Seni tanımama vesile olan tüm sebeplerin
alnından öpmek istediğimi belirtme ihtiyacı duyuyorum;
herhangi bir cinayet, herhangi bir ihanet,
herhangi bir çiçeğin varoluş amacı...
Herhangi bir gezegenin
herhangi bir sisteme kattığı kutlesel çekim kuvveti...
Newtonun kafasına düşen elmayı da
goodyearın kauçuğuna değen kükürtü de kucaklayasım var
karşıma çıkmanda bir şekilde rol aldıkları için.
Bütün peygamberlere, bütün kutsal kitaplara,
bütün inançlara-inançsızlıklara teşekkürüm
ve elbette tanrıya şükürlerim var.
Milyonlarca sebepten ayrı ayrı şükranlarımı belirtemediğim için
özür dileyesim var;
bu acizliği evrene ve zamana sevgi duyarak
telafi edesim var.
Sen tüm inançlara dayanak olabilecek şekilde gülümserken
senden ayrı geçmiş günlerimde
herhangi bir anlam aramış olmanın yüzümde utancı var.
Yine de tüm hatalarıma dahi zerre kin tutmuyorum,
karşıma çıkaran her şeyin parçaları olduklarından.
Ben sadece bir iki saniyelik o gülüşe yüklediğim sevgi
ve de inançla hiçbir şeyden alacaklı olmadığımı hissettiysem eğer;
elbet bu işte erosun da bir parmağı var...
İddia ediyorum sevgili;
bir yalnızlık,
asla bir sensizliğe eşdeğer değildir.
Neler hissettiğimi anlamak için
kendini öldürmeyi dene;
ancak o zaman anlayabilirsin
senden neden vazgeçemediğimi...
Sana kederlerimden bahsetmek isterim sevgili;
nasihatleri bir kenara bırakıp kendim çabaladım,
kendi hatalarımla çözmeye çalıştım bilinmezleri.
Ne yaparsam yapayım kimsenin bedduasını almadım,
yalan sözleri hiçbir zaman cümle içlerinde kullanmadım;
senden yana biriktirdiğim efkarları inancımla öğütürken
reva mıdır şu bana olan samimiyetsiz tavırların?
Seni koşulsuz sevmeye kalkıştığımda,
sebep aramadan kendimi sana adadığımda
ölümlerimden bahsettim sana sevgili;
ben her güzel bir laf etmeye ağzımı açtığımda
karnının tok olduğunu söylemeni anlayamadım.
Ben alın terimle karnını doyurmaya niyetliydim,
sözlerim ruhun ve yüreğin içindi can parçam;
sana tüm samimiyetimi sunmak adına canımı açtım,
ölmekten daha bir ciddi bir şey vardı da
acaba gerçekten ben mi hatırlamadım?
Susmak istemiyorum ne olur sözümü kesme;
böyle trafiğin çok yoğun olduğu bir mevsimde
karşıdan karşıya geçmemi ister gibi
"hiç çarem yok, hadi git" deme.
Sen bile bilmezken ne yapmamı istediğini
benden bir şeyler yapmamı bekleme...
Sana ruhumu sunuyorum al senin olsun diye,
bundan daha güçlü bir delil arıyorsan gerçekten
razı olman gerekir beni toprağın altına göndermeye...
Gerekli durumlarda acil çıkış kapısıdır sıradanlaştırmak. Yapılması hayati önem taşır... Suç duyurusu değil bir yıkımdır sıradanlaştırmak. Sıradanlaşanın içte kurulu saraylarının yıkılmasıyla özdeştir... Biriktirdiğin her şeyi bir enkaza dönüştürmek, bir enkaza dönüşmektir birdenbire... Sıradanlaştırmak bir süreç değil bir sonuçtur. Sıradanlaşanın istediği şekilde vuku bulur..
Çevresel sesleri duymakta bu kadar sıkıntı yaşayabileceğimi
düşünmezdim senin yanındayken.
Bakışlarına birkaç saniyeden daha fazla
odaklanama meselesi var bir de haddim yüzünden.
Lisanı anlaşılır bir şekilde anlatmaya çalıştıkça
şekillere sığdıramadığım sevgimi,
sana vermeye sunak bulamadığım bir şehrin
gölgesinde kaldım sana yürürken.
Yeryüzüne yeşilin bu kadar yakıştığını tekrar hatırlatan yüzün
güneşine muhtaç, aklım bir karış havada dolaşmakta iken
eflatun düşler giydiriyorum sensizliğime,
korkunç şeyler gelmesin aklına sevgi denince.
Ben seninle aynı kadehten su içince kutsandığımı söylüyorsam eğer,
düşünmeyeceksin başka insanlarında
bunu bu şekilde söyleyebileceğini;
çünkü sana kurduğum her cümle
onların çıkarlarından uzak bir şekilde,
sırf senin güzel yüzüne dair,
yankılanıyor yüreğimde...
Sararmış yaprakları inatla hayata tutunan
bir dal gibiyim gönlünün eşsiz ağacında.
Sana sımsıkı tutunmaya ne yetkim
ne de mecalim var bu sonbahar yalnızlıklarında.
Bir el uzatımı kadar yakınında dururken
yalnızca gülüşünden medet uman bir yolcuya döndüm
limanının kurtulması güç fırtınalarında.
Çırpındıkça derinliğine battığım bataklık misali
ama sudan daha berrak,
okyanustan daha uçsuz bucaksız
bir sır gibi çekiyorsun yüreğinin ihtişamına.
Hiçbir savunma mekanizmasının
sana karşı çalışamadığı bir yürek bu bendeki,
sadece senin varlığına ihtiyaç duyar vaziyette
yarını büyük umutlarla bekleyen.
Duyduğun sesler herhangi bir yalancının değil;
büyük tahribatlara kafa tutan bir umudundur,
seni hep bekleyeceğim deyip yollarını gözleyen.
Nasıl desem sana şimdi bilemedim ki...
Gece vakti ansızın kapını çalan bir yolcuyum ben,
özlemini duyduğun haberler getirdim sana uzaklardan.
İçimde birikmiş bir olgu var inancımın temel direği olan,
kulağıma fısıldandığı kadarıyla adı sevda konulan...
Yanlış anlamaman için elimden gelen her şeyi yaparım,
elimi kolumu bağlayan, bendeki ruh eşini bulma kaygısı;
sol yanı eksik kalmış bir bedenin tamamlanma savaşı,
yaratılmış en derin hisleri duymadaki anlam arayışı...
Her sözün sonunda eksik bir şeyler olduğunu hissetmek,
bu çaresiz bir serzenişin aşık olunana ulaşma çabası
dudaklarımdan, parmaklarımdan feryat figan sıyrılan.
Kapıyı aralayıp içerisinin dolu olduğunu görmek değil
orada kimse olmasa da bana geçiş izni olmayışıdır yaralayan.
Gece vakti yüzünü göremediğin bir yolcuyum,
nelerden bahsettiğimi anlaman için sabahı mı beklemeliyim,
yoksa herhangi bir saati mi olmalıydı aşkın sıradan?
Gönülde bir arbede yaşanırken üzerime çöken yeşil fırtınan,
ne bir anı bırakır ne de bir söz geriye yaşanılmamışlığın ardından..
Geceleri sevmeyen bir yolcuyum ben;
ömür boyu konaklama niyetinde olup haberler getiren,
aşk ülkesinin hüzün şehrinden umut şehrine atılan
tahrip gücü yüksek bombaları katiyen sırtında taşıyan...
Gündüz yüzlü deniz kadar derin gözlü bir güzele
ulaştırma niyetiyle getirdiğim bir haber var uzaklardan...
Bir sevda yazıldı yüreğinin sayfa aralarına sana sorulmadan,
ister okursun yüreğinle, istersen yırt at...
Fakat emin olmalısın mutlaka, istedin diye böyle yaptığından...
Kollarıma aldım sensizliği senin yerine.
Senin teninin yumuşaklığı yerine
yokluğunun kasvetli varlığı battı ellerime.
Dudaklarıma titrek bir hüzün yerleşti
gözlerinin parıltısı ve ak alnındaki huzur yerine.
Dilimde hep hüzünden yana, hasretten yana,
sensizlikten yana türküler varken
aklım hep söyleyemediğim sevgi sözcükleri
ve sonlarına getiremediğim aitlik eklerinde.
Aynı yastığa baş koyamayacağını bile bile
bütün hesaplarım seninle yaşayabilme,
seninle yaşlanabilme üzerinedir
uykusuz geçen gecelerimde.
Bir okyanus genişliğinde
imkansızlık sesleri yankılanırken bilincimde,
hep bir inanç var seni tekrar görebileceğime dair
zamanın önemli bir yerinde.
Senin huzurun olmalıyken hayatımın her yerinde,
yokluğundan sebepli bir isyan sürmekte
tamamını kaplamış olduğun endişeli yüreğimde...
Bir ömürlük huzur doluyor içime
seninle almaya başladığım her nefeste.
Bulutların siyahından eser kalmıyor,
sadece en berrak halini alıyor gökyüzüm
beni sevdiğinle başladığın her güzel sözünde.
'Çünkü'leri atıp bir kenara bana geldiğinde
kendimi buluyorum beni sebepsiz sevmelerinde;
olur mu olmaz mı demeden bekliyorum,
bu son gelişin değil adım gibi biliyorum.
Beni kırmaya kalkıştığın her girişiminde
sana olan sınırsız sevgimi kuşanıyorum,
yıkmaya senin bile gücünün yetmeyeceği
her bir yapıtaşı senden olma duvarlar örüyorum..
Gözlerine baktığımda kendimi gördüm,
bir ömür sevdaya susamış bir insana büründüm.
Bir mevsim gördüm diğer dördünden farklı olan,
günlerden arınmış bir sıcaklığı vardı hiç bitmeyecekmiş gibi.
Gözlerine baktığımda her zaman hayali kurulan
fakat ulaşması zor olan kalıcı huzuru gördüm;
her zerresinden hiç dinmeyecek gibi umut fışkırıyordu
ve yazılmış bütün şarkılar katiyen seni anlatıyordu.
Tamamı mutlu başlayan öykülerin hazin sonlarını,
hazin sonların mutluluklara bağlandığını gördüm.
İki kişilik yalnızlık gördüm kalabalıklaşma telaşı içerisinde,
tek kişilik yalnızlığa dönme girişiminin sınır çizgisinde
tek dayanağı inancı olan kendimi gördüm işte;
çığlık çığlığa dökülürken saç tellerinin arasından
yokluğundan kopup sever adım sana koşuyordum.
Bir deniz kıyısı oluyordum gözlerine baktığımda,
üzerime dalgalar geliyordu uzak diyarlardan
her biri ayrı bir anlam taşıyarak seni biriktiriyordu
sığınağı gözlerinin feri olan sevda heveslerime.
Ben seni unutmak için sevmedim ki...
Okuduğum bütün yazılarda ismini aradım
hece hece sana koştum gücüm yettiğince.
Gece ile gündüzün birbirini kovalamasında sakladım
aşkın asaletindeki vazgeçilmez kısır döngüleri,
baş harfi sen olan binbir gece masalları yazarken
bir kez olsun titremedi ellerim hepsini sana adadım diye.
Tarihi geçmiş bir hevesin kalıntılarında durmadım;
her yeni güne yeni bir umut yazdım senden habersiz
ve bu şehrin her köşesinde seni aradım durdum
caddeler sessiz, tabelalardaki yer isimleri hepten kifayetsiz..
Sen böyle sadece bir mum ışığı kadar titrek bir günün loşluğunda
karşılıklı konuşabilecek kadar açık kıldıysan yüreğini bana,
ben yüreğindeki tek kişilik yere sığınayım diye
yahut taht kuranları kovayım diye sevmedim seni.
Ben seni fırtınalar neden kopuyorsa,
yağmur neden yağıyorsa, çiğ neden oluyorsa,
dalgalar neden kıyılara vurup geri gidiyorsa,
güneş ayı neden kovalıyorsa
yahut ay güneşten kaçtığı halde ışığını niye yansıtıyorsa
o yüzden sevdim...
Ben seni iklimlerin geçiş dönemleri kadar olağan sevdim,
her mevsim değişiminde olduğu gibi hastalanmış olsam da...
İnsanın kanı nefesini neden hücrelerine iletiyorsa
ben de seni o yüzden sevdim işte daha fazla sorma....
Seninle ilgili cümleler kurmaktan çekinir oldum
her seferinde yeni bir yanlış anlamadan
bitap düştü bileklerim, çaresizliğimden yoruldum.
Hangi iki kelimeyi yan yana getirebileceğimi
hangi iki kelimeyle anlatabileceğimi bilmiyorum;
yasaklı cümlelerle dolu hudutlarının arasında
sana verdiğim değeri bir türlü anlatamıyorum.
Kum saati dönüp duruyor farketmelisin artık,
karşılıksız sana ömrümü adayayım diyorum
senden geri dönen her iyi niyetimin beşiğinde
kendimi karanlık dehlizlerde boğuşurken buluyorum...
İmkansızlıklar biriktirdim ben sende,
gökyüzünden düşen başka bir damla yoktu sana dair
geceler boyu sana büyüttüğüm hislerimde.
Kalp kırıklıklarımdan sıyrılıp geldim sana
bende büsbütün senden oluşan yeni bir yürek yarat diye,
temiz sayfaların bir anlam ifade etmediği bu gezegende
yeni bir defter açtım adını sen koyup.
Anılar biriktirmeye başladım geleceğe güvencem olsun diye;
hani olur da sen olmazsan hayatımda diye
garantiye aldım gülüşlerini,
tutunacak tek dalım olsun ümidiyle.
Kavuşma hayallerimi en derin kuyulara atıp
yalnızca sesimi duyabileceğin bir mesafeye çektim sana olan düşlerimi,
yaşamak istediğin kadarını sana yaşatıp,
inanmak istediğin kadarına inanmana izin veriyorum.
İçimdeki seni anlatabilmek için
kendi isyanlarımda menfaatim olmadan
sana olan en derin hislerime karşı direnişe geçiyorum...
Bir adam vardı zamanın bir köşesinde,
tek korkusu unutulmaktı
yaralarının yasal olmayan tedirginliğinde.
Anlam kargaşaları içinden
bir aşk çıkardı gönlünün en derinine erişen,
korkularından arınıp duvarlar yıktı
yüreği ile gelen için.
En güzel çiçekleri dizdi
ruhunun ona ayırdığı kısmına da
gelen şiir yüzlünün güzelliğini kıskanıp
birer birer soldu her biri.
Olsun dedi adam,
ondan gayrısı bana aykırıdır,
ondan gayrısı yüreğime zaten haram.
Zaman bu kadar yavaş aktığından utanmış,
gece kendi karanlığından utanmış,
günler ise adamın kursağında kaldığı için
kendinden utanmış,
aşkın alacağı solukları aksattıklarından.
Şiir yüzlünün gelişini müjdeleyen kader ise
unutmuş imkansızlıkları sarhoşluğundan.
Adamın kursağında kalan iki kişilik yalnızlıkları
dehlizlere hapsedip lisanı sessizlik olan
bir mevsim başlatmış
ve adama aşk olarak tanıtmış
tek kişilik yalnızlıkları.
Bu yüzden sadece unutulmaktan korkmuş,
böyle yazmış çünkü hayat
aşık olanların yazılarını...
Zemini meçhul bir yol bu sevdiğim,
sonrasını hesaba katmamak gerekir ilerleyebilmek için.
Her tereddüt biraz daha engeller,
her şaibe biraz daha geri götürür bizi.
Yalnızca ellerimiz bir aradayken mutluluklar karşılar bizi,
her tükenişten yeniden doğmak gibi,
bir şeye cesaretin yoksa da
tükenmemeye çalışmak var,
halihazırda acıtmayacak yüreğini.
Kurulan her cümlede geçmişten izler arama sevgili,
her haliyle sana adanmış bir iç dünyanın inanç sistemi,
sadece sana kurulmuş cümlelerden oluşan bir anadil var
tüm zamanlara ve tüm yaşanmışlıklara inat.
Yaşanması gereken ne varsa
zamana kafa tutup yaşayasım var seninle birlikte.
Kader buna izin verse de vermese de
sana sorma ihtiyacı duymadan
bana bahşedilmiş bu ömrü
kollarında tamamlayasım var.
Kendimi affettirmeye çalışmak için
ne yapmam gerektiğini bilmediğim bir vaziyetteyim.
Sırf sen yanlış anlama diye
sıradan cümlelerin
her yere çekilebilecek anlamlarını terketmekte,
şiirlerin kesin anlamlarına sığınıp
senden bir tebessüm beklemekteyim.
Kalbin rotasını gözlerinden alamadığımı
anladığım andan itibaren,
yani seni ilk gördüğümden bu yana
unutmuş olduğum bilincimin
yüreğine teslim oluşunu seyretmekteyim.
Gözlerinin yeşilinde boğulup gökyüzüne erişmekte,
bir yağmur gibi yağıp saçının hep teline,
bu huzurdan vazgeçmemek için dinmemekteyim.
Aşk bir yüreğin neden ve nasıl attığını anlamasıdır,
bir amaç ve anlam yükleme kargaşasıdır,
aşık olunan güzelliğe dair.
Bütün bilincini ve geleceğini ona adayıp da
ne yapacağını şaşırmaktır,
yapılan her hatanın, her kusurun ardında
iyi bir niyet aramaktır.
Bir okyanusu anlamak için en derin yerine
dalmaktır sonunu düşünmeden,
boğulmaya yakın olduğunu hissettiğinde
bunun huzur verdiğini hatırlamaktır
çünkü aşk bilinen en kutsal amaçtır.
Ciğerlerim isyan ediyor sensizliğime,
diyaframım ne kadar çabalasa da
sensiz aldığım tek bir nefes helal olmuyor
yaşamsal kaynaklara muhtaç dokularıma.
Sensizliğin hırçın kokusu sarıyor ortalığı,
tek bir çiçeğin dahi kokusunu duyumsamaya
baharı neşeyle karşılamaya dermanım kalmıyor.
Yanımdan eksik oluşun acıtıyor bugünümü,
eksiksiz bir sızlama yankılanıyor dünümde;
geleceğine dair geleceği avutmak zorunda kalıyorum,
her yeni güne yeni bir umut sıkıştırıyorum senle ilgili.
İçimdeki yaşama hevesi günden güne azalırken
sevgim büyüyor karşılıksız ama mütemadiyen.
Sana susayan bir iklime geçiş yaparken ruhum,
yüksek rakımlı hislerin buzulluğunda çığa dönüyor,
sensizliğin uçurumundan aşka çoğalıyorum.
Her şeyimsin dediğim günden beridir
hiçbir şeyden tat alamıyorum...