Mustafa Kemal burada, "Kurtuluş Savaşı'nı birlikte veren Türklerle Kürtlere" değil, "Büyük asil Türk milletine" seslenir!

    2- 1924 Anayasası Encümeni, Türkiye'deki millet meselesini şu şekilde formüle eder: "Devlet Türkten başka millet tanımaz. Memleket dahilinde hukuku müsaviyeyi haiz başka ırktan gelme kimseler bulunduğundan, bunların ırki ayrılıklarını ayrı bir milliyet olarak tanımak caiz değildir."

    3- Atatürk 1926 yılında kendisini Türk milliyetçisi olarak tanımlar: "Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin mesnedi Türk camiasıdır. Bu camianın efradı ne kadar Türk harsıyle meşbu olursa o camiaya istinat eden cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur"

    4- Aynı şekilde Başbakan İnönü, 1925 yılında şunları söyler: "Biz açıkça milliyetçiyiz ve milliyetçilik bizim yegane birlik unsurumuzdur. Türk ekseriyetinde diğer unsurların hiçbir nüfuzu yoktur. Vazifemiz Türk vatanı içinde Türk olmıyanları behemehal Türk yapmaktır. Türkleri ve Türklüğe muhalefet edecek anasırı kesip atacağız."

    5- Bugün kimileri tarafından Kemalizmin ideoloğu olarak lanse edilen Atatürk'ün Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt "Türk'ün en kötüsü Türk olmayanın en iyisinden iyidir. Geçmişte Osmanlı İmparatorluğu'nun bahtsızlığı ekseriya mukadderatını Türklerden başkasının idare etmiş olmasıdır." der!

    6- Başbakanlık'ın 1925 tarihli kararnamesine göre Kürtlüğe asimile olma tehdidi altında bulunan Malatya, Elaziz, Diyarbekir, Bitlis, Van, Muş, Urfa, Ergani, Hozat, Erciş, Adilcivaz, Ahlat, Palu, Çarsancak, Çemişkezik, Ovacık, Hısnı Mansur, Behisni, Arga, Hekimhan, Birecik ve Çermik vilayetleri ve kaza merkezlerinde, hükümet ve belediye dairelerinde ve diğer idari şubelerde, okullarda, çarşı ve pazarlarda Türkçeden başka dil kullananların hükümet ve belediye emirlerine karşı gelmek suçundan cezalandırılması kararı alınmıştır!

    7- 1928 yılında "Vatandaş Türkçe konuş!" kampanyası başlatılmıştır. Atatürk de " Türk milletindenim diyen insan, herşeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz" demiştir.

    8- Atatürk Medeni Bilgiler kitabında şu uyarıyı yapar: Bugünkü Türk milleti siyasi ve içtimai camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkeslik fikri ve hatta lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve milletdaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdad devirleri mahsulü olan bu yanlış tevsimler, birkaç düşman aleti, mürteci beyinsizden maada hiçbir millet ferdi üzerinde teellümden başka bir tesir hasıl edememiştir"

    Görüldüğü üzere Atatürk ve Cumhuriyet'te, Kürtçülerin işine yarayacak bir malzeme yoktur. O nedenle mürteci beyinsizlerin, hertürlü Türk kılığındaki hain o pis ellerini Atatürk'ten ve Cumhuriyet'ten çeksinler.
#07.12.2009 00:15 0 0 0
  • Kürtler mahalle kuramaz

    Burada bizim Kürt istilası olarak ortaya koyduğumuz, Kürtlerin Batıya yerleşerek oralara da kendi aşiret ve köy kültürlerini taşıyarak Türkleri asimile etmeleri olgusu üzerinde de durmak gerekir. İskan Kanunu'nun 11. maddesi böylesi bir tehlikeyi görmüş ve buna karşı şu tedbiri getirmiştir:

    Madde 11- A- Ana dili Türkçe olmıyanlardan toplu olmak üzere yeniden köy ve mahalle, işçi ve sanatçı kümesi kurulması veya bu gibi kimselerin bir köyü, bir mahalleyi, bir işi veya bir sanatı kendi soydaşlarına inhisar ettirmeleri yasaktır.

    B- Türk kültürüne bağlı olmıyanlar veya Türk kültürüne bağlı olup da Türkçeden başka dil konuşanlar hakkında harsi, askeri, siyasi, içtimai ve inzibati sebeplerle, İcra Vekilleri Heyeti Kararıle, Dahiliye Vekili lüzumlu görülen tedbirleri almağa mecburdur. Toptan olmamak şartıle başka yerlere nakil ve vatandaşlıktan iskat etmek de bu tedbirler içirndedir.

    C- Kasabalarda ve şehirlerde yerleşen ecnebilerin tutarı belediye sınırları içindeki bütün nüfus tutarının yüzde onunu geçemez ve ayrı mahalle kuramazlar.

    Görüldüğü gibi Atatürk döneminde çıkarılan İskan Kanunu ile Kürtlerin mahalle ve köy kurmaları yasaklanmıştır!

    Türklerin Kürtleşmesi

    İskan Kanunu'nun Türklerin kendi milli kimliklerini unutmasına karşı, güncel olarak söylersek Kürtleşmesine karşı da bir tedbir olduğu ortadadır. Meclis'te Kanun görüşmeleri sırasında Samsun mebusu Ruşeni Bey şunları söyler:

    "Son üç dört asır zarfında saltanatın yarattığı hastalık maalesef Türk kanına yerleşmiş ve Türk yabancı Müslüman soyları arasında kaldıkça Türklüğünü unutarak o soylara karışmağa müstenit olmuştur. Bugün Mısır'da, Filistin'de, Suriye'de, şurada burada Araplaşan Türkler yüzbinlerle baliğ olmaktadır. Halbuki tabiatta her zihayatın bir miğdesi vardır. Miğde mutlak canlı şeyler yemekle yaşar. Yani yaşayan yaşayanı yiyerek yaşar. Ferdin miğdesi olduğu gibi milletlerin de miğdesi vardır, o da insanları ve kümeleri yiyerek yaşar

    " Şimdi bir de dini ve dili ayrı olan soyları ele alalım. İmparatorluk devrinde düşmanlardan gördükleri yardımlarla, aldıkları imtiyazlarla öyle bir noktaya varmışlardı ki, her doğan çocuk Türk düşmanı olarak doğmuş, Türk yurduna zarar vermek üzere büyümüştür. Bunlar yavaş yavaş kendi kültürleri, kendi ülküleri, kendi servetleri ve kendi yaşayışları ile Türk'e karışmamak için o kadar ileri gittiler ki, kendilerinin bile olmıyan dilleri benimsemişler, onu konuşarak bizden ayrılmışlardır"

    Dahiliye Vekili Şükrü Kaya da bu duruma değinerek İskan Kanunu ile birlikte aynı zamanda dil davasının da halledileceğini belirtir.
#07.12.2009 00:11 0 0 0
  • Soyadı Kanunu

    İskan Kanunu, yukarıda gerekçesinde de açıkça belirtildiği gibi dönemsel, isyan üzerine çıkarılmış bir kanun değildir. 1925 yılından başlayarak 1926, 1927, 1929, 1933, 1934 ve 1935 tarihlerinde toplam 11 adet iskan kanunu çıkarılmıştır.

    İlk İskan Kanunu'nun Şeyh Sait İsyanı ve Mustafa Kemal'e yönelik İzmir Suikasti'nin hemen ardından çıkarılmış olması da dikkate değerdir. Çünkü Cumhuriyet'e muhalefet edenler, aşiretlere yaslanmaktadır. Bu aşiretlerle mücadele ise ancak iskan kanunları ile mümkündür.

    Aşiretlerle mücadele ile birlikte çıkarılan Soyadı Kanunu da doğru bir yere oturtulmalıdır. Soyadı Kanunu, isyanları önlemek için isyan bölgesinde ikamet edenlerin nüfusa kayıt yaptırmalarını sağlamak, onları aşiret yapısından kurtarmak için çıkarılmıştır.

    İskan Kanunu ile aynı yıl çıkarılan Soyadı Kanunu ile birlikte bir de Bakanlar Kurulu tarafından Soyadı Nizamnamesi yayınlanacaktır. Bu nizamnameye göre, Arnavutluk, Çerkeslik, Kürtlük gibi başka milletlere delalet eden soyadları alınamayacaktır. Soyadlarında ek olarak "yan, of, ef, viç, iç, is, dil, pulos, aki, zade, mahdumu, veled ve bin" gibi takılar da kullanılamayacaktır. Soyadları mutlaka Türkçe olacaktı.

    Üç bölgeye ayrılan Türkiye

    İskan Kanunu'nun en önemli özelliği Türkiye'de tek bir Türk nüfusu yaratmak için Türkiye'nin üç mıntıkaya bölünmesidir. TÜRKSOLU'nun yayınladığı Kürt istilası haritalarından rahatsız olanlar, Atatürk döneminde çıkan bu İskan Kanunu'nda da aynı haritaların kullanıldığını unutmuş olabilirler. Onlar için bu maddeleri burada bir kez daha verelim:

    Madde 1- Türkiye'de Türk kültürüne bağlılık dolayısıyla nüfus oturuş ve yayılışının, bu kanuna uygun olarak İcra Vekillerince yapılacak programa göre düzeltilmesi Dahiliye Vekilliğine verilmiştir.

    Madde 2- Dahiliye Vekilliğince yapılıp İcra heyetince tasdik olunacak haritaya göre Türkiye iskan bakımından üç nevi mıntıkaya ayrılır.

    1 numaralı mıntıkalar: Türk kültürlü nüfusun tekasüfü istenilen yerlerdir.

    2 numaralı mıntıkalar: Türk kültürüne temsili istenilen nüfusun nakil ve iskanına ayrılan yerlerdir.

    3 numaralı mıntıkalar: Yer, sıhhat, iktisat, kültür, siyaset, askerlik, inzibat sebepleriyle boşaltılması istenilen ve iskan ve ikamet yasak edilen yerlerdir.

    Yukarıda yazılan iskan mıntıkalarının tesdikli haritasında, zamanla ortaya çıkacak ihtiyaca göre değişiklikler yapılması Dahiliye Vekilliği'nin teklifi üzerine İcra Vekilleri Heyeti kararına bağlıdır."

    Görüldüğü üzere devlet Kürtçülükle mücadele için bir nüfus planlaması yapacaktır. Burada iki tür önlem vardır, birincisi aşiretlerin dağıtılması ile birlikte Kürtlerin, Türk bölgeler içine serpiştirilerek Türk kültürü içinde eritilmesi, ikincisi ise Türk kültürlülerin ve Türk muhacirlerin, Kürtlerin yoğun olduğu bölgelere iskanı ile buralarda da Türk kültürünün geliştirilmesi.
#07.12.2009 00:09 0 0 0
  • Aşiretlerin Dağıtılması ve Toprak Devrimi

    İskan Kanunu, Atatürk'ün Altı Ok programının çok önemli halkasıdır. İskan Kanununun aşiretleri kaldıran kararı aşiret düzenine karşı ulusçuluk tedbiri, aşiretlerin dağıtılması ile birlikte çıkarılan Köylüyü Topraklandırma Kanunu ise halkçılığın önemli bir uygulamasıdır.

    Atatürk başta olmak üzere Cumhuriyet yöneticileri Kürtçülüğün, aşiret düzeninde yaşayan bir toplumsal sistemden güç aldığını görüyorlardı. Bu sistemde, topraksız köylü, şeyhin, ağanın esiri idi. Devlet iktidarına karşı bu kırsal alanda ağanın, şeyhin egemenliği söz konusuydu. Devlet kendisine rakip olan bu iktidara göz yumarsa devlet içinde devlet kurulmuş olacaktı. Kürtçülük zaten tam da bu nedenle gelişmişti. Güçsüz Osmanlı padişahları, gerek İran'la gerekse Ermenilerle mücadelede Kürt aşiretlerine destek olmuş, onlara otorite vermişti. Böylelikle Kürt aşiretleri Osmalı karşısında bir güç olmuşlardı. Cumhuriyet'in kurulması ile birlikte varlığı tehlikeye düşen aşiretler, bu konumlarını korumak için gerek Hilafetçiliğe gerekse Kürtçülüğe başvurarak halkı Cumhuriyet devletine karşı ayaklandırıyordu.

    O halde Kürtçülükle mücadelenin en önemli tedbiri aşiret yapısının dağıtılması olabilirdi. Ancak bunun için de aşiret egemenliğinden kurtarılacak köylüye toprak dağıtmak gerekirdi. bu ise bir toprak reformunu gerekli kılıyordu. İşte İskan Kanunu bu iki noktada da gereken yasal yolu açtı.

    Kanunun 10. maddesi şöyleydi:

    "Kanun aşirete hükmi şahsiyet tanımaz. Bu hususta herhangi bir hüküm, vesika ve ilama müstenit olsa da tanınmış haklar kaldırılmıştır. Aşiret reisliği, beyliği, ağalığı, şeyhliği ve bunların herhangi bir vesikaya veya görgü ve göreneğe müstenit her türlü teşkilat ve taazzuvları kaldırılmıştır.

    "Bu kanunun neşrinden önce herhangi bir hüküm veya vesika ile veya örf ve adetle aşiretlerin şahsiyetlerine veya onlara izafetle reis, bey, ağa ve şeyhlerine ait olarak tanınmış, kayıtsız şartsız bütün gayrımenkuller devlete geçer."

    İskan Kanunu'nun anılan maddeleri TİP tarafından yayınlanan Sosyal Adalet dergisinde toprak devriminin bir aşaması olarak desteklenmiştir.

    Ancak aşiretlerle mücadele alanında önemli bir adım da 27 Mayıs Devrimi'nden sonra atılmıştır. 19 Kasım 1960 tarihinde 2510 sayılı İskan Kanunu'na ek 105. madde eklenmiştir. Bu ek madde uyarınca 55 ağa sürgüne gönderilmiş, toprakları ise köylüye dağıtılmıştır.
#07.12.2009 00:08 0 0 0
  • Görüldüğü üzere İskan Kanunu, tek bir Türklük yaratmak için çıkarılan bir kanundur. Bunun için tek bir Türk kültürü oluşturulması gerekmektedir. Ve en önemlisi de Türkiye Cumhuriyeti kanunlarından yararlananların kendilerini Türklükten bağımsız görmelerini Cumhuriyet idaresinin kabul etmeyeceğidir. Bugünkü tartışmalarla paralel bir biçimde, o günlerde de, bu ülkenin bayrağına, diline tabi olmayıp bu ülke kanunlarının sağladığı haklardan yararlananlar vardı. İşte bu kanundan sonra artık bunlara müsamaha edilmeyecekti!

    Ve dahası bugün Atatürk'e maledilmeye çalışılan Türk-Kürt kardeşliğinin tam tersine, İskan Kanunu açıkça şunu söylemektedir:

    "Yalnız 1876 yılından sonrakileri ele alırsak, yok olan Osmanlı İmparatorluğu'nda gelip yerleşen değişik dilli ve değişik kültürlü olanlar inanda yerli Türkle birleşik iken bile bunları ayırt edilmeyecek gibi Türk kültüründe yoğrulduklarını söyleyemeyiz. Bunu Türk kültürünün yetiştirici, yükseltici ve yerleştirici gücünün düşüklüğüne veremeyiz. Bu gelenleri Türk kendi topluluğu içine almış iken ve hemen pek çoğu da Türk dilini konuşurken bile Türk kültürünü, Türk duygusunu bilimli olarak taşımaktan sekmişlerdir. İşte bunun içindir ki geçmişte denenmiş olanı bir daha denemek gibi zararlı bir işe girişmekten ise bunu kökünden kesip atmayı isteyen bu madde ile Devlet bu gibi yurda gelenleri ta Türk kültürü içinde eyice eriyip büyük Türklük içinde hamur oluncaya kadar gözü önünde tutmak istemiştir."
#07.12.2009 00:07 0 0 0
  • Türklük içinde hamur oluncaya kadar eritmek

    Kabul edilen İskan Kanunu'nda ise bu gerekçeye uygun olarak çok önemli noktalara temas edilmiştir. Yedinci sayfada şöyle ifade edilmektedir:

    "Yapmacık Osmanlı topluluğunun bir gün için Türk'e veremediği geniş soluk almayı, Türkiye Cumhuriyeti kendisi için en yüksek, en değerli en büyük amaç yapmıştır Osmanlı İmparatorluğu Türk'ü başka soylar kazancına çalıştırarak onu yükseltmeyi kendisine ve yaşatmak istediği gemsiz buyrukçuluğuna nasıl bir çürük temel edinmiş ise Türkiye Cumhuriyeti de bütün olgunluğunu Türk varlığından alarak onun dışında hiçbir şey görmemek üzere öz benliğini milletine dayamakla yükselmektedir. Bunun içindir ki Osmanlı İmparatorluğu, değişik ve çetrefil dil söyleyenlerin içinde çalışkan içi dışı ayrı kalmış kümeler kılığındaki insan kalabalıklarının birbirini anlamamaları ve anlaşamamalarında nasıl kendi eğri yaşayışını korumak istiyor idiyse, Türkiye Cumhuriyeti de ancak gönül ve kafa birliği ile dil birliğini göz önüne alarak bir soyun tek çocuğu saydığı Türklüğün iç ve dış güçlerini biletip yükselterek herşeyi ancak bu büyük Türke bağlamayı kendisine ülkü ve amaç yapmıştır.

    " Yalnız muhacir getirerek yerleştirmek düşüncesi bu kanunda yer tutmuş değildir. Burada en canlı ve en köklü düşünce yapılacak iş, yerleştirmenin bilgi yolunda yapılmış olması ile beraber binlerce yıldan beri dönüp dolaşan dağınık Türkleri toplayarak artık bu göçebe yaşayışına bir son vermek ve kültür işini kökünden kesmek için buraya açık ve kestirme kurallar konmuştur. Öteden beri Türk kültürüne uzak kalmış olanların ülkede yerleşerek onlara Türk kültürünü benimsetmek için Devletin yapacağı işler bu kanunda açıkça gösterilmiştir. Türk bayrağına gönül bağlamamış iken Türk yurttaşlığını, kanunun ona verdiği her türlü hakları kullanmakta olanları, Türkiye Cumhuriyeti uygun göremezdi. Bunnu içindir ki, bu gibileri Türk kültüründe eritmek ve onları Türk oldukları için daha sağlam yurda bağlamak yollarını bu kanun göstermiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde Türk'üm diyen herkesin bu Türklüğü Devlet için belli ve açık olmalıdır."
#07.12.2009 00:04 0 0 0
  • İskan Kanunu

    Ağrı İsyanı'ndan hemen sonra Cumhuriyet İdaresi'nin Kürt meselesinde yeni bir tedbiri olan İskan Kanunu hazırlanacaktır. 1932 yılında kanun teklifi haline getirilen ve 27 Mayıs 1934 tarihinde yasalaşan İskan Kanunu, gerek gerekçesi gerekse uygulanması açısından son derece önemli bir belgedir.

    İskan Kanunu'nun gerekçesinde öncelikle yaşanılan sorunun kökeninin Osmanlı yönetiminde olduğu belirtilir. Gerekçe'nin ikinci sayfasında bu durum şöyle ifade edilir:

    "Dini ve emperyalist saltanatın memlekette idame ettiği idarei mutlakanın bünyesi esasen milli temsil siyaseti tatbikine gayrımüsaittir. Mutlakiyet kendi varlığını birbiri ile anlaşamayan unsurların yanyana bulundurulmalarına ve birbirlerile bağdaşmamalarına ve kaynaşmamalarına istinat ettiriyordu. Onun için muhtelif kıtalardan gelen muhacir unsurlar hane hane Türk kasaba ve köyleri içine dağıtılarak eritilip temsil edilmeleri maksadı hiçbir zaman istihdaf edilemezdi. Muhtelif vilayetlere gelen bu halk blok halinde müstakil köy ve mahalle teşkil etmek üzere yerli Türklerin arasına bir ihtilaf unsuru olarak katılırdı. Bunlar yıllarca kendi dillerile mütekellim kaldılar. Bütün Osmanlı devrinde Türkçeyi ana dili olarak bernimseyemediler. Türk ırkına ve harsına mensup muhacirler bile blok halinde ayrı yerleştirilmek yüzünden ırkdaşlarına bütün bir Osmanlı devrinde ısınamadılar."

    Üçüncü sayfada ise Cumhuriyet döneminin uygulamalarına geçilmekte ve şu ifadeye yer verilmektedir:

    "Bu dokuz yıl zarfında Cumhuriyet Hükümetince hal ve tavsiyesine muvaffakiyet elveren dahili, harici birçok meselelerden sonra normal bir sistem tahtında milli bünyemizi korumağa, sağlamlaştırmağa, mütecanisleştirmeğe ve milli harsımıza ve muasır medeniyete daha ziyade intibakları matluk olan nüfus kütleleri üzerinde müsmir bir suratte Devlet eli ile işlemeğe Türk nüfusunu kemiyet ve keyfiyetçe inkişaflandırmağa müteveccih bir nüfus siyaseti takip ve tatbikine sıra gelmiştir"

    Takip ve tatbik edilecek nüfus siyasetinin ne şekilde olacağı ise şu şekilde belirtilmektedir:

    "Yine dahili iskan safahatı cümlesinden olarak ana dili Türkçe olmıyan nüfus terakümlerinin menine ve mevcutlarının dağıtılması şekillerine ve bu suretle hars vahdetinin korunmasına ait tedbirlerin ittihaz ve tatbiki için Hükümete kanuni selahiyet alınması düşünülmüştür."

    İskan Kanunu'nun gerekçesinde de görülebileceği gibi Cumhuriyet idaresi, Türkiye'de Türk nüfusunu -ki bu nüfusun ana dili Türkçe olacaktır- arttırmak için bir nüfus siyaseti izleyecektir. Bu siyasetin gerekçesi ise Osmanlı'nın farklı kavimleri kütleler halinde koruyarak tek bir milli kimlik yaratmaya engel olmasıdır. Osmanlı'nın bu kozmopolit siyasetine karşılık Cumhuriyet idaresi, tek bir Türk kimliği yaratmak için, farklı kavimleri Türklük içine dağıtarak eritecektir!
#07.12.2009 00:03 0 0 0
  • Umum Müfettişliklerin kaldırılması ise Demokrat Parti iktidarı altında olacaktır. Kürt bölücülüğüne kucak açan DP, daha ilk görev yılında bu kurumu lağvedecektir. Kürtçülüğün önde gelen isimlerinden DP Diyarbakır milletvekili Mustafa Remzi Bucak, Umum Müfetişliklerle ilgili görüşmede şu sözleri sarfedecektir: " Bu memleketin siyasi idare tarihinde kapkara bir leke olarak yer almış olan Umum Müfettişlikler Bu bakımdan Umum Müfettişlikler, idare ve siyasi tarihimizde iğrenç ve korkunç kanlı sahifeler ilave etmekten başka bir vazife görememişlerdir"

    Aynı Bucak'ın daha sonra Kürdistan'a özerklik verilmesi ve federasyon kurulması için İsmet İnönü'ye başvurduğunu da göreceğiz.

    Görüldüğü gibi 1927 tarihinde Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal'in imzası ile kurulan Umum Müfettişlikler 1952 yılında karşıdevrimci Demokrat Partililer tarafından ortadan kaldırılmıştır. Tıpkı köy enstitüleri, Halkevleri gibi

    Birinci Umum Müfettişlik çalışmaları sonuçlarını vermeye başlar. Şeyh Sait isyanından sonra Birinci Umum Müfettişlik bölgesinde Kürt isyanı gerçekleşmez. Ancak Kürt bölücülüğü bu dönemde merkez üssünü Diyarbakır'dan Ağrı'ya kaydırır. 1927 ile 1931 yılları arasında Ağrı'da üç ayaklanma gerçekleşecektir. Bunların en büyüğü ve en önemlisi Üçüncü Ağrı isyanıdır.
#07.12.2009 00:02 0 0 0
  • Atatürk kurdu, Demokrat Parti kapattı

    Umum Müfettişliklerle ilgili aslında önemli bir ayrıntı daha belirtilmelidir. Umum Müfettişlik daha Milli Mücadele sürerken, yani Birinci Meclis döneminde de kabul edilmiştir. Koçgiri İsyanı'nın hemen ertesinde gündeme gelen Umum Müfettişlik idaresine muhalefet şu gerekçeyle karşı çıkıyordu: "Memleketten İstiklâl Mahkemelerini kamilen kaldıralım, memlekete adalet verelim. Adalet için çare İstiklâl Mahkemeleri'ni kaldırmak Müfettişi Umumilik Kanununda toptan tüfekten bahsediliyor. Bu milletin üzerine hâlâ top ile tüfek ile mitralyöz ile mi yürüyeceğiz?"

    Ancak Mustafa Kemal bu tür muhalefeti yenerek Umum Müfettişlik yasasını o dönemde de çıkartmıştı. Çünkü bölücülük, her dönemde insan hakları ve hürriyet laflarının arkasına sığınarak idareyi gevşetmeye çalışmıştır.

    Atatürk'ün Cumhuriyet döneminde Umum Müfettişlikle ilgisi de belirtilmelidir. Umum Müfettişlerin çalışmalarını yakından takip eden Atatürk, özellikle Dersim Harekatı sırasında Dördüncü Umum Müfettiş Alpdoğan Paşa'ya büyük destek vermiştir. Nitekim İnönü'nün Alpdoğan Paşa'ya 30 Mayıs 1937 tarihli mektubunda şu sözler dikkati hemen çeker: " Atatürk sizden bana büyük bir takdir ve memnuniyetle bahsetti. Bilhassa hanımefendinin asalet ve nezaketi ve Sabiha Gökçen'e gösterdiği alaka ve şefkat kendisini pek mütehassis etmiştir." Bilindiği gibi Sabiha Gökçen, Atatürk'ün manevi kızıdır. Ve Dersim İsyanı'nı bastırmak için havadan bombardıman yapan pilotlarımızdandır.

    Umum Müfettişliğin önemi Cumhuriyet idaresinin Kürt meselesine yaklaşımını bizzat yürüten kurum olmasıdır. Bu bakımdan 7-22 Aralık 1936 tarihleri arasında düzenlenen Umum Müfettişler Toplantısı özel önem taşımaktadır. Dersim İsyanı öncesindeki toplantı Cumhuriyet idaresinin olaya yaklaşımını özetler. Şu satırlar Dördüncü Umum Müfettiş Alpdoğan Paşa'nın raporunda geçmektedir:

    "Türkçe bilmeyen çocuklara bu mekteplerde Türkçe öğretiliyor. Türk duygusu aşılanıyor. Tunceli içerisinde dilini unutmuş Türk soyundan insanların kasaba ve nahiyelerle civarına iskanları düşünülüyor. Toplu bir Türk camiası vücuda getirecek bu hususta hazırlıktayız. Soyadı kanunu mıntıkada takip edilerek Türk soyu adlarının soyadı olarak halka verilmiş olması ve bu adlarla kendilerinin çağrılmasıdır.."
#06.12.2009 23:59 0 0 0