CA-CHALLENGE

CA-CHALLENGE

Üye
13.07.2007
Üsteğmen
23.964
Hakkında

#30.09.2007 01:33 0 0 0
#30.09.2007 00:47 0 0 0
  • MALZEMELER
    1/2 Göbek Salata
    1/2 Enginar1 Çay Kaşığı Mısır
    1 Çay Kaşığı Küp Doğranmış Kaşar Peyniri
    1 Çay Kaşığı Küp Doğranmış Kuşkonmaz
    Sos Malzemesi
    1 Çay Bardagı Mayonez
    1 Çay Kaşığı Karabiber
    1 Çay Kaşığı Sirke, Tuz


    HAZIRLANIŞI
    Göbek salatayı doğrayın. Üzerine enginarları küp keserek mısır ve kuşkonmaz ile beraber ekleyin. Kaşarı serpin.
    Sos malzemelerini blenderda karıştırın salatanın üzerine dökün ve servis yapın.

#30.09.2007 00:45 0 0 0
  • Önemli bir 'best-seller' yazarı olan Wilbur Smith, yaklaşık kırk yıldır romanlarını okurları ile buluşturuyor. Bugüne kadar 30 roman kaleme alan yazarın kitaplarının tamamı 26 dile çevrilmiş ve tüm dünyada 100 milyondan fazla satış rakamına ulaşmıştır. Yirmi dokuz yaşında yazdığı ilk romanı ile adından söz ettiren yazar, otuz bir yaşında kaleme aldığı Bencil (When The Lion Feeds) isimli romanı ile büyük bir başarı elde etmiş ve o günden beri çok satanlar listelerinin vazgeçilmez ismi haline gelmiştir.

    Smith, Altın Kitaplar tarafından yayımlanan 11. Yazıt ile yeniden okurlarıyla buluşuyor. 11. Yazıt, yazarın en çok satan, Nehir Tanrısı, Yedinci Papirüs ve Büyücüler Kralı ile okurlarının gönlünü fetheden Mısır dizisinin merakla beklenen son kitabı.

    Kitabın konusu şöyle:
    Korkunç bir veba salgını Mısır halkını kırıp geçirmiş, krallık perişan olmuştur. Ülkenin üzerine bir kara bulut gibi çöken lanet, Nil'in kurumasıyla son darbesini de indirmiştir. Mısır'da tüm nehirler çekilmiş, topraklar kuruyup kuraklaşmıştır. Afrika'nın el değmemiş topraklarında ise felaket dolu olaylar meydana gelmektedir.

    Umutsuzluk içinde kıvranan Firavun Nefer Seti yaşadıkları tüm bu felaketlere ancak Taita'nın çözüm bulacağına inanır. Bu yüzden onu Nil'in kaynağına gönderir. Fakat, bu gizemli topraklarda Büyücüler Kralı'nı nasıl bir düşmanın beklediğini hiç kimse bilmemektedir.

    Bütün umutları sırtında taşıyan Taita, bu ağır yükün altından kalkmak için, kendisini bekleyen kötülükler karşısında neler yapabilecektir?

    Küçük Wilbur
    Wilbur Smith 9 Ocak 1933'de şimdiki adı Zambia olan Kuzey Rodezya'da doğdu. On sekiz aylıkken Wilbur, beyin malaryasına yakalandı. Doktorlar, eğer hastalığı atlatırsa, beyin özürlü olabileceğini söylediler.

    Küçük Wilbur, hastalığı atlattı ve büyürken annesinin romanlara olan düşkünlüğünü paylaşmaya başladı. Annesinin okuma zevki geniş bir yelpazeyi kapsıyordu. Wilbur macera romanlarını adeta yutarcasına okuyordu. Büyüdüğü muhteşem ortamda hayal dünyası inanılmaz boyutlara erişti. Çevresindeki yabanıl hayatın uçsuz bucaksız alanlarda özgürce dolaşmasının tadına varırken politik gerilimleri de yoğun bir şekilde fark etmeye başladı.

    Wibur, ilk yazı yazma hevesine delikanlılık çağında tutuldu. Gazeteci olup Güney Afrika'nın hızla değişen sosyal düzeyini kronolojik bir sırayla yansıtmayı düşünüyordu. Fakat eski kafalı, hayatında hiç kitap okumamış sert bir adam olan babasının oğlu hakkında başka planları vardı. Oğlunun gazeteci olmak istediğini duyunca, "Saçmalama, açlıktan nefesin kokacak, kendine doğru dürüst bir iş bul," diyerek bu isteğe karşı tavır koydu.

    Böylece Wilbur gönülsüzce muhasebeci olmaya karar verdi ve vergi hesap uzmanı oldu. "Çok gençtim," dediği ilk evliliği boşanma ile son buldu. "Hayatımın en kötü günleriydi," diye tanımladığı boşanmasının ardından içine düştüğü karamsarlıktan kurtulmak için roman yazmaya başladı. Birden bire yaşamın ve işinin gerçeklerinden uzaklaşıp, kendini okurlarına çok canlı bir şekilde yansıttığı ortamların içine daldı. Gerçek dünyada kendisi için hiçbir şey düzgün gitmediği halde kurgu dünyasında tüm kontroller onun elindeydi.

    İlk romanlar
    Salisbury Bölgesi'nde veraset vergi dairesinde çalışırken uykusuz geçirdiği gecelerde günün sıkıntısından kurtulmak için yazmaya başladı. Bencil adlı romanını tamamlayınca müsvedde kopyasını Heineman Yayınevine yolladı.

    Yayınevi nadir bulunan doğal bir yazar ile karşı karşıya oldukları fark edince, vakit yitirmeden romanın telif hakkını satın aldı. Kitabın hızlı temposu, kahramanlar arasındaki amansız rekabetler ve en ince ayrıntılara dek yapılan tasvirler nedeniyle büyük bir okuyucu kitlesine sahip olacağına inanan yayınevi, romanı, hemen yayımladı. Kısa bir süre sonra Reader Digest dergisi ile yapılan anlaşma ve film haklarının satılması, Wilbur'a, vergi dairesindeki işinden istifa edip yazarlık mesleğine adım atmasını sağladı.

    Wilbur Smith'i en çok etkileyen modern yazarlar Hemingway ve Steinbeck'tir. Çocukluğunda ise Forester, Rider Haggard ve Kipling ile Viktorya devri seyyahlarının yazdığı kitapları okurdu. Bu yazarların etkileri Wilbur'un eserlerinde hissedilir ama büyük bir titizlikle yaptığı politik araştırmaları, şehvet çağlayanına dönüşen arzuları ve bol miktarda şiddet Wilbur'un romanlarında bireysel bir karakter olarak yer almaktadır.

    Wilbur Smith yeni bir romana başlarken tüm dünyayı unutur. Yarattığı destanlarında kurgunun nasıl gelişeceğine dair bir fikri yoktur. Bu nedenle eserleri güçlü ve doğaldır. Öykünün sonu bilinç altında yatar. Her sayfada olaylar karakterlerin etki ve tepki vermelerine yol açar. Yazı stili için "Ben eski kafalıyım; iyinin üstünlüğüne, kötünün mağlubiyetine ve aşkın her şeyi fethettiğine inanırım. Kesinlikle tam anlamıyla şüpheci olamadım," demektedir.

    Esin kaynağı Afrika'dır. Yazara göre, bu kıtada yüzyıllarca önce meydana gelen olaylar hala burada yaşayan insanların yaşamlarını belirlemeye devam etmektedir. Bu olaylar ister Güney Afrika'nın uçsuz bucaksız topraklarında, ister eski Mısır'ın gizemli dünyasında olsun Wilbur eserlerine kalbini koyarak yazar. "Hatalı bir adım ya da yanlış bir kelime eserin tüm büyüsünü bozar," diyen Wilbur, romanlarının can alıcı noktalarının ayrıntılar ve gerçekler olduğunu vurgular.

    Büyük ününe rağmen Wilbur'un bir çalışma yaşamı sıkı ve zorludur. Sabah gün doğarken yazmaya başlar ve gün batımına dek çalışır. Her romana Şubat ayında başlar ve aşağı yukarı üzerinde sekiz ay çalışır. Bencil adlı romanıyla kazandığı şöhret büyük özlemini duyduğu özgürce yazı yazma olanağını tanıdığı gibi yeteneklerini geliştirme fırsatını da yaratmıştır.

    Yazdığı eser sona erince, keyif zamanı başlar: Şeysel adalarında dalıp, balık tutmak. Güney Amerika'da balık tutmak ve atıcılık, Botswana ve Zimbabwe'de safari turlarına çıkar. Altmış bin dönümlük çiftliğinin bir bölümünde üç yüz yıl önce Afrika'da yaşamış olan soyu tükenmiş hayvanları tekrar üretmeye çalışmaktadır. Zamanının çoğunu Afrika'da seyahat etmekle geçirip, çalışmalarının temelini oluşturan araştırmalar yapmaktadır. Genelde Kasım ayından Şubat ayına kadar seyahat eder. İsviçre'de bir ay kayak yapar. Avustralya ve Yeni Zelanda'da balığa çıkar. Yaz aylarında Alaska ve Afrika'nın içlerinde dolaşır. Yaşadığı kıtanın insanlarına ve yabanıl yaşamına karşı sonsuz bir ilgi duyar ve bu ilgisi güçlü bir şekilde romanlarına yansımaktadır. Wilbur Smith, anlatacak öyküsü kalmayana dek kitap yazacağını söylemektedir.


#30.09.2007 00:38 0 0 0
  • Barış Manço (d. 2 Ocak 1943, İstanbul - ö. 1 Şubat 1999, İstanbul) Türk besteci, aranjör, şarkı sözü yazarı, TV programı yapımcısı. Türkiye'de rock müziğin öncülerinden, Anadolu Rock türünün kurucu üyelerinden.

    Profesyonel Müzik Yaşantısı

    1969 baharında "Dağlar Dağlar" ile büyük bir çıkış yaptı, albüm beş ayda 700 bin adet satışa ulaştı. Bu çalışma, sanatçıya Altın Plak Ödülü'nü de kazandırdı. 1971 yılında Moğollar ile çalıştı. 1973'de Kurtalan Ekspres'i kurdu. İlk klibini yine aynı yıl "Hey Koca Topçu"ya çekti. 1975'te ilk albümü "2023"ü yaptı.

    1980 yılında Altın Orfe'de "Nick The Chopper" ve "Ben Bir Şarkıyım" adlı Bulgar şarkısı ile de altın madalyalar aldı. 1981'de çıkardığı "Sözüm Meclisten Dışarı" adlı albümündeki Dönence isimli şarkısı ilk Türk Psychedelic Rock olarak kabül görür. Yurtdışında birçok TV programına konuk olarak katıldı, birçok ülkede konserler verdi. 1983 yılında Eurovision Şarkı Yarışması'na "Kazma" adlı şarkısıyla katıldı, ancak kendi isteğiyle bu parçayı ön elemeden çekti.

    Bestelediği 200'ün üzerindeki şarkısı, kendisine 12 altın ve 1 platin albüm ve kaset ödülü kazandırdı. Bu şarkıların bir bölümü daha sonra Yunanca, Bulgarca, Arapça, Farsça, Kürtçe, Japonca, İbranice, Fransızca, İngilizce ve Flemenkçe olarak yorumlandı.

    TV programcılığı

    1988 yılının Ekim ayında TRT 1'de çocuk ve aileye yönelik bir eğitim kültür ve eğlence programı olarak başlayan "7'den 77'ye" , 1998 Haziran ayında 370. kez ekrana gelerek Türk televizyonculuğunda ulaşılması zor bir rekora imza attı. "Ekvatordan Kutuplar'a" isimli programında ekibiyle birlikte beş kıtada 100'den fazla değişik yöreye giderek 600.000 km.'ye yakın yol kat etti.

    Ayrıca "4 × 21 Doludizgin" adında bir talk-show programının yapımcılığını üstlendi. Ekim 1992'den 1993'ün sonlarına kadar 52 bölüm yayınlandı.

    TV programlarının en revaçta olduğu yıllardaki ana yapım ekibi: Yavuz Zafer, şef kameraman; Erkan Umut, kameraman (sonradan şef kameraman); Kenan Eryılmaz, ışık; Binnur Kayak, yardımcı yönetmen; Nilüfer Ülkügüner, yardımcı yönetmen; Dr. Üstun Aydıngöz, projeler koordinatörü; Tamer Şahin, genel koordinatör (aynı zamanda menajeri); Berna Korkut, yapım sorumlusu (önceden TRT yapımlarında kurgucu ve yönetmen); Umut Germeyan, yapım sorumlusu; Belma Korkut, yapım görevlisi (önceden TRT yapımlarında yapım yönetim yardımcısı); Melih Erdem, yapım görevlisi (aynı zamanda konser görevlisi); Can Şahin, yapım görevlisi (aynı zamanda şoför)


    Ödülleri

    Müzik ve televizyon hayatında sayısız ödül aldı. Bunlardan bazıları 1991'de Türkiye Cumhuriyeti devlet sanatçısı unvanı, aynı yıl Hacettepe Üniversitesi Onursal Doktora unvanı, Uluslararası Teknoloji Ödülü, Japonya Uluslararası Kültür ve Barış Ödülü aldı. Ayrıca, Belçika Krallığı Leopold II Şövalyesi Nişanı, Fransız Kültür Bakanlığı Edebiyat ve Sanat Şövalyesi Nişanı, Türkmenistan Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen Türkmen Vatandaşlığı ödülleri vardır.200'ün üzerinde şarkısı olduğu için 12 altın ve 1 platin albüm ve kaset ödülü kazandı.


    Özel yaşantısı 1978'de Lale Manço ile evlendi, Doğukan ve Batıkan ismini verdikleri iki erkek çocukları oldu.

    Barış Manço, 31 Ocak 1999 gecesi 23:30 sularında Moda'daki evinde bir kalp krizi geçirdi. Siyami Ersek hastanesine kaldırılan Manço'nun aynı gece (1 Şubat 1999 Pazartesi) saat 01:30'da doktorlar tarafından vefatı açıklandı.

    45'likleri

    Twistin USA / The Jet - Harmoniler, 1962
    Do The The Twist / Let's Twist again - Harmoniler, 1962
    Çıt Çıt Twist / Dream Girl - Harmoniler, 1963
    Baby Sitter / Quelle Peste / Jenny Jenny / Un Autre Amour Que Toi - Jacques Denjean Orchestra, 1964
    Baby Sitter / Quelle Peste - Jacques Denjean Orchestra, 1964
    Jenny Jenny / Un Autre Amour Que Toi - Jacques Denjean Orchestra, 1964
    Il Arrivera / Une Fille - Les Mistigris, 1966
    Bien Fait Pour Toi /Aman Avcı Vurma Beni - Les Mistigris, 1966
    Bizim Gibi / Big Boss Man / Seher Vakti / Good Golly Miss Molly - Les Mistigris, 1967
    Kol Düğmeleri / Big Boss Man / Seher Vakti / Good Golly Miss Molly - Les Mistigris, 1967
    Kızılcıklar / I'll Go Crazy - Kaygısızlar, 1968
    Bebek / Keep Lookin - Kaygısızlar, 1968
    Karanlıklar İçinde / Trip (To A Fair) - Kaygısızlar, 1968
    Bogaziçi / Flower Of Love - Kaygısızlar, 1968
    Runaway / Unutamıyorum - Kaygısızlar, 1969
    Ağlama Degmez Hayat / Kirpiklerin Ok Ok Eyle - Kaygısızlar, 1969
    Kağızman / Anadolu - Kaygısızlar, 1969
    Derule / Küçük Bir Gece Müziği - Barış Manço Ve Grubu, 1970
    Dağlar Dağlar 1 / Dağlar Dağlar 2 - Barış Manço Ve Grubu, 1970
    İşte Hendek İşte Deve / Katip Arzuhalim Yaz Yare Böyle - Moğollar, 1971
    Binboğanın Kızı - Kaygısızlar / Ay Osman - Moğollar, 1971
    Fil İle Kurbağa - Kaygısızlar / Je Te Retrouverais - Les Mistigris 'toplatıldı, 1972
    Ölum Allah'ın Emri / Gamzedeyim Deva Bulmam - Kurtalan Ekspres, 1972
    Lambaya Püf De / Kalk Gidelim Küheylan - Kurtalan Ekspres, 1973
    Gönül Dağı / Hey Koca Topçu Genç Osman - Kurtalan Ekspres, 1973
    Nazar Eyle Nazar Eyle (Gel Yanıma Pazar Eyle) / Gülme Ha Gülme - Kurtalan Ekspres, 1974
    Bir Bahar Akşamı / Estergon Kalesi - Kurtalan Ekspres, 1974
    Ben Bilirim / 2023 - Kurtalan Ekspres, 1975
    Çay Elinden Öteye Rezil Dede / Vur Ha Vur - Kurtalan Ekspres, 1976
    Nick The Chopper / Lonely Man - George Hayes Orchestra, 1977
    Hal Hal / Eğri Eğri Doğru Doğru Eğri Büğrü Ama Yine De Doğru - Kurtalan Ekspres, 1981

    Albümleri

    Barış Manço 1, 1962 (?)
    Dünden Bugüne, 1971 (Sayan)
    2023, 1975 (Yavuz Plak)
    Sakla Samanı Gelir Zamanı, 1976 (Yavuz)
    Nick the Chopper, 1976 (Yavuz Plak)
    Yeni Bir Gün (45.07), 1979 (Yavuz ve Burç Plakçılık)
    20. Sanat Yılı Disko Manço, 1980 (Türküola)
    Sözüm Meclisten Dışarı, 1981 (Türküola)
    Barış Manço 2, 1982 (?)
    Estağfurullah... Ne Haddimize!, 1983 (Türküola)
    24 Ayar Manço, 1985
    Değmesin Yağlı Boya, 1986 (Emre Plakçılık)
    Dağlar Dağlar - Barış Manço Klasikleri, 1987 (?)
    30 Sanat Yılı Fulaksesuar Manço-Sahibinden İhtiyaçtan, 1988 (Emre Plakçılık)
    Darısı Başınıza, 1989 (Yavuz ve Burç Plakçılık)
    Ben Bilirim (Derleme), 1989
    Sarı Çizmeli Mehmet Ağa (Derleme), 1989
    Mega Manço, 1992 (Emre Plak)
    Müsaadenizle Çocuklar, 1995 (Emre Plak)
    Live in Japan, 1996 (Emre Plak)
    Mançoloji, 1999 (Emre Plak)
    Barış Manço Anıması, 2000
    Baris Mancho, 2000
    Yüreğimdeki Barış Şarkıları, 2001
    2023 (New), 2004
#30.09.2007 00:35 0 0 0
  • Otuz Yıl Savaşları, 1618 ile 1648 yılları arasında yapılan ve Avrupa devletlerinin çoğunun katıldığı savaşlar dizisidir. Temelinde, bir Protestan-Katolik mücadelesi olsa da, savaşan devletlerin çoğu dinsel değil siyasi amaçlar için savaşmıştır. Kutsal Roma Germen İmparatorluğu'na bağlı prensliklerin farklı taraflarda savaşması sebebiyle bir iç savaş niteliği de taşır.

    Savaş, 1648 yılında Protestanların zaferiyle bitmiş ve Westphalia Barışı ile savaş sonucunda Almanya'yı oluşturan Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu herbiri hükümran olan birçok küçük devlete ayrılmıştır, İmparatorluk makamının yetkileri ise çok kısıtlanmıştır.

    Savaşın Kökeni

    1555 yılında imzalanan Augsburg Barışı ile Martin Luther taraftarları ile Katolikler arasındaki savaş sona ermişti. Bu antlaşmaya göre sayıları 200'ün üstünde olan Alman prensleri, Katoliklik ve Protestanlık (Luther) arasında istediği tercihi yapabilecekti.

    Fakat anlaşmanın bu hükmü yetersiz kaldı ve uygulanamadı. Almanya'da hızla yayılan Calvinizm gibi diğer Protestan mezhepleri bu antlaşmaya göre haklara sahip değillerdi. Ayrıca İspanya'daki Katolik Habsburg Kralları, Doğu ve Orta Avrupa'da Katolikliği tekrar güçlendirmek istiyorladı. Baltık'ta egemen olan Protestan İsveç ve Danimarka kralları ise "Protestanlığın savunucuları" olarak Roma-Germen İmparatorluğu'ndaki nufuzlarını arttırmak istiyorlardı.

    Augsburg Barışı'nın yetersiz kalması üzerine Kutsal Roma-Germen İmaparatorluğu'ndaki Protestan prensler 1608 yılında bir birlik kurdular. 1609'da ise Katolik Devletler İmparator'un desteği ve Bavyera'nın önderliğinde birleştiler. Böylece Almanya parçalanıyor ve din ekseninde iki kampa bölünüyordu.

    Bu arada, her iki birlikte diğer devletlerden destek bulmaya çalıştı. Katolik Birliği, aynı Roma-Germen İmparatorluğu gibi Hapsburg Hanedanı tarafından yönetilen ve çok sert Katolik olan İspanya'nın desteğine güveniyordu. Protestanlar ise Hollanda, İngiltere ve Fransa gibi Avrupa'da Habsburg egemenliğini istemeyen devletlerle görüşmeye başladı.

    Savaş

    1618 yılında, İmparator'un gücünün artmasını istemeyenlerin ve Protestanlar'ın Bohemya'da başlattığı ayaklanma, uzun sürecek savaşlar dizisini başlatan kıvılcım oldu. İspanya Kralı 4. Philip'in yardımını alan İmparator ve Katolik Birliği Bohemia ve onu destekleyen Protestan Birliği yenilgiye uğrattı. (1618-1625

    Danimarka'nın savaşa dahil olması ve çekilmesi

    Kendisi de bir Protestan olan Danimarka kralı 4. Christian, Roma-Germen İmparatorluğu'ndaki Protestanların yenilgiye uğramasından rahatsız olmuştu. İngiltere, Fransa ve Hollanda'dan aldığı destekle birlikte kendisini Protestanlığın savunucusu ilan etti ve İmparator'a ve Katoliklere karşı savaşa katıldı. Ama kendisini destekleyen devletlerin iç sorunlar yüzünden zayıf olması sebebiyle yenildi ve İmparatorla barış yapmak zorunda kalarak savaştan çekildi. (1625-1629)

    İsveç'in savaş'a dahil olması

    Danimarka'nın çekilmesi, savaşı bitirmedi. Bu sefer, İsveç Kralı II. Gustaf Adolf (Gustavus Adolphus), Protestanları destekledi ve İmparatorluğa saldırdı. Danimarka kralı 4. Christian gibi kendisi de Fransa ve Hollanda tarafından destekleniyordu. Savaşın başında zaferler kazanmasına rağmen, 1632'de Lützen Savaşı sırasında öldü. 1634'te ise Protestan güçler yenilgiye uğradı.

    İsveç ile Roma-German İmparatorluğu (ve Katolikler) arasında yapılan barışa göre (1635, Prag Düzenlemesi) Alman prensliklerinin dış devletlerle ittifak yapması engelleniyor ve Alman prensiliklerinin ayrı ayrı olan orduları, İmparator'un liderliği altında birleştiriliyordu. Yani, siyasi gücü çok zayıflamış olan Kutsal-Roma Germen İmparatorluru tekrar güçleniyordu.


    Fransa'nın savaşa dahil olması

    Prag Düzenlemesi'nden en çok Fransa rahatsız olmuştu. Fransa'da iktidarı elinde tutan 13. Louis'un bakanı Kardinal Richelau'a göre bu düzenleme, kıta Avrupa'sındaki Hapsburg etkisini çok arttırıyordu. Bu nedenle 1636 yılında Fransa, katolik bir devlet olması ve katolik bir din adamı tarafından yönetilmesine rağmen Protestanlar'ın yanında savaşa girdi.

    Fransa, İsveç ve Hollanda ile ittifak kurdu. İspanya ise, Roma-Germen İmparatoru'nu desteklemek amacıyla İspanya Hollandası'ndan (bugünkü Belçika) güneye doğru Fransa'yı işgale başladı. Hatta, geri püskürtülmeden önce Paris yakınlarına kadar gelmeyi başardı.

    Ama savaş, Protestanlar'dan (ve onları destekleyenlerden) yana döndü. Hollanda'nın büyük zenginliği ve denizaşırı yerlerde Habsburglara karşı başarıyla savaşması, durumu İspanya için çok zorlaştırdı. Karada fazla güçlü olmayan, ancak denizlerde çok güçlü olan Hollanda, İspanya donanmasını iki kere yenilgiye uğrattı.

    Westphalia Barışı

    Otuz Yıl Savaşlarını bitiren Westphalia Barışı, tek bir anlaşma değil, devletlerin birbirleri ile yaptığı bir dizi antlaşmadır. Westphalia Barışı ile Augsburg Barışı hükümleri yenilenmiş ve Calvinizm Roma-Germen İmparatorluğu'nda kabul edilen mezheplerden biri olmuştur.

    Westphalia ile Kutsal Roma-Germen Imparatorluğu içindeki prenslikler, hemen hemen hükümran siyasal birimler oldular. Üye devletlerin rızası olmadan İmparator'un vergi ve asker toplayamayacak, kanun koyamayacak ve savaş ilan edemeyecek olması, İmparator'un siyasal otoritesinin kalmadığını ilan ediyordu. Daha sonra Fransız yazar Voltaire'in de söyleyeceği gibi Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu artık "ne kutsal, ne Romalı, nede imparatorluktu".

    Westphalia Barışı ile Hollanda'nın bağımsızlığı resmen tanınarak Hollanda ile İspanya arasındaki Seksen Yıl Savaşları sona ermiş oldu. Aynı zamanda İsviçre'nin bağımsızlığı tüm taraflarca tanındı.

    Westphalia Barışı sonucunda Fransa Metz, Toul ve Verdun'u alarak Almanya'ya doğru genişledi. Benzer şekilde İsveç'te Pomerania'ı aldı.

    Savaşın Sonuçları

    Savaşlarda ve savaşla beraber gelen kıtlık ve salgın hastalıklardan yüzbinlerce insan öldü. Burada, savaşan devletlerin kiraladığı paralı askerlerin yaptığı yağmanın ve yol açtıkları yıkımın büyük rolü vardır. Savaşta en çok zararı Almanya gördü, 1500lerde Avrupa'nın gelişmiş bir bölgesi olan Almanya'da gerileme ve yerellik başladı.

    Otuz Yıl Savaşları'nın en önemli siyasal sonucu, Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu'nun birlikten uzak feodal bir karmaşaya sürüklenmesiyle Fransa'nın kıta Avrupa'sında en güçlü devlet olarak çıkmasıdır. 19. Yüzyılda Almanya İmparatorluğu kuruluncaya kadar Avrupa siyasetin Almanya'nın bölünmüşlüğü ve Fransa'nın üstünlüğü çevresinde dönecektir.

    Roma-Germen İmparatorluğu'ndan başka İspanya Habsburgları'da gerileme sürecine girmişti. 60 yıldır İspanya egemenliğinde olan Portekiz 1640'ta İspanya'dan bağımsız oldu. Benzer bir başarısızlık kolonilerde Hollanda'ya karşı görüldü.

    Westphalia, Avrupa'nın gördüğü son büyük "din savaşı"dır. Habsburglar'a karşı Protestanları destekleyen Katolik Fransa örneğinde olduğu gibi artık devletlerin çıkarları, dinsel bağlılıkların önüne geçmiştir. Bu açıdan Westphalia ile modern diplomasi ve uluslararası ilişkiler esaslarının temelleri atılmıştır.

    Artık Avrupa, kendi yasalarına göre davaranan, kendi ekonomik ve siyasal çıkarlarını izleyen, istediği tarafta yeralan, ittifaklar kuran ve bozan modern bağımsız devletlerden oluşacaktır. Bugün anladığımız anlamda devletlerin oluşturulduğu uluslararası sistem, Westphalia Barışı ile kurulmuştur.

#30.09.2007 00:31 0 0 0
  • Gerçek Adı: Milla Natasha Jovovich
    Doğum Yeri: Kiev,Ukrayna
    Doğum Tarihi: 17.12.1975

    Boy : 1.73 m


    Onu Ünlü Yapan Ne? 1988'de Revlon'un dünyanın en unutulmaz kadınlarından biri seçildi. Yaşı henüz 12 idi.


    Aile: Yugoslav doktor bir baba ve Rus bir annenin tek çocuğu.


    Eğitim:
    - Excelsior Lisesi'nden mezun.


    Çocukluk: 5 yaşında kadar doktor olan babasının görevi dolayısı ile Rusya'da çeşitli şehirlere gittiler. Daha sonra Amerika'ya taşındılar. Burada oyuncu olan annesinin etkisiyle oyunculuk dersleri almaya başladı



    Modellik: 11 yaşında iken bir moda dergisinin kapağı için ünlü bir fotoğrafçı resimlerini çekti. Ancak dergi Jovovich'in yaşının 11 olduğunu öğrenince fotoğrafı kullanmayı reddetti. Fotoğrafçı, bu resimler kullanılmazsa bir daha dergiyle çalışmayacağını söyledi ve kabul ettirdi. Böylece Jovovich bir moda dergisine kapak olan en küçük model oldu.


    Çıkış: 15 yaşında geldiğinde bir model olarak iyice tanınmaya başlamıştı. Böylece ilkinde Brooke Shields'ın oynadığı filmin devamı olan "Return To Blue Lagoon"'da ilk başrolünü aldı.


    Müzik: 1994 yılında "The Divine Comedy" adlı albümü piyasaya çıktı. Kendi müziğini "Benim kişiliğimi yansıtıyor. Hoş ama bir yandan da garip, paranoid ve depresif." şeklinde açıklıyor.

    Meraklısına...

    Adı "Mi-la Yo-yo-viç" şeklinde okunuyor.
    Jovovich aynı zamanda bir şarkıcı. "The Divine Comedy" adında bir albümü var.
    Saçlarının gerçek rengi kahverengi.
    Calvin Klein'ın modelliğini yapıyor.
    Ünlülerin katıldığı partiler,galalar,açılışlar,moda şovları ve ödül törenleri gibi büyük organizasyonlara sıkça katılıyor. Bu yüzden de magazin basınının önemli simalarından biri olmuş durumda.
    Dünya çapında 100'den fazla dergiye kapak oldu.
    L'Oreal kozmetik firmasının uluslararası sözcülüğünü yapıyor.
    Bir zamanlar "Plastic Has Memory" adlı bir müzik grubunun üyesiydi.
    Akıcı bir Rusça'sı var.

#30.09.2007 00:18 0 0 0
  • Japonya'nın Rusya'nı Uzakdoğu'daki yayılmacı politikadan vazgeçmek zorunda bıraktığı askeri çatışma (1904-1905). Kore ve Mançurya üzerindeki nüfuz çekişmesinden kaynaklanan savaşın önemli sonuçlarından biri de bir Asya devletinin modern çağda ilk kez bir Avrupa devletini yenilgiye uğratmasıydı.

    Savaş, Rusya'nın birliklerini Mançurya'dan geri çekmesine ilişkin anlaşmaya uymaması üzerine, Japonların Lüshun'daki (Port Arthur) Rus kuvvetlerine süpriz bir saldırı düzenlemesiyle başladı (8 Şubat 1904).Yeni inşa edilmiş olan (1891-1903) Trans-Sibirya Demiryolu'na karşın Rusya'nın Mançurya'daki sınırlı kuvvetlerine takviye asker ve donanım gönderebilmesi için gerekli ulaşım olanakları hala yetersizdi.Öte yandan komutanlık düzeyindeki başarısızlıkların da etkisiyle, Ruslar Lüshun'un düşüşü (Ocak 1905) ve Mukden (bugün Shenyang) Çarpışması'yla (Şubat-Mart 1905) noktalanan bir dizi yenilgi aldılar.

    Mayıs 1905'te Tsuşima Boğazlarındaki bir çarpışmada, Japon amirali Togo Heihaçiro Rus kuvvetlerine yardım etmek üzere Ekim 1904'te Baltık kıyısındaki Liepaja (Libau) limanından yola çıkmış olan ve Vladivostok'a ulaşmaya çalışan Amiral Z. P. Rojestvenski komutasındaki Rus Baltık Filosunu yok etti.Bu ağır yenilgiyle birlikte Rus Çarlığı'nda gelişen devrimci hareket, Çar II. Nikolay'ı barış görüşmelerine oturmaya zorladı.

    ABD başkanı Theodore Roosevelt 9 Ağustos - 5 Eylül 1905 arasında New Hampshire'daki Portsmouth'da toplanan barış konferansında arabuluculuk görevini üstlendi.Kabul edilen Portsmouth Antlaşması'yla Japonya Liaodong Yarımadası'nın, Lüshun'a giden Güney Mançurya demiryolunun ve Sahalin Adası'nın yarısının denetimini eline geçirdi.Buna karşılık Rusya, Mançurya'nın kuzeyini nüfuzu altında tutmaya devam etti.

    "http://tr.wikipedia.org/wiki/Rus_-_Japon_Sava%C5%9F%C4%B1"'dan alındı
#30.09.2007 00:09 0 0 0


  • _____________________________________________________________
    ______________________________

    SIFATLAR


    Sıfatlarda Karşılaştırma II- Comparatives & Superlatives
    Sıfatlarda Karşılaştırma ( Comparison - Superlative )
    II- More.......than/....er than: Daha
    A) İki ve ikiden fazla heceli sıfatlarda kıyaslama yapmak için kıyaslama yaptığımız özellik-sıfat more ve than kelimelerinin arasına getirilir.



    This e-mail is more urgent than the other e-mail. Bu e-posta diğer e-postadan daha acil.



    " Imagination is more important than knowledge. " Albert Einstein (Hayalgücü bilgiden daha önemlidir.)



    Your question is more difficult than his question. - Senin sorun onun sorusundan daha zor.





    B) Tek heceli sıfatlarda kıyaslama yapmak için sıfatın sonuna -er than eki gelir.



    Fuel oil is cheaper than petrole. (Mazot benzinden daha ucuzdur.)



    "I need a bigger glass than this one." (Bundan daha büyük bir bardağa ihtiyacım var.)



    "She is 5 years older than her husband." (O kocasından 5 yaş daha yaşlı.)



    III- The most............/the.......est: En

    A) İki ve ikiden fazla heceli sıfatlar için en üstün olduğunu söylemek istediğimizde bu sıfatın başına the most kelimeleri getirilir.



    You are the most successful student. - Sen en başarılı öğrencisin.



    The first question is the most difficult one in the exam. - İlk soru sınavdaki en zor olanıydı.



    Istanbul is the most crowded city in Turkey. - İstanbul Türkiye'deki en kalabalık şehirdir.



    B) Tek heceli sıfatlar için en üstün olduğunu söylemek istediğimizde sıfattan önce the gelir, sıfata -est eki getirilir.



    The Nile is the longest river in the world. Nil dünyadaki en uzun akarsudur.



    How can I go to the nearest grocer? - En yakın bakkala nasıl gidebilirim?



    You were wearing the nicest costume in the performance. - Gösterideki en hoş kostümü giyiyordun.





    Yukarıda belirttiğimiz kuralların dışına çıkan düzensiz sıfatlar:

    Comparative ( Daha ) Superlative ( En )

    Bad
    Worse
    Worst

    Good
    Better
    Best

    Little
    Less
    Least

    Many / Much
    More
    Most

    Old


    Older

    Elder (sadece insanlarda)
    Oldest

    Eldest

    Far
    Farther(sadece uzaklıkta)

    Further(daha geniş kapsamlı)
    Distance-Farthest

    Furthest




    I' ve got a better idea. Benim daha iyi bir fikrim var.



    My mother is the best mother in the world. - Benim annem dünyadaki en iyi annedir.



    The conditions the poor are living in are worse than we think. Fakirlerin yaşadığı koşullar düşündüğümüzden daha kötü.



    Which of you has made the most mistakes? Hanginiz daha fazla hata yaptı?



    We spent less money than we though. - Düşündüğümüzden daha az para harcadık.





    YAZIM KURALLARI



    a) -e harfi ile biten sıfatlar ile karşılaştırma yaparken sadece -r/-st getirilir.



    "You should keep this in a safer place." (Bunu daha güvenli bir yerde tutmalısın.)



    b) -y harfi ile biten sıfatları karşılaştırma yaparken kullanmak istediğimizde -y harfi düşer yerine -ier gelir veya -iest gelir.



    "This question is easier than the previous one." (Bu soru öncekinden daha kolay.)



    "I think Beyaz is the funniest man on television." (Bence Beyaz Televizyondaki en komik adam.)



    c) Sonu sesli harf+sessiz harf ile biten sıfatlar (w,y ile bitenler hariç) ile karşılaştırma yapmak istediğimzde sıfatın sonundaki sessiz harf+-er/sessiz harf+ -est getirilir.



    "Today is hotter than yesterday." ( Bugün dünden daha sıcak.)



    "Konya is the biggest city in Turkey." (Konya Türkiye'deki en büyük şehirdir. )



    Sıfatlarda Karşılaştırma I
    Sıfatlarda Karşılaştırma

    I- Asas: Kadar

    Karşılaştırdığımız iki şeyin eşit olduğunu /eşit olmadığını belirtmek için kullanılır. So as kalıbı da aynı şekilde kullanılır. Karşılaştırdığınız özellikten önce ve sonra as kelimesinin getirilmesi ile oluşturulur.



    Eskişehir is as cold as Ankara. - burada karşılaştırdığımız özellik yani sıfat cold kelimesidir. Bu kelimeden önce ve sonra as kelimesini getirdiğimizde kadar soğuk ifadesini oluşturmuş oluruz.



    "A tiger is as wild as a lion." (Kaplan aslan kadar vahşidir.)



    "Ottoman Empire is not as old as Seljuk." (Osmanlı İmpatarotluğu Selçuk kadar eski değildir.)



    "Is silver as dear as gold?" (Gümüş altın kadar değerli midir?)



    " I don't go there as often as you." (Oraya senin kadar sık gitmiyorum.)



    "Football is more popular than voleyball." (Futbol voleyboldan daha popülerdir.)



    "Her cake is not as/so good as the cake my mother makes."(Onun keki annemin yaptığı kek kadar güzel değildir.)



    "Rize is not as big as Bursa." (Rize Bursa kadar büyük değildir.)





    * "As " den sonra kişi zamiri(I,you,we,they,she,he,it) nesne formunda (my,you,us,them, her,his,it) gelir.



    "You love him as much as me." ( Onu benim kadar seviyorsun.)



    "Her friend is not as clever as her."(Arkadaşı onun kadar zeki değil.)



    Ama eğer kişi zamirinden sonra fiil geliyorsa o zaman subject formunu kullanırız.



    "You love him as much as I love."(Onu benim sevdiğim kadar seviyorsun.)



    "Her friend is not as clever as she is." (Arkadaşı onun olduğu kadar zeki değil.)

    posted 21 Ekim 2006 Cumartesi 10:25 by admin | 0 Yorum

    the + sıfat kullanımı
    THE + SIFAT KULLANIMLARI

    Belirli sıfatlar "the" ile birlikte toplumdaki belli bir grup insana hitap etmek için kullanılırlar. The+sıfat ile biz o sıfatın kapsadığı herkesten bahsederiz. Yapılar tekildir ama anlam olarak bir grubu kastederler.



    Oysa the+sıfat+isim olarak kullanıldığında o sıfatın kapsadığı gruptaki herkesten bahsedilmiyor. "The old " dediğimizde tüm yaşlılarla ilgili birşey söylerken, ikinci cümlemizde gördüğünüz "the old people" ile sadece binadaki yaşlı kişilerden bahsediyoruz.





    "Old people usually walk slowly" = "The old usually walk slowly. " (yaşlılar yavaş yürür.) (genel olarak yaşlılar)


    "The old people in the building are annoyed with the landlord."

    (özel bir grup yaşlı insan) (Binadaki yaşlı kişiler mal sahibine kızmışlardı.)



    Aynı şekilde bir başka örneğe bakalım:

    "The rich should pay more income tax than the poor.." ( zenginlerin fakirlerden daha fazla gelir vergisi ödemesi gerekir.)



    The rich people in the villages do not pay much income tax." (köylerdeki zengin insanlar fazla gelir vergisi ödemiyorlar.)

    Aşağıdaki sıfatlar the ile birlikte belirli bir grubu ifade etmek için kullanılır.



    Yaş (age):



    "The young are usually keen to travel." (Gençler seyahate düşkün olurlar.)



    "The eldery want to be respected. " ( İhtiyarlar sayı duyulmak isterler.)



    " The middle-aged worry about their pensions." (Orta yaşlılar emelilik maaşları ile ilgili kaygılılanıyorlar."



    Fiziksel/Sağlık (Physical/Health):



    "These seats are for the disabled." (Bu yerler özürlüler için )



    "There are not enough special schools for the blind in Turkey." (Türkiye' de görme özürlüler için yeterince özel okul yok.)



    "Some News on TV are broadcast with subtitles for the deaf." (Televizyondaki bazı haber programları sağırlar için alt yazılı yayın veriyorlar.)



    "It is better for the sick to stay at the hospital." (Hastalar için hastanede kalmaları daha iyidir.)



    "After the war, there remained only the dead and the wound." (Savaştan sonra sadece ölüler ve yaralılar kaldı."



    "The amount of the hunger is increasing rapidly." (Açların miktarı hızla artıyor.)



    " The living must know the value of the earth." (Yaşayanlar dünyanın kıymetini bilmeliler. )





    Sosyo-ekonomik (Social/Economic)



    "Many soup kitchens are opened in Ramadan for the poor." (Ramazanda fakirler için birçok aşevi açılır.)



    "The poor get poorer; the rich get richer." (Fakirler daha fakirleşiyor, zenginler daha çok zenginleşiyor.)



    " The homeless need help from the government." (Evsizlerin hükümet yardımına ihtiyacı var.")



    "What can we do to feed the hungry?" (Açları doyurmak için ne yapmalıyız?)



    "The strong feel themselves superior to the weak." (Güçlüler zayıflara göre kendilerini üstün hissederler.)



    "The government is trying to find a solution for the unemployed." (Hükümet işsizler için çözüm bulmaya çalışıyor.)



    "The association has opened a new course for the unlettered." ( Dernek okuma yazma bilmeyenler için yeni bir kurs açtı."



    Uluslar (Nationalities): Bu yapı -ch,-sh,-se,-ss ile biten millet adlarında da kullanılır.



    The French (Fransızlar)

    The Dutch ( Hollandalılar)

    The English (İngilizler)

    The Spanish (İspanyollar)

    The Chinese (Çinliler)

    The Japanese (Japonlar)

    The Swiss (İsviçreliler)


    https://www.main-board.com/ingilizce/138854-ingilizce-ve-ingilizce-dersler.html#post3337716


    _____________________________________________________________
    ______________________________

#30.09.2007 00:04 0 0 0
  • Zamirler
    Şahıs Zamirleri Tablo (The Table of Personal Pronouns)
    PERSONAL PRONOUNS

    Subject Pronouns Object Pronouns Possessive Adjectives Possessive Pronouns Reflexive Pronouns
    before verbs
    as subjects after verbs
    as objects followed by nouns not followed
    by nouns at the end of a sentence
    I ME MY MINE MYSELF
    YOU YOU YOUR YOURS YOURSELF
    HE HIM HIS HIS HIMSELF
    SHE HER HER HERS HERSELF
    IT IT ITS ITS ITSELF
    WE US OUR OURS OURSELVES
    YOU YOU YOUR YOURS YOURSELVES
    THEY THEM THEIR THEIRS THEMSELVES


    posted 04 Ekim 2006 Çarşamba 12:10 by admin | 0 Yorum

    Belgisiz Zamirler ( Indefinite Pronouns )
    BELGİSİZ ZAMİRLER (Indefinite Pronouns): Belgisiz zamirler: everybody, everything, somebody, something, anybody,anything, another, the other, the others,others,each other kelimelerinden oluşur.



    * Everybody / Everyone: Herkes

    Everyone knows him. Herkes onu tanır.



    Everything: Herşey

    Everything has got a solution. Herşeyin bir çözümü vardır.



    * Somebody / Someone: Birisi

    Everybody needs somebody. Herkesin birisine/birilerine ihtiyacı vardır.



    Something: Birşey

    Tell me something! Bana birşey söyle!



    * Anybody / Anyone: Herhangi biri (olumlu cümlelerde)/ Hiç kimse (olumsuz, soru cümlelerinde)



    Anyone can do this. Herhangi biri bunu yapabilir.



    Don't tell this to anyone! Kimseye söyleme bunu!



    Anything: Herhangi birşey (olumlu cümlelerde)/ Hiç birşey (olumsuz, soru cümlelerinde)



    I don't want anything. Hiç birşey istemiyorum.



    * Nobody / one: Hiç kimse (no kendisi olumsuz anlam katar fakat olumlu cümle yapısıyla kullanılır.)



    No one can understands me. Kimse beni anlayamaz.



    Nothing: Hiçbir şey



    Nothing can compensate this. Hiçbir şey bunu telafi edemez.



    posted 02 Ekim 2006 Pazartesi 16:10 by admin | 0 Yorum

    İşaret Zamirleri ( Demonstrative Pronouns)
    İŞARET ZAMİRLERİ: İşaret zamirleri "this , that, these, those" olmak üzere dört tanedir. Bu tür zamirler isimleri belirterek ismin yerine geçer. Bazen özne ile fiil arasına çoğu kez "by" edatıyla cümle sonunda kullanılırlar.

    This ve these yer veya zaman olarak yakındaki isimlerin yerine geçer, that ve those ise yer veya zaman olarak uzaktaki isimlerin yerine geçer.

    Örneğin bir çocuk hayal edin kocaman bir pasta görüyor ve onun için pasta harika demek yerine bu harika diyor. İşte pastayı kullanmadan işaret zamiri yardımıyla cümlesini kurabiliyor. This is wonderful! - Bu harika!



    This (bu)



    This is a car. (Bu bir arabadır.)



    That (o,şu)



    That is impossible. (O imkansız.)



    These (bunlar)



    These are my friends. (Bunlar benim arkadaşlarım.)



    Those (onlar,şunlar)



    Those are penguins . (Onlar penguenler.)



    Not: İşaret zamirleri ile işaret sıfatları aynıdır. Aralarındaki fark işaret sıfatlarından sonra mutlaka isim gelmesi gerekmektedir. Oysa işaret zamirleri zaten ismin yerini doldurmak için kullanılır.



    Örneğin:

    That e-mail is not important. O e-posta önemli. ( burada that sıfattır- hangi e-posta o e-posta. Bu yüzden isimle beraber kullanılır.)



    But this is important. Ama bu önemli. ( Burada this zamirdir e-postayı tekrar etmemize gerek kalmaz.)

    posted 02 Ekim 2006 Pazartesi 13:41 by admin | 0 Yorum

    Şahıs Zamirleri ( Personal Pronouns)
    Cümle içerisinde kişilerin yerine kullanılan zamirlerdir.



    1. Özne konumunda kullanılan şahıs zamirleri: " I , you , he , she, it , we ,you , they" Cümlede özne olarak kullanılırlar. Cümlede hakkında bahsedilen kelimeler öznedir.



    "I" Kendimizden bahsederken ben "I" zamirini kullanırız.



    I am happy. ( Ben mutluyum)



    * Eğer bir başkası/başkaları ile kendimizden bahsediyorsak kendimizi bahsettiğimiz diğer kişiden/kişilerden daha sonra kullanırız.



    Elif and I are cousins. ( Elif ve ben kuzeniz.)



    The students and I enjoyed the lesson. ( Öğrenciler ve ben dersten hoşlandık.)



    "You" Karşımızdaki kişiden/kişilerden bahsederken sen/siz "you" zamirini kullanırız.



    You are so kind. (Çok kibarsın./kibarsınız.)



    "We" Kendimiz haricinde bir kişi ile beraber kendimizden bahsedeken biz "we" zamirini kullanırız.



    My friend and I have started to study English. (Arkadaşım ve ben İngilizce çalışmaya başladık.)



    We have started to study English. (Biz İngilizce çalışmaya başladık.)



    "They" : Kendimiz ve hitap ettiğimiz kişilerden/ şeylerden bahsederken onlar "they" zamirini kullanırız.



    They are studying the roads. (Onlar yolları onarıyorlar.)



    " He, She, It" : Kendimiz ve hitap ettiğimiz kişi dışındaki bir kişiden bahsederken "she", "he" veya "it" zamirini kullanırız.



    Ali' den bahsederken Ali diye hitap edebildiğimiz gibi "he" ( o ) diye de hitap edebiliriz:



    Aristotle is a Greek philosopher.( Aristotle bir Yunan filozofudur.)

    He is a Greek philosopher. (O bir Yunan filozofudur.)



    Ayşe' den bahsederken Ayşe diye hitap edebildiğimiz gibi "she" ( o ) diye de hitap edebiliriz:



    Türkan Şoray is a film star. (Türkan Şoray film yıldızıdır.)

    She is a film star. (O bir film yıldızıdır.)



    Filmden (dişi-eril sınıfına girmeyen varlıklardan) bahsederken film diyebildiğimiz gibi "it" (o) diye de hitap edebiliriz:



    Şellale is not as good as you mentioned. ( Şellale bahsettiğin kadar iyi değil.)

    It is not as good as you mentioned. ( O bahsettiğin kadar iyi değil.)



    2. Aitlik konumunda kullanılan şahıs zamirleri: "me, you, us, them, him, her, it" Cümlede nesne olarak kullanılırlar.

    Me ( beni,bana)



    You should tell me the reason. ( Bana sebebini söylemen gerekir.)

    They understand me. ( Onlar beni anlarlar.)



    you (seni,sana, sizi, size)



    I want to buy a present to you. (Sana hediye almak istiyorum.)



    I love you. ( Seni seviyorum.)



    Us (bizi, bize)



    Will you please remind us the date? (Tarihi bize hatırlatır mısınız?)



    Them (onları, onlara)



    You needn't tell them the truth. ( Onları gerçeği söylemene gerek yok.)



    Please try to understand them. ( Lütfen onları anlamaya çalış.)



    Him ( onu,ona)



    I explained Uğur how to mend the radia. (Uğur' a radyoyu nasıl tamir edeceğini gösterdim.)



    I explained him how to mend it. (Ona radyoyu nasıl tamir edeceğini gösterdim.)



    Her (onu,ona)



    They didn't show the broken vase to Bahar. (Kırık vazoyu Bahar' a göstermediler.)



    They didn't show the broken vase to her. (Kırık vazoyu ona göstermediler.)



    It (onu,ona)



    I prepared the breakfast for you. ( Kahvaltıyı senin için hazırladım.)



    I prepared it for you. (Onu senin için hazırladım.)



    3. Aitlik konumunda kullanılan şahıs zamirleri: "mine , yours , his , hers , its, ours , theirs"



    Mine (benimki)


    Your mobile phone is better than mine. ( Senin cep telefonun benimkinden daha iyi.)



    Yours (seninki)



    She doesn't want my support. She wants yours. (O benim desteğimi istemiyor. Seninkini istiyor.)



    His (onunki)



    That book is his, not yours. (O kitap onunki, seninki değil)



    Hers (onunki)

    Ayşe is not here but isn' it hers? ( Ayşe burada değil ama bu onunki değil mi?)



    Its (onunki)

    Your remember their old dog? This hut is its.( Onların eski köpeğini hatırlıyor musun?Bu onun kulübe onunki.)



    Theirs (onlarınki)



    Here is my study. Where is theirs? (İşte benim çalışmam. Onlarınki nerede?)



    Ours (bizimki)

    Theirs is a more economical car than ours. ( Onlarınki bizimkinden daha ekonomik bir araba.)



    Aitlik konumunda kullanılan zamirlerde tırnak işareti kullanımı yoktur. Onun- its zamiri de bu kurala dahildir. Onun ünü dediğimiz zaman- its fame demeliyiz, it's fame diyemeyiz.






    4. Dönüşümlü zamirler: "myself, yourself, himself, herself, itself, ourselves, themselves" Bu tür zamirler, bazen özne ile fiil arasına çoğu kez "by" edatıyla cümle sonunda kullanılırlar.



    Myself (kendim,kendimi,kendime)



    I'm annoyed with myself. (Kendime kızgınım.)



    By myself= on my own : kendi kendime



    Please help me, I can't carry it by myself. ( Lütfen bana yardım et, onu kendi kendime taşıyamıyorum.)



    Det: "I'm not myself today." (Bugün bir tuhafım.)



    Yourself (kendin, kendini, kendine)



    By yourself= on your own : kendi kendine



    Try doing it yourself ; I believe you'll be able to do it by yourself. (Onu kendin yapmayı dene; onu kendi kendine yapabileceğine inanıyorum. )



    Himself (kendi, kendisi)



    The manager asked him to control himself.( Müdür ondan kendini kontrol etmesini rica etti.)



    By himself= on his own :Kendi kendine



    He found the hospital by himself. ( Hastaneyi kendi kendine buldu.)



    Herself (kendi,kendisi)



    She herself admitted that it was wrong. ( O kendisi bunun yanlış olduğunu itiraf etti.)



    By herself= on her own : Kendi kendine



    Meral is only two, but she can write her name by herself. ( Meral sadece 3 yaşında ama adına kendi kendine yazabiliyor.)



    Itself (kendi,kendisi)



    This washing machine dries itself. ( Bu çamaşır makinesi kendisi sıkıyor.)



    By itself= on its own : Kendi kendine



    It is just a little dog, it can't do it by itself. ( O sadece küçük bir köpek, bunu kendi kendine yapamaz.)



    Ourselves (kendimiz, kendimize, kendimizi)



    We enjoyed ourselves very much at the party. (Partide biz kendimiz çok eğlendik.)



    By ourselves= on our own : Kendi kendimize



    We have painted the walls by ourselves.( Duvarları kendi kendimize boyadık.)



    Yourselves (kendiniz,kendinizi,kendinize)



    Take care of yourselves.(Kendinize iyi bakın.)



    By yourselves= on your own :kendi kendinize



    You have to do your homeworks by yourselves. ( Ödevlerinizi kendi kendinize yapmalısınız.)



    Themselves (kendileri,kendilerini,kendilerine)



    The students are clever enough to study themselves. (Öğrenciler kendileri çalışacak kadar akıllılar.)



    By themselves= on their own : kendi kendilerine



    They can't look after themselves.( Onlar kendi kendilerine bakamıyorlar.)
    posted 07 Temmuz 2006 Cuma 12:40 by admin | 0 Yorum

    Zamirler
    Zamirler dildeki 8 kelime grubundan birisidir. Cümle içinde görevleri isimlerin yerini tutmaktır. Zamir konusunu: Şahıs Zamirleri (I, me, you, he, him, she, her, it, we, us, they, them my, mine, your, yours, his, her, hers, its, our, ours, their, theirs), Belgisiz Zamirler (anybody, anyone, each, either, none, someone, somebody, both, everyone, no one, neither, many, few, several, one) , Soru Zamirleri (who, whom, what, which, whose) ve İşaret Zamirleri (this, that, these, those )olmak üzere 4 grupta inceleyeceğiz.




#30.09.2007 00:01 0 0 0


  • __________________________________________________________
    ______________________________

    Zarflar -Adverbs




    Zarf fiili tanımlayan yani bize fiil hakkında daha fazla bilgi veren kelimelerdir. Bir hareketin veya bir oluşun nasıl, ne zaman, nerede, ne kadar sıklıkla olduğu gibi özellikleri zarflarla ifade ederiz.


    She smiled cheerfully. ( Neşeyle gülümsedi.)


    I sent the mail yesterday. (Maili dün gönderdim.)


    There was a great explosion outside. (Dışarıda büyük bir patlama oldu.)


    I always call my friends. ( Ben her zaman arkadaşlarımı ararım.)


    He's managing extremely well. (O son derece iyi yönetiyor.)


    When were you born? (Ne zaman doğdun?)


    I don't know where she is. (Onun nerede olduğunu bilmiyorum.)



    NASIL? (HOW?)

    ADVERBS OF MANNER (DURUM ZARFLARI) : Fille nasıl sorusunu sorduğumuzda aldığımız cevaplar durum/tarz zarflarıdır. Durum zarfları genellikle fiil ve nesneden sonra yer alır.



    The window was quietly opened. ( Pencere sessizce açıldı.)


    He can easily earn much more money. ( O çok daha fazla parayı kolayca kazanabilir.)


    We should act wisely. (Akıllıca hareket etmemiz gerekiyor.)


    You needn't behave badly. (Kötü davranmanıza gerek yok.)


    I have been eagerly preparing these documents. (Bu dökümanları büyük bir istekle hazırlıyorum.)


    It started to rain suddenly. (Aniden yağmur yağmaya başladı.)


    The dog slowly sank into a sleep. (Köpek yavaşça uykuya daldı.)


    We waited our results anxiously. ( Sınav sonuçlarımızı tedirgin bir şekilde bekledik.)


    The babies are playing happily. (Bebekler mutlu bir şekilde oynuyorlar.)


    The little child defended his friend bravely. (Küçük çocuk arkadaşını cesurca savundu.)


    The new manager is working quickly and carefully. ( Yeni müdür hızlı ve dikkatli çalışıyor.)


    The students understood the new subject easily.(Öğrenciler yeni konuyu kolayca anladılar. )


    I cannot understand you. Please don't speak fast. (Sizi anlayamıyorum. Lütfen hızlı konuşmayın.)


    You can speak English well. (İyi İngilizce konuşabilirsin.)


    She studied hard for this exam. (Bu sınav için çok çalışmıştı.)



    NEREDE? (WHERE?)

    ADVERBS OF PLACE (YER ZARFLARI): Eylemi yer ve yön bakımında tanımlarlar.

    Genellikle sonda yer alırlar.



    "Please stand by me." ( Lütfen yanımda kal.)



    "I couldn't find her. She was nowhere yesterday." (Dün hiçbir yerde değildi.)



    "We stay here." (Biz burada kalıyoruz.)



    "Put the boxes there." ( Kutuları oraya koyun.)



    "The weather is very cold outside." (Dışarıda hava çok soğuk.)



    "The neighbours who live upstairs are very noisy." (Yukarıda yaşayan komşularımız çok gürültücüler.)



    "Her friend follows her wherever she goes." (Arkadaşı nereye giderse gitsin onu takip eder.)



    "She sent him away." ( Onu uzağa gönderdi.)



    "If you can't jump down, walk around." ( Eğer aşağıya atlayamazsan, etrafından yürü.)



    "I have been looking you everywhere." (Her yerde seni arıyorum.)



    "I am not going anywhere." ( Hiçbir yere gitmiyorum.)



    "Is there a phone box nearby? " (Yakında telefon kulübesi var mı?)



    NE ZAMAN? (WHEN?)

    ADVERBS OF TIME (ZAMAN ZARFLARI): Eylemin zamanını bildirir. Genellikle sonda yer alırlar. Zamanı vurgulamak istediğimizde başta da yer alırlar.



    It is going to rain soon. (Yakında yağmur yağacak.)



    I haven't completed my studies yet. (Henüz çalışmalarımı tamamlamadım.)



    I'm busy today. (Bugün meşgulüm.)



    I am still hungry. (Hala açım.)



    We arrived there late. (Oraya geç vardık.)



    Everybody is excited before the concert. (Konserden önce herkes heyecanlıydı.)



    Bir cümlede birden fazla zaman zarfı kullanıldığında, daha özel olanı daha önce kullanırız.



    (time, day, date, year)



    He died at 22:15 on Tuesday March 17th, 1958.

    Time day date year



    Bu örnekte de gördüğünüz gibi; zaman zarfları daha özel olandan genele doğru sıralanmıştır.



    Det: Bazı kısa zaman zarfları ortada gelebilirler.

    We were soon travelling.



    NE KADAR SIKLIKTA? (HOW OFTEN?)

    ADVERBS OF FREQUENCY (SIKLIK ZARFLARI): Eylemin ne kadar sıklıkla oluştuğunu bildirir. Yardımcı fiilden sonra, ana fiilden önce gelirler.



    %100 Always ( Daima )

    The sun always rises in the east. (Güneş her zaman doğudan doğar.)



    %90 Usually ( Genellikle)

    I usually spend holidays with my parents.(Tatillerimi genellikle ailemle beraber geçiririm. )



    %75 Often( sık sık)

    How often do you go abroad? ( Ne kadar sık yurtdışına çıkarsınız?)



    %25-75 Sometimes( bazen) = occasionally

    I sometimes feel depressed. ( Ben bazen keyifsiz hissederim.)

    They are in Bursa occasionally. (Onlar arada sırada Bursa' da olurlar.)



    %10-25 Seldom ( Nadiren)

    I seldom go to the cinema. ( Nadiren sinemaya giderim.)



    %1-10 Rarely ( çok nadiren)

    I rarely eat outside. ( Ben çok nadiren dışarıda yemek yerim.)



    % 0 Never (hiç, asla)

    I never get up late in the morning. ( Sabahleyin hiç geç kalkmam.)



    Olumsuz cümlelerde ve soru cümlelerinde 'never' yerine 'ever' kullanılır.



    Have you ever been to Paris? (Hiç Paris'te bulundunuz mu?)



    I haven't ever seen such a beatiful house. (Hiç bu kadar güzel bir ev görmedim.)



    We have to prepare a detailed report once a month. (Ayda bir kere detaylı rapor hazırlamalıyız.)



    I asked him twice but got no reply. (Ona iki kere sordum ama cevap almadım.)



    We can meet him three times a week. ( Onunla haftada üç kere buluşabiliyoruz.)



    Extra: "once or twice" bir ya da iki kere demektir.



    " I have bought a lottery once or twice in my whole life. " (Tüm hayatım boyunca bir ya da iki kere piyango aldım.)



    SENTENCE ADVERBS (YARGI ZARFLARI): Konuşmacının veya yazarın tavrı / fikri hakkında bilgi verirler. Cümle içinde her yere gelebiliyorlar.



    Perhaps I will see you there.(Belki orada seni görürüm.)



    Unfortunately I disagree with you. (Ne yazık ki sizinle aynı fikirde değilim.)



    I mentioned him about you of course. ( Şüphesiz ona senden bahsettim.)



    Maybe you can help me. ( Belki bana yarım edebilirsin.)



    Surprisingly, the participants came there on time. (Şaşırtıcı bir şekilde katılımcılar zamanında geldiler. )



    Obviously they will never see her again. (Belli ki bir daha asla onu görmeyecekler.)



    We probably have to wait hours. ( Biz belki de saatlerce beklemeliyiz.)



    That surely can't be a good idea. (O kesinlikle iyi bir fikir olmaz.)



    Certainly more money must be given to education. (Kesinlikle eğitime daha fazla para verilmeli.)



    I cannot think clearly now because I am tired. (Şuanda açıkça düşünemiyorum çünkü yorgunum.)



    NE KADAR?NE ÖLÇÜDE? (HOW MUCH? TO WHAT EXTENT?)

    ADVERBS OF DEGREE (DERECELENDİRME ZARFLARI): Beraber kullanıldıkları sıfatın, fiilin veya başka bir zarfın anlamını zayıflatıp güçlendirirler.



    fairly, hardly, rather, quite, too, very, extremely,fully, absolutely, completely, just, totally, seriously, surely, certainly, much , very, almost, nearly, enough, scarcely, really



    Fiillerin derecelendirilmesi:



    He slipped and almost fell. (O kaydı ve neredeyse düşüyordu.)



    The village has developed enourmously during recent years. ( Son yıllarda köy muazzam şekilde gelişti.)



    We quite enjoyed the film. (Biz filmden epeyce hoşlandık.)



    He nearly stopped and asked the way. ( O neredeyse durdu ve yolu sordu.)



    I can hardly expect her to understand. (Onun bunu anlamasını hiç beklemem.)



    She was very much impressed by their good manners. (Onların iyi davranışlarından çok fazla etkilenmişti.)



    Sıfatların derecelendirmesi: (Burada sıfatların derecelendirilmesi bölümünde verdiğimiz sheetin aynısı olacak istersen o sayfaya link yapalım.)



    Zarfların derecelendirilmesi:



    You should stick the model very carefully. (Maketi çok dikkatli bir şekilde yapıştırman gerekir.)



    A computer will do the job much more efficiently. ( Bilgisayar işi çok daha fazla etkili yapacaktır.)



    He has been working quite a lot these days. (O bugünlerde oldukça çok çalışıyor.)



    I know him fairly well. (Onu oldukça iyi tanırım.)





    INTERROGATIVE ADVERBS ( Soru zarfları):



    Why should I bother to help you? (Neden sana yarım etmek için canımı sıkayım?)



    When do you want to go? ( Ne zaman gitmek istersin?)



    How do you plan to spend your holiday? ( Tatilini nasıl geçirmeyi planlıyorsun?)



    How often do you go abroad? ( Ne kadar sık yurtdışına çıkarsın?)



    She was only 20 when she had her first baby. (İlk bebeği olduğunda sadece 20 yaşındaydı.)



    The reason why you went there is obvious. ( Oraya gidişinin nedeni ortada.)



    I don't know why Yiğit went away. (Yiğit' in neden oraya gittiğini bilmiyorum.)



    This is the platform where our students can chat. (Bu öğrencilerimizin sohbet edebildiği platformdur.)


    ingilizce ve ingilizce dersler
    https://www.main-board.com/ingilizce/138854-ingilizce-ve-ingilizce-dersler.html#post3337716



    ______________________________
    __________________________________________________________

#30.09.2007 00:00 0 0 0
  • MÜNKER-NEKİR
    Ölen kimseyi mezarında sorguya çeken ve gerektiğinde onu cezalandıran iki Melek. Bunların, Münker ve Nekir diye isimlendirilmeleri, her ikisinin de aşinası olmadığımız garip bir sûrette olmalarındandır. Nitekim Arapça'da bir kimsenin, bilmediği veya tanımadığı bir şeyi bilmediğini ifade etmek için, "nekirtü'ş-şey'e" der.
    Ehl-i Sünnet'e göre, Münker ve Nekir, ölen kişiye Rabbini, dinini ve peygamberini sorarlar. Mü'min kişi bu sorulara cevap verir, ama kâfir veremez. Bu husustaki hadisler pek çoktur. Söz konusu iki melek ölünün kabrine gelir, Allah ölüyü diriltir ve melekler sorularını yöneltirler (Pezdevî, "Ehl-i Sünnet Akâidi" Çev., Şerafettin Gölcük, İstanbul 1980, 237).
    Ebu Hüreyre'den; Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
    "Ölü defnedildiğinde, ona gök gözlü simsiyah iki melek gelir. Bunlardan birine Münker diğerine de Nekir denir. Ölüye: "Bu adam (Rasûlüllah) hakkında ne diyorsun?" diye sorarlar. O da hayatta iken söylemekte olduğu; "O, Allah'ın kulu ve Resûlüdür. Allah'tan başka Allah olmadığına, Muhammed(s.a.s.)in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim"sözlerini söyler. Melekler; "Biz de bunu söylediğini biliyorduk zaten" derler. Sonra kabri yetmiş çarpı yetmiş zira' kadar genişletilir ve aydınlatılır. Sonra ona "Yat!" denir. "Aileme dönüp onlara haber versem mi?" diye sorar. Onlar da; "Akrabalarından en çok sevdiği kimseden başkası kendisini uyandırmayan, güveğinin uyuması gibi uyu!" derler. Böylece, yatlığı yerden, Cenab-ı Allah onu tekrar diriltinceye kadar uyur.
    Eğer münafık ise, "İnsanların söylediklerini duyup aynısını söylerdim, bilmiyorum" der. Melekler de, "Böyle söylediğini zaten biliyorduk" derler. Sonra arza: "Onu sıkıştır" denir. Arz onu sıkıştırır da kaburga kemikleri birbirine geçer. Allah onu yattığı bu yerden tekrar diriltinceye kadar kendisine azap edilir." (Tirmizi, Cenâiz, 70)
    Akâid kitaplarının hemen hemen tümünde, Münker-Nekir'den, bunların kabirde ölüye yönelttikleri sorulardan bahsedilir. Kur'ân-ı Kerîm'de bu iki meleğin adından söz edilmediği gibi kabirde ölünün sorguya çekileceğine dair açık bir ifadeye de rastlanmaz. Ancak bazı âyetlerin buna işaret ettiği, hattâ bazılarının tamamen kabir suali ile ilgili olduğu Ehl-i Sünnet alimlerince kabul edilmiştir. Ömer Nesefi'nin "Akaid"inde: "Münker ve Nekir'in suali Kitap ve Sünnetle sabittir" denmektedir.
    "Allah, îman edenleri dünyada da âhirette de değişmeyen sağlam söz üzerinde sabit kılar. Zâlimleri ise saptırır. Allah dilediğini yapar" (İbrahim, 14/27) âyetinde geçen âhiret hayatından maksat kabir; "sabit söz''den maksat da "Kelime-i Şehadet''tir denmiştir. İbn Mâce, Sünen'inde şöyle demektedir:
    "Allah, iman edenleri sabit bir söz ile metanetli kılar" âyeti, kabir azabı (sorgusu) hakkında indi. Ölüye kabirde; "Senin Rabbin kim?" diye sorulur. O da; "Rabbim Allah'tır, Peygamberim Muhammed (s.a.s.)'dir" diye cevap verir. İşte mü'min ölünün böyle cevabı; "Allah iman edenleri sâbit söz ile dünya hayatında ve ahirette metanetli kılar" meâlindeki âyetin ifadesidir (İbn Mace, Zühd, 32; Ayrıca bk. Buhari, Tefsîr, Sûre, 14).
    Bu hadis, kütübü sittenin hepsinde rivayet edilmiştir. Bazı rivayetlerde kabirde ölüye sorulan sorular; "Rabbin kimdir, dinin nedir, peygamberin kimdir?" diye üçe çıkarılmıştır.
    "Onlar sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet çattığı gün; Fir'avn'ın adamlarını azabın en ağırına sokun, denir" (el-Mü'min, 40/46) âyetinin de kabir suali ve kabir azabı ile ilgili olduğu tefsir kitaplarında belirtilmiştir (İbn Kesîr, "Tefsîrü'l-Kur'âni'l-Azîm", 40/46. âyetin tefsîri).
    Münker ve Nekir'in kabirdeki sorularıyla ilgili pek çok hadis varid olmuştur. Bu ahad haberler, lafızları itibariyle tevâtür derecesine ulaşmamışlarsa da, bu konudaki hadislerin çokluğu, konuyu manevî mütevâtir derecesine yükseltir (Haşiyetü'l-Kesteli alâ Şerhi'l-Akâid, İstanbul 1973, 133, 134).
    Bu hadislerin bir kısmında ölünün sorguya çekileceğinden söz edilmekte, ancak herhangi bir melekten bahsedilmemektedir:
    "Ölü mezara konulur. Salih kişi kabrinde endişesiz ve korkusuz oturtulur. Sonra ona; "Hangi dinde idin?"diye sorulur. O; "Ben İslâm dininde idim" diye cevap verir. Sonra ona; "Şu adam (Rasûlüllah, s.a.s.) kimdir?" diye sorulur. O da; "Muhammed (s.a.s.), Allah'ın Rasûlüdür. O, bize Allah katından apaçık âyetler getirdi; biz de O'nu doğruladık" diye cevap verir. Daha sonra bu ölüye; "Sen Allah'ı gördün mü? diye sorulur. O da "Hiçbir kimse Allah'ı görmeye lâyık değildir" diye cevap verir. Bu soru ve cevaplardan sonra onun için ateş tarafına bir pencere açılır. Ölü ona bakarak ateş alevlerinin birbirini kırıp yenmeye çalıştığını görür. Sonra ona; "Allah'ın seni koruduğu ateşe bak" denir. Daha sonra onun için Cennet tarafına bir pencere açılır. O da bu defa Cennetin süsüne ve nimetlerine bakar. Kendisine; "İşte bu yer senin makamındır" denildikten sonra; "Sen samimi iman üzerinde idin, bu sağlam iman üzerinde öldün ve inşallah iman üzerinde dirileceksin" denir" (İbn Mace, Zühd, 32).
    Görüldüğü gibi yukardaki hadiste herhangi bir melekten söz edilmemekte, mücerred olarak kabir suali zikredilmektedir. Başka bir hadiste ise ölüyü sorguya çekecek olanın bir melek olduğu belirtilmekte ancak isminden bahsedilmemektedir:
    "Bu ümmet kabirlerinde imtihan edilecek. İnsan defnedilip arkadaşları ondan ayrılınca, elinde topuzla bir melek gelerek onu oturtur ve; "Bu adam (Rasûlüllah hakkında ne dersin "? diye sorar. Kişi mü'min ise; "Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed (s.a.s.)'in, Allah'ın kulu ve Rasûlü olduğuna şehadet ederim" diye cevap verir. Melek de ona; "Doğru söyledin" der..." (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, III, 3, 40).
    Daha önce geçen Ebu Hüreyre hadisinde iki sorgu meleğinden söz edilmekte ve birinin adının Münker, diğerinin de Nekir olduğu beyan edilmektedir.
    Ehl-i Sünnet'e göre Münker ve Nekir'in kabirde ölüyü sorguya çekmeleri haktır. Kabrin sıkması ve azabı haktır. Bu bütün kâfirler ve asi bazı mü'minler için olan bir şeydir (İmam Azam, "Fıkh-ı Ekber", trc. H. Basrî Çantay, Ankara 1985, s. 14).
    Ancak Mutezile buna muhalefet etmiştir. Kabirdeki sual ve azap, ruhun cesede iade edilmesiyle mümkündür. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, ölüyü defnettikten sonra; " Kardeşiniz için Allah'tan mağfiret dileyiniz, çünkü o, şu anda sorguya çekilmektedir" buyurmuşlardır (Ebu Davud, Cenâiz. 67; es-Sâbûnî, "el-Bidâye Fi Usûli'd-Dîn ", Nşr. B. Topaloğlu, Dımaşk 1979 s. 97).

#29.09.2007 23:57 0 0 0
  • Kilo alamamanın sorumlusu neler olabilir?


    Birincisi, hormonlara bağlı nedenler olabilir. İkincisi, vücutta parazit olabilir. Üçüncüsü, şeker hastalığı veya aşırı tiroit çalışması gibi nedenler olabilir. Dördüncüsü, genetik faktörlerle çocukluğunuzdan beri size yansıyan bazal metabolizma hızı ile ilgili olabilir. Bir de, bazı vitamin ve minerallerin vücutta az emilmesine bağlı olarak, yağ metabolizmasında sorunlar olabilir. Bağırsak paraziti, mide ülseri, ince bağırsak ülseri ve kanser kilo almayı engelleyen hastalıklardır.


    * Kilo alamamaktan yakınan kişi hangi testleri yaptırmalı?


    Kişi kilo alamama probleminden yakınıyorsa, öncelikle vücudunda parazit olup olmadığını anlamak için gaita testi, tiroit testleri, açlık kan şekeri, HbA1C, şeker problemi olup olmadığını anlamak için insülin testi ve hormon tahlilleri yaptırmalıdır. Mide rahatsızlığı olup olmadığını anlamak için ise, endoskopi çektirmelidir.


    * Bu kişiler nasıl beslenmeli?


    Öncelikle kişinin nasıl beslendiğini iyi algılamamız gerekir. Bu nedenle, ondan bir beslenme çizelgesi isteriz ki, bize gelene kadar nasıl beslendiğini iyi bir şekilde anlayabilelim. Sonrasında, vücut genel analizi için tahliller isteriz. Beslenme hikâyesi ile vücut bulgularını karşılaştırarak, aralarında bir paralellik olup olmadığına bakarız. Eğer kişi her şeyi yediği halde kilo alamıyorsa ve vücut bulgularında bir bağırsak paraziti çıktıysa, zaten sorunun cevabı çıkmış olur. Oysa, nasıl beslendiğini gördüğümüzde bulgularda en ufak bir problem yoksa, bu kez yavaş yavaş tüm besin gruplarından aldıklarını artırmaya başlarız. Bu arada kilo alımının hemen olmayacağını, uzun bir süreç olduğunu da sürekli vurgulamak gerekir.
#29.09.2007 22:35 0 0 0
  • Bir gün Süleyman Peygamber (a.s) bir karıncaya bir yıllık yiyeceğinin miktarını sorar. Karınca da,

    - "Bir buğday tanesi yerim" diye cevap verir.

    Cevabın doğru olup olmadığını kontrol etmek isteyen Süleyman Peygamber (a.s) karıncayı bir şişeye koyar. Yanına da bir buğday tanesi koyarak hava alacak şekilde şişeyi kapatır. Ondan sonra da bir yıl bekler.

    Müddeti dolunca şişeyi açtığında bir de bakar ki karınca buğday tanesinin yarısını yemiş, yarısını da bırakmıştır. Kendi kendine meraklanır.

    Acaba neden yemedi?

    Bunun üzerine Hz. Süleyman (a.s) karıncaya buğday tanesini tamamen neden yemediğini sorar.

    Karınca da, "Daha önce benim yiyeceğimi yüce Allah(c.c) verirdi. Ben de O' na güvenerek bir buğday tanesini tamam olarak yerdim. Çünkü O beni asla unutmaz ve ihmal etmezdi. Fakat bu işi sen üzerine alınca doğrusu nihayet bu aciz bir insandır diye sana pek güvenemedim.

    Belki beni unutup yiyeceğimi ihmal edebilirsin. O yüzden de bir yıllık yiyeceğimin yarısını yiyerek,diğer yarısını da ertesi yıla bıraktım" diye cevap verdi.

#29.09.2007 21:10 0 0 0
#29.09.2007 21:06 0 0 0
#29.09.2007 20:59 0 0 0
  • MESİH DECCAL SESSİZCE GÖREVİNE BAŞLADI
    Kıyametten önceki son dönem olan Ahir Zaman'da Mesih Deccal'in ortaya çıkıp insanları din ahlakından uzaklaştıracağı, yeryüzünde büyük kargaşaya ve zulme neden olacağı pek çok güvenilir hadisle bildirilmiştir.

    Mesih Deccal, insanları kendi sistemine inandırmak için karışıklığı ve katliamları olması
    gereken bir gelişme gibi göstermekte ve bu uğurda, hiç bir günahı olmayan
    suçsuz çocukların dahi öldürülmesini teşvik etmektedir
    Peygamberimiz (sav) bir hadisinde "Allah Hz. Adem'i yaratmış olduğu günden bu yana, Deccal'in fitnesinden daha büyük bir fitne olmamıştır." 1 sözleriyle Deccal'in fitnesinin büyüklüğüne dikkat çekmiş ve tüm insanları bu tehlikeye karşı uyarmıştır. Bir başka hadiste ise "Allah'ın gönderdiği her peygamber ümmetini Deccal ile uyardı" 2 sözleriyle Deccal'in fitnesinin yalnızca Müslümanlar için değil tüm insanlar için büyük bir tehlike olduğuna işaret edilmiştir.
    Peygamberimiz (sav)'in, hadislerinde Deccal'in çıkış alametleri olduğunu bildirdiği olayların birbiri ardınca gerçekleşmiş olmasından ise, Mesih Deccal'in ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Dünya üzerinde yaşanan pek çok olay, Peygamberimiz (sav)'in ve İslam alimlerinin, Mesih Deccal'in ortaya çıkacağı tarih ve yapacağı faaliyetler hakkında verdikleri bilgilerle tam olarak mutabıktır. Büyük İslam alimi Bediüzzaman "...Deccal, büyük bir baskı ve büyük bir zulüm ve büyük bir şiddet ve dehşet ile hak ettiklerinden büyük bir iktidar görünür."3 (Şualar, 469) sözleriyle Deccal'in gücünün ve iktidarının şiddete ve baskıya dayalı olduğunu bildirmektedir. Son zamanlarda yeryüzünde artan şiddet, anarşi ve kargaşa, katliamlar ve işkenceler, devlet ve örgüt terörleri ise Deccal'in faaliyet halinde olduğunu ve tüm bunları yönettiğini göstermektedir.
    Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, Deccal'in insanları iyilikten uzaklaştırabilmek için her yola başvuracağı, çeşitli hile ve aldatmacalarla geniş kitleleri etkisi altına alacağı bildirilmektedir. Deccal'in bu yolla insanları kendi idealleri doğrultusunda istediği gibi yönlendireceği "Deccal'in tabileri (ona uyanlar) çoktur. Kendisine birçok kimse iltihak eder (katılır)." 4 hadisiyle haber verilmiştir.
    Deccal bu amacına ulaşabilmek için inkarı benimseyen kitleler kadar iman sahibi insanları da aldatmaya çalışacaktır. Deccal'in, verdiği telkinler ve kullandığı taktiklerle bir kısım zayıf imanlı insanları kandırmayı başaracağı ve bu yolla çevresine taraftar toplayacağı hadislerde şöyle bildirilmektedir:
    Her kim Deccal'in çıktığını işitirse ondan uzaklaşsın. Allah'a yemin olsun ki kişi kendini mümin zannederek (kendine güven içerisinde) onun yanına gider ve Deccal'in şüphelendirmesiyle onu takip eder.5
    Deccal'in çıktığını işittiğinizde ondan kaçınız. Çünkü bir adam onu reddetmek niyetiyle yanına gelir, fakat ona tabi olup kalır. Zira Deccal ile beraber kalpleri vesveselendiren çok şeyler vardır.6
    Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde Deccal'in bu amaçla üç İlahi dinin mensupları olan Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlara farklı metodlarla yaklaşacağı ve onları birbirlerine düşürerek yeryüzünde büyük bir fitne ve bozgunculuk çıkarmaya çalışacağına işaret edilmektedir. Hadislerde Deccal'in bu fitnesi sonucunda yeryüzününün büyük bir savaş alanına döneceği, kan dökmenin, ölümlerin alabildiğine artacağı bildirilmekte; Deccal'in hedef almayacağı hiçbir yer kalmayacağı haber verilmektedir:
    ... (O sırada) fitneler, karışıklıklar, ihtilaller çok olur da insanlar birbirlerini öldürürler. İnsanlar kendi canlarına kıyarlar ve yeryüzünü belalar kaplar. İşte öyle sıkıntılı bir zamanda ... mel'un (lanetlenmiş) Deccal... çıkar...7
    .... (Deccal) kayalık bir mevkiden çıkacaktır da, sağ tarafa ve sol tarafa (yani her tarafa ordular göndermek suretiyle) en süratli şekilde şiddetli fesatlar yapacaktır.8
    Hiçbir belde yoktur ki onu Deccal orduları çiğnemeyecek olsun.9
    Deccal anarşi, terör, şiddet, savaş ve kan dökmeyi kendince makul gösterebilmek için bazı inananları da, bu felaketlerin ahir zamanda mutlaka yaşanması gerektiği yalanıyla aldatmaya çalışır. Deccal'in bu oyununa göre, ahir zamanda beklenen müjdeli gelişmelerin gerçekleşebilmesi için, bunun öncesinde medeniyetlerin birbirine düşman olup yeryüzünde büyük bir savaş yaşanması gerekmektedir. Bu yanılgıya göre ahir zamanda gelmesi beklenen Mesih'in ortaya çıkışından önce Yahudilerin ve onlara destek olan bir kısım Hıristiyanların bir yanda, Müslümanların ve Katoliklerin ise diğer tarafta yer aldığı "Armagedon" adı verilen büyük bir savaş yaşanmalıdır. Deccal'in telkinlerine göre "yedi yıl sürecek bir felaket döneminin yaşanması; bu dönemde Yahudilerin ve diğer iman edenlerin zulüm görmesi; ve Armagedon savaşıyla birlikte Yahudilerin üçte ikisinin ölmesi ve İsrail topraklarının harap olması" gerekmektedir. Deccal, kutsal metinler üzerinde yaptığı aslı olmayan birtakım mecazi yorumlarla Hıristiyanları ve Yahudileri Mesih'in ancak tüm bu şartlar oluştuğunda yeryüzüne geleceğine inandırmaya çalışmaktadır. Deccal'in Hıristiyanlara telkin ettiği bu inanca göre, Hz. İsa'nın önderliğinde bu savaşı kazanacak olan Yahudiler, Hz. İsa'ya tabi olacak ve Hıristiyanlığa dönüş yapacaklardır.
    Deccal bazı Hıristiyan gruplarını Hz. İsa'nın gelmesi için pek çok önşart oluşması gerektiğine inandırarak büyük bir karmaşaya sürüklemeye çalışmaktadır. Oysa ki ortada karmaşık olan hiçbir şey yoktur: "Deccaliyet Allah inancının olmamasıdır. Allah inancının olması da Mesihiyettir". Hz. İsa'nın gelişi Allah'ın bir mucizesidir. Ancak bu, öncesinde karmaşa oluşmasını gerektirecek bir konu değildir. Allah tarih boyunca elçilerini pek çok mucizelerle desteklemiştir. Allah hayatın her anında insanlara pek çok yaratılış mucizesi de göstermektedir. Evrenin mükemmel dengesi, hücredeki olağanüstü kompleks yapı, hayvanlardaki ve bitkilerdeki harikalıklar, insan vücudunun kusursuz işleyişi gibi özelliklerin her biri çok büyük birer mucizedir. Allah, iman edenlerin imanlarının pekişmesi için pek çok güzellik yaratmaktadır. Hz. İsa'nın gelişi de yine Allah'ın iman coşkusu için yarattığı bir güzellik ve bir iman hediyesidir. Allah, takdir ettiği zaman geldiğinde Hz. İsa'yı tüm insanlığa gösterecektir. Böyle bir güzelliği, pek çok önşart ile karmaşaya sürüklemenin Deccal'in şeytani planının bir parçası olduğu görülmeli ve bu tuzağa karşı dikkatli olunmalıdır.
    KAYNAKLAR:

    1 Medineli Allame Muhammed B. Resul El-Hüseyni el Berzenci, Kıyamet Alametleri, Pamuk Yayıncılık, Genişletilmiş 8. Baskı, İstanbul, tarihsiz, s. 225
    2 Sahih-i Buhari, Fiten 27
    3 Şualar
    4 Et-Tebrizi, Veliyüddin Muhammed bin Abdillahi'l-Hatibi'l-Ömeri, Mişkatü'l-Mesabih, (Dımeşk: 1382/1962, 3:38.2
    5 (İmam-ı Ahmed. Ebu Davud. Hakim)(Büyük Fitne Mesih-i Deccal, Saim Güngör, s. 99)
    6 (Ebu Davud, Melahim: 14) (Kıyamet Alametleri, İsmail Mutlu, s. 82)
    7 İmam Şarani, Ölüm, Kıyamet, Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, Bedir Yayınevi, s. 482
    8 Sünen-i İbni Mace; İmam Şarani, Ölüm, Kıyamet, Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, Bedir Yayınevi, s. 493-494
    9 Sahih-i Müslim, Cilt 8 - s. 500


#29.09.2007 20:57 0 0 0
  • Konu: Maser
    Maser, atomların, dışarıdan uyarılması neticesinde dışarıya salınan radyasyon yardımı ile elde edilen, genliği yükseltilmiş elektromanyetik dalga. Maser, önceleri ilk maserin mikrodalga frekansında çalışması sebebiyle İngilizce (Mikrovawe Amplification by stimulated Emission of Radiation) cümlesindeki kelimelerin baş harflerinin alınmasından türetilmiştir. Bugünse işitme frekansından itibaren (20 ila 20.000 saykıl/saniye), görünen ve morötesi frekanslı elektromanyetik bölgelerde dahi aynı prensip tatbik edildiğinden maser, Molecular amplification by Stimulated Emission of Radiation olarak tarif edilmektedir. Maser, tahrikli radyasyon (ışın, şua) neşriyle (yayılmasıyla) mikrodalga veya moleküler dalga kuvvetlendirilmesi demektir. Cihaz, hassas olarak tayin edilmiş frekansta mikrodalga osilasyonları (titreşimleri) ve düşük gürültü seviyeli amplifikasyon (kuvvetlendirme) elde etmeyi sağlar. Bu maksatla atomların ve moleküllerin iç enerjisinden faydalanan bir amplifikatör ve osilatör grubu kullanılır. Aletin çalışmasının temel prensibi olan tahrikli neşriyat (stimulated emission), tedirgin (aşırı enerji yüklü) haldeki bir atoma, dışarıdan eşit enerjili bir fotonun çarpması sonucu atomun aynı özellikli bir foton neşretmesi şeklinde meydana gelir. Böylece tahrik eden foton veya dalgalar çarptıkları tedirgin atomlar tarafından neşredilen fotonlarla kuvvetlenir. Bir maser, gaz veya katı halde aktif bir ortamdan ibarettir. Sistem çeşitli frekanslar halinde elektromanyetik bir radyasyona maruz bırakılır. İçerideki atomların çoğu bu tesirle yüksek enerjili (tedirgin) hale gelir. Böylece tahrikli bir frekans hasıl olur. Aktif ortam, rezonans sağlayan bir boşlukla çevrili olduğundan, tek bir çıkış frekansına eşdeğer osilasyon modlu paralel dalgalar teşekkül eder. Bunların optik frekanslarda çalışanlarına optik maser veya laser adı verilir.
    Maser dalgaları oldukça kararlı ve monokromatik (aynı frekans ve fazda) olduğu için astronomi ve uzay haberleşmesinde, gürültü seviyesi olmayan yükselticiler olarak kullanılırlar. Maserde dalga rezonans sistemi, atom enerji seviyelerinden istifade edilerek çalıştığı için, dalga boyları çok küçük olmasına rağmen imal edilmesi mümkündür. Halbuki aynı frekansta mevcut hiçbir manyetik dalga rezonatörü yapılamaz. Çünkü rezonatör yapımı dalga boyu büyüklüğü ile sınırlıdır. Maser dalga boyu 1 mm'den çok küçüktür. Klasik metodlarla elde edilen en yüksek frekansa (daha doğrusu en küçük dalga boyuna) sahip rezonatör radar cihazlarında kullanılmaktadır.

    Tarihçe
    İlk maser rezonatörü (osilatör de denir) Charles H. Townes, James Gordon ve Herbert Zeiger tarafından 1954 senesinde yapıldı. Bu maserde amonyak gazının özel frekansından istifade edildi. Azot atomu amonyak molekülünde (NH3) hidrojen atomları arasında 24.000 MHz ile titreşir. Bu frekansla titreşen amonyak molekülleri, havasız elektrostatik bir ortamdan geçirilirken aynı frekansta titreşen amonyak molekülleri bir hüzme şeklinde rezonatöre gelir. Rezonatör de enerji seviyelerindeki değişmelerle foton üretimine sebep olur. Bu fotonlar aynı fazda, aynı frekansta mikrodalgalar halinde titreşirler. Mikrodalga, rezonatörden dalga klavuzu ile alınarak yayınlanır.


    Maserin kullanıldığı yerler


    Maserin kullanıldığı en mühim saha haberleşmedir. Haberleşmede karşılaşılan en büyük sıkıntı muhabere edilen kanalların mahdut olmasıdır. Böyle bir muhabere trafiğinde yayınların birbirine müdahale etmemesi için, mikrodalga (yüksek frekans) kullanılması gerekir. Maser bu tür haberleşme için çok uygundur. Mikrodalga ile yayında, yayın yapan istasyonla alıcının birbirini görmesi lazımdır. Bu bakımdan ara istasyonlara ihtiyaç vardır. Dünya etrafında yörüngede bulunan uydular, ara istasyon vazifesi yaparlar. 1962 senesinde yörüngeye oturtulan Telstar uydusu bu vazifeyi icra etmektedir. Telstar 3700-4200 ve 5925-6425 MHz bandlarında maser yayını alır ve yükselterek yayınlar.
    Maser'in kullanıldığı bir saha da, uzaya fırlatılan araçların göndereceği bilgiler içindir. Uzay aracı çok küçük ve mesafe çok uzak olduğu için mikrodalga vericisinin hem küçük hem de yaptığı yayının gürültüsüz olarak alınması gereklidir. Maser bu maksada mükemmel cevap verir. 1964 senesinde 383.180 km mesafedeki ay yüzeyinden Ranger VII ay modülünün gönderdiği TV yayınları ile 1965 senesinde 215.740.000 km mesafedeki Mars yüzeyinden Mariner IV'ün gönderdiği çok net resim yayınları, maser ile sağlanmıştır. Bu kadar uzak mesafeden optik ve radyo dalgaları ile TV ve resim yayını mümkün değildir.
    Maser yayını ile uzaydaki gazların cinslerini tesbit etmek mümkündür. Bu maksatla hidrojen atomu ile 1421 MHz'de çalışan hidrojen maseri yapılmıştır.

#29.09.2007 20:52 0 0 0
#29.09.2007 20:49 0 0 0