Şimdi on ikiye kadar sayacak
ve hep birlikte susacağız..
Bir an olsun toprağın yüzünde
konuşmayalım hiçbir dilde,
bir saniye duralım,
sallamayalım kollarımızı bu kadar..
Acelesiz, motorlarsız
ne mis kokan bir an olurdu,
birlikte hepimiz
apansız bir gariplikte..
İncitmezdi balinayı
balıkçılar soğuk denizde
tuz toplayan adam
bakardı yaralı ellerine..
Yeşil savaşlar hazırlayanlar,
gazlı savaşlar, ateşli savaşlar,
yaşayanı kalmayan zaferler,
temiz giysiler giyerlerdi
yürüyüp kardeşleriyle
gölgede, bir şey yapmadan..
İstediğim karıştırılmasın
kesin eylemsizlikle:
ne yaparsa odur yaşam
bir işim yok benim ölümle..
Götürebilmek uğruna hayatımızı
bu kadar sıradan olmasaydık,
ve bir an, hiçbir şey yapmasaydık,
belki dev bir sessizlik
yarıda kesebilirdi kederini
kendimizi hiç anlamayışımızın,
kendimizi ölümle korkutmanın,
belki de toprak öğretecek bize
ölü görünen her şeyin
aslında canlı olduğunu..
Şimdi on ikiye kadar sayacağım
sessiz olun, ben gideceğim..
..
sıcacık masum bir avuç umutla yaşama tutunan çocuklarımız..
dünyayı çocuklara verelim..
..
..
Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
oynasınlar türküler söyliyerek yıldızların arasında
dünyayı çocuklara verelim
kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi
hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
çocuklar dünyayı alacak elimizden
ölümsüz ağaçlar dikecekler
..
Mutluluğum kendimde, sizde değil.
Yalnızca gelgeç olduğunuz için değil
olmadığım gibi olmamı istediğiniz için de.
Mutlu olamam değişirsem,
sırf sizin bencilliğinizi doyurmak için.
Hoşnut da olamam eleştirdiğinizde beni,
sizin gibi düşünmediğim,
ya da görmediğim için.
Uyumsuz diyorsunuz bana.
Oysa inançlarınıza her karşı çıkışımda
siz de benimkilere karşı çıkıyorsunuz.
Aklınızı biçimlendirmeye çalışmıyorum,
biliyorum kendinizi bulma savaşı veriyorsunuz.
Bana akıl vermenizi de kabul edemem,
çünkü kendimi bulma çabasındayım ben de.
Saydam olduğumu söylüyorsunuz,
ve kolayca unutulacağımı.
Öyleyse, kim olduğunuzu kanıtlamak için,
yaşamımı kullanmaya kalkmanız niye ? ?
..
Vücudun Aşırı Sıvı Kaybı Kalp Krizini Tetikleyebilir
Kalp ve damar hastalığı olan kişilerde, sıcak havanın etkisiyle terleme ile birlikte vücudun aşırı sıvı kaybetmesi sonucunda kanın akışkanlığının azalmasının kalp krizine neden olabildiği belirtildi.
Yazın daha sık tüketilen sodanın içindeki sodyumun, vücutta sıvı tutulmasına neden olarak tansiyonu artırdığı için tansiyona bağlı kalp yetmezliğine ve beyin kanamalarına yol açabildiği bildirildi.
Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı ve İç Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Deniz Kumbasar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yüksek hava sıcaklığının kalp damar sisteminde bazı olumsuzlara neden olabileceğini söyledi.
Sıcak havanın kalp ve damar hastalıkları üzerinde doğrudan etkisi olmadığını ancak vücudun sıvı kaybetmesine bağlı sorunlara yol açabildiğini belirten Kumbasar, ''Vücutta fazla sıvı kaybı olduğunda kanın akışkanlığı azalıyor. Bu azalma da kişide daha önceden kalp ve damar hastalığı olması durumunda, pıhtı oluşmasına ve kalp krizine neden olabiliyor'' uyarısında bulundu.
Kumbasar, sıvı kaybına bağlı bazı hormonlar salgılandığını belirterek, ''Böbrek üstü bezinden salgılanan hormonlar, suyu tutmak için harekete geçiyorlar. Bu sırada da özellikle atardamarlarda çok fazla büzüşmeye neden oluyorlar. Bu da tansiyonun aşırı derecede yükselmesine ve yüksek tansiyona bağlı hayati önem taşıyan sorunların görülmesine neden olabiliyor'' diye konuştu.
-''İLACIN DOZUNA HEKİM KARAR VERMELİ''-
Bir kişinin günde ortalama 2-3 litre arasında su tüketmesinin sağlık açısından kaçınılmaz olduğunu ifade eden Kumbasar, ''Kalp ve tansiyon hastalarında, terleme ve damarların genişlemesi ile birlikte kan basıncı düşebiliyor. Tansiyon hastalarının, ilaç kullanımı, sıvı kaybı ve damar genişlemesinin de etkisiyle tansiyon değerleri düşebiliyor. Bu durumda da kimi hastalar tansiyon ilaçlarını kullanmıyorlar. Bu da ani tansiyon yükselmelerine neden olabiliyor'' dedi.
Kumbasar, bu tür durumlarda ilaç kullanımının kesilmesine ya da dozunun düşürülmesine kişinin değil hekimin karar vermesi gerektiğine dikkati çekti.
-''TUZ SINIRLAMASI KAÇINILMAZ''-
Kumbasar, kalp yetmezliği olanların soda tüketiminden kaçınmaları gerektiğine dikkati çekerek, sodanın içindeki sodyum oranının zararlı olduğunu söyledi.
Tuz sınırlamasının, tansiyon ve kalp hastaları için kaçınılmaz olduğunu dile getiren Kumbasar, ''Vücuttaki sıvının tutulmasına neden olan sodyum, tansiyonun artmasına neden olabilir. Tansiyon yükselmesi de kalp yetmezliği, beyin kanamalarına neden olabilir. Bu nedenle, kalp hastaları, soda tüketmemeli'' uyarısında bulundu.
-''ANİ ISI FARKI TEHLİKELİ''-
Kumbasar, yaz aylarında sıcak havanın etkisinden korunmak için yaylaların tercih edildiğini belirterek, şunları söyledi:
''3 bin metreden yükseğe çıkıldığında oksijen konsantrasyonu düşmektedir.
Kalp hastalarının 3 bin metrenin üzerindeki yaylara gitmesini tavsiye etmiyoruz. Çünkü, bu seviyede, atmosferdeki oksijen seviyesi azalıyor. Oksijen düzeyinin azalması sonucunda da kalbin yükü artar ve kalp yetmezliği riski yükselir, nefes darlığı görülebilir.''
Sıcak kaplıca ya da hamam gibi yerlerde kalp hastalarının da dikkatli olması gerektiğini ifade eden Kumbasar, ani ısı farkının tehlikeli olduğunu kaydetti. Kumbasar, ''Sıcaktan ani soğuğa geçiş, damarlarda ani büzüşmeye neden olabilir ve tansiyonu 20/25 yapabilir'' dedi.
Ege ve Marmara gibi yerlerde soğuk deniz suyunun, damarlarda ani kasılma ve büzüşmeyle birlikte kan basıncını 13-14'ten 20/25 gibi yüksek değerlere çıkarabileceğini, beyin kanaması, kalp krizi ve kalp zorlanması gibi hayati önem taşıyan sorunların görülebileceğini belirten Kumbasar, denize atlamak yerine yavaş yavaş yürüyerek girilmesinin uygun olduğunu bildirdi.
tüm besinlerden olduğu gibi, etden de alınması gereken vitamin enzimler vardır..
önemli olan, kişinin sağlığına ve yaşına uygun bir biçimde tüketmesi..
..
yoksa her çeşit besinin hastalık riski taşıdığı kaçınılmaz..
Taşların ve kristallerin tarih boyunca insanları cezbetmesinin tek nedeni o muhteşem renkleri ve yaydıkları parlak ışıklar değil; pek çoğuna göre, bu taşlar aynı zamanda ruhsal ve bedensel sorunları çözmede de minik birer hazine...
Yakut, topaz, ametist ve diğerleri; masanın üzerin yayılmış onlarca değerli taş. Her biri birbirinden gözalıcı. Üstelik hepsini böyle bir arada görmek çok daha heyecan verici. İçlerinden birisini, büyük bir parça zümrütü elime alıyor, bir süre tutuyorum. Ondan yayılan enerjiyi hissetmemek imkansız. Belki, yaydığı enerjiyle onu anavatanı Afrika'dan buraya getiren yolculuğun hikayesini anlatıyor, belki ona dokunan ellerin izlerini, belki de onu arzulayan yüzlerce kadının tutkusunu...
Evet, bir zamandır, kuyumculukta renkli taşların egemenliğini hissetmemek mümkün değil. Jasabi Kuyumculuk'tan Varujan Kesikçioğlu de bunu doğruluyor ve renkli taşlara olan ilginin arttığını, bunların pırlantanın yanında kullanıldığını belirtiyor. Bir zamandır modeller büyümüş ve mücevherler aksesuar gibi olmuş. Ancak bu taşlara ulaşmak o kadar da kolay değil. Kimisi Afrika'dan, kimisi Brezilya'dan kimisi Kolombiya'dan getiriliyor, uzun yolculuklardan sonra, sizin teninizde başka bir yolculuğa başlıyor.
Yükselen trend
Varujan Kesikçioğlu, taşların görünümleri kadar şifalı özelliklerinin de talep yarattığını belirtiyor. Özellikle Uzakdoğu'da, her bir taşın farklı etkileri olduğu çok büyük kitleler tarafından kabul ediliyor. Ve bu akım bir zamandır, Batı'da, Avrupa ve ABD'nin yanı sıra ülkemizde de hızla yayılıyor. Son birkaç yıldır Türkiye'de de şifa gücü olduğuna inanılan değerli taşlarla terapi yapan doğal terapi merkezleri de var. Kişinin sorununa özel, o soruna iyi geldiğine inanılan şifalı taşlar seçiliyor ve vücutta sorunlu bölgenin üzerine dizilerek, etkisini yayması hedefleniyor bu terapilerde.
Belki siz de, çoktan uğurlu taştan yapılmış yüzük ya da kolyenizi satın aldınız ya da tam şu anda araştırma aşamasındasınız. O zaman, Varujan Kesikçioğlu'nun katkılarıyla hazırladığımız bu listeye bir göz atın, her bir taşın sağladığı faydayı ve hangi soruna iyi geldiğini teker teker okuyun. Yazının sonunda sadece bir değil, birkaçına ihtiyaç hissedip üzerinizde taşıyacağınıza eminiz...
Taşlar ve kullanım alanları
ELMAS: Taşların en değerlisi kabul edilen elmasın, nikah yüzüklerinde ve gelin takılarında yer alması bir tesadüf değil. Elmasın kadın ve erkek arasındaki aşkı kuvvetlendirdiğine inanılıyor. Elmasın aynı zamanda taşıyan kişiye cesaret verdiği de düşünülüyor.
SAFİR: Gök yakut olarak bilinen safir, aslında pembe, turuncu, yeşil, mor ve siyah renklerde de olabiliyor. Şifalı taş uzmanlarına göre, safir duygusal travmaların yarattığı sorunlar üzerinde oldukça etkili.
YAKUT: Eski çağlarda akıl hastalıklarına karşı koruyucu olduğu düşünülen yakut günümüzde de, yaydığı büyük enerjiyle olumlu yönde değişimin anahtarı olarak kabul ediliyor.
AMETİST: En şifalı taşlar arasında kabul edilen ametist; stres, migren, iştahsızlık, göz ağrıları ve akciğer hastalıklarına karşı kullanılıyor. Bağışıklık sistemini de güçlendirdiği düşünülen ametist ayrıca alkol problemi olanlara da tavsiye ediliyor.
AKİK: Uğur ve bereket taşı akik, şifalı taş uzmanlarına göre, kan dolaşımını hızlandırıyor, hem kadınlarda hem de erkeklerde cinsel sağlığı korumaya yardımcı. Akik taşı aynı zamanda sağlıklı ve uzun bir ömrün de simgesi.
AKUAMARIN: Beden ve zihin ilişkisini güçlendirdiği söylenen, akuamarin, denizciler tarafından uzun yıllar boyunca nazara karşı kullanılmış. Akuamarinin aynı zamanda solunum sorunlarına karşı da etkili olduğu iddia ediliyor.
AGAT: Konuşma yeteneğini güçlendirdiği ve bu sayede insanların daha sosyal olmasını kolaylaştırdığı söylenen agatın, tansiyonu dengelediği, kişiyi stresten arındırdığı da söyleniyor.
AMBER (kehribar): Guatr, astım, alerji ve bronşite karşı iyi geldiği söylenen amber, sindirim sistemini de düzenliyor. Ayrıca amberin kötü talihe karşıda tılsım olarak kullanıldığı biliniyor.
TURKUAZ: Talih taşı olarak bilinen turkuazın, uzun yıllardır tansiyon ve kalp hastalarına iyi geldiği söyleniyor. Kaygıyı da telkin ettiği söylenen turkuaz kimi uzmanlara göre, kişinin kendisini daha iyi ifade etmesine de yardımcı oluyor.
İNCİ: İncinin onu taşıyan kişiye güç, huzur ve çalışma azmi verdiği düşünülüyor. İnci kötü duygularda korunmak amacıyla da kullanılıyor.
AYTAŞI: Duyguların dengelenmesinde, stresin giderilmesinde kullanılan aytaşının lenf bezlerine iyi geldiği, aynı zamanda kadınlarda hormon seviyelerini de düzenlediğine inanılıyor.
KAPLAN GÖZÜ: Konsantrasyon yeteneğini arttırdığı söylenen kaplan gözünün bu sayede insanların kendilerini işlerine daha rahat vermelerine yardımcı olduğu söyleniyor. Sinirsel spazmları ve baş ağrılarını hafiflettiği belirtilen kaplan, korkudan da koruyor.
KUVARS KRİSTALİ: Vücuttaki fazla elektriği aldığı inen kuvars kristalinin, tansiyonu düzenlediği de biliniyor. Ayrıca kuvars kristalinin cep telefonları ve bilgisayarların yaydığı elektromanyetik dalgaların zararlarından da koruduğu iddia ediliyor. Kuvars kristalleri, topladıkları radyasyondan 15 günde bir yıkanmak suretiyle arındırılabiliyor.
LAL: Kan dolaşımı üzerinde etkili olduğu söylenen lalin, cinsel güç üzerinde de oldukça etkili olduğu iddia ediliyor.
MERCAN: Solunum açıcı etkisi olduğu söylenen mercanın aynı zamanda kişinin cazibesini arttırdığına da ılıyor. Kimileri ise, mercan sayesinde zor giden işlerin kolayca aktığını söylüyor.
SİTRİN: Pek çok hastalığa iyi geldiği söylenen sitrin aynı anda uygulanan tedavinin gücünü artırmak için de kullanılabiliyor. Tedavi özelliği bulunan yağlar tene sitrinle düğünde çok etkili olduğu düşünülüyor.
TOPAZ: Duygusal yükleri, olumsuz düşünceleri ortadan kaldırdığı söylenen topazın, bu özelliğiyle endişe ve depresyonun üstesinden gelmeye yardımcı olduğu belirtiliyor.
YEŞİM: Böbrek rahatsızlıklarından kaynaklanan ateşi düşürmek için kullanılan yeşimin, akıl sağlığını korumaya da yardımcı olduğu söyleniyor.
Taşların bakımını yaparken...
Şifalı taş uzmanlarına göre; kristallere dokunan her kişi, bu taşların üzerinde kendi duygularından izler bırakıyor. Bu da taşların üzerindeki titreşimleri etkileyebiliyor. Taşları tekrar kimse dokunmadan önceki haline getirmek için birkaç gün boyunca doğal deniz tuzu katılmış suyun içinde bekletmek, ardından da temiz suyla durulamak gerekiyor. Her gün kullanılan taşlar için bu işlemin haftada bir, bir gün boyunca yapılması yeterli. Taşlara temiz ve berrak bir görünüm vermek içinse, elma sirkesi ve deniz tuzu katılmış suda 10 dakika bekletmek gerekiyor. Şifalı taşlarla ilgilenen kişiler, bir taştan fayda sağlamak için ağırlığının en az 3 kırat yani 600 mg olması gerektiğini hatırlatıyorlar. Taşların montörünün, taşın bir bölümünün tene değmesine imkan verecek şekilde tasarlanmış olması da oldukça önemli.
Şiddetli, ağrılı ya da düzensiz... Regl ile ilgili yaşadığımız sorunların kaynağı, hormon değerlerini bozan aşırı stres olabiliyor. Bunu başarmak pek kolay olmasa da, sakin ve huzurlu bir yaşam sürmek ise reglin tekrar düzene kavuşmasını sağlayabiliyor.
Egzersiz: Hafif bir egzersiz karın bölgesindeki kan dolaşımını güçlendiriyor ve krampların çözülmesini sağlıyor. Son yıllarda tüm dünyada trend olan yoga ve refleksoloji, regl ile ilgili yakınmaların hafiflemesinde büyük yarar sağlıyor. Özellikle 'Supta Baddha Konasana' egzersizi, kamın alt bölgesinde yer alan organları güçlendirip, gevşetiyor. Böylelikle regl dönemindeki ağrı gibi yakınmalarınızın hafiflemesine katkı sağlıyor.
'Supta Baddha Konasana': Ayaklarınız zemine basacak şekilde sırtüstü uzanın. Nefes alarak bacaklarınızı birleştirin ve dizlerinizi hafifçe bükün. Nefes verirken sağ dizinizi sağ yana, sol dizinizi de sol yana doğru yavaşça açın. Bu sırada ayak tabanlarınızı birleştirin. Parmaklar parmakları, topuk da diğer topuğu karşılayacak şekilde bacaklarınızı yere değdirin, Bu pozisyonda derin nefes alıp vererek, hareketsiz durun. Egzersizi günde 2 veya 3 kez, 4-5 dakika uygulayın. Yoga, düzensiz reglde de yararlı olabiliyor. Örneğin "Çocuk Duruşu' olarak bilinen 'Balasana' karnın alt bölgesindeki organlara adeta masaj yaparak hormon üretimini uyarıyor.
Balasana: Ayak başparmaklarınız birbirine değecek şekilde diz çöküp, topuklarınızın üstüne oturun. Ellerinizi bacaklarınızın üzerine yerleştirin. Bu pozisyonda derin nefes alın ve nefes vererek gövdenizi zemine doğru yatırın. (Alnınız zemine değsin) Avuç içleriniz tavana doğru bakacak ve elleriniz de topuklarınızın yanına gelecek şekilde kollarınızı gövdenizin yanında zemine yerleştirin. Bu pozisyonda, derin nefes alı vererek, 30 saniyeden birkaç dakikaya kadar kalın.
Düzenli olarak çok pişmiş, neredeyse yanmış et tüketmenin pankreas kanseri riskini artırdığı bildirildi.
ABD'nin Minnesota Üniversitesinden Kristin Anderson ve ekibinin yaptığı araştırma, eti ızgarada ya da tavada pişirirken ısının azaltılması gerektiğini, yanan etin pankreas kanseri riskini yüzde 60 oranında artırabileceğini gösterdi.
Amerikan Kanser Araştırmaları Derneği yıllık konferansında açıklanan araştırmada, bilim adamları 9 yıl boyunca sağlıklı 62 bin 581 kişinin beslenme alışkanlıklarını inceledi. Bu süreçte 208 pankreas kanserine raslandı.
Eti çok pişmiş tercih edenlerin pankreas kanserine yakalanma riskinin, daha az pişmiş sevenlere ya da hiç et yemeyenlere göre yüzde 60 fazla olduğu belirlendi.
Araştırmanın başındaki Anderson, et sevenlerin pişirme sırasında ısıyı azaltması ya da yanmış parçaları ayırması gerektiğini vurguladı.
..
büyüyen şehirdi ve oyun sahaları küçüldü ve bizde bitiktik
çocukluk başka ihtilallere kaldı
öpüşmeler sevişmeler hep bir illegalite çağrısıydı
bildiri gibi sokak ortasına buruşturularak atılan yalnızlıklardık
yansız ve yalın