CA-CHALLENGE

CA-CHALLENGE

Üye
13.07.2007
Üsteğmen
23.964
Hakkında

  • Konu: Marco Polo
    Marco Polo (d. 1254, Venedik - ö. 1324) İtalyan gezgin.

    Venedikli bir tüccarın oğludur. Çocukluğunda, Karadeniz ve Akdenizdeki ticaret merkezlerine uğrayan babasıyla yolculuklar yaptı.

    Dünya seyahati

    Papa 9. Gregorius, babası ile amcasını Kubilay Han'a mektup göndermekle görevlendirdi (1271). Marco Polo, onlarla birlikte Hanbalık'a (Pekin) gitti. Anadolu, Mezopotamya, İran, Türkistan, Pamir Dağları, Gobi Çölü, ve Çin'i dolaştı. 2,5 yıl kadar süren bu yolculuklarından sonra Kubilay Han'ın verdiği görevle 17 yıl doğu ülkelerini dolaştı. Tarih, etnografya ve coğrafya incelemeleri yaptı.

    Kubilay Han tarafından görevlendirilmesi

    1292'de babası ve amcasıyla birlikte, İran Şahı'yla evlenecek bir prensesi götürmekle görevlendirildi. Deniz yolunu seçerek, 14 gemi ve 600 kişiyle yola çıktılar; Koromandel kıyıları ve Dekkan yarımadasını dolaşarak Hürmüz limanına vardılar. 18 ay süren bu zorlu yolculuk sonunda geriye 20 kişi kaldı.

    Kitabı

    1295'te Venedik'e dönen Marco Polo, yeniden ticarete atıldı. Ancak Cuzzolo savaşından sonra Cenevizliler'e esir düştü (1298). Tutukevinde kaldığı süre içinde, arkadaşı Rusticheollo do Pisa'ya yolculuk anılarını yazdırdı. Çeşitli halkların toplumsal hayatlarını, törelerini ince ayrıntılarıyla anlatan bu kitap, coğrafya bilgilerinin yanısıra etnolojik ve sosyolojik değer taşımaktadır. Il Milione adıyla birçok kez yayımlanan eser Uzakdoğu ve Afrika'nın Avrupa'da tanınmasına katkıda bulundu.

    Aynı zamanda Italo Calvino'nun Görünmez Kentler adlı kitabının da başkahramanıdır. Kubilay Han, Marco Polo'ya şehirleri görüp anlaması için görev verir. Marco Polo da kendi gözüyle gezdiği şehirleri anlatır. Ancak bu bilgiler yeni yerler fethetmek için gerekli bilgiler değildir.

#26.09.2007 21:47 0 0 0
  • Lingua programı

    Lingua programı nedir, neleri içerir?

    Socrates programının bir alt programı olan Lingua programı, Avrupalılara, kendi dillerinin dışında, topluluk üyesi ve aday ülke dillerinden birkaçını öğretmeyi amaçlıyor. Bu programla, Avrupa dillerinin kaliteli, uzun süreli eğitim ve öğretimini yaygınlaştırmak, özendirmek ve desteklemek hedefleniyor.

    Dil eğitimi için Avrupa'ya gidilebilir mi?

    Büyük olasılıkla 2005 yılı başından itibaren dil öğretimiyle ilgili projeleri uygulamaya başlayacak olan ülkeler, karşılıklı anlaşmalarla Avrupa dillerini birbirlerinin vatandaşlarına öğretecekler. Okullar, üniversiteler, özel kurslar, enstitüler gibi dil eğitim ve öğretimiyle ilgili tüm kurum ve kuruluşlar, tüm üye ve aday ülkelerde kısa ve uzun dönemli dil kursları düzenleyecek.

    Dil kurslarına kimler gidebilir?

    Avrupa dillerinin öğretilmesinde hedef kitle, ilkokuldan üniversitelere kadar bütün öğrenciler, eğitimlerini tamamlamış insanlardan emeklilere kadar tüm topluluk ve aday ülke vatandaşları.

    Hangi diller öğretilecek?

    Socrates eğitim programına üye olan bütün ülkelerin dilleri Lingua projeleri kapsamında öğretilecek. Bunlar İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca, İtalyanca, Portekizce, Flemenkçe, Danimarkaca, Norveççe, İsveççe, Fince, Yunanca, Bulgarca, Çekçe, Slovakça, Romence, İzlandaca, Polonyaca, Macarca, Türkçe ile Litvanya, Slovenya, Letonya, Estonya, Malta dilleri ve Keltçe gibi az öğretilen ve kullanılan diller.



#26.09.2007 21:40 0 0 0
  • Osmanlı'yı Yeniden Keşfetmek Kitap Tanıtımı - Osmanlı'yı Yeniden Keşfetmek Kitap Özeti
    noimage

    İlber Ortaylı
    Timaş Yayınları;
    İstanbul, 2006, 17. baskı, 14 x 20 cm, 192 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.
    ISBN No: 9752633714


    'Osmanlı Devletinin kuruluşunun 700. yıl kutlamaları Türkiyede umulmaz bir ilgi uyandırdı ve Türk toplumu yedi asırlık tarihine ilgi duymaya başladı. Bu ilgi, kuru bir hamaset çizgisini geçti, anlaşılan toplumsal düşüncenin ve yorumlamaların tekâmül etmesi dolayısıyla 'Osmanlı İmparatorluğu nedir? Bu imparatorluğun kurumları nedir? Yaşam şekli nedir? Bizim için anlamı nedir? ' gibi sorulara cevap aranmaya başlandı. Ve bu meyanda, çalışmalar, hazırlıklar yapmak ve yaptıklarımızı geniş kitleye tanıtmak gibi bir ihtiyaç hâsıl oldu. Şüphesiz ki elinizdeki bu kitap da bunlardan birisidir ve o iddiadadır.'

    - İlber Ortaylı

    Geçmişten geleceğe tarihî gelişmelere ışık tutarken, tarihin bıraktığı izleri irdeleyen İlber Ortaylı bu sefer okuru Osmanlı'yı; padişahları, sarayları, yönetim şekli, semtleri ve abidevî eserleriyle kısacası kendine özgü kimliğiyle yeniden keşfetmeye davet ediyor...

    (Tanıtım Yazısı'ndan)

#26.09.2007 21:35 0 0 0
  • Yeni bir biyonik el icat edildi
    Yeni bir biyonik el piyasaya çıktı ABD'de ellerini kaybedenler için yeni bir biyonik el piyasaya sürüldü. Daha önceki benzerlerinden ayrılan bu yeni ürünle tokalaşılıyor, bankadan para çekiliyor.
    Normal bir elden beklenen pek çok hareket biyonik elden de sağlanıyor. Yeni üründen en çok Irak ve Afganistan'daki savaşlarda kollarını kaybeden ABD askerlerinin faydalanacağı düşünülüyor.
    Irak ve Afganistan'daki çatışmalar sırasında kollarını kaybeden amerikan askerleri için yeni bir umut doğdu.
    ABD'de piyasaya sürülen yeni bir biyonek el bu alandaki eksikliği giderecek türden.
    Biyonik eli daha önce piyasaya çıkan benzerlerinden ayıran en önemli özellik cisimleri kavrayabilmesi. Bu sayede normal bir elden beklenebilecek pek çok hareket yeni biyonik elden de sağlanıyor.
    çııÖÖçş2005'de Irak'ta bir patlama sonucu sol kolunu kaybeden ABD'li asker Juan Arredondo da yeni üründen memnun olanlardan:
    "Doğal hareketleri yaparken; kalem almak, küçük cisimleri kaldırmak gibi parmakları oynatabiliyorum, eli olan biri için bunlar normal ama benim elim yoktu ve şimdi bu hareketleri yapabilen bir el var."
    Biyonik elin fiyatı ise piyasada 65 bin ile 150 bin dolar arasında değişiyor.

#26.09.2007 21:23 0 0 0
  • noimage



    Antropolojide devrim: Hobbitler

    Bilim adamları soyu 12 bin yıl önce tükenmiş ve insana benzeyen yeni bir canlı türü ortaya çıkardı. 1 metre boyundaki 'tür', Endonezya civarındaki takımadalarda yaşıyordu. Söz konusu türün, tropikal ormanlarda hala yaşama olasılığı olduğu belirtiliyor.




    BBC / Londra
    NTV-MSNBC



    28 Ekim 2004 — Avustralyalı bilim adamlarının Liang Bua bölgesinde gerçekleştirdikleri kazı çalışmalarında çıkartılan kemikler, arkeoloji tarihinde yeni bir dönem açıyor. Yerin 6 metre altında bulunan diş, kuyruk sokumu ve kafatası üzerinde yapılan incelemede, canlının insandan farksız olarak dik yürüdüğü saptandı. Yeni canlının adı, iskeletin bulunduğu Flores Adası'yla birleştirilerek Homo floresiensis olarak belirlendi. Bulunan iskeletin ise en az 18 bin yıllık olduğu kesinleşti.

    AĞACA TIRMANIYOR, FİL AVLIYOR
    Homo floresiensis canlısı 1 metre boyunda ve boyuna göre oldukça uzun kollara sahip. Canlının kafatası ise greyfurt büyüklüğünde. Arkeologlar aynı bölgede 6 isleket kalıntısı daha çıkardılar. Hobbit yaşadığı yıllarda adada, köpek büyüklüğünde fareler, dev kara kaplumbağları, dev kertenkeleler ve at büyüklüğünde cüce fillerle mücadele ediyordu. Homo floresiensis'in cüce filleri avlamak için çeşitli teknikler geliştirmiş olduğu düşünülüyor.
    Boylarının kısa olması nedeniyle, J.R.R. Tolkien'in ünlü 'Yüzüklerin Efendisi' romanının kahramanları Hobbit'lerden ilhamla, bu isimle de anılan Homo floresiensis'ler, uzun kollarını ağaçlara tırmanmada kullanıyor olabilir. Dev kertenkelelerin bir zamanlar cirit attığı ormanlarda, çocuklarını ağaç dallarına yaptığı yuvalarda saklayan Hobbit, için ağaca tırmanmak günlük bir iş.

    OLDUKÇA ZEKİ BİR YARATIK
    Bilim adamları Homo floresiensis'in ufak boyunu adadaki doğal kaynakların kıtlığına bağlıyor. Bir adada mahsur kalan canlı, türü ne olursa olsun, farklı ve öngörülemeyen bir evrim sürecine giriyor. Hobbit'in yonttuğu taşlar ise bilim adamlarını şaşırtıyor. Beyninin şempanze ile aynı büyüklükte (380 cc) olması, beyin büyüklüğü ile entellektüel deha arasında direkt bir bağ olduğu savını da zayıflatıyor.

    HOMO ERECTUS'LARLA AKRABA MI?
    Homo floresiensis canlısının, komşu adalardan Java'da yaşayan Homo erectus ile akraba olduğu düşünülüyor. Bir teoriye göre Homo erectus canlıları bir şekilde Java Adası'ndan Flores adalarına yaklaşık 1 milyon yıl önce ayak basmış olabilirler. Erectuslar geri dönemedikleri için adada kalmış ve yeni adanın şartlarına uygun yeni bir evrime girerek, Hobbit'lere dönüşmüş olabilir. Ancak, bu teorinin şöyle bir açığı var. Homo erectus'ların Flores Adası'na ulaşmaları için kayık kullanmış olmaları gerek. Fakat, Homo Erectus'ların kayık yapacak entellektüel becerileri olmadığı düşünülüyor.

    EFSANEVİ YARATIKLAR GERÇEK OLABİLİR
    Hobbit canlısının tüm arkeolojik bulguların ötesinde, kültürel antropoloji açısından da bir çığır açtığı söylenebilir. Artık bilim adamları efsanevi yaratıklarla ilgili yerel söylenceleri daha dikkatli incelemek durumundalar. Flores Adası'nın şimdiki sakinlerinin adada yaşadığı söylenen Ebu Gogo adlı 'küçük insan'larla ilgili son derece geniş bir sözlü kültürleri var. Adalılar, Ebu Gogo'ların 1 metre boyunda ve kıllı yaratıklar olduklarını, fısıltıyı andıran bir dille konuştuklarını söylüyorlar. Söylencelere göre, Ebu Gogo'lar, adeta bir papağan gibi kendilerine söylenenleri geri tekrar ediyorlardı.
    Kısaca, İrlanda'da Leprechauns ve Avustralya'da Yowies gibi efsanevi yaratıklar, Hobbit gibi yakın zamanlara kadar ayakta kalabilmiş bir takım insansı canlılar olabilir.

    HOBBİT'LER HALA CANLI'
    Hobbit'lerin soyu 12 bin yıl önce Flores Adası'naki volkanın patlayarak etrafındaki tüm canlı hayatı yok etmesiyle tükeniyor. Ancak iş bu kadarla bitmiyor. Flores Adası sakinleri, Hollandalı sömürgecilerin adaya bastıkları 17. yüzyılda, Hobbit'lerin hala canlı olduğunu iddia ediyor. Dahası, Hobbit'leri konu alan son efsane, onların 100 yıl öncesine kadar bir yerlerde yaşadığına ve avlandığına dair.
    Araştırmanın yayımlandığı Nature dergisi editörü Henry Gee, konuyu bir adım ileri götürüyor ve Hobbit'leri hala canlı olabileceğini vurguluyor. Gee'ye göre, Hobbit'ler Endonezya'nın tropikal ormanlarında bir yerlerde bulunabilir.

    DNA'LARI SAĞLAM OLSUN YETER
    Bilim adamları, Hobbit'lerin ortaya çıkarılmasının evrimle ilgili tüm bilgilerin yeniden gözden geçirilmesine neden olacağını belirtiyorlar. Çünkü, sadece 12 bin yıl öncesine kadar insansı canlıların ayakta kalmış olma ihtimali, hatta bunların hala canlı olma ihtimali şimdiye dek hiç düşünülmemişti.
#26.09.2007 21:21 0 0 0
  • Süper Hızlı internet
    Newsweek dergisinin haberine göre, Güney Kore ve Japonya'da geliştirilen "optik geniş bant" internet erişimiyle 4.7 gigabyte büyüklüğünde bir filmi 6 dakikada indirmek mümkün olacak.

    İnternetteki veri çokluğuna karşın bağlantı hızların düşüklüğü, özellikle Türkiye gibi internet erişiminin alınan hizmete oranla çok yüksek olduğu ülkelerde büyük bir sorun iken Japonya ve Güney Kore bağlantı hızı konusunda devrim yapmaya hazırlanıyor.

    Mevcut klasik geniş bant internet bağlantılarında büyük fotoğraf, müzik ya da film indirmek oldukça uzun zaman alırken, yeni geliştirilen "optik geniş bant" internet dünyasında yeni bir çığır açacak.

    SÜPER HIZLI İNTERNET

    Newsweek dergisinin "Süper hızlı internet" olarak nitelendirdiği bu yöntemin fiber kablolarla evlere internet hizmeti olduğu kaydediliyor. Söz konusu iki ülkede çok sayıda insan tarafından kullanılmaya başlanan bu bağlantının saniyede 100 megabitlik bir hız sunduğu kaydediliyor. Bu bağlantı, varolan erişim hızının 20 katından daha yüksek bir erişim hızı vaad ediyor.

    Optik geniş bant sistemi ile 2 saat süren 4.7 gigabyte boyutundaki bir filmin bilgisayara indirilmesi sadece 6 dakika sürüyor.

    HOLLYWOOD KAYGILI

    Ancak pek çok internet kullanıcısı için rüya gibi gelen bu bağlantı hızından rahatsızlık duyan kesimler de bulunuyor. Asya'da bulunan DVD oynatıcı üreticileri, bir filmi 6 dakikada indirebilen hiç kimsenin bir DVD oynatıcıya ihtiyacı olmayacağına inanıyor.

    Bu bağlantıya sahip kişilerin yasadışı yollardan film indirebileceği inancı, Hollywood tarafında ise fikri haklar açısından kaygı yaratıyor.
#26.09.2007 21:11 0 0 0
  • Cennetteki Ebedi Gençlik:

    Kuran ahlakından uzak yaşayan kimseler, daha gençlik yıllarından itibaren yaşlılık korkusu içinde yaşarlar. Bir yandan yaşlılığın getirdiği hastalıkları, acizlikleri düşünür, diğer yandan da bu durumda kendilerine bakacak birinin olup olmayacağı konusunda endişeye kapılırlar. Bu ve benzeri endişeler taşıyan çok sayıda insan yaşlılık konusuna çok karamsar bakar.

    İnsan vücudunda 20'li yaşlardan itibaren hücrelerin yenilenme hızı azalmaya, cilt eski esnekliğini kaybetmeye başlar. İlerleyen senelerde de bu yıpranma gözle görülür hale gelir. Bu durum insanlarda ciddi bir kaygı meydana getirir. Gençliklerinin ellerinden gitmesine seyirci kalmaktan dolayı üzüntü duyarlar. Elbette ki bu durum iman etmeyen kimseler için geçerlidir. Çünkü müminler geçici dünya hayatında karşılaşabilecekleri tüm eksiklikler, hastalıklar ve acizlikler için Allah'a tevekkül ederler. Bir ibadet olarak mümkün olan her sebebe sarılır, din ahlakından uzak yaşayan insanların aksine her türlü korku ve endişeden uzak bir hayat yaşarlar. Ayrıca dünyadaki güzelliklerin özel olarak eksik ve kusurlu yaratıldıklarını, asıl hayatın ahiretteki sonsuz yaşam olduğunu bilerek cennete kavuşma çabası ve umudu içinde yaşarlar.

    Dünya hayatı gelip geçici bir yurttur. Allah tüm nimetlerin asıllarını ahirette yaratacak ve samimi kullarına sunacaktır. Cennette insanlar hep genç, güzel, sağlıklı ve dinç olacaklardır.

    Kaldı ki dünya şartları içinde bir kimse ne kadar uzun yaşarsa yaşasın, yaşlanma belirtileri ne kadar gecikirse geciksin veya ne kadar sağlıklı olursa olsun ömrü bir gün mutlaka sona erecektir. Oysa hem Kuran ayetlerinde hem de Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, cennet nimeti olarak gençliğin sonsuza kadar süreceği vurgulanmıştır:

    Cennealsız olarak Yusuf (a.s.) güzelliğinde, Eyüp (a.s.) muhabbetinde ve otuz yaşlarında gençler olarak girersiniz. [Ramuz el-Ehadis-1, s. 249/15]

    İnsanlar, düşük çocuktan şeyhi faniye (yaşlıya) kadar, otuz üç yaşındaki oğullar olarak, Adem (a.s.) yaratılışında ve Yusuf (r.a.) güzelliğinde, Eyüp (a.s.) ahlakında sürmeli ve süslü olarak haşrolur. (Ve öyle cennete girerler.) [Ramuz el-Ehadis-2, s. 507/6]

    Otuzlu yaşlar olgun bir kişiliğin oturduğu, yüz ifadesi, konuşma, hal ve tavır olarak gençliğin olabilecek en güzel dönemidir. Ancak unutmamak gerekir ki, cennetteki dinçlik ve gençlik de dünyadakinden çok farklıdır. Çünkü dünya şartlarında genç bir kişi de pek çok acizlik içinde yaşar. Allah cennet ehlini ahirette her türlü eksiklikten, kusurdan uzak yeni bir yaratılışla yaratmıştır. Allah bu cennet nimetini bir ayette şöyle bildirmiştir:

    Çevrelerinde (gençlikleri ve dinçlikleri) ebedi kılınmış civanlar dolaşır-durur; sen onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın. (İnsan Suresi, 19)

    Cennet Ehlinin Yaşıt Olması:

    Cennet ehlinin yaşıt olması Allah'tan büyük bir nimettir. Yaş farkı din ahlakından uzak yaşayan insanlar arasında çoğu zaman bir uyumsuzluğa ve iletişimsizliğe sebep olur. Çoğu zaman birbirleriyle aynı yaşta olan insanlar kendi aralarında daha rahat ettikleri için gruplaşma yoluna giderler. Elbette ki bu durum Müslümanlar için geçerli değildir. Müslümanlar hangi yaşta olurlarsa olsunlar birbirleriyle son derece iyi anlaşır, kendilerinden küçük veya büyük her yaştan insanla rahatça dostluk kurabilirler. Cennette Müslümanların birbirlerine yaşıt olarak yaratılmaları ise Allah'tan sunulan ayrı bir nimet ve güzelliktir. Peygamberimiz (sav) bir hadisinde cennet ehlinin yaşlarının ebediyen değişmeyeceğini haber verir:

    Bir kimse cennetlik olarak ölünce, büyük veya küçük, yaşı ne olursa olsun, otuz yaşında bir kimse olarak cennete girer ve artık bu yaş ebediyen değişmez. Cehennemlikler için de durum böyledir. [(Tirmizi), Kütüb-i Sitte-14, s. 450/5]

    Kuran'da cennettekilerin yaşıt olduklarına dikkat çekilen diğer ayetler ise şöyledir:

    Onları hep bakireler olarak kıldık, eşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt, (Vakıa Suresi, 36-37)

#26.09.2007 14:40 0 0 0
  • Yüce Allah hepimizi sapkınların şerrinden korusun. ve o yoldan ilerlemekte olanlarada o yolda gitmemeleri yönünde yardım etsin.
#26.09.2007 14:38 0 0 0
#26.09.2007 14:34 0 0 0
#26.09.2007 14:33 0 0 0
#26.09.2007 14:33 0 0 0
#26.09.2007 14:33 0 0 0
#26.09.2007 14:32 0 0 0
#26.09.2007 14:32 0 0 0
#26.09.2007 14:32 0 0 0
#26.09.2007 14:30 0 0 0
#26.09.2007 14:30 0 0 0
  • Google, birkaç yıl içinde 100 dilden çeviri yapan hizmetini devreye sokuyor. Tüm siteleri Türkçe okumak mümkün olacak

    internet dünyayı değiştirdi, Google ise inteneti yeniden yarattı. Bu konuda artık kimsenin şüphesi yok Stanford üniversitesi'nden iki genç kafadarın kurduğu Google şimdi tarihi bir devrime daha imza atmaya hazırlanıyor.

    Internet, günümüzde bir bilgiyi aramak için kullanılan en etkili yol, ancak o bilginin yazıldığı dil bilgiye ulaşmaktaki en büyük engellerden biri. İnternetin yaklaşık yüzde 65'i İngilizce yazılmış dokümanlardan oluşuYOR Ancak Arapça, Rusça, Çince gibi Latin Alfabesi kullanmayan dillerdeki bilgilere ulaşmak bu dili konuşmayan kişiler için çok zor. Bu konuda Google gibi birçok arama motoru dilden dile çeviri programlan ile kullanıcılara yardımcı olmaya çalışıyor; ancak Almanca bir dokümanın İngilizce çevirisi bile anlaşılmayacak düzeyde olduğu içini bu yöntem hiç etkili değil. İşte bu sorun önümüzdeki birkaç yıl içerisinde Google tarafından ortadan kaldırılıyor.
    BM ve AB Destekliyor


    Google'ın Los Angeles laboratuvarında geliştirdiği sistem şu an internette yer alan çeviri programlarından/sayfalarından çok farklı bir şekilde çahşıyot Varolan sözlükler ya da simultane tercüme programları çeviri yaptıkları dilin gramer kuralları dahilinde cümle içindeki kelimelerin teker teker anlamlarına bakarak çeviri gerçekleştiriyor. Google' ın geliştirdiği sistem ise şimdiye kadar bire bir çevrilen milyonlarca dokümam referans alarak çeviri yapacak. Google bilgisayarlarına aylardan beri birleşmiş milletler ve Avrupa Birliği'nin dünyanın çok değişik dillerine çevrilmiş olan binlerce dökümanı yükleniyor. Bu metinler daha sonra yeni çeviriler için kaynak olarak kullanılacak.

    Çığır Açıcı ve Şaşırtıcı

    Yani siz Çince bir metni Google' e girdiğinizde Google bilgisayarları hemen o metinde yer alan ifadeleri daha önce veritabanına kaydettiği metinlerde arayıp hemen karşılığını bularak size ulaştıracak. Tabi ki bu bahsettiğimiz çeviri işlemi 1 saniyeden daha kısa bir sürede gerçekleşecek Tek bir tıklama ile tamamı Çinçe olan web sitesini karşınızda Türkçe olarak. hem de mükemmel bir çeviri ile göreceksiniz. Google'ın otomatik çeviri çalışmalarının yürütüldüğü laboratuarının başındaki 3 dil bilen Alman asıllı mühendis Franz Och var. Özellikle Çince, Arapça ve Rusça' da büyük başarıya ulaştıklarını söyleyen Och, "Uzun zamandır otomatik çeviri işi içinde olan insanlar bizim Arapça-İngilizce çeviri çalışmalarımızı gördüklerinde, sonuçların şaşırtıcı ve çığır açıcı olduğunu söylediler" dedi. Google'ın hedefi projeyi aralarında Türkçe'nin de olduğu 100 dilde çeviri yapacak şekilde genişletmek.

    Arapça, Çince ve Rusça çeviriyi denemek için adres:

    http://www.google.com/language_tools?hl=en
#26.09.2007 14:05 0 0 0
  • Anne Sütü Denen Mucize

    Annenin yenidoğan bebeği için yapabileceği en önemli şey, onu emzirmektir. Anne sütü, bebeğin hem besini, hem de ilk aşısıdır, annesiyle arasında kurulan ilk köprüdür.

    Yenidoğan Bebek Ne Zaman Emzirilmelidir?

    Her bebek doğar doğmaz mümkün olan en kısa zamanda, tercihen ilk yarım saat içinde, annenin memesine verilmelidir. Doğum sonrası beklemeye gerek yoktur. Anne bebek arasında emzirme ne kadar erken başlarsa, o kadar kolay sürecektir. Gelen ilk süt ( kolostrum) bebeği enfeksiyonlardan koruyacak, bağışıklık sistemine destek olacak çok değerli maddeler içermektedir. Bazen yanlış uygulamalarla, kolostrum bebeğe verilmemekte, süt gelmesi beklenirken bebeğe şekerli su veya mama verilmekte, karnı doyan bebek meme emmeye ilgi göstermemektedir.

    Anne Sütü Gelmezse Ne Yapılır?
    Özellikle sezaryen ile doğum yapan annelerde, süt hemen gelmeyebilir. Ancak eğer bebek çok düşük kilolu, erken doğan bir bebek değilse vücudundaki enerji depoları, ona anne sütü gelene kadar (birkaç gün) yetecektir. Bu sırada kolostrumu alması hem bağışıklık sistemini destekleyecek, hem de bebeğin emme uyarısıyla sütün gelişi kolaylaşacaktır.

    Anne Sütünün Bebeğe Yeterli Olduğu Nasıl Anlaşılır?
    Anne sütü gelip te emzirme başladıktan sonra, anne bebek için yeterli olup olmadığından endişe edebilir. Bebeğin ağlaması, çevrenin yanlış yönlendirmesi zaten doğum sonrası hassas bir dönemde olan anneyi şüpheye düşürebilir. Oysa ki, hiçbir anne yoktur ki, sütü bebeğine yetmesin! Her anne, bebeği için yeterli süt üretebilir, yeter ki, doğru bilgiyle yola çıksın ve çevresinden de destek görsün. Anne sütünün yetmesi için en önemli koşul, bebeğin ilk 6 ay su dahil ek hiçbir şey verilmeden ve istediği sıklıkta emzirilmesidir. Bebek istediği sıklıkta emzirilir ve anne endişeden, stresten uzak kalırsa günden güne sütün artacağı görülecektir. Aylık kontrollerde, çocuk doktoru da bebeğin yeterli kilo aldığını onaylıyorsa, herşey yolunda demektir. Bu arada, ilk 2 haftalık dönemde bebeğin ağırlık kaybının tamamen normal olduğu, anne sütünün yetersizliğini göstermediği de bilinmeli, ölçümlerde 15 günden sonrası dikkate alınmalıdır.

    Anne Sütü Ne Zamana Kadar Verilmelidir?
    Anne sütü, ilk 6 ay tek başına bebek beslenmesi, büyümesi için yeterlidir. 6 ayda uygun ek gıdalara başlanarak 2 yaşa kadar sürdürülmesi önerilir. Anne sütünün besleyici ve koruyucu özellikleri 1 yaştan sonra da devam etmektedir. Dünya Sağlık Örgütü ve Unicef, 2 yaşa kadar emzirmenin sürmesini önermektedirler. Bu şekilde, bebek yaşama sağlıklı bir başlangıç yapacaktır.

#26.09.2007 14:02 0 0 0