Altay06

Altay06

Üye
14.10.2013
Uzman Onbaşı
3.773
Hakkında

  • Konu: Kardelen
    noimage


    Silkelen, kendine gel. Umutsuzluğa sarılma.
    Umutsuzluk şeytandan, ümit etmek ise Allah'tandır."
    Kalk
    Şems-i Tebrizi
#02.03.2014 08:31 0 0 0
  • noimage


    “Sizi bilmem ama ben;
    Pişmanlık duyan, utanabilen insanları seviyorum.
    Pişkinlik ne kadar ucuzca
    Utanç o kadar değerlidir çünkü.”

    Elif Şafak
#02.03.2014 08:29 0 0 0
  • noimage


    noimage





    noimage




    noimage



    Ah deniz!
    Ah mavi sonsuzluk!
    Büyük dürüst ve temiz.

    Ah denize benzeyen insanlar!
    Nerdesiniz nerdesiniz!
    alıntı
#02.03.2014 08:19 0 0 0
#28.02.2014 13:19 0 0 0
  • Hangi dilleri öğrenmek kariyeriniz için daha yararlı, hangi diller gelecek vaat ediyor? İşte kariyer için öğrenilmesi gereken 8 dil


    noimage
    Rusça 160 milyon insanın anadili

    Rusya, yeni yatırımlara ve iş olanaklarına açık bir ülke. Fakat Rus iş adamları genellikle iyi bir İngilizce konuşamıyor. Çünkü çok fazla İngilizce bilmiyorlar ve çoğu sadece Rusça konuşabiliyor. Tabii ki tercüme de bir seçenek fakat bu dili öğrenmek pazarda başarılı olmak için çok daha etkili olabilir.

    noimage

    Fransızca - 74 milyon insanın anadili
    Fransızca, iş dünyasında başarılı olmak için öğrenilmesi gereken önemli bir dil. İngilizce'nin bugünkü konumuna gelmesinden önce tüm dünya için ortak dil olan Fransızca, bugün de dünyanın çeşitli bölgelerinde yaygın olarak kullanılıyor. Dünya genelinde yaklaşık 335 milyon insan tarafından konuşulabilen Fransızca, Fransa'nın yanında Akdeniz'de ve eskiden Fransız kolonisi olan çoğu Afrika ülkesinde de hala konuşuluyor. Bu sebeple Fransızca bilmek bu ülkelerle kurulacak bağlantılarda önemli bir etken olacaktır.



    noimage

    Japonca- 127 milyon insanın anadili
    Teknoloji deyince ilk akla gelen ülkelerden olan Japonya'nın resmi dili olan Japonca'yı öğrenmek önümüzdeki yıllar için çok yararlı bir yatırım olabilir.



    noimage

    Portekizce - 202 milyon insanın anadili
    İspanyolca kadar büyük bir etkiye sahip olmayan fakat benzerlikler taşıyan Portekizce, 200 milyonu aşkın nüfusa sahip Brezilya'nın resmi dili. Dünyanın 7. büyük ekonomisi konumunda olan Brezilya'da ve toplamda 7 ülkede resmi dil olan Portekizce'yi konuşabilmek, iş yaşamında büyük bir kitleye ulaşabilmek için önem arz ediyor.

    noimage


    Arapça - 223 milyon insanın anadili
    Yaklaşık 27 ülkenin resmi dili olan Arapça, özellikle Ortadoğu'da iş yapan kişiler için oldukça gerekli bir dil. En büyük ihtraçat pazarlarından biri olan Ortadoğu'da Arapça konuşabilmek büyük bir artı.


    noimage


    İspanyolca- 406 milyon insanın anadili
    Amerika'da en çok konuşulan 2. dil olduğu göz önünde bulundurulursa İspanyolca, özellikle Amerika'da kariyer düşünenler için mutlaka göz önünde bulundurulmalı. ABD'nin yanı sıra yaklaşık 20 ülkede resmi dil olan İspanyolca, bu ülkelerde iş yapmak isteyenler için de önem arz ediyor.



    noimage

    Mandarin Çincesi- 935 milyon kişinin ana dili
    Yaklaşık olarak 1 milyon insanın konuştuğu Mandarin Çincesi, Çin'in yanında Tayland, Malezya, Singapur, ve Filipinler gibi ülkelerde de önemli ve etkili bir dil. Birçok şirketin Çin'de uzun vadeli yatırımlarının olduğu düşünülürse Mandarin Çincesi bu dili bilen kişilere gelecekte iş sağlayacaktır.


    noimage


    İngilizce - 365 milyon insanın anadili
    İngilizce ABD, İngiltere, Avustralya ve Hindistan'da dahil olmak üzere dünyanın birçok yerinde iş yaşamında kullanılan bir dil. İstatistiklere göre ise dünya genelinde yaklaşık 300 milyon insanın 2. dili ingilizce.
    Haberturk.com
#28.02.2014 13:16 0 0 0
  • Konu: OnLyGirL
    Sayfan hayırlı olsun....
#28.02.2014 12:11 0 0 0
  • Konu: Tek Yürek
    Güzeldi severek okudum,
    Yüreğine ellerine sağlık, Elif. yürek sesin hep çağlasın saygılarımla..
#28.02.2014 12:07 0 0 0
#27.02.2014 13:14 0 0 0
  • Ben bir insan olarak, kendi varlığıma güvenmemi sağlayan bir ulusal kimliği tanımlamak için sürerkli sizlere birşeyler yazıyorum...
    Aslında ben babası Kafkasyalı ve yarı Asyalı olan bir Türküm.
    Bunları yazarken elbetde hiç kuşkusuz duygusalı oluyorum....
    Bunlarla yazarken de yaşarkende çok çileler ve acılar yaşadım.
    Ama hepsi gerçeklerdir...
    Biz sadece Anadolu'yu Türk dilli yaptık...
    Burası asıl bizim Anavatanımızdır

    Türk tarihinin gelişmesini öğrenen herkes Türklerde ırkçılık olmadığını görür... Müslümanları ırk ve mezhep propagandasıyla birbirlerine düşürmek İngiliz emperyalizmi ile başlayan bir Batı stratejisidir.
    Türkler hiç sömürge olmadılar....
    Yer yüzünde Daima ve her zaman her ırkla kardeş gibi yaşadılar...
    Sultanların "EZİCİ VE KIŞKIRTICI" kulluğunu bizler bu Cumhuriyetle aştık.

    Dünya bizi Türk olarak biliyor.
    Osmanlı pasaportu ile Güney Amerika'ya giden Lübnanlı Arap'a da 'El Turco' diyorlardı..Rumlar bile ermeliler bile Osmanlı pasaportu ile göç ettiği New York'ta kendisine Türk dedikleri için kavga ettiğini anlatırlar...

    Cezayirli korsanlar İtalya kıyılarını vurduklarında İtalyanlar onlara Türk derlerdi. Avusturyalılar ve Ruslar hep Türklerle savaştılar.

    Araplar da Türk (çoğulu etrak) derler. Devşirme Yeniçeri ordusu Türk ordusudur. Marco Polo Anadolu'dan geçerken Türkler vardı. 13. yy. dan önce Bizanslı tarihçilerin söz ettiği bütün bozkır göçerleri, değişik adlar altında Gök Türkler, Hazarlar, Peçenekler Kumanlar, Polovziler, Karahanlılar, Selçuklular, Gazneliler, Kuzey Hindistan'ı fethedip devlet kuranlar hep Türklerdir. Babür oğulları da Türkçe konuşuyorlardı. Osmanlı esperantosu da halkın kullandığı bir dil olmadı.

    Şimdi sizlere ben tüm düşüncemi Türkçe diliyle anlatıyorum.
    Bunun etnik kökenle ilgisi yok.
    Genetik çok kökenlilik, önemli bir hoşgörü kaynağıdır.
    Teknik Üniversite'de Bulgaristanlı Türk, Makedonyalı Türk, Anadolulu Türk, Çerkez, Laz, Gürcü, Tunceli (Dersim)'li Kürt, Azeri-İranlı, Urfalı Arap, Yahudi, Rum, Ermeni, Giritli, gibi İmparatorluğun her köşesinden gelmiş gençlerle bizler hep birlikte okuduk ögrendik.. yazıp çizdik...
    Aynı üniversitede öğrenciler askerler memurlar huzur içinde Iraklı, İranlı, Suriyeli, Balkanlı, Yunanlı, Bulgarı Kıbrıslısı, ermenisi, rumu,süryanisi, yahudisi lazı, çerkesi bir çok öğrenciler ile birlikte okuduk...arkadaşlıklarımız dostluklarımız hala devam eder..

    Bu toplum tarihini böyle öğrenemedi....
    Birkaç hikaye ile yetiniyor.
    Oysa dünya tarihinin odağı olan Avrasya tarihinin biçimlenmesinde rol oynayan en büyük aktörler arasında Türkler var.
    Her fethettikleri, yerleştikleri toplumun kültürünü almışlar.
    Çin'de Çinli, Hint'te Hintli, Orta Asya ve İran'da İranlı olmuşlar.
    İslam'ı Araplardan, şiiri ve tasavvufu İranlıdan almışlar.
    Devlet bürokrasinin dili Osmanlıca, halkın anlamadığı bir Esperanto.

    TÜRK KÖKENLİLERİN TARİHSEL ROLLERİ

    Türk kökenli göçerlerin ve onların kurdukları devletlerin Avrasya tarihinin ve İslam'ın biçimlenişinde büyük rolleri var. Bu Cengiz İmparatorluğu gibi sadece Doğu ve Orta Asya'da kısa süreli bir dönem değil. Zaman ve coğrafi sınır ile çok daha geniş ve günümüze uzanıyor.

    Çin'de ilk Türk sülalesi olan Wei'ler, Moğollardan 900 yıl önce Kuzey Çin'i işgal ettiler. Hun konfederasyonunun yönetici grubu Türk. Moğolların Batıya akınlarında ordularının yarısı Türk'tü. Bunun kanıtı, Rusya'da Türkçe konuşan Müslüman Altınordu egemenliğidir.

    Türkler Asya'nın yerleşik bölgelerine yaptıkları akınlar ve işgal ettikleri yörelerde kurdukları geçici devletlerle tanınıyor.

    Bu tarihin Müslümanlık çağı ise, Gazneli, Selçuklu, Osmanlı, Memluk gibi yerleşik devlet tarihlerinden oluşuyor. Bütün bu evrensel ve günümüze kadar uzanan, coğrafi olarak Doğu Asya'dan Orta Avrupa'ya uzanan coğrafyada, zaman zaman destanlaşan bir tarihe sahibiz. Türkler İslam dünyasında Selçuklardan Osmanlıya kadar egemen olmuşlar. Türk dendiği zaman Şaman göçerler, Bulgar ve Gagauz gibi Türk kökenli Hıristiyanlar, Hazarlar gibi Yahudi olmuş toplumlar var.

    Selçuklu ve Osmanlılarla birlikte Türk ve Müslüman kimlikler eşdeşleşir. Fakat devşirme Yeniçeri ile dönme Rum ya da Ermeni, annesi Hristiyan olan sultanlar da Türkleşir. Bugün Asya'da 125 milyon Türkçe konuşana karşın, sadece 25 milyon Moğolca konuşan var. Biz sadece Anadolu'yu Türk dilli yaptık. Burası asıl anavatanımızdır. Ertuğrul aşireti de Türk. Osman Bey'in babasının, kardeşlerinin, oğullarının adı Türk, kendisinin adı Osman olmuş.
    Beyliğin kuruluşundan iki yüz yıl sonra uydurulmuş.

    TARİH BİLMEYENLER VE KEM-KÜM EDENLER...


    Dünya Tarihinin önde gelen tarih biçimleyicileri, Çinliler ve Hintliler, Yunanlılar ve Latinler, Türkler ve Araplar, Slavlar ve Germenlerdir.
    Gerçi Türkçe konuşanlar bu tarihin uygarlık yaratanları olmadılar.

    Fakat ırklar arasındaki simbiyotik yaşam sürecinin en büyük temsilcileridir.
    Amerika'nın en büyük üniversitelerinde Türk olarak hocalık yaptım.
    Yurt dışında insanlar 2 tane Türk tanıyorlardı. Süleyman the Magnificent (Muhteşem Süleyman) ve Atatürk. Onlarla övünüyorum. Bugün tarih bilmeyen, yaşları benim çocuklarımdan daha küçük genç bir takım adamlar yetişti. Bunlar Türklükten söz edince kem-küm ediyorlar.

    Benim anlayış sınırlarımın dışında olduğu için söylediklerini merak etmiyorum.
    Çelik gibi kollu, Tunçtan ayaklı, Türk hiç yılar mı?
    1930'lu yıllarda Anadolu'da ilkokullarda tarihi çoktan unutturulmuş bu halkın çocuklarına ne olduğunu anımsatmak için 'Türküm, doğruyum, çalışkanım!' söyletiliyordu.

    Bu, yok olan imparatorluğu kuran insanlara kendilerini anlatmak için gerekliydi. O sırada Anadolu'yu anayurt yapanların nefesini yeniden içimize çekmemiz gerekiyordu.

    Türkiye, ulus düşüncesinin zayıflamasına göz yuman bir sakat düşüncenin esiri olarak, dünya gelişmiş ülkeler ailesinden çıkarılmağa çalışılıyor. 'Marseillaise'i dışlayan bir Fransız, ulusal marşlarını dışlayan Amerikalı, Alman, Rus, İngiliz olamaz. Brezilyalıların, Güney Afrikalıların, Avustralyalıların ulusal marşlarını ne büyük heyecanla söylediklerini görüp izledim...
    BİZLER MALESEF TÜRKLER TARİHİMİZİ BİLMİYORUZ

    Türkler özgürlüğünü böyle kazandılar... Bugünün Türkleri kendi tarihlerini öğrenmiyorlar.
    Dünya'nın farkına 1965'den sonra varanlar Türk tarihinin evrensel konumunu hikaye olarak bile bilmiyorlar. Bunlar, eğer özel bir aile ortamından gelmemiş, ya da okulda bilinçli bir hoca ile karşılaşmamışlarsa, kimlik sorununun içeriğini öğrenmiyorlar. Türklerin ve Türkiye'nin tarihsel konumunu da bilmiyorlar. Türk tarihinin gelişmesini öğrenen herkes Türklerde ırkçılık olmadığını görür. Bozkır göçeri ek-zoğam bir toplumda yaşar.

    Çinli, Moğol, Slav, İranlı Hintli her kadın bir ganimettir.
    Osmanlılar da öyle davrandılar. Savaşta düşmanın karısı, kızı bir ödül oldu. Osman Bey gazilere kentleri ele geçirdikleri zaman Rumların evlerinin ve karılarının onların olacağını söylüyordu. Cengiz Han da askerlerine ayni şeyi söylemiştir. Bizim sultanlar ise hareme Türk-Müslüman kadın sokmamışlardır. Anaları Hıristiyan esiridir.
    Bunu biliyoruz.
    Ama anlamını yorumlayan, sonuçlarını anlatan yok.
    Türklük ırksal ve kansal değil, bir kültürel özelliktir.
    Çağımızda bizi bu kültür kimliğine bağlayan tek şey dil ve o dille üretilen düşünce ve sanattır.

    Bu toplum kendini Türk ve Müslüman olarak görür, dünyadaki yerini ise öğrenemedi. Fakat arkasındaki tarih ve Osmanlı'nın kozmopolitliği onu, bağnaz olmaktan bir ölçüde kurtarmıştı.

    Cahilin özelliği, kolay yönlendirilmektir.
    Bağnaz, kışkırtılan cahildir.
    Sömürülmek de bunun doğal sonucudur.
    Batılılar bu etkilemeyi bir bilim yaptılar
    Müslümanları ırk ve mezhep propagandasıyla birbirlerine düşürmek İngiliz emperyalizmi ile başlayan bir Batı stratejisidir.
    Ama Fatih'in sadrazamı Mahmut Paşa bir Bizans aristokratı idi.
    Biz sayısız etnik gruplarla iç içe yaşadık ve yaşıyoruz.

    Bu dünya'nın her yerinde böyledir.
    Fakat Amerikalının kendine olan özgüvenini düşünün.
    Bilgi, teknoloji ve uygarlık adına her şeyi ithal etmeyi pragmatik bir dünya görüşü bağlamında doğal kabul eden bir toplumuz.
    Bugün de her şeyi ithal ederek yaşıyoruz.
    Tarihimizin büyük bir özelliği var: Bu geri kalmış bir uygarlığı aşmaya olanak verebilecek bir özelliktir.
    Türkler hiç sömürge olmadılar.... Her ırkla kardeş gibi yaşadılar.
    Sultan kulluğunu Cumhuriyetle aştık....
    Yeniden hiç kimsenin ve 'Para'nın kulu olmamak dileğiyle

    Hayrettin Ertekin / Yazar
#27.02.2014 12:35 0 0 0
#27.02.2014 12:19 0 0 0
  • 2014 yılı siyasette ve ekonomide, 2002 yılından beri biriken negatif enerjinin boşalmaya başladığı bir yıl oluyor. Meşakkatli ve riskli bir yıl olacağı açıktır. Bu yılı kazasız belasız atlatmak, Türkiye'nin geleceği açısından önemlidir.
    İçeride biriken negatif enerji, yönetimde otokrasi eğilimi, demokrasi ve insan haklarını da sınırlayan yasaların üst üste çıkarılması ve yolsuzluk tartışmaları olarak yansıdı. Bu sorunlar dış politikada yapılan yanlışlarla birleşince, tüm dünya siyasi iktidarın karşısında yer aldı. ABD, Avrupa Birliği'nde kurumların tepkisi, uluslararası kuruluşların ve medyanın yorumları ile içeride cari açık ve dış borçların sürdürülemezliğinin anlaşılması, ekonomiyi dünyanın en kırılgan ekonomisi yaptı.
    Sonuç olarak, 2014 yılında ülke bütünlüğünü devam ettirmek, siyasi ve ekonomik istikrarı sağlamak her zamankinden daha önemli bir meselemiz oldu.
    Siyasetin böyle gitmeyeceği açıktır... Ancak ekonomi de böyle gitmeyecektir. Ekonomide 10 yıldır devam eden günü kurtarma politikaları tamamıyla rafa kaldırılmalıdır. Yerine, global dünyaya uyumlu ve fakat ülke çıkarlarını ön planda tutan, "ulusal iktisat politikaları" uygulanmalıdır.
    Başbakan Yardımcısı Babacan, G-20'ler toplantısında "Şeffaflık, hesap verilebilirlik, yolsuzluk için sıfır tolerans, kurallara bağlı piyasa ekonomisi, iyi işleyen rekabet sistemi, ekonomik fırsatlara eşit erişim imkanı, rehberimiz olmaya devam edecek" şeklinde konuşmuştu.
    Aslında piyasa ekonomisi varsa, oyunun kuralları da bunlardır. Ekonomi kitaplarında yazılanlar da bunlardır. Ne var ki bu kuralların rehber olması yetmiyor, birebir bir plan içinde ve koordineli olarak uygulanması gerekir. Bunun için de planlama yapmak kaçınılmazdır.
    Tam rekabet şartları yalnızca bir idealdir. Önemli olan, bu şartlara ne kadar yaklaşıldığıdır. Rekabet şartlarının iyileşmesi, spekülatif piyasaların ve spekülatif faaliyetlerin önlenmesi, ülke riskinin azalması ve sonuçta yatırım eğilimin artması için öncelikli bir hedef olmalıdır. Eğer böyle olsaydı, Türkiye, ABD Merkez Bankası FED tarafından Dünyanın En Kırılgan Ülkesi ilan edilmezdi.
    Planlama, yatırım projelerine yol gösterir, beklentileri olumlu etkiler ve istikrar unsuru olarak algılandığı için ülke riskini düşürür. Buna rağmen bu hükümetin planlamayı neden kaldırdığı anlaşılır gibi değil. Yerine getirilen üç yıllık programlar ise iktisatla dalga geçercesine gayriciddi bir programdır.
    Yeni plan, bir "yapısal dönüşüm planı" olmalıdır. Özelliklerine gelince:
    * Ekonomik ve sosyal gelişmeyi öngören bir "ekonomik ve sosyal gelişme planı" olmalıdır. Bugünkü spekülatif piyasa yapısını ve rant ekonomisini önleyecek politikaları içermelidir. Yalnızca slogan düzeyinde hedefler değil, inandırıcı olması ve güven vermesi için bu hedeflerin nasıl gerçekleşeceği de aynı planda yer almalıdır.
    * Hem uzun dönemli bir perspektiften bakan, hem de kısa dönemde bir yıllık devrelerle ekonomik ve sosyal gelişmelere kısa sürede intibak edebilecek "dinamik bir yapıda" olmalıdır..
    * Bu plan, ulusal sanayileşme ve sektörel değişim planı olmalıdır. Türkiye yeni teknoloji üretmiyor. Yerine teknoloji ile üretilmiş malları ithal ediyor. Planlama içinde bu yanlışı düzeltmek de yer almalıdır.
    * Bu planda devletin ekonomideki yeri ve devletin yapısı yeniden tarif edilmelidir. Devlet-piyasa arasında optimal bir denge kurulmalıdır. Bu dengenin kurulmasında özel fayda, sosyal fayda, yararlanılması gereken en iyi kriterdir.
    Nihayet, bu plan çerçevesinde yapısal reformlar yapılmalıdır. Yapısal reformlar, piyasadaki oligopol yapıların kırılmasını sağlamalı ve kartelleşmiş olan bankacılık sektöründe bu kartelleşmeyi kaldırarak, sektörü rekabete açmalıdır. Finans sektörü ile reel sektör arasında bozulan denge yeniden kurulmalıdır. Kamu ihaleleri yeniden yasal çerçeveye sokulmalı ve kamu kaynaklarının etkin kullanılması sağlanmalıdır. Merkezî devlet ve mahalli idareler arasında yetki ve sorumluluk dengeli bir şekilde yeniden dağıtılmalıdır.

    27.02.2014
    Esfender KORKMAZ
#27.02.2014 10:49 0 0 0
  • noimage
    Yedi Uyuyanlar, Kur'an'da Ashab-ı Kehf, Eshâb-ı adıyla anılan hem İslam'da hem de Hıristiyanlık'ta var olan bir hikâyedir.
    Selçuk-Efes'te bulunan Yedi Uyuyanlar Mağarası her yıl binlerce yerli ve yabancı turisti bu bölgeye çekmektedir
    Efsaneye göre M.S. 250'li yıllarda Dakyus isimli bir kralın yönettiği putperest bir ülkede 7 genç Hıristiyan olmakla suçlanır. İnançlarını değiştirmeleri istendiğinde karşı çıkan bu 7 genç ölümle cezalandırılınca dağa kaçarlar ve orada ibadet etmeye başlarlar.Öldürülme korkusuyla köpekleriyle birlikte bir mağaraya sığınan gençleri bulan kralın adamları, kralın da emriyle mağaranın girişine kalın bir duvar örer.
    Burada ölmeleri beklenen gençler derin bir uykuya dalarlar. İnanışa göre 7 genç bu mağarada 200 sene uyumuştur. Kehf suresinde ise bu süre 300 sene olarak belirtilir...
    noimage

    Ashab-ı Kehf uyandıklarında geçmiş olan zamanında farkında değildir. Uykudan kalkmaları, birbirleriyle konuşmaları ve içlerinden birini şehre göndermeleri Kur'an'da geçer.
    -
    Bunlar şehre gidip yiyecek getirecek kimsenin (Yemliha'nın) elbise değiştirerek halini kimseye bildirmeden gidip gelmesini uygun görürler. Yemliha, bunu kabul edip şehre geldiğinde çok değişmiş bir şehir bulur. Farklı yorumları mevcut olan bir hadiseyle bu kişi geçen zamanın farkına varır ve o zamanın hükümdarının yanına götürülür.
    İnanca göre bu hükümdar gençlerin dinindendir. Başlarından geçenleri hükümdara anlatır. Daha sonra gidip arkadaşlarına haber verir. Daha sonra tekrar hepsi uykuya dalarlar ve bu uyku zaman dilimi 4 bin yıl civarındadır

    noimage

    Pek çok versiyonu bulunan bu inanışla ilgili mağaranın sınırları içinde olduğunu iddia eden 33 kentin 4 tanesi ülkemizdedir. ( Afşin, Selçuk-Efes, Lice ve Tarsus)

    Hıristiyanlar tarafından kabul edilen sürümdeki mağara Selçuk ilçesindeki Efes antik şehrinin yakınlarındaki Panayır Dağı eteklerinde bulunmaktadır.Bu mağaranın, üstüne bir kilise yapılmış hali 1927-1928 yılları arasındaki bir kazıda ortaya çıkarılmış, kazı sonucunda 5 ve 6. yüzyıla ait olan mezarlar da bulunmuştur. Yedi Uyuyanlar' a ithaf edilmiş yazıtlar hem mezarlarda hem de kilise duvarlarında bulunmaktadır.


    Milliyet com.tr
#27.02.2014 10:42 0 0 0
  • noimage

    noimage


    noimage

    Tayland

    Budist tapınağı tarafından 14 Şubat Sevgililer Günü'nde düzenlenen düğünde, yedi çift pembe tabutlara yattı. Çiftler tabutlara yatmanın kötü şansı götüreceğine ve hayatlarına mutluluk getireceğine inanıyor. Budist tapınağı tarafından 14 Şubat Sevgililer Günü'nde düzenlenen düğünde, yedi çift pembe tabutlara yattı. Çiftler tabutlara yatmanın kötü şansı götüreceğine ve hayatlarına mutluluk getireceğine inanıyor. ..
    alıntı
#26.02.2014 13:00 0 0 0
#26.02.2014 12:52 0 0 0