DeNiZKiZi yönlendirdiğin link için tşkrler çok güzel
kadın erkek arasında mahrem bölgeleri olduğu gibi erkeğin erkeğe ve kadının kadınada mahrem olan yerleri vardır bunun bilincinde olmayan erkek olsun kadın olsun hamamlarda fütursuzca hareket ediyor e öyle bir ortamda meleklerde bulunamayacağına göre şeytan at koşturur elbet allah şerrinden emin eylesin
işlenilen her yasakta şeytanın işidir işleyenini dosttta edinir arkadaşda sevgilide
yanlız pusat20 demişsinki
ben söyeyeyim o zman seytanın evi hamamlar sevgilisi de evli olup ta karısından baskasıyla iliskiye giren yani zina yapan kisilerin hanımlarıdır
bu en sonundaki hanımları ifadesinde bir yanlışlık olmasın niye zina yapan erkeğin edepli ancak aldatılmış olan hanımı şeytanın sevgilisi olsun anlayamadım bunu ?
rabbim şeytanın ve nefsin hilelerindne korusun vaki günahlarımızı affetsin nasuh bir tevbe nasip etsin
Yavuz Sultan Selim zamaninda, Iran sahi kiymetli mucevherlerle suslu bir sandik hediye gonderiyor Sultan Selim'e.
Sandik aciliyor. Icinden cesit cesit degerli taslar, kiymetli atlas, kadife kumaslar cikiyor.
Fakat bir de pis bir koku yayiliyor. Dehset bir koku, herkes burnunu tikiyor. Neyse en alttaki bohcadan insan pisligi cikiyooooor.. Yani Osmanliya acayip bir hakaret!!!!!
Cihan padisahi emir veriyor, "herkes dusunsun, buna ince bir sekilde cevap vermeliyiz"
Ve cihan padisahi yine cozumu kendisi buluyor. Ayni sekilde degerli mucevher ve kumaslarla suslu bir sandik hazirlatiyor.
Icine o zamanin Osmanli Istanbul'unda imal edilen gul kokulu en nadide
lokumlardan bir kutu hazirlatiyor, en altina da kucuk bir pusula ve bir satir yazi. Gonderiyor...
Sah sandigi aciyor. Actikca guzel bir koku ve en altta bir kutu lokum.
Anlam veremiyorlar tabii. Bizim elci yiyor once,
sonra oradakilere ikram ediyor. Kutunun icindeki pusulayi Sah okuyor: "Herkes yediginden ikram eder" !!!!!
Evet ben yazdım ama dediğim gibi bu ve diğeri sadece 2 si hep hayalimdeki kişiye yazdım umudum o kişinin bir gun karşıma cıkması ve bende kalan emanetlerini (şiirleri) alması
emanetlerin sahibi inşlh gelir ve alır emanetlerini vede gözü gibi bakar onlara ve emanetçiye
p.ağacı Haticenin tarifi ben denedim tavsiye ederim güzel bi tarif ancak aynı ölçülerde yapacaksanız çok kabaran bi kek olduğu için derin bir kalıp kullanmalısınız yada benim gibi ölçüleri yarılayarak normal kalıpta da yapabilirsiniz kekin resmi sitede var ama malum burda reklama giriyor gerçi böylede onun emeğine saygısızlık oluyor bi tarif daha görmüştüm burda ondan belki dahada vardır
birde o kekle birlikte verdiği düğme kurabiye tarifi var oda çok güzel oluyor tavsiye ederim hem lezzeti güzel hem görüntüsü şık
Okyanus adli dev bir lugati Arapcadan Turkceye ceviren Asim Efendi, bir ogrencilik hatirasini soyle anlatmaktadir:
- Tahsilim zamaninda bizim medreseye en yakin firindan ekmek alirdim.
Senelerce bu firinin musterisi olmaya devam ettim. Bir sabah yine âdetim uzere ekmek almak maksadiyla bu firina geldigimde, firinda calisan bir iscinin, bir haksizligina maruz kaldim. Herkese ekmek veriyor, siram gelip gectigi halde bir turlu beni gormuyordu.
Adami soyle ikaz ettim, boyle hatirlatmada bulundum ise de, hep bana ters cevap veriyordu. On sirada beni gormezlikten gelip, hep arka siralardakileri tercih ediyordu. Artik canim burnuma gelmisti, bu haksizlik karsisinda.
Firinin yaninda, ayak altinda duran bir tasi kaptigim gibi, adamin uzerine yurumeye karar verdim. Ama tam o sirada birden aklima geldi:
- Bu adam bir belâya mustahak hale gelmisse, neden bunu benim elimden bulsun? Ben de onu belâya atan adam sucunu yukleneyim? Sabredeyim, mutlaka bunun icinde bir hayir vardir, dedim.
En nihayet herkes ekmegini alip gittikten sonra, bana da istedigimi verdi, dershaneme geri dondum.
Bir gun sonra firina gittigimde, adamin yerinde olmadigini gordum. Sordum. Dediler ki:
- O isci, dun aniden hastalandi, þu anda olumle burun buruna. Fakat bir turlu olemiyor, can cekisip duruyor.
Hemen aklima geldi, ona vurmayi niyet ettigim tasi alip, ziyaretine gittim. Tasi alnina degdirip yorganin ustune koydum, Az sonra adam kolayca son nefesini veriverdi. Cunku bu tasla onun eceli gelecekti. Bununla omru bitecekti.
Fakat sabrim sebebiyle, o tasi ona vuran ben olmaktan kurtulmustum.
Bu olaydan alinacak ders sudur:
Eger sucsuz yere bir satasmaya ugrarsaniz, isi kavga ve munakasaya gotûrmeyin. Belânin onunden sapmasini bilin ve:
"Bu adam bir musibete mustahaktir, fakat benden bulmasin* diyerek cekilin.
O kisi neye lâyiksa onu bulacaktir. Yeter ki bu belâ sizin elinizle gelmesin, basinizi derde sokmasin..
bir tanıdıktan da şu duayı duymuştum yazıya münasip olduğu için eklemek istedim "ALLAHIM BENİ ECELİ GELMİŞLERLE KARŞILAŞTIRMA"
Ve aşura günü, bütün İslam tarihine yetecek bir acı yaşandı.
Dün Kerbela'yı okudum. İçim yandı, kavruldu.
Nasıl, nasıl, nasıl olur bütün bu işler? İnsanlık nasıl böyle insanlığından soyunur
İslam dünyasında nasıl, Peygamber'in torunu, torununun çocukları, aç kurtlardan daha vahşi bir topluluğun ok, mızrak, kılıç darbeleri altında can verirler?
Koca Fırat'tan bir damla su içmelerine müsade edilmeden hem de...
Hem de kesilmiş başları mızrak uçlarına takılıp dolaştırılarak...
Bu insan denen varlık nerelere sürükleniyor böyle?
"Ey insanlar! Soyumu söyleyin, ben kimim? Sonra kendinize gelin, nefsinizi kınayın. Bakın, beni öldürmeniz, hürmetimi gözetmemeniz size caiz midir? Ben, Peygamberinizin kızının oğlu değil miyim? Ben, Peygamberinizin vasisi ve amcası oğlunun oğlu değil miyim? Ben, herkesten önce Allaha iman eden ve Peygamberin risaletini tasdik eden kimsenin oğlu değil miyim? Seyyid-uş Şüheda olan Hamza, babamın amcası değil midir? Cafer-i Tayyar amcam değil midir? Peygamber'in benim ve kardeşim hakkındaki: ;Bu ikisi cennet gençlerinin efendileridir; sözünü duymamış mısınız?
"Eğer sözümü tasdik ederseniz, bu söylediğim sözler bir gerçektir. Allaha andolsun ki, Allah Tealanın yalancıya gazab ettiğini ve uydurduğu sözün zararını kendisine çevirdiğini bildiğim günden beri yalan söylemiş değilim. Eğer beni yalanlarsanız şimdi müslümanların arasında Peygamberin ashabından olan kimseler mevcuttur; bunu onlardan soracak olursanız size söylerler. Cabir b. Abdullah-i Ensari, Ebu Said-i Hudri, Sehl b. Sad-is Saidi, Zeyd b. Erkam ve Enes b. Malikten sorun, öğrenin; şüphesiz onların hepsi, Resulullahın benim ve kardeşimin (Hasanın) hakkında buyurduğu sözü duymuşlardır. Bu sözler, sizi kanımı dökmekten alıkoymuyor mu?
Ben ve kardeşim hakkında Peygamber'in buyurduğu bu sözde şüpheniz varsa benim Peygamberinizin kızının oğlu olduğumda da mı şüphe ediyorsunuz? Allaha andolsun ki, doğu ve batı arasında (bütün dünyada), sizin ve dışınızdakiler arasında da Resulullahın benden başka torunu yoktur. Yazıklar olsun size! Acaba öldürdüğüm bir kimse veya zayi ettiğim bir mal ya da (size vurduğum) bir yara karşılığında mı beni cezalandırmak istiyorsunuz?
"Ey insanlar! Allaha andolsun bundan sonra süvarinin bineğe binerek meydanda gezdiği süre miktarınca dünyada kalırsınız. Bu sözü babam, ceddim Resulullahtan bana nakletti. Bilin ki Hüseynin ümidi ancak yüce Allahadır. Çünkü hayatı Allahın kudreti elinde olmayan kimse yoktur. "
Yok, yok, yok!
Yürekler harekete geçmez. Yüreklerin içi boşalmıştır sanki... Orada, göğüslerin içinde yürek yerine bir kaya parçası vardır sanki...
Oklar, kılıçlar ve mızraklar konuşur yürekler yerine... kan konuşur. Söz, vahşetindir.
Hazreti Hüseyin'le birlikte Medine'den gelenler birer birer şehit olurlar. Herbirinin şehadeti ayrı bir destandır. Onlardan biri Ebuzer-i Giffarinin kölesi Cevn'dir. İşte onun can pazarına yansıyan pırıltısı:
"Cevn, İmam Hüseyinin huzuruna çıkarak meydana gitmek için izin istiyor.
Hazreti Hüseyin: Ey Cevn, diyor, sen afiyet ve asayiş ümidiyle bizimle buraya kadar geldin şimdi kendi yoluna gidebilirsin.
Cevn Hazreti Hüseyin'in (a.s) ayaklarına kapanarak şöyle diyor: Ey benim imamım! Ben kötü kokulu, hasebi düşük ve rengi siyah bir köleyim. Güzel kokulu, şerif hasebli ve beyaz renkli olmam için cennete girmeme müsade edin. Allaha andolsun ki, benim siyah kanım siz Resulullahın (s.a.) Ehl-i Beytinin pak kanlarına karışıncaya kadar sizi bırakmam.
Bunun üzerine Hazreti Hüseyin Cevna izin veriyor. Cevn meydana gidiyor, vuruşuyor ve şehid oluyor. Hazreti Hüseyin onun başı ucuna gelerek buyurdu ki: Allahım! Onun yüzünü ak et, kokusunu güzelleştir, onu salih kişilerle haşret ve onu Muhammed ve Ehl-i Beytiyle haşret.
Artık sıra Ehl-i Beyttedir. Ehl-i Beyt'ten savaş meydanına ilk çıkan Hazreti Hüseyin'in büyük oğlu Ali Ekber olur. Ali Akber, torunlar içinde Rasulullah Efendimize en çok benzeyendir. O savaşa giderken Hazreti Hüseyin Allahım! Şahid ol ki, halk içinde Peygamberin Muhammed'e en çok benzeyeni bu kavmin üzerine gidiyor. Biz Peygamber'i görmek istediğimizde ona bakıyorduk. Allahım!" diyerek uğurlar. Ali Ekber parça parça edilir vahşet güruhu tarafından.
Hazreti Hasan'ın oğlu Kasım, girer savaşa ve şehit olur. Henüz 13 yaşındadır.
Hiçbir şey, hiçbir şey yüreklerinde bir kıvılcım oluşturmaz vahşet güruhunun.
Sonra... sonra... Hiç anlatılamayacak şeyler oldu. Savruldu göklere Şehit Hüseyin'in ve Ehl-i Beyt'in muazzez kanları...
Ondan beri dinmeyen bir ağıt vardır mü'minlerin gönlünde... Bir yara... Bir sancı... Bir fay hattı, bir uçurum...
Bir de ders olsa keşke...
Neleri nasıl unutuyor insanlar, gözleri ve gönülleri kararınca... Neleri nasıl çiğniyor... Peygamber emanetine kılıç çekmek... Bu nasıl bir şeydir! Ve Peygamber (s.a.)'in ahirete irtihalinden sadece yarım asır sonra... Peygamber neslinin henüz yeryüzünden çekilmediği bir zamanda! Nasıl bir şey!
Bir ders! İktidar hırsını, kabile - kavim asabiyyetini Müslümanlığının, mukaddes değerlerinin, Peygamber hatırasının önüne geçirmemek için iz'an...
Zindelik ve Gençliğin 10 Sırrı
--------------------------------------------------------------------------------
Aşağıdaki gerçek yaşınızı daha aşağılara çekebilmek için oluşturulmuş "Sağlıklı Gençleşmenin 11 Adımı" başlıklı yazıda verilen önerileri saklayın ve sıklıkla gözden geçirmeyi unutmayın.
Unutmayın gerçek yaşınızı 26 yıla kadar geriye taşıyabilirsiniz...
1. Vitaminlerinizi alın
Düzenli olarak C vitamini (1200 mg/gün), E vitamini (400 IU/gün), kalsiyum (1000-1200 mg/gün), D vitamini (400-600 IU/gün), folat (400 mikrogram/gün), ve B6 vitamini (6 mg/gün) almak gerçek yaşınızı 6 yaş geriye taşıyabilir.
2. Sigarayı bırakın ve pasif içici olmaktan sakının
Sigara gerçek yaşınızı 8 yaş ileriye taşıyabilir.
3. Kan basıncınızı öğrenin ve izleyin
Düşük kan basıncına sahip bir kişi (~115/75 mm Hg) yüksek kan basıncına sahip bir kişiden (160/90 mm Hg'dan daha yüksek) 25 yaşa kadar daha genç kalabilir.
4. Yaşamınızdaki stres kaynaklarını azaltın
Çok stresli olduğunuz zamanlarda gerçek yaşınız takvim yaşınızdan 32 yıla kadar daha ilerde olabilir. Sağlam sosyal ilişkiler kurarak ve stres azaltma stratejilerinden yararlanarak stresin sizi taşıdığı fazladan 32 yılın 30'unu geriye doğru katetmek mümkündür.
5. Diş ipi kullanın
Diş ipi kullanmak ve dişelerinizi düzenli olarak fırçalamak gerçek yaşınızı 6.4 yıl geriye taşıyabilir.
6. Aktif olun
Az miktarda egzersiz bile (günde 2 kez 20 dakikalık yürüyüş) gerçek yaşınızı neredeyse 5 yıl geriye taşıyabilir.
7. Emniyet kemeri kullanın
Emniyet kemeri kullanma alışkanlığını edinmek ve her zaman hız sınırının 10 km/ saat altında araç kullanmak gerçek yaşınızı 3.4 yıla kadar geriye taşıyabilir.
8. Lifli gıda tüketin
Günlük beslenme sırasında 25 gram lif tüketen birinin gerçek yaşı günde 12 gram lif tüketen birine göre 2.5 yıl daha geridedir. Erkeklerin günde 25 gramdan da daha fazla lif tüketmeleri gerekir.
9. Sağlığınızı yakından izleyin
Sağlığı ile ilgili gelişmeleri titizlikle izleyen, tedavi ve bakım konusunda standartlarını her zaman yüksek tutan kişiler bunu yapmayanlara göre 12 yaşa kadar daha genç kalabilirler.
10. Bol bol gülün
Kahkaha stresi azaltır, bağışıklık sistemini destekler ve gerçek yaşınızı 8 yıla kadar geriye taşıyabilir.
11. Yaşam boyu bir "öğrenci" olarak kalmayı hedefleyin
Yaşam sürecinde entelektüel faaliyetlerden uzak kalmayan kişiler gerçek yaşlarını 2.5 yıla kadar geriye taşıyabilirler.