Hiçliğin ortasında;
Gecenin siyahını kovan güneş gibisin...
Mucizenin görünen hali...
Gören gözlerde şükrün selası...
Kör gözlere pasaklı kontes...
İçin bir haykırışnotasız sessiz sözsüz...
Hiçliğin ortasında bir mucizesin;
Ki hayrı sana dokunmaz...
Ki bir yazgı ki yazarı sen değil...
Ve Kudret'in hayat kitabının;
En göz alan resimlerinden...
Ve varlıkta yüzenlere;
Hesap sorulma nedeni...
Minik yüreğigözünün yaşı;
Belki kirli üstü başı;
Ama saklayamıyor meleği;
Bunca ahvalbunca yokluk...
Sen ey minik melek;
Feleklerde kıyametler kopar;
Değdiğinde gözünün yaşı yere;
Vebal oldun bir kere;
Halini kıymedini bilmeyenlere...
Neysekibiliyorumki;
Hiçbirşey sonsuza kadar sürmez...
Sendeki bu beni ağlatan hal bile...
Duamsın mutluluğuna halisi kalb ile...
Değerli arkadaşım;çok özür dileyerek bu isteğini yerine getiremeyeceğim zira senden sonrada aynı talebin olmayacağını kimse garanti edemez bu da benim bu sayfadaki şiirlerimi paylaşma amacından saptırır şiir istek sayfasına döndürür...
O anlamda höşgörüne sığınıyorum değerli arkadaşım...
tabikide arkadaşım
özüre gerek yok ki .ben öylesine yazdım zaten. gönül kalemin hiç susmasın
Dokuz aylığım bende;
Yok yani;
Yaradılışça farkım...
Dokuz yaşındayım;
Dokuz yıldır
Toplasan dokuz kere
Gülmemişimdir umarsızca...
Ve dokuz yıldır;
İlk kez bence eskittiğim;
Eşyam olmadı...
Mağzam
Çöp & Çöp;
Kullanılmış perakende mağzası...
Dokuzda açrım her sabah;
Ve akşam dokuza değin...
Arada mesai olmuyor değil...
Babam sağolsun;
Beline kuvvetliydi;
Dokuz doğurtturmuş anama...
Elide elide haaa..
Bir vurdumu dokuz döneriz...
Desem inanmaz ne zalimsin diye...
Malum;
"Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar..."
Kahvaltıda dokuz dilim yiyemiyorum ama;
Olsa bir dokuz daha yerdim...
Okutsalar bende dokuza giderdim;
Lise derken üniversite...
Bir haykırsam feryadımı;
Duyulurdu dokuz yıllık yoldan...
Haykısam haykırabilsem;
Boşalır ne rahat ederdim....
Oooo..saat dokuz olmuş;
Hicranımın şiirine dalıp;
Yine mesaiye kaldık....
Çok oldu güzelim musalla kapısından çıkalı;
Artık Güneş olup soğuk sabahlarıma;
Doğsanda olur doğmasanda...
Gecelerim yedi kez siyah;
Şimal yıldızım yok yerim yönüm;
Olsanda olur olmasanda...
Çok oldu o saltanatımda;
Helalliklerimi toplayalı;
Kesildi hesabım;
Yedi kat cehennemlerken mekanım;
Hakkını helal etsende olur etmesende...
Omuzlarda,başüstü edildim ilk ve son kez;
Oysa ömrüm yerle yeksan geçti;
Sürünmek,infazıydı bu aşkımın...
Şimdi güzelim,
Nerededir diye sorsanda olur sormasanda...
Çok oldu güzelim,musalla taşına konalı;
Kuş çırpıntısı yüreğim;durdu;
Sen sen diye atardı oysa...
Aşkımı şakıdığım,kırık nağmelerimi;
Artık duysanda olur duymasanda...
Bir ruzgardım,estim geçtim o mermerden;
Toza karıştım toprağa;
Yağmur bulutlarına karıştım güzelim,
Yağraken gözyaşlarım gibi oluk oluk;
Yediveren gülüm;
Artık açsanda olur açmasanda...
Çok oldu güzelim,musalla kapısından çıkalı;
Bakıpta ardıma elveda diyeli..
Ben seni canım çıksınki,ki çıktı çok sevdim;
Sen bana inansan da olur inanmasanda;
Hadi inandın diyelim;
ARTIK SEVSENDE OLUR SEVMESENDE...
Sen zaman gibiymişsin;
Geçince geri gelmeyen..
En güzel zamanlarımmışsın;
Geri gelmeyeceğini bildiğim...
Ah geçmese dakikalar;
Geçtikçe uzaklaşmaktasın benden..
Toplasam tüm saatleri;
Ve savursam yalnızlığımın uçurumundan;
Unutulurmuydu zaman kavramı?
Kalırmıydık aşkımızın o en güzel deminde..?
Sen sağlık gibiymişsin;
Kıymedi yitirilice anlaşılan..
Sağlığımmışsın sen,yokluğunsa;
Kalp ağrısı,elden ayaktan kesen...
Ömürmüşsün sen,yaşama nedenim;
Kıymedi sensizliğin ölümünde anlaşılan..
Her ne kavram varsa sana dair;
Hiçlik,yokluğunda..Aşkın kandilinde,ateş..
Hem siyahsın yokluğunun gecesinde,
Hem gök kuşağı kadar renkli;
Cemre olup düştüğün toprağımda,bahar sevinci..
Hem,toprağımı;aşkın diyarından yolansın;
Cebrail Aleyhisselam misali...
Hem o toprağa hayat verensin;
Mikail Aleyhisselam misali..
Hem Varlığımın nedenisin;hem yokluğumun;
Gidişinle canıma kasteden;
Azrail Aleyhisselam misali..
Hem Sûr'a üfleyip kıyametimi koparan;
İsrafil Aleyhisselam misali...
Misaller çok hepsi sana dair;
Hepsi senden ziyade...
Hiçliğin siyah tualinden kazıyıp;
Varlığının resminde anlam katan ressam;
Ya dön bitir eserini,tamamla o son fırça darbenle;
Ya kezzaplara at beni,ya tinerlere;
Seyrelt beni ta yok olayım..
Geri dönemez bu ruhum zira;
Kalmadı sığacağım bir beden;
Yaşıyorsam luzumsuzca haybeden,
Hep döneceğinedir umudum.
Yok dönmeyeceksen;
Yak küleyle,savur küllerimi havaya;
Ve döneyim geldiğim yere;
Sıla-i rahim'im;HİÇLİĞİN DİYARINA...
Bayram yeri dönüşünde,iki kardeş;
Neşeden sarhoşlarken,anne baba kucağında,
Yetimhane camında ıslak bir çift göz,
Bilmez kimi,nereden çağıracağını,
İçindeki yitikliğin yangınına...
Kafasında tek soru neydi suçumda;
On sekiz yıl esirim bu maphushanede...?
Uzaklarda varlığını bildiğim Melek;
Ya neydi benim suçum ki;
Sen yücelirken yerle yeksan tevazunla;
Hemde devşirilmişken ahlakın en güzeliyle;
Hemde besbelli,ateş ateş,ışık ışık güzelliğinle;
Nedendir etrafınca pervane edişinin,
Yakıp kül edişinin sebebi..?
Ey kastı Cehennemimin ateşini;
Aşkın ateşinden halkeden Kudret;
Neydi günahım?
Ki kalmadan ahirete;
Dünya'da kılmadasın Mahkeme-i Kübra'mı.
Bari ben yanıp kül olurken;
Kebab olurken ciğerim,
Kokusu yare varsın dileğim...
Yuregine saglik Ozan. Son siirinde digerleri gibi etkileyici idi. Ic cekislerin... yerinmelerin... uzulmelerin... keskelerin.. Kisacasi hayiflanmalarin...
Hepsi yerli yerinde. Butun arzu duyduklarinin biran once olmasi dileklerimle, ellerine saglik, yuregine bereket arkadasim...