Bilgisayarların yaygınlaşması, bilgisayar oyunlarının çoğalması çocukları bilgisayar başına çekmeye çoktan başlamıştı. Son zamanlarda ise, Internetin günlük yaşama girmesi sanal ortamda iletişim olanaklarının artması hepimizi ve çoğunlukla da çocukları bilgisayar başına adeta bağladı. Milyonlarca lira ödenerek alınan bilgisayarların yalnızca chat (sohbet), oyun, surf (Internette gezinti) amacıyla kullanılması ise anne babaları endişelendirmeye başladı. "Çocuğum eve gelir gelmez bilgisayar başına oturuyor, yemek yemeyi bile unutuyor ya da yemeğini bilgisayar başında yiyor. Kiminle konuşuyor, ne oynuyor... gibi sorular uzayıp gidiyor." Bu durum ise anne babaları endişelendirebiliyor.
Çok iyi bilinmelidir ki, bilgisayar kullanmak ya da Internetten faydalanmak tek başına kişinin yaşamına asla olumsuz etkide bulunmuyor. Olumsuz etki ancak kişinin bilgisayarı veya Interneti ya da chat gibi iletişim araçlarını yanlış kullanması sonucu ortaya çıkabiliyor.
Öyleyse, bilgisayar oyunları, chat ya da Internette geçirilen zamanın çok fazla olduğuna nasıl karar verebiliriz?
Eğer bilgisayar başında geçirilen zaman kişinin yaşamında bazı güçlükler yaşamasına, örneğin derslerinde başarısız olmasına, sosyal yaşamdan uzaklaşmasına neden oluyorsa, bu durumda bilgisayar başında çok fazla zaman geçirildiği düşünülebiliyor.
Çocuklar chat yapmayı neden tercih ediyor?
Sanal ortamda kurulan arkadaşlıkların çekiciliği nedir?
Kuşkusuz her çocuğun, gencin, bireyin "chat" yapma, bilgisayar oyunu oynama ve Internette gezinme nedeni birbirinden farklıdır. Anne babalar bu durumu değerlendirirken çocuğun farklılığını ve biricikliğini göz önünde bulundurmalıdırlar. Öte yandan, Internet, chat, bilgisayar oyunları hatta cep telefonları gibi teknoloji harikası araçlar ve hizmetleri çekici kılabilecek ortak konulardan da bahsedilebilir.
1-İletişim kurmada kolaylık sağlıyor: Chat günlük yaşamda kolay iletişim kuramayan çocuk ya da gençlere iletişim ve bir çok kişiyle tanışma olanağı sunuyor. Sanal ortamda bireyler kendilerini daha kolay ifade edebiliyorlar. Günlük yaşamda kendilerini ifade etmekte güçlük çekenler bile sanal ortamda kendileri veya başkaları ya da tanınmak istedikleri gibi olabiliyorlar.
2-Sosyal ortam sunuyor: Interaktif araçlar (iletişim araçları) aracılığıyla sunulan iletişim olanağı bireylere bir gruba ait olduklarını hissettiriyor. Bireyler üye oldukları gruplar içinde bir yerleri olduğunu hissediyorlar. Bu durum günlük yaşamda iletişim kurmada ve sosyal ortamlara katılmada güçlük yaşayan bireylere kolaylıklar sağlıyor. Bireyler bu gruplar içinde onaylandıklarını, kabul edildiklerini hissediyorlar.
3-İnsanlarla daha yakın ilişkiler kurmayı sağlayabiliyor: Internetin sunduğu iletişim olanağı bireyleri günlük yaşamda olduğundan daha çok yakınlaştırabiliyor. Bireyler bu ortam içinde içlerinden geldiği gibi iletişim kurup yakınlaşabiliyorlar. Internette yüzünü görmedikleri insanlarla dertleşmek daha kolay olduğu için bireyler daha derin ilişkiler kurabiliyorlar.
4-Çocuk ya da genç, olmak istediği kişi gibi davranabiliyor: Internet aracılığıyla hayallerindeki kişi olmak çok kolay. Bir insan, sosyal ilişkiler kurmada zorlanan, utangaç ya da yeterince kendine güvenli olmayan biri olsa bile, Internet ortamında olmak istediği kişi gibi davranabiliyor.
5-Ucuz ve uzun süre ve birçok kişi ile aynı anda iletişim imkanı sunuyor: Internet özellikle arkadaşları ile sürekli iletişim içinde olmaya bayılan ergenler için telefondan daha ucuz ve uzun iletişim olanağı sunuyor. Böylece çocuk ya da gençler aynı anda birçok arkadaşı ile birlikte iletişim kurma olanağını daha ucuza bulabiliyor.
6-Gerçeklerden kaçabilmeye yarıyor: Bilgisayar oyunları ya da Internet üzerinden sunulan içerik çok renkli, hızlı, görsel ve işitsel efektler tarafından zenginleştirilmiş olduğu için çocuğun ya da gencin, bilgisayar başında keyifli uzun zaman geçirmesine yardımcı oluyor. Bu da günlük sıkıntılar ya da sorunlardan uzaklaşmak isteyen çocuk ve gençleri bilgisayar başına çekiyor.
Son zamanlarda psikoloji alanında yapılan araştırmalar, Internette çok fazla zaman geçiren bireylerin, Internetten uzaklaştıklarında ya da uzaklaştırıldıklarında bağımlı insanlarda görülen çekilme etkilerine benzer belirtilerin görüldüğünü göstermekle birlikte henüz "Internet Bağımlılığı " diye bir hastalıktan tam olarak bahsedilemeyeceğini söylüyor. Amerika'da yapılan çalışmalara göre bugün 47 milyon insan Internet kullanıyor ama bunların yalnızca %5-10 kadarının Internet bağımlısı olduğu gözleniyor.
Aşırı Internet Kullanımı hakkında genel olarak iki görüş öne çıkıyor:
1-Teknoloji Bağımlılığı:
Bilgisayar, bilgisayar oyunları, telefon gibi teknolojik gelişmelerin sunduğu hizmetler, zengin görsel ve işitsel içerik sunuyor, her şeye hızla ulaşılabiliyor. Bu gibi hizmetler yoluyla zengin bir öğrenme ortamı sunuluyor öte yandan sunulan içeriğin hızlı, ani, beklenmedik formatlarda, düzensiz bir akış içinde olması çocuğun ya da bireyin dikkatini uzun süre bilgisayarda tutmasına yarıyor.
2-Bağımlılığa Yatkın Kişilik Yapısı:
Psikolojik sorunların görünen yüzü olarak da değerlendirilebilecek Internet ve chat bağımlılığı aslında bize bağımlı kişilik hakkında ipuçları sunabiliyor. O nedenle chat başından ayrılmayan çocuğun kişilik özelliklerinin değerlendirilmesi önemli. Internette çok fazla vakit geçiren bireylerin daha çok hassas, yalnız, çabuk sıkılan, içe-dönük, kendine güveni az olan, bağımlılık geçmişi ya da yatkınlığı olan bireyler olduğu üzerinde duruluyor.
Neler Yapılabilir:
1-Sanal yerine doğal ortam:
Çocuklarınızı arkadaşları ile doğal yollardan görüşmeleri için yönlendirebilir, onlara yeni olanaklar yaratabilirsiniz. Yaz kampları, hafta sonu doğa yürüyüşleri, evde ve bahçede yapılabilecek etkinlikler, hobiler, spor karşılaşmalarının izlenmesi gibi aktif ve doğal etkinliklere katılmasına yardımcı olabilirsiniz.
2-Spora yönlendirme:
Spor çocuklar ve gençlerin fiziksel, zihinsel, ruhsal ve sosyal gelişimleri için son derece gerekli bir aktivitedir. Çocuğunuza uygun bir spor çalışması seçebilir ve haftanın 2-3 gününü spor yaparak geçirmesini sağlayabilirsiniz.
3-Arkadaşlık ilişkileri desteklenmeli:
Çocuğunuzun arkadaşlık ilişkilerini desteklemeniz, O'nu, varolan arkadaşlık ilişkilerini sürdürmek ve yeni arkadaşlık ilişkileri kurması için yüreklendirecek, böylece çocuğunuz bilgisayarda çok uzun ve gereksiz zaman geçirmek yerine arkadaşları ile olmayı seçecektir.
4-Sosyal Beceri Eğitimi:
Çocuklar ve gençler kendi akran grupları içinde iletişim kurmaya özendirilebilir. Eğer çocuk ya da genç iletişim kurmada, iletişimi başlatmada ve sürdürmede güçlük çekiyorsa, sosyal beceri eğitimlerinden faydalanılabilir. Bu konuda çocuğunuza, okulunda bulunan psikolojik danışman yardımcı olabilir ya da "Sosyal Beceri Eğitim Grupları" yapan özel psikolojik danışmanlık merkezlerinden yardım alınabilir.
5-Profesyonel Yardım:
Bunları yaptığınız halde çocuğunuzun giderek bilgisayar oyunlarına, bilgisayarda sohbet etmeye bağımlı bir hale geldiğini gözlüyorsanız ve bu durum çocuğunuzun okul başarısını, sosyal yaşamını olumsuz etkiliyorsa, bir psikologtan yardım alabilirsiniz.
6-Internet Kullanım Sözleşmesi:
Aile Çocuk Internet Kullanım Sözleşmesi, bilgisayar ve Internetin çocuklarınız tarafından etkili bir biçimde kullanılmasına yardımcı olabilir.
7-Aileler İçin Internet Kullanım Önerileri:
Bilgisayar ve Internette geçirilen zamanın sınırlandırılması, bilgisayar herkesin bulunduğu odaya konması gibi basit önlemler çocuğunuza etkili bilgisayar kullanma alışkanlığı kazandırmaya yardımcı olabilir.
yok yaa kıskansın diye neler yaptım da sonradan anladım ki içinden içinden kıskanıomşta , sölemiomuş ... bana güvenmediğmi sanmiim diye tabi ben bunu ayrıldıktan sonra anladım euheuehue
Günümüz insanının hayatına belki de gereğinden fazla giren kozmetiklerin bazı yan tesirlerini hatırlatmak gerekiyor. ABD'de yapılan bir araştırma, kozmetiklerde, 800'den fazla zararlı kimyevi madde bulunduğunu ortaya çıkardı.
Deodorantlar, parfümler, nemlendiriciler, rujlar, pudralar, maskaralar, rimeller, şampuanlar, tıraş losyonları, saç boyaları, kremler, kapatıcılar, kırışıklık gidericiler ve isteğe göre çok değişik markalardaki kozmetik ürünler; güzelleşmek ve kendini daha iyi hissetmek için yaygın olarak kullanılıyor.
Kozmetik harcamalarının, temel ihtiyaç maddeleriyle kıyaslandığında çok yüksek bir maddî karşılığı var. Türkiye gibi bir ülkede onlarca temel ihtiyaç maddesi için para yetiştirmeye çalışan insanlar, harcamalarının yüzde üçüne yakın miktarını kozmetiğe ayırıyor.
Kozmetiklerin sağlığımıza verdiği zararlar hatırlatılınca aşağıdaki itirazlar akla gelebilir:
• Niye zararı olsun, bunlar zaten sağlık ve güzellik için üretilmiyor mu?
• Kozmetik üretici firmalar ürünleri güvenli olmasa satmazlar, değil mi?
• Bu ürünlerin sağlığımıza uygun olup olmadığını devlet mutlaka denetliyordur.
• Hem zararlı olsalar, kulağımıza gelirdi!
Ne var ki, Eylül 2002'de yayımlanan bir haber bu konuda oldukça uyarıcı. Haber şöyle;
"Güzelliğin bedeli ağır! ABD Ulusal Meslekî Güvenlik ve Sağlık Enstitüsü'nün yaptığı bir araştırma, kozmetiklerde, 800'den fazla zararlı kimyevi madde bulunduğunu ortaya çıkardı. Öte yandan, parfümlerin içinde bulunan kimyevi maddelerin, sinir sistemi bozukluğu, nefes düzensizliği ve alerjik reaksiyonlara yol açabildiği tespit edildi."
Her kadının yılda ortalama 2 kilo kozmetik ürün kullandığı Amerika'da, Kongre'nin yaptırdığı araştırmaya göre, kozmetiklerin 800'den fazla zehirli madde ihtiva ettiğinin; ayrıca kanser, alerjik reaksiyon ve doğum kusurlarına sebep olduğunun ortaya konması; yukarıdaki haberi teyit etmekte.
Kozmetiklerin kullanıldığı vücut bölgelerinde sebep oldukları enfeksiyonlar da unutulmamalı. Kozmetiklerin sağlığa zararlı olmasına kasten olmasa da göz yumulduğu, biraz da izin verildiği söylenebilir. Çünkü kozmetiklerin üzerinde, sağlık açısından hem üretici hem de tüketiciler tarafından yiyecekler ve ilaçlar kadar çok durulmuyor.
Sıradan bir el kreminde ne kadar kimyevi madde var biliyor musunuz?
Kozmetik maddelerden saç spreyleri, parfümler ve pudralar solunum yoluyla; rujlar ve sprey tarzında kullanılan bazı parfümler yutularak; göz çevresi için pazarlanan ürünler o bölgedeki ince deri ve mukoza tarafından emilerek; yine saç boyaları, kremler ve benzeri şekilde cilde uygulananları da deriden vücuda giriyor.
Kozmetiklerin üretiminde kanser yapıcı ve alerjik özelliği öne çıkan yüzlerce madde kullanılıyor. Her kimyevi maddenin bir veya daha fazla yan tesiri bulunmakta. Yüz kremleri ve göz civarında kullanılan kozmetiklerin, mikrobik bulaşmalara sebep olduğu da biliniyor.
Ucuz yolla petrolden parfüm
Kozmetik ürünleri; kanser, alerji, tahriş ve direncin bozulması dışında da sağlık sakıncaları taşıyor.
Daha ucuz ve yaygın kullanılmasının sağlanması için parfümlerin yüzde 95'i sentetik olarak petrolden elde ediliyor ve bunlar benzen ve aldehitler ile benzeri zehirli maddeler. Mesela, parfümlerde kullanılan benzoinin, farelerin lenf düğümlerinin genişlemesine, dalaklarının büyümesine ve karaciğerlerinin zarar görmesine sebep olduğu gösterilmiştir.
Parfüm yalnızca kullanıcı değil, yakınındaki migren hastaları için de menfi tesire sahip. Parfüm ve kolonya kokuları, migren hastalarının beyninde elektrik faaliyetinin değişmesine yol açarak; migren ağrılarının başlamasına sebep olabiliyor.
Parfümlerde kullanılan koku maddelerinin kişilerin hassasiyetine göre ortaya çıkardığı menfi belirtileri şöyle sıralayabiliriz:
• Göz yaşarması veya kuruması,
• Çift görme,
• Hapşırma,
• Burun tıkanıklığı,
• Kulak çınlaması,
• Kulak ağrısı,
• Baş dönmesi,
• Öksürük,
• Nefes darlığı,
• Yutkunmada zorluk,
• Astım krizi,
• Baş ağrıları,
• Uyumsuzluk,
• Kısa süreli hafıza kaybı,
• Yoğunlaşma bozukluğu,
• Mide bulantısı,
• Endişe,
• Çabuk kızma,
• Huzursuzluk,
• İsilik,
• Kurdeşen,
• Egzama,
• Eklem ve kas ağrıları,
• Kalp atışında bozukluk,
• Hipertansiyon,
• Lenf bezlerinde şişlik.
Kozmetikler hayatımızda hak ettiğinden fazla yer kaplıyor!
Cilt güzelliği için kullanılan ürünlerin çoğu, içinde cilde düşman maddeler bulundurduğundan; tabii cilt güzelliğinin daha erken kaybedilmesine sebep oluyor. Dolayısıyla telafisi için, kişiyi kozmetik bağımlısı yapıyor.
Kozmetik ürünler, gerekmedikçe kullanılmamalı, kullanma ihtiyacı hekim veya uzman tavsiyesine dayandırılmalı; kullanıldığında en azından belirli denetim standartlarına uygun olanlardan ve çok düşük miktarlarda kullanılmalı. Bu tür ürünler en kısa zamanda yıkanarak vücuttan uzaklaştırılmalıdır.
Ev dekorasyonunda çiçekleri kullanmak, mekana ferahlık verir ve renk katar. İyi ve akıllıca seçilmiş çiçek çeşitleri evin bütün bölümlerinde kullanılmalıdır.
Oturma Odası
Özenle aranje edilmiş büyüklü küçüklü buketler, odanıza bambaşka bir hava verecektir. Seçeceğiniz çiçeğin rengine dikkat etmeyi unutmayın. Koltukların rengi ile değil de
halının rengi ile aynı olan çiçekleri tavsiye ederiz. Ayrıca halk arasında salon çiçeği denilegelen, çiçeksiz yeşil bitkiler oturma odası için biçilmiş kaftandır.
Mutfak
Bilhassa ev hanımlarının günün büyük çoğunluğunu geçirdiği mutfak, mutlaka çiçeklerle renklendirilmelidir. Mutfak için, küçük saksı çiçeklerini tavsiye ediyoruz. Tabi sık çiçek açanları tercih ederseniz, mutfağınız her zaman canlı olacaktır. Mesela minik saksılarda rengarenk menekşeler. Veya çiçekli minik kaktüsler. Bunları bir de sapı kırıldığı halde atmaya kıyamadığınız bir fincanın veya eski bir porselen demliğin içinde sergilerseniz mutfağınıza sevimli bir hava da verebilirsiniz.
Banyo
Banyo evin çok önemli köşelerindendir. Genelde karanlık
olan banyoları orjinal dekorasyon fikirleriyle renklendirebilirsiniz, ama çiçekleri de unutmayın. Banyoda fazla ışık istemeyen ve nemli ortamlardan hoşlanan türden çiçekler kullanabilirsiniz.
Yatak Odası
Aslında uyuduğumuz ortamda çiçeklerin bulundurulması sağlık açısında doğru değildir. Çünkü bildiğiniz gibi çiçekler geceleyin ortamdaki oksijeni kullanır ve karbondioksit açığa çıkarırlar. Ama yine de yatak odasında çiçek bulundurmak mutlu sabahlar için iyi bir fikirdir diyoruz ve gerçeğine çok benzeyen yapma çiçekleri tavsiye ediyoruz size. Burada zevk size ait: Ya yeşil bitkilerle veya odanızın rengine uygun rengarenk çiçeklerle başlayın yeni güne.
Evin girişi ve Koridorlar
Evinizin girişi eğer aydınlıksa yani güneş alan bir yerse canlı çiçekler kullanabilirsiniz. Eğer karanlık bir girişi varsa evinizin ne duruyorsunuz? Orayı gerçeğine çok benzeyen yapma çiçeklerle aydınlatın. Misafirlerinizi çiçeklerle karşılamak güler yüz kadar etkileyici olacaktır sanırız. Koridorlarda da uygun yerlere veya duvarlara yerleştirilmiş çiçekler canlı bir hava verecektir evinize şüphesiz.
Bebeklik ve çocukluk döneminde en sık rastlanan sorunlardan biri çocukların uyku uyumakta zorluk çekmeleridir. Oysa ilk bir yıl içinde uyku düzeninin oluşturulması çok önemlidir.
Bebeklerin ağlamalarının pek çok nedeni vardır ; Kolik, açlık, kulak enfeksiyonları, karın ağrıları, gaz sancıları, altını kirletmiş olması, bebeğin fazla yorgun olması gibi.
Bebekler günde ortalama 3 saat ağlarlar, bu durum olağandır.. Kolikli bir bebek ise üç hafta boyunca haftanın üç günü üç saat süreyle ağlar. Diğer bebeklerden farklı olarak ağlamanın hepsi bir seferde gerçekleşir.
Bebekte uykusuzluğa yol açabilecek fiziksel bir neden olup, olmadığından emin olun. Eğer bebeğin hazım sorunu olduğundan şüpheleniyorsanız, doktorunuza başvurun.
İlk bebekler uyku sorunları açısından daha fazla risk altındadırlar çünkü anne-babalar ilk çocukta daha tedirgindirler.
Erkek çocuklar kızlara göre daha fazla uyku sorunu yaşarlar.
Sakin ve mutlu davranmaya çalışın. Sakin ana-baba sakin bebek demektir.
Gündüz temiz hava almak için bebeğinizle dışarı çıkın.
Onu her gün aynı saatte uyutmaya çalışın. Kendi odasında ve yatağında yatırın.
Altı aylıktan on yaşına kadar olan çocukların on-on iki saat uyumaya gereksinimleri vardır. Bu nedenle çocuğunuzun 20.00-20.30 gibi yatakta olması gerekir.
Bebeğinizin yorulduğunu gösteren gözlerini ovuşturmak, kulağını çekiştirmek, göz çevresindeki hafif kızarıklıklar oluşması gibi belirtilere dikkat edin. Bu belirtileri gördüğünüz an onu uyutun.
Bebeğinizi uyanıkken yatağına yatırın. Uyuduktan sonra yataklarına yatırılan çocuklar gece boyunca kesintisiz uyumazlar.
Uykudan önce onun uykuya geçmesini sağlayacak etkinlikleri belli bir düzen içinde uygulamaya çalışın.Uyku vakti rutini oluşturun.Örneğin ona banyo yaptırdıktan sonra bebek masajı uygulayın.Gece giysilerini giydirin.Onu sevip, okşayın.Masal okuyun.
Huzurlu bir ortam, kısık ışıklar, pastel renkler, yumuşak bir müzik veya ninni kaseti çocuğunuzun gevşemesine yardımcı olabilir. Yatağına her gece aynı uyku arkadaşını koyun-benimsediği bir oyuncak, örneğin siyah-beyaz bir panda- Her gece onu aynı sözcüklerle uykuya uğurlayın," tatlı rüyalar" gibi.
Bebek yine de uyanırsa veya hemen uykuya dalmazsa ağlamasına izin verin. Onu kucağınıza almadan her 15 dakikada bir yanına gidip kontrol edebilirsiniz. Bir süre sonra ağlaması kesilebilir.
Bebeğinizin gece uyanması normaldir. Bebekler geceleri uyanır. Belli bir sebebin olması gerekmez. Sorun bebeğinizin kendisini sakinleştirerek yeniden uyumasıdır. Bebeğinizin tekrar uykuya dalmasını sağlayacak koşulları yaratmaya çalışın.
Bebekler büyüdükçe daha az uyumaya başlarlar. Yeni doğmuş bir bebek 3-4 saatte bir sadece beslenmek için uyanır. Bir aylık bebekler 16-17 saat, 3-4 aylık bebekler yaklaşık 15 saat, 6 aylık bebekler 14 saat, 10 aylık bebekler 10-12 saat v.b. uyurlar. 10-12 aylık çocuklar günde 2 kere gündüz uykusu uyurlar. 18 aylıktan itibaren gündüz uykuları 1 kereye inebilir.
Anne sütüyle beslenen bebekler geceleri daha sık uyanırlar, her 2-3 saatte bir beslenme ihtiyacı duyarlar çünkü anne sütünü sindirmek hazır mamaya göre daha kolaydır. Bir süre sonra uykuyla emzirilme arasında ilişki kurarlar.
Uyumaları için mamayla beslenen veya emzirilen çocukların çoğunlukla gece beslenmeye ihtiyaçları yoktur. 3 aylıktan büyük çocuklar gün içinde tüm gıda gereksinimlerini karşılarlar. Uyku ile beslenme arasındaki çağrışımı engellemek için çocuğunuzu yatırmadan 30-60 dakika önce yatak odasının dışındaki bir bölümde besleyin. Uyumadan önce biberonla mama vermeyi veya emzirmeyi aşamalı olarak azaltın. Biberonla besliyorsanız sütün gramajını her gece biraz daha azaltın. Emziriyorsanız bebeğinizi beslediğiniz süreyi her gece 1 dakika azaltın.
Çocukların beşikten yatağa geçmeyi 1.5 - 3.5 yaşları arasında gerçekleştirmeleri uygundur.
Yastık 2 yaşın altındaki çocuklara önerilmez çünkü boğulma riski bulunmaktadır.
Bebeğinizi yanınızda yatırmak sağlıklı bir çözüm değildir.Ana-babasıyla aynı odada veya aynı yatakta uyuyan bebeklerin hemen hepsi uyku sorunu yaşar. Bebek anneden sağlıklı bir şekilde kopma konusunda zorlanır. Aile içinde anne-baba ve çocuk arasında olması gereken sınırların belirlenmesi güçleşir. Anne-babanın yatak odası bebeğinki kadar hijyenik değildir. Yetişkinlerin eş ilişkilerine özen göstererek, birlikte vakit geçirmeye ihtiyaçları vardır. Bu nedenlerden dolayı bebeği uykudan uyandıktan sonra yatağa alarak sevmek daha doğrudur.
Uyku düzenini kurarken anne-babanın görevleri paylaşmaları hayatı kolaylaştırır. Bir kişi gece diğeri ise gündüz görevini alırsa , biri gece erken uyurken diğeri sabah uyuyabilir.
Tatiller, özel günler (doğum günü kutlamaları v.b.), hastalıklar, saat değişiklikleri, annenin işe dönmesi, bakıcı değişikliği, taşınmalar, ayrılık, boşanma ve ölüm gibi yaşam olayları uyku düzenini olumsuz olarak etkiler.
Birbirinize hala ilk günkü kadar aşıksınız, cinsel yaşantınız inanılmayacak kadar iyi gidiyor ve bir an önce bebeğinizin olması için sabırsızlanıyorsunuz. Ancak uykularınız ve sevginiz bölünmeye başladığında, ilişkiniz bu olumsuzluklardan nasıl etkilenecek?
Bebek sahibi olmak, çiftlerin yaşayabileceği en güzel tecrübelerden biridir kuşkusuz. Ancak anne-baba olmanın sorumlulukları bebekten önceki eğlenceli, rahat ve heyecanlı yaşantıyı sık sık özlemle hatırlamanıza yol açabilir. Bebeğin doğumuyla ortaya çıkan evlilik sorunları da tıpkı diğer sorunlar gibi son derece normaldir. Yapılan araştırmalar, çiftlerin sadece yüzde 15"inin bebekleri doğduktan sonra kendilerini birbirlerine daha yakın hissettiklerini gösteriyor. Geri kalan yüzde 85"lik çoğunluk ise, geçici bile olsa bebeğin ilk zamanlarında karı-koca olarak yaşantılarının sekteye uğradığı fikrinde birleşiyorlar.
Yeni kurallar zorlayabilir
Çiftlerin büyük bir çoğunluğu bebekleri doğmadan önce mükemmel bir birliktelikleri olduğunu, istedikleri saatte istediklerini yapma özgürlüğü yaşadıklarını düşünürler. Gerçekten de istenerek ve planlanarak dünyaya getirilen bebekler bile psikolojik, fiziksel ve duygusal olarak anne-babalarının ilişkilerini zorlayabilirler. Yeni anne-babanın eski yaşam tarzları ve bu tarzın getirdiği kurallar bebekle birlikte adeta yok olur. Belki de bu yüzden mükemmel bir birliktelik ve başarılı bir evlilik hayatı sürdüren çiftler anne-babalığa daha zor adapte olabilirler.
Nasıl alışacaksınız?
İyi ama bir daha dönüşü olmayan ve fazlasıyla özveri isteyen bu yeni röle nasıl alışacaksınız? Önünüzdeki dönemde hafta sonu ne yapacağınızdan çok bebeğinizin biberonlarını nasıl steril hale getireceğinizi düşünmeye başlayacaksınız.
İşin en zor kısmı anne-baba olmaya hazırlanmanın belli bir yolu olmayışıdır. Tamamen gözleri kapalı olarak üstlendiğiniz bu rolü deneme-yanılma yöntemi ile kotarmak zorundasınız. Bu ilk dönemde anneler genellikle çevrelerinden büyük bir destek alırken, babalar kendilerini dışlanmış ve desteksiz hissedebilirler.
Yapılan araştırmalara göre kadınlar annelik rolünü, babaların babalık rolünü benimsediğinden daha kolay benimsiyorlar. Anneler genellikle bebekleri 6 aylık olup bir düzene oturduğunda sıkıntılarını atıp, kendi-lerine yine güvenmeye başlıyorlar. Erkeklerde ise bu alışma süreci 18 aya kadar uzuyor.
Yeni babaların bir kısmı ise bebeklerini kıskandıklarını itiraf ediyorlar. Aradan birkaç yıl geçtiğinde yaptıklannın mantıksız ve şımarıkça olduğunu kabul etseler bile o dönemde anne ile bebek arasındaki yakın ilişkiyi kıskanmadan edemediklerini itiraf ediyorlar.
Bazı gerçekleri kabul edin
Yukarıda sözünü ettiğimiz olası gelişmelerden dolayı mükemmel giden evliliğinizi bir bebekle süslemeye karar verdiğinizde bazı gerçekleri kabul edip önünüzdeki yeni döneme hazırlanmanız gerektiğini unutmayın.
Öncelikle ilişkinizin değişeceğini hem de çok değişeceğini kabullenin. Ancak bu değişim, mutlaka kötü bir değişim olmak zorunda değildir. Sadece yeni rolünüze alışmak için kendinize zaman tanıyın. Çocuklu arkadaşlarınızla sizleri bekleyen değişiklikleri görüşün.
Ya da kendinize, gece uykunuzun, eşinizin ilgisinin bölünmesine hazır olup olmadığınızı sorun. Eşiniz yorgun, sıkıntılı veya sinirli olduğunda neler yapmanız gerektiğini önceden tasarlamaya çalışın. Bebeğiniz dünyaya geldikten sonra, birbirinize olan sevginizi eskisi kadar dışa vuramayıp, sık sık gösteremeyebilirsiniz. Ancak artık birbirinize duyduğunuz sevginin en büyük göstergesi karşınızda duruyor ve hayat onunla çok daha anlamlı bir hale geliyor.
Yeni bir düzen yaratmalısınız...
Aranıza bir bebeğin katılmasıyla beraber yaşamınızda değişimler olması normaldir. Ancak bu arada kendinize de zaman ayırmalı ve eşinizle birlikte olmak için fırsatlar yaratmayı ihmal etmemelisiniz,
Hem kendinize hem de eşinizle birlikte olmak için zaman ayırmalısınız. Bebeğinizi bir yakınınıza veya bakıcısına bırakarak eğlenmeye gitmeniz suçluluk duymanıza neden olmasın.
Bebeğinizi yaşamınızın odak noktası haline getirmeyin. Bebeğin doğumundan önceki ilişkinizi canlı tutmak ve iletişim kurmak için gerekli zamanı yaratmalısınız.
Fikir ayrılıklarınızın olması normaldir, ancak bebeğinizin yanında tartışmamaya özen gösterin. Bebeğiniz küçük olsa da ve kelimelerin anlamlarını bilmese de sesinizin tonu onu korkutabilir.
Bebeğinizin sorumluluklarını eşinizle paylaşın. Belki eşiniz istediklerinizi tam olarak yerine getirmeyebilir, ancak yine de bu bebeğiniz ve bir çift olarak ilişkiniz açısından oldukça önemlidir.
Genç kadınların 1950-60'lı yıllardan kalan dantelli, dar ve desenli iç giyim yerine, rahat ve sade, genç erkeklerin ise organik kumaştan yapılmış ürünlere yöneldikleri bildirildi.
Adana Giyim Markaları Derneği (AGİMAD) ve Obje Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Ayyıldız, AA muhabirine yaptığı açıklamada, genç neslin daha bilinçli bir tüketici olduğunu, nostalji ve gösteriş yerine rahatlığı, sağlığı ve sadeliği düşündüğünü vurguladı.
Ayyıldız, ayakkabı, çanta ve gözlükte olduğu gibi iç çamaşırında da son yıllarda dikkati çeken "nostalji tutkusunu"nun 35 yaş üstü kadınlarda devam ettiğini ancak, gençlerin bu tercihlerden uzaklaştığını ifade ederek, şunları söyledi:
"Yaşı 18 ile 35 arasında olan genç kadınlar, 50-60'lı yıllardan kalan dantelli, dar, jartiyerli ve desenli iç giyim yerine rahat ve sadeliği tercih ediyor. Genç kadınlar ayrıca, ileri yaştaki kadınların parlak ve canlı renk tercihlerinin aksine, gizemli renkler olarak tanımlanan siyah, gri, lacivert ve beyaza yöneliyor. Vücudu rahatsız etmeden saran likralı kumaşlar da gençlerin gözdesi oldu.
Genç kadınlar ayrıca, aldıkları çamaşırın üzerindeki etikete bakarak hangi maddelerden üretildiğini dikkatle inceliyor. Türkiye'de bilinçli bir nesil yetiştiğini görmek de biz üreticileri memnun ediyor."
Genç erkeklerin tercihi
Ayyıldız, genç kadınlar gibi genç erkeklerin de organik kumaştan yapılmış ürünler ile transparan iç çamaşırlarına yöneldiklerini ifade ederek, şunları kaydetti:
"Organik çamaşırlar, tamamen doğal metotlarla yetiştirilen pamuktan üretiliyor. Yetiştirilmesi sırasında herhangi bir kimyasal madde takviyesi yapılmıyor. Özellikle alerjik bünyelerde mutlaka kullanılması gereken organik çamaşırlar sağlıklı yaşamı da destekliyor. Bitkisel kökenli iç çamaşırlarımız ise doğal olması nedeniyle vücudun nefes almasını sağlıyor. Tene yumuşak bir dokunuşu var. Vücuttaki havayı sirküle ederek teri pamuktan daha fazla emiyor ve böylece konforlu bir kullanım sağlıyor.
Yine gençlerin 'vücudun kaloriferi' olarak tanımladığı 'thermolite' tabir edilen iç çamaşırları da son dönemlerin tercihleri arasıda yer alıyor. Termal özellikli bu ürün kış aylarında tercih ediliyor. Vücudu sıcak tutan bu ürün aynı zamanda nem transferini hızla yaparak nemin verdiği rahatsızlığı önlüyor. Erkekler için ilk kez üretilen transparan ürünler de beklediğimizden fazla ilgi topladı.
Tenin nefes almasını sağlayan ve klasik ürünlerden tamamen farklı bu ürünler rahatlığı arayan erkekler tarafından tercih ediliyor."
20 yıl içinde 25 milyon kadın meme kanserine yakalanacak.
İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı (İKGV) ile Türkiye Meme Vakfı (Meva)'nın Mayıs 2007'de başlattığı ve toplum bilincini artırmayı hedefleyen, 'Türkiye'de Meme Kanseri Tarama Hizmetlerine Talebin Artırılması' projesinin eğitim ayağı tamamlandı. Meme kanserinin akciğer kanserinden sonra kadınlarda ikinci ölüm sebebi olduğunu söyleyen Meva Başkanı Dr. Can Gürbüz, "20 yılda 25 milyon kadın meme kanserine yakalanacak; bunun yüzde 70'i Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde olacak. Ancak bu hastalık erken teşhisle yüzde 99 oranında tedavi edilebilen nadir türlerden biri" diyerek görülme oranındaki hızlı artışa rağmen erken teşhis ve doğru tedavi ile meme kanserinden ölümlerin giderek azaldığını söyledi.
Tüm meme kanserlerinin yüzde 99'u kadınlarda, yüzde 1'i erkeklerde görülüyor ve dünyada her yıl 8 kadından, Türkiye de ise 10 kadından biri meme kanserine yakalanıyor. 'Meme kanserinde erken teşhis neden önemli?' sorusuna Meva Başkanı Dr. Can Gürbüz şöyle yanıt veriyor: "Erken teşhisin önemi konusunda fazla lafa gerek yok, bilinmesi gereken en önemli nokta; kadın kanserleri içinde yüzde 99 oranında tedavi edilebilen tek hastalık, erken dönem meme kanseridir. Erken evrede yakalanan meme kanseri aynı zamanda tüm kanserler içinde de bu oranda başarıyla tedavi edilebilen nadir bir türdür."
MEME KANSERİ HER KADININ BAŞINA GELEBİLİR
Avrupa Birliği'nin 'Üreme Sağlığı Projesi' kapsamında ve Sağlık Bakanlığı'nın desteği ile yürütülen 'Türkiye'de Meme Kanseri Tarama Hizmetlerine Talebin Artırılması' projesinin en önemli amacı da meme kanserinde erken teşhisin hayat kurtardığı gerçeğine dikkat çekmek ve bu konuda farkındalık yaratmak. Proje Koordinatörü Tuba Dündar, 6 ilde yerel sivil toplum kuruluşları temsilcilerine eğitim verdiklerini söylüyor: "Kuruluşların temsilcileri de bu bilgiyi kendi saha çalışmalarına taşıdılar. Eğitimlerde meme kanserinin her kadının başına gelebileceği ve erken teşhisin önemi üzerinde durduk. Sağlık bakanlığının meme kanseri tarama merkezlerini kullanmaları konusunda eğitim verdik."
TEHLİKENİN FARKINDA OLUN, GÖZLERİNİZİ AÇIN!
Proje süresince 150 sivil toplum temsilcisi ile 2000 kadına eğitim verip danışmanlık yaptıklarını vurgulayan Dündar, eğitim sürecinin, 'Gözlerinizi Açın' sloganıyla hazırlanan kısa filmlerle devam ettiğini belirtiyor: "Diyarbakır, Trabzon, Adana, Antalya, Gaziantep ve İstanbul'da projenin eğitim ayağı tamamlandı, sırada eğitici filmler bölümü var. Konuyla ilgili olarak çektiğimiz 10 kısa filmi de yerel ve ulusal televizyonlarda göstermek istiyoruz. Bu filmlerde; 'Tehlikenin farkında olun, lütfen meme kanseri gerçeğine gözlerinizi kapamayın, gözlerinizi açın' mesajı veriyoruz."
YAŞAM TARZI İYİLEŞTİKÇE MEME KANSERİ ARTIYOR
Dr. Can Gürbüz, meme kanserindeki hızlı artışı sosyo-ekonomik gelişmişliğe ve yaşam tarzına bağlıyor: "Hastalık daha çok Türkiye gibi gelişmekte olan ya da gelişmiş ülkelerde artıyor; daha da artacak... Bunun en önemli nedeni ise yaşam tarzlarının iyileşmesi. Sosyoekonomik yapı iyileştikçe meme kanserine yakalanma oranı artıyor. Ama sevindirici bir nokta var ki o da erken teşhis ve tedavi sayesinde meme kanserindeki ölüm oranı giderek düşüyor." Dr. Gürbüz, meme kanserinin erken evrede yakalanabilmesi için uyulması gereken tarama programını şöyle özetliyor:
"Kadınlar 20-35 yaşları arasında her ay kendilerini muayene etsinler, üç yılda bir de doktora gitsinler. 35 yaşında bir kez baz mamografi çektirsinler ve her sene doktora gitsinler. 40 yaşından sonra ise her sene mamografi çektirsinler, her sene doktora gitsinler ve tabii ki her ay kendilerini muayene etmeye devam etsinler."
Gün ışığı çizmeden gözlerimizi
uzak
çok uzaklara dalalım.
aralayıp anıların perdesini
gel, biraz çocuk olalım.
elimizde birer elma şekeri...
henüz kirlenmemiş duygularla
dolu
dopdolu yüreklerimiz,
aydınlık günlere doğru
dörtnala koşan düşlerimiz olsun
gel biraz çocuk olalım
mavi gülüşlerin ırmaklarında yüzsün
kağıttan gemilerimiz
önümüzde yemyeşil umutlar
sevgi,
aşk,
dostluk,
barış çiçekleriyle donansın
sevgi bahçemiz.
korkuları unutup,
vazgeçip yalanlardan
tüm saflığıyla yüreklerimizin
çocuk,
ama
gerçek çocuk...
gel çocuk olalım.
gök gürültüsü korkutmuyor bizi,
yağmurla yıkıyoruz ellerimizi...
çamurdan çörekler yaptım bak!
taşlarla çevirdim evimizi
şurası,
mutfak olsun...
yiyeceklerle dolup taşsın
şurası,
misafir odası...
hiç, boş kalmasın
bak! ... burası da oyun odamız...
hiç bozulmamış...
Yüreğimden ayrılık şarkıları geçiyorsa ,
Gene adımlarım sana doğrudur.
Kırmızı olur akşamlarım,
Kırmızı felakettir derdin!
Felaket ne demek...
...
Odam mum ışığı,
Denizin kokusunu özlüyorsam,
Gene dümeni sana kırmışımdır
Boğulur musum sana her geldiğimde öyle diyordun!
boğulmak ne demek...
...
...
...
Kaç dümen kırdım onun yolunda..
Kaç kez söyle düş bozgunu!
Dumanım biraz sarı
biraz kızılca
Ondan kalan küllerim var
Oynadıkça dağılıyor havaya
titriyorum.
bir o yok!
Oysa ben kaç adım yakınında
Soluğuna titredim
bir tek onun haberi yok!
geriye ölü bir suskunluk bırakacağım
hiç açılmamış yaralardan kanayacak sancısı,
ve gözleri ağır yaralı
heryerde beni arayacak
Boğulmak mı dedim?
boğulmak budur işte
kokum umulmadık düşecek
yanına ıssız bir gece
pişmanlık bir bir kemirecek
ruhunu her bir öpüşte
boğulmak nedir diye sormuştun
boğulmak budur işte.
değil mi?