tuzla_buz

tuzla_buz

Üye
24.07.2006
Çavuş
1.086
Hakkında

  • Allah kimseyi yalnız bırakmasın.. çok zor çünkü..

    paylaşımın için saol!!
#27.09.2006 23:19 0 0 0
  • böle geceden bahsedince aklıma şu söz geldi ; "ne takvim yapanlar ne de müneccimler bilir, gam tutkunlarına sor ki geceler kaç saattir..."
    paylaşımın için saol dostum
#27.09.2006 23:17 0 0 0
#27.09.2006 23:03 0 0 0
#27.09.2006 22:59 0 0 0
#27.09.2006 16:58 0 0 0
  • Adam sersemlemiş, dağılmış bir haldedir.

    Çünkü uzun zamandır aynı evi ve kalbini paylaştığı kadın ondan ayrılacağını söylemiştir.

    Kadının sözleri alabildiğine soğuk ve açıktır:Sen şimdi işe git, ben de eşyalarımı toplayayım.

    Hiç hesapta yoktur bu ayrılık.

    İlk anda ne diyeceğini bilemez genç adam. İşine gider ama rahat edemez. Eve döner.

    Bir köşeye saklanıp eşyalarını toplayan sevgilisini izler bir süre.

    Sonra dayanamayıp ortaya çıkar ve sorar:Ne yaptım sana? Kötü bir insan mıyım? Çekilmez biri miyim? Seni aldattım mı hiç? Canını yaktım mı? Hayır.

    Bu soruların hepsinin yanıtlarının ;Hayır! olduğunu bilir.

    Asıl soru kadının kederli gözlerine bakarken gelir: Seni mutsuz mu ettim?

    İşte o anda kadın sevdiği adamın gözlerinin içine bakar ve dudakları titreyerek şöyle bağırır: Hayır!.. Ama sen biraz olsun mutlu olabilirdin!



    ***

    Nick Hornby nin çok tutulmuş romanı High Fidelity den uyarlanan filmin bir sahnesiydi bu.

    İzleyeli 6 yıl oldu; yine de filmdeki ayrılık anını perçinleyen o söz ara ara kulaklarımda çınlar.

    Çünkü o söz özellikle günümüz ilişkilerinin en hassas noktasına temas eder ve acıtır.

    Nasıl mı?

    Anlatayım.

    Bir kere her ciddi beraberlik daha başta mutsuzlukları göze alır.

    Hatta ilişkinin içinde aşk veya aşka benzer bir tutku varsa;acı ve mutsuzluk Allahın emri diye düşünenler çoğunluktadır.

    Peki ya mutluluk?

    Bir ilişkinin mutsuzlukları olabilir, tamam da mutlulukları hiç mi olmaz; asıl belirleyici olan mutluluk değil midir?

    Taraflardan biri sürekli depresif, hep ekşi, hep hafifçe mutsuz kıvamdaysa karşısındaki yorulmaz mı?


    ***

    İnsanlar elbette mutsuz olmak için bir araya gelmez, birlikte yaşamayı seçmezler.

    Sadece dışarıya karşı ;yıkılmadık ayaktayız fotoğrafı vermek veya yalnızlık korkusundan aşk çıkmaz!

    Asıl arayış, asıl hedef (öyle ya da böyle, saklı ya da açık) mutluluktur.

    Birleşinceye kadar aşk gözlerde parlaklık, hareketlerde telaş ama dudak kenarlarında burukluk olarak yansır yüzlere.

    Ama birleşince... Hele aşkın aşk olduğu birlikteliğin başlangıç günlerinde sevgililerin yüzlerinin mutluluğun resmine dönüştüğünü bilmeyen var mıdır?

    Zaten mutlulukta tatlı tatlı esnemeyi andıran bir yan vardır. Biri mutlu hissetti mi kendini; yanındaki de uyar eninde sonunda...


    ***

    Sonra... Tuhaf şey!

    Günler, aylar, bazen de yıllar geçer ve mutsuzlukların paylaşılması devam eder de, nedense...

    Mutluluklar paylaşılmaz olur.

    Kritik nokta burasıdır.

    Artık kadınlar kaygılı, erkekler kafaları dolu bir haldedirler ve ikisi de mutluluklarını arkadaşlarıyla yaşayıp paylaşmaktadırlar...

    Nice düzgün ve düzenli modern ilişkiye yakından bakın; aslında tam bu noktada koptu kopacak bir halde durduklarını fark edersiniz.

    Sanki ortalıkta birlikte mutsuz, başkalarıyla mutlu çiftler resmi geçidi yapılmaktadır.


    ***

    Tabii High Fidelity; filminin sonlarına doğru genç kadının aylardır uzak kaldığı sevdiği adama şöyle dediğini de görürüz: Sensizlikten yorgun düştüm.

    Bir deneyimi bu kadar çıplak anlatan kaç söz vardır?..

    Hangisini tercih edersiniz; sevgilinin bir türlü mutlu olamayışını izleyerek bitip tükenmeyi mi; onsuzluğun ve özlemin yorgunluğunu mu?

    haşmet babaoğlu'ndan.....
#26.09.2006 22:28 0 0 0
#26.09.2006 21:10 0 0 0
#23.09.2006 22:20 0 0 0
#23.09.2006 21:50 0 0 0
#21.09.2006 17:46 0 0 0
  • Konu: Kız Kulesi
    kız kulesının büyüsüne sende katıldın ve hala etkisi dewam edıyor..

    karşısında oturup guzel vakit geçirmiştik..

    inş. en kısa zamanda istanbula gelirsin ve bu tadı bı daa tadarsın :)
#20.09.2006 12:21 0 0 0
#20.09.2006 11:53 0 0 0
  • Suskunuz... Hem de çığlık çığlığa bir suskunluk bizimkisi...

    Bu konuşacak bir şeyimiz olmadığından değil. Konuşmaya çalıştığımız şeylerin,
    Alıştığımız yalnızlığımızdan uzaklaştırması aslında bizim korkumuz...

    İkimizde cesaret edemiyoruz. Öylesine alışmışız ki içimizde büyüttüğümüz
    yalnızlığımıza. Seviyoruz onu. Bekli de yaşandığında yok olacağı korkusu bizi
    Tereddütte düşüren. Kaybetmekten korkacağımız bize ait bir şey oluşturma
    Kaygısı...

    Sen yapamadığın hamlenin, hayatın boyu inanmak istediğin değerlere sahip gibi
    gördüğün düzeni yok etme girişiminden Başka bir şey olmayacağını düşündün hep...
    Bense yılların verdiği bir alışkanlıkla içinde var
    ettiğim bana daha fazla acı
    vermemek için susmayı tercih ettim...

    İçimden çığlık atarak susuyorum... Susuyorum... İçimde o kadar güzelsin ki...
    Sana susuyorum...

    Demiştim ya "yüreğim susmayı öğreniyor". Aslı yok. Sevdiğini anladığında içinde
    duyduğun çığlığın yankısı hiç bitmiyor. O hiç susmayacak... Her gün, her saat
    bana haykıracak, bağıracak, parçalayacak içimi. Benimse yüzümde o gülümsemem yer
    edinecek tekrar...

    Her soğuk üşütemediği gibi, her ateş de yakamazmış insanı... Üşüyorum; alev alev
    üşüyorum... Hani saatlerce sessiz, tek kelime etmeden sana bakışlarım var ya;
    gözlerinde beni ısıtacak olan anlamları yakalamaya çalışma çabamdan başka bir
    şey değil...

    Ve her yakaladığımda kaybettiğimi hissetmemden öteye gitmeyen bekleyişler... Ve
    her kaybettiğimde yeniden yakalama çabam...
#19.09.2006 20:02 0 0 0
  • Alışmalısın.. Bırakıp gidenlere..
    Sana düşen unutmak..

    Yanmaz kalbin en azından
    damarlarındaki kanı çeken,
    aşka..

    Alışmalısın,
    geride kalanlarla
    hayatın sana sunduklarına.

    Bu öyle bir yaşamak ki,

    Bir daha dönmeyecek olanın özlemi
    Kahreder insanı.

    El ayak çekilir yürekten.

    Artar bir kat çektiğin acı..
    Vazgeçemezsin beklemekten..

    Bir kucak dolusu kaçış,
    ....terkedilmişlik
    ........aldatılmışlık..
    ve,
    Geride kupkuru bir kalakalmışlık..

    Öğrenirsin,nasıl bir şeydir.

    Görmediğin,koklamadığın
    dokunmadığın,ulaşamadığın
    birine aşık olmak
    ne demek..

    Alışırsın aşkını kaybetmeye..

    Anlarsın önemli olmadığını
    ki,
    çok da önemli değildir.
    aşkın kendisidir
    aşık olunan...

    Bir kez öğrendin mi aşık olmayı
    daha delice aşklar bulur seni,
    çekilir canın tüm uzuvlarından..

    Alışırsın aşk acısına
    bağımlı olursun.

    Sevgiliyi yok edebilirsin.
    Sevgini asla..
    Değişen sen olursun

    Ve;

    Anlarsın,
    Öğrenirsin ki,

    Hiç bir aşk cezasız kalmaz....
#19.09.2006 19:59 0 0 0
  • bırakıp gitmek daa kolay bi seçim..

    arkadan baka kalmak daa zor..bana göre tabii!!

    paylaşımın için saol
#16.09.2006 16:03 0 0 0
#16.09.2006 15:40 0 0 0
  • canım dostum..ellerıne sağlık..

    inş. daa nıce güzel şeyler paylaşırız
#16.09.2006 12:57 0 0 0
  • efkar çöker üzerime bu dert ayazlarında,
    tarifi yoktur bu saatlerin yaşamayan asla bilemez,

    dağlanır şu gönlün maziyi andıkça yalnızların dakikalarında,
    soğuğu sezemessin çünkü sıcaklık hissedersin soluklarında,

    aşıksan haykırmak ister anlatamassın derdini kimselere,
    yüzlerce kez öldüm sanarsın bir bakarsın hala hayattasın,

    unutmak için içersin doyumsuzca ama her damlası yakar yüreğini,
    kabullenirsin sevdiğinin gittiğini anlarsın o anda yaşam sebebinin bittiğini,

    sevidğini ararsın mehtaabın parıltılarında,
    yıldızları saymak istersin sabahı getirmek için deli sevdanla,

    yapayanlız hissedersin kendini karanlığın çığlıklarında,
    unutma tanımadığın dostların hep olacak unutulanların anlarında,

    kimbilir vardır belkide benim gibi sevipte ağlayan gece
    ayazlarında...
#16.09.2006 12:35 0 0 0
#13.09.2006 11:42 0 0 0