NAMAZ BÜYÜK EMIRDIR

    Namâz, dînin direğidir. Namâzını devâmlı, doğru ve tam olarak kılan kimse, dînini kurmuş, İslâm binâsını ayakda durdurmuş olur. Namâzı kılmayan, dînini ve İslâm binâsını yıkmış olur. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki; (Dînimizin başı, namâzdır). Başsız insan olmadığı gibi, namâzsız da, din olmaz.
    Namâz, İslâm dîninde îmândan sonra ilk farz edilen emrdir. Allahü teâlâ, kullarının yalnız kendisine ibâdet etmeleri için namâzı farz etdi. Kurân-ı kerîmde yüzden fazla âyet-i kerîmede (Namâz kılınız!) buyurulmakdadır. Hadîs-i şerîfde, Allahü teâlâ, hergün beş vakİt namâz kılmayı farz etdi. Kıymet vererek ve şartlarına uyarak, hergün beş vakt namâz kılanı Cennete sokacağını, Allahü teâlâ söz verdi) buyuruldu.

    Namâz, dînimizde yapılması emr edilen bütün ibâdetlerin en kıymetlisidir. Bir hadîs-i şerîfde, (Namâz kılmayanın, İslâmdan nasîbi yokdur!) buyuruldu. Yine bir hadîs-i şerîfde, (Mümin ile kâfiri ayıran fark, namâzdır) buyuruldu. Yanî mümin namâz kılar, kâfir kılmaz. Münâfıklar ise bazan kılar, bazan kılmaz. Münâfıklar, Cehennemde çok acı azâb görecekdir. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz buyurdu ki
    (Namâz kılmayanlar, kıyâmet günü, Allahü teâlâyı kızgın olarak bulacaklardır.)

    Namâz kılmak, Allahü teâlânın büyüklüğünü düşünerek, Onun karşısında kendi küçüklüğünü anlamakdır. Bunu anlayan kimse, hep iyilik yapar. Hiç kötülük yapamaz. Hergün beş kerre, Rabbinin huzûrunda olduğunu niyyet eden kimsenin kalbi ihlâs ile dolar. Namâzda yapılması emr olunan her hareket, kalbe ve bedene fâideler sağlamakdadır.
    Namâz; insanları, çirkin, kötü ve yasak olan şeylerden alıkoyar. Günâhlara keffâret olur. Hadîs-i şerîfde, (Beş vakİt namâz, sizden birinizin kapısının önünde akan nehr gibidir. Bir kimse, o nehre hergün beş defa girip yıkansa, üzerinde kir kalmıyacağı gibi, işte beş vakt namâzı kılanların da, böyle küçük günâhları afv olunur) buyuruldu.

    Namâz, Allahü teâlâya ve Resûlüne îmândan sonra, bütün amel ve ibâdetlerden dahâ üstün bir ibâdetdir. Bunun için, namâzları, farzlarına, vâciblerine, sünnetlerine, müstehablarına riâyet ederek kılmalıdır. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem bir hadîs-i şerîflerinde buyurdu ki: (Ey ümmet ve Eshâbım! Edâsına tamâmiyle riâyet olunan namâz, Allahü teâlânın beğendiği bütün amellerin en üstünüdür. Peygamberlerin sünnetidir. Meleklerin sevdiğidir. Marifetin, yerin ve göklerin nûrudur. Bedenin kuvvetidir. Rızkların berekâtıdır. Düânın kabûlüne vesîledir. Melek-ül-mevte [yanî ölüm meleğine], şefâatçıdır. Kabrde ışık, Münker ve Nekîre cevâbdır. Kıyâmet gününde üzerine gölgedir. Cehennem ateşiyle kendi arasında siperdir. Sırât köprüsünü yıldırım gibi geçiricidir. Cennetin anahtârıdır. Cennetde başına tâcdır. Allahü teâlâ, müminlere namâzdan dahâ önemli bir şey vermemişdir. Eğer namâzdan dahâ üstün bir ibâdet olsaydı, en önce müminlere onu verirdi. Zirâ meleklerin kimi devâmlı kıyâmda, kimi rüküda, kimi secdede, kimi de teşehhüddedir. Bunların hepsini bir rekat namâzda toplayıp, müminlere hediyye verdi. Zirâ namâz, îmânın başı, dînin direği, islâmın kavli [sözü] ve müminlerin mirâcıdır. Göğün nûru ve Cehennemden kurtarıcıdır).
    NAMÂZ KILMAK

    Dînimizde, îmândan sonra en kıymetli ibâdet namâzdır. Namâz dînin direğidir. Namâz ibâdetlerin en üstünüdür. İslâmın ikinci şartıdır. Arabîde namâza (Salât) denir. Salât, aslında düâ, rahmet ve istigfar demekdir. Namâzda, bu üç manânın hepsi bulunduğu için, salât denilmişdir.

    Allahü teâlânın en çok beğendiği ve tekrâr tekrâr emretdiği şey, beş vakt namâzdır. Allahü teâlânın, müslimânlara îmân etdikden sonra en önemli emri, namâz kılmakdır. Dînimizde ilk emredilen farz da namâzdır. Kıyâmetde de, îmândan sonra ilk soru namâzdan olacakdır. Beş vakt namâzın hesâbını veren, bütün sıkıntı ve imtihânlardan kurtulup, sonsuz kurtuluşa kavuşur. Cehennem ateşinden kurtulmak ve Cennete kavuşmak, namâzı doğru kılmaya bağlıdır. Doğru namâz için önce kusûrsuz bir abdest almalı, gevşeklik göstermeden namâza başlamalıdır. Namâzdaki her hareketi en iyi şeklde yapmağa uğraşmalıdır.

    İbâdetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allahü teâlâya en çok yaklaşdıran hayrlı amel, namâzdır. Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki (Namâz dînin direğidir. Namâz kılan kimse, dînini kuvvetlendirir. Namâz kılmayan, elbette dînini yıkar). Namâzı doğru kılmakla şereflenen bir kimse, çirkin, kötü şeyler yapmakdan korunmuş olur. Ankebût sûresinin kırkbeşinci âyetinde meâlen, (Doğru kılınan namâz, insanı pis, çirkin ve yasak işleri işlemekden korur) buyuruldu.

    İnsanı kötülüklerden uzaklaşdırmayan bir namâz, doğru namâz değildir. Görünüşde namâzdır. Bununla beraber, doğrusunu yapıncaya kadar, görünüşü yapmağı elden bırakmamalıdır. İslâm âlimleri, (Bir şeyin hepsi yapılamazsa, hepsini de elden kaçırmamalıdır) buyurdu. Sonsuz ihsân sâhibi olan Rabbimiz, görünüşü hakîkat olarak kabûl edebilir. Böyle bozuk namâz kılacağına, hiç kılma dememelidir. Böyle bozuk kılacağına doğru kıl demeli, bozuk olanları düzeltmelidir. Bu inceliği iyi anlamalıdır.

    Namâzları cemâat ile kılmalıdır. Cemâat ile kılmak, yalnız kılmakdan dahâ çok sevâbdır. Namâzda her uzvun tevâzu göstermesi ve kalbin de, Allahü teâlâdan korku üzere olması lâzımdır. İnsanı dünyâda ve âhıretde felâketlerden, sıkıntılardan kurtaracak ancak namâzdır. Allahü teâlâ, Müminûn sûresinin başında meâlen, (Müminler herhâlde kurtulacakdır. Onlar, namâzlarını huşû ile kılandır) buyurdu.

    Tehlüke, korku bulunan yerde yapılan ibâdetin kıymeti kat kat dahâ çok olur. Düşman saldırdığı zemân, askerin ufak bir iş görmesi, pek çok kıymetli olur. Gençlerin ibâdet etmeleri de, bunun için dahâ kıymetlidir. Çünki, nefslerinin kötü isteklerini kırmakda ve ibâdet yapmama isteğine karşı gelmekdedirler.

    Gençlik çağında, insana musallat olan üç düşman, ona ibâdet yapdırmak istemez. Bunlar, şeytân, nefs ve kötü arkadaşdır. Bütün fenâlıkların başı, fenâ arkadaşdır. Genç olan kimse, bunlardan gelen kötü isteklere uymayıp, namâzını kılarsa, ibâdetlerini terk etmezse çok kıymetli olur. Yaşlı kimsenin yapdığı ibâdetden kat kat fazla sevâb kazanır. Az ibâdetine çok mükâfat verilir.
    NAMAZ KILMAYANLAR
    Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk radıyallahü anh buyuruyor ki, beş namâz vaktleri gelince, melekler der ki
    (Ey Âdem oğulları, kalkınız! İnsanları yakmak için hâzırlanmış olan ateşi namâz kılarak söndürünüz.)
    Bir hadîs-i şerîfde, (Mümin ile kâfiri ayıran fark, namâzdır) buyuruldu. Yanî mümin namâz kılar, kâfir kılmaz. Münâfıklar ise, bazan kılar, bazan kılmaz. Münâfıklar, Cehennemde çok acı azâb görecekdir. Müfessirlerin şâhı, Abdüllah ibni Abbâs radıyallahü anhümâ diyor ki, Resûlullahdan sallallahü aleyhi ve sellemişitdim. Buyurdu ki: (Namâz kılmayanlar, kıyâmet günü, Allahü teâlâyı kızgın olarak bulacaklardır).
    Hadîs imâmları söz birliği ile bildiriyorlar ki: (Bir namâzı, vaktinde amden kılmayan, yanî namâz vakti geçerken, namâz kılmadığı için üzülmeyen, kâfir olur). Veyâ ölürken îmânsız gider. Ya, namâzı hâtırına bile getirmeyenler, namâzı vazîfe tanımayanlar ne olur? Ehl-i sünnet âlimleri, sözbirliği ile buyurdular ki, ibâdetler îmândan parça değildir. Yalnız, namâzda sözbirliği olmadı. Fıkh imâmlarından, İmâm-ı Ahmed ibni Hanbel, İshak ibni Râheveyh, Abdüllah ibni Mübârek, İbrâhîm Nehaî, Hakem bin Uteybe, Eyyûb Sahtiyânî, Dâvüd Tâî, Ebû Bekr ibni Şeybe, Zübeyr bin Harb ve dahâ birçok büyük âlimler, bir namâzı amden, yanî bile bile kılmayan kimse kâfir olur dedi. O hâlde, ey din kardeşim, bir namâzını kaçırma ve gevşek kılma! Seve seve kıl! Allahü teâlâ kıyâmet günü, bu âlimlerin ictihâdlarına göre cezâ verirse ne yaparsın?

    Hanbelî mezhebinde, bir namâzı özrsüz kılmayan, mürted gibi katl olunur. Yıkanmaz, kefenlenmez ve namâzı kılınmaz. Müslimânların mezârlığına gömülmez ve mezârı belli edilmez. Dağda bir çukura konur.

    Namâz kılmayan kimse, Şâfiî mezhebinde, mürted olmaz ise de, cezâsı katldir. Namâz kılmıyan için Mâlikî mezhebinin hükmleri, Şâfiî hükmlerinin aynıdır.

    Namâz kılmayan, Hanefî mezhebinde, namâza başlayıncaya kadar habs olunur veyâ kan akıncaya kadar dövülür.

    Beş şeyi yapmıyan, beş şeyden mahrûm olur:

    1 Malının zekâtını vermeyen, malının hayrını göremez.

    2 Uşrunu vermeyenin tarlasında, kazancında bereket kalmaz.

    3 Sadaka vermiyenin vücûdunda sıhhat kalmaz.

    4 Düâ etmiyen arzûsuna kavuşamaz.

    5 Namâz vakti gelince, kılmak istemeyen, son nefesde Kelime-i şehâdet getiremez.

    Bir hadîs-i şerîfde buyuruldu ki:

    Namâzı özürsüz kılmayan kimseye, Allahü teâlâ onbeş sıkıntı verir. Altısı dünyâda, üçü ölüm zemânında, üçü kabrde, üçü kabrden kalkarkendir.

    Dünyâda olan altı azâb:

    1 Namâz kılmıyanın ömründe bereket olmaz.

    2 Yüzünde, Allahü teâlânın sevdiği kimselerin güzelliği, sevimliliği kalmaz.

    3 Hiçbir iyiliğine sevâb verilmez.

    4 Düâları kabûl olmaz.

    5 Onu kimse sevmez.

    6 Müslimânların iyi düâlarının buna fâidesi olmaz.

    Ölürken çekeceği azâblar:

    1 Zelîl, kötü, çirkin can verir.

    2 Aç olarak ölür.

    3 Çok su içse de, susuzluk acısı ile ölür.

    Kabrde çekeceği acılar:

    1 Kabr onu sıkar. Kemikleri birbirine geçer.

    2 Kabri ateşle doldurulur. Gece gündüz onu yakar.

    3 Allahü teâlâ kabrine çok büyük yılan gönderir. Dünyâ yılanlarına benzemez. Hergün, her namâz vaktinde onu sokar. Bir an bırakmaz.

    Kıyâmetde çekeceği azâblar:

    1 Cehenneme sürükliyen azâb melekleri yanından ayrılmaz.

    2 Allahü teâlâ, onu kızgın olarak karşılar.

    3 Hesâbı çok çetin olup, Cehenneme atılır
    NAMAZ KILANLARIN FAZILETLERI
    Namâz kılmanın fazîletlerini ve namâz kılanlara verilecek sevâbları bildiren hadîs-i şerîfler çokdur. Abdülhak bin Seyfüddîn Dehlevînin kitâbında, namâzın ehemmiyyetini bildiren hadîs-i şerîflerde buyuruluyor ki:

    1- Ebû Hüreyre radıyallahü anh bildiriyor. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (Beş vakt namâz ve Cuma namâzı, gelecek Cumaya kadar ve Ramezân orucu, gelecek Ramezâna kadar yapılan günâhlara keffâretdirler. Büyük günâh işlemekden sakınanların küçük günâhlarının afvına sebeb olurlar). Arada işlenilmiş olan küçük günâhlardan kul hakkı bulunmıyanları yok ederler. Küçük günâhları afv edilerek bitmiş olanların, büyük günâhları için olan azâblarının hafîflemesine sebeb olurlar. Büyük günâhların afv edilmesi için tevbe etmek de lâzımdır. Büyük günâhı yok ise, derecesinin yükselmesine sebeb olurlar. Bu hadîs-i şerîf, (Müslim)de yazılıdır. Beş vakt namâzı kusûrlu olanların afv olmasına, Cuma namâzları sebeb olur. Cuma namâzları da kusûrlu ise, Ramezân orucları sebeb olur.
    2- Abdüllah ibni Mesûd radıyallahü anh diyor ki, Allahü teâlânın ençok hangi ameli sevdiğini Resûlullahdan sallallahü aleyhi ve sellem Sordum. (Vaktinde kılınan namâz) buyurdu. Bazı hadîs-i şerîflerde ise (Evvel vaktinde kılınan namâzı çok sever) buyurulmuşdur. Ondan sonra hangisini çok sever dedim. (Anaya-babaya iyilik yapmayı) buyurdu. Bundan sonra hangisini çok sever dedim. (Allah yolunda cihâd etmeyi) buyurdu. Bu hadîs-i şerîf, iki Sahîh kitâbda [(Buhârî) ve (Müslim) de] yazılıdır. Başka bir hadîs-i şerîfde (Amellerin en iyisi, yemek yidirmekdir) buyuruldu. Bir başkasında, (Selâm vermeyi yaymakdır). Bir başkasında ise, (Gece, herkes uykuda iken namâz kılmakdır) buyurulmuşdur. Başka bir hadîs-i şerîfde, (En kıymetli amel, elinden ve dilinden kimsenin incinmemesidir). Bir hadîs-i şerîfde de, (En kıymetli amel, cihâddır) buyuruldu. Bir hadîs-i şerîfde, (En kıymetli amel, hacc-ı mebrûrdur). Yanî, hiç günâh işlemeden yapılan hacdır buyuruldu. (Allahü teâlâyı zikr etmekdir) ve (Devâmlı olan ameldir) hadîs-i şerîfleri de vardır. Süâli soranların hâllerine uygun, çeşidli cevâblar verilmişdir. Yâhud, zemâna uygun cevâb verilmişdir. Meselâ, islâmiyyetin başlangıcında, amellerin en efdali, en kıymetlisi cihâd idi. [Zemânımızda, amellerin en efdali, yazı ile, neşriyyât ile, kâfirlere, mezhebsizlere cevâb vermek, Ehl-i sünnet itikâdını yaymakdır. Böyle cihâd edenlere, para ile, mal ile, beden ile yardım edenler de bunların kazandıkları sevâblara ortak olurlar. Âyet-i kerîmeler, hadîs-i şerîfler, namâzın, zekâtdan, sadakadan dahâ kıymetli olduğunu göstermekdedir. Fekat, ölüm hâlinde bulunana birşey verip, onu ölümden kurtarmak, namâz kılmakdan dahâ kıymetli olur. Demek ki, başka hâller, şartlar içinde, başka şeyler dahâ kıymetli olmakdadır.]
    3- Übâde bin Sâmit radıyallahü anhhaber veriyor. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellembuyurdu ki, (Allahü teâlâ, beş vakt namâz kılmağı emr etdi. Bir kimse, güzel abdest alıp, bunları vaktinde kılarsa ve rükûlarını, huşûlarını temâm yaparsa, Allahü teâlâ, onu afv edeceğini söz vermişdir. Bunları yapmıyan için söz vermemişdir. Bunu, isterse afv eder. İsterse azâb yapar). Bu hadîs-i şerîfi İmâm-ı Ahmed, Ebû Dâvüd ve Nesâî bildirmişlerdir. Görülüyor ki, namâzın şartlarına, rükû ve secdelerine dikkat etmek lâzımdır. Allahü teâlâ sözünden dönmez. Doğru namâz kılanları muhakkak afv eder.
    4-Ebû Zer-i Gıfârî diyor ki, sonbehâr günlerinden birinde, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem ile berâber sokağa çıkdık. Yapraklar dökülüyordu. Bir ağaçdan iki dal kopardı. Bunların yaprakları hemen döküldü. (Yâ Ebâ Zer! Bir müslimân Allah rızâsı için namâz kılınca, bu dalların yaprakları döküldüğü gibi, günâhları dökülür) buyurdu. Bu hadîs-i şerîfi imâm-ı Ahmed haber verdi.
    5-Zeyd bin Hâlid Cühenî haber veriyor. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (Bir müslimân, doğru olarak ve huşû ile iki rekat namâz kılınca, geçmiş günâhları afv olur.) Yanî Allahü teâlâ, onun küçük günâhlarının hepsini afv eder. Bu hadîsi şerîfi İmâmı Ahmed bildirdi.
    6-Abdüllah bin Amr-ibni Âs haber veriyor. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki(Bir kimse, namâzı edâ ederse, bu namâz kıyâmet günü nûr ve burhân olur ve Cehennemden kurtulmasına sebeb olur. Namâzı muhâfaza etmezse, nûr ve burhân olmaz ve necât bulmaz. Kârûn ile, Firavn ile, Hâmân ile ve Übey bin Halef ile birlikde bulunur.)
    7-Abdüllah ibni Ömer radıyallahü anhümâ haber veriyor. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (Namâzlarını vaktleri gelince hemen kılanlardan Allahü teâlâ râzı olur. Vaktlerinin sonunda kılanları da afv eder)
    8-Ümm-i Ferve radıyallahü anhâ haber veriyor. Resûlullaha sallallahü aleyhi ve sellem hangi amelin efdal olduğu soruldu. (Amellerin efdali, vaktinin evvelinde kılınan namâzdır) buyurdu. Bu hadîs-i şerîfi, imâm-ı Ahmed, Tirmüzî ve Ebû Dâvüd bildirdiler. Namâz, ibâdetlerin en üstünüdür. Vakti girer girmez kılınca, dahâ üstün olmakdadır. Âişe radıyallahü anhâ diyor ki, Resûlullahın namâzını âhır vaktinde kıldığını, iki defa görmedim. Yanî bütün ömründe, bir kerre, bir namâzı vaktinin sonunda kılmışdır
    Allahü teâlânın râzı olduğu işler, farzlar ve nâfilelerdir. Farzların yanında nâfilelerin hiç kıymetleri yokdur. Bir farzı vaktinde kılmak, bin sene durmadan nâfile ibâdet yapmakdan dahâ kıymetlidir. Her çeşid nâfile, meselâ namâz, zekât, oruc, zikr, fikr, hep böyledir. Hattâ bir farzı yaparken, bunun sünnetlerinden bir sünneti ve edeblerinden bir edebi yapmak da, başka nâfileleri yapmakdan kat kat dahâ kıymetlidirler. Emîrül-müminîn Ömerül Fârûk radıyallahü anh birgün sabâh namâzını kıldırınca, cemâat arasında birisini göremeyip sebebini sordukda, o her gece nâfile ibâdet yapıyor. Belki uyumuş, cemâate gelememişdir dediler. (Bütün gece uyusaydı da, sabâh namâzını cemâat ile kılsaydı, dahâ iyi olurdu) buyurdu. Görülüyor ki bir farzı yaparken, edeblerinden bir edebi yapmak ve bir mekrûhundan sakınmak, zikr, fikr ve murâkabadan katkat dahâ kıymetlidir. Evet bunlar, o edebleri yapmakla ve mekrûhlardan sakınmakla berâber yapılırsa, elbet çok fâideli olurlar. Fekat onlarsız olunca, bir şeye yaramazlar. Bunun için, bir lira zekât vermek, binlerce lira nâfile sadaka vermekden dahâ iyidir.
    Namâzların hepsinde hâsıl olan lezzetden, nefse bir pay yokdur. İnsan bu tadı duyarken, nefsi inlemekde, feryât etmekdedir. Yâ Rabbî! Bu ne büyük rütbedir! Bizim gibi, rûhları hasta olanların bu sözleri duyması da büyük nimet, hakîkî saâdetdir.

    İyi bilelimki dünyâda namâzın rütbesi, derecesi, âhiretde Allahü teâlâyı görmenin yüksekliği gibidir. Dünyâda insanın Allahü teâlâya en yakın bulunduğu zamân, namâz kıldığı zamândır. Âhiretde en yakın olduğu da, rüyet, yanî Allahü teâlâyı gördüğü zemândır. Dünyâdaki bütün ibâdetler insanı namâz kılabilecek bir hâle getirmek içindir. Asıl maksad, namâz kılmakdır. Saâdeti ebediyyeye ve sonsuz nimetlere kavuşmak ancak namâz kılmakla elde edilir.


    Namâz, bütün ibâdetlerden ve orucdan kıymetlidir. Namâz vardır ki, kırık kalbleri zevkle doldurur. Namâz vardır ki, günâhları yok eder. İnsanı kötülükden korur. Hadîs-i şerîfde, (Namâz, kalbimin neşesi ve sevinç kaynağıdır) buyuruldu. Namâz, üzüntülü rûhlara lezzet verir. Namâz, rûhun gıdâsıdır. Namâz, kalbin şifâsıdır.
    İslamın şartlarından en mühimi, namâzdır ki, dînin direğidir. Namâzın edeblerinden bir edebi kaçırmıyarak kılmağa gayret etmelidir. Namâz tamâm kılınabildi ise, İslâmın esâs ve büyük temeli kurulmuş olur. Cehennemden kurtaran sağlam ip yakalanmış olur. Allahü teâlâ, hepimize, doğru namâz kılmak nasîb etsin!
    Namâza dururken, (Allahü Ekber) demek, (Allahü teâlânın, hiçbir mahlûkun ibâdetine muhtâc olmadığını, her bakımdan hiçbir şeye ihtiyâcı olmadığını, insanların namâzlarının, ona fâidesi olmıyacağını) bildirmekdedir. Namâz içindeki tekbîrler ise, (Allahü teâlâya karşı yakışır bir ibâdet yapmağa, liyakat ve gücümüz olmadığını) gösterir. Rüküdeki tesbîhlerde de bu manâ bulunduğu için, rükûdan sonra, tekbîr emr olunmadı. Hâlbuki secde tesbîhlerinden sonra emr olundu. Çünki secde tevâzu ve aşağılığın en ziyâdesi ve zillet ve küçüklüğün son derecesi olduğundan, bunu yapınca, hakkıyla, tam ibâdet etmiş sanılır. Bu düşünceden korunmak için, secdelerde yatıp kalkarken, tekbîr söylemek sünnet olduğu gibi, secde tesbîhlerinde (alâ) demek emr olundu. Namâz müminin mirâcı olduğu için, namâzın sonunda Peygamber Efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem mirâc gecesinde söylemekle şereflendiği kelimeleri, yanî Ettehıyyâtüyü okumak emr olundu. O hâlde namâz kılan bir kimse, namâzı kendine mirâc yapmalı Allahü teâlâya yakınlığının nihâyetini namâzda aramalıdır.

    Peygamberimiz aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm buyurdu ki, (İnsanın, Rabbine en yakın olduğu zamân namâz kıldığı zamândır). Namâz kılan bir kimse, Rabbi ile konuşmakda, Ona yalvarmakda ve Onun büyüklüğünü ve Ondan başka herşeyin, hiç olduğunu görmekdedir. Bunun için, namâzda korku, dehşet, ürkmek hâsıl olacağından, tesellî ve râhat bulması için, nâmazın sonunda, iki defa selâm vermesi emr buyuruldu.

    Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem bir hadîs-i şerîfde, (Farz namâzdan sonra 33 tesbîh, 33 tahmîd, 33 tekbîr ve bir de tehlîl) emr etmişdir. Bunun sebebi, namâzdaki kusûrlar tesbîh ile örtülür. Lâyık olan, tam ibâdet yapılamadığı bildirilir. (Tahmîd) ile, namâz kılmakla şereflenmenin, Onun yardımı ve erişdirmesi ile olduğu bilinerek, bu büyük nimete şükr edilir, hamd edilir. (Tekbîr) ederek de, Ondan başka ibâdete lâyık kimse olmadığı bildirilir.

    Namâz, şartlarına ve edeblerine uygun olarak kılınıp ve yapılan kusûrlar da böylece örtülüp, namâzı nasîb etdiğine de şükr edip, ibâdete başka hiç kimsenin hakkı olmadığı, kalbinden temiz ve hâlis olarak, kelime-i tevhîd ile bildirilince, bu namâz kabûl olunabilir. Bu kimse, namâz kılanlardan ve kurtuluculardan olur.
    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Namazın dindeki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.) [Taberânî] (Başsız vücut olur mu?)

    (Namaz dinin direğidir, terkeden dinini yıkmış olur.) [Beyhekî]

    (Namazı kasten terk eden kâfirdir.) [Taberani]

    (Namaz kılmayanın dini yoktur.) [İbni Nasr]

    (Namaz kılmayanın müslümanlığı yoktur, abdest almayanın namazı yoktur.) [Bezzar]

    (İman ile kâfirlik arasındaki fark, namazı kılıp kılmamaktır.) [Tirmizî]

    (Namazı bırakanın ibâdetleri kabul olmaz ve namaza başlayana kadar Allahü teâlânın himayesinden uzak kalır.) [Ebu Nuaym]

    (Namaz kılmayanın diğer amellerini Allahü teâlâ kabul etmez. Tevbe edinceye kadar da Allahın himayesinden uzak olur.) [İsfehani]

    (Bizimle kâfirlik arasındaki fark namazdır. Namazı terkeden kâfir olur.) [Nesâî]

    (İman, namaz demektir. Namazı itina ile, vaktine ve diğer şartlarına riayet ederek kılan, mümindir.) [İbni Neccar]

    (Kıyamette kulun ilk sorguya çekileceği ibâdet namazdır. Namaz düzgün ise, diğer amelleri kabul edilir. Namaz düzgün değilse, hiçbir ameli kabul edilmez) [Taberânî]

    (Namaz, imanın başı ve Cehennemden kurtarıcıdır.) [Miftah-ul-Cenne]

    (Beş vakit namazı terkeden, Allahın hıfz ve emanından mahrum olur.) [İbni Mace]

    (Her peygamberin ümmetine son nefeste vasıyeti namazdır.) [Gunye]
    Kıyâmette, kulun ilk sorguya çekileceği ibâdet namazdır.

    Namaz düzgün ise, diğer amelleri kabûl edilir. Namaz düzgün değilse, hiçbir ameli kabûl edilmez. [Taberânî]
    Namazı kasten bırakanın ibâdetleri kabûl olmaz ve namaza başlayana kadar Allahü teâlânın himâyesinden uzak kalır. [Ebû Nuaym]
    Allah razı olsun gulcan kardeş ne güzel bir konu açmışsın. Sen böyle bir konu açarsın da ben yazmaz mıyım. Namaz ile ilgili bilgilerin çoğunu aktarmışsın. Ben de namazla ilgili bir hikaye ile konuna iştirak etmiş olayım. "Adamın biri sahrada dolaşırken şeytan ona arkadaş oldu. Adam öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını kılmadı. Uyumavakti gelipte adam uyumak için yattığında şeytan adamdan uzaklaşmaya başladı. Adam *benden niçin kaçıyorsun* dediğinde şeytan cevap olarak *ben ömrümde bir defa Allah'a karşı geldim ve ondan dolayı da Allah'ın huzurundan kovuldum.Sen ise günde beş defa isyan ettin. Ben Allah'ın gazap edip senin arkadaşın olmam sebebiyle beni de kahretmesiğnden korkarım* deyip insanoğlu ile arkadaşlığı kabul etmeyip uzaklaşır.
    İşte arkadaşlar Hz. Adem yaratıldığında Allah'ın Hz. Adem'e secde edin emrinden sonra şeytanın kibirlenerek Allah'ın bu emrine bir defa karşı gelmesinden sonra Allah'ın huzurundan kovulduğunu düşünürsek; insanoğlu olarak bize günde beş defa secde emredilmiş ise ve biz namazı Peygamber Efendimizin gözümün bebeği dediği namazı terkederek bu şekilde günde beş defa Allah'a karşı geliyorsak halimiz gerçekten vahim. Bunları düşünüp birer kul olarak Allah'a olan borçlarımızı ve bunların en başında gelen namaz borcumuzu ödemeyi ihmal etmemek gerekir. Selametle.
    Yürekleri Farklı Gözüksede Aynı Şey için Atan İki Güzel Yüreğe Emek ve Dayanışmaları için, Ve Güçlü Anlayışları, Nazik Anlamlı Paylaşımları için Çok Teşekkür Ederim... İkinizde Bir Çift Yüreksiniz, Eksik Olmayasınız Değerli Dostlarım...
    biliyorum kızacaksın kardeş ama eline emeğine sağlık konu mükkemel alah sen den razı olsun
    Gerçekten çok güzel olmuş. Epey emek vermişsin. Paylaşımın için çok teşekkür ederim
    Allah razi olsun
    Cok guzel ve faydali bir konu acmissiniz
    Bizle bu guzel yazilar paylastiginiz icin cok tesekkurler.
    buyurun namazla ilgil konu açılmışken bende namaz vakitlerini veren bi program verem



    http://www.hemenpaylas.com/download/466105/NAMAZ_VAKITLERI.rar.html

    Dosyayı indirdim. Stup'ında problem var gibi çalışmadı.Sana zahmet bir baksan ve bizi bilgilendirsen. paylaşımın için teşekkür ederim
    ya kardeş net framemvork programının kuurlu olaması gerkrekiyor kardeş artık çoğu program gerektiridği için ben vardı zannetim sende yok ise onuda paylaşıma vereyim kardeş
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    hazır böyle bi konu açılmış buyrun resimli namaz hocası programı
    hiçbir program kurulumu gerektirmiyor


    http://www.hemenpaylas.com/download/467834/NAMAZ.rar.html
    ya benim hoşuma gitti buyrun kutsal emanetlerimizin sergilendiği güzel bi çalışma inşllah sizinde hoşunuza gider


    http://www.hemenpaylas.com/download/468159/Kutsal.rar.html




    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    Goksahan kardesim cok guzel bir paylasim...
    Allah razi olsun
    Cok tesekkurleer.
    ay ay ay yerim ben sizi ya

    yeni geldim eve, hemen baktim foruma, cok güzel seyler yapmissiniz, hepinizle gurur duyuyorum.

    Allah razi olsun hepinizden.