Hindistan'ın Bhopal şehrinde Müslüman Eğitim ve Sosyal Refah Toplumu tarafından düşük gelirli 45'ten fazla Müslüman çift için düzenlenen düğünden, geleneklere göre giydirilmiş bir gelin.
Ani Harabeleri Kars'a 48 km. uzaklıkta yer alıyor. Ocaklı Köyü yakınında,Türkiye-Ermenistan sınırına yakın Arpaçay nehri kenarında konumlanan kentin kuruluşu M.Ö. 350-300 yıllarına dayanıyor. Ani, Hıristiyan ve Ermeni inanışında kutsal sayılıyor.
Şehirde, Selçuklu eserleri ile kiliseler yan yana hatta iç içe duruyor. Adını İran, Eti ve Roma tanrılarından aldığı söyleniyor. Milattan önce bir kale kenti olarak kurulan Ani, 10. yüzyılda Bagratoğulları sülalesinden Ermeni hükümdarlara başkentlik yapmış. Kendisini zapt eden kavimler tarafından defalarca yenilenmiş ve askeri amaçla kullanılmış olan kent, 1064 yılına kadar Bizans'ın yönetiminde kalmış ve bu tarihte Selçukluların eline geçmiş.
Konumu açısından İpek Yolu geçişinde olması ticari ve askeri bakımdan önemini bir kat daha artırmış.
Şehir defalarca görmüş olduğu saldırılar ve depremlerden dolayı harabe haline gelmiş. Kentin merkezindeki Ani Katedrali en büyük eserlerden birisidir. 1001 yılında Yunan haçı planında yapılmış olan katedral, 1064'de Alparslan tarafından camiye çevrilmiştir.
Doğu yönünde Arpaçay'a inen kayalıkların eteğinde Prens Dikran Honents'in yaptırdığı Surp Kirkor Kilisesi bulunur. İçi fresklerle süslü kilise oldukça iyi durumdadır. 1036 yılında yapılmış Surp Pirgiç (Halaskar) Kilisesi ise yörede Keçeli Kilise diye de bilinir.
Ani Harabeleri Efsanesi
Bir zamanlar bir ırmağın ayırdığı 2 ülke varmış. Birinin tüccarları diğer ülkeye gelir giderlermiş. Onlar iyi tüccarlarmış, dürüst tüccarlarmış. Ülkenin başında da iyi ve dürüst yöneticiler varmış. İyi anlaşırlar, kimsenin hakkı kimsede kalmazmış ama bir gün hükümdar ölmüş, yerine başkası geçmiş. Tüccarlar gelip de hükümdarı değişmiş görünce, bakmışlar ki adet usul de değişmiş. Yeni yönetimde yetimin hakkı yeniyor, masumların malları gasp ediliyormuş.
Yargıçların bile vicdansız olduğu bir dönemmiş. Adaletin olmadığı bu dönemde tüccarlar çok zor durumda kalmışlar ve "Taş kesilesiniz inşallah" diye beddua etmişler. Aniden koca kent taş kesilmiş ve o günden beri "Ani" olarak anılmaktadır.
Ani, 22 medeniyete ev sahipliği yapmış taşı toprağı tarih kokan bir yerdir. Doğu'nun mutlaka gezilip görülmesi gereken yerlerinden biridir. Açıkhava müzesi olarak ziyaretçilerini bekleyen Ani harabeleri, özellikle bahar-yaz aylarında ziyaret edilebilecek tarihi eserler arasındadır.
Trabzon'un Maçka ilçesinde bulunan bu manastır tarihin en eski yapılarından biridir.
Zigana dağı eteklerine kurulmuştur. Yapı doğa bakımından oldukça zor yerlere yapılmıştır. Yapının dibinden Meryemana (Panagia) deresi akmaktadır.
Manastırın yapılışı ve yapımı hakkında efsaneler mevcuttur. İnanışa göre burayı Atina'lı Barnabas ile Sophronios adlı iki rahip yapmıştır. Bu iki rahip rüyalarında Hz. isa ve Hz.Meryem'i görmüş ve gördükleri yer Sümela'nın bulunduğu yerdir. Birbirinden habersiz olarak yola çıkan bu iki rahip birbirlerine gördüğü rüyayı anlatınca beraber manastırın temelini atmışlardır. Manastırın asıl adı Meryem Ana Manastırı'dır. Sümela ise bunun Rumcadaki adıdır. Manastırın M.S 395 yıllarında tamamlandığı tahmin edilmektedir. Trabzon Rum İmparatoru III. Alexios döneminde yapılan bu eserin yapımına katkı vermiştir. Bu yüzden eserde kurucusunun III. Alexios olduğuna dair deliller bulunmaktadır.
Sümela'yı Hristyanlar tarafından değerli kılan en önemli nokta ise Hz. Meryem resmidir. İnanışa göre bu manastırda Hz. İsa'nın havarilerinden olan Aziz Lukas'ın çizdiği Hz. Meryem portresi manastırı kuran rahiplerle birlikte buraya gelmiştir. Ancak bugune kadar herhangi bir resim bulunamamıştır. Manastır bazı dönemlerde dönemini yitirmiş çeşitli yağmalamalara maruz kalmıştır. Define avcıları tarafından sıklıkla kazılmış ve bir süre sonra harabeye dönüşmüştür. İçinde çeşitli yangınlar çıkmış ve birçok tarihi değeri kaybolmuştur.
Trabzon fatihi Fatih Sultan Mehmet burayı aldıktan sonra manastırın haklarına dokunmayacağına dair bir ferman yayınlamıştır. Yavuz Sultan Selim buraya iki büyük şamdan hediye etmiştir. Diğer zamanlardaki padişahlar da buraya dokunmamışlar ve çeşitli onarımlarla gelişmesini sağlamışlardır.
Manastıra ulaşım ise; belirli bir yere kadar araçlarla ulaşım sağlanır. Daha sonra ormanın içinden bir patika izlenir. Uzun ve dar merdivenler çıkıldıktan sonra manastıra ulaşılır. Manastır daha sonra Türkiye Cumhuriyeti tarafından restore edilerek günümüz halini almış ve turizme açılmıştır. Hala Trabzon şehri için büyük turistik önem taşıyan Sümela her yıl binlerece kişi tarafından ziyaret edilmektedir. 2010 yılında özel bir izinle Meryem Ana'nın göğe yükselişi sebebiyle burada bir ayin yapılmıştır. Bu ayin 88 yıl aradan sonra yapılan ilk ayindir.
İnegöl ilçe merkezine 27 kilometre uzaklıkta bulunan "saklı cennet" Oylat Kaplıcaları'ndaki Oylat Şelalesi, adeta büyüleyici görüntüsüyle doğa tutkunlarını bekliyor.
İnegöl ilçe merkezine 27 kilometre uzaklıkta bulunan "saklı cennet" Oylat Kaplıcaları'ndaki Oylat Şelalesi, adeta büyüleyici görüntüsüyle doğa tutkunlarını bekliyor.
Roma döneminde kurulduğu tahmin edilen Oylat Kaplıcaları'nın uğrak yeri olan Oylat Şelalesi'ne çam, meşe, ıhlamur, kestane, gürgen ve çınar ağaçlarıyla bezeli bir vadi yatağında akan derenin kenarından iki saatlik bir yürüyüşle ulaşılıyor.
Ormanın serinliği, kuşların coşkulu sesleri ve suyun ritmik sesi eşliğindeki doğaya doymak, huzur bulmak isteyen insanlar, ahşap köprüler ve patika yolda yaklaşık iki kilometre yürüyerek unutulmaz bir gün yaşıyor.
Keyifli bir yürüyüş parkurunun ardından büyük bir gürültüyle yaklaşık 15 metre yükseklikten düşen ve doğanın kucağında saklı bir hazineye benzeyen Oylat Şelalesi'nin büyüleyici güzelliğinin altında anılar, fotoğraf kareleriyle ölümsüzleştiriliyor