papatya_28 - Düşler Penceresi

Son güncelleme: 20.08.2015 00:03
  • Amin, ecmain olsun..Bir yakınımız vefat edince bugün hüzünlendim biraz..Çok teşekkürler , sizinde yüreğinize sağlık olsun
#31.01.2014 17:37 0 0 0
  • teşekkür ederim.
    başınız sağolsun rabbim gani gani rahmet eylesin inşallah
#31.01.2014 18:30 0 0 0
  • Dile Gelmeyenler
    Salı - 23.30
    Vaktiyle bir arkadaşım vardı."Sende büyük cevher var.Çok duygusalsın, duygularını ziyan etme yaz" demişti.Daha iki cümleyi bir araya getiremiyorum nasıl yazarım diye gülüp geçmiştim. "yazmak hassas ruhların işidir" demişti.Hassasım ama yeteneğim yok, hem nasıl yazarım şiirlerle aram yoktur.Üstelik hissetmiyorum hiçbirşey demiştim."Yazdığını h...issetmeyeceksin, hissettiğini yazacaksın" demişti.O sıralar anlam verememiştim ama insan kendiyle baş başa kalınca anlıyormuş..Yazmak bir yetenek işi değil duyguların dışa vurulmasıymış..İfade edilemeyenler duygu olur hissedilir, söz olur kağıda dökülürmüş..
    Yazmak için özel bir çabaya da ihtiyaç yokmuş..Kimisi mutluluğunu yazarmış, kimisi hüznünü..Kimisi hayallerini yazarmış, kimisi üzüntüsünü ..Bense hüzünlerimi yazıyorum ..

    Gecenin en koyu saati,
    Dışarıda mis gibi yağmur.
    Sessizliği dinliyorum..
    Düşünüyorum,
    Gece kendinle baş başa kalmak için en iyi zaman
    Gece duygularımın tercümanı
    Gece..
    Gece dertlerimin, kırgınlıklarımın ortağı
    Gece gece...
    Öyle çok kırgınım ki...
    Sen benim kalbimi kıranların kalbini kırma Allah'ım

    bende aşırı dugusalım bana da yaz derler lakin şiir yazmam yani konuşurken iyi konuşuyorum güzel oldu yazıyım bunu deyince hepsi siliniyor hafızamdan :) siz baya başarılısınız rabbim kaleminize ve yüreğinize sağlık versin inşallah daimen
#31.01.2014 18:39 0 0 0
  • @k.esinti amin, Allah razı olsun.. Bence sizin yazdığınız benimkinden daha güzeldi. Bende kendimi pek yetenekli bulamıyorum .Yaşanmadan yazılmıyor sanırım bazı şeyler.Beğenen yüreğinize, okuyan gözlerinize sağlık olsun inşallah :)
#31.01.2014 18:47 0 0 0
  • teşekkür ederim bneimki sadece kısa bi sözdü işte nacizane :)
    cümlemizden razı olsun inşallah...
    yüreğinde gerçekten yüreğinin derinliklerinde yaşadığında yazabiliyosun başkasının yaşamıdan bi anı dahi mesele hissedip kağıda dökebilmekte işte
    bence başarılısınız gerçekten yazcıkta gelişceğine inanıyorum tekrradan rabbim kaleminize yüreğinize sağlık versin inşallah...
#01.02.2014 08:55 0 0 0
  • Amin, inşallah çok teşekkür ederim .Gözlerinize sağlık olsun
#01.02.2014 09:08 0 0 0
  • İnsan kimi zaman kendisini öyle bir boşlukta hissederki,yavaş yavaş o boşluktan aşağı düşerken elini istemsizce uzatır,belki bir el uzanıp tutar beni düşerken diye...Ama uzattığı eli tutmak yerine daha derinlere iten o kadar çok insanla karşılaşırki boş bakışlarıyla yavaş yavaş yokoluşa doğru sürüklenir bulur kendisini!!!
    Peki ama insanı bu boşluğa iten neden nedir?Yaşadıklarımı yoksa yaşayamadıkları mı?
    Bunun cevabını vermek o kadar zordurki;yaşadıklarına bakarsın yaşayamadıklarını ararsın!
    Yaşayamadıklarını düşünürsün,yaşadıklarında teselli ararsın!
    Kimi zaman ölümü ararsın ve bir de bakarsın ki ölüm kapına o kadar yaklaşmıştırki en büyük korkun oluverir Azrail'in soğuk nefesi!
    Ama bir kez hissetmişsindir ensende ve o soğukluğu atlatman biraz zaman alır ve ruhunu titretir korkuyla...
    Yakın bir akrabanızı kaybettiğinizi yazmışsınız;Allah Rahmetini esirgemesin üzerinden ve sizlere uzun ömürler nasip eylesin Papatya kardeşim.
    Evet ölüm soğuktur,insanı korkutur,ruhu ürkütür ama kapımızdan hiç gitmeyen bir gölgedir ve her nefes alışımızda aldığımız o nefesin yarısı ecel olarak dolar içimize...Gördüğümüz tek şey dünlerdir,yarınları yaşamak her insan için meçhuldür.Onun için meçhule yolculuklar en güzel gizemdir umutlar için...
#01.02.2014 21:44 0 0 0
  • Amin, Allah razı olsun abi.Rabbim herkese ameliyle ölmeyi nasip etsin inşallah. Ölümü çok güzel anlatmışsınız, yüreğinize sağlık olsun :)
#01.02.2014 21:53 0 0 0
  • Allah sabır versin papatya mekanı cennet olsun inşallah
#02.02.2014 19:00 0 0 0
  • Amin, inşallah.. Allah razı olsun canım :)
#02.02.2014 19:05 0 0 0
  • noimage

    Kışın ortasında çiçekler açmaz, ağaçlar yeşermez ama..
    Dualarımız vardı, baharda ilk çıkan papatyalardan gün doğarken ellerinle toplayacaktın..
    Her yanı saracaktı papatya kokusu..
    Ben yine mızmızlanıp en güzelini isteyecektim,
    Sense bana en güzel , en büyük papatyaları toplamak için daha erken gidecektin..
    Papatyanın güzelinden, büyüklüğünden ziyade
    Bıkmadan , usanmadan hergün daha erken gitmen
    En güzel papatyaları getirmendi mutluluk kaynağım..
    Güne papatyalarının kokusuyla başlamak
    En kıymetli hazinemdi..
    Şimdi bende sana gün doğarken, ellerimle topladığım papatyaları getiriyorum,
    Sabahına huzur, sabahına bereket , yüzüne tebessüm getirsin diye...

    papatya...
#11.02.2014 23:23 0 0 0
  • noimage

    Benim Dünyam
    Biz küçükken kendimize ait bir dünyamız vardı. Behçeli evimiz vardı. Behçesinde güllerimiz, çeşit çeşit çiçeklerimiz bir de asmamız vardı . Küçücük bir bahçeydi ama içine türlü türlü bitkileri sığdırmıştı.Oyun alanımız o bahç...e ile sınırlıydı. Bahçeden dışarı çıkmaz suç sayılırdı Olur da bahçeden dışarı çıkılırsa cezamızı dedem keserdi.İzinsiz dışarı çıkan akşam kapının önüne kuş yapmaya çıkamazdı.O en büyük cezaydı bizim için İnsanın oyun alanı sınırlı olunca meşguliyetleri de ona göre şekilleniyor tabi..Salıncak kurmuştuk bahçemize, sıra ile salıncağa binmeyi beklerdik. Sırası geçen toprağa koşardı. Toprakla oynamak öyle keyif verirdi ki..Çamurdan çiçekler yapardık sevdiklerimize..Akşam olunca bahçemizin önüne sandalyeler özenle yerleştirilirdi. Evimizin önündeki direğin ışığı loştu çok aydınlatmazdı.Loş ışıkta ellerimizle kuş yapardık, gölge oyunu oynardık..En büyük kuşu yapmak için birbirimizle yarışırdık ama hepte dedem en kocaman kuşu yapardı..Çok oyuncağımız yoktu doğal oyunları severdik. Komşunun çocuklarıyla toplanır top oynardık, körebe oynardık..Ablamlar daha çok ip atlamayı severdi, ben futbol maçı yapardım..İsim şehir, amiral battı oynardık..Tablet nedir bilmezdik. İnternete düşkün değildik..Kendimize ait kocaman ama mutlu bir dünyamız vardı..Belki de zamanın en şanslı çocukları bizlerdik Büyüdük..Bakıyorum şimdiki nesile ellerinden tabletler, cep telefonları düşmüyor.. Yiğenlerime bakıyorum , onlarda kendi küçüklüğümüzü göremiyorum..Telefon ve internet öyle çok girmiş ki hayatımıza, eskiden oynanılan oyunlardan bihaber olmuş çocuklar..Eski değerler unutulmaya yüz tutuyor..

    papatya..
#08.03.2014 00:32 0 0 0
  • çok güzel papatya emeklerine sağlık olsun evet çok doğru artık oyun denilince ilk akla gelen bilgisayar oluyor
#08.03.2014 09:04 0 0 0
  • Benim Dünyam
    Biz küçükken kendimize ait bir dünyamız vardı. Behçeli evimiz vardı. Behçesinde güllerimiz, çeşit çeşit çiçeklerimiz bir de asmamız vardı . Küçücük bir bahçeydi ama içine türlü türlü bitkileri sığdırmıştı.Oyun alanımız o bahç...e ile sınırlıydı. Bahçeden dışarı çıkmaz suç sayılırdı Olur da bahçeden dışarı çıkılırsa cezamızı dedem keserdi.İzinsiz dışarı çıkan akşam kapının önüne kuş yapmaya çıkamazdı.O en büyük cezaydı bizim için İnsanın oyun alanı sınırlı olunca meşguliyetleri de ona göre şekilleniyor tabi..Salıncak kurmuştuk bahçemize, sıra ile salıncağa binmeyi beklerdik. Sırası geçen toprağa koşardı. Toprakla oynamak öyle keyif verirdi ki..Çamurdan çiçekler yapardık sevdiklerimize..Akşam olunca bahçemizin önüne sandalyeler özenle yerleştirilirdi. Evimizin önündeki direğin ışığı loştu çok aydınlatmazdı.Loş ışıkta ellerimizle kuş yapardık, gölge oyunu oynardık..En büyük kuşu yapmak için birbirimizle yarışırdık ama hepte dedem en kocaman kuşu yapardı..Çok oyuncağımız yoktu doğal oyunları severdik. Komşunun çocuklarıyla toplanır top oynardık, körebe oynardık..Ablamlar daha çok ip atlamayı severdi, ben futbol maçı yapardım..İsim şehir, amiral battı oynardık..Tablet nedir bilmezdik. İnternete düşkün değildik..Kendimize ait kocaman ama mutlu bir dünyamız vardı..Belki de zamanın en şanslı çocukları bizlerdik Büyüdük..Bakıyorum şimdiki nesile ellerinden tabletler, cep telefonları düşmüyor.. Yiğenlerime bakıyorum , onlarda kendi küçüklüğümüzü göremiyorum..Telefon ve internet öyle çok girmiş ki hayatımıza, eskiden oynanılan oyunlardan bihaber olmuş çocuklar..Eski değerler unutulmaya yüz tutuyor..

    şimdiki çocuklarda doyumsuzluk var nimetler çoğaldı ve farkında değiller o kadar nimetle mutlu olmayı bilmiyorlar şükürsüz dolaysıyla mutsuz yetişen doyumsuz bir çağ işte
    çok güzel anlatmışın papatyam yüreğine sağlık daimen inşallah...
    yazdıkların gibi konuşunmaya başlayınca bana yaşı yetmişe ulaşmış neneler gibi konuşuyosun diyorlar :)
#08.03.2014 10:07 0 0 0
  • @şefkat eli çok teşekkür ederim canım, seni de burda görmek çok güzel beğenmene sevindim, beğenen yüreğine, okuyan gözlerine sağlık olsun


    @k.esinti beğenmene sevindim, okuyan gözlerine sağlık olsun. Doğru gerçekten , nimet çoğaldıkça da şükür ortadan kalktı.Eskiden bir araba, bir bebekle yetinirken poşet poşet oyuncakta olsa mutsuz çocuklar..Bize cep telefonu hiç verilmezdi küçükken , şimdi çocukların anlamadığı yok teknolojiden..Bana da öyle söylüyorlar, hele de eskiden diye başayınca daha yaşın kaç başın kaç diyorlar :D Ama sen yine de söyle, seninde yürek sesini dinlemek isterim her daim inşallah
#08.03.2014 10:54 0 0 0
  • noimage
    Sessizce Ama Derinden Özlersin


    Bazen sadece özlersin. Çocukluğunu, kurduğun hayalleri, eski mutlu günlerini, anılarını özlersin ... Arkadaşlarını, candan öte sevdiğin dostlarını özlersin..Gülümsemeyi , mutlu olmayı , gülümsetmeyi özlersin..Yaşadıklarını ve yaşamak istediklerini özlersin.. Gözlerden gözyaşı akmaz her zaman.. Kimi zaman gözden dökülen yaşlar özlem olur, hasret olur kavurur içten içe .. Sessizce ama derinden özlersin...

    papatya...

    [main-arkaplan-muzik]086[/main-arkaplan-muzik]
#07.04.2014 13:39 0 0 0
  • noimage



    Hüzün Size Yakışmıyor - Nazlı & Mustafa

    Onunla ilk kez bir deniz kenarında karşılaşmıştı. Çok üzgündü, oturmuş denizin sakinliğini seyrediyordu. Birden bir gölge hissetti. Arkasına döndü baktı ilk kez gördüğü birinin kendine doğru yaklaştığını gördü. Denize döndü tekrardan.. Uzun boylu, esmerce bir adam sessizce geldi bayanın yanına oturdu. Adam :

    - "Yanınıza oturabilir miyim?"

    Bayan :

    -"Sizinle tanıştığımı hatırlamıyorum."

    Adam:

    -"Ben sizi tanıyorum."

    Bayan çok şaşırmış. Hiç tanımadığı bu adam onu nereden tanıyor olabilirdi ki?

    -"Beni nereden tanıyorsunuz?"

    Adam :

    -"Sizi birkaç gündür evin önündeki parkta görüyorum.. Bugün de denize doğru yürüdüğünüzü görünce konuşmak için peşinizden geldim. Komşuyuz aslına bakarsanız, karşınızdaki müstakil evde oturuyorum.. Bahçe işleriyle uğraşmayı severim, bu merakım ve sevgim yüzünden evimi satmadım.. Katta yaşam bana göre değil, sabah pencereden içeri sızan çiçek kokularıyla uyanmanın keyfini hiçbir kata değişmem.. Sizi de ilk kez bir sabah vakti evimin önünden geçerken gördüm.. İşe gittiğinizi düşündüm önce sabahın o saatlerinde.. Dikkatimi çektiniz her sabah aynı saatte parka gitmenizle..Herkesin bir sıkıntısı, içine attıkları vardır ama sizin gözleriniz de ayrı bir hüzün var ..Hüzün size yakışmıyor..

    Bayan:

    -"Sizinle komşu olduğumuzu bilmiyordum, tanıyamadım sizi kusuruma bakmayın . Yeni taşındık bu mahalleye. Henüz çok kimseyi tanımıyorum kusura bakmayın."

    Adam:

    -"Artık kendimi anlattığıma göre tanışabiliriz sanırım. İsmim Mustafa.. Mimarım, bahçe düzenlemesiyle uğraşıyorum. Sizin isminizi sorsam kabalık etmiş olur muyum ?"

    Bayan:

    -"Estağfirullah, ismim Nazlı..

    Mustafa:

    -"Sizi hüzünlendiren, sabah erkenden kendinizi dışarıya atmanıza sebep olan, dünyaya küstüren olay nedir?"

    Nazlı başını yavaşça kaldırdı, Mustafa'nın yüzüne baktı. Hafifçe gülümsedi.

    Nazlı:

    -"İsmim gibi nazlıyım, çok duygusalım bu yüzdendir ki sebepsiz hüzünlenir gözlerim ..Belki daha sonra.."

    Mustafa:

    -"Merakımı mazur görün, anlatmak zorunda değilsiniz .. Canınızı sıktım sanırım affedin lütfen. Sadece hüzün size yakışmıyor."

    Bir süre sessiz kalıp denizi seyrederler.. Zaman zaman dalgalanıp durulan deniz Nazlı'ya geçmişi anımsatır. Mustafa'ya döner ve sorar..

    -"Hüznümü niçin merak ettiniz?"

    Mustafa:

    -"Doğayı ve içindeki canlıları severim.. İnsanların sıkıntılarını dinlemek, onlara nacizane yol göstermek üzüntülü insanların üzüntüsüne ortak olmak en önem verdiğim değerlerdendir."

    Nazlı:

    -"Peki , bunları niçin yaparsınız, bir karşılığı var mı? Karşılığında ne istersiniz ?"

    Mustafa'nın yüzü asılmış, tadı kaçmış ama ses tonu hala aynı yumuşaklıkta yanıtlamış :

    -"Bir karşılık beklemem. Müslüman insan , ilişkilerde çıkar gözetmez der ve gülümser ."

    Nazlı, Mustafa'yı kırdığını düşünür ..

    Nazlı:

    -"Sizi kırdıysam affedin lütfen.. Şimdiye kadar çok insan tanıdım hepsinin de az çok bir çıkarı oldu.. Çıkarsız dinlemek, anlatmak isteyen tek tük insanlar oldu hayatımda..

    Mustafa:

    -" Ben insanlara vakit ayırıp onların sorunlarını dinlemeyi severim. Hepimiz Müslüman değil miyiz, hepimiz kardeş değil miyiz Adem babamızdan Havva annemizden... Müslüman kardeşlerimin hüzünlerini görmezden gelemem.. İnsanların hüzünlü olmasını istemem, çünkü hayat gerçekten çok kısa anın kıymetini bilmeden akıp geçiyor zaman.. Acısıyla, tatlısıyla her türlü engeller çıkıyor karşımıza ama mutlu olmakta insanın kendi elinde.. Sadece hüzün size yakışmıyor ...

    Nazlı Mustafa'ya bakmış ve gülümsemiş.

    Mustafa:

    -"En büyük servetim insanların yüzlerindeki tebessümün nedeni olmaktır. Başka bir kazanç istemem."

    Nazlı yine gülümsedi ve sordu :

    -" İnsan bir soruna takılınca geçip giden anın kıymetine varamıyor ve burnunun dibindeki insanlara.. Sohbetiniz iyi geldi çok teşekkür ederim, sayenizde yüzüm gülümsedi uzun zamandan sonra. Ben sizin için ne yapabilirim?"

    Mustafa:

    -"Rica ederim.. Ama karşılık beklemediğimi söylemiştim.. Ben size naçizane zamanın değerli olduğunu anlatmak istedim.. Elbette ki yeri gelecek üzüleceğiz, yeri gelecek mutlu olacağız ama aldığımız nefes için de şükretmemiz lazım.. Hayata küserseniz, imtihanınızı baştan kaybetmiş olursunuz.. Estağfirullah gülümsemenize vesile olabildiysem ne mutlu, ne zaman isterseniz benimle paylaşabilirsiniz içinizdekileri her zaman dinlemeye hazırım."

    Nazlı:

    -"Kendimi tuhaf hissediyorum, bende sizin için bir şeyler yapmak istiyorum ama ne yapmalıyım bilmiyorum."

    Mustafa :

    -"Gerçekten bir karşılık istemiyorum.. "

    Nazlı:

    -"Ama böyle olmaz ki mahcup oldum size karşı , bende sizin yüzünüzü gülümsetmek isterim ..."

    Mustafa:

    -"Öyleyse gülümseyin, sizler mutlu oldukça mutlu olmanıza vesile olduğum için bende mutlu olurum."

    Nazlı , Mustafa'ya bakmış gülümsemiş ve :

    -"Çok teşekkür ederim Mustafa Bey. Zengin değilim çok param olmadı hiç hayatımda.. Elimden gelen tek şey dua sadece, kabul ederseniz dua ederim size..

    Mustafa:

    -"Estagfirullah, o en güzel hediye benim için.. Çok teşekkür ederim Nazlı Hanım, hüzün size yakışmıyor.. Gülümseyen yüzünüz hiç solmasın.."

    Nazlı:

    -"Teşekkür ederim , amin diyorum samimi dileklerinize sizin de her şey gönlünüzce olsun inşallah."

    Güzel bir sohbet sonrasında Nazlı ve Mustafa evlerine dönmek üzere ayrılırlar..


    papatya


#23.04.2014 13:58 0 0 0
  • Sanırım bu son yazdığının devamı gelecek!Yüreğine sağlık Papatya kardeşim...Uzun yazılarda insan kendisiyle sohbet etmeli.Tek düşünceyi iki farklı insanın penceresinden görmeyi denemeli,o zaman yazacakların asla bitmez...
#24.04.2014 08:46 0 0 0
  • Devamı gelir mi bilemiyorum abi.. Anlık birşeydi dün bir fon bulmuştum onu dinlerken aklıma geldi, ilk kez böyle hikaye tarzı bir şey yazdım. Aslında biraz da kendimi denedim hikaye, öykü yazabilir miyim diye ortaya bu çıktı.. Değerli yorumunuz için teşekkür ederim , beğenmenize sevindim. Gözlerinize sağlık olsun abi :)
#24.04.2014 09:44 0 0 0