"Ve on ikinci fersahın sonunda, güneş ışınları sel gibi aktı." Büyük patlamadan bugüne, aydınlıkla karanlık sürekli yer değiştiriyor. Bir aydınlık karanlığın yerine, bir karanlık aydınlığın yerine geçiyor. İnsanlığın en kadim destanında Gılgamış, güneşin yolunu, güneşin doğuşu yönünde dağdan geçerek izlemeye koyulur. Bir fersah yol alınca, çevresini saran karanlık yoğunlaşır. Işık yok, önünü ardını göremez. Uzun, tehlikeli ve karanlık bir yolculuktan sonra Gılgamış ışığa kavuşur. Bin yıldan sonra Baz da, aynı fersahlardan geçerek, Dağlar Ülkesi'ne, "karanlık" diyara doğru yola çıkar, ancak amacı Gılgamış'ın amacıyla ayn değildir. Biri ölümsüzlük otunu arar, öteki koynunda ölümü gezdirir. Ve Kevok, Büyük Ülke'den kanatlanır Jir'in ardından, boyunduruk tanımaya aşkına doğru uçar. Baz'ın bakışlaına sinen ölüm karanlığ, Kevok'un gözlerine oturmuş aşkın ışığıyla aydınlanır. Ölüm-kalım savaşındda ölüm, onları sonsuz bir karanlığın içinde bırakır; ikisi de, soğuk toprağa düşer ve buna sadece gökteki yıldızlar şahit olur. "Yiğitler, yol göstericiler de aya benzer, önce büyür, her yeri ışığa boğar, sonra kaybolup giderler."
Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık
Mehmet Uzun...
Ne yöne gidersen git -doğu, batı, kuzey ya da güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi sonunda arzı dolaşır.
"Güzel kalan yaralar vardır... Sen de benim bazen zamansız bir dokunuş, bazense mevsimsiz bir yağmurla sızlayan ama hep güzel kalan yaramsın... Ne benzetme ama..."
"Bitti! Her bitiş yeni bir başlangıcın fragmanıydı! Aramızdaki sıradağlar gibi duran aşılmaz engel "Biz arkadaşız..." diye başlayan o çocukça masal değil, gözü dönmüş psikiyatristlerin yazdıkları ufacık bir kağıt parçasıydı: "Şizofrenik septomlar..."diye başlayan ve "...gözlem altında tutulmalı!"emir kipiyle noktalanan!"
"Huzur sence ne?" sordu birden Aziz.
"Huzur mu? Insanın korkularından kurtulması bence huzur.
Dünya ve ahiret adına ümitli olma ve gelecege güvenle bakabilme duygusu diyebilirim..."
On üçüncü kattan atlamış, zaten görenler uçak gibiydi diyorlar.
Ellerini iki yana açmış, kanatlı gibiymiş.
Düştüğünde parçalanmış bedeninin orta yerinde,
giydiği tulumun cebinden bu kara kutu çıkmış.
Kara kutuya "düşüş nedeni" diye şu notu yazmış:
"Pervaneme kuş girdi çıkaramadım..."
"Nasıl huzur içinde ve üzülmeden gidebilirim?
Hayır, ruhum yara almadan bu şehri terketmeliyim..
Duvarlar arasında acı dolu geçen uzun günler,
yalnızlık içinde uzun geceler; kim acıdan ve
yalnızlıktan pişmanlık duymadan buradan kopabilir?
Bu caddelere ruhumdan o kadar çok parça saçtım ki,
özlemimin o kadar çok çocuğu bu tepelerde çıplak dolaştı ki,
sıkıntı ve ıstırap çekmeden onlardan kendimi ayıramam..
Bugün üstümden çıkardığım bir giysi değil,
kendi ellerimle yırttığım derim, kabuğum..
Geride bıraktığım bir düşünce değil,
açlık ve susuzlukla tatlandırılmış bir gönül...
Yine de daha fazla oyalanamam...
Herşeyi kendine çeken deniz beni de çağırıyor;
yola çıkmalıyım...
Çünkü kalmak, saatler geceyle yanarken,
donmak, kristalleşmek ve bir kalıba dökülmek demek...
Buradaki herşeyi memnuniyetle yanıma alırdım, ama nasıl?
Bir ses, dili ve ona kanat olan dudakları taşıyamaz.
Boşluğu yalnız başına aramalı...
Ve kartal, tek başına,
yuvasını taşımadan Güneş'e uçmalı..."
Sevdiğin birinden ayrılınca zamanla acın geçer derler ya, o yalan.
Bazen geçmiyor, bir gram bile azalmıyor,
İlk gününde nasılsa öyle kalıyor.
Kocaman bir delik kalbinin orta yerinde duruyor ve sen onunla yaşayıp gidiyorsun.
...Bazen, hakikat bütün çirkinliği ve çirkefiyle karşıma dikildiğinde,
akibetimi allayıp pullamak, süsleyip püslemek gelmiyor içimden.
Böyle zamanlarda gözlerimi kapatıp, usulca arkama yaslanıyorum
ve küfre özenen kelimelerin dişlerimin arasında bıraktığı o kekremsi tatla oyalanıyorum.
aşk mümkün kılıyor hayatı anlamayı
ve sonunda öğrenmeyi herkese kanmamayı
birini öpmüyorsan sıkıp kanatmak içindir dudaklar
ve birini sevmiyorsan işe yaramaz taşıdığın kalp
bunu da herkes baştan bir yere yazmalı...
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.
Can Yücel
Bir sanatçının hiç kaybolmayan sevgisinin dramını anlatır şiirlerim..taşa yazsam taş çatlayacak sanki..göklere yazsam ay parçalanacak..kaleme yazsam aşkımın ateşiyle kalem yanacak..zahitlerine söyle ey saki derdime eylesin derman..gönüller leylayı arar durur aşk-ı viraneme değmesin sakın sevdan aman el aman!!''
Sizin ülkenizde dehşet, ondan yana bir derdiniz olmadığını kendinize hatırlatmak için aldığınız bir dozluk bir şeydir. Ben ve köyümdeki kızlar için ise dehşet bir hastalıktır ve bizi hasta eder.
...
Çayın tadı ülkemin tadına benzer. Acı ve sıcak, güçlü ve anılarla keskin. Özlem tadındadır. Sonra kaybolur; dudakların hala sıcakken tat dilinden kaybolur. Sisin içine uzanan tarlaların kaybolduğu gibi kaybolur
...
Dış dünyada tek bildiğimiz sizin çok çok eski filmlerinizdi. Çok acelesi olan, bazen uçakla, bazen motosikletle giden adamın filmi (Top Gun)
Aptallar cennetinde mutlu olmayı beceremediğim için mi kınanacağım?
Benden uzak olsun böylesi bir mutluluk!
Asırlık hüznüme karşılık teklif edilen sözümona bir couplelik yaşam sevincini şiddetle reddediyorum. Başka bir nedenim yok, insan olmayı başaramamaktan korktuğum için reddediyorum.