GaLo

GaLo

Üye
20.06.2004
Çavuş
1.398
Hakkında

  • Yağmur ıslatırken kaldırımları, gözlerim yağmura inat ıslatıyordu yastığımı...
    Ey sen! Gecenin en ağır vaktinde aklıma düşen. Ne zaman güldüreceksin bu yüzü? Ağlamaktan yorulan gözleri ne zaman sana baktıracaksın? Yoksa hiç, hiç mi gelmeyeceksin?

    Bir morg açtım gönlümde ama seni koyamadım içine, öldüremedim. Capcanlıydın. Ne, zaman; ne, mekan canına kast edemedi. Canım oldun, ölesim geldi. Sen diye bu cana kıyamadım. Adı sendi çünkü. Yürek morg olsa da, adı sen olan ölü giremezdi...

    Bu şehir sensizliği hiç sevmedi. Yağmurunu yine döktü sana; senesi geldi içimdeki yara kabuk bağlamadı. Kanadı, yastığım kan oldu.

    Soğuktu buralar, hep üşüdüm, ağladım. Sensizlik içimi ısıtamadı; çünkü sen olmayan her şey sıcaklığını yitirmişti. Sen yoktun, bahar da yoktu. Çiçek açmadı buralarda, kış fena vurdu şehri. Kalbim bir morg oldu; her yer buz kesildi, ama sen ölmedin!

    Uyumadım gecelerde. Hep sana yazdım. Yollamaya cesaret edemediğim mektuplar vardı elimde, bir de buz gibi bir kalp ve bir morg ama sen yoksun içinde.

    Hep düşündüm seni. Varlığımı seninle açıkladım, ama sen sırlarınla gizlice gittin, gelmedin. Yağmurlar yağdı, kırlangıçlar döndü ama sen dönmedin...

    Öleyim dedim ama ölemedim. Kalbin bir morg olsun, beni de oraya göm dedim, ama ölemedim. "Cenaze de olsan kalbime alamam" dedin!

    Sevmedin. Zira dayanamaz gelirdin. ilk yağmur yağdı bu gece. Ben ağladım, gök ağladı... O bile dayanamadı. Sen gittin, ben hep ağladım. Kahroldum! Arkandan kasımı bekledim, otobüse binemedim, bir de senin için ağladım...

    Sen içimi acıttın, canlı cenaze oldum, ama sen hiç ölmedin; ben de seni hiç gömemedim. Hiç öldüremedim ben de ama bilemedim ki senin bende yaşaman, benim ölmemmiş her seferinde...

    Ben hiç ölmedim, çünkü sen uzakta yaşıyordun. Bu morg ancak sen ölünce alırdı beni içine ve öylece girerdi kefene.
    '' BEN HİÇ ÖLMEDİM SEN BENDE ÖLMEYİNCE...''
#14.10.2004 15:30 0 0 0
  • Konu: Aşk
    Aşk bu kadar cesaretsiz olmasaydı da benden kaçmasaydı.
    Aşk bu kadar duygusal olmasaydı da kimseyi ağlatmasaydı.
    Aşk bu kadar dalgın olmasaydı da yarını unutmasaydı.
    Aşk bu kadar rahat olmasaydı da hata yapmasaydı.
    Aşk bu kadar hızlı olmasaydı da düşünmeye fırsat kalsaydı.
    Aşk bu kadar inat olmasaydı da intikam almasaydı.
    Aşk bu kadar hayalperest olmasaydı da uykuları bıraksaydı.
    Aşk bu kadar fesat olmasaydı da akılları çelmeseydi.
    Aşk bu kadar gaddar olmasaydı da kalpleri yaralamasaydı.
    Aşk bu kadar kalleş olmasaydı da boşlukta yakalamasaydı.
    Aşk olmasaydı da hafızamla oynamasaydı.
#14.10.2004 15:21 0 0 0
  • Merhametsiz kış sabahlarında önce herkesin, ayaklarını ısıtmak için birine ihtiyacı vardır.Kış aslında iki kişilik bir mevsimdir.Uyku kokan yorganlar, birbirine karışan rüyalar, sayıklamalarla uyandırdığın biri ve onun gecenin ortasında gülen yüzü... Bu, sokulmanın mevsimi. Eskiden pazarlarda satılan civcivler gibi, kemikler, eklemler birbirine geçmeli.

    Kış: Bir insanın başka bir insan için yapıldığının delili!
#14.10.2004 15:10 0 0 0
  • Seninle olup da sana dokunamamak paslı bir hançer gibi saplanıyor yüreğime.Ve kalbim her seferinde başka bir isyan çıkartıyor.Oysa ki ne kadar isterdim gözlerine bakıp "Seni Seviyorum" diyebilmeyi, saçlarını okşayıp koynunda uyumayı ve her uyandığımda seni deliler gibi öpmeyi...Ne kadar isterim bilemezsin soğuk gecelerimi gecelerine katmayı ve her uyandığımda sana sarılmayı...

    Beni yalnız günlerimden, kalbimi ise bedenimden aldığını bilmelisin.İnanır mısın her gece yalvarıyorum Allah'a rüyamda seni görebilmek için..Beklediğim günün ne kadar uzağımda olduğunu bilmeden rüyalarımda seninle olabilmek için.

    Şunu unutma ki birtanem; zaman ne kadar hızlı geçerse geçsin,geçip giden zaman seni bana asla unutturamayacak.Eğer gün gelir de seni unutmak istersem inan o akıp giden zaman duracak.Eğer yılların geçip de gitmesine rağmen hala sana dokunamamanın ve bana ait olmadığının burukluğunu yaşıyor olacaksam,aysız bir gecede sensizliğin acısı paslı bir ok gibi saplanacak yüreğime.O uğursuz ok bir seveni vuracak.AMA İKİ KİŞİ ÖLECEK....
#14.10.2004 15:05 0 0 0
  • Sen kalbimi kırdın, bense kalemi
    Seni taammüden aşkı öldürmekten suçlu bularak

    Gereği düşünüldü ve cezan sabit artık
    İşıksız karanlıklarına gömeceğim kalbimin
    Sonra adressiz kurşunlara dizeceğim seni
    Takır takır boşaltacağım hüznü üstüne

    Gözünün yaşına bakmayacağım
    Gözümün yaşında boğul istiyorum
    Yüreğinin çarpışına acımayacağım
    Yüreğimin kanında kızıla kes

    Gereği düşünüldü...
    Su saatten sonra yargılama laf olsun diye
    Bu bal gibi yargısız infaz.
#14.10.2004 14:55 0 0 0
  • Zamanın amansız sarnacında bekleyişlerimin adını arıyorum, yavaş yavaş öğreniyorum, yokluk ve acı nedir... yavaş yavaş .... Senden yana çizdiğim yollarım çıkmaz sokak, iyi ki varsın, çünkü arayışları öğreniyorum, kendimi yitirip yitirip sende arıyorum, bulmak için değil acıyı öğreniyorum, iyi ki varsın...
    Günlere kaç yazı sığdırıyorum, hangi harfin neyi anlatığını ve neden kanadığını, iyi ki varsın öğreniyorum. Uzak kelimesinin ne anlama geldiğini önceleri bilmezdim, bilmezdim yaşam neden bulanık akar içimize... Öğrendim iyi ki varsın... Anıları da öğrendim, içime işleyip sonra kanatmayı, en çokta içime ağlmayı, iyi ki varsın....
    iyi ki varsın, çünkü acıya kurşun işlemediğini öğrendim. Yenilmeyi yenildikçe direnmeyi... En çokta kaybetmeyi öğrendim iyi ki varsın...
    İyi ki varsın, çünkü, acımı kin rengine boyamayı öğrendim, ezgisiz akşamlar inerken sabahlarıma mahcup bir çocuk gibi yıldızlara bakıyorum, her kayan yıldız da bir dilek diliyorum, iyi ki varsın çünkü bana hasretlerin adını saydırıyorsun... Ezberlediğim uzaklığın kaç ayrı anlamı olduğunu, iyi ki varsın... Öğretiyorsun... Yitirdim o bildik söz ustalığımı, mistik bir dille anlatıyorum artık yaşamdan arta kalanları, ya da kalmayanları. Zulamda sakladğım bir tek cümlem var: iyi ki varsın, çünkü sustuğum kadar (t)uzağımsın...
    Düşün ki enkaz yığını bir kentim, kimsenin yolunu bilmediği uğramadığı bir kent. Ya da hücredeyim ah ne çok isterdim kavgam için ölmeyi, şimdi bir kentin ortasında çığlık çığlığayım... İster duy ya da hiç duyma.... İyi ki varsın, çünkü F tipi yalnızlığımsın....
#14.10.2004 14:54 0 0 0
  • Bu gidişi kayıttan düş. Ellerim acı dolu, ellerini ellerimde tutamam. Bir gün kelimelerimi bulursam anlatacağım sana. "Bir gün anlayacaksın neden sessizce gittiğimi". Şimdi "durmadan sana kendimi hazırlıyorum sevgili... Kapat gözlerini ve bana bak! Ben diye ne varsa gördüğün, işte o senin yokluğun".
    Yokluğumda kal sevgili, yokluğumla kal...
#14.10.2004 14:43 0 0 0
  • Konu: Mektup
    Bir mektup yazacaktım sana, bir mektup!...
    Can gibi gidecekti& İşte şimdi bir mektup yazıyorum sana, yüreğimdeki tüm cümleleri döküyorum satırlarıma. İyi dinle, iyice oku her harfinde her cümlesinde kanımı akıttım içine&

    Seni özledim diyerek de başlanabilirdi bir mektuba yada seni seviyorum diyerek de& Sıyrılıp gider tüm korkular şehrin tam ortasında yapayalnız kalınca ve üşüdüğünde harfler donuk bir hikaye başlar dile düşmeyen sessiz bir sevda da&

    Zindandan sıyrılıp gelen, koşan bir nihavent rengi yalnızlığın renkleri dağılır kağıtlara. Sonra bir nehir geçer insanın şah damarından. Öyle bir nehir ki bu yoldaş, sen artık sen değilsindir. Gayrı sarmıyordur artık yaralarını senin bakışların. Canım acıyor diyerek de başlanabilirdi bir mektuba&.

    Devrimler; kaç defa yitip gittiler&

    Bir şair ne diyor biliyor musun?

    karanlık ve uzaklık büyütür gözbebeğini, aşık olunca da büyür gözbebeği. demek ki aşık olunan hep uzaktadır. aradaki mesafenin verdiği acıyı azaltmak için maşuka Gözbebeğim diye hitap edilir

    Bebeğim, canım dedim sana, sanki içimde bir candın, sanki sen benim yarım kalan mısralarım, boran fırtınamdın. Gözbebeğimsin diyerek de başlanabilirdi bir mektuba&

    Uykudayım sanki. Sanki çok sevdiğim bir insan ürküyor beni uyandırmaktan. Sanki sana yaklaşınca tükenecek kelimeler. Rüzgara karşı ağlarken parçalanıyor ayak seslerim. Çaresiz bir tebessümün ardından sessiz bir çığlıkla sana sesleniyorum. Yetiş imdadıma nefes alamıyorum. Ölüyorum diyerek de başlanabilirdi bir mektuba&

    Aslında sana aşık değildim diyerek de başlanabilirdi bir mektuba. Aslında sana değil bütün bu dallardan dökülen iskelet yüklü mektup. Çünkü çürüttün içimdeki seni, çünkü sen dağılıp yırtılıp giden eskimiş bir hikaye gibiydin. Çünkü sen&.

    Vazgeçtim senden diyerek de son bulabilir bir mektupta&.

    (tutunarak yarına döndüm
    yarın yerinde yoktu&)

    istenmediğim yeri sessizce terk ederim
    hatıra kalsın diye bırakır da ruhumu
    mahzun bir derviş gibi boyun büker, giderim
#14.10.2004 14:39 1 0 0
  • NewYork'ta, Brooklyn Köprüsü üzerinde dilenen kör bir dilenci birgün, bir şairin dikkatini çeker. Dilencinin boynunda asılı bir tabela vardır. Şair, dilenciye günlük kazancının ne kadar olduğunu sorar.
    Dilencide sekiz - on dolar kadar olduğunu söyler. Bunun üzerine şair, dilencinin boynuna asılı tabelayı ters çevirerek birşeyler yazar; 'Şimdi buraya senin kazancini arttıracak birşeyler karaladım. Birhafta sonra yanına geldiğimde bana sonucu söylersin' der ve oradan ayrılır. Şair, bir hafta sonra dilencinin yanına uğrayıp kendini tanıtınca dilenci; 'Bayım size ne kadar teşekkür etsem azdır. Bir haftada kazancım ikiye katlandı.
    Çok merak ediyorum tabelaya neler yazdınız?'

    Bunu üzerine şair gülümser ve:
    Tabelada - Doğustan körüm, yardım edin- yazıyordu. Bense

    - Bahar gelecek, ama ben yine göremeyeceğim diye yazdım'der.

    Önemli olan, anlatılmak istenen seyi en iyi şekilde anlatmak olduğuna göre; her şeyin daha iyi anlatılabileceği bir yol vardır.Yeter ki onu bulmaya, uygulamaya ve ufkumuzu bu doğrultudan genişletmeye uğraşalım..



    bir görebilsem yüzünü beklenmedik bir şehirde.ne yaprak düşer sonbaharda inan,ne yağmur..ne acı kalır yürekte,ne gözyaşı...bir değse gözlerin gözlerime ne hüzün kalır gecemde,ne matem...ne asilliği kalır denizin,ne hırçınlığı.ne çok özledim seni bilsen...
#14.10.2004 14:33 0 0 0
  • Beni, gözlerin götürür
    Gözlerin
    Aşkla, acıyla...
    Kuşatmışlar
    Sesimi, soluğumu
    Kesilmiş
    Tuz-ekmek payım
    Vurgunum
    Ve darda,
    Gözaltındayım.
    Dal, kor keser
    Penceremde açarsa
    Kuş, vurulur
    Üzerimden uçarsa.
    Ve hal böyle böyle,
    Yol bu yöndeyken
    Gelir,
    Ki her gelişinde
    Daha da içten
    Gelir,
    Soluk soluğa
    Benim olursun.
    Amansız sarmasında
    Kollarımın
    Esrik,
    Çığlık çığlığa
    Erir, kar gibi vücudun...
    Nicedir,
    Kahpe ağzında
    Bir salgın,
    Bir deprem gibi künyemiz.
    Nicedir,
    Başımıza zindan dünyamız.
    Biz ki
    Yarınıyız halkın,
    Umudu, yüzakıyız,
    Hıncı, namusu...
    Şafakları,
    Taa şafakları
    Hey canım,
    Kalbim
    Dinamit kuyusu...

    AHMED ARİF
#14.10.2004 14:32 0 0 0
  • Konu: Seninle...
    En son, hangi duraktan geçmiştik ve hangi otobüse binmiştik yanyana? En son, hangi radyodan, hangi şarkıyı dinlemiştik, ben omzunda? En son, beni hangi elbisemle görmüştün? En son, ne zaman simitlerimizle çaylarımızı yudumlamıştık ve nerede? En son, ben hangi rüyadan uyanmıştım? En son, hangi yağmur ıslattı bizi ve hangi kaldırımlarda dolaştık elele? En son, ben sana hangi şiiri okumuştum? En son, biz seninle hangi oyunu oynamıştık? Okey mi, tavla mı, satranç mıydı? En son, ben sana hangi kuyrukta yer vermiştim? En son, ben ne zamam ellerini tutup, gözlerine dalmıştım?En son ben neredeydim,şimdi neredeyim? Hangi hayal beni nereye sürüklemişti? Bu soruları bana kim sorduruyor ve bu soruların en gizli öznesi, şu an nerede?

    Her soru beynimde döne döne kan akıtıyor gözlerimden ve ben, baştan sona hep, sen kesiliyorum. Ben sana hala aşık oluyorum. Bu gece kapkaranlığım... Gecelerdir olduğu gibi! Sen kendini o sonsuz uykunun kollarına bıraktığından beri ben, hayallerine tutunuyorum.
    Ahh! Yar ben seni özlüyorum!

    Aynı duraklardan geçip, aynı otobüslere biniyorum. Kimse bana nerede ineceksin diye sormuyor ve ben de zaten müsait bir yerler aramıyorum. Aynı radyoda, aynı şarkıyı bekliyorum. Her yağmur yağışında aynı kaldırımlardan geçiyorum ve elele dolaşanlara seni anlatıyorum. En son gördüğüm rüyaya uyuyorum ve sabaha sana uyanıyorum. İki kişilik acıkıyorum ve sabahları iki simit alıp en demlisinden iki tane çay içiyorum. Okey oynayanlara senin taş çalışını ve ardından munzurca gülüşünü anlatıyorum. Kuyruklarda sana benzeyenlere yer veriyorum ama asla onların gözlerine bakmıyorum, seslerini de duymak istemiyorum. Benim gözlerim senden başka her şeye kör ve kulaklarım senin sesinin tonundan başka her şeye sağır!
    Sesini özlüyorum, nefesini... Seni düşündükçe soluksuz kalıyorum. Bak ellerim titriyor, kan boşalıyor gözlerimdan ama sen, silmiyorsun.

    Sen artık, kırk rekatımdan sonraki dualarım ve geceleri teveccüh isyanlarımsın! Sen, bana en gençken tabi tutulduğum en zor sınavımsın! Sen, sil sil yazdıklarımsın! Sen, Marmara'ya karşı okuduğum şiirlerimsin! Sen, söylediğim şarkıların kısık tonusun. Sen, en gençken mezara gömdüğüm bedensin! Sen artık, yalnızca hayallerimsin. Yani her şeyimsin...

    Sen oralarda üşüme emi? Çünkü sen gittiğinden beri ben, iki kişilik üşüyorum buralarda...

    Kanımla yazacağım adımı ve ucu ölüm bir sevdayı kucaklayacağım. Ama seni unutmayacağım... Unutamam ki unutulmaz bir duygu bendeki... Yüregini kanımla yıka...
#14.10.2004 14:30 0 0 0
  • Şair çok duygulu yazıyor. Bakıyorsunuz ki dünyanın bi ucuna gitmişsiniz , bakıyorsunuzki denizin ta dibindesiniz. Neler anlattığını bile bilmeden sözlerin , sadece müziği dinleyerek dahi şarkının sizi anlattığını anlayabiliyorsunuz.

    "Kerpiç kerpiç üstüne kurdum binayı
    binayı kurar iken gördüm leylayı "

    Bir şeyleri kurar iken birşeyleri yıkılmış şairin. Hayatını düzene sokmak istemiş ama bu süreçte hiç rahat bırakmamışlar. Belki kendisine bi taş parçasını dost edinmek istemiş. O kadar duygulu konuşmuşki , aksettiği güzellikler bizlerin anlayabilme sınırlarımızı aşmış gitmiş.

    "Kerpiç kerpiç üstüne üzgün bir sevda
    Leyladan haber aldım gitmiş Mısıra "

    Şair yaşamını istiyor. Şair bir hayat istiyor. Vermiyorlar ona hayatını , yaşamını elinden alıp kendi yaşamlarına katmak istercesine uğraşıyorlar şairle. Yılmak yakışmaz yürek işçilerine. Yılmıyor o da... Ama şair yorgun , ter akıyor alnından ince ince... Pes etmek istiyor. Sadece susabiliyor.

    "Kuzu olup melense arkası sıra
    ah leyla leyla etme bu nazı
    gel barışalım baban kıysın nikahı "

    Düğümü burda çözmüş şairimiz. Pes etmiş , yıkılmış , yılmış artık... Biliyormuş ama sadece susuyormuş şu ana kadar. Yarine gitmek istiyormuş artık. Onu çok özlediğini söylüyormuş dostlarına. Kim olduğunu bilmediğini ve nerde olduğunu ve nasıl olduğunu , hemde sesini dahi duymadığı halde özlemiş onu. Yanmış derdine. Sevgili demiş... Bizim şairin gözü biraz yükseklerde mi ne. Gerçeği yetmezken hayaline aşık olmak senin nene gerek a şair... Hiç bir şeyin gerçeği hayali kadar güzel olamaz. Yüreğin güzel şair , yüreğin hayal , yüreğin saf , yüreğin dağlarla dolu , aşınış , yorulmuş yüreğin... Sen yorulmaktan bıkmışsın , yorulmak ise seni yormaktan bıkmamış.


    "Vay Benim İlmik İlmik Körelmişliğim
    Su Başında Susuzluğum Vay Benim
    Vay Benim Ekmek Ekmek Dilenciliğim
    Süt Kuzusu Suç Susuzluğum Vay Benim"

    Yakınma şair olmayanına ... Yakınma kimseye , yakınma kendine. Gereği yok bunların. Yorulsanda yorulmasanda , sen tek dostusun yanlızların...
#14.10.2004 14:27 0 0 0
  • Konu: Tutuklu
    okumaya değer bir yazı arkadaşlar lütfen biraz vaktinizi birkaç dkanızı ayırıp okuyun ben şuanda okudukdan sonra ve okurken uuf kötü oldum beah
#14.10.2004 14:25 0 0 0
  • Konu: Tutuklu
    Adım Murat. 26 yaşımda, hayatımın baharında bir kahpe kurşunla hayata veda etmişim. Evet, ben ölmüşüm. Davul ve zurnalar eşliğinde gittiğim yerden, bayrağa sarılı bir tabutta dönmüşüm. Resimlerim asılmış tanıdıklarımın yakasına ve güzelce yıkanıp, ardından törenle gömülmüşüm. Karım ve ufak oğlum ne yapacaklarını şaşırmışlar, gözyaşları arasında ölüm ile yaşamın ince çizgisinde gitmiş gitmiş gelmişler. Karım 10 gün hastahanede kalmış, onu amansızca uyutmuşlar. Oğluma ise annemler bakmış. Sonraları kendini toparlayıp çıkmış hastahaneden karım, fakat eski halinden eser kalmamış. Aşık olduğum gülümsemesi, gözlerini kırparak şımarması ve hayata hep umutla bakan gözleri kaybolmuş, karanlık bir kader kuşağında yolunu şaşırmış. Hatıralarımıza dalmış karım, sabah güzelinde, akşam en güzelinde gezinmiş. Kimseyle konuşmamış ve dolup dolup taşmış. Benim ve yıldızların haricinde kimsenin görmediği gecelerde, utanmaksızın geceler boyu ağlamış...

    Şimdilerde hayatını oğluma adadı. Oğlum diyorum çünkü o ufak olmaktan çıktı, artık filinta gibi bir delikanlı. Bana benziyormuş herşeyi. Öyle diyor karım. Yemek yemesi, suratının asılması ve hepsinden önemlisi o muhteşem gülümsemesi.. Hep beni hatırlatıyormuş. Onun giyinmesi, okuması ve hayatında atacağı her adım özenle izleniyor, annesi ve babası tarafından. Tek farkımız, karım ona dokunup konuşabiliyor, ben ise sadece izliyorum. Oturma odasında, yatak odasında, banyoda.. Her yerdeyim. Onlar benim ailem, yaşamasam bile, ben onlarsız duramıyorum...

    9 sene geçti ama hala alışamadı karım. İzliyorum, sabah uyanırken istemsiz bir şekilde beni arıyor kolları. Bulamayınca uyanmaktan vazgeçip, tekrar gömülüyor başı yastığa. Bir kaç damla ile ıslandıktan sonra yastık, hüzün dolu gözlerle başlıyor yeni gün. Oysa kollarını doldurmayı çok isterdim. Yaşasaydım eğer, uyandığını farkedince onu daha bir sıkı sarardım, ardından gözlerini açmadan yüzünü şefkatle okşar ve dudağına bir öpücük kondurarak gününü başlatırdım. Gözlerini açınca ilk beni görsün, güneş ardından gelsin istiyorum. Her boynunu büktüğünde saçlarını okşamayı ve vücudumdan çıkarılamayan bu kahpe kurşun yerine, karıma sarılmayı özlüyorum...

    Bugün liseye başladı oğlum. Sabah erkenden uyandı annesi ve büyük bir heyecanla hazırladı üniformasını. Ardından kahvaltıyı hazırladı ve kıyamayarak uyandırdı evladımı. Büyük bir özlem içerisinde izledim, onu titizlikle giydirmesini ve özenle süslemesini. Gitme vakti geldiğinde, bir öpücük kondurdu yanağına oğlumuzun ve sarıldı, bir müddet ayrılamadı. Gözlerimin, gözlerinde olduğunu söylerek uğurladı oğlumuzu. Bana yakışanı yapmalıymış, bana yakışan bir evlat olmalıymış. Bense koşup sarılamadım ona. Doyasıya oğlum diyerek koklayamadım saçlarını. Nasihat etmeli, onu gözlerinden öpmeliydim. Ama yapamadım, burada böyle sessizce izledim ve yüreğimden bir kez daha mühürlendim. Sanki bugün dirilip, tekrar yaşama veda ettim..

    Cennete gidecekmişim ben, şehitmişim çünkü. Oysa özlemim o kadar büyük ki.. Sadece bir gün isterdim beni burda tutanlardan. Bir günlüğüne yaşama dönüp, tüm günümü karım ve oğlumla geçirmeyi dilerdim. Sabah onunla uyanır, bana sarılmak isteyen kollarını doldururdum. Tüm günümü onlarla geçirir, doyasıya yaşardım. Her bir anın kıymetini bilir ve saniyeler geçmesin isterdim. Oğlum ile basketbol oynar, ona aşk hayatını sorardım. Umarsızca tavsiyeler verir, nasihatlar ederdim. Karımın yerine yemekleri ben yapar, elleri acımasın diye bulaşıkları da yıkardım. Elbiselerimi sağa sola atmaz, onu hiç üzmezdim. Akşam olupta hava kararınca balkonumuza çıkar, ailemi kollarıma alarak gökyüzünü izlerdim. Hep izlendiklerini, benim onları asla bırakmadığımı ve bırakmayacağını anlatırdım. Ağlamamalarını ister, her bir gözyaşlarında benim çektiğim acıyı tarif ederdim. Oğluma defalarca sarıldıktan sonra yatağına yatırır, uyuyuncaya kadar başında beklerdim. Uyurken hep yapmak istediğim ama yapamadıklarımı dile getirir, hissettirmeden yavaşça öperdim. Ardından yatak odamıza giderek, geceliğinin içinde karımı seyrederdim. Işıklarımızı kapatır ve onu kollarımın arasında saklardım. Hep özlediğim saçlarının arasında ellerimi dolaştırır, gözlerini dudaklarımla kapatırdım. Hasret olduğu güven duygusu ile onu uyuttuktan sonra, hasret olduğum boynuna kapanır, kokusunu doyasıya içime çekerdim. Son bir feryat koparırcasına yanağına bir buse kondurur ve tekrar ölürdüm. Çok mutlu olur ve asla ağlamazdım. İşte sadece bu bir gün için, tüm cennet hayatımı yakardım..

    Oysa ben, üzerine en güzel hatıralar ve duygular yazılan, ardından acımasızca yırtılan bir mektubum. Bu kadar kısa ve talihsiz oldu hep benim umutlarım. Aileme dokunamıyor, onları koklayamıyor ve öpemiyorum. İzlemek ve hatıralarımı dinlemekle yetiniyorum. Çığlıklarım bile duyulmuyor bu koca sessizlikte. Hep yazıyorum çünkü onları çok özlüyorum. Buradan sizlere sesleniyorum çünkü hepinize özeniyorum. Sizlerin de aileniz var ve bir çoğunuz babasınız. Ben ise bir talihsizim. Sizlerden tek farkım, yaşamak yerine bir kaç odadaki fotoğraflarda hapisim...
#14.10.2004 14:24 0 0 0
  • Konu: CANIM
    Canim can cekisiyor, can'im yine candasin
    Her ne tarafa dönsem, tutuldugum yandasin
    Bir sarhos hasretlige, tutsak edildi gönül
    Ruhumda yüregimde, damarimda kandasin

    Ben ki zamana karsi, bir savas vermekteyim
    Bütün hüsranlari hep, kendimde görmekteyim
    Her gece gözlerime, ben seni sürmekteyim
    Sen kendime döndügüm, o dogdugum andasin

    Sairler ilham alir, anlatsam ahvalimi
    Hekim koyar teshisi, anlamadan halimi
    Bir onulmaz bosluga uzatirim elimi
    Sen bana hem uzakta, hemde en yakindasin..
#14.10.2004 14:18 0 0 0
  • Konu: NABER
    Hueheuheuheue mukemmel :D
#14.10.2004 13:21 0 0 0
#14.10.2004 09:30 0 0 0
#14.10.2004 09:29 0 0 0
#14.10.2004 09:29 0 0 0