ÖZLEMİNLE yandım yine bugün. Kalbim acıdı bugün de SEN YOKSUN diye.. BİLMİYORSUN.....Sebepsiz ağlamalarımın ardı arkası kesilmiyor… Ne doğan güneş ne de batan gün umurumda bile DEĞİL... Ben yine aynı BEN, sensizlik yine aynı ACI. Gözyaşlarım sanki pınardan boşalırcasına akıyor. Her gün AĞLAMAYACAĞIM diye söz veriyorum kendime. Ama yine aynı son… Yine AĞLIYORUM işte… Bihaber kaldım senden. Ayrılığa alışır mı sandın bu YÜREK...??? Bu yürek hemen seni UNUTUR mu sandın...??? Kolay değil her şeyi bir anda SİLİP atmak! Ama YENİLDİM SANA İŞTE değil mi...??? Yenildi bu koca YÜREK senin bırakıp gidişine.....( ÖYLE ÇOK ÖZLEDİM Kİ SENİ.........söyle şimdi nerdesinnnnnn!!!
Hepimizin hayatı küçük parçalardan oluşur;
Ve bu küçük parçalar bir bütünü yani BİZİ temsil eder......
Her zaman ,küçük AMA uyumu bozacak yeni parçalar yaşamımıza eklenebilir....
İşte yaşamın en BÜYÜLÜ yanı, sürekli olarak yeni parçalar eklenmesine rağmen,
Sevince bir yer vermeyi başarabilmekte gizlidir....
Feryadı isyan varken dilinde. Kaçak gözyaşı akarken gözünde.. Uçurumda kırık bir dal kalırsa elinde...
SÖYLE,TUTUNMAK MI ZOR, DÜŞMEK
Mi..?
Gözlerin umutsuz hayale dalarken... Ellerin imkansızlıkta imkan ararken...!! Yüzündeki son tebessüme acı değerken...
SÖYLE; GÜLMEK Mi ZOR, AĞLAMAK MI...?
Aşklar yalana kulluk ederken.. Ömür zamana boyun eğerken...!! Ölmek için erken yaşamak için çok geçken...!!
ŞİMDİ SÖYLE;. ölmek mi zor yoksa YAŞAMAK mı ..?
Hüzünü Yokluğuna Hapsediyorum..
Yalnızlığı Sensizliğimde Ağırlıyorum...
Kimbilir...Belki...
Yüreğimin En Sessiz Misafiriydi Yalnızlığım...
Belki De
Seninle Çoktu.... Sensiz Hiç YokTu..
Küçük çocuk, bütün ağırlığını koltuk değneklerine verip dinlenirken, deniz kenarındaki lüks bir lokantanın vitrinini seyrediyordu. Yer yer buğulanan camekânın sol tarafında, kıymalı yumurtadan patlıcan kebabına, nohutlu pilavdan parça etlere kadar belki yirmi çeşit yemek sergileniyor; sağ taraftaki özel bölümdeyse, şişe geçirilmiş tavuklar dönüyordu.
Çocuk, arka sokaklardan birinde otururdu ve kâğıt mendil satarak geçinirdi. Dışarı her çıkışta, önünden geçerdi bu lokantanın. Buna rağmen vitrine, bir kez bile alıcı gözle bakmamıştı. Ama bir haftadan beri hastaydı. Özellikle son üç günde midesine doğru dürüst bir şey girmemiş, çektiği açlık yüzünden tek hedefi karnını doyurmak olmuştu.
Küçük çocuk, yemeklere bakıp yutkunmaktayken, vitrinde yankılanan bir sesle irkildi. Son derece şık ve şişman bir adam, sigara almak için çıkarttığı cüzdanından bir banknot düşürmüş ve denize doğru esen bir sert rüzgâr, parayı çocuğa doğru uçurmaya başlamıştı. Adam, önünü bile görmesini engelleyen şiş göbeği yüzünden koşamadığı için, boğuk boğuk bağırıp duruyordu.
Küçük çocuk, paranın geliş yönünü tahmin ettikten sonra, beş yıldan beri kullandığı koltuk değneklerinden birini ustalıkla kaldırıp, paranın üstüne bastırıverdi.
Bir yüz liralıktı bu, daha önce sadece bir kere gördüğü…
Zorlukla eğilip parayı aldığında, şişman adam nefes nefese yanında belirdi ve hırıltılı bir sesle:
— O para benim! dedi. Boşuna heveslenme!
Çocuk zaten o parayı cebine indirmek niyetinde değildi. Bir teşekkür onun için yeterli olacaktı. Parayı adama doğru uzatmak üzereyken, açlığın verdiği bir pişkinlikle:
— Bu parada benim de hakkım var! diye atıldı. Eğer onu tutmasaydım denize uçacaktı.
Çocuğa bir tokat çakıp parayı almak, şişman adam için hiç zor değildi. Fakat birçok meraklı, onları izliyordu. Mecburen alttan alıp:
— Peki öyle olsun! diye söylendi. Ne kadar istiyorsun?
Çocuk, eliyle vitrini gösterip:
— İki tavuk alacak kadar, dedi. Biri bana, biri de bana bakan komşumuza.
Adamın gözleri yerinden fırlamıştı. Bir simit parası vermeyi düşünürken, iş büyük miktarlara ulaşmıştı.
Burnundan soluyarak:
— Son günlerde tavuklar zamlandı! diye bağırdı. Ama bir tane istersen gidip alırım.
Çocuk, ister istemez boyun büktü ve kısmetini beklemeye başladı. Şişman adam ise rahatlamıştı. Çocuğun elinden kaptığı banknotu, cüzdanına itinayla koyduktan sonra, ağır adımlarla lokantaya yöneldi. Ve büyük bir saygıyla koşan garsonlardan birine:
— Dünden kalan tavuklardan birini paketleyip dışardaki velede verin, dedi. Ama benim, bu lokantanın sahibi olduğumu sakın söylemeyin anlaşıldı mı?
re la la la sol la (orta parmak havada- sol iken), incedo, la, (orta parmak havada- sol iken), la, sol, la , sol fa, (orta parmak havada- sol iken), la, sol,sol
(orta parmak havada- sol iken), la, sol,sol, la fa mi re sol, sol fa sol mi do re mi fa mi re