Bilgisizlik, gerçeği tanımama. İslâm, tam bir aydınlık ve bilgi devri olduğu için, Arabistan'da İslâmiyet'in yayılmasından önceki devre, daha dar anlamı ile Hz. İsa'dan sonra peygamberimizin gelmesine kadar geçen zamana "cahiliyye" devri adı verilmiştir.
Cahiliyye, insanın Allah'ı gereği gibi tanımaması, ona kulluk etmekten uzaklaşması, onun ilâhî hükümlerine değil de kişinin kendi hevâ ve hevesine uyması, insanların koyduğu emir ve yasaklara, siyasî sistem ve düşüncelere inanmasıdır. Kur'an-ı Kerîm'de: "Onlar hâlâ Cahiliyye devri hükmünü mü istiyorlar? Gerçeği bilen bir millet için Allah'dan daha iyi hüküm veren kim var?" (el-Mâide, 5/50) buyurulur. İslâm'ın hakim olmadığı ortamlar Cahiliyye çağlarıdır. Çünkü ilâhî bilginin kaynağından yoksun olan ortamlardır. İslâm'ın gelişinden önceki dönemde yaşayan müşrikler Allah'a isyan etmiş onun hükümlerine sırt çevirmiş bir toplum olarak son derece ilkel ve cahil hayat sürüyorlardı. Cahiliyye Arapları'nın sürdüğü hayattan ve içinde yaşadıkları ortamdan bazı örnekleri şöyle sıralamak mümkündür:
Putlara Taparlardi
Cahiliyye insanları Allah'ın varlığını kabul etmekle beraber putlara taparlardı. Onlar putlarının Allah katında kendilerine şefaatçı olacaklarına inanırlar ve: Biz onlara ancak bizi daha çok Allah'a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz" (ez-Zümer, 39/3) derlerdi.
Icki Icerlerdi
Şarap içmek adeti çok yaygındı. Şairleri her zaman içki ziyafetinden bahseder, içki şiirleri edebiyatlarının büyük bir kısmını teşkil ederdi. Hatta Enes b. Mâlik (r.a.)'in bildirdiğine göre İslâm'da içki, Mâide Suresi'nin doksan ve doksanbirinci ayetleriyle kesin olarak haram kılınmış, Hz. Peygamber (s.a.s) tellal bağırttırarak bunu ilân ettiğinde Medine sokaklarında sel gibi içki akmıştır (Müslim, Eşribe, 3).
Kumar Oynarlardi
Cahiliyye çağında kumar da çok yaygındı. Cahiliyye Arapları kumar oynamakla övünürlerdi. Öyle ki kumar meclislerine katılmamak ayıp sayılırdı. Onların şairlerinden biri karısına şöyle vasiyette bulunur:
"Ben ölürsem, sen, aciz ve konuşma bilmeyen, iki yüzlü ve kumar bilmeyen birini isteme."
Tefecilik Yaparlardi
Tefecilik almış yürümüştü. Para ve benzeri şeyleri birbirlerine borç verirler; kat kat faiz alırlardı. Borç veren kimse, borcun vadesi bitince borçluya gelir: "Borcunu ödeyecek misin, yoksa onu artırayım mı?" derdi. Onun da ödeme imkânı varsa öder, yoksa ikinci sene için iki katına, üçüncü sene için dört katına çıkarır ve artırma işlemi böylece kat kat devam ederdi. Tefecilik ve faizin her çeşidini haram kılan Allah, özellikle Araplar'ın bu kötü âdetlerine dikkati çekerek "-Ey iman edenler! Kat kat faiz yemeyin." (Âli İmrân,3/130) buyurmuştur.
Faiz Oranlari Cok Büyüktü
Faizcilik Araplar arasında o kadar yerleşmişti ki ticaretle onun arasını ayıramıyorlar; "Faiz de tıpkı alış-veriş gibi" diyorlardı. Bunun üzerine inen ayette: "Allah alış-verişi helâl, faizi ise haram kılmıştır. " (el-Bakarâ, 2/275) buyrulmuştur.
Fuhus Cok Büyük Orandaydi
Cahiliyye Araplar'ı arasında fuhuş da nadir şeylerden değildi. Cariyelerini zorla fuhuşa sürükleyenler vardı. Kur'an-ı Kerîm'de bu hususa işaretle: "İffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. " (en-Nûr, 24/33) buyurulur.
Kocanın birkaç metresi olduğu gibi, kadının da başkalarıyla ilişkide bulunması, bazı çevrelerce nefretle karşılanmayan bir davranıştı. Fuhuşla ilgili Cahiliyye Araplarının şu adetlerini zikredebiliriz:
Kadın âdetinden temizlendikten sonra kocası ona "şu adama git ve ondan hamile kal" derdi. Kadın istenilen adamla beraber olduktan sonra kocası hamileliği belli oluncaya kadar ona yaklaşmazdı. Sonra yaklaşabilirdi. Bu, iyi bir çocuğa sahip olmak için yapılırdı.
Sayıları üç ila on arasında değişen bir grup erkek kadının evine girerek, sırasıyla hepsi de onunla cinsi münasebette bulunurdu. Kadın hamile kalıp da doğum yaparsa doğumdan bir kaç gün sonra bu erkekleri çağırır, erkekler de zorunlu olarak bu davete iştirak ederlerdi. Sonra onlara: "Olanları biliyorsunuz, doğum yaptım" içlerinden birine işaret ederek "çocuğun babası sensin" derdi. O da bundan kaçınamazdı.
Bazı fuhuş yapan kadınlar da tanınmaları için kapılarına bayrak asarlardı. Bu tür kadınlardan biri doğum yaptığı zaman teşhis heyeti toplanıp çocuğun kime ait olduğunu tespit ederdi. O da çocuğun babası olduğunu kabul etmek zorunda kalırdı. (Buhârî, Nikah, 36)
Kadına değer verilmez, hak ve hukuku tanınmaz, adeta bir eşya gibi telakki edilip miras alınırdı. Biri ölüp karısı dul kalınca ölenin varislerinden gözü açık biri hemen elbisesini kadının üzerine atardı. Kadın daha önce kaçıp bu halden kurtulamazsa artık onun olurdu. Dilerse mehirsiz olarak onunla evlenir, dilerse onu bir başkasıyla evlendirerek mihrini almaya hak kazanır ve kadına bundan bir şey vermezdi. Dilerse, kocasından kendisine kalan mirası elinden almak için onu evlenmekten menederdi. Bunun üzerine inen ayette: "Ey inananlar! Kadınlara zorla mirascı olmaya kalkmanız size helâl değildir. " (en-Nisâ, 4/19) buyurulmuştur. (Şevkânî, Fethu'l-Kadir, I, 440).
Yiyeceklerin bazısı yalnız erkeklere ait olup kadınlara yasak ediliyordu. "Onlar: Bu hayvanların karınlarında olan yavrular yalnız erkeklerimize mahsus olup, eşlerimize yasaktır. Ölü doğacak olursa hepsi ona ortak olur" dediler (En'âm, 6/139)
Kizlari Diri Diri Topraga Gömerlerdi
Cahiliyye Arapları'nın kötü adetlerinden biri de kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeleriydi. Onlar bunu namuslarını korumak veya ar telakki ettikleri için, bazıları da sakat ve çirkin olarak doğduklarından yapıyorlardı. Kur'an-ı Kerîm'de şu ayetlerde buna işaret edilir: "Onlardan birine Rahman olan Allah'a isnat ettikleri bir kız evlâd müjdelense içi öfkeyle dolarak yüzü simsiyah kesilirdi. " (ez-Zuhruf, 43/17), " Diri diri toprağa gömülen kız çocuğunun hangi suçla öldürüldüğü sorulduğu zaman... " (Tekvir, 81/8-9), "Ortak koştukları Şeyler müşriklerden çoğuna çocuklarını öldürmeyi süslü gösterirdi. "(el-En'âm, 6/137)
Ekin ve hayvanlarını iki kısma ayırıyor bir kısmını Allah'ın böyle emrettiğini sanarak Allah'a veriyor ve bir kısmını da Allah'a eş koştukları putlarına ayırıyorlardı. Onlar bu batıl inanç ve adetlerinde biraz daha ileri giderek Allah'ın payına düşeni alıyorlar, onu eş koştukları putların payına ekliyorlardı. Ama putlarının payından alıp öbürüne ilâve ettikleri görülmüyordu. "Allah'ın yarattığı ekin ve hayvanlardan O'na pay ayırdılar ve kendi iddialarına göre: "Bu Allah'ındır, Şu da ortak koştuklarımızındır" dediler. Ortakları için ayırdıkları Allah için verilmezdi. Fakat Allah için ayırdıkları ortakları için verilirdi. Bu hükümleri ne kötüydü!" (el-En'âm, 6/136).
Bir kısım hayvanlarla ekinlerin bazısını dilediklerinden başkasına yasaklıyorlardı. Ayrıca bir kısım hayvanlara binerken ve keserken Allah'ın adının anılmasına engel oluyorlardı. (el-En'âm, 6/138).
Bunun dışında hayvanlarla ilgili şu adetleri de vardı:
Deve beş batın doğurup beşincisinde erkek doğurursa kulağını çentip serbest bırakırlardı. Artık ona binmeyi ve sütünü sağmayı haram kabul ederlerdi. Buna "Bahîra"* derlerdi.
Saibe*; dileği yerine gelen kimsenin putlara adadığı deve idi. Buna da binilmez ve sütü sağılmazdı.
Vasîle*; koyun dişi doğurursa kendileri için; erkek doğurursa putları için olurdu. Şayet biri erkek, biri dişi olmak üzere ikiz doğurursa, dişinin hatırı için erkeği de kesmezler ve buna "Vasîle" derlerdi.
Hâm* ; bir erkek devenin soyundan on döl alınırsa onun sırtı haram sayılır, su ve otlakta serbest bırakılırdı. Kimse ona dokunmazdı.
Bütün bunlardan başka müşrikler atalarından devraldıkları birtakım adetleri devam ettirme konusunda direniyor ve hatta bunların bazılarının, kendilerini Allah (c.c.)'a daha çok yaklaştırdıklarını ileri sürüyorlardı.
İbn İshak şunları aktarıyor: "Kureyş, ya Fil olayından evvel veya daha sonra meydana geldiğini tahmin ettiğim bir bid'at ortaya çıkardı ki, tarihte (Hums) diye anılıp, asalet-i diniye iddiasından ibarettir." Bunlar: "Biz, İbrahim'in evladıyız, ehl-i Harem biziz, Beyt'in sahibiyiz, Mekke'nin de sâkini bulunuyoruz. Arap kabilelerinden hiçbir kabîle, bizim sahip olduğumuz bu şeref ve itibara sahip değildir. Binaenaleyh biz, bu müstesna mevkiimizin şeref ve itibarını korumalıyız. Bundan sonra Harem haricinde hiçbir şeye tazim etmeyip bütün ihtiramatımızı Harem dahilinde hasretmeliyiz. Meselâ, Arafat'ta halk ile bir sırada, yan yana, omuz omuza durup vakfe etmek, sonra halk ile geri dönüp gelmek bizim kadrimizi tenzil eder" diyorlardı.
İbn İshâk devamla: "Kureyşliler bu asalet fikrini ortaya koydu ve uygulamaya da başladı. Arafat'a çıkmayı, Arafat'tan ifazâyı terk ettiler. Herkes Arafat'ta vakfe ederken, bunlar Müzdelife'ye giderler, orada dururlardı. Ve "Biz ehlullahız, Harem-i Şerif'in hâdimleriyiz" diyerek, diğerleriyle eşitliği kabul etmezlerdi. Fakat bunlar, Arafat'ta vakfe etmenin İbrahim (a.s.)'in dini muktezası olduğunu biliyorlardı. Kinâne ile Hüzâaoğuları da bu hususta Kureyş'e iltihak etmişlerdi.
Bunlar hac için, umre için gelen bedevîlere müdahaleye kadar ileri gitmişlerdir. Harem hâricinden gelen herkesin, Beyt'in ilk tavafı Siyab-ı Hums ile tavaf etmelerini kararlaştırdılar ve uyguladılar. Bu kararın neticelerinden biri: Kim ki adi bir elbise ile gelip tavaf ederse, tavaftan sonra o elbiseyi çıkarıp atması zarûrî idi.
Bu kararların ikinci neticesi ise; asilzadelere mahsus bir elbisesi olmayan bedevî erkeklerin çıplak; kadınların da yalnız önü yırtmaçlı kısa iç gömleği ile tavafa mecbur edilmesidir.
Bu ve bunun gibi pek çok âdetler yürürlükte idi. Rasûlullah (s.a.s)'a iletilinceye kadar da bu âdetler yürürlükte kalmaya devam etti. Daha sonra da A'râf suresinin 26, 27, 28, 31 ve 32. ayetlerinde, çıplak tavaf ile birlikte diğer bid'atler de yasaklanmıştır.
Ebû Hüreyre (r.a.)'den gelen bir rivayete göre, Ebû Bekr es-Sıddık (r.a.) Vedâ Hacc'ından (bir sene) evvel, Hz. peygamber tarafından Hac Emîri* olarak (Mekke'ye) gönderildiğinde, Ebû Bekr de Ebû Hureyre'yi Kurban Bayramı'nın ilk günü Mina'da büyük bir cemaat içinde halka (şu iki maddeyi) ilâna memur kılmıştır. (Ebu Hüreyre): "Ey Nas! İyi biliniz, bu yıldan sonra müşriklerin haccetmeleri, çıplakların da Kâbe'yi tavaf etmeleri yasaktır" demiştir. (Sahîh-i Buhâri, Tecrid-i Sarih Tercümesi, VI,13) Fakat onlar bunu kabule yanaşmamışlar, atalarını körükörüne taklide çalışmışlardır. "Onlara: Allah'ın indirdiğine ve peygambere gelin dendiği zaman: Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter' derler. Alaları bir şey bilmeyen ve doğru yolu da bulamayan kimseler olsalar da mı?" (el-Mâide, 5/104). İslâm, topluma hakim olunca bütün bu cahilî sistemin ilkel davranışlarını tamamen yasaklamıştır" (el-Mâide, 5/103).
Bütün bunlara baktığımızda, Cahiliyye'nin bir inanma biçimi olduğunu görüyoruz. Cahiliyye; bir şeyi gerçeği dışında bilmek, anlamak ve buna göre amel etmek demektir. Bu duruma göre Cahiliyye; insanın ve toplumun İslâm öncesi ve İslâm dışı bir yaşayış biçimiyle yaşaması demektir. Doğru yolun zıddı, ilmin aksi olan, eskiyen ve değişken olan, bölgelere, kavimlere ve anlayışlara göre kurulan her türlü İslâm dışı rejimler; cahilî sistemler ve hükümlerdir.
Her insan konuşmayı ve susmayı yerine ve zamanına göre en güzel şekilde ayarlamasını bilmelidir.
Atalarımız da: "Çok söz yalansız, çok para da haramsız olmaz." demiştir. Bir de şöyle güzel bir ifade vardır türkçemizde: "Bilirsen güzel kelam söyle ibret alsınlar, bilmezsen sükut eyle adem sansınlar." Allah insana bir ağız, iki kulak vermiştir. Bunun da en bariz şekildeki manası: "Bir konuş, iki dinle" demektir. "Söz gümüş ise, sükût altındır" cümlesini hemen hemen hepimiz hem çok kereler duymuşuz, hem de aynı şekilde söylemişizdir.
Konuşma; insanın, hemcinslerine meramını anlatabilme özelliğidir. Cenab-ı Allah (c.c.) bu müstesna özelliği canlı varlıklar içinde yalnız insanlara bahşetmiştir. İnsanı diğer yaratıklardan ayıran ve ona ayrı bir değer kazandıran konuşma, tarifi mümkün olmayan çok üstün bir meziyettir. Onun için her insan konuşma usül ve üslubunu yerli yerince kullanmalıdır. Konuşma; insanın kişiliğini, seviyesini ve seciyesini sergiler. Zaruret miktarı kadar konuşmalı, şayet konuşmayı gerektiren bir ortam yoksa sükut etmelidir. Dile hakimiyet, sahibini yüceltir. Konuşma organı olan dili gelişigüzel ve uluorta kullanmak ise sahibini toplum içinde şahsiyetsiz ve seviyesiz kılar.
Sessiz kalmak, sükutu tercih etmek dil için en güzel ve en uygun terbiye metodudur. Allah'ın Rasulü (s.a.v.) Efendimiz Ebu Zerr (r.a.)'e yapmış olduğu bir nasihatların da: "Sen çoğu zaman sükut etmeyi tercih et. Bu sana, dininde yardımcı olup, şeytanı kovar." buyurmuşlardır. Başka bir mübarek sözlerinde Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: "Kişinin kendisini ilgilendirmeyen hususları terketmesi kamil imanın şanındandır." buyurur.
Malayani denilen boş lakırtı ve gereksiz sözlerden daima uzak kalınmalı. Diline böylesine sahip olan kimseler Allah (c.c.) yanında yüksek makam ve mevki sahibi olur. "Dilim, senden çektiğim zulüm" demiş hal ehli. Manasız sözler, yersiz konuşmalar, dünya veya ahiret için hiçbir yararı olmayan ifadeler ile yalan ve iftiraya yönelik lakırtılar dinimizde kesinlikle yasaklanmıştır. Bütün bu gerçekleri gözler önünde bulundurması gerekli olan her müslüman konuşmalarında doğruluğu ve ciddiyeti esas olarak ele almalıdır. "Şamatası çok olanın, hatası da o nisbette çok olur." demiş atalarımız.
Malik (r.a.) Yahya bin Sa'd (r.a.)'dan şunu rivayet eder: "İsa (a.s.) yolda duran bir domuza -Allah rahatlık versin- dedi. yanındakiler: -sen bir domuza mı söylüyorsun- dediler. İsa (a.s.) Ben dilimi, kötülüğü söylememeye alıştırıyorum" diye cevap verdi. Nerede olursak olalım, şartlar neyi gerektirirse gerektirsin dilimizi kötü, çirkin ve kaba sözlere alıştırmaktan uzak kalmaya özen göstermeliyiz. Dili yüzünden başına gelen türlü felaketler karşısında: "Dilim, dilim dilim dilmeli seni." diyen kişinin feryadı kulak ardı edilmemelidir.
Ankebut Suresi 46'nci ayeti kerimesinde Rabbımız şöyle buyurur: "İçlerinden zulüm edenler müstesna olmak üzere, ehli kitap ile en güzel (şekilden) başka bir suretle mücadele etmeyin." Müslüman, kitap ehli olan yahudi ve hıristiyanlarla bile mücadelesini en güzel şekilde sürdürmeli, dilini kötü sözlerden korumada gerekli hassasiyeti göstermelidir.
"O çok esirgeyen Allah (c.c.)'ın has kulları ki onlar, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürürler. Kendilerine beyinsizler hoşa gitmeyecek laflar attığı zaman -selametle- deyip geçerler." (Furkan-63) "Bunlar yaramaz lakırtıları işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve (bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size aittir.) Size. Biz cahilleri aramayız dediler." (Kasas-55)
Bazı insanların işi-gücü gevezeliktir. Çeneleri oldukça kuvvetli olan böyle kişiler herkesle münakaşaya ve münazaraya girer, gevezelik sanatı olan kimseler yerini, zamanını ve mekanını dahi hesap etmeden hep konuşur, daima konuşur. Bu konuşmalarının pek çoğu malayani cinsinden olup hiç kimseye en ufak yarar sağlamaz. Ancak kişinin günah hanesinin kabarmasına, vebalinin büyümesine sebep olur. Allahr17;ın son elçisi Hazreti Muhammed (s.a.v.) Efendimiz Tirmizi'de geçen bir mübarek sözlerinde: "Hidayet üzere olan bir topluluk tartışmaya girmeden dalalete (batıla yönelmeye düşmez." buyurur.
Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz başka bir hadisi şeriflerinde şöyle buyururlar: "Allah (c.c.) ineklerin ot yerken ağızlarını geveledikleri gibi insanlara karşı ağızlarını geveleyen bu ve bunun gibi insanları sevmez. Allah (c.c.) onların ağız ve yüzlerini cehennemde evirip çevirecektir." Başkalarını güldürmek için acayip kılıklara girmek, insanları taklit etmek hem dini kurallara, hem de adabı muaşeret ve görgü kurallarına ters düşer. Onun için her müslüman böylesine yasaklanmış ve çirkin fiillerden ve eylemlerden son derece sakınmalı, dilini ve diğer bütün iç ve dış organlarını yerli yerinde kullanmasını bilmelidir. İnanan insanlardan beklenen budur.
Fuzuli konuşmalar ve gereksiz tartışmalar insanı günah yükü haline getirir. Onun için her insan Sadi'nin dediği gibi: "Konuşulacak yerde susmayı, susulacak yerde de konuşmayı" iyi ayarlaması lazımdır. Diline gereği gibi sahip olmasını bilen insanların dünya ve ahiret hayatı mamur olur. İnsanların çoğu bugün için bir tartışma hastalığına yakalanmıştır. Hiçbir dini mesele tartışmayla çözülemez. Bunun için inceleme ve araştırma esas olmalıdır. Bazı Sahabe-i Kiram Efendilerimizden rivayet edilen bir hadisi şeriflerinde Allah'ın Resulu şöyle buyurmuştur: "Biz dini konuların birinde tartışırken Rasulullah (s.a.v.) çıkageldi. O güne kadar görülmediği tarzda öfkelendi ve bizi azarlayarak şöyle dedi: (Ey Ümmeti Muhammed! Yavaş olun ve kendinize gelin, sizden önceki ümmetleri bu gibi boş tartışmaları yok etmiştir. Tartışmayı terkedin. Tartışmayın, çünkü tartışmanın zararları açık ve kesindir. Tartışmayın, çünkü kişiye kötülük olarak tartışmacı olması yeter. Tartışmayın, çünkü tartışan kimseye kıyamet gününde şefaat etmem. Tartışmayın, ben tartışmayanlara, biri köşede, biri ortada ve biri de en yüksekte olmak üzere cennette üç köşk vermeyi üzerime alıyorum. Bunların en yükseği haklı olduğu halde tartışmayı terkeden içindir. Tartışmayın, çünkü putlara tapmaktan sonra rabbimin beni nehyettiği ilk şey tartışmadır." (Taberani'de geçen bu hadisi şerife riayet eden iki cihanda da selamete nail olur.)
Hümeze Suresi'nin 1-4'ncü ayetlerinde de şöyle buyurulur: "Veyl olsun (insanları arkalarından çekiştiren) her ayıplayıcıya. Yüzlerine karşı dil uzatıcıya o ki; bir çok mal toplamış ve onu sayıp durmaktadır. Sanıyor ki onun malı kendisini (dünyada) ebedileştirecektir. Hayır. (Malı onu kurtaramaz) Muhakkak ki o ateşe atılacaktır."
Ayetlerle, hadislerle ve bazı güzel sözlerle dilin ve konuşmanın felaketlerini anlatmaya ve aktarmaya çalıştık. Diline sahip olan kendisini selamette bulur. Yalnız insanlara verilmiş olan konuşma, bir tanışma, bir anlaşma aracıdır. Bu çok önemli özelliği gayesi dışında kullanmak sahibini hem geçici olan dünyada, hem de ebedi olan ahiret hayatında zelil ve rezil edir. Böyle bir akıbete düçar olmamak için dil denilen o küçücük et parçasına ve ağzımızdan çıkan her söze, her kelimeye ve her cümleye hassasiyetle dikkat etmemiz ve kontrol altında bulundurmamız lazımdır.
A.1. Çocuk ve Güneş
Altı aydan küçük çocuklar güneşin şiddetli olduğu saatlerde (Güneşin en şiddetli ve ışınların en tehlikeli olduğu saatler saat 10.00 ile 15.00 arasındadır. ) güneş ışığına maruz bırakılmamalıdır. Daha büyük çocuklara ise güneşe çıkmadan en az 15 dakika önce güneşten koruyucu kremler sürülmelidir. Bu koruyucu, bebeğin ağız ve gözlerine kaçırılmamalıdır.
Güneş altında tüm çocuklara göz ve yüzü korumak için siperliği olan şapkalar takılmalıdır. Vücudunun üst kısmı giyinik olmalı ve bu giysi suda dahi çıkarılmamalıdır.
Güneş ışınlarının %80'i bulut tabakasını aşar. Bu nedenle hava bulutlu bile olsa koruma gerekir.
Su ve kum yansıma ile ışığın şiddetini arttırır. Bu nedenle hasara uğrama riski ve korunma ihtiyacı artar.
Şu nokta kesinlikle unutulmamalıdır ki; çocukluk yıllarında geçirilen oldukça hafif görünüşlü yanmalar bile ileride oluşabilecek deri kanserleri ve cildin yaşlanması ile ilişkilidir.
Güvenli bronzlaşma diye bir şey söz konusu değildir.
Güneşten koruyucu krem seçerken nelere dikkat edilmeli?
Koruma faktörlü kremlerin etiketlerinde 2'den 20'ye kadar (nadiren 50'ye kadar) içerdiği koruma faktörü sayısı yazar.Çocuklara en az 15 faktör tavsiye edilir. Hassas cildi olanlar ise 30 faktörü seçmelidir. Bronzlaşma için önerilen ürünler kullanılmamalıdır.
Hem UVB hem de UVA filtreli ürünler seçilmelidir.
Tüm ürünler alerji yapabilir. Bunun için kolun iç yüzünde küçük bir alana ürünü sürün. Bu bölgeyi kapatın. 24 saat sonra açıp 15 dakika süre ile güneşe tutun , şişme ve kızarıklık olmaz ise kullandığınız ürün sağlıklıdır.
Suya dayanıklı veya su geçirmeyen ürünler kullanın.
A.2. Çocuk ve Yüzme
Amerikan Pediatri Akademisi 3 yaşın altındaki çocuklara yüzme dersi aldırılmasını önermemektedir.(Üç yaşın altında yüzme öğrenmesi iyi yüzücü olacağı anlamına gelmez, Genel kullanıma açık olan bu havuzlara erken gitmesi orta kulak iltahabı, cilt enfeksiyonları ve ishallere neden olabilir.) Sık tekrarlayan orta kulak iltahabı olanlar doktor onayı olmadan havuza sokulmamalıdır.
Sudan korkan çocuk suya girmesi için zorlanmamalıdır. Bir bebek kafasını mükemmel düzeyde dik tutma kabiliyetine erişene kadar (4 ay civarı) deniz veya havuza sokulmamalıdır. Suyun sıcaklığı 29-30 derece arasında , hava sıcaklığı ise bunun 2-3 derece üstünde olmalıdır.Suda kalma süresi ise 30 dakikalık seanslar halinde olmalıdır. Suyun kenarından birkaç saniye bile ayrılmayın , boğulmak için bu süre yeterlidir.
Can simitleri , kolluklar, deniz yatakları veya diğer yüzücü cihazlar sahte bir güvenlik duygusu yaratırlar. Ancak çocuğun simitten veya yataktan kayması anlık bir olaydır. Bebekler ve çocuklara suyun etrafında can yeleği giydirilmeli ancak bu önlemlerin kesintisiz bir gözetimin yerini tutmayacağı unutulmamalıdır.
A.3. Çocuk ve seyahat
Çocuk sahibi olmanız tatile çıkamayacağınız anlamına gelmez. Sadece anlık kararlar ile verilmiş hafta sonu tatilleri artık size uzaktır.
Eğer uzun bir seyahate çıkacak iseniz ve son kontrolünden itibaren uzun bir süre geçmiş ise çocuğunuzun sağlığının iyi olduğundan emin olmalısınız. Son bir ay içinde muayene oldu ise sadece doktorunuz ile yapacağınız bir telefon görüşmesi yeterli olabilir.
Yola günün hangi saatinde çıkacağınız çocuğunuzun değişikliklere verdiği yanıt, seyahat şekliniz ve süresi ile yakın ilgilidir.Seyahatlerinizin yolcu sayısının az olduğu saatlerde olmasına dikkat edin. (Daha fazla koltuk boş olabilir, bebeğiniz daha geniş bir hareket alanı bulur ve daha az kişi rahatsız olur). Eğer bebeğinizde arabada uyuma alışkanlığı varsa ve uzun bir araba seyahati düşünüyorsanız yol aldığınız saatlerin çoğunluğunu onun uyku saatlerine getirin, eğer araçlarda uyuyamayacak kadar çok heyecanlı oluyor ise o zaman uykusunu uyutup sonra yola çıkmalısınız.
Özellikle uçak yolculuğunda çocuğunuza özgü menü siparişini 24 saat önceden verebilirsiniz. Bununla birlikte yanınıza bir miktar kahvaltılık alın, bu uzun süren gecikmeli yolculuklarda size yardımcı olacaktır.
Uçakla seyahatte ön koltuklardan , uygun değil ise koridordan yer alın . Eğer uçak tamamen dolu değil ise o zaman yanı boş olan bir koltuktan yer ayırtmayı deneyebilirsiniz.
Çocuklar için klüplerin bulunduğu otelleri tercih edin.
Seyahat sırasında gereksiz problemlerden kaçınmak istiyorsanız hemen öncesinde gereksiz değişiklikler yapmayın; örneğin seyahatin hemen öncesinde çocuğunuzu memeden kesmeye çalışmayın. Alışılmamış ortamlar ve günlük programdaki değişiklikler zaten yeterince stres oluşturur, bunları arttırmayın.
Yola çıkış gününden önce tüm rezervasyonlarınızı kontrol edin.
A.3.1. Uçakta dikkat edilecekler:
Bagaj için erken gidin, ancak bu süre zarfında beklemenizin bebeğinizi rahatsız edeceğini unutmayın.
Bebeğiniz uçak inip kalkarken basınç değişikliği nedeniyle rahatsız olabilir, bu nedenle bu sıralarda emzirmek veya yiyecek vermek kulakta basınç artışını engellemeye yardımcı olur.
Uçak personeli biberonu veya sütü ısıtabilir, ancak mikrodalga fırınlarının homojen ısıtmayacağı düşünülünce sütü çocuğa vermeden önce iyice çalkalayıp karıştırın, ısısını iki defa kontrol edin.
Uçağı en son terk edin.
A.3.2. Trende dikkat edilecekler:
Kondüktörden sigara içilmeyen bir kompartman isteyin.
Özel kompartmanlar en uygun alanlardır.
A.3.3. Arabada dikkat edilecekler:
Emniyet kemeri ve küçükler için araba koltuğu bulunmalıdır.
Sıcak havalarda döşemeleri havlu ile kaplayın.
Her iki saatte bir veya iki mola verin.
Bebeğin koltuğuna oyuncakları yapıştırın veya 10 cm den uzun olmayan bağlarla bağlayın.
Bebeği sıcak veya ılık havalarda asla park ettiğiniz araçta yalnız bırakmayın, pencereler açık bile olsa arabada ısı tehlikeli boyutlara yükselebilir.
B. ÇOCUKLAR YAZIN NASIL GİYİNMELİ ?
Yaz günlerinin aşırı sıcaklarından etkilenmemek için hafif, açık renkli giysiler seçmeli, güneşte çalışırken mutlaka başı korumak için şapka giyilmelidir. Güneş ışınlarının yoğun olduğu saatlerde çocukların dışarıda dolaşması engellenmelidir. Sıvı alımını arttırmalı ve bu amaçla çocuklara sevdikleri içecekleri vermelidir. Güneşteyken mutlaka güneşten koruyucu faktör içeren losyon ya da kremler kullanılmalıdır.
C. ECZA VE TUVALET ÇANTASINDA OLMASI GEREKENLER:
Ateş düşürücü,
Antibakteriyel krem
Bebek sabunu
Tırnak makası
Antihistaminikli bir losyon
Flaster
Termometre
Sağlık sigortası ile ilgili tüm bilgiler
Diş fırçası
Muhtemel gecikmelerde yetecek sayıda bez ve ıslak mendil
Pişik merhemi
Çocuğunuzun en sevdiği oyuncak
Geçireceğinizi hesapladığınız öğün sayısından iki fazla kadar yiyecek
Bir plastik torbada bir düzine plastik kaşık
Diş çıkaran bebek için diş çiğneme lastiği
Biletler, paranız,kredi kartlarınızla birlikte cüzdanınız , reçeteler, doktorunuzun adresi ve telefonu gibi kişisel eşyayı küçük ve ellemekle kolayca tanıyabileceğiniz bir el çantası ile bez çantasına koyunuz.