'Büyük muhterem' ABD'deki saltanat köşkünden uyarıyor. Fethullah Gülen'in yıllardır yaptığı 'uyarılarla', ülkemizde Sünni-Alevi kavgasının önüne geçtiğini biliyor muydunuz?
Fethullah Gülen'in gazetesi olarak bilinen Zaman gazetesinde Hüseyin Gülerce tarafından yazılan yazıda, Gülen'in darbe engellemekten Sünnî-Alevî kavgasını önlemesine kadar "müthiş faziletleri" anlatıldı.
"Gülen, neden uyardı?" başlıklı yazı, "Muhterem Fethullah Gülen'in, yeni bir irtica kampanyası açılabileceği konusundaki uyarısı, geniş bir çevrede merak uyandırdı" sözleriyle başlarken, Gülerce, siyasetin önemli isimlerinin bu "uyarıya" dikkat kesildiğini öne sürdü. Gülerce yazının devamında, Gülen'in 'uyarılarının ne kadar kıymetli olduğunu' ifade etmek için sözlerini şöyle sürdürdü: "Sayın Gülen, kritik dönemlerde, bazıları rahatsız olsa da ülkemizin ve insanımızın geleceği adına her defasında ikaz ve tavsiyelerde bulunuyor. 12 Mart 1995'te İstanbul'da Gazi Mahallesi olaylarının hemen ertesinde Zaman'ın arka sayfasını boydan boya kaplayan "Ben de Alevîyim" başlıklı yazısını hiç unutmuyorum. Bu ülkede Sünnî-Alevî kavgası çıkarmak için komplo kuran insanların oyununu bu yazı bozmuştu. O olay bahane edilerek 27 Mayıs türü bir darbe planlayanların hesabı o gün boşa çıkarılmıştı. 28 Şubat sürecinde de ülkede tansiyonu düşürmek, dindar insanların sokağa dökülmesine fırsat vermemek için Sayın Gülen her saat, her gün sancı çekti."
Gülerce'nin sözlerinden okuyucu, Gazi Mahallesi'nde yaşanan katliamının ardından gelen süreçte Gülen'in müdahalesiyle, Zaman gazetesi aracılığıyla Sünnî-Alevî kavgasının önlendiğini 'öğrenirken', yazı daha sonra "bu ülkede, meşrû idareye karşı insafsızca, zalimce, hemen her alanda tertipler, komplolar ve provokasyonlar hazırlanmış" sözleriyle devam ediyor. Gülerce, Gülen'in son zamanlarda yayınlanan bir yazısındaki "Yakın geçmişte ülkemizde çeşit çeşit vahşetler Müslümanlara isnat edilerek, "irtica tehlikesi" gündemlerin ilk maddesine konuldu. Artık Türkiye'de irtica oyununun sona erdiği söylenebilir mi?" sözlerine değinilerek, bahsedilen "uyarıya" değiniliyor. Gülerce yazısında "Sayın Gülen, şer şebekelerinin kolay pes etmeyeceklerine dikkat çekiyor" sözlerine yer verirken, Gülen'in "Yeni oyunlar hakkında, hem gönüllüler hareketi mensuplarını ve dinî cemaatleri hem de emniyet güçlerini, siyasîleri ve medyayı uyardığı" öne sürülüyor.
'Muhterem insan' hatırlatmaya devam ediyor!
Gülerce yazısında, Gülen'in 28 Şubat öncesinde ortaya çıkan gelişmelerle ilgili, "Figüranlar, rollerini öyle gerçekçi ortaya koydular ki; herkes oynananın, bir oyun olduğunu unutup ülkenin elden gittiği zehabına kapıldı. Dün olduğu gibi bundan sonra da, dışarıdan da beslenen bazı şer şebekeleri samimi müminleri terörist gibi göstererek yeni bir irtica yaygarası koparabilirler" sözlerine yer veriyor. Gülen'in geçmişle bugün arasında da bir benzerlik kurarak, "Kitap okuyan Müslümanlarla, okudukları kitaplarla ayakta durmaya çalışanların içine adam sokmaya çalışabilirler" sözlerine dikkat çeken Gülerce, yazısının devamında Gülen'in şu sözlerini aktraıyor: "Kitapların sahibi zatın (Bediüzzaman Hazretleri) posterlerini evlerine asabilirler. Ellerine de Kalaşnikofları verirler. İki yerde eylem yaptırıp, 'demek ki fırsat bulunca bunlar da silaha sarılabilir' derler. Çuvaldızı bile olmayan insanlara (muhabbet fedaisi gönül erlerine) terörist damgası vurmak isteyebilirler."
Fethullah Gülen'in tüm devlet kurumlarındaki hızlı kadrolaşması ve başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri olmak üzere toplum içerisindeki cemaat örgütlenmesi sürerken, yazdığı "uyarılar" dikkat çekiyor. Gülen'in insanların kafasının karıştırıldığı özellikle Ergenekon davası sürecinde, dinci örgütlenmelerin geçmişteki şiddet uygulamalarını "derine bağlama" gayreti de gözlerden kaçmazken, Zaman gazetesi yazarı Gülerce'de yazısını, "Evet, muhterem Gülen hatırlatıyor; demokrasi yokuşunun çileleri henüz bitmedi. Milletçe uyanık olmalıyız" sözleriyle tamamlıyor
..
1970'lerin ortalarında daha solculuğa yeni başlamıştım.
Ama yine de Milli Selamet Partisi'nden, yok milli burjuvazinin partisi, yok anti-emperyalist taşra sermayesi, yok anti-tekel küçük burjuvazi diye müttefik kuvvet türetmeye çalışan tezleri, sadece yadırgamayıp bayağı güldüğümü hatırlarım.
Dönüp dolaşıp aynı şeylere gülmek, pek iyi bir espri anlayışı sayılmaz
Saadet'in bütün sicilini İstanbul belediye başkan adayının yarıdan fazlası demagojik kalanı da eksantrik söylemiyle silivermek Ne kolaymış!
Ne kolaymış gericiliği bir suç, sınıf düşmanının karakteristiği olarak görmekten vazgeçmek. Bu hareketin, ne müttefiki, azılı anti-komünist olduğunu, tarikatların gözbebeği olduğunu, faşizmle kan kardeşi, Hizbulkontra'nın ideolojik yatağı olduğunu unutmak ne kadar da kolaymış!
Biri çıkacak içlerinden; önce sol ile İslam arasında ortaklık kurmak gerek diye birkaç ay röportaj verecek, ortalıkta dolaşacak. Hatta aklı '70'lerin şakalarından bugüne gelememiş birkaç solcu bulup birlikte dergi çıkaracak. Sonra İslamcı gericiliğin has partisinden aday olup, emekçiler, yoksullar diyecek, yağmaya karşı olmaktan dem vuracak
Sicil affını cebine koyuverecek.
O sicilin ne olduğu soL'da yazıldı. Tekrara gerek yok. Sadece köşe taşlarını hatırlayalım.
İslamcı hareket on yıllar boyu içinde kümelendiği muhafazakâr merkez sağdan 1960'larda çıkmışsa, merkezin yükselen sol ve emekçi hareketini durdurmaya nefesi yetmediği içindi. Muhafazakâr merkez, Kanlı Pazar'ın tetikçilerine ihtiyaç duyuyordu.
MSP, ikinci büyük hizmetini, solun büyük bir kitleselliğe ulaştığı, ülkenin devrimci sancılar çektiği sıralarda, Milliyetçi Cephe denen karşı-devrim barikatında anahtar parti rolü üstlenerek gördü. MC denen karşı-devrim barikatının tarihsel anlamı 12 Eylül faşizmine geçiştir.
12 Eylül'de "kendi içerde fikirleri iktidarda" olan tek akım faşist MHP olmamıştır. Milli Görüş'ü de ekleyin. Türk-İslam sentezinin resmi ve egemen çizgi haline gelişini, hangi solcu hangi sicilden silebilir?
Aynı yataktan Sivas beslenmiştir. Aynı nehir tarikatları sembolik olarak Çankaya'ya değil, bütün devlet mekanizmalarına, kaymakamlıklara, valiliklere, belediyelere taşımıştır.
Seçim döneminde Bekaroğlu'nun kent yağması ve yoksulluk üstüne verdiği vaazlar, olsa olsa Hitler'in partisindeki "sosyalist" sözcüğü kadar inandırıcıydı.
Ama solda inananlar çıktı.
Oysa mekanizma o kadar basitti ki! Dinci gericiliğin iktidarı, muhalefette de dinci gericiliğe belli bir alan açar.
Seçim sonuçları başka ne göstermiş olabilir? Dinci gerici AKP'nin kaybettiği oyların anlamlı bir parçası dinci gerici SP'ye gitmiştir! İktidardaki gericiliğin ultra sermayeciliği yüzünden açıkta kalan bir emekçi nüfus, bir başka gerici partiye yazılmaktadır. İktidardaki dinci gericilik Kürt illerinde zemin yitirmekte, muhalefetteki dinci gericilik onun boşalttığı alanı yine gericilik adına tutmaya çalışmaktadır
Hani ilkokul karnelerinde "hal ve gidiş" gibi notlar vardır ya. Solun da, başka hangi derste ne alırsa alsın, "insan aklını temsil"den tam puan alması gerekir. SP demagojisinden kendine pay çıkartan, heveslenen bir solcu en temel alanını yitirmiş demektir.
Solun bir de hafızası sağlam olmalıdır.
Hadi Numan Kurtulmuş'u tanımıyordunuz, diyelim. İstanbul adayı Bekaroğlu'nun birkaç yıl önce solcu ortak niyetine kol kola gezdiği Ertuğrul Günay'ın AKP'den bakan çıktığını da mı unuttunuz? Yoksa bu ortaklık feshine "tarihsel kopuş" falan türü anlamlar mı yüklediniz?
Kayıp trilyonun halktan gasp edildiğini atlayıp, Kurtulmuş'u, "ya adam emekçiler diyor, işbirlikçiliği eleştiriyor" diye saf saf dinleyenler, Bekaroğlu'na "helal olsun sosyal-demokratların söylemediğini söyledi" diye bakanlar; şimdi Erbakan'ın dönüşüyle bu rüya âleminden çıkarlar mı, dersiniz?
Giderken olmadı, belki dönüşte
Acaba Erbakan'ın Kıbrıs şovenizminin cengâveri olduğunu, İsrail'le anlaşmaya imza attığını, tarikat çocuğu olduğunu hatırlatırsak...
Hatırlatalım hatırlatmasına, ama fazla da umutlanmayalım.
Çünkü sorun kendi başına kişileri tanımamaktan, iyi niyet gösterip söylenen sözlere inanmaktan kaynaklanmıyor. Solda sorun, 40 veya 30 yıl önce nereden kaynaklandıysa, bugün de aynı yerden kaynaklanıyor.
Solda, solculuğa güvenini yitiren, bu memleket adam olmaz'ı kabullenen, biz adam olmayız'a boyun eğenler türlü çeşit çöplükte inci bulmaya meraklı oluyorlar.
Sorun buradadır ve nasıl giderilebileceği de bellidir
..
sanırım kesin olarak tatil oldu, sonradan bir terslik çıkarılmazsa..
ne olursa olsun;
işçi sınıfı partisi, hiçbir zaman bırakmadığı gibi meydanlarda da işçi sınıfını yalnız bırakmayacak..
ve bayramımız elbette kutlanacak..
..