İnsanlar yaşamları boyunca birtakım duygular ve hislerle yaşarlar
Ve insanın tabiatında olan bu duygular yüzümüzde "kızarma" şeklinde belirtileri verir. Yüz kızarması çok doğal bir durum. Yeri gelir öfkeden kızarırız,
yeri gelir utançtan kızarırız Peki bu kadar doğal olmasına karşın nedenini hiç merak ettiniz mi?
Yüz kızarması, sadece utanma durumunda değil, şaşırma, kızma, heyecanlanma, korkma veya stres hissi durumunda da ortaya çıkabiliyor. Ayrıca kızarma, yaş ve tecrübe miktarıyla da alakalı. Hatta bir kişinin, kendisinde utanma duygusu yaratabilecek herhangi bir şeyi düşündüğünde bile kızarabildiği ortaya çıkarılmış.
Utanma hissiyle birlikte ortaya çıkan etkiler, sadece kızarma ile sınırlı değil. Çoğunlukla kalp atışlarında hızlanma ve bazı durumlarda da ürkme hissi bile ortaya çıkabiliyor. Yüz kızarması, belirli zihinsel süreçlerin üst üste gelerek, utanma güdüsü oluşturması ve sonuçta da fonksiyon yetersizliğine sebep olması nedeniyle ortaya çıkan bir durum.
Zihin karışıklığı durumunda, sempatik sinir sistemi devreye giriyor ve çevresel kılcal damarlar, vazodilatör maddelerin etkisiyle genişliyor. Bunun sonucunda da kan akışı hızlanıyor ve yüz ile boyun çevresine daha fazla kan geliyor.
Bu tepkiler, utanma mesajını vücut genelinde cevaplayan hipotalamusun kontrolünde. Utanma durumunda vücut sıcaklığında da artış görülmesi nedeniyle, kan, en çabuk soğuyabileceği noktalara gönderiliyor: eller, ayaklar ve yüz.
Adamın birisinin arabasının lastiği tam tımarhanenin önünde patlar...
Adam arabayı kenara zor yanaştırır. Sonraki işlem malum...
Kriko stepne bijon anahtarı ve tekeri söker.
Ama söktüğü 4 adet bijon yuvarlanıp yağmur mazgalına düşer.
Mazgal açılır gibi değil, bijonlar görünmüyor bile.
Adam bir sağına bakar bir soluna bakarçaresiz kaldırıma çöker.
Olayı en başından beri tımarhanenin demir parmaklıklı penceresinden izleyen bir deli seslenir;
- Hey aptal! Sen ne yapıyorsun orda öyle?
- Sorma birader lastik patladı ve değiştirirken bijonları mazgala düşürdüm.
- Düşündüğün şeye bak! Diğer lastiklerden birer tane bijon çıkar. Hepsi 3 bijonlu olsun. Seni lastikçiye kadar idare eder. Adam hemen denileni yapar.
Ve akıl hastanesindeki deliye seslenir:
- Senin ne işin var tımarhanede?
Cevap müthiştir....
- Biz burada delilik'ten yatıyoruz kardeşim salaklık'tan değil...
Belçikalı araştırmacılar denizatının şeklinin sırrını çözdüklerini açıkladı.
Denizatının atalarının gövdesinin düz olduğunu biliniyor.
Araştırmacılar uzun süredir denizatının vücudunun neden soru işaretine benzer bir şekle evrildiğini merak ediyordu.
Araştırmacılara göre ata benzeyen kafası ve kıvrılan vücudu denizatının yiyecek avlayabilmesini sağlıyor.
Denizatları küçük deniz canlılarını yiyerek besleniyor.
Ancak atalarının aksine avlarına doğru yüzmek yerine onları sessizce bekliyorlar.
Kanca şeklindeki kuyrukları sayesinde denizatlarının yosunlara tutunup beklemeleri mümkün oluyor.
Kıvrımlı omurgaları sayesinde ise yukarıdan yüzen avlarına ulaşabiliyorlar.
İLBEYİ ŞAMAN Bey!
Doğum Gününüzü En İyi Dileklerimle Kutlar, Aile Fertleriniz ve
Tüm Sevdiklerinizle Nice Nice, Sağlıklı, Mutlu, Huzur Dolu Bir
Yaşam Temenni ederim...
Allah gönlünüze göre versin...
Ben aşkı zikretmeye ürkek bir sevdalıyım aslında
Aşka sevdalıyım, hasrete, aşk üzerine yazılan şiirlere,
Sevgili uğruna uykularını feda etmeye
Özlediğinde boğazın düğümlenmişcesine,
En sevdiğin yemeği yememeye.
Haramsız gösterişsiz samimi aşklara sevdalıyım ben!
Utanmalı aşık maşuğuna bakarken,
Rüzgara fısıldamalı sevdasını herkes uyurken,
Onu bulmalı okuduğu her şiirde,dinlediği tüm ezgilerden,
Yazdığı her satırdan sevdasının büyüklüğü okunmalı
Onun gözlerine baktığında tüm kederini unutmalı,
Huzurum, umudum, beklediğim onun için söylenmiş sözler olmalı
İşte böyle aşklara sevdalıyım ben...
Günümüzde nesli tükenmişlerden
Belki yalnızlığım, istediğim sevdanın büyüklüğünden...
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
„Ağaç diken müslümana muhakkak o ağaçtan yenilen meyve onun için sadaka olur, o ağaçtan çalınan meyve de onun için sadaka olur, vahşi hayvanların yediği de o kimse hesabına bir sadaka olur. Kuşların yediği de sadakadır. Her insanın ondan yiyip eksilttiği meyve de onu diken müslüman için bir sadakadır."
"Ağaç diken herbir kimse için muhakkak Allahû Teâla diktiği ağaçtan çıkan meyve kadar ecir ve sevab takdir ve ihsan buyurur."
Bu mevzudaki bir çok hadis-i şeriften açıkça anlaşılan zirâatin, ağaç dikmenin İslâm Dininde fazileti ve müstesna bir kıymet ve ehemmiyeti bulunduğudur. Bir memleketin sıhhat ve servetinin, terakki ve saadetinin en başında o memleketin zirâati ve ağaçlandırılması gelir. Bu cihetle Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ağaç dikmeyi ashâbına öğretmiş ve o derece ehemmiyet buyurmuşlardır ki:
"Kıyamet koparken sizden birinizin elinde bir hurma dalı bulunur da kıyâmet kopmadan dikmeye gücü yeterse bırakmasın, muhakkak onu diksin." buyurmuştur.
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) zirâati ve onun bir şûbesi olan ağaç dikmeyi pek çok teşvik buyurmalarına bakarak bazı âlimler „Kazançların en faziletlisi zirâattir." demişlerdir.