D Vitamini ve Özellikleri - D Vitamini Hakkinda - D2 vitamini - D3 Vitamini Hakkinda - rahitis Hakkinda - Vücutta D vitamini eksikliği - Fazla D vitamini zehirlenmesi - Kemikler ve DVitamini - Kemiklerde D Vitamini eksikligi - raşitizm hastalığı ve bebekler - raşitizm hastalığına yakalanan çocuklar ve D vitamini - D vitamininin önemi
D Vitamini:
Yüz yıllarca önce rahitis (raşitizm) denen kemik hastalığı balık yağı ile tedâvi edilirdi. Raşitizm hastalığının, D vitamini eksikliği sebebiyle meydana geldiği 1918 yılında Mellanby adlı bir hekim tarafından tetkikler sonunda bulundu. 1922 yılında D vitamini keşfedildi. Son 20 yıl içinde yapılan çalışmalar, D vitamininin vücuttaki etkileri ve hareket tarzlarını büyük ölçüde aydınlattı.
Özellikleri:
Özellikleri birbirine benzeyen D2, D3, D4, D5, D6, D7, şeklinde adlandırılan altı D vitamini elde edilmiştir. D2 vitamini (ergokalsiferol) bitki menşeyli olup, en çok mantar ve mayalarda bulunur. Ergosterol'un morötesi ışınlara mâruz kalmasıyla meydana gelir. Bu arada zehirli maddeler de meydana gelebilir.
D2 vitamini tedâvide D3 gibi etkilidir. Ancak tabiatte pek bulunmaz. D3 vitamini (kolekalsiferol) hayvânî yağlarda çok bulunan 7-dehidrokolesterol'un morötesi ışınlara mâruz kalması ile meydana gelen bir tabiî vitamindir. Tabiattaki besinlerin çok azında D vitamini vardır.
Vücutta D Vitaminini aktif hâle geçiren güneştir. Çünkü dışardan alınan 7-dehidrokolesterol aynı zamanda vücut tarafından da yapılmaktadır. Îmâl edilen bu madde deri yüzeyine gelir ve bu yüzey güneşe mâruz kalınca D vitamini meydana gelir. Araştırmacılar, yanakların yeteri kadar güneş ışığına mâruz kalması sonucunda vücut için lâzım olan D vitamini meydana geldiğini belirtmektedirler.
Sıcak bölgelerdeki insanların esmer veya siyah olması D vitamininin yeterinden fazla meydana gelmesine mâni olur. Fazla D vitamini zehirlenmelere yol açar. Hayvanlarda, sentez edilen D vitamininin ön maddesi tüysüz derilere gider. Meselâ tavukların bacaklarının çıplak kısmında D vitamini meydana gelir. Sentetik D vitaminleri de morötesi ışınlar kullanılarak laboratuvarlarda elde edilmektedir.
D vitamini eksikliğinden ilk etkilenen sistem kemiklerdir. Kemiğin teşekkülü için lâzım olan kalsiyumun, kemiğin teşekkül ettiği noktaya oturabilmesi için D vitamini gereklidir. D vitamininin buradaki etkisi dolaylıdır. Yine D vitamini eksikliğinin sonucu kanda kalsiyum ve fosfor miktarı azalır. D vitamini eksikliği çocuklarda raşitizm (rahitis) hastalığına sebep olur. Erişkinlerde osteoporoz denilen (kemik yumuşaması) hastalık da D vitamini eksikliğindendir. D vitamini fazlalığı önemli zararlara sebep olur. Ne kadar fazlasının zararlı olduğunu söylemek zordur. Uzun süre günde 150 mikrogram D vitamini alınırsa zehir etkisi yapabilir. D vitamini fazlalığında kanda kalsiyum fazlalığı olur ve zararlı etkiler buna bağlı olarak gelişir. İlk belirtiler kusma, sık idrar yapma, bulantı ve iştahsızlıktır. Şuur bozulabilir. Kemiklere, böbreklere, damarlara, kalbe ve akciğere kalsiyum oturması ve bu oturmalar öldürücü olabilir.
Sindirimi:
İnce barsaktan yağ ile birlikte alınır. Yağ sindirimi bozulunca D vitamini alınması da bozulur. Emilen D vitamini karaciğere gelir ve ilk değişme burada olur. Karaciğer de, D vitamininin 25. karbonuna bir hidroksil kökü eklenir ve bu vitamin, 25-hidroksi kolekalsiferal hâlini alır. Bu madde alfa-2-globülün'e yüklenerek kana geçer. Sonra böbrekte özel bir enzim vâsıtasıyla D vitamininin hakiki aktif şekli meydana gelir ki bu 1,25-dihidroksi D vitaminidir. Bu D vitamini D3 vitamininden en az 10 defâ daha aktiftir.
Bu 1,25-dihidroksi şeklindeki D vitamini hormon gibi davranarak, diğer bâzı maddelerle birlikte kalsiyum ve fosfor metabolizmasını ayarlar. 1,25- dihidroksikolekalsiferolün üç ana etkisi vardır:
1) İnce barsaktan kalsiyum sindirimini sağlar.
2) Kalsiyumun kemiklerden kana geçmesini sağlar.
3) İnce barsakta fosforun emilimini sağlar.
Günlük ihtiyaç ve tedâvide kullanılması:
D vitaminin günlük ihtiyacı kişinin güneş ışığına mâruz kalışıyla alâkalıdır. Bol güneş alan bir kimse dışardan D vitamini almadan da idâre edebilir. Güneşe mâruz kalmayan çocukların 10, büyüklerin ise 2,5 mikrogram D vitaminine ihtiyaçları vardır.
Ancak raşitizm hastalığına yakalanmış çocukların günde 25-125 mikrogram D vitamini alması gerekir. Hastalık belirtileri yok oluncaya kadar devam edilir. Fakat bu arada D vitamininin zehir etkisi gözden uzak tutulmamalıdır. 300.000 ünite D vitamini kalçadan veya ağızdan bir defâda verilmesi pek tavsiye edilmez. D vitaminiyle tedâvide kalsiyumun da alınması gereklidir. Böbrekleri hasta olan raşitizm hastalarına bol kalsiyumla 3-5 mg (120.000-200.000 ünite) D vitamini verilir.
Osteoporoz tedâvisindeki dozlar raşitizminkinin aynıdır. Eğer sindirim (emilim) bozukluğu varsa yine D vitamini vermek gerekir. Ilıman ülke olan memleketimizde bilhassa büyük şehirlerde yaşayan çocuklarda ilk dört yaş bitinceye kadar kış aylarında günde 10 mikrogram (400 ünite) D vitamini vermek faydalıdır.
Sara ilâçları alan çocukların sürekli D vitamini alması gereklidir. Bâzı yiyecek maddelerinin 100 gramında bulunan D vitamininin mikrogram cinsinden miktarı şöyledir: Morina balığı karaciğerinin yağında 210, konserve balıklarda 7 ilâ 10, yumurtada 1,5, tereyağında 0,75, yaz sütünde 0,03, karaciğerde 0,25, ette 0,001 mikrogram. Tabiattaki besinlerin çok azı D vitamini ihtivâ eder.
Sâdece bitki besinleriyle beslenen kimseler dışardan D vitamini almamış olurlar. Çünkü tahıl, meyve ve sebzelerde D vitamini yoktur. Otlakta otlanan, yâni güneş gören hayvanların ürünlerinde D vitamini daha çoktur.
dünyanın en büyük hayvanları - Mavi balınalar - Mavi balınalar Hakkinda - Gök balina - Gök balinalar hakkinda
Mavi Balinalar(gök balina)dünyanın en büyük canlılarıdır.Boyları 35 metreye ağırlıkları 150 tona rahatlıkla ulaşabilir.
Ekstra Bilgi: Mavi balınalar(gök balına) memeli hayvanlardır.Cetacea (balinalar) takımının Mysticeti (çubuklu balinalar) alt takımına dahil türlerden olan gök balina, Arktik Okyanus dışındaki tüm dünya denizlerinde yayılım gösterir. Daha çok bireysel ya da anne ve yavrusunu içeren çiftler halinde yaşayan, 2-3 yılda bir ve yaklaşık bir yıllık gebelik süresi sonunda tek yavru doğurarak üreyen gök balina, dünyanın ispermeçet balinasından sonraki en yüksek sesli ikinci hayvan türüdür. 80 yıla kadar yaşayabilecekleri öngörülen gök balinaların tek doğal düşmanı ise katil balinalardır. Diğer dişsiz balinalar gibi, gök balinalar da temelde zooplankton (özellikle kril) avlayarak beslenirler.
Gök balina (Balaenoptera musculus) veya mavi balina, en büyükleri 30 metreyi bulan boyu ve 200 tonu geçebilen ağırlığıyla, gelmiş geçmiş en büyük hayvan olduğuna inanılan bir deniz memelisidir. Cetacea (balinalar) takımının Mysticeti (çubuklu balinalar) alt takımına dahil türlerden olan gök balina, Arktik Okyanus dışındaki tüm dünya denizlerinde yayılım gösterir. Daha çok bireysel ya da anne ve yavrusunu içeren çiftler halinde yaşayan, 2-3 yılda bir ve yaklaşık bir yıllık gebelik süresi sonunda tek yavru doğurarak üreyen gök balina, dünyanın ispermeçet balinasından sonraki en yüksek sesli ikinci hayvan türüdür. 80 yıla kadar yaşayabilecekleri öngörülen gök balinaların tek doğal düşmanı ise katil balinalardır. Diğer dişsiz balinalar gibi, gök balinalar da temelde zooplankton (özellikle kril) avlayarak beslenirler.
Balina avcılığının ilk dönemlerinde görece küçük ve yakalanması kolay olan ispermeçet ve benzeri balinaların nüfuslarının çok azalması sonucunda, balina avcılarının gözü daha büyük balinalara çevrilmiştir. 1864'de buharlı gemiler ile büyük balinaları avlamak için özel olarak tasarlanmış zıpkınların balinacılıkta devreye girmesiyle birlikte, gök balinalar da hedef haline gelmiş ve Uluslararası Balinacılık Kurulu'nun bu canlıların avlanmasını 1966'daki yasaklayışına kadar geçen 100 yıllık dönemde de küresel nüfusları 100 yıl önceki nüfuslarının %1'inin altına inmiştir.
Uluslararası Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği'nin oluşturduğu Tehdit Altındaki Türlerin Kırmızı Listesi'nde ilk yer aldığı günden bu yana tehdit altındaki türlerden olduğu kabul edilen gök balinalar, 2002 yılının bir araştırmasına göre (Committee on the Status of Endangered Wildlife in Canada, 2002)[2], 5000 ila 12000 gibi geniş bir tahmin aralığında değişen nüfusları ile en az beş topluluğa dağılmış olarak dünya denizlerine yayılmış durumdadırlar. Koruma altında olsalar da denizlerdeki kirlenme ve giderek artan okyanus trafiğinin seslenişlerini boğarak eş bulmalarını güçleştirmesi gibi etkenler, gök balina nüfuslarının geri kazanılmasının önündeki tehditlerdir.
Mozaik Pasta - Mozaik Pasta Tarifi - Mozaik Pasta Hakkinda - Mozaik Pasta Yapılışı
Malzemeler:
2 paket petibör bisküvi
1 çorba kaşığı margarin
1 kahve fincanı toz şeker
1 su bardağı süt
2 yumurta
3 yemek kaşığı kakao
Yapılışı:
Bisküvileri bir kapta kırın. Yağı ocakta eritin ve şekeri içine atıp eritin. Soğuduktan sonra 2 yumurtayı içine kırın ve sütü ekleyip güzelce karıştırın. En son kakao yu yavaşça ekleyip topaklanma kalmayacak şekilde çırpın. Hazırladığımız karışımı bisküvilerin üstüne döküp bisküvilerle bir güzel karıştırın.
Daha sonra ister alüminyum folyoya isterseniz fırın pişirme kağıdına koyarak şekil verin ve buzluğa koyun.
Afiyet olsun..
degerli kardeslerim cok tesekkur ederim katilimlarinizdan dolayi
ancak benim üzüldugüm fazla katilimin olmamasi buda ister sitemez aklima söyle bir soru getiriyor acaba sünneti seniyyelere hayatimizda fazla yer veremiyormuyuz?
simdiye kadar ki katkida bulunan kardeslerimiizn sayesinde bir cok sünneti tekrar hatirlamis olduk insALLAH devam edelim...
Allah Teala bizleri kendine kul Habibi Muhammed sallallahu aleyhi vesellme hakiki ümmet eylesin. Amin...
Rüyada Tavuk Eti - Tavuk Eti Yemek - Rüya tabiri et - Rüyada Tavuk Eti Yemek - Rüyada Tavuk Eti Yedigini görmek - Tavuk eti tabiri
Güzel ama ahmak kadına, kadın hizmetçiye. Tavuk kanı akıtmak bir cariyeyle cins" münasebette bulunmaya, Kadının kavuk kanı akıtması misafir gelmesine. Tavuk bazen asil ve neşeli yahut çocuk sahibi bir kadına yahut hazmı kolay rızka. Tavuk eti şifaya, kaddadı ve yelesi mala. Siyah tavuk bekar cariyeye, beyaz tavuk hayırlı bir kadına.
Toplu gezinen yahut çöplükte görülen kavuklar düşük ahlaklı kadınlara. Sağlıklı birinin yanına tavuğun girmesi hastalanmasına, hastanın yanına girmesi şifa bulmasına. Tavuğun ezan okuması hayırsızlık, ölüm ve şerre yahut ayak takımının söz sahibi olmasına. Tavuğun yumurtladığını görmek bir çocuğunun olmasına delalet eder.
Ayrıca Bakınız: Piliç, Tavukçu, Yumurta Yumurtlamak
Bir süre canınız sıkılacak, bu sıkıntıların sonunda mutluluğa ve huzura ereceksiniz ve rahata kavuşacaksınız demektir. Rüyada tavuk, aile yaşamınızın güzel ve düzenli olacağına mutlu günler geçireceğinize yorumlanır. Küçük tavuklar veya civcivler, iş yaşamında başarılı olacağına işaret eder.
Bekarlar için tavuk, evliliktir. Kümes dolusu tavuk kadınlar için ve evliler için büyük bolluk, zenginliktir. Kuluçkaya yatmış tavuk, evli kadınlar için çocuk anlamına gelir. Bekar kimse için ise evlilik veya ev almak anlamına gelir.
İbni Kesir'e göre; rüyada tavuk görmek kadinla yorumlanir. Piliçler de çocuklardır. Rüyasında bir çok tavukları olduğunu gören, bir topluma başkan olur. Tavuk eti ve tüyü, mal ve nimettir. Bir tavuğu kestiğini gören, genç bir kızla evlenir.
Bir piliç kestiğini görenin hizmetçisinin çocuklarının başlarına bir felaket gelir. Rüyada siyah tavuk görmek, daha iyidir. Evine bir tavuk girip orada yumurtladığını görmek, güzel bir kadından mal elde edeceğine işarettir. Bir tavuğu tuttuğunu ve onun horoz gibi piliçleri olduğunu görmek evlat ile tabir olunur.
Bir başka rivayete göre de:
Rüyada tavuk görmek, ahmak ve güzel bir kadındır. Bazı tabirciler de, tavuk, hizmetçidir, dediler. Bir tavuk boğazladığını gören kimse evlenir. Tavuk avladığını gören kimse hazmı kolay olan helal rızka nail olur. Tavuk etini yediğini gören kimse mal elde eder. Bir kimse rüyada tavuğu evinde ötüyor görse, o kimse belalı ve isyankar ve yalan söyleyen birisi olduğuna işarettir.
Bazen de, tavuk ve onun yele ve kanadı menfaatli maldır, dediler. Bir kimse rüyada siyah bir tavuk boğazladığını görse, bekar bir kızla evlenir. Bazen de, tavuk yetimleri terbiye eden ve onlara sadaka toplamak süprüntüleri açan menfaati bir kadına işarettir.Tavuklar, zelil ve hakir kadınlardır.
Rüyada görülen tavuk, neşeli ve asil bir kadındır. Çöplükte eşinen tavuk, asaletsiz ve alçak bir kadındır.Bazen de tavuk, çocuk sahibi bir kadındır. Rüyada tavuğun, hasta olan kimsenin yanına girmesi afiyettir. Piliçlerinin görmesi hakkındaki tabir de böyledir. Tavuğun sağ adamın yanına girmesi veya tavuğuna sahip olması,üzüntü ve kederin gitmesine ve sevinç ve refaha ve nimetler île yardım görmeye işarettir. Piliçler, rahatlatıcı elbise; şiddet halinde bulunan kimse için şiddet ve gamdan kurtulmaktır.
Evinde sayılmayacak derecede çok tavuk olduğunu gören kimsenin amir olmasına, zenginliğine ve korkusunun gitmesine işarettir.
Bir süre canınız sıkılacak, fakat sonunda sorunlarınızın üstesinden gelecek ve rahata kavuşacaksınız. Rüyada tavuk, aile hayatınızın düzene gireceği ve güzel günler geçireceğinizin işaretidir. Küçük tavuklar veya civcivler, iş hayatında başarılara imza atacağınız anlamına gelir.
Eşler mutluluğu nasıl artırabilir - Eşler mutluluğu nasıl yakalayabilir - Mutlu bir aile ortamı için - Ailede Huzurlu Yaşamın Sırları - Mutlu ve huzurlu aile yuvası - huzurlu aile yuvası nasıl kurulur - huzurlu aile yuvası hakkinda
Mutluluk, eşlerin birbirine karşılıklı saygısıyla var olabilir.
Evliliğinizi eşinizle karşılıklı bir mücadele ortamına dönüştürmeyin.
'Ben' yerine 'biz' düşüncesini yerleştirin.
Mutluluğunuz kötü huylara kurban gitmesin.
Mutlu olmak isteyen eşler, şu yedi "M"ye dikkat etmelidir.
1. Mutlu olmayı isteyin
Bazen insan eşinde aradığını bulamaz.
Hayal kırıklığına uğrar.
Mutlu olamayacağı kanaatine varır.
Böyle durumlarda hemen yelkenleri suya indirmemek, ümit ışığını söndürmemek gerekir.
Beyninize "Bu evlilik yürümez, bu eşle hayat bitmez." yerine "Kayaların altından sular fışkırır.
Çamurlu toprakların içinde güller biter." düşüncesini yerleştirin.
2. Mutluluğunuza sahip çıkın
Hayali bir mutluluk peşinde koşmayın.
Bu koşu sadece enerji sarf ettirir.
Elinizdeki mutluluğa sahip çıkın.
Onu avuçlarınızda tutun.
Onu büyütmenin yollarını arayın.
3. Mutluluk düğmesine dokunun
Evlilikteki mutluluk sevgi ışığıyla ortaya çıkar.
Birbirini seven eşler, zorlukları kolaylıkla aşar.
Bunun için elinizi "sevgi" denilen mutluluk düğmesine dokundurun.
O zaman gönüller aydınlanır, yürekler aydınlanır ve evler şenlenir.
4. Mutluluğu 'Ben böyleyim'le zayi etmeyin
İnsanın doğuştan bazı huyları olabilir.
Ama hatalarının farkına varıp kendini düzeltebilir.
Sinirlendiğinde her yeri kırıp döken bey, eşine karşı saygısız olan kadın "ne yapayım elimde değil ben böyleyim" diyerek suçunu gizleyemez.
Diyen taraf hatalarını düzeltmek için beynini kurmalıdır.
Şayet yine de başaramazsa bir psikolog ya da psikiyatristten yardım almalıdır.
Özellikle erkekler, "ben deli miyim" diye bu yardımdan kaçıyorlar.
Bunu bir gurur vesilesi yapıyorlar.
Halbuki bir insan, duygularını ve hareketlerini kontrol altında tutamıyorsa tutmasına yardım edecek kişiden kaçmamalıdır.
5. Mutluluğun baş düşmanı "güç savaşı"
Mutluluğunuzun arasına 'ben' duygusunu sokmayın.
"Ben daha iyi düşünürüm, akıllıyım, iyi bilirim" diye düşünmek mutluluğu öldürür.
Çünkü gücün girdiği yere savaş girer.
Savaşın girdiği yerdense huzur pılını pırtısını toplayıp gider.
6. Mutluluk için eşinizi kopyalamayın
Evlilikteki en büyük yanlış, eşlerinin kendilerinin bir parçası olmasını, kendi gibi düşünmesini, davranmasını ve her dediğine "evet" demesini istemeleridir.
Daha doğrusu eşlerinin kendilerinin bir kopyası olmasında diretmeleridir.
Halbuki, bu yaratılışa zıttır.
Çünkü bir elma armuda, armut da elmaya dönüşemez.
Fakat bir meyve tabağında yan yana yer alarak birbirlerini tamamlayabilirler.
7. Mükemmellik beklentiniz olmasın
Kimi eş her şeyin mükemmel olmasını ister.
Küçük problem karşısında bile panikler, hayatı kararır.
Bütün dünyasını o küçük olayın içine hapsedip, mahvolur.
"Neden istediğim gibi olmuyor. Eşim istediğim gibi davranmıyor. vs." deyip durur.
Bu durum hem kendilerini hem de eşlerini yorar.
Yıllar geçtikten sonra "Eyvah! Yazık etmişim hayat ne kadar kısa, ömür ne kadar azmış, boşu boşuna dünyayı kendime zindan ettim." derler.
Hiçbir evlilik problemsiz, hiçbir eş de kusursuz değildir.
Peygamber Efendimiz - Peygamber Efendimiz Hakkinda - Peygamber Efendimizin Asaleti - Peygamber Efendimizin Güzelliği - Hazret-i Peygamber'in Yüksek Akıl ve Zekâsı - hadîs-i şerîfde de Peygamber Efendimiz
Bilindiği gibi Peygamber Efendimiz Kureyş kabilesinden ve Haşim ailesinden gelmiştir. Kureyşîler ise, Hazret-i İsmail'in soyundan bulundukları için pek büyük bir asalet ve şeref sahibidirler. Bununla beraber, öteden beri en kutsal bir mabed olan Kabe'nin hizmet ve idare işlerini yürütüyorlardı. Daima başkanlık görevinde bulunmuşlardır. İşte Peygamber Efendimiz böyle şerefli bir kavme ve seçkin bir aileye bağlı idi. Bu bağlılık da, O'nun başarısına yardım etmiştir.
Hazret-i Peygamber'in Pek Yüksek Akıl ve Zekâsı:
Peygamber Efendimizin mübarek akıl ve zekâsı, her türlü düşüncenin üstündedir. O'nun pek yüksek aklı ve zekâsı yanında, en büyük dahilerin ve en parlak fikir adamlarının akıl ve dehaları pek sönük kalırdı. Bu gerçeğe, O'nun büyük hayatı pek güzel şahiddir. Arab Yarımadasının peygamberlik döneminden önceki durumu ile, peygamberlik döneminden sonraki durumunu düşünmek yeterlidir. Yüce Allah'ın o büyük ve son peygamberi kadar insanların ruhî hallerini anlamış, insanları güzel bir siyasetle idare etmiş, İnsanları doğru yola getirip hallerini düzeltmeyi başarmış, bu konularda gereken esasları hazırlamış bir akıl ve hikmet sahibi gösterilemez.
Hazret-i Peygamber'in Fesahat ve Belâgatı:
Hazret-i Peygamber Efendimiz yaratılışça pek fasih (açık ifadeli) idi. Yüksek maksatlarını açıkça ve parlak bir şekilde söylerdi. Huzurlarına gelen elçilerin konuşmalarına pek açık bir şekilde karşılık verirdi. O'nun mübarek sözleri arasında birçok manaları toplayan öyle yüksek parçalar vardır ki, onlara "Cevami'ül-Kelim" denir. Yine O'nun mübarek sözleri arasında öyle güzel ve hikmet dolu parçalar vardır ki, bunlara "Bedayi'ül-Hikem" denilir. Biz bunların bir kısmını ahlâk bölümünde yazmış bulunuyoruz. Şu anlamdaki hadîs-i şerîfler, bu ahlâk ve hikmet esaslarından bazısıdır:
"Hikmetin başı Allah korkusudur."
"İnsanlar altın ve gümüş madenleri gibidir."
"İnsanlar, tarak dişleri gibi, hukuk bakımından eşittirler."
"Kendi değerini bilen kişi helak olmaz."
"Kendisi için istediğini senin için de istemeyen kimsenin dostluğunda hayır yoktur."
"Kendisi için sevdiğini, kardeşi için de sevmedikçe, kişinin imânı kâmil olmaz."
"Yalan yere yemin etmek yurdları harabeye çevirir."
"Emaneti, sana güvenen kimseye teslim et; sana hıyanet edene sen hıyanet etme."
"Eski dostluğu devam ettirmek, imandandır."
"Alış-verişinde en çok ziyan eden o kimsedir ki, başkasının dünyası uğrunda, kendi âhiretini yitirir."
"Kardeşinin uğradığı musibetten dolayı sen sevinç gösterme; yoksa Yüce Allah onu kurtarır da seni musibete düşürür."
"Cezası en çabuk verilen şey, zulümdür."
"İnsanlara kendini sevdirmek aklın yarısıdır."
"Kanaat tükenmez bir hazinedir."
"Pişmanlık bir tevbedir..."
Hazret-i Peygamber'in Mübarek Ahlâkı:
Hazret-i Peygamberin ahlâkı, tamamen Kur'ân-ı Kerîm'e uygundu. Kur'ân-ı Kerîm'in gösterdiği güzel huyların hepsini kendisinde toplamıştı. O'nun kadar güzel ahlâka sahib bir kimse görülmemiştir.
Onun içindir ki, hakkında Kur'ân âyeti ile:
"Şüphe yok ki sen, pek büyük ahlâk üzere yaratılmış bulunuyorsun," buyurulmuştur.
Bir hadîs-i şerîfde de buyurmuştur:
"Ben, ahlâk güzelliklerini tamamlamak için gönderildim."
Gerçekten Peygamber Efendimiz, ahlâkın en güzel ve en iyi hallerini kendinde toplamış, bunları ümmetine de öğütlemiş ve kendisine uyanları melekler derecesine yükseltmiştir.
Hazret-i Peygamber'in Pek Yüksek İlim ve İrfanı:
Hazret-i Peygamber, Yüce Allah'ın vahy ve ilhamı ile pek büyük gerçeklere ve ilme ulaşmıştı. Hiç kimse ilim ve irfan bakımından O'nun derecesine yetişmemiştir, yetişemez de... Semavî kitablardaki şeriatların hükümlerine, geçmiş ümmetlerin tarihine, her kavmin siyaset ve idare hallerine, harb fenlerine ve daha birçok yüksek ilimlere sahib bulunuyordu. Meydana getirdiği dinî müessesenin büyüklüğü buna şahiddir. Kendisi hiç bir medrese ve hoca görmemiş, okuyup yazma öğrenmemiş (bir ümmî) idi. Böyle olduğunu bütün kavmi ve kabilesi biliyordu. İşte O'nun bu üstün hali bir mucize idi. Artık O'nun, Allah'ın vahyine kavuştuğundan ve büyük bir peygamber olduğundan nasıl şübhe edilebilir?
Hazret-i Peygamber'in Üstün Nezafeti:
Peygamber Efendimiz nezafete ve temizliğe çok önem verirdi. O'nun beden bakımından temizliği çok üstün olduğu gibi, hal ve gidişat bakımından da nezafetleri her türlü düşüncenin üstündeydi. Öyle ki, bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: "Nezafete fazlasıyla önem veriniz. Allah İslâm dinini nezafet üzerine bina etmiştir. Cennete ancak nezafeti olanlar girecektir."
Mübarek vücudlarının çok güzel bir rayihası vardı. Bu hoş rayiha, yaratılışında vardı. Bununla beraber hoş koku da kullanırdı.
Hazret-i Peygamber'in Çok Büyük Cömertliği:
Peygamber Efendimiz, son derece cömert ve mükrim idi. Hiç bir dilenciye "Yok" diyerek cevab vermezdi. Eğer yanlarında verilecek bir şey bulunmazsa, ya ashabından ödünç alarak verir yahut yarın gel, gibi bir şey söylerdi.
Huneyn savaşında ganimet mallarından bir vadide toplanmış olan develer için, Safvan İbni Umeyye: "Ne iyi develer!" demekle, Peygamber Efendimiz: "Öyle ise, onlar senin olsun," deyip bu yüz deveyi Safvan'a bağışlamıştı. Safvan bu ikramı görünce: "Bu kadar cömertlik ancak peygamberlerde bulunur," diyerek hemen müslüman olmuştur. Oysa ki, müslüman olmak için evvelce dört ay süre almış bulunuyordu.
Hazret-i Peygamber'in Eşsiz Cesareti:
Peygamber Efendimiz, son derece yüksek bir cesarete, kuvvet ve kahramanlığa sahib idi. Birçok savaşlarda nice zırh giymiş kahramanlar kaçmaya mecbur kaldıklarını gördükleri halde o sebat etmiştir. Uhud ve Huneyn savaşlarında gösterdiği metinlik ve cesaret, her türlü düşüncenin üstündedir.
Bir gece Medine dışından korkunç bir gürültü işitilmişti. Düşman tarafından bir baskın olduğu sanılmıştı. Herkesten önce Hazret-i Peygamber kılıcını kuşanarak gürültü tarafına koşmuş ve başkaları daha yeni hazırlanırken kendisi geri dönerek: "Korkacak bir şey yok!" diye halkı sükûnete kavuşturmuştu. Hazret-i Ali der ki: "Savaşlarda Hazret-i Peygamber kadar düşmana yaklaşan bir kimse bulunmazdı. Birçok kez, savaş kızışıp başımız dara düşünce, Hazret-i Peygambere sığınırdık."
Hazret-i Peygamber'in Yumuşak Huyu, Bağışlaması ve Keremi:
Peygamber Efendimiz son derece yumuşak huylu, bağışlayıcı ve mükrim idi. Öfkelenecek yerlerde sükûnetini korur, mübarek hayatına kasdedenleri bile bağışlardı. Uhud savaşında mübarek bir dişi şehid edilmiş, lâtif çehresi kanlar içinde kalmış olduğu halde, yine düşmanlarına bedduada bulunmamış:
Ya Rabbi! Kavmime hidayet et; çünkü onlar bilmiyorlar," diye yalvarmıştı.
— Niçin bunların aleyhine dua etmiyorsun? diyenlere de:
"Ben lânetleyici olarak gönderilmedim; insanları hak yoluna ve Allah'ın rahmetine çağırmak için gönderildim," diye cevab vermişti.
Mekke-i Mükerreme'yi fethettikleri gün, Kureyş hakkında uygulanan lütuf ve ikram, Hazret-i Peygamber'in ne derece büyük bir ihsan sahibi olduğuna şahiddir.
Hazret-i Peygamber'in Yüksek Hayası:
Peygamber Efendimiz, gerek yaratılış ve gerek dinî haya bakımından da bütün insanların üstünde idi. Kendisinde bulunan hayanın kemalinden dolayı hiç kimsenin sözünü kesmez, yüzüne uzun boylu bakmazdı. Utanılacak veya çirkin görülecek şeyleri açıkça söylemeyip kapalı bir şekilde anlatırdı. Hoşuna gitmeyen bir sözün bir kimseden çıktığını işitince: "Falan kimse, neden böyle yaptı?" demezdi; "Bazı kimseler neden böyle yapıyormuş?" demekle yetinirdi.
Ashabdan biri, pek ziyade utangaç olduğundan bazı arkadaşları ayıplamak istemişlerdi. Hazret-i Peygamber bunu duyunca: "Onu kendi haline bırakın; çünkü haya (utanma) imandandır," buyurmuş.
Diğer hir hadîs-i şerîfde de: "Haya (utanma) insan için bir süsdür" buyurulmuştur.
Hazret-i Peygamber'in Emsalsiz Vefası:
Peygamber Efendimiz son derece vefekâr idi. Ashabını, akrabasını, ehl-i beytine bağlı olanları unutmaz, daima onları arar ve sorar, gönüllerini hoş tutardı. Bir defa Habeş Hükümdarı Necaşî tarafından Hazret-i Peygamber'in huzuruna elçiler gelmişti. Bunlara doğrudan doğruya kendisi hizmet etti. Ashabdan bazıları: "Ya Resûlallah! Biz hizmete yetişiriz." dediler. Şu cevabı verdi:
"Bunlar, Habeşiştana hicret etmiş olan ashabına yer göstermişler ve ikram etmişlerdi. Şimdi ben de bunlara hizmet etmek isterim."
Bazan saadetli evlerine hediye gelince: "Bunu falan hanımın evine götürün; çünkü o, Hatice'nin dostu idi, onu severdi," diye emreder, rahmetli zevcesinin hakkını gözetirdi.
Bir defa saadetli evlerine gelen bir hanımın hatırını tam bir iltifatla sormuş sonra buyurmuştu ki: "Bu hanım Hatice zamanında evimize gelir giderdi. Eski bağlara riayet etmek imandandır."
Hazret-i Peygamber'in Şefkat ve Merhameti:
Peygamber Efendimiz, ümmeti hakkında son derece şefkatli ve merhametli idi. Ümmeti hakkında daima kolaylık tarafını seçerdi. Namazda iken bir çocuğun ağladığını işitse, ona acıyarak namazını hafifçe kılar, çocuğun sesini durdurmak isterdi. Hele hakdan kaçınanların hallerine pek acı duyar iyi hale kavuşmalarına dua ederdi. O büyük peygamberin, O kutsal varlığın merhameti yalnız insanlara değil, hayvanlara, ağaçlara, ekinlere de şamil idi.
Mu'te savaşında bulunacak olan İslâm ordusuna hitaben şu anlamda öğütler vermişti: "Yüce Allah'ın adına sığınarak onun ve sizin düşmanlarınızla savaşınız. Fakat gideceğiniz yerlerde dünyadan çekilmiş rahibler göreceksiniz. Onlara asla dokunmayınız. Kadınlar ile çocuklara şefkatle muamele ediniz, hurma ağaçlarını kesmeyiniz, evlerini yıkmayınız."
Hicretin onuncu yılı idi, muhterem oğlu Hazret-i İbrahim, henüz on altı aylık bir masum olduğu halde vefat etmiş, kızı Fatımetü'z-Zehra'dan başka evlâdı kalmamıştı. Bir gül goncası gibi açılmadan solan o masumun haline acıyarak ağlamış, mübarek gözlerinden şebnem gibi yaşlar dökülmüştü. Orada bulunan İbni Avf: "Ya Resûlallah! Sen de mi ağlıyorsun?" demekle Hazret-i Peygamber Efendimiz: "Gözümüz ağlar, kalbimiz mahzun olur. Fakat bizden Allah rızasına aykırı bir söz çıkmaz," diyerek ruhundaki yüksek duyguyu göstermiştir.
Sonuç: O Yüce Peyamber'in kutsal vücudu, bütün kâinat için bir İlâhî rahmet timsalidir. Bunun içindir ki. hakkında:
"Biz seni âlemlere bir rahmet olarak gönderdik," âyet-i kerîmesi nazil olmuştur.
Hazret-i Peygamber'in Güzel Geçinmesi:
Peygamber Efendimiz, insanlarla geçinme hususunda da insanların en iyisi idi. Herkesle güzel görüşür, daima güler-yüzlü bulunurdu. Sohbet esnasında kimsenin sözünü kesmezdi. Ancak yersiz bir söz olması hali müstesna. Her kavmin büyüklerine daime ikram eder, onları kendi kabilelerinin reisliğine tayin buyururdu. Yapılan davetlere icabet eder, verilen hediyeleri kabul buyurur, karşılığında da hediyeler verirdi. Dine aykırı olmayan işlerde insanlara aykırı davranışta bulunmazdı. Hoşuna gitmeyen bir şey görünce, görmemezlikten gelirdi. Ancak günahı gerektiren şeylerde böyle davranmaz, işi düzeltirdi. Hele ashabı hakkında pek okşayıcı idi. Kendilerine rasgelince selâm verir, ellerini tutar ve müsafaha ederdi. İçlerinde görünmeyenleri araştırır, hasta olanları ziyarete gider ve gönüllerini hoşlandırırdı. Hatta ashabı ile bazen latifeler de yapardı. Bununla beraber şakalarında da birer gerçek parlardı. Hazret-i Enes diyor ki: "Ben Hazret-i Peygamber'e on sene hizmet ettim. Hiç bir gün bana darılarak Öf demedi. Yaptığım hiç bir şey için neden yaptın, yapmadığım bir şey için de neden yapmadın, diye buyurmadı."
Hazret-i Peygamber'in Yüksek Tevazuu:
Peygamber Efendimiz, yaratıkların en şereflisidir. O kadar yüksek mertebesiyle beraber pek ziyade mütevazi idi. Fakirleri ve zayıfları daima okşar, misafirlerin altlarına kendi mübarek elbiselerini döşeyecek kadar ikramda bulunurdu. Bir meclise girince, nerede boş yer bulursa orada oturmak ister, bulunduğu meclislerde elbisesini toplu tutup etrafa yaymazdı. Bununla beraber bulunduğu meclislerde herkesden çok vakarını korurdu. Söze gerek görmedikçe susardı. Gülmek gerekince, tebessümle yetinirdi. Huzurlarında bulunanlar da son derece edebe riayet eder, başlarını aşağıya eğerlerdi. Konuşurken seslerini yükseltmezlerdi. Gülmeleri de tebessümü aşmazdı. Peygamber Efendimiz acizlere, yoksullara o kadar iltifat ve tevazu gösterdiği halde, kendileri ile görüşmelerde bulunduğu hükümdarlara karşı asla tezellül (küçülme) göstermez. Risalet makamının ulviyetini korumadan hiç bir zaman geri durmazdı. Kayserlere, Kisralara gönderdiği mektublarında daima mübarek ismini önce belirtir, "Allah'ın kulu ve Peygamber'i Muhammed tarafından Rum büyüğü Hirakl'e" şeklinde yazdırırdı. Kendilerini hiç çekinmeden İslâm dinine davet ederdi. Kabul etmedikleri takdirde, azaba uğrayacaklarını, saltanatlarının ellerinden çıkacağını kendilerine açıkça duyururdu.
Hazret-i Peygamber'in Pek Nezih Zühd ve Takvası:
Peygamber Efendimiz, daima ibadetle meşgul olur, Allah'ın rızası için ümmetinin hidayet ve mutluluğuna çalışırdı. Hatta geceleri o kadar namaz kılardı ki, çokça ayakta durmaktan mübarek ayakları şişerdi. "Ya Resûlallah! Neden kendine bu kazar eziyet veriyorsun? Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamış değil mi?" diyenlere:
"Ben Rabbımın çok şükreden kulu olmayayım mı?" diye cevab verirdi. Peygamber Efendimiz, dünyada bulundukça bu yoldan asla ayrılmadı. Hayatları boyunca, Arab yarımadası fethedildi, Medine'ye her taraftan ganimet malları gelmeye başladı. Hükümdarlar tarafından kıymetli hediyeler gönderildi. Dünya olanca varlığı ile ona yüz gösterdi, fakat O Yüce Peygamber, bunların hiç birine önem vermedi. Bütün bunları, fakirlere, gazilere, müslümanların yükselmelerine harcardı. Bir gün kendisine bir kese altın gelmişti. Onu ashabına dağıtmıştı. Saadet evlerinde yalnız altı altın kalmıştı. Gece uyumadı, kalkıp bunları da dağıttı. "Şimdi rahat ettim" buyurdu. Hazret-i Aişe validemiz diyor ki: "Resûlullah dünyadan göç edişlerine kadar arka arkaya üç gün doyacak şekilde yemek yememişti. Halbuki isteseydi, Yüce Allah ona hatır ve hayale gelmedik nimetler verirdi. Bazan bir ay kadar, biz peygamber zevcelerinin evlerimizde yemek pişirmek için ocak yanmazdı. Yiyip içtiğimiz, yalnız hurma ile sudan ibaret olurdu. Bazan peygamberin haline acır, ağlardım. Bir gün: "Canım sana feda olsun, dünya dirliğinden yeterince kabul buyursan olmaz mı" Buyurdular: "Ben nerede, dünya nerede! Kardeşlerim olan büyük peygamberler, bundan daha çetin hallere sabrettiler, öylece gidip Allah'a kavuştular. Yüce Allah da onlara büyük sevablar, makamlar verdi. Şimdi ben geniş bir geçime kavuşursam, Yüce Allah'dan utanırım. Benim derecemin onlarınkinden aşağı kalmasından sıkılırım, benim en özlediğim, o kardeşlerime kavuşmaktır."
Mukaddes ve şanı büyük peygamberimiz bu mübarek sözlerinden sonra dünyada ancak bir ay daha yaşamışlardı. Ahirete göç ettikleri zaman ailesine ne bir altın, ne bir deve veya bir koyun bırakmıştı. Geri bıraktığı şey, yalnız silâhları ile bindikleri katırdan ve gelirini bağışladığı ufak bir araziden ibaretti. İşte Hazret-i Peygamber Efendimiz bu kadar yüksek kalbe sahipti. Hak yolunda bu kadar samimi, bu kadar fedakârdı. O'nun yüksek maksadı, yalnız Allah'ına kulluk etmek, İslâm dinini yaymak, insanlan cehaletten kurtarmak, yeryüzünü insanlık ve medeniyet nurları içinde bırakmak idi.
Hazret-i Peygamber'in Emsalsiz Başarıları:
Hazret-i Peygamber Efendimiz, sahip olduğu yüksek vasıf ve tecelliler sayesinde yayılmasına muvaffak olduğu yüksek ve İlâhî din doğrultusunda hedef edindiği pek mukaddes gayeye erdi. Dünya tarihinde hiç kimseye nasib olmayan pek büyük başarılara kavuştu.
Evet... O yüce Peygamber, Hak Teâlâ'nın kitabını, beşeriyete maddî ve manevî mutluluk yollarını gösteren Kur'ân-ı Kerîm'i, o ebedî mucizeyi bütün insanlara tebliğ etti. Bütün hükümleri akla, hikmete, ihtiyaca uygun ve her asrın ihtiyacına fazlasıyle yetecek şeriatı, İslâmiyeti yaymağa muvaffak oldu. Kendisine uyan insanları gerçek hürriyete kavuşturdu. İnsanlar arasında bir eşitlik kurdu. İnsanlık bakımından, hukuk bakımından, Yüce Allah'a kulluk bakımından insanlar arasında fark olmadığını ilân ederek zorbaların burunlarını kırdı. Hazret-i Peygamberin manevî huzurunda yerlere kapanarak kullukta bulunmak şerefinden bütün insanların aynı şekilde faydalanmaları gerektiğini bildirdi. Gerçek münevverliğin tam bir tevazu ile hakka boyun eğmek ve ibadetten, fazilet ve nezahet dairesinde yaşamaktan, diğer insanlara karşı üstünlük iddiasında bulunmaksızın kulluk görevini herkesle beraber aynı şekilde yerine getirmeğe çalışmaktan ibaret olduğunu ilân etti. Ölümlü, maddî bilgilere ve servetlere güvenerek ona buna karşı cahilâane bir gurura uyanların, Yüce Allah'ın fakir ve zayıf kulları ile beraber bulunarak kulluk görevini aynı şekilde yerine getirmekten kaçınanların münevver değil, mana bakımından karanlıklar içinde kalmış zavallı kimseler olduğunu açıkladı. Ruhlarında kabiliyet olan bahtiyar kimseler, onun bu yüksek beyanatını takdir ettiler, onun mutluluk hayatına can attılar, mutluluğa erdiler.
Hazret-i Peygamber, daha ahiret âlemine göçmeden müslümanların sayısı bir milyonu geçmiş ve kendisi yüz yirmi bin müslüman ile "Hacc-ı Ekber" eylemişti. Bugünkü gün, yeryüzündeki müslümanların sayısı bir milyara yakın bulunmaktadır. Bu miktarın günden güne çoğalacağı da pek umulmaktadır.
Sonuç olarak, O kutsal peygamberin mübarek ismi, bin dört yüz seneden beridir ki, daima milyonlarca dilleri süsleyip durmaktadır. Yaymış olduğu kutsal İslâm dini de yüzlerce milyon insanın nezih ruhlarına hâkim bulunmaktadır. Artık çocukluk zamanları, meleklerin üstünde bir saflık ve nezahetle geçmiş, kırk yaşlarından itibaren peygamberlik ve risalete ulaşmakla cihanı karanlıktan aydınlığa çıkarmış, altmış üç senelik mübarek hayatları bütün şeref ve kutsallık parıltıları ile çevrilmiş olan O büyük ve O en son şerefli peygambere ümmet olduğumuzdan dolayı ne kadar sevinsek, ne kadar ögünsek, Yüce Allah'a ne kadar şükretsek yine de azdır.
Ya İlâhî! Sen bizi, O kutsal peygamberin korumasından uzak düşürme. Sen O mübarek peygamberine ve diğer aziz peygamberlerine ve hepsinin muhterem soyuna ve ashabına nihayetsiz salât ve selâm buyur, âmin...
Ahududu nelere iyi gelir - Ahududu ve Faydaları - Ahududu hakkinda - Ahududu nerede yetisir
Agaç çilegi ve sultan bögürtleni olarak taninir. Haziran-temmuz aylari arasinda beyazimtrak renkli çiçekler açan, 30-150 cm boyunda, çok senelik, dikenli, çali görünüsünde bir bitkidir.
Daglik mintikalarin orman ve korularinda tesadüf edilir. Gövdesi dalli,dikenli
ve yatiktir. Yapraklari 3-5 parçali, sivri uçlu, yaprak sapi kivrik dikenlidir.
Çiçekler ekseriya dallarin ucunda 5-10 çiçekli salkim halindedirler. Meyvesi etli ve birçok eriksi tipli meyvelerin biraraya gelmesi ile meydana gelmis, küre biçiminde,kirmizi renkli ve güzel kokuludur. Meyveleri temmuz ve agustos aylarinda olgunlasir.
Çogu çesitleri bahçelerde yetistirilir. Umumiyetle sonbaharda 1-1,5 m aralik birakilmak suretiyle dikilir.
Ahudutlari her 6-7 senede bir yenilenmelidir.
Türkiye'de yetistigi yerler:
Ege, Marmara, Karadeniz bölgeleri.
Kullanildigi yerler:
Kullanilan kismi, meyve, çiçek ve yapraklaridir. Meyveler tamamen olgunlastiklari zaman
toplanir. Yapraklarinda tanen, meyvelerinde ise organik asitler (malik asit, sitrik asit
vs.)
seker, pektin, uçucu ve sabit yaglar bulunmaktadir.
Yapraklari bogaz hastaliklarindagargara için kullanilir.
Çiçeklerinden romatizma ve nikris (gut) hastaliklarinda faydalanilir.
Taze olarak, seker ve böbrek hastaliklarinda perhiz yiyecegi olarak istifade edilir.
Halk arasinda ishal ve atesli hastaliklara karsi tavsiye edilir.
Ahududu iyi bir kan yapıcı olmasının yanında mevcut kanı temizler. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Terletir ve idrar söktürür. Kabızlığı giderir. Vücuda dinçlik verir.
Âmentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusülihî vel-yevmil-âhiri ve bil-kaderi hayrihî ve şerrihî minallahi teâlâ vel-ba`sü ba`del-mevt hakkun eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh. Mânâsı ise şöyledir: Âmentü billâhi: Ben Allah`ın varlığına, (bir)liğine, eşi ve benzeri olmadığına, bütün yüceliklere sahip ve her türlü noksanlardan münezzeh olduğuna inandım. Ve melâiketihî: Allah`ın meleklerine de inandım. Ve kütübihî: Allah`ın Kitablarına da inandım. Ve rusülihî: Allah`ın Peygamberlerine de inandım. Ve`l-yevmil-âhiri: Âhiret gününe de inandım. Ve bi`l-kaderi hayrihî ve şerrihî minallahi teâlâ: Kadere de, bize iyilik ve kötülük, hayır ve şer olarak görünen her şey`in Allah`ın ilmi, kanunu ve yaratmasıyla olduğuna da inandım. Ve`l-ba`sü ba`de`l-mevti: Öldükten sonra dirilmeye (ve dirileceğime) de bütün kalbimle inandım. Hepsi hak ve gerçektir. Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû: Ben şehâdet ederim ki, Allah`dan başka hiçbir ilâh ve hakikî ma`bud yoktur ve yine şehadet ederim ki, Hz. Muhammed, Allah`ın kulu ve peygamberidir. Bu son cümleye Kelime-i Şehadet, yani, şehadet cümlesi denir.
1. hayırlı işlerde sağı, adi işlerde solu kullanmak.
2. yemekten önce ve sonra elleri yıkamak.
3. yemeğe besmele ile başlamak, allah'ın sonsuz ikram ve nimetlerini tefekkür ederek yemek, sonunda da hamd etmek.
4. yemekte tabağın kendi önümüze gelen tarafından yemek.
5. yerde bir sofra bezinin üstünde yemek. ihtiyaç olduğu takdirde masada da yenilebilir.
6. yemeğe sofradakiler ile beraber başlamak.
7. acıkmadıkça yememek, tam doymadan yemeği bırakmak.
8. tabağa az yemek koydurtup artık bırakmamak.
9. sofrada sağ dizi dikip, sol dizi yere yatırmak.
10. saf ipek ve saf altın ümmet-i muhammed'in erkeklerine haram kılınmıştır.
11. selamı yaymak. selam, kelamdan önce gelir.
12. eve girince ilk söz ev halkına selam vermek olmalıdır.
13. selamla birlikte samimiyetle, tebessüm ederek musafahada bulunmak.
14. musafaha ile birlikte, hürmet, samimiyet ve şefkate vesile olan kucaklaşmalar yapılabilir. süfli hisleri uyandıracak sarılmalar caiz değildir.
15. musafahada önce eli uzatan çekmelidir. biz çekersek buluşmadan memnuniyetsizlik manası çıkabilir.
16. ilmiyle amil din adamları ile adil devlet başkanlarının eli öpülür, beşeri hisleri yok olmuş yaşlı hanımlara selam verilebilir, gerekirse eli de öpülebilir. yeter ki fitneye sebep olmasın.
17. hediyeleşmek ve gelen hediyeye aynıyla veya daha güzeliyle karşılık vermek.
18. az gülmek, gülünce kahkaha ile değil, tebessüm ederek gülmek. mütebessim olmak.
19. çoğu zaman susmak, tefekkür etmek, ihtiyaç olunca konuşmak.
20. tane tane, orta bir ses tonuyla konuşmak. çok mühim şeyleri üç defa tekrar etmek.
21. konuşmaya allah'ın adıyla başlamak ve allah'ın adıyla bitirmek.
22. nefsi ve dünyalık bir şey için öfkelenmemek. bir hak zayi olduğunda ve uhrevi meselelerde, allah ve din hakkı için öfkelenmek.
23. doğru sözle şaka ve mizah yapmak.
24. boş işler (malayani) ile iştigal etmemek.
25. uyku için yatınca önce sağ tarafına yatmak, sağ yanağını sağ avucunun içine koymak ve o günün muhasebesini yapmak.
26. yüzükoyun yatmamak.
27. yatağa girdiğinde avuçları açık olarak birleştirerek ihlas, felak ve nas surelerini okuyup avucunun içine üfleyip sonra bütün vücudunu sıvazlamak, bunu üç defa tekrarlamak.
28. beyaz giymek.
29. mest giymek.
30. ayakkabı giyerken önce sağdan başlamak, çıkarırken de önce soldan çıkarmak.
31. takke ve sarıkla başı kapatıp namazı öyle kılmak.
32. soğan ve sarımsak kokusuyla mescid ve meclislere yaklaşmamak.
33. üzerinde kudsi kelimeler ve ayetler yazılı eşya ile tuvalet ve pis yerlere girmemek.
34. misafire elinde bulunandan ikramda bulunmak. misafir ve ziyaretçileri temiz bir kılık kıyafetle karşılamalı.
35. aksırınca sesi az yükseltip, "elhamdülillah" demek. böyle diyene de "yerhamükellah" demek. bize dediklerinde "yehdina ve yehdikümüllah" diye cevap vermek. bu üçe kadar böyle mukabele şeklinde devam edebilir. üç defadan fazla aksıran olursa, nezleden aksırmıştır ve mukabele gerekmez.
36. esnemeyi mümkün olduğu kadar gizlemek. ağzı elle kapayarak gidermeye gayret etmek. namazda iken esneme gelirse, ayakta ise sağ elin, diğer hallerde ise sol elin tersi ile ağzı kapatmak münasip olur.
37. davete icabet ve hediyeyi kabul etmek.
38. kapıyı üç defa vurmak, cevap verilmezse geri dönüp gitmek. "kim o?" diye sorulduğunda, "benim." dememek, kendimizi açık bir şekilde tanıtmak, maksadımızı belirtmek. kapının tam karşısında durup içeriyi gözleme durumunda bulunmamak. biraz kenarda durarak, ailedeki mahremiyeti görmekten içtinap etmek.
39. ayakta bevletmemek. tuvalette idrar saçıntısından, korunmak. hadiste kabir azabının çoğunun idrar saçıntısından ileri geldiği bildirilmiştir. tuvalete ihtiyaç için oturduğu vakit ön ve arkanın kıbleye karşı dönük olmaması gerekir.40. banyo yapılan yere bevletmemek. çünkü vesvesenin çoğu bundandır.
41. insanların istifade ettiği gölgeliklere, yol ve yol kenarlarına, çeşme ve pınarlara bevletmemek, pisletmemek ve de tükürmemek. hadiste, bunu yapanların lanetlenmesinden korkulacağı bildirilmiştir.
42. kasık ve koltuk altı temizliğine titizlik göstermek. buralardan ayrılan parçalar temizken ayrılmasına da dikkat etmeli ve cünüp iken buraları tıraş etmemelidir. bu tür temizlik caiz olsa da sünnete uygun değildir.
43. büyük ve umumi banyolarda tesettürle yıkanmalı, peştamal kullanılmalı.
44. mümkünse her abdest alışta misvak (fırça) kullanmak.
diyanet işleri başkanlığının neşrettiği misvak hadisi tercümesinde şöyle bir hüküm mevcuttur: "misvaktan kasıt dişlerin temizlenmesi, ağız içindeki kötü kokunun giderilmesi ve mikropların yok edilmesidir. bunu temin eden erek ağacından başka fırçalar da varsa, o da misvak yerini tutar."
45. emin ve muttaki insanlarla istişare etmek, neticedeki karara tevekkülle uymak.
46. cömertlik. "cömert allah'a yakın, cimri ise allah'a uzaktır. cömertlik kökü cennette olan bir ağacın dünyaya sarkmış dalıdır. kim o dala tutunursa o dal onu cennete çeker."
47. çok tefekkür etmek. "tefekkür gafleti izale eder. ölümü tefekkür etmek fani lezzetleri acılaştırır. eşyanın üzerindeki fena damgasını gösterir."
48. borçlanmalarda durumu yazıyla veya bir şahitle tevsik etmek. böyle bir tedbir asla itimatsızlık sayılmaz. anlaşmalarda değişik tevil ve tefsirlere yol açacak boşluklar bırakılmamalıdır. durumu net olarak tespit etmek lazımdır.
49. bir yakını vefat eden müslüman kardeşini teselli ederek taziyede bulunmak. "allah merhuma rahmet etsin." şeklinde dua yapılır. taziye ziyareti vasati üç gün içinde yapılır. üç günden sonraki ziyaretlerde vefatı hatırlatıp hüznü deşmek uygun olmaz. evinden cenaze çıkan kimseler üzüntüden dolayı yemek hazırlayıp sofra kuramazlar. bunun için vefalı komşular bir müddet bu eve yemek getirirler. böylece hüzünlerine ortak olduklarını fiilen göstermiş olurlar. cenaze sahibi üç gün kendisine kolayca erişilebilecek bir ortam hazırlar ve böylece kardeşlerinin taziyede bulunabilmelerine imkan tanınmış olur
50. ölmüş kimseleri hayırla yad etmek.
51. mevtanın ardından yüksek sesle ve çırpınarak, saç baş yolarak ağlamamak. böyle yapmak kadere itiraz ve cenabı hakkın takdirini itham etmek olur. ayrıca bu mevtaya iyilik değil azaba vesile olur.
52. sekerat halindeki hastalara "la ilahe illallah, muhammedün rasulullah." şeklinde telkinde bulunmak. hastanın dudaklarını temiz ve ıslak bir bezle sulandırıp kurumamasını sağlamak. ölüm vaki olup son nefes verilince, okumalar durdurulur ve cenazenin uzağında devam edilebilir. çenesinin açık kalmaması için mendil ve benzeri şeylerle başa bağlanır. gözleri açık ise kapatılır.
53. kabirleri ziyaret etmek. gafleti dağıtır ve uhrevi tefekküre vesile olur. kabristanın kapısına yaklaşınca, kabir halkına gizlice selam verilir. "ey kabir sakinleri, esselamu aleyküm. sizler bizden önce geldiniz, bizler de sizleri takip edeceğiz. size allah'tan af ve mağfiret dileriz." şeklinde selam ifade edilebilir. sonra ziyaret edilecek merhumun ayakucu tarafından yaklaşılır. yüzüne müteveccihen veya kıbleye karşı durulur. kur'an ve dualar okunabilir. ziyaret esnasında mezarları çiğnemek mekruhtur. şayet geçip gitmek için başka müsait yol yoksa, merhuma sevap hediye edilerek, geçilebilir. mezar üzerindeki yeşillikler yolunmaz, bilakis çiçekler ekilir. kurumuş otlar ayıklanır.
54. hasta akraba, dost ve arkadaşları ziyaret etmek. onlara teselli ve ümit vermek. ziyareti uzun tutmamak. hastanın hoşa gitmeyecek hallerini başka yerde anlatmamak.
55. sıla-i rahimde bulunmak. "akrabayla alakayı kesen bir kimsenin bulunduğu meclise allah'ın rahmeti inmez."
56. zemzem suyunu hürmeten ayakta ve kıbleye karşı dönerek içmek.
57. anne-babaya itaat etmek, onlara ihsanda bulunmak, kalplerini kırmamak ve hayır dualarını almak.