> >>Bir mahallede yeni komşularıyla çay sohbeti yapan kadına komşuları
>: ''Senin aile yaşantına hayranız, eşin ve çocuklarınla çok mutlu bir
>yaşantın var. Kocanın BİR dediğini İKİ etmiyorsun. Bunun mutluluğunun
>sırrını bizede anlat '' derler. ''Kısaca anlatayım'' der
kadın.
> >> '' Düğünümüz bittikten sonra kocam kendi atında , bende
>kendi atıma
> >>bindik evimize doğru gidiyoruz. Benim bindiğim atın ayağı takıldı
>ve sendeledi. kocam arkasına döndü ve benim atıma 'BİR' dedi.
> >> Biraz daha ilerledik ve benim atımın ayağı tekrar takılıp
>tökezlediği
> >> zaman eşim tekrar arkasına dönüp atıma 'İKİ' dedi.
> >> Az sonra atım takrar aynı şekilde tökezleyince eşim arkasını
>döndü
> >>ve at'a ''ÜÇ'' dedi ve belinden tabancasını çıkartıp atımı
>anlından vurdu.
> >> Ben şok olmuştum ve at'a çok üzüldüm.
> >>Eşime bir hışımla çıkıştım '' Yazık değilmi at'a neden vurdun !!?''
> >> Eşim arkasını döndü ve bana '' BİR '' dedi.
> >>Ve o günden sonra kocamın bir dediğini iki etmedim .........
Sonunda bunu da yapacaklardı tabii ki... Akşama Doğru
yayından
kalkıyor arkadaşlar...15 yıllık bir program ,
ekranların en düzgün
Türkçesi , en kültürlü programı , en güzel karanfilini
yayından
kaldırıyorlar....Ve bu haberi bize Can Dündar
veriyor....Eğer sizde sevenlerindenseniz Akşama
Doğru'nun lütfen
tepkinizi dile getirin ...
Seynan Levent en
azından bu kadarını haektmiştir arkadaşlar...Programı
bizi büyüttü ,
eğitti....En azından yayından kaldırılırken (reyting
yüzünden)
tepkimizi dile getirmemizi haketti....
Adres [EMAIL]televizyon@trt.net.tr[/EMAIL]
can dündar
""""Son "suçlu"muz televizyon yapımcısı Seynan
Levent...
Onun suçu da 15 yıldır ekranda sanatçı titizliği, duru
Türkçesi,
saygın konuklarıyla kaliteli programlar yapmak...
1988'de, TRT'deki ilk günlerimde Seynan'ın "Gün
Başlıyor" ve "Akşama
Doğru"sunda tanışmıştım ekranla...
Gencecik kadroların, Seynan'ın yönetiminde nasıl arı
gibi
çalıştığına ve ne çok ürettiğine tanık olmuştum.
15 yıllık "Akşama Doğru okulu" bu cuma kapanacak.
Bu cuma, Akşama Doğru'nun masasındaki karanfil, son
konuklarını da
uğurladıktan sonra Seynan'ın yakasına ilişip çıkacak
stüdyodan...
Ve ekran eğlenceye kalacak.
* * *
Suçlu ayağa kalk!
Tarih seni alkışlayacak.
Amerika'da adamin biri isine giderken birden anormal
bir trafigin icine duser, ama trafik bir milimetre bile
kipirdamamaktadir.Bir
sure sonra arabsinin yan camina birisinin tikladigini gorur ve camini
acar. -Ne var, ne olmus acaba ???
Teroristler Bush'u yakaladilar......... eger 1 milyar dolar verilmezse,
ustune benzin dokup yakacaklarmis.
-Haa simdi anladim bu trafigi...
-Ya iste onun icin, herkesten biraz yardim topluyoruz
HAKIKATEN INANMASI COK GUC AMA GERCEK OLAN ENDER OLAYLARDAN BIRISI......
>
>IKI ABD BASKANININ BASINA GELENLERI OKUYUNCA SASIRMAMAK ELDE DEGIL.
>
>ASAGIDAKI BILGILER TAMAMEN GERCEK BILGILERDIR.
>
>Abraham Lincoln'un kongreye secildigi yil 1846.
>
>John F. Kennedy'nin kongreye secildigi yil 1946.
>
>Abraham Lincoln'un ABD Baskani oldugu yil 1860.
>
>John F. Kennedy'nin ABD Baskani oldugu yil 1960.
>
>Her iki baskan da bir cuma gunu suikasta kurban gitti.
>
>Her iki baskan da baslarina isabet eden kursunla oldu.
>
>Lincoln'un sekreterinin soyadi Kennedy idi.
>
>Kennedy'nin sekreterinin soyadi Lincoln idi.
>
>Lincoln ve Kennedy guneyliler tarafindan olduruldu.
>
>Lincoln ve Kennedy'nin koltuguna guneyliler oturdu.
>
>Yerlerine gelen baskanlarin soyadlari Johnson'di.
>
>Lincoln'den sonra baskan olan Andrew Johnson'in dogum yili 1808'di.
>
>Kennedy'den sonra baskan olan Lyndon Johnson'in dogum yili 1908'di.
>
>Lincoln'u vuran John Wilkes Booth'un dogum yili 1839'du.
>
>Kennedy'yi vuran Lee Harvey Oswald'in dogum yili 1939'du.
>
>Iki suikastcinin de uc ismi vardi.
>
>Iki suikastcinin de isimlerinde 15 harf vardi.
>
>Lincoln, "Kennedy" isimli bir tiyatroda vuruldu.
>
>Kennedy, "Lincoln" marka bir otomobilde vuruldu.
>
>Lincoln'u vuran tiyatrodan kacti, bir depoda yakalandi.
>
>Kennedy'yi vuran depodan kacti, bir tiyatroda yakalandi.
>
>Her ikisi de davalari baslamadan olduruldu.
>
>Ve son olarak... Lincoln olmeden bir hafta once Maryland Monroe'daydi.
>
>Kennedy olmeden bir hafta once Marilyn Monroe'ya gitmişti...
Mahkeme salonunda, seksenlerindeki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı.
Adam inatçı bakışlarla suskun, Nine'nin ağlamaktan iyice çukurlaşmış
gözleri ve keskin çizgileriyle bıkkın bakışları süzüyordu etrafını...Ve
Hakimin tokmak sesiyle sustu uğultu ve tok sesiyle, sözü yaşlı kadına
verdi, hakim...
"Anlat teyze neden boşanmak istiyorsun...?"
Yaşlı kadın derin bir nefes çektikten sonra baş örtüsüyle ağzını aralayıp,
kısılmış sesiyle konuşmaya başladı...
"Bu herif yetti gari, 50 yıldır bezdirdi hayattan..."
Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu mahkeme salonunda... Sessizlik bu tür
haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu,
kimbilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmış 50 yılın ardından...
Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı, kadın neler diyecekti..Herkes onu
dinliyordu.. Yaşlı kadının gözleri doldu...Ve devam etti...
"Bizim bir sedef çiçeği vardı, çok sevdiğim...
O bilmez...50 yıl önceydi.. O çiçeği bana verdiği çiçeklerin arasından
kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm.. Yavrumuz olmadı,
onları yavrum bildim... Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman
adak adadım... Her gece güneş açmadan önce bir tas suyla suluycam onu
diye... İyi gelirmiş dedilerdi... 50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp
bir kere de bu çiçeği ben sulayım demedi... Taki geçen geceye kadar...
O gece takatim kesilmiş..uyuyakalmışım... Ben böyle bir adamla
50 yıl geçirdim... Hayatımı, umudumu herşeyimi verdim... Ondan hiçbir şey
göremedim.. Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini
yapmasını bekledim.... Onsuz daha iyiyim, yemin ederim."
Hakim, yaşlı adama dönerek ;
"Diyeceğin bir şey var mı baba" dedi.
Yaşlı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın
utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle hakime yöneldi.
"Askerliğimi, reisicumhur köşkünde bahçevan olarak yaptım, o bahçenin
görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim... Fadimemi de orada
tanıdım... Sedefleri de... Ona en güzel çiçeklerden büketler verdim...
O çiçeklerle doludur bahçesi... Kokusuna taptığım perişan eder
yüreğimi...
İlk Evlendiğimiz günlerin birinde boyun ağrısından onu hekime
götürdüm... Hekim çok uzun süre uyanmadan yatarsa boynundaki kireç
sertleşir, kötüleşir dedi.. Her gece uykusunu bölüp, uyansın, gezinsin
dedi... Hekimi pek dinlemedi, bizim hatun...lafım geçmedi... O günlerde
tesadüf bu çiçek kurudu... Ben ona gece sularsan geçer dedim.. Adak
dilettim... Her gece onu uyandırdım. Ve onu seyrettim... O sevdiğim
kadının yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim... Her gece o çiçek
ben oldum... Sanki... Ona bu yüzden tapabilirdim..." dedi adam o yaştaki
bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle...
"Her gece O yattıktan sonra uyandım... Saksıdaki suyu boşalttım... Sedef
gece sulanmayı sevmez, hakim bey.. Geçen gece de... Yaşlılık.. Ben de
uyanamadım.. Uyandıramadım... Çiçek susuz kalırdı amma , kadınımın boynu
yine azabilirdi... Suçlandım.. Sesimi çıkartamadım..."
O an Mahkeme salonunda herşey sustu...
Ertesi sabah gazeteler "Sedef susuz kaldı" diye yine yalnızca neticeyi
haber yaptılar...