@ASUR adlı üyeden alıntı:
Gamlı arkadaş,
Cevabın güzel ve doğru. Ama son cümlen yine çok bilmişlik örneği. Herşeyi bu kadar açık açık yazmışsında , son cümleninde kanıtını rica edelim. Mimar sinanın türk olmadığının kanıtlarını ve kaynağını rica edelim.
Neden , Mensup olduğu millete hizmet etmemişte osmanlıya hizmet etmiş? Cevabını bekliyorum..
Terakki perver arkadaş,
Yine cehaletin içinde boğuluyosunuz.Şeriatın anlamı sadece abdest, namaz, oruç, hac ve zekat değildir.İslam'da muamelat bölümüne şeriat denir.Bu, devletin aracılığıyla kanunlaştırırlır ve de kişisel değildir..Bu da Allah'ın muhkem ayetlerinde vardır.Şeriat hakkında önyargılı olmak kişinin cehaletini gösterir. Bunun en bariz örneği aşağıda ki ayette açıkça bildirilir.Biz burada İslam siyaseti güdüyoruz.Maksadımız, bu gafil milleti şeriat hakkında korku üretmesini önlemektir.
Şeriat asla ve asla kişisel değildir. Birkaç yorumunda hep bu ifadeyi kullanıyorsun. Kuran-ı Kerim bütün insanlığa gönderilmiştir. İnsanlar ayrılarak şunlar yapsın bunlar yapmasın diyerek ayırmamıştır. Bütün insanlığa gönderilmiş ve uyulması kesin olarak emredilmiş bir kelamdır. Allah'ın sözleri , Allahın kulu olan bütün insanlaradır. Allahın kulu olmayan insan varsa ayrı tabii....
bu cümlenin ve düşüncenin ne kadar yanlış olduğunu bilmeni isterim. bu cümle ile haklı olunması mümkün değil. bu düşünce ilede kendinizi avutmayın.
Şeriat islamın getirdiği hükümlerin genel adıdır. Devlet yönetimi de bunun içine girmektedir.
Şeriat: "Din", "Allah'ın emri", "İlâhî emir ve yasaklar" gibi mânâlara geliyor.
İnsan, bir kavramı reddederken de, kabul ederken de anlamını bilmeli, diye düşünüyoruz. Taraftar olmak veya olmamak ayrı mesele.
En çok tartışılan kavramlardan biri de "şeriat." Bu konuda bir çok kişinin kafası bir hayli karışık. Anlamını bilen de konuşuyor, bilmeyen de.
Önce, Şemseddin Sami Efendinin, dilimizin en esaslı lugati olarak bilinen "Kamus"una bakalım:
Şeriat, "evamir ve nevahi-yi İlahiyye ve ayet ve hadis ve icma-ı ümmet esasları üzerine müesses kanun-u İlahi" diye tarif ediliyor.
Tarifte iki unsur dikkat çekiyor. Biri, şeriatın "İlahi emirler ve yasaklar" oluşu. Diğeri, bu İlahi kanunların "ayet, hadis ve icma" denilen temeller üzerine kurulu bulunduğu.
Ömer Nasuhi Bilmen ise, "Hukuk-u İslamiyye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu" adlı mükemmel eserinde bu ıstılahı ayrıntılı biçimde şöyle açıklıyor:
"Şeriat, din lisanında, Cenab-ı Hakk'ın, kulları için vazetmiş olduğu dini, dünyevi ahkamının heyet-i mecmuasıdır. Bu itibarla şeriat, din ile müradif olup, hem ahkam-ı asliye denilen itikadiyatı, hem ahkam-ı fer'iye-i ameliye denilen ibadet, ahlak ve muamelatı ihtiva eder."
"Şeriat, umumi manasına nazaran bir peygamber-i zişan tarafından tebliğ edilmiş kanun-u İlahi demektir. Ahkam-ı şer'iye denilince, bundan kanun-u İlahi hükümleri manasını anlamak lazımdır. Ve bununla asıl Kur'an'a, Hadise, İcmaa sarahaten müstenid olan hükümler kastedilmiş olur."
Bu ayrıntılı tarifte şu temel noktalar ustalıkla sıralanmış:
1. Şeriatı, kulları için Allah koymuştur.
2. Şeriat, dini ve dünyevi hükümlerin tamamıdır.
3. Şeriat, "din" kelimesiyle eşanlamlıdır.
4. Şeriat kavramının içinde, imani hükümlerin yanında ahlaka, ibadete ve günlük hayattaki işlere dair hükümlerin hepsi vardır.
5. Genel anlamda, her peygamberin getirdiği İlahi kanunlara da şeriat denilir.
6. Şeriat kelimesiyle, açıkça Kur'an'a, Hadise ve İcmaa dayanan hükümler kastedilmiş olur.
Asrımızın en büyük müfessirlerinden olan Elmalılı Hamdi Efendinin, "Hak Dini Kur'an Dili" isimli pek kıymetli tefsirindeki şeriat tarifi de şöyledir:
"Lugatte bir ırmak veya herhangi bir su menbaından su içmek veya almak için girilen yol demektir. Bunda, insanların hayat-ı ebediyeye ve saadet-i hakikiyeye ulaşması için, Allah Tealanın vaz u teklif ettiği ahkam-ı mahsusaya ve mezheb-i müstakime bilistiare ıtlak edilmiştir ki, din demektir."
Bu tarifte de bazı önemli noktalar dikkati çekiyor:
1. Şeriatı Allah koymuş ve kullarını sorumlu tutmuştur.
2. Allah, şeriatı kullarının ebedi hayata ve hakiki saadete ulaşması için göndermiştir.
3. Şeriat, müstakim, yani doğru yolun adı olup, hususi hükümlerden ibarettir.
4. Şeriat, din demektir.
Asrımızın büyük alim ve mütefekkiri Bediüzzaman ise, şeriatı tarif ederken şunları söylüyor:
"Şeriat ikidir. Birincisi, alem-i asgar olan insanın ef'al ve ahvalini tanzim eden ve sıfat-ı kelamdan gelen bildiğimiz şeriattır. İkincisi, insan-ı ekber olan alemin harekat ve sekenatını tanzim eden, sıfat-ı iradeden gelen şeriat-ı kübra-yı fıtriyedir ki, bazan yanlış olarak tabiat tesmiye edilir."
Bu tanımda da önemli noktalar vardı. Şeriatı ikiye ayırarak tarif ediyor, tabiat mefhumuna da açıklık getiriyordu Bediüzzaman.
1. "Küçük alem" olan insanın fiillerini ve işlerini düzenleyen ve Allah'ın "kelam" sıfatından gelen bildiğimiz şeriat.
2. "Büyük insan" olan alemin hareketlerini ve durumlarını düzenleyen şeriat.
3. Maddi alemdeki kanunlara "tabiat" demek yanlış. Çünkü, bu kavram Allah'ı hatıra getirmiyor. Oysa, bu "fıtri" kanunları koyan ve tatbik eden O'dur.
Bu izah, başka bir manayı da hatırlatıyor: Kainattaki varlıklar, Allah'ın "fıtri" kanunlarına isyansız itaat ettikleri için bu alem muntazam ve mükemmel. Hiçbir yerde en küçük bir karışıklık yok. Demek insanlar da yaşayışlarında İlahi kanunlara isyansız itaat etseler, özlenen ahenge kavuşacak ve aradıkları saadete erecekler. Uyumsuzluğun ve huzursuzluğun sebebi, isyan ve tuğyanlarıdır. Ahiret saadeti gibi, dünyevi huzurun da çaresi İslam'dadır.
Bütün bu tanımlara göre, "şeriat" diyen birisi, "din kuralları" demektedir. İnsan ise, hür bir varlıktır.
Kabul de edebilir, red de... "Dinde zorlama yoktur."
Biraz araştırarak şeriatle ilgili tanım yapman senin için daha hayırlı olacaktır.
Orijinali Göster...