Ne yapayım da ailemin Şems'i benim gözümle görmesini sağlayayım? Tarifi olmayanı nasıl tarif etmeli? Şems benim Rahmet Ummanım, Lütuf Güneşim. Aramızdaki dostluğun derinliği Kuran'ın dördüncü okuması gibi; ya içindesindir kapılır gidersin, ya dışındasındır, neye benzediğini bilemezsin. Zahiren anlamak kabil değil, ancak yaşanınca var.
...
Ben Şems'de ruhdaşımı buldum. Böylesi bir buluşma hayatta ancak bir kez olur. Otuz yedi yılda bir kez! Herkes bana Şems'i niye bu kadar sevdiğimi sorar. Nasıl cevaplayabilirim ki? Kim ki bu soruyu sorar, demek ki anlamaz; kim ki anlar, zaten bu soruyu sormaz.
Tebeşirle çizilmiş bir seksek oyunu kadar uçucu bir çizgisi var hayatın.
Farkında olmadan basıyorsun çizgiye. Kızıyorlar anında.
" YANDIN! "
diye atılıyorsun oyun dışına
hep arzulanmış, hiç yapılamamış yolculuklara çıkıp,
başka başka diyarlara gidip gelmek için.
*****
"... Öyleyse seninle kalayım, ne olur .! Aradığım SEN'sin! "
"Katiyen olmaz," demiş boşluk.
"Sen benimle kalırsan, boşluğumu doldurursun,
*****
Zühre : " Derler ki; aşk da unutulurmuş her şey gibi.
Hem de yaşanıp bittikten sonra değil,
tam da doludizgin devam ederken unutulurmuş aşk.."
*****
"...gözlerim sebepsiz doluvermiş..
bir de bakardım ki saçılmışım oraya buraya.
eğilip tek tek toplardım parçalarımı;
ama her zaman
dağılanlar topladıklarımdan fazla çıkardı.!
ne kadar dikkat edersem edeyim,
daima bir şeyler kalırdı geride.
evet bir şeyler hep yarımdı, hep iğreti, hep eksik..."
Evet, Dorian, her zaman seveceksin beni. Cunku ben senin işlemeyi goze alamadıgın tum gunahları simgeliyorum.
The Picture Of Dorian Gray - Oscar Wilde
*************************************
Biliyorum beni sarhoş sanıyorsunuz!... Saçma! Yani... ben fena halde sarhoşum, ama sorun bu değil; ben içkiden sarhoş değilim. Sizi görünce içki başıma vurdu..
Dostoyevski - Suç ve Ceza
******************************
-neden beni hic aramadin? diye sordu.
-seni dusunmekle o kadar mesguldum ki, aramayi unuttum.
-beni dusunmeni degil,aramani isterdim.
-seni dusunmezsem, arayamam ki.
-beni dusundugunde de aramiyorsun.
-biliyorum, mukemmel bir ikilem bu.
Anlamıyorlar beni; bu kulaklara göre ağız değilim ben.
...
'Her babayiğidin harcı değildir Zerdüşt'ü duyabilmek...
...
Bu gün oltadır yazılarımın her biri; Kim bilir belki de herkesten ustayımdır olta atmakta. Hiç birşey vurmadıysa benim değil suç. Balık yoktu...
...
Yığınlar için konuşmuyorum. Yüreğim oynuyor yerinden günün birinde beni ermişler katına koyacaklar diye. Anlıyorsunuz değil mi, bunu önceden çıkarıyorum ki sonradan benim adıma bir takım budalalıklara girişilmesin.
...
İnananlar istemiyorum ben; kendi kendime inanmak için bile çokça hayınım sanıyorum
"bazı anlarda yüzün aldığı bir ifade, sevenin belleğinde sonsuzlaşır, insan o ifadeyi herşeyden çok daha fazla özler. o yüzün sahibiyle günün birinde darıldıktan, ayrıldıktan, hatta ondan nefret ettikten sonra bile, o ifadeyi özler. bir andır o ama bütün zamanlara siner"
Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum.
Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu.
Acı,insanın yüreğini paralayan ve sırrını kimseye anlatmadan birlikte ölmesi gereken şeydi.
Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan,
Yastıkta kafayı bir yandan öbürüne çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.
Yaşamak , kelimelerin soyunmasıdır. Her biri kendince bir biçim ,kendince bir renk taşıyan o maskelerin her inişinde hayatımıza bir şeyler katılır; bazılarının katılması bir şeyler eksiltir bizden, bazılarının katılması bir şeyler ekler.
Ahmet Altan/Kristal Denizalti
#
Bilge "bazı anlarda yüzün aldığı bir ifade, sevenin belleğinde sonsuzlaşır, insan o ifadeyi herşeyden çok daha fazla özler. o yüzün sahibiyle günün birinde darıldıktan, ayrıldıktan, hatta ondan nefret ettikten sonra bile, o ifadeyi özler. bir andır o ama bütün zamanlara siner"
''Sevgili bayan Milena, size Prag'tan sonra Meran'dan yazmıştım. Karşılık vermediniz. Gönderdiğim o pusulacıklara karşılık beklemem yersiz, biliyorum. Yazmadığınıza bakılırsa iyi olmalısınız.''
''Bizler çoğunlukla iyi olduğumuz zaman susarız.''
"Öyle güzel ki uçmak... Öyle güzel ki tüyden hafif, uçurtmadan serseri, buhardan oynak, toz zerresinden kıvrak, kar tanesinden savruk olabilmek gökkubbede. Niyetim daha, daha da yükseklere çıkmak. () Niyetim gökyüzünde fersah fersah yükselip güneşin gölgesine değerek, bembeyaz bulutların üzerine çıkıp bağdaş kurmak ve bir de oradan bakmak dünyaya. Çünkü bilmek istiyorum aşağıda olup biten her şey görülüyor mu buradan bakıldığında? Merak ediyorum arka bahçelerde sırlanmış sırlar, işlenmiş kabahatler, yarım kalmış oyunlar kaydediliyor mu satır satır, kelime kelime? Bilmek istiyorum bir mahremiyeti var mı insanoğlu-insankızının, insan olmanın?"
İnandığını sevenlerden misiniz, sevdiğine inanmayı yeğleyenlerden mi? Ya inanca endeksli sevgilerin ussal dayanağı hakkındaki düşünceniz? İnanmadığı halde sevmekle, sevdiğine bir türlü inanamamak arasında kaldınız mı hiç?
İşte inancın duygularla mücadelesi ve bilinç altı tepkilere direnen bir zihnin serüveni. Tanrı'ya inanmama ile kötü insan olma arasındaki "meçhul" mesafede gezintiler. Vefanın zarif dokunuşu Ve sözün derinliğinde hayat bulan bir aşk!