@oparetör adlı üyeden alıntı:
Kuşların etrafı şenlendiren cıvıltılarıyla açtı gözlerini.Yatağından çıkmak istemiyordu,zaten çıksada yapacak birşeyi yoktu!Çünkü akşam biraz yaramazlık yapmış ve annesi tarafından bir gün boyunca odasından dışarı çıkmamak üzere cezalandırılmıştı.Ama o hiç yerinde duramazdıki!Cıvıl cıvıldı bahar gibi,kara kuru bir kız idi,o Yıldız idi paylayınca etrafına ışık saçan...
Bu küçücük odada nasıl günü bitirecekti,nasıl akşam edecekti hiç bilmiyordu...O bunları düşünürken,her açılışında gıcırdayan kapının sesiyle annesinin sesinin ağır bir kavgaya tutuşmuş gibi birbirlerine üstünlük taslarcasına çatışmasının şahitliğinde dikti gözlerini bu ağır cezayı kendisine reva gören annesine!Ona kahvaltısını getirmişti;bir bardak süt ve yanında bir yumurta ile biraz da Esmer'in sütünden yapılma peynir.
Esmer,küçük Yıldız'ın kara keçisinin ismi idi.Onunla sürekli kavga eder ama yine de birbirlerini çok severlerdi...Onu elleriyle besler,canı çok sıkıldığında birlikte kovalamaca oynarlardı.Bir tane küçük kuzusu olmuştu Esmer'in ve o kadar tatlıydı ki küçük kuzu doğalı Esmer'in papucu dama atılmıştı.Aslında Esmer bu duruma biraz bozuktu ama dili yokki hayvancağızın Yıldız'a bağırıp çağırsın sitemini dile getirsin!
Neyse,kaldığımız yerden devam edelim:
Annesi kahvaltı tepsisini Yıldız'ın küçük masasının üzerine bırakırken;
-''Bunların hepsi bitecek,birazdan gelip bakacağım'' diyerek odadan yine gıcık kapıyla kavga ederek dışarı çıktı.
Yıldız'ın gözleri dolu dolu olmuştu.Çünkü ne Yıldız'a ''Günaydın'' demişti ne de sarılıp koklayarak onu öpmüştü!
Küçük Yıldız yatağından kalktı,kapının hışmından korkarcasına çok yavaş,onu okşarcasına ve ne olur kızma
diye yalvarırcasına kapıyı açtı.Lânet olası kapı yine yapmıştı yapacağını;gıcırtısıyla bütün evi inleteceğini bilerek Yıldız'a bağırıp çağırmıştı ve daha beteri annesi onun dışarı çıktığını anlamış,avazı çıktığı kadar sesini yükselterek;''sen cezalısın,nereye gidiyorsun'' diye bağırıp duruyordu...
Oysa Yıldız'ın tek isteği yüzünü yıkamaktı.
-''Anne,yüzümü yıkayacağım'' diye seslendi korkak ve titrek bir ses tonuyla.
Odasına döndüğünde hiç istemeyerek kahvaltısını yaptı ve yatağının üzerine kendisini sert bir şekilde bıraktı,biraz canı yanmıştı ama akşam yaptığı hereketin ağır cezası kadar değildi çektiği acı;bugünü nasıl akşam edecekti!
Yıldız hiç nefes almıyordu.Sanki annesinden aldığı ceza yetmiyorcasına bir ceza da kendisi veriyordu bu yaramaz çocuğa...
Soluk soluğa nefes almaya başladı ama tıkandı ve hemen pencereye koştu.Perdeyi açtı,derin derin nefes almaya çalışırken gördüğü şey karşısında gözlerine inanamıyordu;camın önüne küçük bir Kelebek konmuştu.Öyle rengârenk kanatları ve kocaman gözleri vardı ki Yıldız nefes almayı yine unutmuştu!
Sadece ''vvaavv' diyebildi...Onu daha yakından görebilmek için camı açtığında küçük Kelebek uçup gitti.
Yıldız bu duruma çok üzülmüştü,onu korkutmuştu.Oysa onun tek isteği bu güzelliği daha yakından görebilmekti!
Akşama kadar pencerenin önünden ayrılmadı hatta küçük Kelebek gelecek de kendisinden yine korkacak diye camı dahi açmadı!Bir ara odaya annesi gelmiş ve içerinin biraz havalanması için camı açmış fakat küçük Yıldız büyük bir korku içindeymiş gibi bağırarak camı hemen kapatmıştı.Annesi bu duruma anlam verememişti,Yıldız'ın şımarıklığıyla da uğraşacak zamanı yoktu!
Akşam olmuştu.Güneş yerini karanlığa teslim etmek için ufukta ağır ağır kaybolurken Yıldız'ın da Kelebek aşkı iyice büyümüş ama o bir türlü geri gelmemişti!''Sende mi beni cezalandırıyorsun'' dedi hafif bir sele ama kendi yaptığı hataya duyduğu öfkeyle...
Annesi aşağıdan Yıldız'a seslendi;
-Cezanı affediyorum,gel hadi aşağı.''Hıh hiç affetmeseydin'' dedi mırıldanarak.
Oysa bugün onun dışarı çıkmasına müsaade etseydi o küçük Kelebeği belki bulabilirdi!
Aklından bunu geçirirken kapıya büyük bir öfkeyle baktı.Anlaşılan bu akşamki son kavgası onunla olacaktı!Kapıyı öyle bir açtı ki daha o küçücük eli kapının kolunu kavradığında başına gelecekleri anlayan gıcık kapı o anda pes etmişti.Bu defa hiç gıcırdamadı.Yıldız bu duruma daha çok öfkelenmişti ve kapıyı olabildiğince kin dolu bir halde sertçe çarptı annesinin azarını hiç düşünmeden!
...
Baçede oturmuş Esmer'in yavrusunu seviyordu.Ne olduysa işte o zaman oldu;
Küçük Kelebek yine gelmişti.Hatta tam da Yıldız'ın oturduğu kütüğün diğer ucuna konmuştu.Yıldız'ın kalbi öyle bir atmaya başlamıştıki sanki heyecandan bayılacak gibiydi.Onu ilk gördüğünden beri üç gün geçmişti ve bir daha gelmeyeceğini düşünüyordu!Onu yine korkutmak istemiyordu ama ona dokunmak,onu sevmek için de büyük bir istek duyuyordu.Kelebek birden havalandı ama sanki Yıldız'a bakıyordu o kocaman gözleriyle...Onu çağırıyordu peşinden,''gel oynayalım'' diye.
Yıldız,oturduğu ağaç parçasının üzerinden fırladığı gibi küçük Kelebeğin peşine düştü.O kadar hızlı uçuyordu ki onu yakalamak imkânsızdı sanki!İyice yorulmuştu ve artık pes ediyordu.
Dizlerinin üzerine yere çöktü,küçük Kelebeğin ondan uzaklaşmasını üzüntü içinde izledi.Kendisini geniz yakan kokusuna rağmen çimenlerin üzerine bırakıverdi.Gözlerinden dökülen istediğini elde edememenin verdiği acının yaşlarıyla biraz öylece yattı.
Yüzünü okşayan hafif bir rüzgâr esintisiyle gözlerini yeniden açtı.Bu kadarı da olamaz diye düşündü!Çünkü küçük Kelebek başının üstünde uçuyordu.Birden Yıldız'ın yanuna konuverdi.Elini uzatsa onu yakalayacaktı!
Küçük Kelebek birkaç kanat çırpıştan sonra durdu ve sanki ''hadi sev beni,işte yanındayım al beni'' dercesine hareketsiz duruyordu.
Elini kaldırmasıyla küçük Kelebeğin üzerine indirmesi bir oldu Yıldız'ın.Ama elini açmaya korkuyordu!Ya Kelebek uçup giderse,ya bir daha geri dönmezse!Odasına girinceye kadar elini hiç açmadı.Odasına girer girmez hemen camı kapatıp perdeyi çekti.Artık küçük Kelebek hiçbir yere gidemezdi!
Biyik bir heyecan içinde elini yavaş yavaş açtı.Ama gördükletri karşısında hayatı boyunca unutamayacağı bir yara aldı.
Küçük Kelebek hiç hareket etmiyor,o güzel kanatlarını çırpmıyordu.Üstelik eskisi kadar da güzel görünmüyordu hatta avuçlarının içi Kelebeğin kanatlarının rengini almış ve başka bir Kelebek ama uçmayan bir Kelebek oluvermişti!
Küçük Kelebeğin ona baktığını gördü.Yıldız ağlıyordu;
-''Hadi uçsana,bak seni bıraktım,bak şimdi de camı açıyorum,hadi uçup gitsene'' diye adeta Kelebeğe yalvarıyordu!
Yıldız işte o zaman anlamıştı;''KELEBEĞE DOKUNMAK DEMEK ONUN CANINI ALMAK DEMEKTİ.''Onun için de hiçbir canlıya yanaşamadı ve dokunamadı.
Aradan uzun uzun yıllar geçti fakat Yıldız o Kelebekten hiç geçemedi.Yıldız'ın kalbinde öyle bir yara açmıştıki bu Kelebek sanki neye dokunsa canını alacakmış gibi hissediyordu!Ona yaklaşan her canlı birşeylerini feda edecekti!Oysa sevgi feda etmek değilmidir birşeylerimizi?
Kelebeklere dokunmak onların ölümü demektir evet ama dokunmadan da sevilmezki!
Aslında her seven ve sevilen birer kelebektir.Sonu ölüm olsada uçmak gerekir.
M.K.(OPARETÖR)
[main-arkaplan-muzik]483[/main-arkaplan-muzik]
Orijinali Göster...