ykalaman

ykalaman

Üye
03.03.2004
Uzman Çavuş
7.488
Hakkında

  • Konu: Yetiminim
    vaktim olmadi özür dilerim...
#20.04.2004 12:39 0 0 0
#20.04.2004 08:46 0 0 0
  • Konu: Gurbet Cark
    Ali Haydar son kafileden işçi olarak gelmişti, Hollanda’nın Nijmegen kentindeki dünyanın en büyük Transformotor üreten SMİT fabrikasına. Bir aylık deneme sürecinden sonra, çelik sac kesen koca bir makinanın başına vermişlerdi.

    Bir yıldır o makinanın başındaydı, makinanın başına geçtimiydi bambaşka bir insan olup çıkıverirdi. Dalar giderdi gözleri, dönen çarklar makine gürültüleri çağrışımlara sürüklerdi onu. Karısı, çocukları, anası, babası, kıraç tarlaları gelirdi gözlerinin önüne, köyünü anımsardı ve toprak özlemi tüterdi gözlerinde buram buram. Karısından, çocuklarından, ana – babasından ayrılmak koyuyordu Ama neylersinki aç karınlada durulmuyordu köylük yerde. Köyünü düşünürdü Ali Haydar, düşüncelerinin derinliklerinde yitip giderdi her akşam. Daha köyündeyken tarifsiz bir acı çökmüştü içine.

    Verimli tarlası hiç olmamıştı Ali Haydar’ın. Bir kaç susuz kıraç tarladan başka, onlarında toprağı kupkuru çöl gibi verimsizdi. Kezban ananın fistanı gibi yırtık pırtık, çizgi çizgi… İbram babanın cepleri gibi delik delik, pantolonu gibi yama yamaydı… hayalinde hep üç beş kuruş biriktirip, yeni bir kumaş parçası alır gibi, bir toprak parçası almaktı köyünde, böylelikle anasının babasının dileğini yerine getirmekti.

    Babasını anımsadı Ali Haydar, gözleri buğulandı, dudakları titreyerek ‘’’Verimsiz toprakla boğuşmak zor’’ dedi kendi kendine. Üretimliğin gürültüsü arasında babasının o ezik sesi doluverdi kulaklarına: ‘’Allah ne zaman güldürecek yüzümüzü Ali Haydar oğul, belimizi nasıl doğrultacağız bu toprağınan. Bu dünya arsızın, hırsızın dünyası oğul…Çalmadan, çırpmadan rahat yaşamanın şimdilik hiç bir kitapta yeri yoktur’’…
    Oğul ki, tepeden tırnağa özlem, bilinmeyen diyarlarda kimsesiz… dilini bilmediği yerlerde dilsiz, baştan başa sükut… Sancı dolu, acı dolu, keder dolu bir kısık feryat… Oğul gurbet pazarlarında göçmen, emeği satılan işçi…Dönüşü olmayan sürğün…

    Sonra anasının solgun yüz çizgileri dürümleşti gözlerinin önünde. Arada bir o yanık sesiyle mırıldandığı türkü mü, ağıt mı pek ayrımsayamadığı yürek delici sözlerini ve ardını dönüp yazmasıyla gizli gizli sildiği gözyaşlarını anımsadı.

    Ana ki baştan ayağa sükut… Ana sır dolu diyardı. Ana ki sapsarı, gözlerinin bile suyu çekilmiş. Gözlerinin yatakları mosmor, göz çukurları derin derin… Konuş ana, konuş n’olur. Kerpiç damın yıkık duvarı gibi susma… Göçmen kuşların dilinden bir sen anlarsın. Bir sen anlarsın türkülerin, ağıtların dilinden, garibin, gurbetin, halinden. Say ki güneşi doğmayan, insanları buz gibi bir ülkeden geliyorum. İklimine ihtiyacım var, gönlünün sıcak yerlerine al beni. Yüreğinin ince tüllerine sar üşüyorum. Yağmur gibi düşüyorum sokaklara her gece. Soluğum dumanlı soğuk bir kış mevsimi. Ayak izlerimle kirletiyorum düşlerimin en beyaz yerini. Duyuyor musun beni ana… İçindekileri söyle de üz beni, ki, içimdeki hasretler kanasın, kapanmadan uğurum düşeyim yolara…Dikenli teller var aramızda ana, koca koca dağlar... yoksulluk var aramızda, kahrolası ayrılık var biliyorum. Ama tükenmemiş acı, küllenmemiş kahır mı var ana… Tanrı kuluna ne verirde götürmez….Bu günlerde geçer elbet, biter kahrolası hasret, yeni bir hayata başlarız. Sürü sürü hayvanlarımız, tarlalarımız, bağlarımız olur. Çok yoksulluk çektik ana, aç kaldık, çıplak kaldık… Halimizi kimseye anlatamadık…

    Anasının ne öfke izi vardı yüzünde, ne de sevinç, yalnızca anadolu kadınının yarı çekingen yarı kaygılı yüz titreşimleri büyüdü bakışlarında, ezilmişliğin, çaresizliğin, çileli bir yaşamın izleriydi bunlar… Dingindi ama gözleri çok uzaklarda bir noktaya çakılmış gibi bakıyordu ona, tedirgin miydi? Umutsuz muydu? Belirsizdi, yüz çizgilerinin sır vermez bir yapısı vardı. Ama yinede acı bir titremeye duruvermişcesine dalgalanıverdi sesi, ‘’Gel gitme oğul yaban elere, hayat ağırdır oğul, hayat karadağ kadar ağır. Belki daha da ağırdır yaban el…

    Karadağın ağırlığını taşıyabilmek için dinç ve sağlam omuzlara gerek var, bizim zayıf ve güçsüz omuzlarımız taşır mı? bu koca dağı, bu koca hasreti… Gel gitme oğul… Seni görmeden ölürsem eğer gözlerim açık gider, yaşlı yüreğim dayanmaz hasretine.

    ‘’O gün bu gündür işte Ali Haydar’ın anası hep o pencereden bakar. Her gün birileri bavulunu eline alıp giderken, bakar arkalarından, bakar her gidenin arkasında gözünün ışığı biraz daha sönerek, her gidenin ardından biraz daha gözyaşı dökerek yüzü elleri kırışır. Dua dua hasreti siner dudaklarına… yol yol olur uzanır uzaklara… ağıt ağıt dökülür derelere…
    Dua eder anası gece gündüz dua eder ‘’ Yarabbi! der Ali Haydar’ımın yüzünü görmeden alma canımı, hasretimi dindirmeden, görmeden mürüvetini alma canımı‘’ ….

    Şimdi seninle beraber olmak değil, seni görebilmek bile hayal oldu oğul. Kaç yıl oldu sen gideli, kaç kışı sensiz geçirdik, kaç yaz geçti sensiz, kaç bahar geldi. Bir sen gelmedin oğul, bir sen gelmiyorsun. Can oğul, kurban oğul, bir sen durursun öyle uzaklarda garip, kimsesiz. Efkarlı günlerinde ne çok severdin türkü söylemeyi oğul. Hasretin içimizde kanayan bir yara bilesin.

    Ama gelenler gidecekti elbet, en kutsal amaç olan hayat zayıf omuzları ezecek, ezecek bilinmeyen bir anda, beklenilmeyen bir saatte alıp götürecekti insan oğlunu…
    Hayat ağırdı, koca karadağ kadar ağır… Kezban ananın zayıf ve kuru omuzları bu ağırlığı daha fazla taşıyabilir mi ki… Ölmüş olabilir miydi? anası. Karadağın bayırında bir çukura mı gömülecekti? …Ya O sabrı, merhameti, vefası, inceliği, iyiliği, azmi, hasreti sığar mıydı o küçük çukura… O koca sevgisi ölür müydü hiç… Ah! vefasız dünya, gelimli gidimli dünya, doğumlu ölümlü dünya; ah yalancı dünya; su ve toprak, rüzgar ve ateş… Ah fani işleri fani dünyanın! .. Bit pazarlarında almışsak hayatlarımızı, almışsak esvaplarımızı üstümüzde nasıl iyi dursunki…

    Ali Haydarın gözleri dolu dolu oluverdi. Çarkta inen bıçaklar titreşti gözlerinin önünde, anasının yarı durgun, yarı kaygılı yüzü çıkıverdi dönen bantda, ona gülümser gibi yaptı sarılmak istedi Ali Haydar’a, sonra birden yine yitiverdi o yüzü. Başı döndü elleri titredi dengelenmek için makinanın bir ucuna dayadı elini, Ali Haydar’ın boğazı düğüm düğüm oldu. Kıraç tarlası, anası, babası, karısı, çocukları ve iki göz yıkık kerpiç evini düşündü…

    Ah! yaralı ırmağım, kanadı kırık turnam, göğsümüze kenetlenmiş hasret…Bir hasret ki yakıcılığı dayanılmaz. Ayrılık kaderimizdir belki…Neylersinki kimine bir dağbaşı ıssızlığı, kimine ağlamaklı bir ses ödünç verilmiş… Bilinsinki, diyemediklerimizin, söyleyemediklerimizin, sessizliği; söyleyeceklerimizin olmamasından değildir! Ve bunun içindir ki, dilsizler gibi yalnız yüreğimızle konuşuruz. Kurdun kuşun konuştuğu yerde… uğursuzun puştun konuştuğu yerde… Hep biz susarız...

    Gurbet bir hal eder insanı, arkadaşları gezip, tozup, eğlenirken. O kahrından erirdi. Akşam yellerinde yılpır yılpır eden kavak yaprakları gözlerinde tüterdi. Sanırdı ki onlar birer küçük el > gözleri nemlenir içini çekerdi. Bazen benim bu yaban ellerde işim ne diye hayıflanır, köyünü çocuklarını özlerdi. Rüyalarına girerdi o yoksul insiz köyü, çorak susuz toprağı.

    Kafasının içinden kaynaşan bu denli düşüncelerle kendini bi-türlü işe veremiyordu. Daha bir dalgınlaşıverdi. Gözleri çakılmışcasına hızla dönen gürültüler koparan makinanın çarkındaydı, kesi çarkları hızlı devinimlerle gidip geliyordu, Ali Haydar’ın bileği birden makasların soğuk yüzüne dokunuverdi, elini çekmek istedi çekemedi,bağırmak istedi bağıramadı, gözleri karardı ve birden acı bir çığlık koparıp makinanın yanıbaşına yığılıverdi. Makinalar durdu, derin bir sessizliğe gömüldü fabrika.

    Kaç saatti hastahanedeydi bilmiyordu Ali Haydar. Baygındı iç bayıltıcı bir kokunun ağırlığını duyumsuyordu. Neredeydi? Ana dedi birden, elleri öpülesi ana. Hakkın ödenir mi senin… Buz gibi titredi Ali Haydar, iç geçirdi derin derin. Soluksuz kalmışcasına nefes aldı. Anasının kokusu çöktü ciğerlerine, birden karardı gözleri, dünyası yıkılmıştı sanki.

    Kendine geldi sonra, yüreğine ateş düşmüşcesine irkiliverdi. Başını alıp duvarlara vurmak istiyordu, doğrulmak istedi doğrulamadı ‘’vay anam’’ dedi, kısık kısık inledi Ali Haydar. Yanık yanık… Acı acı… Ozan Hasan Hüseyin’in bir dizesi dolandı diline. Kör olasın demiyorum/ Kör olmada gör beni.
    Sonra derin bir sessizliğin içinde buluverdi kendini bu kez karısı geldi gözlerinin önüne, titrek yüzü onu sorguluyordu sanki.‘’Duyuyor musun beni, hepimiz melül mahzun yolunu gözlüyoruz, çocuklar babamız gelsinde bize lastik pabuç alsın diyorlar, ne zaman gelecen heee! bilsen bi- yanımız hep gırık … Hep bükük boynumuz … Sen yoksun diye… Sen yoksun diye ceylan pınarın suyu bile acı acı akıyor… Dalgın dalgın bakıyor kara öküz…
    Gönderdiğin parayla ancak kışlıklarımızı alabildik, Kara Misto’ya faizli borcumuzu zamanında ödeyemezsek, kıraç tarlamızıda alacak elimizden, aç gözlü dürzü dağları taşları versen yine doymaz.

    Beni duyuyormusun Ali Haydar. ‘’Duydum duydum’’ dedi birden Ali Haydar. Baş ucundaki hemşire ‘’ sayıklıyor zavallı ‘’ dedi yastığını düzeltti Ali Haydar’ın, derin bir boşluktaydı Ali Haydar, karısı çocukları kıraç tarlası karısının kederli sesi onu kendine çekti yeniden. Böyle anlarda karısının dudakları titrek titrek olurdu, konuştukça güzelleşir güzelleştikçe çekerdi onu kendine: Birden sağlam elini uzatıverdi karısına doğru, ona dokunmak geldi içinden eli uzandı boşlukta kaldı, başı zonkladı kesik bileğinin acısı çöktü içine, boğazı düğümlendi, kara gözleri kararmış bir gece gibi kaldı. Uludu dağlarca Ali Haydar, sel oldu aktı yüreği… Derin derelerce kabardı… Taştı deniz deniz…

    Toprak çizgi çizgiydi, kezban ananın fistanı gibi yırtık yırtık… İbram babanın pantolonu gibi yama yama… Acılar feryat feryat… Bu nasıl bir hayat oğul… Bu nasıl bir hayat… Umut lime lime. Umut paramparça… Yollar çıkmazlara kilitli, kilit büyük, kilit kocaman… Anahtarı fetbazların, düzenbazların, arsızların elinde… Yokluk, çaresizlik, hasretlik zor oğul, kimseye yaşatmasın tanrım. Bir gün gökten düşünce yıldızımız, gök bulutlanır, güneş görünmez, sonsuz bir uykuya dalar gibi gireceğiz karanlıklar ülkesine. Bilinmez ak mı, kara mı, uzak mı, yakın mı! …Gün gelir seni bırakıp gideceğiz oğul. Ölüm herkes için alın yazısıdır. Her doğan ölecektir, insan dünyaya kimsesiz gelir, yine kimsesiz gider. Yaşamak bizim için, çile çiçeklerinin rengidir oğul, kızıl kor demetlerince dehşet… İncecik dikenleri vardır ya, çizer ya ellerimizi, ayaklarımızı cam kırıkları gibi; canımız kırılır! … Kan sızar yaramızdan oğul, biz bize akarız yine yüreğimizde kendimiz kadar yarayla… Kimseye göstermeden öperiz yaramızı… Acıyı acıyla yıkarız hasret gölünden… Acıdan bal umar, baldan zehir içeriz. Umut umut tohum ekeriz toprağa, diken diken dert biçeriz. Mutluluk deriz, çark-ı feleğin çemberinden geçeriz. Kimi zevki sefa içinde gününü gün eder, kimi yiyecek bir parça ekmek bulamaz. Bu nasıl bir dünya oğul...

    Boşluktaydı. Soluğu kesilmişti sanki. İIliklerinde duyuyordu sızıyı. ‘’Esti mi kimsesizliğin soğuk yeli, titresende savamazsın yüreğindeki sızıyı’’. Diyordu bir arkadaşı… Sahipsiz kalmış yaban ellerde, yaşamın yabanıl koşulları yüreğine işliyordu her gün biraz daha Ali Haydar’ın. Sesler gelirdi kulağına, uyanır bakardı. Gurbette ölmek çok korkunç gelirdi ona, dedesinin, ninesinin gömülü olduğu topraklara koşmak, oraya kapanmak,’’benide alın yanınıza’’ deyip yalvarmak gelirdi içinden.

    Bir gün yer altında azıksız kalan tohumlar boy atar mı filiz filiz? .. Çatır çatır çatırdar mı tomurcuklar. Tane vermeyen başakların başı kabarır mı? … kara tufan yine keyifle havlar mı? ağılın önünde. Sarı inek yine ak sütünü akıtır mı? nasırlı avuçlarına. Ama onlar olmasa da olur ana. Yeter ki sen ol… yeterki sen kerpiç damın yıkık duvarı gibi susma… yine akşam olunca okşa saçlarımı, yine dürümler sar içi yağlı. İçi yağlı dürümler uzat bana… yetertki sen ol. Sen gereksin bize. Yüreğin, kocaman sevgin gerek… oy ana oy... oyy da oy… Kahrolmaz mı bizi yakanlar, hor bakanlar kör olmaz mi? …
#20.04.2004 08:42 1 0 0
#20.04.2004 08:38 0 0 0
  • Konu: İki Simge
    aynen öylesen kimi beslersen o yasar...
#20.04.2004 08:25 0 0 0
  • SIGARA DUMANI
    ---------------------------------------

    Yakt1m yine bir sigara içiyorum,
    Seni dü_ündükçe kendimden geçiyorum.
    A_k1n kaplad1 _u anda hayellerimi,
    Dü_ününce titriyorum neden bilmiyorum..

    Sigaram elimde,duman1 tütüyor,
    Ara s1ra çekiyorum duman1 içime.
    Sevgin art1yor, dahada pençinle_iyor,
    Sevdal1m1y1m diye soruyorum kendime...

    Sigaram sönmüyor,üst üste yak1yorum,
    Sigara duman1ndan arkada_l1k bekliyorum.
    0çimi kemiriyor,sensizliin yokluu,
    Senden bir bak1_,bir gülümseme istiyorum..

    ^u sigaray1 sevmeden tüttürüyorum,
    Sen yoksun,yok dertle_eceim bir dostum.
    Sevgili sever,sevilir,ayr1l1r gider ama,
    Hep yan1mda olacak Dost gibi bir dost ar1yorum
#20.04.2004 08:17 0 0 0
  • Konu: Yetiminim
    Yetiminim


    Sen gittin
    Hayat1n öbür ucunda b1rakt1n beni
    Iss1zla_t1 _ehir
    Yetim kald1 _ark1lar

    Sen gittin
    Umman1m1 besleyen dereler gitti
    Enlemler boylamlar
    Ülkeler gitti
    ^a_1rd1 yönleri kuzey ve güney
    Demirden kavilik,yelden hafifilik
    Sava_lar bar1_lar gitti

    Sen gittin
    A_1m1n hamuru gitti
    Sen gittin
    Yap1m1n çamuru gitti
    Sen gittin
    Nisan1n yamuru gitti
    Sen gittin
    Dünyan1n uuru gitti
    Söylesene az1m1n tad1 m1 kal1r
    Hangi beyaz keyif çatar çay1mda

    Sen gittin
    araland1 sahte dünyam yoklua
    Bir ya emmez ç1kr1k kolu hat1ran
    Sen içimde büyüdükçe, ben küçülüyorum
    Ad1n1 kaz1yamad1 zaman
    Nar tad1ndan
    Kar suyundan

    Sen gittin
    Devletim gitti
    Sen gittin
    Sen gittin
    Servetim gitti
    Sen gittin
    0zzetim gitti
    Sen gittin
    Saadetim gitti
    Y1k1lm1_ bir hisar kald1 tevarüs
    Bulutlara kan kar1_t1 ard1ndan

    Sen gittin
    Örtüm gitti
    Aç1ktay1m cascavlak
    Muhte_em rüzgarlar da1m1 yoklar
    Tüm yang1nlar beni yakar önce
    Tipi bir yandan boran bir yandan biler di_ini
    Bende kalan en son yan1n1 ister

    Sen gittin
    Elim gitti
    Sen gittin
    Dilim gitti
    Sen gittin
    Gülüm giti
    Ba_tan sona diken dolu gülistan
    Yediveren suya sald1 1tr1n1
    K1ra dü_tü bülbüllerin sesine
    Akreplere kald1 bütün türküler

    Sen gittin
    Kalakald1m tamtak1r
    Zenginliim eteinle sürüldü
    Bir y11n suç, zillet bast1 hanemi
    Ata_ten gömlek giydim, _erbet içtim k1z1lc1k
    Tacirlere bayram oldu gidi_in

    Sen gittin
    Ben bittim

    Ne olur
    Benden uzak tutma nurunu
    Nerde a_k varsa oraya yeti_ir elin
    Yaln1zl1klardan beni yine
    Korursa sevdan korur ancak

    Abdulbaki Kömür
#20.04.2004 08:08 0 0 0
#20.04.2004 08:05 0 0 0
#20.04.2004 07:52 0 0 0
  • Konu: Hani...
    onun kücücük yüreginin altinda kocaman bir sevgi varmis demekki...
#20.04.2004 07:33 0 0 0
  • Konu: Hani...
    Hadi çat kapi gel sevineyim.....
#20.04.2004 07:11 0 0 0
  • Konu: Yaparmisin
    Sevsende Sevmesende
    sevgi nedir bilmesende,
    Ben Seni Seviyorum,
    Sen beni Sevmesende.

    ooooooooo my god...
#20.04.2004 06:55 0 0 0
#20.04.2004 06:48 0 0 0
#19.04.2004 20:24 0 0 0
  • Kuru kalabaligi gören temel yanindakine:
    hacan usagum bu kalabalik nereyedur.
    yanindaki:
    profosorlerin semineri var.
    profosor nedir diye soran temele yanindaki: isde habu gecen adamdur der.
    cok akilli bilgilidirler der.
    temel profosoru cevirir.
    efendi der: sen profosor ben cahil vatandas benimle bir yarismaya var misin...profosor söyle bir bakar; nasil olacak diye sorar...
    temel: bir soru sen bana bir soruda ben sana soracagim. sen bilemezsen baha 100 milyon ben bilemezsem saha 10 milyon verecegim cünkü sen profosorsun...
    ilk soruyuda ben soracagim...
    profosor kabul edince temel: de bakalim üç bacakli bir gözlü hayvan nedir...
    profosor düsünür bulamayinca 100 milyonu temele uzatir... temel keyifle parayi sayarken 10 milyonu profosore uzatip zahmet edip soru sorma bende bilmiyorum buyur 10 milyonu der...
#19.04.2004 20:20 0 0 0
  • Orijinalin yazar1 GS2004
    Pascal buyurduk da kurban neye...


    niye öyle kizmis gibi yanlizca buyurun yazmissin
    karsim olurmu ya ne kizmasi buyrun bu da güzel bir site diye yazdim buyrunun üzerine tikla...
#19.04.2004 19:12 0 0 0
#19.04.2004 08:22 0 0 0
#19.04.2004 08:18 0 0 0