AFYON

    AFYONKARAHİSAR

    YÜZÖLÇÜMÜ: 14.230 km²
    NÜFUS: 739.223 (1990)
    İL TRAFİK NO: 03
    İLÇELER: Afyonkarahisar (merkez), Başmakçı, Bayat, Bolvadin, Çay, Çobanlar, Dazkırı, Dinar, Emirdağ, Evciler, Hocalar, İhsaniye, İscehisar, Kızılören, Sandıklı, Sincanlı, Şuhut, Sultandağı

    İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Frig Kaya Anıt Mezarları, Afyonkarahisar Kalesi, Gazlıgöl ve Sandıklı Kaplıcaları, Ulucami, Gedik Ahmed Paşa Külliyesi, Arkeoloji Müzesi, Kocatepe ve Zafer Anıtları.

    İl Kültür Müdürlüğü

    Tel: (272) 213 76 00

    Devlet Güzel Sanatlar Galerisi Müdürlüğü

    AFYON
    Tel: (0 272) 214 20 28
    Faks: (0 272) 213 76 01

    Müze

    Afyon Müzesi Detaylı Bilgi
    Adres: Kurtuluş Cad. Afyon
    Tel: (272) 215 11 91

    Örenyerleri

    Metropolis - İhsaniye/Ayazin Köyü
    Apemeia - Dinar/Merkez
    Amorium - Emirdağ/Hisarköy

    Önemli Günler

    Mahalli Kutlama Günleri:

    Hava Şehitleri Anma Günü
    Merkez
    15 Mayıs

    Ali Çetinkaya'yı Anma Günü
    Merkez
    21 Şubat

    Festivaller:

    Güreş Festivali
    Karadilli Kasabası, Şuhut
    Mayıs Ayı İçinde

    Kiraz Festivali
    Dereçine Kasabası, Sultandağı
    Haziran Ayı İçinde

    Kavun Festivali
    Fethibey Kasabası
    22-29 Ağustos

    Şenlikler:

    Vişne Şenliği
    Çay
    Temmuz Ayı İçinde

    Kaymak Şenliği
    Bolvadin
    Ağustos-Eylül Ayı İçinde

    Dinar İlkbahar El Sanatları Sergisi
    Dinar
    Mayıs Haziran Ayı İçinde

    Kurtuluş Günleri:

    Afyon'un Kurtuluşu Zafer Haftası
    Merkez
    26-30 Ağustos
    ÜNLÜLER ;



    Ahmet Necdet SEZER ;

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    13.09.1941 Tarihinde Afyonda doğdu. 1958 yılında Afyon Lisesinden, 1962’de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Mezun oldu.Aynı yıl Ankara Hakim adayı olarak göreve başladı. Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet SEZER Semra KÜRÜMOĞLU ile evlendi. Askerliğini Kara Harp Okulunda Yedek Subay olarak yaptı. Sırası ile; Dicle Yerköy Hakimlikleri ve Yargıtay Tetkik Hakimliği görevlerinde bulundu. Medeni Hukuk alanında 1977-1978 de Ankara Hukuk Fakültesinde Yüksek Lisans (Master) öğrenimini yaptı. 07.03.1983 Tarihinde Yargıtay üyeliğine seçildi. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi üyesi iken Yargıtay Genel Kurulunca belirlenen 3 aday arasından Cumhurbaşkanı tarafından 27.09.1988 Tarihinde Anayasa Mahkemesi asil üyeliğine atandı. 6 Ocak 1998 de Anayasa Mahkemesi Başkanı seçildi. Evli ve 3 çocuk babasıdır.

    Ahmet Necdet SEZER, Nisan 2000 TBMM sinde gurubu bulunan 5 partinin Genel Başkanı tarafından Cumhurbaşkanlığı için aday gösterildi. Ahmet Necdet SEZER TBMM sinde yapılan 3. Tur oylama sırasında toplam 330 oy alarak 5 Mayıs 2000 Tarihinde Türkiye Cumhuriyetinin 10. Cumhurbaşkanlığına seçildi. Ahmet Necdet SEZER’in Cumhurbaşkanlığına seçilmesinden sonra Afyon Şehir Merkezinde büyük bir coşku yaşandı. Afyon Belediyesince düzenlenen kutlamalar 1 gün boyunca sürdü. Ahmet Necdet SEZER’in Cumhurbaşkanlığı dünyada da büyük yankı buldu. İlk Hukuk Cumhurbaşkanımız olan 10. Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet SEZER; çocukluk ve okul arkadaşları başta olmak üzere toplumun tüm kesimleri tarafından çalışkan, dürüst, ailesine bağlı, haksızlığa dayanamayan, Cumhurbaşkanlığı koltuğuna layık değerli bir Hukuk ve Devlet Adamı olarak tanındı. 16 Mayıs 2000 Tarihinde TBMM sinde yemin ederek görevine başlayan 10. Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet SEZER TBMM sinde yaptığı ilk konuşmasında Meclis’in saygınlığının korunacağını, Laiklik ilkesinden asla ödün verilmeyeceğini, polis devleti çağrışımlarının terk edileceğini, hiç kimsenin inanç ve emeğinin sömürtülmeyeceğini demokratik kuralların ödünsüz uygulanacağını, hiç kimsenin hukukun üstünde olamayacağını ve hedefinin toplumsal barışı sağlamak olduğunu vurguladı.

    Cumhurbaşkanlığı sırasında bile şatafat istemeyen A. Necdet SEZER’in Cumhurbaşkanlığı sırasında almış olduğu kararlar ve uygulamaları büyük takdirde karşılanıyor.

    Ali ÇETİNKAYA ;

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    Afyonkarahisarlı Şerşifoğlu Ahmet Ağa’nın oğlu olan Ali Bey 1878 yılında Afyonkarahisar’da doğdu.İlk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Bu günlerdeki lider davranışları yüzünden arkadaşları o’na “Vezir Ali” demeye başladılar. Babasını küçük yaşta kaybetti. Anası Fatma Hamın çabası ile Bursa Askeri Lisesi’ne gönderildi. Oradan Harp Okulu’na geçti ve tam 20 yaşında iken, 1898 yılında teğmen rütbesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri safına katıldı. Yüzbaşı oluncaya kadar geçen süre içerisinde Makedonya ve Arnavutluk dağlarında çetecilere karşı Osmanlı varlığını savundu. 1907 yılında Manastır’da örgütlenen “İttihat Terakki” içinde yer aldı.Hareket Ordusu ile İstanbul’a girdi. 1919’da Trablusgarp Cephesi’ne gönderildi. Burada Mustafa Kemal’in yanında bulundu. O sırada Enver Paşa da Bingazi’de idi. Balkan ve 1. Dünya Savaşlarında cephelerde savaştı. Mondros Mütarekesinin yüz kızartan sonuçları gelmeye başladığı günlerde Ayvalık’ta 172. Alayın Kumandanlığını yapıyordu. 15 Mayıs 1919’da İzmir’e asker çıkaran Yunanlılar, 28 Mayıs’ta Ayvalık’a çıkmak istediler. İstanbul’dan gelen emir, “bırakın çıksınlar!” biçiminde olmasına rağmen Ali Bey, Yunan’a ilk kurşunu atarak, mukavemeti ve böylece Milli Mücadeleyi resmen başlatıyordu. Ali Bey 1919 yılında yapılan seçim sonunda Afyonkarahisar Mebusu olarak, Osmanlı Mebusan Meclisi’ne girdi. Ancak kısa bir süre sonra İngilizler tarafından tutuklanarak, birçok vatansever aydın gibi Malta’ya sürüldü... Malta’dan kurtulup yurda döndüğünde TBMM açılmıştı ve Atatürk O’nu ve bazı arkadaşlarını bekliyordu. Doğal olarak Ali Bey’de birinci mecliste Afyonkarahisar Milletvekili olarak yerini aldı.

    Ali Bey, fikir ayrılıkları dolu olan bu birinci mecliste, 1. gurupta yer aldı. 2. Mecliste Atatürk’ten yana olanların büyük çoğunluk sağlamalarında Ali Bey’in büyük payı oldu. 2. Mecliste Cumhuriyet Halk Partisi Programı ile Anayasa taslağının hazırlanmasında Kazım Karabekir, Ziya Gökalp, İsmail Canbolat, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu ve Celal Bayar ile birlikte görev aldı. Uzun yıllar Halk Partisinin Gurup Başkanlığı görevini sürdürdü... Doğudaki kürt isyanlardan sonra kurulan Ankara İstiklal Mahkemesi Başkanlığına getirildi.

    16 Şubat 1934 Tarihinde Bayındırlık Bakanlığına seçildi. Ulaştırma İşlerinin Bayındırlıktan ayrılması üzerine oluşturulan Ulaştırma Bakanlığının, 3 Nisan 1939 Tarihinde İlk Bakanı oldu. Her iki Bakanlıkta da büyük işler başardı. Bir çok yabancı kuruluşun millileştirilmesini sağladı.

    Memleketin demir ağlarla örülmesinde onun payı büyük oldu. Soyadı Kanunu çıkınca Atatürk ona ‘ÇETİNKAYA’ soyadını verdi. Zira Ayvalıkta düşman karşısında, gerçekten Çetin bir kaya olmuştu. Sonraları, adıyla, soyadıyla Ali Bey, yurdun çeşitli yerlerinde yaşatıldı.

    Ali Bey zaman zaman halkevi tarafından Afyonkarahisarda yayımlanan Taşpınar dergisine mukaleler yazdı. O arada Hans kohn tarafından yazılan ‘Türk Milliyetçiliği’ adlı eseri Türkçe’ye çevirerek kitap bütünlüğünde yayımlanmasını sağladı. Aralıksız 1946 yılına kadar Afyonkarahisar Milletvekilliği yapan Ali Çetinkaya, çok partili sisteme geçilip, Demokrat Partinin seçimleri kazanması üzerine o yıl seçilemedi ve Milletvekilliği sona erdi. 21 Şubat 1949 Tarihinde İstanbul’da vefat etti. Aziz naşı Afyonkarahisar’a getirildi ve Afyonkarahisar Belediyesi tarafından Asri Mezarlık içersinde inşaa edilen Anıt Mezar’a defnedildi. Her yıl, Afyonkarahisar Valiliği tarafından düzenenlenen törenle, ölüm yıldönümlerinde anılmaktadır.
    Abdurrahhim MISRİ ( Karahisari )

    15 Yüzyıl ünlü mutasavvıflarındandır. Afyonkarahisar’da doğmuştur. Akim bir kişi olan Mevlana Alaaddin’in oğludur. Zengin bir ailenin oğlu oluşu nedeniyle iyi bir tahsil görmüş, maddi bir sorunu olmadığından, durmadan gezmiş ve yazmıştır. Doğum ve ölüm tarihleri kesinlikle bilinmemekle beraber 15. yüzyılın ilk yıllarında doğmuş ve vakfiyesini yazdırmış olduğu 1483 yılından kısa bir süre sonra öldüğü sanılmaktadır. Abdürrahim Karahisari 1437 yılında Beypazarında, Fatih’in hocası Akşemsettin’le buluşmuş bundan sonra her yerde ve her zaman birlikte görülmüşlerdir. Giderek, Akşemsettin halife olarak kendisine Abdurrahim’i tayin etmiştir. Bu iki dost, İstanbul’un fethinde, Fatih Sultan Mehmet’in yanında bulunmuşlardır. Tüm tarihçiler, birinden söz ederken, ötekinide anmışlardır. Beraberlikleri Akşemsettin’in Fatih’e küsüp İstanbul’u terkedişine değin sürmüştür. 1453 yılında İstanbul’un alınışından 1 ay sonra, Abdurrahim Afyon’a dönmüş ve en ünlü eseri olan ‘Vahdetname’ yi yazmaya başlamıştır.

    Abdürrahim birkaç kez evlenmiştir. Birçok da çocuğu olduğu muhakkak. Ancak, bunlardan sadece Niyaz adlı kızı bilinmektedir. Niyaz, babasının yakın dostu olan Kasım Paşa’nın oğlu olan Sofi Çelebi ile evlenmiştir. Mısri Sultan, Afyonkarahisar halkının herşeyi idi. Kent halkının tüm sorunlarını çözümlerdi. Kendi adını verdiği bir camii yaptırmış, Gedik Ahmet Paşa Medresesinde Müderrislik yapmıştı... Ölümünden sonra tüm vakviyesine kızı Niyaz mütevelli olmuştur. Bugün halk ağzında ‘Mısri Sultan Camii’ adını alan, Kasım Paşa Camiinde damadı Sofi Çelebi ile yanyana yatmaktadır...

    Abdürrahim’in en önemli, eseri, ‘Vahdetname’ dir. Aşık Paşa’nın ‘Garipname’ si tarzında ahlaki ve tasavvufi mahiyette yazılan bu mesnevi ‘Failatün, Failatün, Failün’ vezninde tertip edilmiştir. 3030 beyitten ibaret olan ‘Vahdetname’nin bir nüshası Afyonkarahisar Gedik Ahmet Paşa Kütüphanesinde bir nüshasıda İstanbul’da Üniversite kütüphanesindedir. (Tasavvuf No:253) kimi nüshalarıda kişilerde olduğu sanılmaktadır. Dinle Zat-ı Can-ı Pakdn Kadem-i Peyda Kılubdur Hakden Hamd İden Ol Zate Canı Pak Olan Kim Hilafet Buldı Anda Hak Olan dizeleri ile başlayan ‘Vahdetname’ nin 1460 yılında yazıldığı şu dizelerden anlaşılmaktadır.

    Çün Muin oldı vü yarı kıldı Rab

    Ahır oldı bu mübarek name heb

    Hicret idelden o Sultan-ı harem

    Mefhar-i kevneyn me’mul-i ümem

    Bil sekiz yüz dahi altmış beş idi...

    Abdürrahim Karahisari’nin Vahdetname’den başka bilinen büyük eserleri şunlardır. ‘Münyetül Ebrar ve Günyetül Ahyar’ ve ‘Tercümei Kasidei Bürde (manzum) ‘dir.

    Eserlerin tümü Türkçe’dir. ‘Münyetül Ebrar ve Günyetül Ahyar’ ın yazma bir nüshası İstanbul’da Molla Murat Kütüphanesinde, ‘Düğümlü baba’ kitapları arasında 376 numarada kayıtlıdır. Bir nüshası da Ali Emiri Kütüphanesinde Reşit Efendi kitapları arasında 485 numarada kayıtlıdır. Ayrıca bir nüsha da Afyonkarahisar Gedik Ahmet Paşa Kütüphanesinde bulunmaktadır... Mısri Sultan’ın öteki eseri ‘Kasidei Bürde’ nin bir nüshası İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanesinde, bir nüshası da merhum Edip Ali Bakı Hoca’nın özel Kütüphanesindedir.

    Sarhoşoğlu Ömer Vehbi PAŞA ;

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    Vehbi Paşa Ömer Vehpi Paşa, Afyonkarahisar Ulu Camii (Bedrik) Mahallesi’nden Sarhoşoğulları’ndan Tabak Ağa’nın oğludur. İlk ve (medrese) öğrenimini memleketinde yaptıktan sonra askerliği heves ederek Harbiye’ye girdi. Harbiye okulunu birinci derecede bitirdi. Harbiye’yi 1-10. olarak bitirenlerin Kurmay Okulu’na alınması sebebiyle Kurmay Okulunu da Birincilikle bitirerek subay oldu.

    Ömer Vehpi Paşa, Sivastopal savaşlarında Kurmay olarak bulundu. Sonra 1861 yıllarında Bosna-Hersekte Karadağ ayaklanmalarında görev aldı ve Bosnada evlendi. R.1312-1314 (M.1894-1896) yıllarında Tesalya Kıtası komutanı Müşhir Ethem Paşanın Lavazım Amiri (Ordonat) olarak Yunan savaşlarına katıldı. 2 yıl sonra Yani 1898-1899 yıllarında şark vilayetlerindeki ayaklanmaya karşı Serdar olarak atandı. Burada güvenliği sağlayarak başarılar kazandı. Bunun üzerinde bir üst derece ile İstanbul da Saray-ı Hümayum muhafızlığına getirildi. Genel Kurmay Başkanı oldu. 2. Abdülhamitin güvenini kazanarak bu görevinde uzun süre çalıştı. Hürriyet Devrimi (23 Temmuz 1908) olmadan az önce vefat etti. Padişah 2. Abdülhamit Han tarafından verilen bir irade ile Fatih Sultan Mehmet Han Türbesi mezarlığında, Pilevne kahramanı Gazi Osman Paşa mezarı yanına gömüldü. Ömer Vehbi Paşanın Asım, Kazım, Kamil ve Tahsin adında 4 oğlu ve 1 Kızı olmuştur. Oğullarından 3’ü babaları mesleğinde asker Tahsin Bey ise Hariciyeyi oldu. Ömer Vehbi Paşa ölümünden 6 yıl önce Karahisardaki Baba mirası evlerini 3 kardeşi Mehmet Ali, Hüseyin ve Abdullah ile Kız kardeşinin yetimlerine bağışladı. Bu sırada Karaman mahallesinde Çeşme bitişiğindeki ev kız kardeşinin yetimlerine verildi.

    Ömer Vehbi Paşanın Karahisardaki Sarhoşoğlulları ailesi ‘Mayatepek’ soyadını aldılar.
    Prof.Kamil MİRAS ;
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    Büyük Kamil Miras, 1874 tarihinde Afyonkarahisar’da doğmuştur. Ahmet Efendi’nin oğlu olup, Mirasoğlu sülalesindendir. İlk ve orta öğrenimini Afyonkarahisar’da tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi’ne girmiş ve Ulum-i Aliye-i Diniyye Bölümünden mezun olmuştur. Bayezid Camiinde ders okutuyor iken, II. Meşrutiyetin ilanının müteakip yapılan şeçimlerde, Afyonkarahisar Mesubu olmuş ve Osmanlı Mebusan Meclisi’nde ilimizi temsil etmiştir.

    Bir din bilgini olarak, bu alanda hizmetler yapmakta iken, 1923 yılında, Aftonkarahisar Mebusu seçilmiş ve TBMM’ne girmiştir. İkinci TBMM’nin açılışında Kur’an’dan Ayet okuyup, dua eden Kamil Miras, Ankara’nın başkent oluşu ile ilgili kanun teklifine de ilk imzayı koyanlardandır. Prof. Miras, bir dönem Mebusluk yaptıktan sonra bir daha aday olmayıp, dini ve ilmi çalışmalara yönelmiştir.

    Prof. Miras, 26 Haziran 1940 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığı müşavirliğine atanmış, bu görevde üç yıl bulunduktan sonra, 24 Nisan 1943 tarihinde emekliye ayrılmıştır.

    Miras, 30 Nisan 1957 tarihinde İstanbul’da vefat etmiştir. Kur’an’ı Kerim’in Türkçe’ye tercüme ve tefsir edilmesi fikrini ilk kez ortaya koyan Prof. Miras’tır.Nitekim, Mebusluğu döneminde Meclise verdiği bir kanun teklifi kabul edilmiş ve oybirliğiyle alınan bu karar gereğince Elmalılı Hamdi Yazır tarafından “ Halk Dini Kur’an Dili” adıyla hazırlanan dokuz ciltlik tefsir Diyanet İşleri Başkanlığı tarafıdan yayımlanmıştır. Bunun yanısıra Buhari Tercümesi de TBMM tarafından kabul edilmiş, bu muhteşem eserin ilk üç cildi Ahmet Naim, dokuz cildi ise Kamil Miras tarafından tercüme edilerek basılmıştır.

    Arapça ve Farsçayı çok iyi bilen Miras, ülkemizin yetiştirdiği en büyük muhaddislerden biridir. Beyzavı, Hazin, Medarik, İbn-i Abbas gibi ünlü eserlerle Ahkamul’l-Kur’an-ı yayına hazırlamıştır. Anılan eserlerden başka şu eserlere de imzasını koymuştur:

    1- Din-i İslam Tarihi’nin Emevi ve Abbas devirlerine ait kısmı

    2- Tarih-i İlm-i Fıkıh

    3- Kur’an ve Tefsir Tarihi

    4- Ahlak-ı Ser’iyye

    5- Kur’an’ın Cem’i

    6- İlm-i Kelam Tarihine Ait Tetkikler

    7- Ramazan Musahabeleri

    Kamil Miras’ın Talat, Emin ve Sedat adında üç erkek çocuğu dünyaya geldi. Bunlardan Talat Miras uzun yıllar Dışişleri Bakanlığı bünyesinde Büyükelçilik görevlerinde bulundu. Merhum, aynı zamanda şairdi. Bursa’daki Yeşil Camiin içindeki şadırvanda olan şu mısralar O’nundur:

    “Ey Müslüman! Şu şadırvan, sanma sade bir çağlayan Tanrı’mızın rahmeti bu, su değildir ondan coşan Köyelerinden fışkıran, hüzme bir nurdan direk Gönülleri hoş etmede dökülürken süzülerek.”



    Ömer Faruk ATABERK ;
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    1933 Yılında Afyonkarahisar’da doğdu. İlk ve Lise öğrenimini doğduğu ilde tamamladı. 1957 yılında da “İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümünden” mezun oldu. Akademi öğrenim yıllarında ‘Şark Süsleme Atölyesine’ devam ederek hüsn-i hattı Mustafa Halim ÖZYAZICI’dan, Tezhip minyatürü Muhsin DEMİRONAT ve Rikkat KUNT’tan öğrendi., ayrıca Topkapı’da Prof. Dr. A. Süheyl ÜNVER’İN atölyesinde devam etti; Ressam Şeref AKDİK, Nezihe BİLGÜTAY ve Hüseyin Tahirzade BİHZAD’dan yararlandı. Necmettin OKYAY ve oğlu Sacit OKYAY’dan ebrü, cilt ve kat’ı sanatlarını öğrendi, vatani görevini Askeri Müze’de yaptı; kurulmasında emek verdi, Ankara’da Tabiat Tarihi Müzesi ve Manyas Kuş Cenneti müzelerinin kurulmasında hizmet verdi. 1991 yılında Konya Selçuk Üniversitesinden hüsn-i hat dalında sanatta yeterlik aldı. 1947 yılında almış olduğu ilk ödül sanat hayatının başlangıcı oldu. Üç kez ‘Devlet Türk Süsleme Sanatları yarışmasında birincilik ödülü alan ATABEK kuruluş, dernek ve kurumlardan almış olduğu başarı ödüllerine sahiptir. Afyon’da Mısri, Hacı Nuh, Yeşil Camii, Yarenler Camii, Ankara’da Çiğdemtepe Camii kubbe, kuşak, mihrap ve kapı üzerinde hat sanatına ait, Antalya Hotel Arinnada da kalemişi Kubbe tezyinatı, mimari yapılarda yer alan eserleridir. Hüsn-i hat, tezhip ve minyatür dalında çok sayıda kişisel sergi açmış (Yurt içi ve yurt dışında), kırktan fazla karma sergilere katılmıştır. Fakültede öğrenim görevlisi iken Kültür Bakanlığı’nın isteği üzerine usta sanatçı yetiştirme görevini üstlenmiş, Turkuaz Sanat Merkezinde de minyatür hocalığı yapmıştır. Atabek’in en önemli sanat özelliği aynen tekrar ve taklit etmekten kaçınmasıdır.

    Geleneksel sanatımızın asaletini koruyarak onlara yeni boyutlar getirmiştir, yeni ufuklar açmış bu konuda çok başarılı olmuştur.

    Yetiştirmiş olduğu usta sanatçılar Atabek’in açmış olduğu bu yolu benimseyerek severek ve ilhamlarını ondan alarak yapmış oldukları özgün çalışmalarıyla Atabek tarzı bir ekol haline gelmiştir.

    Ömer Faruk Atabek 20.12.1999 yılında Ankara’da vefat etmiştir. Arzusu üzerine Afyon’daki Aile Kabristanı’na defnedilmiştir .
    Prof. Dr.Mazhar Paşa ;

    Doktor olarak memleketimizin de ve Avrupa’da ün salmış seçkin insanlarımızdan biridir. H.1261 (M.1845) yılında Afyonkarahisar’da doğmuştur.Babası Refik Binbaşı emeklisi Süleyman Efendi’dir. Süleyman Efendi, oğlunun doğumundan 5 yıl önce (1840) Harbiyede öğrenci iken Babası Bayatlı Hamza oğlu Hacı Ali ölmüş ve mirası bir yedd-i emine teslim edilmiş olması nedeni ile Mazhar Paşa soyunun Bayat bucağın’dan olduğu anlaşılmaktadır. Süleyman Efendi Karahisarda ölmüştür. Mazhar Paşa İlk ve Orta Öğrenimini Memleketimizde yaptıktan sonra Tıbbıye’ye gitmiş ve H.1285 (M.1869) ‘de Yüzbaşı olarak Tıbbıyeyi bitirmiş, H.1287 (M.1871)’de fen-cerrahi öğrenimi için Fransa’ya gönderildiğinde memleketimizde teşrih (anatomi) ilimin yetersiz olduğunu bildiği için teşrih (anatomi) profesörü Sappely ‘den ders almaya başlamış ve kısa bir sürede sınıf 2. si olarak diploma almayı başarmıştır.

    Paristen döndükten sonra Karadağ ve Sırp Muharebelerinde doktor olarak Semiceye gönderilmiş, savaş sonunda ise İstanbul’a dönmüştür.

    İstanbulda Tıp okulunda teşrih (anatomi) ilmi üzerine Yardımcı Muallim, biraz sonrada Muallim olmuştur. ( H.1295, M.1879)

    Doktor Mazhar Paşa gece gündüz durmadan çalışarak ‘Külliyat-ı Teşrih (Anatomi) adıyla iki cilt olarak A.Jamin den çevrilen, daha sonra ‘Renkli Teşrih Atlası’ (Anatomi Atlası), 7 cilt olarak ‘Teşrih-i Topografı (Anatomi Topograf Yazısı’ ile son olarak ‘Mebhas-ul Asab (Asab-Sinir İlmi) adlı eserlerini bizlere kazandırmıştır. Yarım yüzyıla yakın hocalığı sırasında büyük hizmetlerde bulunmuş ve ‘Lugat-ı Tab (Tıp Sözlüğü) hazırlanmasına yardımcı olmuş ve yol göstermiştir.

    Bir ara ‘Mekatibi Askeriye Nezareti’ Nazır Vekilliğine atanan Ord. Prof. Dr. Hasan Mazhar Paşa ilk tıp akademisinin kurucusu olarak da tıp tarihine adına yazdırmıştır. Modern Anatomi Tedrisatını yerleşmesini sağlayan da O dur.

    İyi huylu, güleryüzlü, şen ve musıki hayranıdır. Çok güzel kanun çalıp, kemandan hoşlanan biridir. Ferikliye (Korgenaralliğe) kadar yükselmiş ve emekli olmuştur. Emeklilikte de yine ders vermeyi sürdürmüş olup, 30 Aralık 1920’de yılı sonunda hayata gözlerini yummuştur. Karacaahmet mezarlığına gömülmüştür.



    İsmail Şükrü Hoca ;

    Afyonkarahisar’ın ünlü müderrislerinden İzzet Efendi’nin oğlu olan İsmail Şükrü 1874 yılında Afyonkarahisar’da dünyaya geldi. Türk Kurtuluş Savaşı’nın en kahraman simalardan biridir. Oluşturduğu Alay’a kumandanlık etmiş ve Dumlupınar’da Yunan harekatını dokuz ay durdurarak ordumuzun hazırlanmasına imkan sağlamıştır. Bu büyük kahramanlıklardan dolayı Alayına “ Çelikalay” adı verilmiş ve bu ad, Soyadı Kanunun’nun çıkmasından sonra O’nun soyadı olmuştur. Ayrıca kırmızı-yeşil kurdelalı İstiklal Madalyası ile taltif edilmiştir. Bilindiği üzere Kurtuluş Savaşı’nda cephede kahramanlık gösterenlere kırmızı, cephe gerisinde yararlı olanlara yeşil kurdelalı madalya veriliyordu. Hem cephede, hem de cephe gerisinde yararlı olanlara ise kırmızı-yeşil kurdelalı verilmiştir ki, böyle madalya alanların başında İsmail Şükrü Hoca gelmektedir.

    Şükrü Hoca Afyonkarahisar’da vaizlık ederken birinci TBMM’ne Afyonkarahisar Milletvekili olarak katıldı. Mecliste büyük bir rekorun sahibi olan Hoca, birinci meclisin üç yıl dört aylık döneminde tam 103 soru önergesi vermiştir. Çok güçlü bir hatip, gerçek bir alim olan Şükrü Hoca, inandığı prensiplere hayatı boyunca bağlı kalmıştır. “Hilafetin Kaldırılması’na” karşı çıkmış, bu husustaki önergenin görüşülmesinden 8 gün önce “Hilafet-i İslamiye ve Büyük Millet Meclisi” adıyla bir broşür yayımlamıştır. Bu broşür Mecliste büyük gürültülere sebep olmuş karşı görüşte olanlardan Siir Mebusu Hoca Halil Hulki, Muş mebusu Hoca Elhac İlyas Sami ve Antalya Mebusu Hoca Rasih (Kaplan) Şükrü Hoca aleyhinde “Hakimiyet-i Milliye ve Hilafet-i İslamiyye” adıyla cevabi bir broşür neşretmişlerdir. Doğal olarak Şükrü Hoca, ikinci meclise giremedi. Çeşitli cemiyetlerde, bu arada “Büyük Doğu”da inandıklarını yazmaktan ve söylemekten sakınmadı.

    Yeni bir Hac dönüşü, 25 Aralık 1950 tarihinde vefat etti.

    Bayatlı Yrb. Arif Bey ;

    Afyon çevresinde Milli Direnişin öncülerinden olan ve milli mücadelenin en buhranlı günlerinde iç isyanların bastırılmasında büyük emeği geçen Arif Bey 1875’de Harput’ta doğdu. Binbaşı Osman Bey’in oğludur. 1883’te Harp Okuluna girerek 1895’te subay çıktı. Sicil numarası 1311-C piyade 27’dir. Balkan Harbinde 32. Alayın 1. Tabur Komutanı olarak görev yaptı. 1. Dünya Savaşında 12 Alay Komutanı olarak Çanakkale’de Arıburnu’nun sol cenabında görev yaptı. Daha sonra 12. Alayla Diyarbakır ve Bitlis’te bulundu. Yarbay rütbesi ile İzmir Merkez Komutanlığına atandı. Yunanlıların İzmir’e çıkışında düşmana karşı il direnişi başlatan odur. İzmir’in işgali üzerine yalnız olarak Bursa’ya kaçtı. Yanına birkaç subay ve er alarak kıyafetini de değiştirerek Seyit Gaziye geldi. Arif Bey bu yörede bir taraftan da asker toplamaya başladı. İstanbul Hükümeti Arif Bey’in yok edilmesi için harekete geçti. Yrb. Arif Bey komutasında oluşturulan askeri güce ‘Karakeçili Milli Alayı denmektedir. ‘1. ve 2. Bozkır ayaklanmalarının bastırılmasında büyük rol oynayan Karakeçili Milli Alayı daha sonra Bolu Düzce ayaklanmalarının bastırılmasında da fevkalede yararlıklar gösterdi. Fakat Alayın kahraman komutanı Arif Bey 11-12 Mayıs 1920 gecesi Kızılcahamam’da çadırında uyurken bir mevzer kurşunu ile öldürüldü. Arif Bey’in Bayat’taki aile lakabı Hacı Mustafa oğullarıdır. 2 defa evlenmiştir.

    1. Eşi Ferik (Ömer Lütfi Paşanın) kızıdır. Bu evlilikten kızı Kaderiye Hanım (Alpsan) ve oğlu Lütfe Bey (Emekli Albay Lütfe Güngör) dünyaya gelmişlerdir. Kaderiye Hanım İstanbul da Lütfe Bey İzmir’de oturmaktadırlar. 2. Hanımı Diyarbakır’ladır. Çok yakın bir süre önce yüz yaşında öldü. Bundan da Zekiye Cahide isimli iki kızı vardı.
    Afyon

    Afyon

    Afyon adını M.Ö. 1340 yıllarında Hititler tarafından yaptırılan ve bu güne kadar ününü sürdüren kalesi ve yaklaşık 2300 yıldır ekilen haşhaş bitkisinden almıştır.

    M.Ö. 7000 Yılından başlayarak günümüze kadar yerleşim yeri olan İlimiz sınırları içerisinde Hitit, Frig, Grek, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı gibi uygarlıklar egemen olmuştur.

    Selçuklu Türklerinin 1071 yılında Anadolu'yu fethetmeleri sonucunda Afyon Türk'lerin hakimiyetine geçmiştir. Selçuklu Devletinin parçalanmasından sonra şehir bir süre Sahipoğulları'nın elinde kaldı. 1341'den sonra akrabalık ilişkileri sonucu Germiyanoğulları'nın yönetimine geçen kent II. Yakup Bey zamanında Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı topraklarına katıldı (1390). Ankara Savaşından (1402) sonra Timur'un askerlerince yıkıma uğrayan şehir yeniden Yakup Bey'in eline geçti ve onun ölümü (1428) üzerine, vasiyeti gereği kesin olarak Osmanlı Egemenliğine girdi. Fatih Sultan Mehmet'in Karaman Seferleri sırasında, stratejik özelliği dolayısıyla askeri harekatın başlıca merkezlerinden biriydi. XVII. Yüzyılda ortaya çıkan Celali ayaklanmaları burayı da etkisi altına aldı. Celali Karayazıcı'nın kardeşi Deli Hasan Kütahya'yı alamayınca kışlamak üzere geldiği (1602) şehirde geniş ölçüde yıkıma sebep olmuştur.

    Mondros Barış Antlaşması'ndan (8-9 aralık 1918) hemen sonra İngiliz Fransız ve İtalyan birlikleri yer yer Osmanlı topraklarına girdiler. Bu arada 16 Nisan 1919'da Fransızlar Afyon istasyonuna yerleşti. 21 Mayıs 1919'da iki subay ve 262 erden oluşan bir İtalyan birliği de Afyon'a geldi. Bu birlikler yerlerini 17 Mart 1920'de Yunanlılara bıraktı. Çok kısa süren birinci işgalden sonra 13 Temmuz 1921'de Afyon ikinci kez Yunanlılar tarafından işgal edildi ve Afyon 1 yıl 1 ay 25 gün Yunan işgali altında kaldı. Büyük Taarruz Afyon Cephesinde başladı. Yunan kuvvetleri bozguna uğratıldı ve şehir 27 Ağustos 1922'de kurtarıldı. Bu tarih Afyon'un Kurtuluş günü olarak kutlanır.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    Bilgiler guzel, resim de olsa ne iyi olurdu. Sagolun
    AFYON NUN KISACASI HER YER KAYALARLA DOLU MEYDENINDAKİ HAVUZDA BİLE BOYALI TAŞLARDAN YAPIILMIŞ
    EmeqinizE saqLık ..
    Afyon ülkemizin şirin,küçük bir anadolu şehri.Oldukça sık giderim Afyona .İnsana huzur veren bir havası ve suları vardır.Oruçoğlu ve İkbal tesisleri en beğendiğim tesislerdir.Kaymaklı lokumunu ve vişneli ekmek kadayıfını yemeden asla geçmem.Ha birde Özdileke uğramadan
    teşekkürler bilgilerin için kardeş
    sag ol kardes
    teşekkürler
    kaymak ikramımız vardır herkesi bekleriz
    verdiğiniz bilgiler için teşekkürler arkadaşlar
    AFYONKARAHİSAR KALESİ ;

    Düzlükte, gelip geçse de yol, Afyonkarahisar'dan
    Ey yolcu, görünmez Afyonkarahisar, istasyondan
    Şayet vaktin olursa tırman Kale'ye
    Bak Afyonkarahisar'a gökyüzünde bir balkondan

    Diyor Ozan Arif Nihat Asya dizelerinde. Gerçekten de bir kentle, şairlere, alimlere, sanatçılara, mescitlere, mahallelere adını veren , destanlarda, efsanelerde, türkülerde, manilerde kuşaktan kuşağa aktarılan, yerden tam 226 metre yükseklikteki trakit bir kaya kütlesi üzerine kurulmuş bulunan Karahisar Kalesi için Gökyüzünde bir balkon dan başka nasıl bir nitelendirme yapılabilir ki?

    Öyle sanıyoruz ki, Afyonkarahisar deyince Karahisar Kalesi'ni, Karahisar deyince de Afyonkarahisar'ı hatırlamamak mümkün değildir. Afyonkarahisar şehri ile özdeşleşen Karahisar Kalesi'nin günümüzden yaklaşık 3 bin 340 yıl önce, İsa'dan Önce 1340'lı yıllarda Arzava ülkesine sefer düzenleyen Hitit Kralı II.Murşil tarafından, askerlerinin kışı geçirmeleri amacıyla yapıldığı sanılmaktadır.Kale'nin o zaman ki adı Hapanuva, yani  Yüksek Tepe Şehri  dir. Daha sonra Mira Kuvalya Krallığı'nın egemenliğine bırakılan Hapanuva eteklerine Frigler zamanında köy kurulur ve Akronio ya da Akroniom adını alır. Sırasıyla Lidyalılar, Persler ,Helenler, Bergama Krallığı,Pont krallığı, Romalılar ve Bizanslılar'ın egemenliğinde kalan Kale, Hicret'ten sonra İstanbul'u fethetmek amcında olan Emevi Halifelerinin ,Anadolu'ya yaptıkları seferler sırasında birkaç kez el değiştirdikten sonra , Alparslan'ın oğlu Melikşah zamanında Selçuklu topraklarına katılmıştır. Daha sonra Devlet Hazineleri2nin Kale de saklanmasından dolayı Karahisar-ı Devle yani Devletin Karahisarı adını alır. Anadolu Beylikleri döneminde Sahipoğulları ve Germiyanoğulları'^nın hüküm sürdükleri Karahisar-ı Devle ,1392 yılında Yıldırm Beyazıt tarafından Osmanlı topraklarına katılır. Ankara Savaşı'ndan sonra Timur ordularının hakimiyetine giren Karahisar-ı Devle, Timur'un beylere, topraklarını geri vermelri üzerine Germiyanoğulları'na, daha sonra vasiyet yoluyla 1428 yılında Osmanlı Türk Birliği'ne katılır. Anadolu'daki diğer karahisarlarla karışamamsı için  Karahisar-ı Sahib yani  Sahibinin Karahisarı adını alır. Mevcut Şeriye Sicillerine göre Karahisar'ın başına Afyonkarahisar kelimesi ilk kez 1651 yılında gelmiş ve o günden bu yana Afyonkarahisar adı ile anılır olmuştur.
    saol kardeş
    afyonu severim
    Arkadaşlar Afyonkarahisar'a karşı gösterdiğiniz ilgi ve alakaya çok teşekkür ederim.Ne yazık ki bir Afyonkarahisarlı olarak ufacık da olsa yeterli bilgiye sahip olamadığım için üzgünüm. Sözüm söz vakit bulabildiğim anda size yararlı bilgilerle döneceğim.
    ben hiç afyona gitmedim.

    merakta ediyorum aslında hadi afyonlular merakımı giderin bakimm
    Değerli arkadaşlar afyondan birkaç resim koymaya çalıştım.inşallah olmuştur.
    Özlem arkadaşım Afyona gelmek istersen.
    Memnuniyetle misafir ederim. Bu sözüm diğer arkadaşlar için de geçerli.
    Arkadaşlar Afyon Resimlerinden buraya aktarmayı başaramadım Üzgünüm, ama sizin için birkaç Afyon resimlerinden (Resim Galerisi-Hertelden bölümüne) aktarmayı başardım.
    Dileyen arkadaşlar orada görebilir.Veya daha yetenekli bir arkadaşımız bu bölüme aktarabilirse bende memnun olurum.Yardımlarınız için Teşekkürler.
    Ben afyonu çok seviyorum,
    en çokda lokumunu ve vişneli ekmek kadayıfını,
    eee tabiii Oruçoğlu ve İkbali de unutmamak olmaz,
    havuzlarında yüzmeyi özledim
    Casper ne zaman istersen ben burdan gönderirim.
    Gazlıgöl ve Sandıklı Kaplıcalarıda çok güzeldir.
    Oraları da görmelisin.
    o resimleri buraya alabilseydik çok iyi olacaktı ama neyse önemli değil
    Gazlıgöl ve Sandıklıyı çok merak ediyorum ama ilk fırsatta oralarıda görmeyi hedefliyorum,sağol tıkır,

    özlem sana bir kaç resim,bu kış çekmiştim afyonda,
    Kocatepe

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız



    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    çok güzel görüntüler bunlar

    casper paylaştığın için çok sağol.

    kış manzarası da çok güzel oluyormuş afyonun
    Şirin bir şehir,umarım birgün yolun düşer özlemcim,
    gidersen kaymaklı lokum,sucuk ve vişneli ekmek kadayıfını yemeği unutma
    Şirin bir şehir,umarım birgün yolun düşer özlemcim,
    gidersen kaymaklı lokum,sucuk ve vişneli ekmek kadayıfını yemeği unutma