Gidersin; yağmurlarda kırılır mızrabım
gidersin; ardından dilsiz bir ihanet gider
gidersin; her şey gider
gidersin; kalbimde bir tabur ayaklanır
ilgilenmez ordular, hükümetler...
gidersin; ne rezil bir an'dır bu
yazdıkça silinen sözcükler gibidir hayat
gidersin; bir hazin dramdır bu...
/kanmadım aynalara sana kandığım kadar
içimde bir boşluk sana yandığım kadar/
Bugün hasretin kırlarında dolaştım
senin adınla
aşkın adıyla
savrulup aktım o ırmaklardan;
ırmakları çöllerle
çölleri denizlerle
denizleri düşlerle buluşturdum
sustum kaldım sonra böyle günleri savuşturdum...
/ne ses ne nefes ne de bu rüzgâr bağışlar seni
simsiyah gecelerde budanırken ah ömrüm
dönüp sırtını giderken kimler karşılar seni?/
Sen olmayınca sesin de yoktu, gözlerin de
bu yüzden odama resmini yaptım
söküp kalbimi yanına astım
sensiz kalan yılları da ben buruşturdum
kalbim hasretinde asılı kaldı
yetim kalmış anıları ben tokuşturdum
Daha bu solgun günlerde aşk,
yaşanır
sözde!
kalp,
yitik bedende;
yağmur değil, sanki efkâr yağıyor kente
yağıyor ömrüme
senin yerine
/kanmadım aynalara sana kandığım kadar
içimde bir boşluk sana yandığım kadar/
Hapşırma, ani, irade dışı, sesli bir şekilde ağızdan ve burundan nefes vermektir. Hapşırma burun kanallarındaki sinirlerin uyarılması sonucu oluşan psikolojik bir reaksiyondur. Aslında burnumuz nefes almamızda çok önemli bir görev yapar. Hava onun dar kanallarından türbülans oluşturarak geçerken hem ısısı ayarlanır, hem de içindeki toz burada filtre edilir.
Buradaki sinirlerin uyarılmasının nedenleri değişiktir. En çok alerjik etkilenmedir ama toz, duman, parfümler hatta aniden ışığa bakma gibi başka birçok nedenleri daha vardır. Hapşırmadan önce sanki bir yerimiz ısırılmış gibi sinir uçlarının ikaz göndermesi sonucu, burnumuzdan önce bir salgı gelir. Biz bunun pek farkına varamayız.
Bu salgının ardından beyine giden ikaz neticesinde baş ve boynumuzdaki kaslar uyarılarak ani nefes boşanması olayı yaşanır. Ses tellerinin olduğu bölüm önce kapanır ve buradaki havanın basıncı iyice yükselir. Sonra aniden açılarak hava yüksek bir sesle dışarı verilir. Tabii beraberinde burnumuzdaki toz gibi yabancı maddeler ve soğuk algınlığı yaratan mikroplar da. Ancak tıp bilimi hapşırma ile yayılan mikropların, elle yayılanlardan çok daha az olduğunu saptamış bulunmaktadır.
Uyku sırasında özellikle rüya safhasında sinir sisteminin bazı elemanları kapalı olduğundan normal şartlarda hapşırma olmaz. Uyarı çok kuvvetli ise olabilir ama anında uyanılır. Ancak bu beyin tarafından tehlike olarak algılanmaz. Uyurken ayağını gıdıkladığımız kişinin ayağını çekip, arkasını dönüp, uyumağa devam etmesi gibi.
Hapşırma refleksinin detayları tam bilinmese de kesin olarak bilinen bir şey var. Hapşırırken gözlerinizi açık tutamazsınız. Bunu bilim insanları vücudumuzda bir acı veya ağrı duyduğumuzda gözlerimizi kapatmamıza bağlıyor. Kibarlık olsun diye hapşırığı tutmaya çalışmak ise kesinlikle tavsiye edilmiyor.
Güneş ışığı ile karşılaşınca hapşırmanın genetik olduğu ileri sürülüyor. Dünya nüfusunun en az yüzde 18'i bu hassasiyete sahip. Hapşırma sayısının da genlerle nakledildiğini ileri süren bilim insanları var. Bazı ailelerde üç kere hapşırılırken, bazılarında sekizincide duruyormuş.
İnsanlara hapşırdıktan sonra 'çok yaşa' deme adetinin kökeni Hıristiyanların 'God bless you' yani 'Tanrı seni takdis etsin' veya Tanrının hayır duası üzerinde olsun' cümlesine dayanmaktadır. Altıncı yüzyılda hapşıranlara vücutlarındaki şeytanı attıkları için tebrik anlamında söylenen bu söz büyük veba salgını başlayınca Papa tarafından söylenmesi zorunlu kılındı ve kanunlaştırıldı.
İdrar yollarınızdan taş düşürmeye çalıştıysanız çok ağrılı bir durum olduğunu biliyorsunuzdur. Doğum sancısından bile kötü olabilen bu durum ancak taş idrar yollarını tıkadığı dönemde yaşanır. Çoğu böbrek taşları hastalar tarafından az ya da çok ağrılı bir şekilde tıbbi yardım olmadan düşürülebilir.
Tedavilerin süresi var mı?
Belli bir süre içerisinde düşürülemeyen taşların ağrı yanında enfeksiyon, idrarda kanama, böbrek fonksiyonlarının bozulması gibi riskler taşıması nedeniyle üroloji uzmanı tarafından görülerek uygun tedavilerin planlanması gerekir.
Taşlar nasıl sinyal verir?
Aşağıdaki durumlar böbrek taşlarının erken bulguları olabilir. Mutlaka bir üroloji uzmanı ile görüşülmesi gerekir:
- Böbrek bölgelerinde (yan ve sırta doğru) şiddetli ağrı
- Bulantı-kusma
- İdrarın kanlı çıkması
- Ateş-titreme
- Bulanık idrar
- İdrar yaparken yanma İdrar yollarını tıkamayan veya kısmi tıkayan taşlar hiç rahatsızlık vermeyebilir ve tanı konamadan çok iri boyutlara ulaşabilir. 5 mm çapındaki taşın düşme olasılığı yaklaşık %50'dir. 10mm.den büyük taşlar ise düşmez kabul edilir.
Günümüzde artık idrar yolu taşları uygun tedavi yöntemleri planlanarak - açık cerrahilere gerek kalmadan - hızlı ve emniyetli bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Geçirilen girişimsel tedaviler sonrası böbrek ve aşağı idrar yolları mümkün olduğunca taşsız hale gelmelidir. Kalan taş parçaları yeni taş oluşumları için nüve oluştururlar.
Böbrek taşı nedir?
Böbrekler tarafından kandan süzülen vücut için gereksiz fazla sıvı idrar şeklinde atılırken beraberinde atılan bazı katı maddeler bazen idrar yollarının içinde çökerek böbrek taşlarını oluşturur. İdrarı oluşturan suyun az, beraberinde atılan maddelerin fazla olması idrar içinde bulunan taş oluşumunu engelleyici bazı maddelerin azlığı da farklı kristallerin idrarda çökmesine neden olur. Çok değişik sayı, büyüklük ve yapıda taşlar görülmektedir.
Küçük bir böbrek taşı bir erkeği ağlatacak kadar ağrı yapabilir mi?
İdrar yollarında oluşan taşlar böbreğin içini tamamen doldursa bile hiç ağrı yapmayabilir. Bunun yanında 3-4mm.lik bir taş böbrekten çıkıp mesaneye doğru inerken idrar kanalı (üreter) içinde sıkışarak hastaya çok şiddetli ağrılar yaşatabilir. Tıkalı yolun gerisindeki idrar yolu içinde basıncın artmasıyla oluşan şiddetli taş sancısı sırasında sıklıkla bulantı ve kusma da görülür. Ağrının nedeninin taş olduğu tanısı hızlı bir şekilde konularak dayanılması çok zor olan böyle bir durumdan hastanın uygun ilaçlarla bir an evvel kurtarılması gerekir.
Hayatı yaşar gibi yapıyoruz ama
aslında bal gibi seyrediyoruz işte
Başkalarının yazdığı senaryoları izliyoruz akşamları.
Konuşmalarımız dizi filmlerinin replicleri gibi
Onlarla gülüyor, onlarla hüzünleniyoruz
Kişiliğimizi, kimliğimizi şekillendiriyorlar sanki
Dizilerimizle ilgilenmekten, hayatı ilgi boyutundan bir türlü etki boyutuna taşıyamıyoruz.
Etki alanımız öylesine daraldı ki etkinliklerimiz çoğunlukla ilgi boyutunda, haber, spor, dizi gibi başkalarının etkinliklerini izlemekten ibaret oldu.
Annelerimiz ilgi alanı tv denen kara kutuya endekslendi.
Babalarımızı da kahvelerde okey taşlarının arasında kaybettik.
Yakında çocuklar anne babaların kendilerine aldığı bilgisayar dahil oyuncaklara benzeyecekler
"Heyy arkadaş canımı sıkma bir format atarım sana."
"Bak senin ekran görüntünü sevmedim ne o yüzünün hali ?"
Oysa bir reklam vardı nasıldı o
"Babam çamaşır makinesi aldı annem bana kaldı."
Hadi ordan çok beklersin, dizilerin reklam aralarında görecen anneni ))))) çocuklar dua edecekler şu reklamlar uzasa da
annem ve babamın etki alanına olmasa bile ilgi alanına bari gireyim diye )))
Eeeee her seçim bir kaybediş diye boşuna dememişler
Anne! Teninin kokusunu özledim zamanımı geçirdiğim bu makine sen değil kablo kokuyor !
Baba! Bana aldığın hediyelerin hepsi kendi yerinde duruyor ve senin yüreğimde olman gereken yeri dolduramıyor
hala bir boşluk var
Ben sizin yokluğunuzun yerine ne koysam
dolmayacağını bilmeyecek yaştayım.
Sizinle ilgili anılarım bile olmayacak bir hayatı,
yaşadığımı anlamayacak yaştayım.
Siz bana uymayın "Azı karar, çoğu zarar" misali
benim gelişimim içine kendinizden de bir şeyler katın
Ben büyüyorum,
benim 15 yaşımdaki halimi yaşasaydık keşke,
bitip giden dizileriniz yerine
isyankar bakışlarını üzerimden çek !
acının yüz ölçümünü vermem mümkün değil...
son çizikti bu attığın,
sevda yanığı yüreğim kanamaya devam etsin ... farketmez ...
son çizikti bu ... son ...
ömrümün telaffuzunu dudak uçlarından okuyorum
şehrin en sessiz çığlığını ruhumda duyuyorum
tenim ürperiyor... sensizlikten olsa gerek ya da sessizlikten (?)
kaçan hayaller geceme sığınıyor
"kalk, git artık" demeye dilim varmıyor
sınırsız sevgi ve şiddetli bi özlemle kucaklamak istiyorum seni
yeniden ateşe elimi sürecek olmak korkutuyor beni
yapamıyorum.. gücüm yetmiyor
biliyorum zaman geçer ve bana kalanı verir hayat, avuçlarıma
ben gelişiyle göğe açılan ellerimi indiremem
istediğim "O"dur Onun verdiği değil!
hiç bir gidiş senin gelişin kadar üzmedi beni
yenik hayallerle gelmeyişinin resmini çizdim hep
geldin... geldiğin gibi gittin...
masallara inancım bitti gidişinle
gök kuşağı çıkmadı ağlamalarımın ardından
bulutlar hiç gitmedi gözlerimden
hep bir gün gelir diye bekledim gelmeyişini
umudumda kalmadı ki artık
zaman hep senden yana ...
bende bitti vakit...
gelme... istemem...
kavuşuruz... buluşur bedenler...
hem sonra; "ölüme ne kaldı ki?"
Çok başarılı bir albüm .. Özellikle albümde ve kliplerde kullandığı animasyonlar oldukça hoşuma gitti...Şarkılara zaten söz yok .Feridun Düzağaç kalitesi ... Teşekkürler paylaşım için,ellerinize sağlık..