Bir insanın bir başka insana değer vermesi veya onun değerini alması mümkün müdür acaba?
Değer vermek veya almak?
''Ben ona değer verdim'' veya ''ben size değer verdim'' demek ne kadar doğrudur? Bir ''vermek'' söz konusuyla bir de ''almak'' söz konusu olmalıdır.
Aslında bu ifadeyi yanlış kullanıyoruz. Aslında amacımız; karşımızdaki kişiyi önemsemektir ve önemsediğimizi ifade etmektir. Onun, bizim için önemli biri olduğunu ona veya bir başkasına anlatmaktır. Onun, bizim için değerli olduğu veya değersiz olduğudur ifadenin aslı.
Aslında, değer verilemez ve alınamaz da; değer bilinir. Değer bilmektir aslında anlatılmak istenen… Kendisi için değerli olmak, yani önemli olmaktır…
Neyi verip ya da neyi alıyoruz ki?
Değer, bir birim değil, bir önemdir aslında…
Değer, bir kalitedir…
Siz, bir eşyaya değer veremezsiniz veya onun değerini alamazsınız. Siz bir altının değerini nasıl yok edebilirsiz veya bir demir parçasına nasıl değer yükleyebilirsiniz ki? Ona yüklemiş olduğunuz değer, yani önem sizin içindir. Toplumun kabul gördüğü genel bir değer değildir. Değer ancak farklı bir materyal veya manevi olguyla karşılanır. Değerin bilinmesi karşılığı belirtilir; ancak onun, sizin için değerli olması veya olmamasıdır asıl olan. Sizin için değerli olan, bir başkası için değerli olmak zorunda da değildir ve olamaz da. Kim, ona önem verirse, onun için önemli olur yani değerli olur. Yoksa değer ne verilir ne de alınır… O eşya kendi değerini kendisi oluşturur… Değeri kendisi kendine yükler, yani kazanır…
Bir insana, bir başka birinin değer vermesi ya da ondan o değeri geri alması diye bir kavram doğru değildir. Bir insanın değeri kişiliğidir. O kişiliği ona bir başkası veremez veya alamaz. O kişiliği ancak kendisi var eder veya yok eder. Azaltır veya çoğaltır.
Toplum nezdinde çok iyi bir kişiliğe sahip ve çok iyi bir değeri olan birine siz önem vermeyebilirsiniz. Ama onu, siz ona önem vermiyorsunuz diye, kişiliksiz yani değersiz yapamazsınız ve onun kişiliğinde her hangi bir değişiklik de yapamazsınız. Siz, yalnızca onu kabul eder, önemser veya kabul etmez ve önemsemezsiniz. Bu sizin tercihinizdir.
Herkes kendi kişiliğinin mimarıdır. Başkaları ancak, onu farklılıklaştırmada etkili olabilir. Ama o, müsaade etmediği sürece de, siz onun kişiliğini etkileyemezsiniz.
21.04.2014
İçindeki öfkeyi ve kini özgür bırak, duyguların arınsın geçmişin kara lekelerinden.
Canın mı acıdı?
Senin değer verdiklerin ancak canını acıtabilir.
Acıtanın canını yak, bitsin öfken.
Hiçbir duygunu içinde saklama.
Sevincini de göster hüznünü de.
Mutluluğunu da dillendir, mutsuzluğunu da.
İfade et ki içinde çığ gibi büyümesin duygular.
Sal coşkun akan ırmaklar gibi.
Çok mu sıkıldın? Bağıra çağıra bir türkü tuttur.
Varsın deli desinler, ne yazar…
Başkalarının sana değer vermesini bekleme, kendine değer biç.
Her zaman dik dur, her zaman değerli olduğunu hisset.
Sevmeyi öğren...
Evet, o valiz benim!
İçinde hüzünlerim var, dikkatli olun.
Hayal kırıklıklarım sonra çocuk gülüşlerim var.
Evet, o valiz tabi ki benim!
Benden başka gezgin, gönüllü sürgün yok ki aranızda...
__________ İlkay Tuna' nın "Valiz" öyküsünden ALINTI___
Sokakta evcilik oynarken
Daha çok küçüğüz tabii, ne sağcı biliyoruz ne solcu.
Ne dindar biliyoruz, ne kindar!
Ne Alevi biliyoruz, ne Sünni.
Ne Türk biliyoruz ne Kürt.
Bebeklerimiz var plastikten.
Yaz günü, dışarıya kilim sermişiz bebeklerimize anne oluyoruz işte.
Uyutuyoruz bebeklerimizi.
Onlar uyurken yan tarafta yemek yapıyoruz yine plastik kaplarda.
Ya da bir kulpu kırık diye oyuncak niyetine verilen tencerelerde.
Ne pişiriyoruz diye sorsanız
Hiç...
Ama mutluyuz.
Bebeklerimizin üstü sımsıkı örtülü yaz günü, üşümesinler diye.
Korkumuz;
bebek ya onlar, ya üşürlürse.
Hem rengarenk bebeklerimiz.
Benim ki siyah mesela.
Hala saklarım o bebeğimi.
Saçları da var, boyundan uzun.
Benim güzel "Arap kızım".
Müslüman mı bilmiyoruz, ilgilenmiyoruz da.
Öznur'un ki sarışın mavi gözlü, uyurken gözleri kapananlardan.
Kim bilir kimlerden ama bir Alman kızı olmalı saçlarının sarılığından.
Arzu'nunki bez bebek;
başında yazması var, yöresel kıyafetler içinde.
Belki Kürt, belki laz, belki yörük.
Bilmiyorum, bilmiyoruz, merak etmiyoruz.
Hepsine aynı sevgiyle bakıyoruz işte...
Ne Kürt diyoruz, ne Türk, ne Ermeni, ne Müslüman.
Hepsini seviyoruz.
Böyle öğretildi bize.
Önce insan sevmek öğretildi hepimize.
Ve biz
Kürt mü,
Ermeni mi,
Alevi mi,
Türk mü,
sağcı mı
solcu mu diye bakmayız,
Bir çocuk öldüğünde...
Çok güzel bu bebek hayvanları severk büyüyecek ilerde onlara zulüm eziyet yapmayacak
tabiki buarada merhametli ve sevgi dolu bir insan olacak önemli olan bu ....
alıntı
Şöyle bir dağ başında oturup rüzgârlar ortasında,
İstiyorum keyfimce bir çoban türküsü çağırayım.
Sonra akşam yorgun argın karanlık bir köye varayım
Üşüyeyim, ısınayım, bir tuhaf olayım insanlar arasında..
Donkişot aklıma gelsin bir yel değirmeni karşısında
İşimde sekiz yönden toplanmış delikanlı rüzgârlar.
Belki benim kısmetim şu dağ ardında toprak çapalar,
Bir dost görüp sarılayım, bir şehrin çarşısında..
Bir türlü bağlanamadım gitti hatıralarıma,
Zaten hatıra namına ne var ki aşktan başka.
Ömrüm hep yollarda hep aramakla geçse keşke
Kışkırtıyor beni, bir hain kıl kaçmış damarlarıma..
Basit bir türkü öğrenip köylünün birisinden,
Yollar boyunca hep onu, durmadan onu söylesem.
Issız tepelerde güneşe bakıp saati tahmin etsem
Haberim olmasa hiç perşembeden, pazartesiden..
Irgatlık etsem, çobanlık yapsam dağ başlarında.
Karnımı ben de doyururdum çökelekle, zeytin tanesiyle.
Yıldızlara baka baka dertleşerek yanımdakiyle
...
Serseriliğe, insanlara, toprağa meylim var..
Mektepten kaçıyorsun,
Kuş tutuyorsun,
Deniz kenarına gidip
Fena çocuklarla konuşuyorsun,
Duvarlara fena resimler yapıyorsun
Bir şey değil,
Beni de baştan çıkaracaksın,
Sen ne fena çocuksun
Gerçekçi olmak, dürüst olmak, iyi olmak, adaletli olmak, doğru olmak, kendin olmak ve İnsan olmak haklı olmaktır ...
İnsanlar daima doğrunun adaletin gerçeğin ve her şeyden önemlisi insan gibi insan olmanın yanındadırlar haklı olmak da bunlarla mümkündür !