Bu bir ahmetmeydani yapımıdır. 2004 yılında başka bir sitede kaleme aldığım ve bugüne kadar bir çok sitede yayınladığım romanı inşaallah sizinle paylaşmaya çalışacağım. İnşaallah beğenirsiniz. Fiemanillah.
Olga Rus Ordusu Özel Kuvvetlerde görev yapan bir casustur. Olga aslında çeçen bir
ailenin kızıdır ve fakat küçükken komünist rejim tarafından kaçırılmış ve tam bir rus gibi
yetiştirilmiştir. Çeçen-Rus savaşı patlak verdiğinde ise RÖKK (Rus Özel Kuvvetler Komu-
tanlığı) Komutanı Albay İgor onu Çeçenistana gönderme kararı alır. İgor Olga'yı odasına
çağırır. Olga odaya girer.
İgor:-- Hoş geldin Olga, otur bakalım. Çeçenistanada ki durumumuzu biliyorsun. 500
kişiyle başa çıkamıyoruz. Bunları bu kadar kuvvetli kılan nedir anlamıyorum. Bir zaman-
ların iki süper gücünden bir olan biz nasıl oluyor da bunlarla başa çıkamıyoruz. Neyse
sana yeni bir görev veriyorum. Daha önceki görevleri nasıl başarıyla yerine getirdiysen
bu görevi de başaracağına inanıyorum. Seni gizli görevle Çeçenistana göndereceğim.
Adın da Meryem olacak. İşte bunlar da kimliklerin. Bu ihtiyacını giderecek olan para,
bunlar da diğer evraklar. Sormak istediğin bir şey var mı?
Olga:--Orada kiminle irtibata geçeceğim?
İgor:--Orada bizim adamımız olan Olcayto ile irtibata geçeceksin. O da Çeçen asıllı ama
bizim casusumuz.
Olga:--Ne zaman yola çıkıyorum?
İgor:--Bu gece dinlen, yarın sabah yola çıkacaksın.
Olga:--Anlaşıldı, komutanım. Hoşçakalın.
Olga odadadan çıkar. Komutan yardımcısı Sergei odaya girer ve İgor'a:--Komutanım!
Olga bu işi becerebilecek mi?
İgor:--Öyle umuyorum, ama başaramazsa da o kadar önemli değil.
Sergei:--Neden Komutanım?
İgor:--Sergei unutma ki Olga da bir Çeçen asıllı. Bu işi başarırsa bir taşla iki kuş
vururuz. Yok başaramazsa bir taşla bir kuş vururuz.
Sergei:--Nasıl yani Komutanım?
İgor:--Aptal Sergei ben bu müslümanları iyi tanırım. Er ya da geç müslüman
olduklarının farkına varıyorlar ve başımıza bela oluyorlar. Şimdi, şayet Olga-
ya da asıl ismiyle Meryem- bu işi başaramazsa çeçenler tarafından öldürülür
biz de kurtuluruz. Anladın mı aptal sergei?
Sergei:--Anladım komutanım. Gerçekten çok zekisiniz.
Bu arada RÖKK da görev yapmakta olan ve Çeçenlerin casusu olan Şamil (oradaki
adıyla dimitri) Çeçen komutan Musab'a haber gönderir ve durumu kendisine etraflıca
izah eder.
Şimdi şartlar eşittir. Bundan sonrası artık her iki tarafın maharetlerine bağlıdır.
Burada yapılacak iki şey vardır. Ya Çeçen komutan Olga'yı tutuklar, konuşturur ve
öldürür ya da ona Müslüman olduğunu hatırlatır ve onun daha faydalı olmasını
sğlayacaktır.
Olga (ya da Meryem. biz bundan sonra ona Meryem diyeceğiz) komutanın odasına girer.
--Komutanım, benim tam olarak görevim ne olacak, orada ne yapacağım?
--Senin görevin asilerin komutanu Mus'ab hakkında bilgi almak olacak. Onun hakkında
bilgi alırsak, diğerlerine de ulaşma şmkanına kavuşmuş olacağız. Ayrıca asilerin morallerini
bozmak için elinden geleni yapacaksın.
--Anladım Komutanım, ben hazırım.
--Tamam Meryem, sana Svetlana ve 8 asker refakat edecek. İyi şanslar dilerim.
--Sağolun, komutanım, hoşçakalın.
--Güle güle Meryem. Beni hayal kırıklığına uğratma.
--Tamam komutanım.
Bu Arada Çeçen Karargâhında
--Komutanım, Moskovadaki adamımızdan haber var, "kuş kafesten uçmuş" diyor.
--Tamam Hüseyin. Karargâhımıza bir rus casus geliyor, ama gelen Çeçen asıllı biri ama
küçükkken ruslar tarafından kaçırılıp rus gibi yetiştirilmiş, şimdi bizim görevimiz hem
ondan gelecek tehlikeleri bertaraf etmek ve hem de Bizinillah onun hidayetine vesile
olmak. Şimdi senin görevin Meryem'e göz kulak olmak, yalnız bu durumdan kimsenin
haberi olmasın. Sadece onlara her şeyi her yerde konuşmamaları talimatını ver.
--Anladım, komutanım.
Kafile yola çıkar. Diğer yollar güvenli olmadığından, Gürcistan üzerinden gidilecektir.
Tabi haliyle Pankissi Vadisinden geçilmesi gerekmektedir. Kafile Gürcistan sınırına vardı.
Oradaki işlemleri sınırda görevli RÖKK görevlisi hemen halletti ve kafile Gürcistan sınırından
içeri girdi. Hava ve yol durumu gayet güzeldi, herhangibir olumsuzluk göze çarpmıyordu.
Tabi kafilenin görüntüsü de sıradan vatandaş görüntüsü çiziyordu, ayrıca hangi milletten
oldukları da anlaşılmıyordu. Diğer yandan daha önceki olaylardan sonra bu güzergâhta
hiç bir olay da olmamıştı.
Kafile olaysız olarak yol alıyordu. Yolculuk esnasında hiç kimse konuşmamıştı. Meryem
boyuna düşünüyordu. İçinde tarif edemediği bir sıkıntı vardı. Epeyce bir müddet yol aldıktan
sonra yeşilin bol olduğu bir yerde mola verip öğle yemeği yemişlerdi. Aslında kafiledeki
herkeste bir huzursuzluk vardı. Herkes korkuyordu. Ama Meryem'in huzursuzluğu korkunun ötesinde bir şeydi. Yemeğin ardından toparlanıp yola koyulmuşlardı. Sarp dağlar bol virajlı yollarda gitmekten hepsi bitkin düşmüştü. Akşama doğru bir dağın eteğindeki düzlükte mola verme ve geceyi orada geçirme kararı almışlardı. Çadırları kurdular. Tam akşam yemeği için hazırlık yapıyorlardı ki birden...
...Birden bir gürültü koptu yukarıda. Yukarı doğru baktıklarında bir kayanın hızla aşağı
doğru gelmekte olduğunu gördüler. Ve fakat kaçmaya fırsat bulamadan, kaya Meryem
ve Svetlana'nın arasından geçti ve iki rus askerini altına alarak metrelerce sürükledi.
Şaşkınlıkları geçince yaralıların olduğu yere koştular ama iki asker çoktan ölmüştü.
Karargâhı arayarak durumu bildirdiler. Karargâhtan gelen talimat morallerini bozma-
maları yönünde oldu. Ayrıca yolarına devam ederek görevi muhakkak ifa etmeleri istendi.
Meryem'in yanında görevli olan rus askerleri onu gideceği yere kadar götürüp geri gele-
ceklerdi. Tabi bu onların planıydı. Allah'ın planı ise elbetteki bambaşkaydı.
Bu olay Meryem'i derinden etkilemişti. Pekala o kayanın altında kendisi de kalabilirdi.
İlk defa ölümü düşündü. Öldüğü zaman neyle karşılaşacağını düşündü. İnsanlar ölünce
gerçekten yok mu oluyorlardı. Yoksa kendisine şimdiye kadar öğretildiği gibi ölüm bir
yokoluş muydu? Tabi ki Meryem bu soruların cevabını bilmiyordu. Bildiği tek şey, bu
yolculuğa çıktığından beri tuhaf duygular içerisinde olduğuydu. Şimdilik bu duruma bir
cevap bulamıyordu.
Bu Esnada Çeçen Karargahında
Komutan Mus'ab mücahitleri toplamıştı. Caharkale'deki rus karargahına bir baskın
düzenleyeceklerdi. Planın ayrıntıları üzerinde görüşüyorlardı.
Mus'ab:--Cemal sen iki kişi ile beraber doğu tarafından saldıracaksın. Ama ateş menziline
girmeyeceksiniz. Şerif sen de yanına iki kişi al ve batı tarafından karargaha ateş et. Ahmet
ile yanındakiler de güney yönünden saldıracaklar. Ben yanımdakilerle beraber karargahın
arkasından saldıracağız. Unutmayın siz sadece hedef şaşırtacaksınız. Ve kesinlikle kimse
ateş menziline girmeyecek. Anlaşıldı mı arkadaşlar?
Mücahidler bir ağızdan:--Anlaşıldı komutanım!
Mücahidler planladıkları gibi saldırıya geçtiler. Ruslar öğle uykusundaydı. Birden silah
sesleri gelince hepsi paniğe kapıldı hatta bu kargaşada birbirlerini vuran bile oldu. Onlar
durumu anlayana kadar Mus'ab ve yanındakiler ruslara öldürücü darbeyi vurmuştu bile.
Bilanço ağırdı:75 rus ölmüştü. 150 kadar da yaralı vardı. Bu yaralıların çoğunun durumu ise ağırdı. Bu baskında mücahidler yüklü miktarda silah ve mühimmat da ele geçirmişti.
Mücahidlerin keyfine diyecek yoktu. Hep bir ağızdan "Allah-u Ekber" diye tekbir getiriyorlardı. Bu baskınlar rusları oldukça yıldırmıştı. Hemen hemen hepsi uyuşturucu kullanıyordu. Ve bu da mücahidlerin işine yarıyordu.
Mus'ab:--Kardeşler! Alemlerin Rabbi olan Allah'a (cc) hamdolsun. Bu günümüz de epeyce verimli geçti. Allah'ın (cc) yardımı olmasa kesinlikle onlarla başa çıkmamız mümkün değil. Sakın ola ki Allah'ı (cc) hatırımızdan çıkarmayalım. Hendek ve Huneyn Gazvelerini unutmayın ki. Hendek Gazvesinde müslümanlar emre itaatsizlik ettiğinden yenildiler. Huneyn de ise savaşın ilk bölümünde kendi güçlerine güvendiler ve mağlup olmakla yüz yüze geldiler ama ikinci bölümde ise Allah'ı (cc) hatırladıkları ve O'na güvendikleri için galip geldiler.
Diğer Yandan Rus Kafilesi
Rus kafilesi yola çıkmıştı. Ufak tefek bazı aksiliklerin dışında herhangi bir problemle karşılaşmamışlardı. Akşama doğru yine bir yerde konakladılar. Ama meydana gelen olay nedeni ile bu sefer düzlük bir yerde konaklamışlardı. Akşam yemeğini yemişlerdi. Bir süre havadan sudan ve başlarına gelen o olaydan bahsettikten sonra herkes........
...Derin bir uykuya daldı. Epeyce meşakkatli bir yol katettikleri için nöbetçi hariç herkes hemen uyudu. Hatta nöbetçi bile uykuya daldı. Nöbetçi olmak onlar için sadece hayatta kalmak içindi ne de olsa. Ama müslüman için ise nöbetin apayrı bir yeri vardır. Müslüman lar "Allah için nöbet tutan gözlere cehennem ateşinin haram kılınıdığını" çok iyi biliyorlardı.
Bu da müslüman ile kâfirler arasındaki başka bir fark.
Meryem uykuya daldıktan sonra acaip bir rüya gördü. Rüyasında ak sakallı bir adam ve örtülü bir kadın herşeyin mükemmel olduğu, çeşit çeşit meyvelerin, pınarların, akarsuların türlü türlü kuşların öttüğü bir yerde bulunuyor ve Meryem'i yanlarına çağırıyorlardı. Diğer yanda ise İgor içinde ateş yanan bir kuyunun içerisinde bir taraftan cayır cayır yanıyor, diğer yandan ise Meryem'in boğazına bir kement atmış onu da ateşe doğru sürüklüyordu.
Meryem İgor'un yanına gitmek istemiyor, o aksakallı adam ve kadından yardım istiyordu.
Ancak onlar: "Biz sana yardım etmeye memur değiliz, çünkü sen o ateşteki adamın emrindesin ve onun dediklerini yapıyorsun. Şayet onun emirlerine karşı gelirsen sana yardım edebiliriz" diyorlardı. Meryem onlara kim olduklarını sorduğunda ise, onlar: "Biz senin,yıllar önce ruslar tarafından ŞEHİD edilen anne ve babanız" dediler. Meryem bir yandan avaz avaz bağırıyor, bir yandan da İgor'un yanına gitmemek için direniyordu. İgor'un içinde olduğu çukura bir kaç adım kalmıştı ki.....
...birden ip koptu, Meryem geriye doğru düştü, İgor ise ateş çukuruna gömüldü, hem de
avaz avaz bağırarak. Meryem'in anne ve babası: "Kızım, sakın bu adamın dediklerini yapma,
bu sefer kurtuldun ama, bir dahaki sefere kurtulacağından emin değiliz. Hem hayat her zaman
ıfrsatlarla dolu değil."
Meryem bağırarak uyandı. Uykudakilerin hepsi yataktan fırladı. Silahlarına sarıldılar,
hepsi korkmuştu. Svetlana:" Ne oldu, ne var?" Meryem: "Yok bir şey, kabus gördüm, tamam
geçti," dedi.
Çeçen Karargâhında
Mücahidler mayın döşeme hazırlığı yapıyorlardı. Son günlerde rus karargâhına epeyce araç
gelip gidiyordu. Baskını haber almışlar ve buna misilleme yapma kararını vermişlerdi. Rusların
direncini kırmak gerekiyordu.
Komutan Mus'ab:--Yolun batı tarafını mayınlamamız gerekiyor, bunun için iki gönüllü lazım.
Hüseyin ve Ahmet:--Tamam komutanım, biz gönüllüyüz, zaten çoktandır sıranın bize gelmesi-
ni bekliyorduk. Emir buyurursanız hemen yola çıkmak istiyoruz.
Komutan Mus'ab:--Tamam çocuklar, hemen hazırlığınızı yapın ve sabah olmadan bu işi bitirin.
Mayın timi gerekli hazırlığı yaptı. Yanlarına yola döşeyecekleri patlayıcıları aldılar ve yola koyul-
dular. Mücahidlerin karargâhı dağlık bir bölgedeydi, rus karargâhı ise onlardan daha aşağıda ve düzlük bir yerdeydi. Çok dikkatli olmaları gerekiyordu. Ayrıca herhangibir aydınlatma aracı kullan-
ma imkanları da yoktu. En ufak bir işaret rusların dikkatini çekecek ve görevlerini yerine getireme-
ye bileceklerdi. Böyle bir lüksleri ise yoktu. Yanlarına dağdan aşağı inmelerine yardımcı olacak
gece görüş dürbünlerini aldılar. Bu dürbünleri rus karargâh baskınında ele geçirmişlerdi. Çok
işlerine yarıyordu. Dikkatli bir şekilde aşağıya inmeye başladılar, bir kaç yerde kayma tehlikesi
atlattılar ama Allah'ın yardımı sayesinde herhangi bir olumsuzlukla karşılaşmadan düzlüğe in-
meyi başardılar. Rus karargâhının yakınından geçmeleri gerekiyordu ve çok dikkatli olmalıydılar.
Karargâhın yanında bir dere yatağı vardı. Kışın suyun dolu olduğu dere yazın kuruyordu. Dere
yatağına girdiler ve oradan yürümeye başladılar. Tam nöbetçi kulübesinin olduğu yere varmış-
lardı ki...
ALTINCI BÖLÜMÜN SONU
Malumunuz ülkemizde Erbakan Hocanın başbakanlığı döneminde bir 28 Şubat süreci yaşandı. Bir çok Müslüman bu süreçten payına düşeni aldı. Tabi bazı Müslümanlar çok fazla pay aldılar. İşte bu pay alanlardan biri de benim. Camide çocuklara Kur’an dersi verdiğim için bir beraat gecesi saat 02.00’de gözaltına alındım ve 22 ay üç gün sonra eve dönebildim. Bu arada Ocak 2011 de yine gözaltına alındım ve tamamen yasal faaliyetlerden dolayı halen yargılanmaktayım bazı arkadaşlarla birlikte. Ben cezaevinde başımdan geçen komik olayları paylaşacağım inşallah. Bu arada mizahı sevdiğimden-ki benim Pirim Hz. Nuayman dır (ra)-Hababam sınıfı serisini birkaç kez seyretmişliğim vardır. Cezaevinde ise sadece haber ve belgesel izliyorduk. Çünkü islamî çalışmalardan vakit de kalmıyordu zaten. Bundan dolayı yazıda geçen filmlerle ilgili izleme faaliyetleri dışarıdayken yapılmıştır. Bunu belirttikten sonra sizi birinci bölümle başbaşa bırakayım inşallah. Fiemanillah.
1
Yıl 2001. Eylül ayıydı yanılmıyorsam. Diyarbakır'a taziyeye gitmiştim. Dayımınoğlu ile birlikte. Takriben oniki gün kalmıştık. İlk günler hava güzeldi. Ancak daha sonra hava bozdu. Ta ki dönüş gününe kadar. Bir kaç gün de ateşli bir hastalık geçirmiştim. Hem taziye hem de uzun süre görmediğim köyümde hasret gideririm diye düşünmüştüm. Anlayacağınız pek bir şey anlayamamıştım. Dönüş günü Beraat gecesine denk gelmişti. Hava da açmıştı. Köylülerden birinin minibüsü ile yola koyulduk. En önde ben ve dayımın oğlu oturuyorduk. Malumunuz olduğu üzre, olduğumuz yerde şamata pek eksik olmaz. Şamata yapa yapa geldik. Bir kaç yerde de kontrolden geçtik. Hepsinde de temiz çıkmıştık. Neyse kazasız belasız eve vardığımızda saat 12.00 olmuştu. (Buna 24.00 diyenler de çoğunlukta). Yol yorgunu olduğumdan, kafamı yastığa koyar koymaz uykuya dalmıştım. Saat 02.00 olmuştu ki birden...