aslında osmanlı gerçektende öyleymiş yani aslında biz hep iyi yönlerini biliyoruz ama gerçekte biraz kadkın a kıza düşkünmüşlerdi ama genellikle toplum iyi yönlerini bildiği için bu filmi gerçeğe uygun olmadığını düşünüyorlar yani bence eskiden osmanlı öyleymişti yani ben böle düşünüyorum ama sizin ne düşündüğünüzü bilemem
Daha küçücük bir çocuktum
Varlık içinde yokluk yaşadım yoruldum
Herşeyde mi suçluyum? Ben yolumda mutluyum
Baba senin oğlun serseriyse bu senin eserin
Hiç ilgilenmediysen ama neden ama bu beden
Sokakta büyümeye mecbur muydu?
Allahım sabır ver üstesinden gelmem için
Bana bir yol göster
Allahım huzur ver, kafam dolu beynim durmak ister
Kimse bilemez ne çektiğimi
O hissedemez hayallerimi anlayamaz
Lütfen bir dinle baba, beni çok üzdün ama
Herşeye rağmen hala senin oğlunum ben
Beni olduğum gibi kabullen
Lütfen bir dinle baba, seni çok üzdüm ama
Herşeye rağmen hala senin oğlunum ben
Beni olduğum gibi kabullen
Küsmek için barışılır mı?
Aynı evde ayrı odalarda yaşamaya çalışılır mı?
Bu sorunlara alışılır mı?
Zamanla herşey biter ama kadere karışılır mı?
Gidecek yerim yok sorunlarımsa çok
Güçlü olmalıyım başka çarem de yok off
Zaten bıkmışım ahh...
anla,anla bebeğim halimi
özledim sen çok
dön sensiz yaşayamam
hisset,duygularımı hisset
acılarımı hisset
bak şimdi ne hallerdeyim
sev,sev beni deliler gibi
gemişi geçmişte bırakıp ileriye doğru çabalıyalım
tutunacak dalım hiç olmadı
etmediğim duam kalmadı
döndüm şaşkın,zavallı bir mecnuna
ararım aşkımı
dert dökecek dostum hiç olmadı
halime bakıp anam ağladı
döndüm şaşkın,zavallı bir mecnuna
ararım aşkımı
yalan,yanmış meğer aşkımız
yaşanan tatlı hisler
bir anlık sözlere kandım yalanlarına
yok,asla sevemem bir daha
yenilmem bir daha aşka
yok sevemem sevemem sevmeyeceğim
bana geri dön
beni yine sev halimi anla
aşkını ver kalbini dinle
beni çılgınlar gibi sev
sana ben muhtacım
bana geri dön
beni yine sev halimi anla
aşkını ver kalbini dinle
beni çılgınlar gibi sev
sana ben muhtacım
tutunacak dalım hiç olmadı
etmediğim duam kalmadı
döndüm şaşkın,zavallı bir mecnuna
ararım aşkımı
dert dökecek dostum hiç olmadı
halime bakıp anam ağladı
döndüm şaşkın,zavallı bir mecnuna
ararım aşkımı
anla,anla bebeğim halimi
özledim sen çok
dön sensiz yaşayamam
hisset,duygularımı hisset
acılarımı hisset
bak şimdi ne hallerdeyim
sev,sev beni deliler gibi
gemişi geçmişte bırakıp ileriye doğru çabalıyalım
.Biri yetmez ikincisi olsun
Iki yetmez üçüncüsü olsun
Hepsi de bile bile gelir eğlenceye oo
Diyar'ın partisi bu ortam kopar hardcore gang bang boom
Etek altı sulu ve de mutlu
Yeşilimi ver kafam güzel olsun
Yedi buçuk inç sana kapak olsun
Parçamı dinle kalçanı çalkala vaktimi harcama beni parçala
Gece bitmez bitse de ben bitmem anladın mı ???
Beni vurun suçluyum ben
Kelepçelerle prangalarla bağlı kalamam ben
Beni vurun suçluyum ben
Kelepçelerle prangalarla bağlı kalamam ben
Ey yo ey yo piyasaya haber verin
Ey yo ey yo kaldırıp elleri beni takip edin
Ey yo ey yo enerjiyi geri verin
Ey yo ey yo sarmam için bana kağ ıdı gerin
Üçü yetmez dördüncüsü olsun
Dört yetmez beşincisi gelsin
Kimbilir belki de derdimi kesmez yine denemek gelir içimden
Herkes başlasın harekete kaliteyi görsün o-o-o-ouu
Yeşilimi ver zaman hemen dursun
Bağlılık yok eğlence olsun
Maksat gecenin tadını çıkarmak şansın varsa sıradaki sensin
Herkes gelsin tek tek bendeki istek oo bitemez no
Parti bitti duman altı oldum
Eve gidicem bugün yine yorgun
Tamam dedim bırak yeter dedim eeey
Bu gecenin de sonuna geldik o-o-o-ouu
Şarkı bitti vakit yine doldu
Benden bu kadar yoluma koyuldum
Sen kal dedim elveda dedim
Sadede geldik hanımefendi sana bye bye dedim.
______________________________________________________________
Pompalamasyon bu benim misyon
Afrodizyak istemez doğuştan hazır füzyon
Woowoowoo baby yoo bu gece gelip benim ol
Sabah uyandım bir an şaşırdım burası neresi
Ben burayı tanımadım
Kollarımda bir kadın şişt acaba neydi adın?
Ne zaman geldik kafa güzeldi dün gece ben bayıldım
Hemen ayıldım çevreme bakındım
Ortalık dağınık pantolonu bulamadım
Kıza sordum pantolonum nerde
Dedi boş ver benimki de yerde
Kıza bakınca canım yine onu çekti
Seksi bakışlarıyla verdi bana yetki
Pompalamasyon gece gündüz
Eridi bitti kollarımda hatun oldu dümdüz
Ben makineyim bu da benim işim
Canın acırsa senin için yavaşlayabilirim
Sağım solum belli olmaz seni sevebilirim
Belki de yanında uzun süre kalabilirim
Çok güzelsin çok şekersin
Ama fazla bağlanırsan kafayı çizersin
Gel deme gelemem bekleme sevemem
Elleme veremem kalbimi sana ben
Kaç kere söyledim bu iş böyledir
Oyunun kuralı bu biri gider biri gelir
Çevremde çok kız var pompalazsam ağlarlar
Sırasını beklesin herkes size özel çok zamanım var
Nereye kadar vur kaç ve saklan
Uslanırım adam akıllı bi kız bulsam
O gün gelene dek bu eğlenceden bıkmam
Eylemlerim devam eder evlenmeden durmam
Bir melek var içimde, saklı gizli bekleyen
Sevgilisiyle iyi bir yerde mutlu gunler isteyen
Şeytan var içimde azgın bir biçimde
Önüne çekici kız çıkınca gidip çoker ustune
Bir insanın, bir hayvanın, bir şehir veya bir ulusun yeryüzündeki var oluş sürecinde onun yaşamını yönlendiren etkilerin tümüdür. Ancak bizim inceleme alanımızı insanın kaderi oluşturduğu için biz sadece insana yönelik bilgilere ağırlık vereceğiz. Unutulmaması gereken bir noktada şudur ki; bir sokak kedisiyle, bir ev kedisinin, tarih sahnesinde var olmuş şehirler ve ulusların her birinin kendisine özgü bir kaderi vardır. İnsanın kaderine gelince......İki türlü kaderimiz vardır.
1.) Mutlak kaderimiz, yani İrade-i külli:
Evrendeki İlahi bilgisayar olarak kabul edilen Levh-i mahfuzda kayıtlı olan ve Allah'ın iradesini yansıtan kesin ve değişmeyen kaderimizdir. Bu kader dua, büyü veya hiç bir güç, tedbir ve gayretle değiştirilemez. Bizim istek ve bilgimiz dışında oluşan bu kaderin kapsamına, doğduğumuz memleket, dönem, ailemiz, eşimiz, evladımız, işimiz, ecelimiz ve yaşamımızın derinden etkileyecek ve şekillendirecek olaylar girmektedir.
2.) Muallak kaderimiz, yani İrade-i cüzi:
Bu ise kişinin kendi iradesini kullanarak kaderini ve yaşamını şekillendirmesi olarak açıklanabilir. Bunlara özel zevklerimiz, meraklarımız, ikili ilişkilerimiz, olaylar karşısında verdiğimiz tepkiler ve bu tepki ve davranışlarımızı kontrol etme becerilerimiz örnek olarak gösterilebilir.
Mutlak kaderimizi oynanan bir oyunun kurallarına benzetecek olursak, muallak kaderimiz ise oyuncunun bu oyunu oynarken gösterdiği becerilerin tümüdür. Buna en iyi örnek olarak tavla oyununu göstermek mümkündür. Tavla oyununun kendisine özgü kuralları mutlak kader olarak kabul edilmelidir. Gelen zara göre oyuncunun pulunu kaçması, kapı alması, bazen rakip oyuncunun pulunu kırması nasıl bir ustalık gerektiriyorsa, kişide yaşarken aynı ustalığı göstererek yaşamını şekillendirebilir. Oyuncunun oyun süresince zarının iyi gelmesi oyuncu usta değilse maçı kazanmasına yetmeyeceği gibi zarı pek iyi gelmese de usta bir oyuncunun maçı kazanma şansı oldukça yüksektir. Çocukluğu ve gençliği sorunlu olan bir kişi zamanla yaşamını akıllıca şekillendireceği gibi, yaşamı her bakımdan olumlu olan bir kişinin yanlış davranışları onun yaşamında çok kısa bir süre sonra olumsuz olayların görülmesine neden olacaktır. Ama imkanları kısıtlı bir insan akıllı hedeflere yönelerek yaşamını belli bir süre de olumsuzdan olumluya dönüştürebilir. Yani o kişi, gelen zarlar iyi olmasa da oyunu iyi oynayarak maçı kazanmıştır. Hatta kaderi bir kişinin yaşamını şekillendiren olaylar dizisi olarak görmekten ziyade, o insanın evrensel gelişimini ve tekamülünü sağlayan bir eğitim programı olarak kabul etmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır.
kader?
Soru: "Cenâb-ı Hak ezelde ilim ve iradesiyle her şeyi tespit ve takdir ettiğine göre, bir insanın hakkında, kötülük ve şer işlemeyi takdir etmişse o kimse nasıl hayır işleyebilir ve bu durumda nasıl sorumlu tutulabilir?"
Cevap: Evet, Âlim-i Mutlak olan Allahü Azimüşşân, olmuş ve olacak her şeyi, ihtiyarî ve ıztırarî bütün fiilleri ezelde takdir etmiş, tanzim etmiş ve Levh-i Mahfûz'da kaydetmiştir. Hiçbir şey O'nun tespit ve takdirinden ayrılamaz. Bütün varlıklar o takdire tâbidir. Ancak bu durum bizleri sorumluluktan kurtaramaz. İlm-i kelâm âlimleri bu hakikati "ilim malûma tâbidir; öyle ise malûm ilme tâbi değildir", kaidesiyle izah etmişlerdir. Istılâhta, 'ilim'; bir şeyin zihindeki şekli, 'malûm' ise; o şeyin hariçteki şekli olarak tarif edilir. Meselâ, bizim lâleyi bilmemizde, lâlenin zihnimizdeki şekli 'ilim,' hariçteki şekli, yâni kendisi ise 'malûm'dur. İşte burada ilim, malûma tâbidir, yâni lâle hariçte nasılsa, biz de onu öylece bilmekteyiz. Yoksa lâleyi biz nasıl biliyorsak lâlenin kendisi o şekle uymak durumunda değildir.
Yukarıda belirttiğimiz kaidede konumuz yönünden kastedilen ilim, işlediğimiz bütün amelleri Cenâb-ı Hakk'ın ezelî ilmiyle bilmesi, malûm ise işlediğimiz amellerdir. Buna göre söz konusu kaideyi şöyle ifade edebiliriz:
İnsanlar ihtiyarî fiilleri nasıl işleyeceklerse, Cenâb-ı Hak ezelde öylece bilmiş ve takdir etmiştir. Yoksa, Zât-ı Akdes öyle bildiği için, insanlar o fiilleri öyle işlemiş değildir. Şimdi, meseleye bazı misâllerle biraz daha açıklık getirelim.
Güneş veya ay tutulmasının tarihini ve saatini önceden bilmemiz ilimdir. Malûm ise o tarihte güneşin tutulmasıdır. Dolayısıyla ilim, malûma tâbi olmuştur. Malûm, ilme tâbi olsaydı, biz güneşin hangi tarihte tutulacağını bilsek ve söylesek, güneş tutulması da o tarihte olurdu.
Veya, bir kimsenin adının Ahmed olduğunu bilmemiz ilimdir; malûm, o şahsın adının Ahmed olduğudur. Böylece ilim, malûma tâbi olmuştur. Malûm ilme tâbi olsaydı, o kimsenin adını Mehmed bildiğimizde adı Mehmed olurdu, Hasan bildiğimizdeyse Hasan olurdu.
Bir insanın, cüz'î iradesiyle işlediği bütün fiiller Cenâb-ı Hakk'ın ilm-i ezelîsindedir. Yâni, o insanın bütün amellerini Cenâb-ı Hakk ezelde bilmektedir. Bu ilim de malûma tâbidir. Malûm olan, o kimsenin işlediği iyi veya kötü amelleri, yâni fiilleridir. Kul o fiilleri işleyeceği için âlim-i mutlak olan Allah öylece bilmiştir. Yoksa, Cenâb-ı Hak öyle bildiği için, kul da mecburen o fiilleri işlemiş değildir. Yâni, malûm, ilme tâbi değildir.
Kulun işlediği fiil hayır ise Cenâb-ı Hak onu hayır olarak bilir; öyle de irade ve takdir eder. Kulun şer olan fiilini de Cenâb-ı Hak ezelî ilmiyle şer olarak bilmiş ve o şekilde takdir buyurmuştur.
Bu hakikate bir derece bakabilmemiz için gerekli kabiliyeti Rabb-i Alâ'mız bizlere ihsan etmiştir. O'nun bizlere lütfettiği ilim ve irade sıfatlarından, hakkalyakîn biliyoruz ki, irade ilme tâbidir. Meselâ, insan bir eser yapmayı bildiğinde, iradesi bu ilme tâbi olarak, eserin plân ve programını tâyin eder. Daha sonra kudret de iradeye tâbi olur ve insan önceden plânladığı tarzda eserini inşâ eder.
İşte, zaman ve mekânın yaratıcısı olan Allah, ezelî ilmiyle, bizim gerek irademizle işleyeceğimiz bütün fiilleri ve gerekse irademiz dışında başımızdan geçecek bütün hâdiseleri bilmektedir. İşte kader, bu bilme keyfiyeti üzerine, Cenâb-ı Hakk'ın küllî iradesiyle bizim hayat programımızı takdiri ve Levh-i Mahfûz'da tesbitidir. Bu takdir ve tesbit ilme dayanmaktadır, ilim ise malûma tâbidir. Buna göre bir kul kendi cüz'î iradesiyle, ibâdet etmeyi ibâdet etmemeye tercih ediyorsa, elbette ki Cenâb-ı Hak onu âbid olarak bilecek ve öyle takdir edecektir... Yoksa Allahü Teâlâ o kulun ibâdet etmesini takdir ettiği için, o ibâdet ediyor değildir. Şerle ilgili fiiller de aynı şekilde değerlendirilecektir.
Mevzuya ışık tutacak birkaç misâl daha verelim.
Bir komutanın yüksek bir yerden sahradaki askerlerinin hareketlerini fotoğraflarla tespit ettiğini ve bütün konuşmalarını hassas cihazlarla kaydettiğini farzediniz. Bu komutan, daha sonra huzuruna getirttiği askerlere fotoğrafları gösterip konuşmaları bantlardan dinlettiğinde, hareketleri ve sözleri cezayı gerektiren bir asker, "Siz benim hareketlerimi ve konuşmalarımı niçin kötü olarak tespit ettiniz?" diyebilir mi? Dese cezayı hak etmez mi? Çünkü, tespit etme fiili, hâdiseye tâbidir. Yoksa hâdise, tespite bağlı değildir.
Şimdi şöyle bir soru soralım: Hâdiseye tesir etmeme bakımından, yukarıdaki misâlde belirtilen ânında tespit ile, hâdiseyi olmadan önce tespit etme arasında ne fark vardır? Misâldeki komutan, askerlerin yapacakları işleri ve söyleyecekleri sözleri önceden, meselâ bir rüya-i sâdıka ile bilseydi bu bilme keyfiyeti askerler üzerinde herhangi bir tesir mi yapacaktı?
Kader de insanın ömrü boyunca işleyeceği bütün fiillerin ezelde tespiti değil midir?
Yukarıdaki misâlde ifade etmek istediğimiz hakikati, televizyon, gayet güzel izah etmektedir. Bilindiği gibi televizyonda hâdiseler bazen ânında verilmekte, bazen de geçmişte tespit edilen hâdiseler bugün gösterilmektedir. Her bir fen ve her bir keşif, Cenâb-ı Hakk'ın kâinatta dercedip koyduğu bir hakikati ilân ettiği gibi, televizyonda suretlerin ve seslerin muhafaza edildiği hakikatini izah etmiştir. Hâfız-ı Hakîm insanlara gelecekteki hâdiseleri tespit edebilecekleri bir âlet yapmayı nasip etse, o takdirde Levh-i Mahfûz'un küçük bir misâli ortaya konmuş olacaktır. Şimdi, hem mâziyi, hem hâli, hem de istikbali bize gösteren bu cihaz, dedemizin bir suçunu gösterse veya istikbâlde bir cinayeti sergilese, "Bu cihaz böyle tespit etmese, dedem o kabahati işlemezdi, torunum da câni olamazdı" diyebilecek miyiz?
İşte, Âdem Aleyhisselâm'dan kıyâmet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek bütün insanların bütün amelleri Levh-i Mahfûz'da kaydedilmiştir. Kader-i İlâhî'nin bir defteri olan Levh-i Mahfûz'daki bu kayıt, insanların işledikleri ve işleyecekleri fiillere tâbidir; yâni nasıl işleyeceklerse öyle kaydedilmiştir. Yoksa Levh-i Mahfûz'da yazıldığı için insanlar mecburen o tarzda hareket etmiş değildir. Kaldı ki, böyle bir iddiada bulunan kimseye şu soru sorulacaktır: "Sen istikbâlde yapacağın işlerin Levh-i Mahfûz'da nasıl yazıldığını, yâni mukadderatını biliyor musun?" O halde, bir insan bilmediği şeye göre nasıl hareket etmektedir?
Evet, her meselede, ilim malûma tâbidir hakikati güneş gibi parlıyor ve insan kendi isteğiyle hangi işi tercih ederse, Cenâb-ı Hakk'ın küllî iradesiyle o işi takdir ettiği ve yarattığı açıkça anlaşılıyor.
fen ve teknolojide gördüğümüz 3. ünitede madenin yapısındaki atomlar ile ilgili bi bilgi vermek istiyorum ışığım tüm ve elektüromanyetik dalgalardaki boşluktaki hızı 299.792.458 kilometresaniyedir.ışıkhızı sadece vakum (yani havasız) ''c'' ye eşittir.
ışık hızı 1862 yılında dönen sekizgen bi ayna kullanarak ışığın hızı 2,98.108 m/s olarak ölçülmüştür.
Yabancı Bir Firma tarafından tasarlanmış bir uçak similasyonu olan İstikbal Göklerde 3 boyutlu Mükemmel bi oyun...
Tarafımızdan Türkçeye çevrilip bi kaç ek sayesinde çok güzel bir Türk Oyunu Olmuştur... Daha öncedende çevrilmiş olabilir... Anasayfada Kurtlar vadisi Müziği yer almaktadır... Ve Atatürk'ün Remi Bulunmaktadır. Oyunun İki Modu var. Biri Görev Diğeri ise Savaş modu..
Görevde Siz yüzbaşı uçağınız ile siz verilen görevleri yapıyorsunuz hagar , tank , fabrika bombalama filo çatışması gibi....
Savaş ise puana dayanır... Sürekli savaş uçakları gelmektedir ve siz ne kadar düşürebilirseniz okadar puan alırsınız...
oyunun tuşları...
Yönleri Mouse ile yapıyorsunuz...
Sol Tuş mouse - Makinalı tüfek
Sağ Tuş Mouse - Bomba
W - yukarı manevra
s - Aşağı maevra
A - sola Manevra
D - sağa manevra...
Ctrl - Hız keser
shift - Hız verir