kaç kere tutundun bir dileğe hiç bırakmama niyetiyle..
kendine vermen gereken değeri parsel parsel dağıttığında
kime anlatabildin ki karşılık beklemediğini bu yaptığından..
deneyerek aşk kalp acıttığında, yüzüne bakma;
teselliye ihtiyacı yok zaten öylesine bir hastalığın..
bir ses özlersin belki duymaman gereken
ya da birinin yüz ifadesi yerleşmiştir senin yüzüne..
bırakılmışlığın cilvesidir çoktur ama o kadar korkma..
kaybettiklerinin izleri daha çoktur ruhunda
ama hala yaşıyor olmanın kıymeti var kollarında..
aldığın her nefesin anlamını aramak seni köreltir;
sen sadece alabildiğine bak, alabildiğine sev(in)..
-----
ölümün kıyısından dönüşümden sonra yazdığım ilk birbirinden bağımsız cümleler bütünü... sürçü lisan ettiysem affola.. çok zor geliyor artık cümle kurmak... hiçbir şey eski tadında olmayacak...
her seferinde konuyu saptırmaktan, ortak değerlerimize dil uzatmaktan başka işiniz kalmadı anlaşılan...
ultimatom..
senin şu türk askeri müslüman değil, oruç tutmamıza izin vermiyorlar dediğin var ya...
ben de sana bir şey söylüyüm.. hakkaride askerliğini yapan ali arslan oruç tutmadığı için 15 ağustosta başından vurularak katledilmiştir.. ben tutup sırf bu olay yüzünden ordunun şanına laf ettim mi? buna ne diyceksiniz? hem ordunun müslüman olup olmaması seni beni niye ilgilendirsin? buna senin hakkın yok arkadaş! islam kurallarına göre ordu, ülke yürütmenin bir faydasını göreceğinizi sanıyorsanız bekleyin biraz daha; şeriat yönetimi kapınıza dayandığında görüşürüz...
arkadaşım benim şu hususta hassas olduğum başka bir konu yoktur ATATÜRK dışında.. chpliler de onun izinden gittiklerini savunamazlar.. ancak iddia edebilirler.. kimse de onların atatürkçü düşünce sistemini sağlıklı bir biçimde uyguladıklarına inanmıyor yani nemalanamazlar... ben de sevmiyorum yapılanları.. ama şu konuda allah aşkına ortak değerimiz olan ulu önderi işe karıştırmayalım.. ben başka bir şey demiycem referandumla ilgili.. zaten seçim 8 gün sonra.. ertesi gün sandıktan çıkacak olan sonucu burda yazılan çizilen veya birbirimizle tartışmamız değiştirmiycek.. yüksek ihtimalle de evet oyu çoğunlukta çıkacaktır... hayırlısı olsun diyelim.. yazıp çizdiklerimle umarım kimsenin kalbini kırmamışımdır.. zira bu tartışmanın sadece siyaset konusu içinde kalması doğru olandır zaten..
belirttiğim gibi konu çok hassas olduğu için bana da dokundu.. eğer dediğiniz gibiyse arkadaşımızın anlatmak istediği mazur görün beni.. yine de belirtiyim tekrar.. onlar atatürkçülükten nemalanamazlar.. zaten o'nun izinden gidenler de mecliste konuşurken ifade ediyorlar atatürkçülüğü uygulayamadıklarını.. saygılar, sevgiler..
ıssızada bütün yazdıklarını okudum... cevap vermeyi düşünüyordum ama şu densizlikten sonra muhattap almam bir daha.. ben bir parti sempatizanı değil ülkesini seven sade bir vatandaşım ve atatürkçü düşünce sistemiyle sorgularım vatanımda olanları... bu ülkede herkese dil uzat.. chpye de söverim mhpye de cumhuriyetin ilk anayasası dışındaki anayasalara da söverim... ama ATATÜRK hakkında sen yorum yapamazsın arkadaş!
tek parti olsun, chp olsun, akşamları içki masasında istediğini atayıp, istediğini görevden alsın bunu da "Atatürk böyle yaptı biz de yapalım" diyip vatanperver olsun...
ne demek istiyorsun sen? diline parmaklarına hakim ol, ne yazdığına bir bak.. sen, ülkeni kurtaran, saltanatı yıkan adama dil uzatıyorsun.. haddinizi biliniz..
sen yat kalk da böyle mükemmel bir kişiliğin, böyle bir üstün zekanın ülkenin geçmişinde oluşuna şükret! Bu ülke içki masasında kurulmadı! bir devlet dairesine gidip de "eğer hala duruyorsa" portresinin önüne geçip ondan özür dilerdim yerinde olsaydım...
(konu saptı.. anayasayı geçtik... işiniz kalmadı artık ATATÜRK oldu hedefiniz değil mi? yazık...)
öncelikle bir örnek video izlemenizi öneriyorum şu yargıya müdahale etmeler ve yolsuzluklarla ilgili... kanıtlanamıyor yaptıkları, kimse kanıtlayamıyor.. peki niye? mecliste biriken yüzlerce dava dosyasından haberiniz var mı? dokunulmazlığı olan birilerinin neyini yargılayacaksın, neyini kanıtlıycaksın daha?
bu da izlemenizi önerdiğim ses kaydı... buna yorumunuzu özellikle bekliyorum..
xxxx
"Cumhurbaşkanı, 3 üyeyi Yargıtay, 2 üyeyi Danıştay, 1 üyeyi Askeri Yargıtay, 1 üyeyi Askeri Yüksek İdare Mahkemesince gösterilecek 3′er aday içinden; en az ikisi hukukçu olmak üzere 3 üyeyi ise YÖK'ün kendi üyesi olmayan yüksek öğretim kurumları öğretim üyeleri arasından göstereceği 3′er aday içinden seçecek. Cumhurbaşkanı, 4 üyeyi de üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, 1. sınıf hakim ve savcılar ile en az 5 yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından belirleyecek."
sonuca bakmakta fayda var.. bunların hepsini cumhurbaşkanı seçip atıyor.. cumhurbaşkanı? akp'li... YÖK'ün hali de ortada.. akademik oy çoğunluğu olan akademisyenleri değil de yüzde 7lerde oy alanlar atanıyor rektörlüğe.. neden? çünkü kendi adamları... çünkü üye çıkartacaklar yine kendi adamlarından... telepati kurup anlaşmıyorlar efendim.. kendi adamları bellidir.. 95 yılında başlamış olması gerekiyor diyorsun da zaten yıllardır hakimler savcılar var.. ama bağımsız bir şekilde yürütülüyordu.. kendileri yeni doğan bebeyi okutup hakim yapmıyor heralde...
Bu da atamaları yapacak olan cumhurbaşkanımızla ilgili bir haber...
xxx
Evet oyu çıktıktan sonra da... değiştir istediğin maddeyi (: hatta anayasanın ilk maddelerini de değiştir, kim itiraz edebilecek? (:
ha bu arada... güzel maddeler de var, yok diyemez kimse... ama şu var.. birinin yaptığı benzetmedeki gibi.. 1 kilo et alıyorsunuz kasaptan.. bunun 950 gramı normal sağlıklı et, 50 gramı domuz eti olsa o eti yer miydiniz??? şimdi bazı işe yarar maddeler için neden ülkenin satılmasına göz yumalım???
Yargıtayın, Danıştayın, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu'nun... Demokrasinin, Yargının, Halk İradesinin iktidara bağlı olmasına HAYIR... Evet diyenler neye oy verdiklerini gerçekten biliyorlar mı, yoksa kendilerine açıklanan kısmıyla mı yetiniyorlar?
ıssızada..
akp nin başarıları veya kazanacakları oyları niye dert etsinler? istemezler mi ülke daha iyiye gitsin? onların kaygıları, ülkeyi soyup soğana çevirdiklerinden sonra kendi adamlarından oluşan bir yargı sisteminin kendilerini yargılamayacağıdır.. Akp, cumhuriyetin güçler ayrılığı ilkesini katleden ilk siyasi partidir.. yasama, yürütme, yargı.. hepsi onların elinde olmuş olacak.. evet oyu çıkarsa sandığın içinden, son halka olan yargı da tamamen ellerinde olacak.. maddeleri okuyunuz... tekrar tekrar okuyunuz... "ekonomi düzelecek" "demokrasi artacak" demekle olmuyor iş.. ordaki hangi maddeler bunları nasıl sağlayacak onu da açıklayın...
arkadaşlar ben daha önceden buluşmaya katılacağımı bildirmiştim. geçen cuma günü son bütünleme sınavını verdikten sonra beklediğim tek şey bu buluşmaydı fakat bu yaz için planım değişti ve bir işe girdim. izin almak için 25 temmuz çok erken bir tarih fakat eğer izin alabilirsem buluşmaya gelebilirim.. lütfen kusuruma bakmayın :/
hayal... kalabalık ettiğini düşünme lütfen.. aksine, sen yazmadıkça bir şeyler eksik kalıyor sanki... şimdi tüm bu dediklerine ben nasıl cevap verebilirim? susup başımı duvara koyasım ve hayatımın geri kalanını öyle geçiresim var şimdi.. belki cümleler gelir yine dilimin ucuna, ben de mırıldanırım parmaklarımın ucuyla... nasıl bir bağ var acaba aramızda?
geceyeli.. iyi ki hep buralardasın. gözlerim seni arayıp duruyor buralarda. kendinden mahrum etme bizi, olur mu...
Korkutmaya çalışmamıştım aslında aynadaki yüzümü.
Senden bozma yüzler yerleştiriyordum sadece,
gördüğüm her mutlu kadının bedenine..
Çoğu zaman beyaz bir taç takmış oluyor
ve bir gelin edasıyla gülümsüyorsun yine yüzüme.
Hayır, bunun şizofrenik bir takıntı olduğunu
o sevgiden yana kıt aklından sakın geçirme..
Sen sadece benim en dirençli hastalığımın adısın;
ve senden daha dirençli çıkabilecek bir sevdanın
ellerindeki kopmaya hazır ipin tam da ucunda,
anlamsızlığın çöplük gibi ter kokan çırılçıplak koynundasın.
Ayna, sana o kadar sert bakmadığımı söyle bana;
Sen sadece ona göre çirkin gelen kısmımın farkındasın.
Korkma ayna, sakın korkma bu sert mizaçımdan..
Şiir yüzlüden yana bir iz kalmış mı bende sen ona bak..
Sahi nerede o mektupları hep geciken şiir yüzlü sevgili?
Sus...
Sakın bana söyleme aslında benim de bildiklerimi..
Sen sadece bana bu sertlikte bakmaya devam et;
katlet aşka bunca senedir beslediğim bilincimi...
Nasıl oluyor da aşk 3 saat uzakta derken yol tabelası,
ilk sapaktan ayrılığa bu hışımla dönebiliyorsun?
Üstelik yüz ifadende herhangi bir çelişki izi
veya aşka zarar vermişliğin pişmanlık belirtisi bile yok...
Korkma elbette; korkmanı ben de istemem, bilirsin..
Ama hala rüyalarıma girme cüretini gösterebiliyor
ve aynı kokuyla yüzüm yüzüne yakınken gülümsüyorsun..
Bazen beni delirtiyorsun, yok olmaya bile takatim kalmıyor..
Bir tek ismini koyup senden mahrum gözlerimin önüne
geride kalan ne varsa gidişin gibi, hepsini susturuyorsun.
Her zaman için kutsal bir kitaba benziyorsun, şuursuzca;
kendi kutsallığına ellerinle günahlarını bulaştırıyorsun...
Belki kapanıp odana saatlerce çaresiz ağlıyor,
belki de sözlerimi hatırlayıp kendine çıkışlar arıyorsun..
Oyun hamuru gibi tutup aşkı parmaklarının arasında,
ellerinin izini bırakıp yine bir kenara atıyorsun..
Vurdumduymazlığın sözlükteki karşılığı oluyorsun;
kalbin sana "ne olur dur, durmalısın" derken
gördüğün ilk ayrılık bahanesinde aşka kefen biçiyorsun...
Kendini göstermeden gelen sessiz bir tren;
rayından çıkmış, rotasından sapmış senin kontrolsüzlüğünde...
Alıp dudaklarının arasından vazgeçişini, üstüme çarpmış
neye uğramış, nereye uğramış diye hiç sormadan
terkedilmişliğin titrek duruşunu hiç anlamıyor
o en dar köşesinde arnavut kaldırımlarının..
Soğuk gözyaşları, yetmiyor kazanındaki alevleri söndürmeye;
biraz daha ağlamalı, biraz daha ağlamalı, biraz daha ölmeli...
Biraz hayatta kalmalı ruhun son et parçası çiğneninceye kadar;
maksat, parçalanma sırası bedenine gelsin şu anlamsız varoluşların.
Aslında bilirsin, sevdanın leş kokusu hiç çekilmez böyle havalarda...
Hele ki izin vermişse öyle sevmiş olan maktul,
eline hançeri verip sonuna kadar inandığı kadına..
Ama hiç sevdalanmamışsın, hiç aşık olmamışsın ki;
aşktan nasibini almamış yüreğine hiç sormamışsın ki...
Sevginin kokusunu katletmeye yönelik adımlarında
hatırlamamışsın ki yükü duygu olan bir tren
vurdumduymazlığa, ihanete senin gibi gelemez
öyle içten soluduğum çürümüş aşk kokusunda...
okuduğun ve değerli cümlelerini paylaştığın için ben teşekkür ederim... hislerimi anlaman ve paylaşman bana çok iyi geliyor... iyi ki varsın ve buralardasın.. senin varlığını bilmek iyi geliyor (:
Gözlerinde kalıyorum senden her kaçış deneyişimde.
Zincir gibi kalbime dolanıyor çelişik edaların,
ne sana gelmeme iznin oluyor ne de çekip gitmeme.
Korkarım ki tek bir su damlası yetiyor sebebini bilmesem de
sönmez dediğimiz o ihtişamı büyük ateşi söndürmeye...
Günahlar alınıyor, günahlar işleniyordu yalın ayak;
bir adım sonrasını dahi umursamadan düşler kırılıyordu,
zihnime inkar etse bile yüreğim, hepsini sen yapıyorsun...
Ne zaman aklıma gelirsen, çok çetrefilli oluyor gidişin
ve tüm o hırpalanmalardan senin izin kalıyor ikimizin de yüzünde;
her soran sanki seni soruyordu bakışımın derinliğinde...
Zehrini kulaklarıma saldığında bilincim tutuşuyor,
şifasız bir hastalık oluyorsun kalbime gün geçtikçe..
Yanlış dudaklardan yanlış nefesler soluyorsun,
artık itiraz edemiyorum aşkını böyle kirletmene...
Direncimi kırıyorsun sende duran daimi hislerimle,
sana beslediğimi bildiğin o en okunaklı düşlerimle
bütün savunma sistemimi içten dağıtıyorsun.
Sen inceliğini ahmakça savurunca gökyüzüne
benim üstüme yağmur damlaları düşüyor,
tufanlar basıyor yüreğimin sana ayırdığım tarafını..
Ama neden bilmiyorum, söndüremiyor hiçbir sel
senin gibi bir damlayla sönen yangının bende kalan kısmını...
İtiraz etmene bir anlam veremem,
dilinden damlayan o sözcükler
benzeri görülmemiş birer deliydiler..
Köprünün direklerine sarılmış
intihar bombaları gibi birer birer
nerden geldiği meçhul, belirsizdiler...
Senin sol elinin en kalın çizgilerinden
ruhumun yanağına atılmış bir tokadın
gurursuz ama mütemadiyen izleriydiler...
Sorgu sual etmeden samimiyetine
nasıl sevdim, nasıl gönül verdim sana;
nasıl da kıydın birkaç kelimeyi yan yana getirip
yıllara sığdırabileceğimiz bir sevdaya...
Akıl, yürek almaz bir yıkımdı ya hani;
"neden geldin?" diye soruşunun ardından
kurduğun, yıktığın tüm umutların kemik sesleri
aşktan anlamadığının birer deliliydiler...
Bir adım kadar yakınına gelmişken bile
hiç bakmak istemiş miydin bir yüreğe;
öylesine deli çarpıp, öylesine zararsız..
Anıların vardır belki, yüzüstü bırakılmışlığından
avuçlarına arta kalan birkaç sahneye dair.
Ya da henüz tanımamışsındır gerçek bir kalbi;
ve hissetmemiş ve bilmemişsindir
elini üzerine koyduğunda ritminden duyulan,
sen bilmesen de sana kurulmuş düşleri..
Yorulmuştur gözlerinin yarına bakış açısı
başucunda duran umutlarını kaybetmiş olmanın,
kaybolmuş olmanın asalet dolu tedirginliğinde..
Yine de belki direnmişsindir kendine, kaderine..
Yakından bakmak istemişsindir bir yüreğe
ya da görmeği istediğin bir yüreğin hayaliyle
nice okyanusları kurutmuşsundur elbet gözlerinde..