Kuru üzüm, safra açar, balgamı söker, sinirleri kuvvetlendirir ve sıkıntıyı giderir.) [Ebu Nuaym, Deylemi]
(Kavun, karpuzda on özellik var: yemek, içmek, koku, meyve, çöğen, mesaneyi yıkar, karnı yıkar, iç hastalıklarına iyi gelir ve cildi temizler.) [Deylemi, İ.Rafii]
(Yemekten önce kavun karpuz yemek şifadır.) [İ.Asakir]
(Zeytinyağı 70 derde devadır.) [Ebu Nuaym, Deylemi]
(Zeytinyağı ile tedavi basura faydalıdır.) [Taberani, Ebu Nuaym]
(Zeytinyağı ile tedavi olun.) [Hâkim]
(Zeytinyağını yiyin ve onunla yağlanın. O, mübarek, bereketli bir ağacın meyvesinden çıkar.) [Tirmizi, İbni Mace]
(Sarmısak yiyin ve onunla tedavi olun. Çünkü o, 70 derde devadır. Eğer bana melek gelmeseydi, elbette ben de yerdim.) [Deylemi, Tirmizi, Hakim]
(Soğan-sarmısak yemek haram değildir. Fakat kokusu gitmeden mescidimize yaklaşmayın!) [İbni Huzeyme]
(Kabak dimağı besler, aklı artırır.) [Deylemi, İ.Münavi]
(Kabak, baş ağrısına iyidir. Mercimeğe 70 Peygamber dua etmiştir.) [Nesai, Müslim Taberani, Deylemi, İ.Gazali]
Hz. Enes anlatır: (Resulullahın çorba içinde kabakları bulup yediğini gördüğümden beri Kabağı severim.) [Buhari, Müslim, Muvatta, Ebu Davud, Tirmizi]
(Yemeklerin seyyidi [üstünü] et ve pirinçtir.) [Tirmizi, Hakim, Ebu Nuaym]
(Acve hurması zehire karşı, küm'e mantarının suyu göze şifadır.) [Buhari, Tirmizi, Nesai, İbni Mace, İ. Ahmed, Deylemi, İ.Münavi]
(Lohusa hurma yerse, çocuklar sakin olur. Hz. İsa'nın doğumunda Hz. Meryem hurma yedi. Daha iyisi olsa idi, Allahü teâlâ onu verirdi.) [Hatib]
(Lohusaya taze hurma, hastaya, bal gibi şifalı bir şey yoktur.) [Ebu Nuaym]
(Mantar suyu göze şifadır.) [Buhari, Müslim,Tirmizi, Nesai, İbni Mace, İ.Ahmed, İbni Meniy, Z.Makdisi]
(İncir kulunca iyi gelir.) [Deylemi]
(Çörek otuna devam edin. Zira onda ölümden başka her derde şifa vardır.) [Ebu Nuaym]
Resulullah rahatsızlanınca bir avuç çörek otunu ağzına koyup bal ile su içerdi. (Hatib)
(Çörek otu dertlere şifadır.) [İbni Sünni]
(Zemzem ve çörek otu her derde şifadır.) [Deylemi, İbni Sünni]
(Zemzem, içenin niyetine göre şifa verir, susuzluğu gidermek için içenin susuzluğunu giderir. Şerden korunmak için içen, şerden korunur. Açlığı gidermek için içeni doyurur, hastalık için içene şifadır.) [Hakim]
(Yemeğe tuzla başlamak ve bitirmek 70 hastalığa şifadır.) [R. Nasıhin]
(İnek sütü şifa, yağı ilaçtır.) [Beyheki]
(Sütlü gıdalar, hastanın kalbini ferahlandırır.) [Şir'a]
(Süt içen hamilenin oğlu olursa kalbi temiz, kız olursa güzel olur.) [Ebu Nuaym]
Nebati gıdalar yemek hakkında,;. İbrahim Nehai hazretleri, (Nebati gıda bulunmayan sofra, akılsız ihtiyara benzer) buyuruyor. (Mal ve evladının çok olmasını isteyen, bitkisel gıda çok yesin) buyurulmuştur. Sofrada bitkisel gıda, yeşillik bulundurmak müstehaptır. (Nebati gıda, yeşillik bulunan sofrada melekler de hazır olur) buyuruldu.
Cenab-ı Hak, hiçbir otu sebepsiz, lüzumsuz yaratmamıştır. Her meyve, sebze ve bitkinin çeşitli faydaları vardır. Birkaçının faydası şöyle:
Çörek otu, çeşitli hastalıklara şifa verir. Ekmek ile yenilirse sancıları giderir, baş ağrısını dindirir. Karın ağrısına, üşütmeye iyi gelir. Unutkanlığı giderir. Âdet söktürücü ve kanı sulandırıcıdır. Ayrıca, basur rahatsızlığına iyi gelir. Gözü kuvvetlendirir, görme bozukluğunu önler.
İncir, tayyib bir yemiş, latif bir gıdadır. Hazmı kolay, faydası çok bir devadır. Kalbe ferahlık verir, kuluncu, sindirim organı sancılarını giderir. Kabızlığı önler, balgamı eritir, böbrekleri temizler, mesanedeki kumları yok eder. Karaciğer ve dalağın tıkanan deliklerini açar, basuru izale eder, nekrise, romatizmaya faydalıdır. Her sabah aç karnına bir tane yemelidir.
Ayva, kalbdeki sıkıntıyı giderir, mideyi kuvvetlendirir, idrar söker, zafiyeti önler, hazmı kolaylaştırır, bulantıyı keser, fakat dişlere ve bağırsaklara zararlıdır. Hamile iken ayva yiyenin çocuğu güzel olur. Kompostosu çocuk ishaline çok tesirlidir.
Armut, mideyi kuvvetlendirir, hazmı kolaylaştırır, ferahlık verir. Barsak parazitine de etkilidir.
Elma, akli bozuklukları ve teneffüs yolları rahatsızlıklarını azaltır, diş çürümesini önler.
Kuru üzüm, sinirleri kuvvetlendirir, safra açar, balgamı söker, yorgunluğu giderir, ağız kokusunu giderir, zihni açar. Fıstıkla beraber yenirse, hafızayı kuvvetlendirir. Ekmekle yemeye devam edilirse hastalanmayı önler.
Kavun, karpuz böbrekleri ve mideyi temizler, baş ağrısını giderir. Solucan düşürür. Gözlere kuvvet verir, iştah açar.
Kereviz, hafızayı kuvvetlendirir, unutkanlığı giderir, idrar söker, karaciğeri temizler, gaz giderir, kan ve süt yapar. Tohumları idrar tutulmasına iyi gelir.
Kabak, dimağı ve aklı kuvvetlendirir.
Nar, mideyi temizler, göğsü yumuşatır, öksürüğe iyi gelir. Çarpıntıya iyidir. Et kısmı ile birlikte sıkılıp içilirse, safra söker, pekliği giderir.
Enginar, safra taşını eritir, kanı temizler, damar sertliğine iyi gelir. Dimağa kuvvet verir.Ter kokusunu da giderir.
Bir memlekete gelenin, önce biraz çiğ soğan yemesi sıhhate iyidir. Soğan, mikroplara karşı koyma gücünü arttırır. Soğandan sonra kereviz yenirse, kötü kokusunu giderir.
Turp, idrar söker, hazmı kolaylaştırır, sarılığı giderir, göze kuvvet verir. Rendelenen siyah turp sıkılır, suyu aç iken, birer çay bardağı birkaç gün içilirse, büyük-küçük her taşı eritir.
Havuç, kansızlığa, kabızlığa iyi gelir. Göz ve cilt hastalıklarını önler.
Limon, içinde C vitamini olduğu için, skorbüt ve kanamalarda, soğuğa karşı ve yorgunlukta, romatizmada, ruh hastalıklarında faydalıdır. Greyfurtun faydası daha çoktur.
Sarmısak, sayılamayacak kadar çok faydası olan süper bir bitkidir. Soyulmuş bir avuç sarmısak, akşam bir litre süt ile, pelte haline gelene kadar kaynatılır, nemlenmesi için sabaha kadar bahçede bırakılır. Süt kısmı, aç iken [bir veya birkaç defada] içilirse kansere iyi gelir. Bu işe bir hafta devam edilebilir.
Kudret narı, mide ülserine karşı çok iyi ilaçtır. İkisi doğranıp, şişedeki bir litre zeytin yağına konur. Şişe, güneşte bırakılır. Bir ay sonra, sabahları aç iken, bir çorba kaşığı içip, bir saat hareketsiz sırt üstü yatılır.
Şeftali çekirdeğinin içi, 3-5 tanesi sabahları aç karnına yenirse, basura çok faydalıdır. Bir ay kadar devam etmelidir.
Basur için 50 gr kara helile tozu, sabah açken ve yatarken birer gram yutulur. Hadis-i şerifte (Kara helile, acı ise de her derde devadır) buyuruldu. (Hakim)
Her meyve ve her yiyeceği çok yemek zararlıdır. Yiyip içme bilgisini öğrenmek, ibadet bilgisini öğrenmekten önce gelir. Hadis-i şerifte, (Hastalıkların başı çok yemektir. İlaçların başı perhizdir.) buyuruldu
ALINTIDIR
AF VE MAĞFİRET
4111 - Ebu Eyyub (R.a) anlatıyor: "Resûlullah (S.a.v) buyurdular ki: "Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah Teâla hazretleri sizi helak eder ve yerinize, günah işleyecek (fakat tevbeleri sebebiyle) mağfiret edeceği kimseler yaratırdı."
Müslim, Tevbe, 9, (2748); Tirmizi, Da'avat 105, (3533).
4112 - Müslim'de Ebu Hüreyre'nin bir rivayeti şöyledir: "Resûlullah (S.a.v) buyurdular ki: "Nefsim kudret elinde olan Zât'a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helak eder; günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi."
Müslim, Tevbe 9, (2748).
Rezin şu ziyadede bulundu: "Resûlullah (S.a.v) buyurdu ki: "Nefsim elinde bulunan Zat-ı Zülcelâl'e yemin olsun ki, günah işlemediğiniz takdirde ondan daha büyük olan ucb'e düşeceğinizden korkarım."
Bu rivayet, Münziri'nin et-Terğib ve't-Terhib'inde kaydedilmiştir (4, 20).
4113 - Hz. Ebu Hüreyre (R.a) anlatıyor: "Resûlullah (S.a.v) (bir hadis-i kudsi'de) Rabbinden naklen buyururlar ki: "Bir kul günah işledi ve: "Ya Rabbi günahımı affet!" dedi.
Hak Teâla da: "Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır."
Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim günahımı affet!" der.
Alllah Teâla Hazretleri de:
"Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır."
Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim beni affeyle!" der. Allah Teâla da:
"Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle muâhaze eden bir Rabbi olduğunu bildi. Dilediğini yap, ben seni affettim!" buyurdu."
Buhari, Tevhid 35; Müslim, Tevbe 29, (2758).
4114 - Hz. Enes (R.a) anlatıyor: "Resûlullah (S.a.v) buyurdular ki: "Allah Teâla Hazretleri diyor ki: "Ey Ademoğlu! Sen bana dua edip, (affımı) ümid ettikçe ben senden her ne sâdır olsa, aldırmam, ben seni affederim. Ey Ademoğlu! Senin günahın semanın bulutları kadar bile olsa, sonra bana dönüp istiğfar etsen, çok oluşuna bakmam, seni affederim. Ey ademoğlu! Bana arz dolusu hata ile gelsen, sonunda hiç bir şirk koşmaksızın bana kavuşursan, seni arz dolusu mağfiretimle karşılarım."
Tirmizi, Da'avat 106, (3534).
4115 - Cündeb (R.a) anlatıyor: "Resûlullah (S.a.v) buyurdular ki: "Bir adam: "Vallahi Allah falancayı mağfiret etmiyecek!" diye kesip attı. Allah Teâla Hazretleri de: "Falancaya mağfiret etmiyeceğim hususunda yemin eden de kim? Ben ona mağfiret ettim, senin amelini de iptal ettim!" buyurdu."
Müslim, Birr 137, (2621).
4116 - Hz. Ebu Hüreyre (R.a) anlatıyor: "Resûlullah (S.a.v) buyurdular ki: "Beni İsrail'de birbirine zıd maksad güden iki kişi vardı: Biri günahkardı, diğeri de ibadette gayret gösteriyordu. Abid olan diğerine günah işlerken rastlardı da: "Vazgeç!" derdi. Bir gün, yine onu günah üzerinde yakaladı. Yine, "vazgeç" dedi. Öbürü:
"Beni Allah'la başbaşa bırak. Sen benim başıma müfettiş misin?" dedi. Öbürü: "Vallahi Allah seni mağfiret etmez. Veya: "Allah seni cennetine koymaz!" dedi. Bunun üzerine Allah ikisinin de ruhlarını kabzetti. Bunlar Rabülâleminin huzurunda bir araya geldiler. Allah Teâla Hazretleri ibadette gayret edene: "Sen benim elimdekine kadir misin?" dedi. Günahkara da dönerek: "Git, rahmetimle cennete gir!" buyurdu. Diğeri için de: "Bunu ateşe götürün!" emretti."
Ebu Hüreyre (R.a) der ki: "(Adamcağız Allah'ın gadabına dokunan münasebetsiz) bir kelime konuştu, bu kelime dünyasını da, ahiretini de heba etti."
Ebu Davud, Edeb 51, (4901).
4117 - Yine Ebu Hüreyre (R.a) anlatıyor: "Resûlullah (S.a.v) buyurdular ki: "Bir adam vardı, (günah işleyerek nefsine zulmetmekte) çok ileri idi. Ölüm gelip çatınca oğullarına dedi ki: "Ben ölünce, cesedimi yakın, külümü iyice ezin ve rüzgarın önünde saçın. Allah'a yemin olsun, eğer Rabbim beni bir yakalarsa hiç kimseye vermediği azabı verir!"
Ölünce, bu söylediği ona yapıldı. Allah da arz'a emrederek:
"Sende ondan ne varsa bana toplayıver!" dedi. Arz da topladı. Adam ayakta duruyordu. "Sen böyle bir vasiyeti niye yaptın?" diye Rabb Teâla sordu.
"Senden korktuğum için ey Rabbim!" cevabını verdi. Allah Teâla Hazretleri bu cevap üzerine onu affetti."
Buhari, Tevhid 35, Enbiya 50; Müslim, Tevbe 25, (2756); Muvatta, Cenaiz 51, (1, 240); Nesai, Cenaiz 117, (4, 113).
4118 - Ümmü'd-Derdâ (R.a) anlatıyor: "Ebu'd-derda radıyallahu anh'ı işittim. Demişti ki: "Resûlullah (S.a.v)'ı işittim, şöyle buyurdu: "Müşrik olarak ölenle, bir müslümanı haksız yere öldüren hariç, Allah bütün günahları affedebilir."
Ebu Davud, Fiten 6, (4270).
-Kıyametle ilgili hadis-i şerifler
Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün):
"Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip
olur!" buyurmuşlardı. (Yanındakiler "Ey Allah'ın Resûlü! Bunlar nelerdir?" diye
sordular. Aleyhissalâtu vesselâm saydı:
-Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki
sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse,
-Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar)
ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman,
-Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman.
-Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği;
-Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı;
-Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta
vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman.
-Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu;
-(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren
zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet ettiği;
-İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği;
-(San'at, bale, konser gibi çeşitli adlar altında; bar, gazino, dansing ve
salonlarda ve hatta televizyon ve filim gibi çeşitli vasıtalarla yaygın şekilde)
şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği;
-Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar
ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı
(hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi)
bekleyin."
Tirmizi, Fiten 39, (2211).
ÂLEMİN YARATILIŞI
1656 - İmran İbnu Husayn (R.a) anlatıyor: "Mescidde, Resûlullah (S.a.v)'ın huzuruna girmiştim. (O sırada) Benî Temim kabilesinden bir grup insan geldi. Onlara:
"Ey Benî Temim, size müjde olsun!" diyerek söze başlamıştı. Onlar hemen:
"Bize müjde verdin. Öyle ise (beytü'l-mâlden) iki kere bağış yap!" diye talepde bulundular. Onların bu cevabı karşısında Resûlullah (S.a.v)'ın yüzünden rengi attı. Hz. Peygamber (S.a.v)'ın huzuruna (Hayber'in fethi sırasında) Yemen halkından bir grup (Eş'ârî) girmişti. Onlara:
"Ey Yemenliler! Benî Temim'in kabul etmediği müjdeyi siz bari kabul edin!" dedi. Onlar:
"Kabul ettik ey Allah'ın Resûlü!" dediler ve arkadan ilâve ettiler:
"Biz dinimizi öğrenmeye ve bu (yaratılış) işinin başı ne idi, onu senden sormaya geldik!" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (S.a.v), mahlükatın ve Arş'ın başlangıcını anlatmaya başladı:
"Bidayette Allah vardı, O'ndan önce başka bir şey yoktu. O'nun Arş'ı suyun üzerinde bulunuyordu. Sonra gökleri ve yeri yarattı. Sonra zikr (denen kader defterinde ebede kadar cereyan edecek) her şeyi yazdı."
Buhârî, Megâzî, 67, 74, Bed'u'l-Halk 1, Tevhid 22; Tirmizî, Menâkıb, 3946.
1657 - Ebu Rezîn el-Ukeylî (R.a) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü, dedim, mahlukatını yaratmazdan önce Rabbimiz nerede idi?" Bana şu cevabı verdi:
"el-Amâ'da idi. Ne altında hava, ne de üstünde hava vardı. Arşını su üzerinde yarattı." Ahmed İbnu Hanbel dedi ki: "Yezid şunu söyledi: el-Amâ, yani "Allah'la birlikte başka bir şey yoktu" demektir."
irmizî, Tefsir, Hud (3108).
1658 - Târık İbnu Şihâb (R.a) anlatıyor: "Ömer İbnu'l-Hattâb dedi ki: "(Birgün) Resûlullah (S.a.v) aramızdan doğrularak mahlükatın ilk yaratılışından başlayarak (geçmiş olan gelecek olan bütün safaları) cennet ehlinin cennete, cehennem ehlinin cehenneme girmesine kadar anlattı. Bunu bir kısmı öğrendi, bir kısmı unuttu."
Buharî, Bed'ul-Halk 1.
1659 - İbnu Mes'üd (R.a) anlatıyor: "Resûlullah (S.a.v) buyurdular ki: "Allah Teâlâ hazretleri aklı yarattığı zaman ona: "Gel!" dedi, o da geldi. Sonra "Geri dön!" diye emretti. O da geri döndü. Bunun üzerine akla şunu söyledi: "Ben, kendime senden daha sevgili olan başka bir şey yaratmadım. Seni, nezdimde mahlükâtın en sevgilisi olana bindireceğim."
Rezin ilavesi.
1660 - Hz. Câbir (R.a) anlatıyor: "Resûlullah (S.a.v) bana: "Allah'ın meleklerinden olan Arş'ın taşıyıcılarından bir melek hakkında rivâyette bulunmam için bana izin verildi" dedi ve ilâve etti: "Onun kulak yumuşağı. ile ensesi arasındaki uzaklık yedi yüz senelik mesâfedir"
Ebu Dâvud, Sünnet 19, (4727).
1661 - Hz.Abbas İbnu Abdilmuttalib (R.a) anlatıyor: "Bathâ nâm mevkide, aralarında Resûlullah (S.a.v)'ın da bulunduğu bir grup insanla oturuyordum. Derken bir bulut geçti. Herkes ona baktı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
"Bunun ismi nedir bileniniz var mı?" diye sordu.
"Evet bu buluttur!" dediler. Resûlullah (S.a.v):
"Buna müzn de denir" dedi. Oradakiler:
"Evet müzn de denir" dediler. Bunun üzerine Resülullah (S.a.v) :
"Anân da denir" buyurdu. Ashab da:
"Evet anân da denir" dediler. Sonra Hz. Peygamber (S.a.v):
"Biliyor musunuz, sema ile arz arasındaki uzaklık ne kadardır?" diye sordu.
"Hayır, vallahi bilmiyoruz!" diye cevapladılar.
"Öyleyse bilin, ikisi arasındaki uzaklık ya yetmiş bir, ya yetmiş iki veya yetmiş üç senedir. Onun üstündeki sema(nın uzaklığı da) böyledir."
Resûlullah (S.a.v) yedi semayı sayarak her biri arasında bu şekilde uzaklık bulunduğunu söyledi. Sonra ilâve etti:
"Yedinci semânın ötesinde bir deniz var. Bunun üst sathı ile dibi arasında iki sema arasındaki mesafe kadar mesafe var. Bunun da gerisinde sekiz adet yabâni keçi (süretinde melek) var. Bunların sınnakları ile dizleri arasında iki semâ arasındaki mesafe gibi uzaklık var, sonra bunların sırtlarının gerisirıde Arş var, Arş'ın da alt kısmı ile üst kısmı arasında iki sema arasındaki uzaklık kadar mesafe var. Allah, bütün bunların fevkindedir."
Tirmizî, Tefsir, Hâkka, (3317); Ebû Dâvud, Sünnet 19, (4723); İbnu Mâve, Mukaddime 13, (193).
Bir rivâyette şu açıklama yer alır: "Bu hadisi Câmiu'1-Usül sâhibi, Kütüb-i Sitte'ye dâhil kitaplardan hiçbirine nisbet etmemiştir."
Katâde ve Abdullah'dan yapılan bir rivayet şöyle: "Resûlullah (S.a.v) ashabıyla birlikte otururken bir kısım bulutlar geçmişti:
"Bunun ne olduğunu biliyor musunuz? Bu, el-anân (denen buluttur), bu arzımızın sakasıdır. Allah Teâlâ bunu kendisine hiç ibâdet etmeyen bir kavme göndererek (su ihtiyaçlarını görür)" dedi. Bir müddet sonra devamla:
"Bu sema nedir biliyor musunuz? Dürülmüş bir dalga, korunmuş bir tavandır. Bunun üstünde diğer bir sema vardır" dedi ve böylece üst üste yedi semanın olduğunu söyledi. Sonra konuşmasına devamla:
"İkisi arasında ne (kadar uzaklık) var biliyor musuzıuz?" diye sorduktan sonra "Beş yüz yıl!" dedi. Sonra tekrar:
"Bunun gerisinde ne olduğunu biliyor musunuz? Bunun gerisinde su var. Suyun gerisinde Arş var. Allah, Arş'ın fevkindedir. Ademoğlunun ef'âlinden hiçbiri O'na gizli kalmaz" buyurdu. Sonra tekrar:
"Bu arz nedir, biliyor musunuz? Bunun altında bir diğer arz var, ikisi arasında beş yüz yıl var. Böylece yedi arzın varlığını birer birer saydı" hadisi zikretti."
1662 - Abdullah İbnu Mes'ud (R.a)'dan yapılan rivayette, Resûlullah (S.a.v)şöyle buyurmuştur: "Allah yedi semayı yarattı. Her birinin kalınlığı beş yüz yıl yürüme mesafesidir. "
Derim ki: "Tirmizî'nin Câmi'inde yer alan Katâde hadisi, bazı takdim ve te'hirler, ziyâde ve noksanlarla Hasan Basri an Ebî Hüreyre tarikinden merfu olarak gelmiştir.
Allahu a'lem.
1663 - Cübeyr İbnu Mut'im (R.a) anlatıyor. "Resûlullah (S.a.v)'a bir bedevî gelerek:
"Ey Allah'ın Resûlü, (kuraklıktan) insanlar meşakkate düştüler. Aile efradı zayiata uğradı. Hayvanlarımız da helâk oldular. Bizim için Allah'a dua et, su göndersin. Zîra biz Allah'a karşı senin şefaatini, sana karşı da Allah'ın şefaatini taleb ediyoruz!" dedi. Resûlullah (S.a.v) adama şu mukabelede bulundu:
"Yazık sana, söylediğin şeyin idrakinde misin ? Sübhanallah!"
Resûlullah (S.a.v) sübhanallahları o kadar tekrar etti ki bunun tesiri Ashab'ın yüzünden okunmaya başladı. Sonra Resûlullah (S.a.v) sözüne şöyle devam etti:
"Yazık sana, mahlukatından hiç kimseye karşı Allah şefaatçi kılınmaz. Allah'ın şânı böyle bir şey yapmaktan çok yücedir. Bak hele! Sen Allah'ın (azametinin) ne olduğunu biliyor musun? O'nun Arş'ı, semavatının' şöyle üzerindedir.-Parmaklarıyla işaret ederek- tıpkı üzerinde bir kubbe gibi. Arş Zat-ı Zülcelâl sebebiyle inleyip ses çıkarır, tıpkı süvarisi sebebiyle atın ses çıkarması gibi. "
Ebu Dâvud, Sünnet 19, (4726).
1664 - Hz. Ebu Hüreyre (R.a) anlatıyor: "Resûlullah (S.a.v) bir gün elimden tuttu ve şu açıklamayı yaptı:
"Allah toprağı cumartesi günü yarattı. Ondaki dağları pazar günü yarattı; ağaçları pazartesi günü yarattı. Mekruhları salı günü yarattı. Nuru çarşamba günü yarattı ve onda hayvanları perşembe günü yaydı. Hz.Adem (aleyhisselam)'i cuma günü ikindi vaktinden sonra, ikindi ile gece arasındaki gündüz vaktinin en son saatinde en son mahluk olarak yarattı."
Müslim, Sıfatu'1-Kıyâme 27, (2789).
1665 - Hz. Ebu Zerr (R.a) anlatıyor: "Güneş batarken Resûlullah (S.a.v) ile birlikte mescidde idim. Bana:
"Ey Ebu Zerr, biliyor musun bu Güneş nereye gidiyor?" diye sordu. Ben:
"Allah ve Resûlü daha iyi bilirler!" dedim.
"Arş'ın altına secde yapmaya gider, bu maksadla izin ister, kendisine izin verilir. Secde edip kabul edilmeyeceği, izin isteyip, izin verilmeyeceği zamanın (kıyametin) gelmesi yakındır. O vakit kendisine: "Geldiğin yere dön!" denir. Böylece battığı yerden doğar. Bu durumu Cenâb-ı Hakk'ın şu sözü haber vermektedir. (Mealen): "Güneş, duracağı zamana doğru yürüyüp gitmektedir. Bu aziz ve alîm olan Allah'ın takdiridir"(Yâsin 38).
Buhârî, Tefsir Yâ-sin 1, Bed'u'1-Halk 4, Tevhid 22, 23; Müslim, İmân 250, (159); Tirmizî, Tefsir, Yâ-sin, (4225).
1666 - Hz. Ebu Hüreyre (R.a) anlatıyor: "Resûlullah (S.a.v) buyurdular ki.: "Güneş ve Ay kıyamet günü sarılırlar."
Buhâî, Bed'ül-Halk 4.
1667 - İbnu Abbâs (R.a) anlatıyor: "Yahudiler, gök gürültüsünün ne olduğunu Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den sordular:
"Bulutlara müvekkel olan melektir. Berâberinde ateşten kamçılar var. Bununla bulutları Allah'ın dilediği yere sevkeder"diye cevap verdi.
Onlar tekrar sordular:
"Ya şu işitilen ses, o nedir?"
"Bu, bulutların istenen yere gitmeleri için onlara yapılan bir sevkdir" dedi. Yahudiler:
"Doğru söyledin. Şimdi de İsrail'in Yakub (A.s)kendisine haram kıldığı şey nedir onu söyle?" dediler. Resûlullah (S.a.v):
"Hz. Yakub (ırku'n-nesâ denen) uyluk mafsalından başlayıp dize, topuğa kadar inen. bir ağrıdan muzdarib idi. Deve eti ve sütü dışında kendine uygun gelen (ne yiyecek, ne içecek) münâsip bir şey yoktu. Bu sebeple o da bunları haram etti" dedi. Yahudiler: "Doğru söyledin" dediler."
Tirmizî, Tefsir Ra,d, (3116).
1668 - Hz. Ebu Hüreyre (R.a) anlatıyor: "Resûlullah (S.a.v) buyurdular ki: "Cehennem, Rabbine şikâyet ederek dedi ki: "Ey Rabbim, bir kısmım diğer kısmımı yiyor. " Bunun üzerine ona iki nefes, izin verdi: Bir nefes, kışta, bir nefes de yazda. İşte bu (yaz nefesi), en şiddetli şekilde hissettiğiniz hararettir. Öbürü de (kışta) en şiddetli bulduğunuz soğuktur."
Buhârî, Bed'ül-Halk 10; Müslim, Mesâcid 185, (617); Tirmizî, Sıfatu Cehennem 9, (2595); İbnu Mâce, Zühd 38, (4319); Muvatta, Yükûtu's-Salât 27, (1,15).
1669 - Katâde (rahimehullah) anlatıyor: "Bu yıldızlar üç maksatla yaratıldı:
1- Allah onları semaya zinet (ve süs) kıldı.
2- Şeytanlara atılacak taş kıldı.
3- Geceleri istikamet tayin etmede işaretler kıldı. Kim yıldızlar hakkında bunlar dışında bir te'vil ileri sürerse (kendi ilâve ettiği) hissesinde hataya düşer, nasibini kaybeder, mânasız bir yükün altına girer ve hakkında bilgisi olmayan, peygamberler ve meleklerin bile bilmekte âciz kaldıkları bir şeye burnunu sokmuş olur. Allah'a yeminle söylüyorum: Allah hiç kimsenin ne hayatını, ne rızkını, ne de ölümünü herhangi bir yıldızla irtibatlı kılmamıştır. (Aksini iddia edenler) Allah hakkında yalan söyleyerek iftira ediyorlar..."
Rezîn ilavesidir. Ancak, (hakkında bilgisi olmayan) ibâresine kadar olan kısmı, Buhârî, Bed'ül-Halk'da (3. bab) senetsiz olarak kaydetmiştir.
1670 - Ebu Mûsa (R.a) anlatıyor: "Resûlullah (S.a.v)'ı dinledim, şunu söyledi: "Allah Teâlâ hazret1eri, Adem'i, yeryüzünün bütün (cüzler)inden almış olduğu bir avuç topraktan yarattı. Âdem'in oğulları da arzın kısımlarına göre vücuda geldi. Bir kısmı beyazdır, bir kısmı kızıldır, bir kısmı siyahdır. Bunlar arasında orta (renkliler) de var. Ayrıca bir kısmı uysaldır, bir kısmı haşindir, bir kısmı habis (kötü kalbli), bir kısmı iyi kalblidir."
Ebu Dâvud, Sünnet 17, Tirmizî, Tefsir, Bakara, (2948).
1671 - Hz. Ebu Hüreyre (R.a) anlatıyor: "Resûlullah (S.a.v) buyurdular ki: "Allah Teâla, Hz. Âdem (A.s)'ı yarattığı ve ruh üflediği zaman, Âdem hapşırdı ve elhamdülillah diyerek, izni ile Teâla'ya hamdetti. Rabbi de ona:
"Ey Âdem, yerhamukallah (Allah sana rahmet etsin), (mukarreb) meleklerden şu oturan gruba git ve "Esselâmu aleyküm" de!" dedi. (Hz. Âdem öyle yaptı. Hitab ettiği melekler):
"Ve aleyke's-selamu ve rahmetullahi ve berekâtuhu!" diye karşılık verdiler. Sonra Âdem (A.s) Rabbine döndü. Rabbi ona:
"Bu cümle senin ve evlâdlarının aralarındaki selâmlaşmadır" dedi.
Allah Teâla hazretleri, elleri kapalı olduğu halde Âdem'e:
"Dilediğini seç!" dedi. Hz. Âdem:
"Rabbimin sağ elini seçtim! Rabbimin iki eli de sağdır, mübarektir" dedi. Sonra Allahu Teâlâ hazretleri sağ elini açtı. İçinde Hz. Âdem ve onun zürriyeti(nin emsâlleri) vardı. Hz. Âdem (A.s):
"Ey Rabbim, bunlar nedir?" dedi. Rabb Teâla:
"Bunlar senin zürriyetindir" dedi. Her insanın iki gözünün arasında ömrü yazılıydı. Aralarında biri hepsinden daha parlak, daha nurlu idi. Hz. Âdem:
"Ey Rabbim ! Bu kimdir?" dedi. Rabb Telâla hazretleri:
"Bu senin oğlun Dâvud'dur. Ben ona kırk yıllık ömür takdir ettim" dedi. Âdem aleyhisselam:
"Ey Rabbim onun ömrünü uzat!" talebinde bulundu. Rabb Teâla:
"Bu ona takdir edilmiş olandır!" deyince, Âdem:
"Ey Rabbim, ben ona kendi ömrümden altmış senesini verdim"diye ısrar etti. Bunun üzerine Rabb Teâla:
"Sen ve bu (talebin berabersiniz)." buyurdu.
Sonra Âdem cennete yerleştirildi. Allah'ın dilediği kadar orada kaldı. Sonra cennetten (arza) indirildi. Âdem burada kendi ecelini yıl be-yıl sayıp hesaplıyordu. Derken ölüm meleği geldi. Hz. Âdem (A.s) ona:
"Acele ettin, erken geldin. Bana bin yıl ömür takdir edilmişti!" dedi.
Melek:
"İyi ama sen oğlun Dâvud a altmış senesini verdin" dedi. Ne var ki O bunu inkâr etti, zürriyeti de inkâr etti; o unuttu, zürriyeti de unuttu. "
Resûlullah (S.a.v) ilâve etti: "O günderı itibaren yazma ve şahidlik emredildi."
Tirmizî, Tefsir, Muavvizateyn (3365). Bu hadis A'raf süresinin tefsirinde geçti. Orada son cümle yoktur.
1672 - Hz. Aişe (R.a) anlatıyor: "Resûlullah (S.a.v) buyurdular ki: "Melekler nurdan yaratıldılar, cinler dumanlı bir alevden yaratıldılar. Âdem de size vasfı yapılandan yaratıldı. "
Müslim, Zühd 60, (2996).
1673 - İbnu Ömer (R.a) anlatıyor: "Hayır, Allah'a kasem olsun Resûlullah (S.a.v), Hz. İsa'nın kızıl çehreli olduğunu söylemedi. Ancak şunu söyledi: "Ben bir keresinde uyumuştum. Rüyamda Beytullah'ı tavafediyordum. O sırada düz saçlı, kumral benizli, başından su akar vaziyette iki kişiye dayanıp ortalarında gitmekte olan birisini gördüm.
"Bu kim?" dedim.
"Meryem'in oğlu!" dediler.
Bunun üzerine daha yakından görmek için ilerledim. Kızıl, iri, kıvırcık saçlı, sağ gözü kör, gözü üzüm gibi pertlek bir adam daha vardı.
"Bu kim?" dedim.
"Bu, Deccâl !" dediler.
İnsanlardan en çok ona benzeyeni İbnu Katan'dı."
Zührî der ki: "İbnu Katan, câhiliye devrinde vefat eden Huzâalı bir kimseydi."
Buhârî, Tabi 33, 11, Enbiya, 42, Libâs 68, Fiten 26, Müslim, İmam 275,(169); Muvatta, Sıfatu'n-Nebi 2, (2, 920).
1674 - Hz. Câbir (R.a) anlatıyor: "Resûlullah (S.a.v) buyurdular ki: "Bana geçmiş peygamberler (aleyhimusselam) arzedildiler. Hz. Musa zayıfca bir erkekti. Sanki Şenûe kabilesinden (uzun boylu) birine benziyordu. Hz. İsa (A.s)'yı da gördüm, gördüklerim içinde ona en çok benzeyen Ürve İbnu Mes'üd idi. Hz. İbrahim (A.s)'i de gördüm, gördüklerim arasında ona en çok benzeyen, arkadaşınızdı -yani kendisini kastediyor- Hz. Cebrail (A.s)'i de gördüm. Gördüklerimden ona en ziyâde benzeyen Dıhye İbnu Halîfe idi."
Müslim, İmam 271, (167); Menâkıb 27, (3651).
1675 - Semure İbnu Cündüb (R.a) anlatıyor: "Resûlullah (S.a.v) buyurdu ki: "Sâm, Arapların babasıdır.Yâfes, Rumların babasıdır. Hâm Habeşîlerin babasıdır."
Tirmizî, Tefsîr, Sâffât, (3229), Menâkıb, (3927).
1676 - Hz. Ebu Hüreyre (R.a) anlatıyor: "Resulullah (S.a.v) buyurdular ki: "Zekeriyya (As) marangoz idi."
Müslim, Fedâil 169, (2379).
ABDESTİN FAZİLETLERİ
3551 - Ebu Hüreyre (R.a) anlatıyor: "Resülullah (S.a.v) buyurdular ki:
"Allah'ın hataları silmeye ve dereceleri yükseltmeye vesile kıldığı şeyleri size söylemiyeyim mi?''
"Evet ey Allah'ın Resülü, söyleyin!'' dediler. Bunun üzerine saydı:
"Zahmetine rağmen abdesti tam almak. Mescide çok adım atmak. (Bir namazdan sonra diğer) Namazı beklemek. İşte bu ribâttır, işte bu ribâttır. İşte bu ribâttır."
Müslim, Tahâret 41, (251); Muvatta, Sefer 55, (1,161); Tirmizi, Tahâret 39, (52); Nesâi, Tahâret 106.
3552 - Ukbe İbnu Âmir (R.a) anlatıyor: "Üzerimizde develeri gütme işi vardı, (bunu sırayla yapıyorduk.) (Bir gün) gütme nöbeti bana gelmişti. Günün sonunda develeri kıra ben çıkarıyordum. (Birgün, nöbetimden dönüşte) Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a geldim, ayakta halka hitabediyordu. Söylediklerinden şu sözlere yetiştim:
"Güzelce abdest alıp, sonra iki rek'at namaz kılan ve namaza bütün ruhu ve benliği ile yönelen hiç kimse yoktur ki kendisine cennet vâcib olmasın!"
(Bunları işitince kendimi tutamayıp "Bu ne güzel!'' dedim. (Bu sözüm üzerine) önümde duran birisi:
"Az önce söylediği daha da güzeldi!'' dedi. (Bu da kim? diye) baktım. Meğer Ömer İbnu'I-Hattâb'mış. O, sözüne devam etti:
"Seni gördüm, daha yeni geldin. Sen gelmezden önce şöyle demişti:
"Sizden kim abdestini alır ve bunu en güzel şekilde yapar, sonra da: "Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve Resûlühü. (Şehâdet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın kulu ve Resûlüdür)" derse, kendisine cennetin sekiz kapısı da açılır; hangisinden isterse oradan cennete girer."
Ebu Davud'un rivayetinde "...abdesti güzel yaparsa..." denmiştir.
Tirmizi'nin rivayetinde "....resûlühü (Allah'ın ...Resûlü)" kelimesinden sonra "Allah'ım, beni tevbe edenlerden kıl, temizlenenlerden kıl" duası da vardır.
Ebu Davud, Taharet 65, (169); Tirmizi, Taharet, 41, (55).
3553 - Hz. Ebu Hüreyre (R.a) anlatıyor: "Resûlullah (S.a.v) buyurdular ki: "Mü'min -veya müslüman- bir kul abdest aldı mı yüzünü yıkayınca, gözüyle bakarak işlediği bütün günahlar su ile -veya suyun son damlasıyla- yüzünden dökülür iner, ellerini yıkayınca elleriyle işlediği hatalar su ile birlikte -veya suyun son damlasıyla- ellerinden dökülür iner. Ayaklarını yıkayınca da ayaklarıyla giderek işlediği bütün günahları su ile -veya suyun son damlasıyla- dökülür iner. (Öyle ki abdest tamamlanınca) günahlarından arınmış olarak tertemiz çıkar."
Müslim, Tahâret 32, (244); Muvatta, Tahâret 31, (1, 32); Tirmizi, Tahâret 2, (2).
3554 - Hz. Osman (R.a) anlatıyor: "Resülullah (S.a.v) buyurdular ki: "Kim abdest alır ve abdestini güzel yaparsa hataları vücudundan tırnak diplerine varıncaya kadar çıkar dökülür.''
3555 - Bir başka rivâyette şöyle gelmiştir: "Hz. Osman (R.a) abdest aldı ve dedi ki:
"Ben Resülullah (S.a.v)'ın şu benim abdestim gibi abdest aldığını, sonra da şöyle söylediğini gördüm: "Kim bu şekilde abdest alırsa geçmiş günahları affedilir, namazı ve mescide kadar yürümesi de nafile (ibadet) olur."
Buhari, Vudü 25; Müslim, Tahâret 8, (229).
3556 - Amr İbnu Abese es-Sülemi (R.a) anlatıyor: "Resülullah (S.a.v) buyurdular ki:
"Sizden kim abdest suyunu hazırlar, mazmaza ve istinşakta bulunur (ağzına ve burnuna su çeker) ve sümkürürse, mutlaka yüzünden, ağzından, burnundan hataları dökülür. Sonra Allah'ın emrettiği şekilde yüzünü yıkarsa, sakalın(ın bittiği mahallin) etrafından su ile birlikte yüzü ile işlediği günahlar dökülür. Sonra dirseklere kadar kollarını yıkayınca, ellerinin günahları su ile birlikte parmak uçlarından dökülür gider. Sonra başını meshedince, başının günahları saçın etrafından su ile birlikte akar gider. Sonra topuklarına kadar ayaklarını yıkayınca, ayaklarının günahları, parmak uçlarından su ile birlikte akar gider. Sonra kalkıp namaz kılar, Allah'a hamd ve senâda bulunur, O'na layık şekilde tazimini gösterir ve kalbinden Allah'tan başkasını(n korku ve muhabbetini) çıkarırsa, annesinden doğduğu gündeki gibi bütün günahlarından arınır."
Müslim, Müsâfirin 294, (832).
3557 - Abdullah es-Sunâbihi (R.a) anlatıyor: "Resülullah (S.a.v) buyurdular ki: "Mü'min kul abdest aldıkça mazmaza yaptı mı (ağzını yıkadı mı) günahlar ağzından çıkar. (Burnunu sümkürdü mü) günahlar burnundan çıkar, yüzünü yıkadı mı günahlar göz kapaklarının altına varıncaya kadar yüzünden çıkar. Ellerini yıkadı mı günahlar tırnak diplerine varıncaya kadar ellerinden çıkar. Başını meshetti mi, günahlar kulaklarına varıncaya kadar başından çıkar. Ayaklarını yıkadı mı, günahlar ayak tırnaklarının altına varıncaya kadar ayaklarından çıkar. Sonra mescide kadar yürümesi ve kılacağı namaz nafile (bir ibâdet) olur.''
Muvatta, Tahâret 3 0, (1, 31); Nesâi, Tahâret 3 5, (1, 74); İbnu Mâşe, Tahâret 6, (283).
3558 - Ebu Ümâme el-Bâhili (R.a) anlatıyor: "Amr İbnu Abese (R.a)'ı dinledim, diyordu ki: "Resülullah (S.a.v)'a: "Abdest nasıl alınır?'' diye sordum. Şöyle açıkladı:
"Abdest mi? Abdest alınca şöyle yaparsın: Önce iki avucunu tertemiz yıkarsın. Sonra yüzünü ve dirseklerine kadar ellerini yıkarsın. Başını meshedersin, sonra da topuklarına kadar ayaklarını yıkarsın. (Bunları tamamladın mı) bütün günahlarından arınmış olursun. Bir de yüzünü Aziz ve Celil olan Allah için (secdeye) koyarsan, anandan doğduğun gün gibi, hatalarından çıkmış olursun.''
Ebu Ümâme der ki: "Ey Amr İbnu Abese dedim, ne söylediğine dikkat et! Bu söylediklerinin hepsi bir defasında veriliyor mu?
"Vallahi dedi, bilesin ki artık yaşım ilerledi, ecelim yaklaştı, (Allah'tan ölümden çok korkar bir haldeyim), ne ihtiyacım var ki, Allah Resülü hakkında yalan söyleyeyim! Andolsun söylediklerim, Resülullah (S.a.v)'dan kulaklarımın işitip, hafızamın da zabtettiklerinden başkası değildir."
Müslim, Müsâfırin 294, (832); Nesâi, Tahâret 108, (1, 91, 92).
Bu hadis, Nesâi'nin metninden alınmadır. Amr İbnu Abese (R.a)'ın müslüman oluşunu anlatan uzunca bir hadisin son kısmıdır.
3559 - İbnu Ömer (R.a) anlatıyor: "Resûlullah (S.a.v) buyurdular ki: "Kim abdestli olduğu halde abdest tazelerse, AIlah bu sebeple kendisine on (misli) sevab yazar.''
Tirmizi, Taharet 44, (59).
3560 - Ebu Said (R.a) anlatıyor: "Resülullah (S.a.v) buyurdular ki: "Kim abdest alıp: "Sübhâneke Allahümme ve bihamdike estağfiruke ve etübu ileyke. (Rabbim seni tenzih ederim, Allah'ım hamdim sanadır, senden bağışlanmak isterim, tevbem de sanadır)" derse, bu bir kâğıda yazılır, sonra bir mühür üzerine nakşedilir, sonra da Arş'ın altına kaldırılır ve Kıyamete kadar (mühür) kırılmaz.''
Rezin tahric etmiştir.
ALINTIDIR
3456 - Ebu Musa (R.a) anlatıyor: "Resülullah (S.a.v) aramızda ayağa kalkıp şu beş cümleyi söyledi: Allah Teâla Hazretleri uyumaz, zaten O'na uyku da yakışmaz. Kıstı (tartıyı, rızkı) indirir ve kaldırır. Geceleyin yapılan amel, gündüzleyin yapılandan önce; gündüzleyin yapılan amel de geceleyin yapılan amelden önce Allah'a yükseltilir. O'nun hicâbı nurdur. Eğer o perdeyi açacak olsa, veçhinin sübuhâtı, basarının ihâta ettiği bütün mahlükatını yakardı."
Müslim, İmân 293 (179).
3457 - Hz. Ebu Hüreyre (R.a) anlatıyor: "Resülullah (S.a.v) buyurdular ki: "Sizden biri kardeşiyle dövüşünce yüze vurmaktan sakınsın."
Buhari, Itk 20; Müslim, Birr, 112, (2612).
Müslim'in rivayetinde şu ziyade var: "...zira Allah Adem'i kendi sûretinde yaratmıştır."
3458 - Hz. Enes (R.a) anlatıyor: "Resülullah (S.a.v) şu duayı çok yapardı:
"Ey kalbleri çeviren Allahım! Kalbimi dinin üzerine sâbit kıl!" Ben (bir gün kendisine):
"Ey Allah'ın resûlü! Biz sana ve senin getirdiklerine inandık. Sen bizim hakkımızda korkuyor musun?" dedim. Bana şöyle cevap verdi: "Evet! Kalpler, Rahmân'ın iki parmağı arasındadır. Onları istediği gibi çevirir."
Tirmizi, Kader 7, (2141).
3459 - Hz. Ebu Hüreyre (R.a) anlatıyor: "Resulullah (S.a.v)'ı şu âyetleri okurken işittim. (Meâlen): Hiç şüphesiz Allah size emânetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitir ve görür" (Nisa 58). Bu sırada Resülullah (S.a.v)'ın baş parmağını kulağına, onu takib eden (şahâdet) parmağını da gözünün üzerine koyduğunu gördüm.''
Ebu Dâvud, Sünnet 19, (4728).
- Peygamber Efendimizin Allah Korkusuyla Ağlamak ile İlgili Hadis'i Şerifleri
7242 - Abdullah İbnu'z-Zübeyr radıyallahu anhüma'nın anlattığına göre, "Kendilerinin müslümanlığı kabul etmeleri ile, Allah'ın onları azarladığına dair (şu) ayetin inmesi arasında dört yıldan fazla zaman olmamıştır."
"Onlar, daha önce kendilerıne kitap verilen ve zaman geçtikçe kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar. Çünkü onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdi" (Hadid 16).
7243 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Çok gülmeyin, çünkü çok gülmek kalbi öldürür."
7244 - Berâ radıyallahu anh anlatıyor: "Biz Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'la birlikte bir cenazede beraberdik. Aleyhissalâtu vesselâm kabrin kenarına oturup ağladılar, öyle ki (göz yaşlarıyla) toprak ıslandı. Sonra da: "Ey kardeşlerim İşte (başımıza gelecek) bu aynı (ölüm hadisesi) için iyi hazırlanın" buyurdular."
7245 - Abdullah İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: "Sinek başı kadar bile olsa, gözünden Allah korkusuyla yaş çıkan ve bu yaşı yanak yumrusuna değecek kadar akan hiçbir mü'min kul yoktur ki, Allah onu (ebedi) ateşe haram etmesin!"
7246 - Hz. Muaviye İbnu Ebi Süfyan radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: "Ameller kap(ta bulunan madde) gibidir. En aşağısı (yani dipteki kısım) güzelse en yukarısı (yani üst kısmı) da güzel olur; en aşağısı bozulursa en üstü de bozulur."
7247 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Eğer kişi namazını herkesin gözü önünde kılınca (edebine uygun kılar) güzel yapar, tek başına kimsenin görmediği durumda kılınca da (edebine uygun kılar) güzel yaparsa, Allah Teâla hazretleri (onun ibadetinden memnun kalır ve) "Bu (kulluğunu riyasız yapan) gerçek bir kulumdur" der."
7248 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "(Ey mü'minler! Amel ve ibadetlerinizi) itidal üzere yapın, ifrattan kaçının. Zira sizden hiç kimseyi (ateşten) ameli kurtaracak değildir."
Sahabiler: "Seni de mi amelin kurtarmaz, ey Allah'ın Resülü!" dediler. Aleyhissalatu vesselâm: "Beni de, buyurdular. Eğer Allah kendi katından bir rahmet ve fazl ile benim günahlarımı bağışlamazsa beni de amelim kurtarmaz!" buyurdular."
alintidir
Bayram sabahları, demli bir çay, su böreği, bayram şekerleri, şeker isteyen çocuklar, bir telaş bir koşturmaca, bayram programları, kolonya ikramları, bayram harçlıkları, uzun bayram tatilleri, ev gezmeleri, kısa hal hatır sormalar, el öpenlerin çok olsunlar ve daha bir dolu küçük ayrıntı.
Hayatın üzerindeki 'pause' düğmesine dokunun...
Kısa bir süre için hayatı durdurun.
Yarin Bayram!
Mübarek Ramazan Bayramı.
Tüm inananlar birbirlerine daha çok yakınlaşsın, dargınlıklar ortadan kalksın, kardeşlik ve dostluk duyguları daha da kuvvetlensin.
Tüm insanlar neşe ve mutluluk denizinde yüzsün. Yarin sevinç günü, kederleri bir yana bırakıp mutlu olalım.nefsimize karsi zaferimizle tüm ibadetlerin kabul makbul olmasi dilegiyle.
Ramazan Bayramı.nı doya doya yaşayalım. Hayırlı bayramlar! Her şeye kadir olan Yüce Allah, bizleri, doğru yoldan ve sevdiklerimizden ayırmasın! Hayırlı ve bereketli Ramazan Bayramları dileğiyle.
Doğru beslenmeyle gerçekten güzelleşebilir misiniz? Tabii ki evet. Ancak bu olay bugünden yarına gerçekleşmez. Meyve ve sebze, et ve balık, hububat ve süt ürünlerinden oluşan, doğal ve doğru bir karışımla vücudunuz daha dirençli olur. Eğer böyle beslenirseniz birkaç hafta sonra kendinizi daha iyi hissetmekle kalmayacak görmeniz de daha iyi olacak. Kısacası güzellik içten geliyor. Beslenme uzmanları hangi besinlerin en iyi güzellik faktörü olduğunu şöyle sıralıyorlar:
DÜZGÜN BİR CİLT
Her gün bir miktar ayçiçeği çekirdeği veya kabak çekirdeği yiyin. Bu çekirdekler esas halinde element olan çinko içerirler. Vücutta çinko eksikliği ise derinin daha çabuk buruşmasına yol açar. Ayrıca sabah ve akşam kivi yiyin. Bu meyvenin içerdiği C vitamini dolaşımı harekete geçirir ve bunun sonucu olarak deri daha iyi beslenir. Yumuşak bir cilt için A vitamini de önemlidir. Bu vitamin balıkyağında fazla miktarda vardır. Üç ayda bir, iki haftalık bir kür yapın.
PARLAK GÜR SAÇ
Haftada dört yumurta yiyin. Yumurtada saça parlaklık kazandıran bol miktarda kükürt vardır. Bol protein içeren besinler (et, balık, kümes hayvanları, peynir) salatayla birlikte yendiğinde saç gür olur. Çünkü saçın yüzde 97'si protein maddesi olan keratinden oluşuyor.
PARLAK GÖZLER
Haftada üç kere az bir miktar bitkisel yağla pişirdiğiniz havuç yiyin. Havuçtaki A ve E vitaminleri görmeyi kuvvetlendirir, gözlere parlaklık kazandırırlar. Kepek, çavdar ekmekleri içerdikleri selen elementinden dolayı gözleri hastalık mikroplarından korur.
KUVVETLİ TIRNAKLAR
Her gün yoğurt yiyin. Yoğurtta tırnakların oluşumu için önemli olan protein vardır. Toz jelatin de bu etkiyi fazlalaştırır. Kırılan tırnaklara karşı ceviz ve yer fıstığı yiyin. Her ikisi de tırnakları sertleştiren biotin içerir.
SAĞLIKLI DİŞLER
Günde iki kere 150 gram yağsız peynir yiyin. Peynirdeki kalsiyum dişetini kuvvetlendirir, dişleri sağlamlaştırır. Ayrıca balık ve kümes hayvanları da dişlerin sağlam olması açısından önemlidir. Bunlarda dişleri sertleştiren fosfor vardır.
GERGİN GÖĞÜSLER
Günde iki kere öğünler arasında bir bardak ananas suyu için. Ananasın içerdiği bol miktardaki bromelain enzimi dokuları gerginleştirir. Sabahları kahvaltıdan önce bir çorba kaşığı bitkisel yağ, hücreleri zararlı maddelerden ve serbest radikallerden korur, sizi gençleştirir.
KAN GRUBUNA GÖRE BESLENME
Yapılan son araştırmalar kan gruplarıyla beslenme arasında bir ilişki olabileceğini ortaya koyuyor. Bir kan grubu için kötü olan yiyecek başka bir kan grubu için iyi olabiliyorlar. Araştırmacılar ayrıca niçin bazı insanların daha çabuk kilo aldıklarını da ortaya çıkarıyorlar. İşte kan grupları ve beslenme düzenleri:
0 GRUBU
Yemeniz gerekenler: Et, protein yönünden zengin yiyecekler.
Yememeniz gerekenler: Buğday ve diğer tahıllar.
Yapmanız gereken egzersizler: Herhangi bir aerobik programı.
Yapmanız gereken egzersizler: Yürüyüş, yoga, meditasyon.
Sağlık riskleri: Kanser ve kalp krizi.
B GRUBU
Yemeniz gerekenler: Et, sebze ve süt ürünleri.
Yememeniz gerekenler: Özellikle yememeniz gereken yiyecek yok. Aşırıya kaçmamak şartıyla her şeyi yiyebilirsiniz.
Yapmanız gereken egzersizler: Yüzme ve yürüyüş.
Sağlık riskleri: Sinirsel rahatsızlıklar.
AB GRUBU
Yemeniz gerekenler: A ve B gruplarındaki yiyecekler sizin için de geçerlidir.
Yememeniz gerekenler: A ve B gruplarındaki yiyecekler.
Yapmanız gereken egzersizler: Rahatlatıcı, gevşetici hareketler.
Sağlık riskleri: Bağışıklık sisteminiz çok güçlü.
Avrupalı bilim adamlarının ortaklaşa gerçekleştirdikleri bir araştırmaya göre pişmiş sebzeler kalp hastalıkları ve kansere karşı korunmada çiğ sebzeye oranla çok daha etkili oluyor. Pişirme bitki hücrelerini yumuşatarak karotenoidlerin, yani doku bozukluklarına karşı etkili olan ve hücre plaklarının atardamarlarda toplanmasını engelleyen antioksidanların, bağırsaklarda daha iyi emilmesine olanak tanıyor. Norwich Besin Araştrma Enstitüsü uzmanlarından Sue Southonduz çiğ havuçta karotenoidlerin emilme oranının yaklaşık yüzde 3 ya da 4 olduğuna, ancak sebzenin haşlanıp ezilmesi durumunda bu oranın dört beş kat arttığına dikkat çekiyor Karotenoidlerin bedene aktarılmasında karşılaşılan sorunlardan bir tanesinin, çevresi sert bir duvarla örtülü hücrelere sahip olan havuz türü besinlerde olduğu gibi özellikle besinin yapısından kaynaklandığına parmak basan Southon bu soruna getirilecek en iyi çözümün sebzeyi pişirmek olduğunu belirtiyor
Havucun içerdiği en önemli karotenoidin, ıspanak ve brokoli gibiyeşil sebzelerde de bol miktarda bulunan karoten olduğu belirtiliyor. Sağlığa yararlı etkileri olan öteki karotenoidler arasında sarı ve yeşil sebzelerde bulunan "lutein" ile domates ve karpuzun özünü oluşturan "likopen" gibi maddeler de yer alıyor.
İngiltere, Hollanda, İspanya, İrlanda ve Fransa'dan bilim adamlarının katılımıyla oluşan ekip pişmiş ya da işlemden geçirilmiş belli miktarda sebzelerden elde edilen kesim karoteniod oranını belirlemeye çalışıyor. Böylece bedenin gereksindiği günlük karotenoid miktarı da belirlenmiş olacak.
Söz konusu araştırmanın temelini Toronto Üniversitesi'nden Venket Rao ve ekibinin 1997 yılında elde ettiği, domates salça ve püresinin likopen açısından çiğ domatese kıyasla çok daha zengin olduğu yönündeki bulgular oluşturuyor. Araştırma genelde insanların, pişmiş, çiğ, püre, dondurulmuş ya da konserve olsun, daha çok sebze ve meyve yemeleri gerektiğini, karotenoid ve E vitamini gibi maddelerin ilaç yerine doğrudan besinlerden alınmasının daha yararlı olduğunu ortaya koyuyor.
ALINTIDIR
Antioksidan özelliğinin keşfinin ardından, çayın şimdi de bunama ve Alzheimer gibi hastalıklara iyi geldiği belirtiliyor.
İngiltere'deki Newcastle Üniversitesi'nden uzmanların yaptığı araştırmaya göre yeşil ve siyah çay, bunama ve Alzheimer gibi hastalıklara yol açan enzimlerin beyindeki faaliyetini durduran özelliklere sahip.
Bulgulara göre çay, özellikle bunama ile mücadele için geliştirilen ilaçlarla benzer etkiyi yapıyor. Alzheimer hastalığı, beyinde 'asetilkolin' adlı kimyasalın azalması sonucu ortaya çıkıyor.
Hem yeşil hem de siyah çay
Newcastle ekibi, laboratuvar deneylerinde, hem yeşil hem de siyah çayın bu kimyasalı devredışı bırakan bir enzimin faaliyetlerini durdurmasına yardımcı olduğunu belirledi.
Ekip ayrıca, her iki çayın da Alzheimer hastalarının beyinlerindeki protein tortularında bulunan, başka bir enzimin faaliyetlerini de engellediğini söylüyor.
Yeşil çay daha uzun etkili
Bilim adamlarının bulgularına göre, yeşil çayın önleyici etkisinin bir hafta sürdüğünü, siyah çayın enzimleri önleme özelliğinini ise sadece bir gün dayandığını belirlemiş.
Newcastle Üniversitesi'ndeki araştırmacılar yeşil çay üzerinde daha fazla deney yapmak için mali destek arıyor. Amaçları, başta Alzheimer hastalarının ilaç niyetine içebilecekleri bir çay üretilmesi için çalışmak.
65 yaş üzerindekilerin yaklaşık yüzde iki ile beşi, 85 yaş üzerindekilerin ise yüzde 20'si bu tür hastalıklardan mustarip.
Çay, ağızdaki kötü kokuyu da yok edebiliyor
Ağızdaki anaerob bakterilerin hidrojen sülfit benzeri kokuya neden olduğuna değinen Dr. Christine Wu, bakterilerin oksijenin azaldığı dil arkasında ve diş etlerinin derinliklerinde çoğaldığını, düşük orandaki polifenolin bile bu bakterileri öldürebildiğini ifade etti. Laboratuvar ortamında yapılan araştırmada, polifenollerin, hidrojen sülfit oluşumuna neden olan enzimi önleyebildiği saptandı.
Önceki araştırmalarda siyah çayın dişte çürümelere yol açabilen bakterilerin üremesini engelleyebildiği ve diş yüzeyinde meydana gelen plakaları ve asit oluşumunu azalttığı belirlenmişti.
ALINTIDIR
Bu hastalığı önleyici en etkili şey, Böğürtlen çayıdır.
ARPACIK AĞIZ YARALARI
Sirke ve susam yağı karışımı ile gargara yapılabilir
Birer çorba kaşığı böğürtlen yaprağı, hunnap, mercimek ve sinirli yapraktan oluşan karışımı kaynatıp, ılıkken gargara yapabilirsiniz.
Kuru üzüm, anason ve balı aynı ölçüde karıştırıp, yaraların üzerine sürebilirsiniz.
Bol kekik çiğneyin.
AKCİĞER RAHATSIZLIKLARI
Isırgan tohumu, karabiber, mürsafi, bal ve hardal eşit miktarda karıştırılır ve sabah akşam birer çorba kaşığı yenir.
ALERJİ
100gr. ısırgan otu + 100gr. kırkkilit otu karışımını çay gibi demleyip, günde 3 çay bardağı içmek ve bu tedaviye en az 20 gün devam etmek gerekir.
Şahtere otu çay gibi demlenip, sabah akşam 1 su bardağı içilebilir.
Birer çorba kaşığı Acı yonga ve Ravend çini, demlenip sabah akşam birer bardak içilir.
Kaşınan bölgeye Oğulotunu
1 çay bardağı sıcak suya bir tutam papatya konur ve bir müddet sonra süzülerek bununla göze masaj yapılır. Bu tedavi 2 saatte bir, 5-10 dakika tekrarlanır.
ASTIM
1 lt. suya 1 tutam Mersin yaprağı veya ısırgan konur ve 10 dk. kaynatılıp demle-
nir ve süzülür. Günde 8-10 çay bardağı, şekersiz olarak içilir.
1 lt.sıcak suya 5 yemek kaşığı Isırgan otu konur, 5 dk. sonra süzüp günde 8-10 bardak şekersiz içilir.
BADEMCİK
Kekik gargarası çok etkilidir.
Balık yağı içirilmelidir.
BASUR
Zulumba ve Üzerlik tohumu eşit oranlarda katıştırılıp, sabahları aç karnına 1 çay kaşığı yenir.
BAŞ AĞRISI
Baş ağrısının pekçok sebebi olabilir. Etkili tedavi için bu sebepleri ortadan kaldır-
mak gerekir.
1 bardak sıcak suya birer tutam lavanta, papatya, nane, biberiye ve kekik konur,
5 dk. sonra süzerek günde 2-4 bardak içilir.
BÖBREK VE MESANE TAŞI
1 lt. suya birer tutam Kırkkilit otu, Mısır püskülü ve Kiraz sapı konur, 5 dk. kay-
natılır ve süzerek günde 2-4 bardak içilir.
Ağrıyı dindirmek içinse; 1 lt. suya birer tutam Keten tohumu ve Meyan kökü ko-
nur, 15 dk. kaynatılıp süzülür ve günde 3-4 bardak, aç karnına içilir.
CİLT HASTALIKLARI
80g. ravent çini, 1kg bal ile karıştırılarak günde 3 öğün aç karnına 1 tatlı kaşığı yenir.
DAMAR TIKANIKLIĞI
250g.Hayıt tohumu, 6lt suda yarım saat kaynatılır ve günde 3 öğün, aç karna, bir çay bardağı içilir. ( Tansiyon düşürücü etkisi vardır. )
DUDAK ÇATLAMASI
Balmumu ve gülyağı birlikte eritilerek çatlaklara sürülür.
Susam yağı da iyi bir koruyucudur.
ERGENLİK SİVİLCELERİ
Şap ve narkabuğunu sirkeli suda kaynatıp bu su ile sivilceleri silmek yararlıdır.
GASTRİT
Hergün kahvaltıdan önce 1 çay kaşığının dörtte biri oranında Hardal tohumunu, ılık su ile içmek ve bu tedaviyi 20 günlük kür halinde yapmak faydalıdır.
GUATR
Tere tohumu, nöbet şekeri veya bal ile eşit oranlarda karıştırılıp yenir.
Deniz süngeri kurtulup toz haline getirilir ve balla karıştırılarak yenir.
KALP KRİZİ
Ökseotu çayı, Melisa çayı ve Adaçayı içmek kap krizini önleyici etkiye sahiptir. Ayrıca Civanperçemi, Atkuyruğu ve kekik oturma banyoları da yararlıdır.
KANSIZLIK
50g. Kınakına, 1kg siyah kuru üzüm ve 1/2kg Mürdüm eriği ile, 3lt suda bir müddet kaynatılır ve günde 3 öğün içilir.
KAS ERİMESİ
Günde 3-4 bardak Aslanpençesi çayı yudum yudum içilmelidir.
KEMİK ERİMESİ
Günde 3-4 bardak Civanperçemi çayı yudum yudum içilmelidir.
KİREÇLENME
400g. Ardıç tohumu, 1kg bal ile karıştırılır ve bu karışımdan, günde 3 öğün, aç karnına, 1 tatlı kaşığı yenir.
NEFES DARLIĞI
Bir miktar Deniz kadayıfı, toz haline getirilir. Ihlamur içine 1 çay kaşığı oranında katılarak kaynatılıp içilir.
ÖKSÜRÜK
Günde 20g.'dan fazla olmamak kaydıyla, Defne tohumu bal ile karıştırılıp yenir.
100g. toz zencefil ve 100g. toz zerdeçal 1kg bal ile karıştırılarak günde 3 öğün aç karna, 1 tatlı kaşığı yenir.
PROSTAT
100g. Eğir kökü, 5lt suda, 2.5lt kalıncaya dek kaynatılır. Günde 3 öğün, yemeklerden yarım saat önce, 1 çay bardağı içilir.
Aynı miktarda Kereviz tohumu da aynı şekilde hazırlanarak günde 3 öğün, yemeklerden 15dk. önce, 1 çay bardağı içilir.
ROMATİZMA
Hardal tohumu dövülüp, bal ile karıştırılarak yenir. Ayrıca, ağrılı bölgeye sürülür.
Aşağıdaki yağlar belli oranlarda karıştırılıp ağrılı bölgeye tatbik edilir ;
· Pelesenk yağı : 100g.
· Kekik yağı : 70g.
· Alabalık yağı : 50g.
· Karanfil yağı : 25g.
SEDEF HASTALIĞI
50g. Isırganotu, 50g. Şahtereotu ve 50g. Civanperçemi 1 lt. sıcak suda 15 dakika bekletilip süzülür ve günde 3-4 bardak içilir.
ŞEKER HASTALIĞI
1 lt. sıcak suya 20g. Mersin yaprağı konup 5-10 dakika demlenir ve gün boyu içilir.
250g. servi kozalağı, 250g. pelinotu ve 100g. melisa 2.5lt. alkole konur. Hava almayan bir kapta 45 gün bekletilir ve günde 3 üğün, aç karna, 1 kahve fincanı suya 8-10 damla damlatılarak içilir.
ALINTIDIR
Nebiyy-i muhterem, Hudaybiye'den döndükten sonra, İslâm'ın bütün dünyaya yayılmasını, insanların Cehennem azabından kurtulup, hakiki saadete kavuşmasını arzu ediyordu. Zira O, bütün aleme, rahmet olarak gönderilmişti.
Bu sebeple, çevredeki hükümdarlara elçiler gönderip, İslâm'a davet etmeyi düşündüler. Dıhye-i Kelbi'yi , Rum; Amr bin Ümeyye'yi , Habeş; Hatib bin Ebi Beltea'yı , Mısır hükümdarına sefir olarak vazifelendirdi. Ayrıca aynı vazife ile Salit bin Amr'ı , Yemame'ye; Şüca'bin Vehb'i , İran hükümdarına gönderdiler.
Bu elçiler, Eshab-ı kiramın en güzideleriydi. Suretleri ve sözleri en güzel olanlarıydı. Her bir hükümdara, ayrı ayrı İslâm'a davet mektupları yazıldı
Sevgili Peygamberimiz mektupların altını, gümüş yüzüğünün kaşında üç satır halinde yazılı olan, "Allahü teâlânın Resulü Muhammed aleyhisselam" mührü ile mühürledi.
Hükümdarlara gönderilecek elçiler, sabah, Peygamber efendimizin bir mucizesi olarak, gidecekleri devletin lisanının öğrenmiş olarak kalktılar.
Habeşistan'a elçi olarak giden Amr bin Ümeyye hazretleri, Necaşi Eshame'den, daha önce oraya hicret etmiş bulunan Eshab-ı kiramın, Medine'ye gönderilmesini de isteyecekti.
Amr bin Ümeyye kısa zamanda Habeşistan'a varıp, melik Necaşi Eshame'nin huzuruna çıktı. Necaşi, tahtından aşağı indi; Resulullahın mektubunu pek büyük bir hürmet ve muhabbetle aldı. Öptü, yüzüne ve gözüne sürdükten sonra açıp okutturdu:
"Bismillahirrahmanirrahim!
Allahü teâlânın resulü Muhammed (aleyhisselam)dan, Habeş meliki Necaşi Eshame'ye!..
Hidayete tabi olana selam olsun!... Ey Hükümdar! Selamette olmanı diler, sana olan nimetlerinden dolayı, allahü teâlâya hamd ederim. Ondan başka ilah yoktur. O Melik'tir; bütün kainatta tasarruf sahibi yalnız O'dur. Kuddus'tür; her türlü ayıp ve kusurlardan beridir Selam'dır;kullarını bütün tehlikelerden selamette bulundurucudur. Mü'min'dir ;emniyet verendir. Müheymin'dir ;her şeyi gözetip koruyandır.
Ben şehadet ederim ki, İsa (aleyhisselam), Allahü teâlânın, çok temiz, iffet sahibi, her türlü dünya hayatından tamamiyle çekilmiş bulunan Meryem'e ilka ettiği, ruhu ve kelimesidir. Allahü teâlâ, Âdem'i, kudreti ile nasıl yarattı ise, İsa'yı da öyle yaratmıştır.
Ey Hükümdar! Ben, seni, eşi ortağı olmayan Allahü teâlâya imana, O'na ibadet etmeye ve bana tabi olmaya, Allahü teâlânın bana gönderdiklerinde inanmaya davet ediyorum. Çünkü, ben, Allahü teâlânın bunları tebliğ etmeye memur resulüyüm.
Şimdi ben, sana lazım olan tebligatı yapmış, dünya ve ahiret saadetini sağlayacak nasihatı etmiş bulunuyorum. Nasihatımı kabul ediniz! Hidayete eren, doğru yola kavuşanlara selam olsun."
Resul-i ekrem efendimizin mektubunu, büyük bir edeb ve tevazu ile dinleyen hükümdar Eshame, derhal; "Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulüh" diyerek Kelime-i şehadet getirdi ve Müslüman olduğunu harkese ilan ettikten sonra;
"Yemin ederim ki, O, kitap ehli olan Yahudi ve hıristiyanların gelmesini beklediği, önceki peygamberlerin geleceğini müjdelediği peygamberdir.
Eğer yanına gitmeye imkanım olsaydı, muhakkak gider, hizmetiyle şereflenirdim!" dedi. Mektubu hürmetle güzel bir kutuya koyup; "Bu mektuplar, burada olduğu müddetçe, Habeş'ten hayır ve bereket gitmez" dedi.
Resulullah efendimiz Necaşi'ye iki mektup göndermişti. Necaşi Eshame, diğer mektupta bildirilen emirleri yerine getirip, sevgili Peygamberimizin mübarek zevcesi Ümmü Habibe validemizi ve orada bulunan Eshab-ı kiramı gemilere bindirip, pek çok hediyelerle Medine'ye gönderdi. Gönderdiği mektupta iman ettiğini bildiriyordu.
"İçinizde, peygamber olduğunu söyleyen zata, soyca en yakın hanginizdir?". Ebu Süfyan; "O'na, soyca en yakın olan benim" diye cevap verdi.
Heraklius; "Akrabalık dereceniz nedir?" diye sorunca; "Amcamın oğludur" dedi. Heraklius, Ebu Süfyan'ın kendisine yakın getirilmesini istedi ve diğerlerinin de Ebu Süfyan'ın arkasında durmasını söyledi.
Ebu Süfyan, ilk önceleri yalan söyledi ise de, hükümdarın tehdidi ile korktu ve yalan söyleyemedi. Sonra aralarında şu konuşma geçti:
- Peygamber olduğunu söyleyen zatın, aranızdaki soyu nasıldır?
- O, zamanın en iyi soylusudur. Soy bakımından en seçkinimizdir.
- İçinizde ondan önce peygamberlik iddiasında bulunan kimse oldu mu?
- Olmadı
- O'nun ataları içinde hiçbir hükümdar gelmiş midir?
- Hayır.
- O'na halkın eşrafı mı yoksa fakir ve zayıfları mı tabi oluyorlar?
- O'na tabi olanlar fakirler, zayıflar, gençler ve kadınlardır. Kavminin yaşlılarından ve eşrafından tabi olan pek yoktur.
- O'na tabi olanlar artıyor mu, azalıyor mu?
- Artıyor.
- O'nun dinine girdikten sonra beğenmeyerek veya kızarak dönen kimse var mı?
- Yoktur.
- Peygamber olduğunu söylemeden, O'nun hiç yalan söylediği görülmüş müdür?
- Hayır
- O peygamberin hiç ahdini bozduğu, sözünde durmadığı oldu mu?
-Hayır olmadı. Ancak biz şimdi, onunla bir müddet için çarpışmayı bırakarak antlaşma yapmış bulunuyoruz. Bu müddet içinde kendisinin ne yapacağını bilemiyoruz?.
- O size neyi emrediyor?
- Yalnız bir olan Allah'a ibadet etmeyi, O'na hiçbir şeyi ortak koşmamayı emrediyor. Atalarımızın taptığı şeylere (putlara) tapmaktan bizi men ediyor. Namaz kılmayı, doğru olmayı, fakirlere yardım etmeyi, haramlardan sakınmayı, ahde vefayı, emanete hıyanet etmemeyi ve akrabayı ziyareti... emrediyor dedi.
Kilisede bu konuşmalar olmuş, Resulullah efendimizin mübarek mektubu okunmuştu. Heraklius mektubu öpüp, gözlerine sürdü ve başına koyunca, Rumlar arasında gürültüler çoğaldı.
Ebu Süfyan ve yanındaki Kureyşlilerin dışarı çıkarılmasını emretti. Daha Müslüman olmayan Ebu Süfyan burada yeminle, sevgili Peygamberimizin davasının başarıyla sonuçlanacağına inandığını söylemişti.
Dıhye Heraklius'un karşısına geçip mübarek güzel yüzü ve tatlı sesi ile; "Beni sana Busra'dan bir kimse (Haris) gönderdi ki, o, senden hayırlıdır. Allahü teâlâya yemin ederim ki, beni, ona gönderen zat (Resulullah) ise, hem ondan, hem senden daha hayırlıdır. Sen, benim sözlerimi alçak gönüllülükle dinleyip, verilen nasihatleri kabul etmelisin! Çünkü, alçak gönüllülük edersen, nasihatleri anlarsın. Nasihatleri kabul etmezsen, insaflı olamazsın!" dedi.
Heraklius sonra hıristiyanların en alimi, reisi ve kendisinin müşaviri olan Uskuf adındaki kimseyi çağırttı. Resulullahın mektubunu okuttu. Mektubun devamında şöyle buyuruluyordu:
"Allahü teâlânın hidayetine tabi olanlara, doğru yola kavuşanlara selam olsun!" Bundan sonra; Seni İslâm'a davet ediyorum. İslâm'ı kabul et ki, selamet bulasın. Müslüman ol ki, Allahü teâlâ sana iki kat ecir versin. Eğer yüz çevirirsen, bütün hıristiyanların vebali senin üzerinedir!..." (Al-i İmran suresi: 64)
Resul-i ekrem efendimizin mektubu okunurken, Heraklius'un alnından ter taneleri dökülüyordu. Mektup bitince; "Süleyman aleyhisselamdan sonra, ben böyle; "Bismillahirrahmanirrahim" diye başlayan bir mektup görmemiştim" dedi.
Heraklius, Uskuf'a bu mes'eledeki fikrini sorunca; "Vallahi O, Musa ve İsa'nın (aleyhimüsselam), bize geleceğini müjdelediği peygamberdir. Zaten biz, O'nun gelmesini bekliyorduk" dedi.
Heraklius; "Sen bu hususta ne yapmamı tavsiye edersin neyi uygun görürsün?" diye sordu. Uskuf; "O'na tabi olmanı uygun görürüm" diye cevap verdi.
Heraklius; "Ben, senin dediğin şeyi çok iyi biliyorum. Fakat O'na tabi olup, Müslüman olmaya gücüm yetmez. Çünkü hem hükümdarlığım gider, hem de beni öldürürler" dedi.
Bunun üzerine hazret-i Dıhley'yi ve Adi bin Hatem'i çağırttı. Adi; "Ey hükümdar! Davar ve develer sahibi Arablardan olan şu yanımdaki zat, memleketinde vuku bulan şaşılacak bir hadiseden bahsediyor" dedi.
Heraklius; "memleketinizdeki hadise nedir?" diye sorunca, Dıhye ; "Aramızda bir zat zuhur etti. Peygamber olduğunu beyan etti. Halkın bir kısmı O'na tabi olmakta, bir kısmı da karşı koymaktadır. Biz inananlarla, inanmayanlar arasında çarpışmalar olmaktadır" dedi.
Bundan sonra Heraklius, Peygamber efendimiz hakkında araştırmaya başladı. Şam valisine emir verip Resul-i ekrem efendimizle aynı soydan bir kişiyi bulmalarını emretti.
Bu arada kendisinin dostu olan ve İbranice bilen Roma'daki bir alime de mektup yazıp, bu meseleyi sordu. Roma'daki dostundan, bahsettiği zatın, ahir zaman peygamberi olduğunu bildiren bir mektup geldi.
Şam valisi de ticaret için giden bir Kureyş kervanı ile karşılaştı. Bunların içinde, henüz Müslüman olmayan Kureyş'in reisi, Ebu Süfyan da vardı.
Ebu Süfyan diyor ki: "Biz Gazze'de bulunduğumuz sırada, Heraklius'un Şam valisi, üzerimize saldırır gibi geldi ve; "Siz, şu Hicaz'daki zatın kavminden misiniz?" diye sordu. "Evet" dedik. "Haydi, bizimle beraber imparatorun yanına gideceksiniz?" dedi."
Ebu Süfyan'la yanındakileri Şam'a götürdü. Şam valisi, Ebu Süfyan'ı ve yanındakileri Heraklius'un yanına çıkardı. Bu sırada Heraklius, Kudüs'te bir kilisede bulunuyordu. Veziriyle beraber oturmuş ve başına tacını giymişti. Heraklius, Ebu Süfyan ve yanındaki otuz kadar Mekkeliyi burada kabul etti. Birçok sorular sordu:
Resulü ekrem efendimiz, hazret-i Dıhye-i Kelbi'yi de, Rum imparatorunu İslâm'a davet etmek için vazifelendirmişti. Mektubu, Busra'daki Gassan hükümdarı Harise'e verecek, o da Rum imparatoru Heraklius'a gönderecekti.
Peygamber efendimizin davet mektubunu büyük bir hürmetle alan hazret-i Dıhye, sür'atle Busra'ya geldi. Haris ile görüşüp durumu anlattı. Haris, Dıhye'nin yanına, henüz Müslüman olmayan Adiy bin Hatem'i vererek, o sırada Kudüs'de bulunan Heraklius'a gönderdi.
İkisi birlikte Kudüs'e gelip, imparatorla görüşmek üzere temaslarda bulundular. İmparatorun adamları, kendisine; "Kayser'in huzuruna çıktığın zaman, başını eğip yürüyecek, yaklaşınca da yere kapanıp secde edeceksin. Secdeden kalkmana izin vermedikçe asla yerden başını kaldırmayacaksın" dediler.
Bu sözler, Dıhye'ye ağır geldi ve onlara; "Biz Müslümanlar, Allahü teâlâdan başka hiçbir kimseye secde etmeyiz. Kul kula secde etmez. Hem insanın insana secde etmesi onun yaratılışına terstir" buyurdu.
Bunun üzerine Kayser'in adamları; "O, halde Kayser, getirdiğin mektubu hiçbir zaman kabul etmez ve seni huzurundan kovar" dediler.
Hz.Dıhye ; "Bizim peygamberimiz Muhammed aleyhisselam, başkasının, kendisine, değil secde etmesine, önünde hafif eğilmesine bile müsade etmez. Kendisiyle görüşmek isteyen, köle bile olsa, ona ilgi gösterir. Huzuruna kabul buyurur, derdini dinler, sıkıntısını giderir, gönlünü alır. Bunun için O'na tabi olanların hepsi hürdür, şereflidir" buyurdu.
Bu sözleri dinleyenlerden biri; "Madem ki Kayser'e secde etmeyeceksin, o halde üzerine aldığın vazifeyi yerine getirebilmen için, sana başka yol göstereyim. Kayser'in, sarayın önünde, dinlendiği bir yer var. Her gün öğleden sonra bu avluya çıkar, oralarda dolaşır. Orada bir minber vardır. Onun üzerinde herhangi bir yazı varsa önce onu alır okur, sonra istirahat eder. Sen de şimdi git, mektubu o minbere koy ve dışarda bekle. Mektubu görünce seni çağırtır. O zaman vazifeni yerine getirirsin" dedi.
Bunun üzerine hazret-i Dıhye, mektubu söylenilen yere bıraktı. Heraklius mektubu aldı ve Arpaça bilen bir tercüman istedi. Tercüman Resulullah efendimizin mektubunu okumaya başaldı. Mektubun en üstünde; "Bismillahirrahmanirrahim! Allahü teâlânın Resulü Muhammed'den (aleyhisselam) Rumların büyüğü Herakl'e" diye yazıyordu.
Heraklius'un kardeşinin oğlu Yennak, mektubun böyle başlamasına çok kızdı ve tercümanın göğsüne şiddetli bir yumruk vurdu. Tercüman, yumruğun şiddeti ile yere yıkıldı ve mübarek mektup elinde düştü.
Heraklius, Yennak'a; "Niçin böyle yaptın!" diye sorunca, o da; "Mektubu görmüyor musun? Mektuba hem senin isminden önce kendi ismi ile başlamış, hem de senin hükümdar olduğunu söylemeyip; "Rumların büyüğü Herakl'e" demiş. Niçin; "Rumların hükümdarı" diye yazmamış ve önce senin isminle başlamamış? Onun mektubu bu gün okunmaz" dedi.
Bunun üzerine Heraklius: "Vallahi sen ya çok akılsızsın veya koca bir delisin. Senin böyle olduğunu bilmiyordum. Ben daha mektubun içinde ne olduğuna bakmadan, yırtıp atmak mı istiyorsun? Hayatıma yemin ederim ki; eğer O, söylediği gibi Resulullah ise, mektubuna benim ismimden önce kendi ismini yazmakta ve beni Rumların büyüğü diye anmakta haklıdır. Ben, ancak onların sahibiyim. Hükümdarları değilim" dedi ve Yennak'ı huzurundan kovdu.
Resulullahın elçisi Hz. Dıhye, Heraklius'u İslâm dinine davet ettiedi ki:
"Ben seni İsa aleyhisselamın kendisine namaz kılmış olduğu Allahü teâlâya iman etmeye davet ediyorum. Ben seni, önceden Musa aleyhisselamın, ondan sonra İsa aleyhisselamın, geleceğini müjdeleyip haber verdiği şu ümmi Peygambere imana davet ediyorum. Eğer, bu hususta bir şey biliyor, dünya ve ahiret saadetini kazanmak istiyorsan, onları gözlerinin önüne getir. Yoksa ahıret saadetini elden kaçrır, küfür ve şirk içinde kalırsın. Şunu da iyi bil ki, senin Rabbin olan Allahü teâlâ zalimleri helak edici ve nimetleri değiştiricidir" dedi.
Heraklius; "Ben, elime geçen bir yazıyı okumadan yanıma gelen bir alimden bilmediklerimi sorup öğrenmeden bırakmam. Bundan ancak hayır ve iyilik görürüm. Sen bana düşünüp hakikatı buluncaya kadar mühlet ver" dedi.
Heraklius, daha sonar hazret-i Dıhye'yi yanına çağırıp, baş başa konuştu. Kalbindekini, şöyle açıkladı:
"Ben biliyorum ki, seni gönderen zat, kitaplarda geleceği müjdelenen ve gelmesi beklenen ahır zaman peygamberidir. Yalnız, O'na uyarsam; Rumların beni öldürmesinden korkuyorum. Seni, onların içinde en büyük alimleri ve benden ziyade itibar gösterdikleri bir kimse olan Dagatır'a göndereyim. Bütün hıristiyanlar ona tabidir. Eğer o iman ederse, Rumların hepsi iman ederler. Ben de o zaman kalbimde olanı ve itikadımı açığa vururum."
Bundan sonra Heraklius, bir mektup yazarak Dıhye'ye verip, Dagatır'a gönderdi. Resulullah efendimiz, Dagatır'a da mektup göndermişti. Dagatır, mektupları okuyup, Peygamber efendimizin vasıflarını işitince, O'nun, hazret-i Musa'nın ve hazret-i İsa'nın geleceğini haber verdikleri ahır zaman peygamberi olduğunda hiç şüphe olmadığını söyledi ve iman etti.
Evine gitti, kapandı ve her Pazar yaptığı vazlara üç hafta çıkmadı. Hıristiyanlar; "Dagatır'a ne oluyor ki, o Arabla görüştüğünden beri dışarı çıkmıyor? O'nu istiyoruz!" diye bağırdılar.
Dagatır, üzerindeki siyah papaz elbisesini çıkardı. Beyaz elbise giydi, elinde asası ile kiliseye geldi. Beldenin ahalisini topladıktan sonra ayağa kalkarak; "Ey hıristiyanlar! Biliniz ki, bize Ahmed'den (aleyhisselam) mektup geldi. Bizi hak dine davet etmiş. Ben açıkça biliyor ve inanıyorum ki, O, Allahü teâlânın hak resulüdür" dedi.
Hıristiyanlar bunu işitince, Dagatır'ın üstüne yürüdüler ve döverek şehid ettiler. Dıhye gelip, durumu Heraklius'a haber verdi. Heraklius;
"Ben sana söylemedim mi? Dagatır, hıristiyanlar katında benden daha sevgili ve azizdir. Eğer duysalar beni de onun gibi katl ederler" dedi.
Heraklius, hazret-i Dıhye'ye birbirinden kıymetli hediyeler verdi. Ayrıca Peygamber efendimize bir mektup yazdı. Mektubunu, hazırlattığı hediyeleri, Dıhye ile sevgili Peygamberimize gönderdi. Heraklius Müslüman olmak istemiş, fakat makam ve ölüm korkusundan iman etmemişti. Peygamber efendimize yazdığı mektupta,
"Hazret-i İsa'nın müjdelediği Allah'ın Resulü Muhammed'e; Rum hükümdarı Kayser'den! Elçin mektubunla birlikte bana geldi. Ben şehadet ederim ki, sen Allah'ın hak resulüsün. Zaten biz, seni, İncil'de yazılı bulduk ve hazret-i İsa, seni bize müjdelemişti. Rumları sana iman etmeye davet ettimse de buna yanaşmadılar. Beni dinleselerdi muhakkak ki, bu onlar için hayırlı olurdu. Ben senin yanında bulunup sana hizmet etmeyi ve ayaklarını yıkamayı çok arzu ediyorum" deniyordu.
Resulullahın elçisi Hz. Dıhye, Heraklius'dan ayrılıp Hisma'ya geldi. Yolda Cüzam vadilerinden Şenar vadisinde, Huneyd bin Us, oğlu ve adamları Hz. Dıhye'yi soydular. Eski elbiselerinden başka nesi varsa aldılar.
Bu mevkide, Dübeyb bin Refae bin Zeyd ve kavmi İslâmiyet'i kabul etmişlerdi. Dıhye bunlara gelip olanları anlatınca bunlar, Hüneyd bin Us ve kabilesinin üzerine yürüyüp, eşyaların hepsini geri aldılar.
Daha sonra Resulullah efendimiz, Zeyd bin Haris'i Hüneyd bin Us ve adamlarının üzerine gönderdi. O beldede olanların hepsi iman etti. Hazret-i Dıhye, Medine'ye gelince, evine uğramadan doğru Habib-i ekrem efendimizin kapısına gitti. Kapıyı çaldı. Peygamberimiz; "Kim o?" diye sordu. Dıhye; "Dıhyet-ül Kelbi" dedi. Alemlerin efendisi; "İçeri gir" buyurdular.
Dıhye içeri girdi ve olanları bütün teferruatı ile anlattı. Peygamber efendimiz, Heraklius'un mektubunu okudu: "Onun için, bir müddet daha saltanatta kalmak vardır. Mektubum yanlarında bulundukça, onların saltanatı devam edecektir" buyurdu.
Heraklius, mektubunda Peygamberimize iman ettiğini yazmış ise de, Resulullah efendimiz; "Yalan söylüyor. Dininden dönmemiştir" buyurdular.
Heraklius, sevgili Peygamberimizin mektubunu ipekten bir atlasa sarıp, altın yuvarlak bir kutunun içerisinde muhafaza etti.
Heraklius ailesi bu mektubu saklamışlar ve bunu da herkesten gizli tutmuşlardı. Bu mektup ellerinde bulunduğu müddetçe, saltanatlarının devam edeceğini söyler ve buna inanırlardı. Hakikaten de öyle olmuştur.
Resu-i ekrem efendimiz, Hatib bin Ebi beltea'yı , Mısır hükümdarına göndermeden önce; "Ey Eshabım! Mukafatı Allahü teâlâdan beklemek üzere şu mektubu, Mısır hükümdarına hanginiz götürür?" diye sorunca, hazret-i Hatib, yerinden fırlayıp ayağa kalktı ve; "Ya Resulallah! Ben götürürüm!" dedi. Peygamberimiz de; "Ey Hatib! Bu vazifeni, Allahü teâlâ senin hakkında mübarek eylesin?" buyurdu.
Hatib bin Ebi Beltea hazretleri, mektubu sevgili Peygamberimizden aldı. Veda edip, evine gitti. Hayvanını hazırladı. Ailesi ile de vedalaştıktan sonra, yola çıktı.
Mısır hükümdarı Mukavkıs'ın İskenderiyye'de olduğunu öğrendi ve sarayına ulaştı. İçeriye almadan önce, maksadını öğrenen kapıcı, Hatib'e çok hürmet itti. Onu hiç bekletmedi. Mukavkıs, o sırada deniz üzerinde bir gemide adamlarıyla konuşuyordu. Hazret-i Hatib, bir sandala binip, Mukavkıs'ın bulunduğu yere geldi. Peygamberimizin mektubunu verdi. Mektubu Hatib'den alan Mukavkıs, okumaya başladı:
"Bismillahirrahmanirrahim!
Allahü teâlânın kulu ve resulü Muhammed'den, Kıbt'ın (eski Mısır halkının) büyüğü Mukavkıs'a!
Selam, hidayete uyanların üzerine olsun. Seni, selamet bulman için İslâm'a davet ederim. Müslüman ol ki, selamet bulasın ve Allahü teâlânın iki kat ecrine nail olasın. Eğer yüz çevirirsen bütün Kıbt'ın günahı senin üzerinedir. "Ey ehl-i kitab olan (Yahudi ve hıristiyanlar)! Aramızda ortak olan kelimeye geliniz. O da, Allahü teâlâdan başka hiçbir şeye tapınmayız ve O'na hiçbir şeyi ortak etmeyiz. Allahü teâlâyı bırakıp, içimizden hiç kimseyi yaratıcı Rab tanımayız. Eğer bu sözden yüz çevirirlerse; "Şahit olunuz. Biz Müslümanız" deyiniz!" (Al-i İmran suresi: 64)
Mısır hükümdarı Mukavkıs, gece Resulullahın elçisi Hatib hazretlerini uyandırıp, Peygamber efendimiz hakkında bir çok sorular daha sormak istediğini bildirdi.
Sonra; "O'nun hakkında soracağım şeylere doğru cevap verirsen, üç şey sormak istiyorum" dedi. Hatib; "İstediğini sor! Ben sana daima doğruyu söyleyeceğim" diye cevap verdi.
Mukavkıs; "Muhammed, insanları neye davet ediyor?" Hazret-i Hatib; "Yalnız Allahü teâlâya ibadet etmeye davet ediyor. Gece ve gündüzde beş vakit namazı kılmayı, Ramazan orucunu tutmayı, verilen sözde durmayı emrediyor. Ölmüş hayvan eti yemeği men ediyor" buyurdu.
Mukavkıs; "O'nun şekil ve şemailini (görünüşünü) bana tarif et!" diye sorunca da; kısaca tarif etti. Bir çoğunu saymamıştı.
Mukavkıs; "Anlatmadığın daha bazı şeyler kaldı. Öyle ki, gözlerinde azıcık kırmızılık, arkasında peygamberlik mührü vardır. Kendisi merkebe biner, hurma ve az etli yemekle geçinir. Amcaları veya amcaoğulları tarafından korunur" dediğinde, hazret-i Hatib; "Bunlar da onun sıfatıdır" dedi.
Mukavkıs, Hatib hazretlerine, Peygamberimiz hakkında; "Sürme kullanır mı?" diye sordu. O da; "Evet! Aynaya bakar, saçını tarar, seferde, hazarda, aynayı, sürmedanlığı, tarağı, misvağı yanından ayırmaz!" dedi.
Mukavkıs kararını şöyle bildirdi:
"Ben, gelecek bir peygamber kaldığını biliyor ve Şam'dan çıkacağını sanıyordum. Çünkü daha önceki peygamberin Arabistan'da, sertlik, darlık, yokluk ülkesinde çıkacağını da kitaplarda görmüştüm. Kitaplarda sıfatlarını yazılı bulduğumuz peygamberin ortaya çıkma zamanı da, şüphesiz bu zamandır. Biz, O'nun vasfını; iki kız kardeşi bir nikah altında birleştirmez, hediyeyi kabul eder, sadakayı kabul etmez. Fakirlerle, yoksullarla oturur, kalkar! diye kitapta yazılı bulmuştuk. O'na uymak hususunda Kıbtiler beni dinlemezler. Ben saltanatımdan da ayrılamayacağım. Bu hususta çok cimriyim. O peygamber, ülkelere hakim olacak, kendisinden sonra da sahabileri, bu topraklarıma kadar gelip konacaklar. En sonunda şuradakilere galib geleceklerdir. Ben Kıbtilere bundan ne bir kelime anarım, ne de hiçbir kimseye, bu konuşmamı bildirmek isterim!"
Mukavkıs, Arabca yazan katibini çağırdı. Peygamberimizin mektubuna şöyle cevap yazdırdı:
"Abdullah'ın oğlu Muhammed'e, Kıbtilerin büyüğü Mukavkıs'tan!
Selam, senin üzerine olsun. Gönderdiğin mektubunu okudum. Orada zikrettiğin şeyi ve yaptığın daveti anladım. Ben de bir peygamberin geleceğini biliyordum. Ama onun Şam'dan çıkacağını zannediyordum. Elçine ikramda bulundum. Sana Kıbtilerin yanında büyük değeri bulunan iki cariye ile, giyecek elbise gönderdim. Bir de binmen için dişi bir katır hediye ettim."
Mukavkıs, bundan başka bir şey yapmadı, Müslüman da olmadı. Hazret-i Hatib'i, Mısır'da beş gün misafir etti. Çok hürmet gösterip, ikramlarda bulundu. Sonra; "Hemen memleketine, sahibinin yanına dön! O'nun için iki cariye, iki binek hayvanı, bin miskal (Bir miskal 4,8 gr.) altın, yirmi takım Mısır işi ince elbise ve daha başka hediyeler gönderilmesini emrettim. Senin için de, yüz dinar ve beş takım elbise verilmesini söyledim. Yanımdan ayrılıp git! Sakın, Kıbtiler, senin ağzından tek kelime bile işitmesinler!" dedi.
Mısır Hükümdürı Mukavkıs, Peygamber efendimize, ayrıca billur bir kadeh, kokulu bal, sarık, Mısır'a mahsus keten kumaşı, öd, misk gibi güzel kokular, baston, bir kutu içinde sürmelik, gül yağı, tarak, makas, misvak, ayna, iğne ve iplik de hediye etti.
Mukavkıs, İslâm elçisi Hatib bin Ebi Beltea hazretlerinin yanına, muhafız askerler katarak gönderdi. Arabistan topraklarına ayak bastıklarında Medine'ye giden bir kafileye rastladılar.
Hatib, Mukavkıs'ın askerlerini geri çevirip, o kafileye katıldı. Hatib bin Ebi Beltea, hediyelerle Medine'ye gelip, Resulullah'ın huzuruna çıktı. Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Mukavkıs'ın hediyelerini kabul etti. Hatib , Mukavkıs'ın mektubunu verip, sözlerini nakledince, Peygamber efendimiz; "Ne kötü adam! Saltanatına kıyamadı. Halbuki iman etmesine mani olan saltanatı ise, kendisinde kalmayacak!" buyurdular.
Mukavkıs'ın, Peygamberimize, hediye olarak gönderdiği iki cariye, Mariye ve kardeşi Sirin'di. Hatib bin Ebi Beltea , yolda bunlara Müslüman olmalarını teklif edince, kabul edip, Müslüman olmuşlardı.
Peygamber efendimiz, hazret-i Mariye validemizin Müslüman olmasına çok sevinip, onu nikahıyla şereflendirdiler. Ondan, İbrahim isminde bir oğlu oldu. Sirin'i de Eshabından Şair-i Nebi olan Hassan bin Sabit'e verdiler.
En iyi cins ve beyaza çok yakın gri tüylü iki binek hayvanından, katıra Düldül, merkebe de Ufeyr veya Yafur adı takıldı. O güne kadar Arabistan'da ak tüylü katır görülmemişti. Müslümanların ilk gördüğü ak tüylü katır, Düldül oldu. Peygamber efendimiz, hediye edilen billur kadehle su içerdi.
Mukavkıs, Peygamberimizin mektubuna çok hürmet gösterip, fildişinden yapılmış bir kutu içine koydu. Kutuyu mühürledi ve cariyelerinden birine teslim etti. (Adı geçen bu mektup 1267 (m. 1850) senesinde, Mısır'ın Ahmin bölgesinde eski bir manastırdaki Kıbt kitapları arasında bulunmuş ve Osmanlı padişahı 96. Halife Sultan Abdülmecid Han tarafından satın alınarak, İstanbul Topkapı Sarayı, Mukaddes Emanetler Bölümüne konmuştur.)
Kainatın sultanının mektubu okununca, Mukavkıs, Efendimizin elçisi Hatib'e "Hayırlısı olsun!" dedi. Mısır hükümdarı, kumandanlarını, devlet adamlarını toplayıp, Hatib ile konuşmaya başladı:
"Anlamak istediğim bazı şeyleri soracak, bu hususta seninle konuşacağım." Hazret-i Hatib; "Buyur, konuşalım!" deyince, Mukavkıs; "Sizi gönderen zattan bana haber veriniz. O bir peygamber midir? Biraz bahset!" diye sordu.
Hazret-i Hatib de; "Evet, O bir peygamberdir" dedi. Mukavkıs; "O, böyle gerçekten peygamber ise, niçin kendisini öz yurdundan çıkarıp başka bir yere sığınmak zorunda bırakan kavminin aleyhinde beddua etmedi?"
Hazret-i Hatib; "Sen, İsa bin Meryem aleyhisselamın peygamber olduğuna inanıyorsun değil mi? O, kavmi kendisini yakalayıp, öldürmek istediğinde, buna rağmen onlara beddua etmedi ve cenab-ı Hak, onu, dünya semasına kaldırdı. Mükafatlandırdı. Halbuki, kavminin helâkı için Allahü teâlâya beddua etmesi gerekmez miydi? O böyle yapmadı" deyince, Mukavkıs; "Çok güzel cevap verdin. Gerçekten sen, hikmet sahibi zatın yanından gelen bir hakimsin. Bu gece yanımızda kal, yarın sana cevabımı vereyim" dedi.
Hz. Hatib , hazret-i Musa zamanındaki Fir'avn'ı kasdederek Mukavkıs'a dedi ki: "Senden önce, burada bir hükümdar vardı. O halkına karşı; "En büyük ilah benim!" diyerek Rab olduğunu iddia etmişti. Allah da, onu, dünya ve ahıret azablarıyla cezalandırdı ve ondan intikam aldı. Sen bundan ibret al da, başkasına ibret olma!"
Mukavkıs şöyle cevap verdi:
"Bizim için bir din vardır. Biz bu dinimizi, ondan daha hayırlısı olmadıkça bırakmayız" dedi. Hatib şöyle devam etti:
"Senin bağlı olduğun ve daha hayırlısı olmadıkça bırakmayacağını söylediğin dininden daha hayırlı olan din, hiç şüphesiz İsamiyet'tir. Biz, seni Allahü teâlânın bu son dinine, İslâmiyet'e davet ediyoruz. Allahü teâlâ dinini O'nunla tamamlamış, O'nu insanlara yeterli kılmıştır ve bu kat'idir. Bu Peygamber yalnız seni değil, bütün insanları İslâm dinine davet etti.
O zaman Kureyş, O'na, insanların en fazla tepki gösterip, kaba davrananı; Yahudiler, en çok düşmanlık edenleri; hıristiyanlar da en yakın olanları oldu. Allahü talaya yemin ederim ki, Musa aleyhisselamın, İsa aleyhisselamı müjdelemesi, ancak İsa aleyhisselamın Muhammed aleyhisselamı müjdelemesi gibidir.
Binaenaleyh, bizim seni Kur'an-ı kerime davet etmemiz, senin Yahudileri İncil'e davet etmen gibidir. Şüphesiz malumundur ki, her peygamber kendisini anlayıp idrak edecek bir kavme gönderilmiştir. Ve o kavmin, bu peygambere itaat etmesi üzerine vacib olmuştur. İşte sen de bu peygambere yetişenlerden birisin. Biz, seni bu yeni dine davet ediyoruz"
Mukavkıs kararsızdı:
"Ben bu peygamberin haline baktım. Emirlerinde ve yasaklarında asla akla uygun olmayan bir şey bulamadım. Anladığım kadarıyla O, sihirbaz, kahin ve bir yalancı değildir. Peygamberlik alametlerinden bazı halleri kendinde buldum. Gizli olan şeyleri meydana çıkarmak, bu alametlerdendir. Bazı sırlardan haber vermek, bu zattan ortaya çıktı. Hele biraz düşüneyim!" diyerek mühlet istedi. 1
Uğur IŞILAK'ı anlatmak benim için çok zordur, çünkü onu anlatmak için kelimeler sayfalar yetmez. Uğur abim, sevgili büyüğüm o tam anlamıyla adam gibi adam.Uğur Işılak konu olduğu zaman aklıma 'adam' geliyor, 'güven' geliyor ve hayatı yaşantısı geliyor. O hayatını olduğu gibi yaşıyor, benim çok beğenerek dinlediğim bir sanatçı abim. Magazine ve buna benzer şeylere tenezzülü olmadan alnının akıyla bir yerlere gelebilmiş ender rastlanacak sanatçılardan biridir. O benim için gerçek bir sanatçı, örnek bir sanatçı.
Uğur Abimi seviyorum
Sevgilerimle :Ahmet DURSUN (Ankaragücü Futbolcu)
Değerli dost;
Uğur Işılak, mevzunun derinlerinde yaşayan bir gerçek ozan. İçi dışı bir, özü-sözü bir, yürek kokan bir şair, bir sanatçı, Sesinle hayat bulan eserlerin, şiirlerin hiç susmasın.
Her şey gönlünce olsun...
Sevgilerimle : Gökhan TEPE
Yön verecek bir sanatçı;
Uğur IŞILAK, kimsenin etlisine sütlüsüne karışmayan sadece kendi işini yapan, sanatla uğraşan zarif, beyefendi kendi halinde bir sanatçı
kardeşimiz. Uğur Işılak, müzikleriyle ve sözleriyle toplumun fikrine yön verecek pozitif değerli bir sanatçıdır.
umarım bu kitabında en az yaptığı müzik kadar başarılı olun.
Murat KEKİLLİ
O bir adam;
O bir Adam. Uğur Işılak deyince aklıma dürüstlük geliyor, beyefendilik geliyor ve hoşgörü geliyor.
Kimseyi hor görmeyen, en küçüğünden en büyüğüne gereken saygıyı, sevgiyi gösteren insanlardan biri o.
Kendi doğrularıyla yaşayan güzel bir insan. O bir kalender, o bir ozandır.
Sevgilerimle: Arif ERDEM ( Eski Galatasaraylı futbolcu )
Büyük değer;
Bu çizgisinin hiç bozulmamasını temenni ediyorum. Uğur IŞILAK hem memleket için, hem insanlar için korunması gereken
büyük bir değerdir.
Sevgilerimle: Necla NAZIR
Bu çağın en önemli ozanıdır
Ozanlık dediğiniz şey, önce hissetmeyi bilmek ve sonra bunları gönül diliyle söyleyebilmekse eğer,
Uğur Işılak, şüphesiz bu çağın en önemli ozanlarındandır. ''Lambada titreyen alev üşüyor'' sözü nasıl ki karakoç ustayı alıp yukarılara, bilmediğimiz bir yerlere götürüyorsa, ''Gönlünün darağacına as da öldür beni n'olur'' deyişi de Uğur'u bambaşka diyarlardan getirip kalbimizin tam önüne koyuveriyor. Benim için onunla aynı memleketin havasını soluyor olmak ve arada bir de olsa bir merhabayı hesapsızca alıp veriyor olmak bile güzel...
Sevgilerimle: İbrahim SADRİ
Bir dahi, bir Osmanlı delikanlısı
Uğur Işılak'ı anlatmak hem çok kolay hem de kelimelere sığmayacak kadar zor. Benim için Uğur Işılak, her şeyden önce günümüzde parmakla sayılacak kadar az olan, dedelerimiz zamanında yaşanan, imrelinerek bakılan, vatansever bir Osmanlı delikanlısı.
Benim için Uğur Işılak tam bir felsefe adamı, bir dahi.
Yurtdışında büyümesine rağmen onun o olağanüstü Türkçe'si, anlatım tarzı ve bilgisiyle yaşayan bir Ansiklopedi diye düşünüyorum. Ayrıca onun müzisyenlik tarafını anlatmaya gerek yok çünkü o çok iyi bir müzisyen. Uzun lafın kısası benim gözümde o bir sanatçı, şair, ozan, bestekar Anadolu delikanlısı...
Bu yüzden Uğur ağabeyime sonsuz sevgi ve saygılarımı sunarım. Yolun açık olsun..
Sevgilerimle: İsmail YK
En iyi sahip çıkan
Uğur Işılak, Yunus Emre ve Karacaoğlan'nın gönlümüzdeki yansımasıdır. Onların mirasına en iyi sahip çıkan ve bu mirasa en çok yakışan Uğur Işılak'tır.
Sevgilerimle: Ugur ARSLAN
Yürekli bir ozan
Sevgili Uğur, çağdaş, yürekli ve alabildiğine doğurgan bir ozan.
O herşeyden önce beyefendi ve adam gibi adam.
Sevgilerimle: İbrahim ERKAL
Bir gönül insanı
Uğur Işılak her şeyden önce bir gönül insanı. Gençlerin, şöhret, kariyer ve para gibi olguların ardından neredeyse her şeylerini feda edebilecek kadar değerlerini kaybettiği bir dönemde, Uğur Işılak gibi kendini duruşunu ahlakını ve sanatını çok iyi bilen ve bütün bunları hakka yaklaşma vesilesi kabul eden bir müzik adamının yaptığı her eserde de hissedildiği gibi, değerlerimizi korumak adına çok ciddi bir kültür hizmeti ortaya koyduğuna inanıyorum.
Sevgilerimle: Reha YEPREM
Büyük bir yürek
Uğur Işılak, büyük bir yürek. Benim için bir beste uzmanı, bir halk ozanı, ve geleneklerine sahip çıkan gerçek bir sanatçı, gerçek bir ozan..
Sevgilerimle: ZARA
Ozan gibi Ozan
Yüreğini yalnızca Anadolu'ya, bizim insanlarımıza açmış adam gibi adam, ozan gibi ozan...
Bestelerini dinlemeye doyamadığımız Uğur Işılak'ın şiir ve yazılarını okurken gerçek bir sanatçı, şair ve yazar tanımanın keyfine varacaksınız.
Yolun açık olsun Uğur..
Sevgilerimle: Şebnem KISAPARMAK
O Türkiye'nin Uğurudur
Uğur Işılak güzel insan, güzel dost benim çok sevdiğim ve çok taktir ettiğim bir sanatçı dostumdur.
Uğur Işılak, Yunus Emre boyutunda çağdaş bir Ozandır.
O Türkiye'nin uğurudur..
Sevgilerimle:Fatih KISAPARMAK
Milyonların gönlünde taht kuran Uğur Işılak adam gibi bir adam.
Magazinlere konu olmadan milyonların gönlünde taht kuran sanatçılardan biridir. Müzik dünyasında en çok beğendiğim ve dinlediğim en önemli saygı duyduğum bir sanatçı. Gerek ahlak açısından, gerek topluma vermiş olduğu mesajlardan ve en önemlisi duruşu, sesi, dürüstlüğü bir yere mal olmadan sanatını sanat için yapan, gerçek bir dost, gerçek bir yürek, gerçek bir sanatçıdır. Uğur Işılak'ı anlatmam için kelimeler yetersiz kalır. Özellikle Uğur Işılak'ın gençlere ışık tutması bizleri ayrıca sevindiriyor..
Sevgilerimle: Uğur TÜTÜNEKER (GS Eski Futbolcu)
Özü, sözü bir
Yüreğinin güzelliği yüzüne yansımış. Özü sözü bir olan sanatçıdır Uğur Işılak.
Sanat camiasında ender bulunabilecek gerçek sanatçılardan bir tanesi, gerek kültürüyle, gerek icra etmiş olduğu sanatıyla topluma mesaj veren benim için örnek bir sanatçıdır.
İyi ki varsın Uğur kardeşim
Sevgilerimle: Nuray HAFİFTAŞ
Gerçek bir adamdır, ozandır
İnsanın önce insan olası gerekiyor, adam olması gerekiyor, iyi bir müzisyen, iyi terzi, iyi sanatçı, iyi bakış ve iyi bir duruş olması gerekiyor. Uğur Işılak'ta bunların hepsini bulmak mümkün.
Uğur kardeşimiz ozan çağına ışık tutan çağımızda bazı tespitlerde bulunan güzel insandır. Buna müziğin gücünü kullanarak çağımızı geleceğe taşımaktadır. Uğur Işılak özümüzü, tarihimizi, dinimizi, kültürümüzü yaşatan bir sanatçıdır.
O benim için gerçek bir ozandır.
Sevgilerimle: Orhan HAKALMAZ
Ahlakıyla örnek olmuş bir sanatçı - Uğur Işılak ın varlığı çok önemli
Uğur Işılak deyince aklıma samimiyet, doğruluk geliyor, ahlakıyla insanlara örnek olmuş bir sanatçı kardeşim. Toplumuzda seviyesiz bir sanat ortamında Uğur Işılak'ın varlığı çok önemlidir ve benim çok değer verdiğim dostumdur.
Özellikle dinlediğim bir sanatçı, ayrıca kültürümüzü yansıtan gerçek bir ozan. Uğur'un yapmış olduğu sanat türü bizim kendi özümüzü anlatıyor, özellikle de gençlere örnek olduğu için önemli buluyorum, iyi ki varsın.
Sevgilerimle : İsmail DEMİRİZ (GS Eski Futbolcu)
Ender yürek
Uzak illerde olup da bizi biz yapan değerlerimizi yitirmeyip her daim bizi canlı tutan ender yüreklerdenbir tanesidir. Uğur Işılak. Uğur kardeşimizi çok seviyoruz ve vereceği mesajların, sadece Türkiye'de yaşayanlar için değil, özellikle yurtdışında yaşayan gönül dostları için de ilham kaynağı olacağına inanıyorum.
Sevgilerimle: (Ünal KARAMAN A2 Milli Futbol Takımı Teknik Antrenörü)
Yaşayan Mevlana
Benim Uğur Işılak'ı anlatmam için okuyacak olduğunuz şu kitabın sayfaları yetersiz kalır.Uğur Işılak gelince aklıma dürüstlük gelir, ciddiyet gelir. Çok önemli bir sanatçı kişiliğinin yanında, çok önemli kimliğe sahip olduğuna imanım gibi eminim. Sanat dünyasında tanıdığım çok değer verdiğim Üç şahsiyetten biridir. Onu tanımak için,onu anlamak için, onun biyografisini incelemeğe gerek yok.
Onun şiirlerini, eserlerini, albümlerini dinleyin yeter. Yazdığı bütün eserlerinin satırlarında Uğur Işılak'ı bulmak mümkündür. O gönlümde yaşayan bir Mevlana'dır benim için.
Seni çok Seviyorum koca yürek
Saygılarımla: İsmail TÜRÜT
Çağdaş ozan
Uğur kendi deyimiyle mayayı tutturmuş bir sanatçı, mayayı tutturmakta zordur esasında, çünkü gönlünden geçeni en açık yüreklilikle cesurca bağlamasıyla tüm Türkiye'ye anlatabilmiş bir sanatçıdır.
Çağdaş genç bir türk ozanı olarak Anadolu'yu en güzel şekilde sentezleyip aktaran aydın, çağdaş yaşama geneleklerine bağlı gerçek bir halk ozanıdır, gerçek bir sanatçıdır.
Sevgilerimle: Vatan ŞAŞMAZ
Adam gibi sanatçı
Sanatı, türküleri, bestelerini çok severek dinlediğim bir sanatçı. Uğur Işılak her şeyden önce doğru, düzgün adam gibi sanatçı. Onun okuduğu eserlerin bazıları beni anlatıyor, başarılarının devamını diliyorum, çizgisini hiç bozmasın , o benim için bir ozandır.
Yazdığı her şiir Uğur'un Işıkları olsun..
Sevgilerimle: Yıldız TİLBE
En güzeline
Dostum her satırın yüreğindeki umut gibi olsun ve ben inanıyorum ki, sen en güzeline layıksın.
Çünkü sen adam gibi adamsın.
Sevgilerimle: Murat GÖĞEBAKAN
Sağ ve solu birleştiren sanatçı
Benim için Uğur Işılak, insanların dinine, ırkına, meşrebine, alt kimliğine bakmayan, kısacası, Türk ,Kürt, Laz, Çerkez, Boşnak, Arnavut ayrımı yapmadan, sağcı, solcu demeden bütün ulusal değerlerin toplandığı 21.Yüzyılın Hacı Bektaş-ı Velisi, Mevlana'sı, Yunus Emre'sidir. Ve aklınıza bu değerlerin çağrıştırdığı duyguları toplayan büyük bir sanatçıdır. Bazen sazıyla, bazen sözüyle Türkiye'nin birliğine bütünlüğüne çare arayan ve bu değerleri koruyan ve bu değerlerin bir arada yaşamasını sağlayan, sağı ve solu birleştiren bir okyanustur.
Ben Uğuru çok seviyorum,Başarılar diliyorum
Sevgilerimle: Mehmet SEVİGEN /İstanbul Milletvekili
Felsefen beni asıl etkileyen
Kocaman yüreğiyle ilkin Almanya'da gurbetçilerin gönlünü fethederken yakından tanıma fırsatım oldu. İnsanlara düşünmedikleri düşündüren, kendilerini sorgulamalarına fırsat veren adam, elbette müziğine hayranım ama asıl soyadın gibi yürekler ışıldatan felsefen beni asıl etkileyen.
Zaten çoktan yazmalıydın bana göre? olsun? geç olsun güc olmasın.
Yüreğine sağlık koca adam, yüreğine sağlık
Sevgilerimle: İkbal GÜRPINAR
Uğur Işılak sözleriyle müziğiyle dört dörtlük bir sanatçı.Sazını çalıyor söylüyor Uğur bey takdir edilecek bir sanatçı HEM DURUŞU HEM SANATIYLA.
Sevgilerimle: Neşet ERTAŞ
Her Yönüyle Örnek Aldığım insan
Uğur IŞILAK Abim Benim için sesi ile duruşuyla, her yönü ile örnek aldığım değerli büyüğüm ve abimdir.Bütün Albümlerini aldım ve kendisini severek dinliyorum.
Sevgilerimle: SERVET ÇETİN (A Milli Takım ve GS Futbolcusu)
Tam Bir Sanatçı
UĞUR IŞILAK kardeşim tam bir sanatçı tam bir delikanlı bestelerinde söz ve müzik zenginliği var.
Tanıdıkça kendisini çok sevdim. Sanat Yolunda başarılar dilerim.
Sevgilerimle:CÜNEYT ARKIN
Fazla söze gerek yok, benim için özel bir dost
Benim için Güzel Bir Dos..
Güzel Dosta Sevgilerimle:KUBAT
UĞUR IŞILAK Kaliteli beyefendi her şeyden önce benim gözümde dört dörtlük bir sanatçı...
Yolun Açık Olsun..
Sevgilerimle: Pınar DİLŞEKER
Yunus'un Karacaoğlanın bu güne taşınmasına vesile olan en sağlam köprülerden biri. Anadolu'nun konuşan dili, atan kalbi, Ait olduğu toplumun değerlerini yüreğinde yoğurup sazıyla kitlelere ulaştıran günümüz Karacaoğlanı; UĞUR IŞILAK
Resullah efendimiz keşkek yemeğini severdi. Herise, yani keşkek pişirmesini, Peygamber efendimize, Cebrail aleyhisselam öğretti. Herise, insanı çok kuvvetlendirir. Bütün Peygamberler arpa ekmeyi yemiştir. Resulullah kabak tatlısını ve mercimek çorbasını, av etini ve koyun etini severdi. Koyunun kol ve göğüs ve kürek tarafını severdi. Oğlağın kürek etini çok severdi. Oğlak etinin hazmı kolaydır. Herkes için uygundur.
Erkek hayvan eti, dişiden ve esmer et beyazdan daha kolay hazm olur. Hazmının kolaylığı ve lezzeti bakımından koyunun eti, ineğin sütü daha iyidir. Av etlerinin en iyisi geyik etidir. Tavşan eti helaldir. Peygamberimiz yemiştir. İdrar söker, fazlası uykusuzluk yapar. Herkes için uygundur. Kuş, piliç eti herkes için iyidir. Kümes hayvanlarından eti en iyi olanı tavuktur.
Peygamberimiz, "Sirke, ne güzel yiyecektir" buyurdu. Sirke, en faydalı yemektir. Hurma da yemektir. Yani ekmek ile yenir. Üzüm, hem yemektir, hem de meyvedir. Üzümü ekmekle yemek sünnettir. Hurmayı tek yemek sünnettir.
Kuru üzüm, ceviz, badem yemek sünnettir. Balda şifa vardır. Yetmiş Peygamber bala bereket ile dua etmiştir. Resul, hurmayı çok severdi. Hurma ile kavun, karpuzu birlikte yerdi. Kavun, karpuz böbrekleri temizler, baş ağrısını giderir. Solucan düşürür. Gözlere kuvvet verir. Resulullah serin şerbetleri çok severdi. Pilav yirken salevat-i şerife okumalıdır.
Peygamber efendimiz, baklayı kabuğu ile yemek medh etti. Habbetüssevda, yani çörek otu derdlere devadır buyurdu. Cevizi peynirle yemek şifadır. Bunları yalnız yemek zarardır. Bir şey ile beraber yimelidir. Üzüm çekirdeği zararlıdır. Efendimiz, üzüm salkımını sol eline alır, üzümü sağ el ile yerdi. Ayva, kalbden sıkıntıyı giderir. Her kavun, karpuz ve narda bir damla Cennet suyu vardır. Bir narı yalnız yimeli, bir damlası boş yere gitmemelidir. Nar, çarpıntıya iyidir. Mideyi kuvvetlendirir. Et kısmı ile birlikte sıkılıp içilirse, safra söker, pekliği giderir. İncir, kalbe ferahlık verir. Kuluncu, sindirim organı sancılarını giderir.
Yeşil hıyarı tuz ile yemek, cevzi hurma ile bal ile yemek Resulullahın sünnettir. Peygamberimiz, patlıcanı medhetti ve zeytin yağlı yapınız buyurdu. Semizotunu da medh buyurdu. Kereviz, unutkanlığı giderir. İdrar söker. Kan ve süt yapar. Kara ciğeri temizler. Harşef, ya'ni enginar, safra taşını eritir, kanı temizler, damar sertliğine iyi gelir. Ter kokusunu da giderir.
Bir memlekete gelenin, önce biraz çiğ soğan yimesi sıhhate iyidir. Soğan, mikroplara karşı koyma gücünü arttırır. Soğandan sonra kereviz yinirse, fena kokusunu giderir. Sedef otu yemekle de kokusu gider denildi. Resulullahın son yediği yemeyin içinde soğan vardı.
Resulullah efendimiz İbadet ve taat için kendisinde tam bir istidad vardı. Ne hakkı tecavüz, ne de, onu yerine getirmekte kusur ederdi. Kendisine yakın olanlar, insanların en hayırlıları idiler.
O'nun katında Eshabın en üstünü, öğütü en şumullü ve mertebece en büyüğü de, muhtaclara yardımı ve iyiliği en güzel olandı. Kainatın efendisi, Allah'ı anmadıkça, ne oturur, ne de, kalkardı.
Mecliste yerlerden bir yeri kendisine belirlemez, böyle yapmayı, men ederdi. Nerede olursa olsun, oturan bir cemaatın yanına vardığı zaman, üst başa geçmez, meclisin sonuna oturur ve böyle yapmalarını, Müslamanlara da, emrederdi.
Kendisiyle birlikte oturan herkese nasibini verir, öyle ikram ederdi ki, herkes, Resulullah katında, kendisinden daha kıymetli bir kimse yok sanırdı. Kendisiyle oturan veya gelip hacetini arz eden kimsenin her şeyine, dönüp gidinceye kadar katlanırdı.
Bir kimse, kendisinden bir hacette, istekte bulununca, onu red etmez, verir, yahut, tatlı ve yumuşak dille geri çevirirdi. Onun güzel ahlakı, bütün insanları, içine alacak kadar genişti.
Onlara şefkatlı bir baba olmuştu. Hak hususunda herkes, O'nun katında eşid idi. Peygamber efendimizın Meclisi; bir ilim, haya, sabr ve emanet Meclisi idi.
Meclisinde ne sesler yükselir, ne bir kimse suçlanır, ne de, işlenmiş bir kusur ve hata açığa vurulurdu.Kainatın efendisiın Meclisinde bulunanlar, birbirlerinin dengi olup birbirlerine karşı üstünlükleri, ancak Takva yönündendi. Hepsi de, alçak gönüllü idiler.
Büyüklere tazim ederler, küçüklere şefkat ve merhamet gösterirler, ihtiyaç sahiplerini, başkalarına tercih edip ihtiyaçlarını karşılamağa çalışırlar, garib, yabancı olanları korur ve kollarlardı.
Peygamber efendimiz daima güler yüzlü, yumuşak huylu idi. Esirgemesi, bağışlaması boldu. Katı kalbli değildi.
Hiç kimse ile çekişmezdi.Hiç bağırıp çağırmaz, kötü söz söylemezdi. Hiç kimseyi ayıplamazdı. Cimri değildi. Hoşlanmadığı şeye göz yumardı. Umanı, umutsuzluğa düşürmez, bir şey hakkındaki hoşnudsuzluğunu açığa vurmazdı.
Resulullah efendimiz üç şeyde uzak dururdu:İnsanlarla çekişmekten,Çok konuşmaktan,Yararsız, boş şeylerle uğraşmaktan.
İnsanları da, üç şeyde kendi hallerine bırakırdı:Hiçbir kimseyi ne yüzüne karşı, ne de, arkasından kınamaz, ayıplamazdı,Hiç kimsenin ayıp ve kusurunu araştırmazdı,Hiç kimseye, hakkında sevaplı ve hayırlı olmayan sözü söylemezdi
Hz. Hüseyin anlatır: Peygamber efendimizın ev içindeki meşgalesini Babamdan sordum. Babam şöyle anlattı:
Peygamber efendimiz, evine girişinden itibaren vaktini: Allah'a ibadete, evhalkının işlerine ve kendi şahsi işlerine aid olmak üzere üçe ayırmıştı.
Şahsına ayırdığı vakti de, kendisiyle insanlar arasında bölüştürmüştü. O vakitte, yanına insanlardan ancak seçkin sahabileri girerdi. Halka, dini meseleleri, onlar aracılığı ile tebliğ eder, halkı ilgilendiren hiçbir şeyi yanında tutmaz, biriktirmezdi.
Peygamber efendimizın, Ümmetine aid vakti, fazilet sahiplerine, dindeki üstünlük derecelerine göre bölüştürüp kendilerini ona göre huzuruna çağırmak adeti idi. Onlardan kimisi bir hacetli, kimisi iki hacetli, kimisi de, daha çok hacetli idi.
Peygamber efendimiz, onların dini hacetlerile meşgul olur, sorularına gereken cevapları verir, sonra da "Bunları, burada bulunan, burada bulanmayanlara tebliğ etsin! Bana kendisi gelip hacetini arz edemeyen kimsenin hacetini siz bana arz ediniz. Muhakkak ki, hacetini arz edemeyenin hacetini arz eden kimsenin ayaklarını kıyamet gününde Allah, Sırat üzerinde sabit kılar!" buyururdu.
Peygamber efendimizın yanında bundan başka bir şey anılmaz, dile getirilmezdi. Zaten, kendisi de, hiç kimseden, bundan başkasını kabul etmezdi.
Peygamber efendimizın huzuruna girenler, talib olarak girerler, en büyük ilim zevkini tatmış ve onlara delalet edici oldukları halde, çıkarlardı!.
Hz. Hüseyin babasından, Peygamber efendimizın, evinden çıkışında ne yaptığını sordu. Bunları da şöyle anlattı:
Kainatın efendisi, dışarıda konuşmazdı. Ancak, konuşması, Müslümanlara yararlı olacak, onları, birbirlerine ısındıracak, aralarındaki tefrikayı, soğukluğu kaldıracak ise, konuşurdu.
Her kavmin yüksek hasletli kişisine ikram eder ve onu, kavmının üzerine Vali yapardı. Halkı, sakındırır ve onlardan da, sakınırdı. Hiçbir kimseden güler yüzünü ve güzel huyunu esirgemezdi.
Eshabını göremese, arar, halka, aralarında olan bitenleri sorardı. İyiliği, över ve berkiştirir, kötülüğü ise, yerer ve zaifletirdi. Kendisininh her işi, itidal üzere idi, ihtilafsızdı. Gaflete düşerler endişesiyle, Müslümanları uyarmaktan geri durmazdı. Her hali mutad idi.
Peygamber efendimiz, konuşurken, huzurunda bulunanlar, başlarına kuş konmuş gibi, sessiz ve hareketsiz dururlar, sözünü bitirip susunca, öyleyeceklerini söylerler, fakat, kendisinin yanında asla tartışmaz ve çekişmezlerdi.
Peygamber efendimizın yanınnda birisi konuşurken, konuşmasını bitirinceye kadar o birleri susarlardı. Peygamber efendimizın yanında en sonrakinin sözü ile en öncekinin sözü farksızdı.
Meclisinde bulunanlar, bir şeye gülerlerse, O da, onlara uyarak güler, bir şeye hayret ederlerse, O da, onlara uyarak hayret ederdi.
Huzuruna gelen gariplerin, yabancıların sözlerinde ve sorularındaki kabalık ve kırıcılığa Eshabı da, kendisi gibi davransınlar diye katlanırdı.
"Bir ihtiyaç sahibinin ihtiyacını talep ettiğini gördüğünüz zaman, ihtiyacını ele geçirmesi için ona yardım ediniz!" buyururdu.
Gerçeğe uygun olmayan övmeyi kabul etmezdi.Hakka tecavüz etmedikçe, hiç kimsenin sözünü kesmezdi. Hakka tecavüz ettiği zaman da, ya onu men ederek sözünü keser, yahut Meclisten kalkıp giderdi. Kainatın efendisinin susması, dört şey üzerine;hilm, hazer,takdir,tefekkür üzerine idi.
Takdir, insanlara eşit bakış ve dinleyişte; Tefekkür, dünya ve Ahiret işlerini düşünmesinde göze çarpardı.Hilm ve sabrı, kendisinde toplamıştı. Dünyaya ait hiçbir şey, kendisini kızdırmazdı.
Kainatın efendisinin herhangi bir şey için "Hayır!" dediği olmazdı. Yapmak istediği bir şey kendisinden istenildiği zaman "Olur!" buyurur, yapmak istemediği bir şey kendisinden istenilince, susar, onu yapmak istemediği, kendisinin bu susuşundan anlaşılırdı.
Herkesin dünya ve ahıret saadeti için çalışırdı. Bir gazada, kafirlerin yok olması için dua buyurması istendiğinde,"Ben, lanet etmek için, insanların azab çekmesi için gönderilmedim. Ben, herkese iyilik etmek için, insanların huzura kavuşması için gönderildim," buyurdu.
Enbiya suresinin yüzyedinci ayetinin meal-i şerifinde, "Seni, alemlere rahmet, iyilik için gönderdik" buyurulmuştur. Bunun için herkesin iyiği için uğraşırdı.
Hind bin Ebi Hale Peygamber efendimizin yürüyüşünü şöyle anlatır:
Kainatın efendisi, yürürken, ayaklarını, yerden canlıca kaldırır, iki yanına salınmaz, adımlarını, geniş atar, yüksek bir yerden iner gibi önüne doğru eğilir, vakar ve sükunetle, rahat yürürdü.
Bakmak istediği, bakacağı tarafa, tamamile dönerek bakardı.
Etrafına gelişi güzel bakınmazdı.
Yer yüzüne bakışı, semaya bakışından uzundu.
Yer yüzüne bakışı da, göz ucu ile idi.
Yürürken, Sahabilerinin gerisinde yürürdü.
Birisile karşılaştığı zaman, önce, kendisi selam verirdi.
Ebu Hüreyre hazretleri de şöyle anlatır:
Yürüyüşte, Kainatın efendisidan daha hızlı bir kimse görmedim. Yürürken, yer yüzü, sanki O'nun ayağının altında dürülürdü!
Biz, ardından yetişmek için kendimizi son derecede zorlar, sıkardık. Kainatın efendisi ise, yürürken, kendisini hiç sıkmazdı.
Enes bin Malik'in bildirdiğine göre: Peygamber efendimiz, birisiyle karşılaştığı zaman, Musafaha eder, o kimse, elini çekmedikçe, Peygamber efendimiz de, elini çekmez, o kimse, yüzünü çevirmedikçe, Peygamber efendimiz de, ondan yüzünü çevirmezdi. Musafaha; iki kişinin, karşılaşınca, avuçlarının yüzlerini, içlerini birbirine yapıştırıp birbirlerinin yüzlerine bakışmaları demektir.
Enes bin Malik hazretleri anlatır: Efendimize, "Ya Resulellah! Bazımız, bazımıza eğilsin mi?" diye sorduk. "Hayır!" buyurdu. "Bazımız, bazımızla kucaklaşsın mı?" diye sorduk. "Hayır! Fakat, Musafaha ediniz!" buyurdu.
Bera bin Azib de, Peygamber efendimizin "İki Müslüman karşılaşıp selamlaşır ve Musafaha ederlerse, onlar, daha birbirlerinden ayrılmadan önce mağfiret olunurlar!" buyurduğunu bildirir.
Kainatın efendisi, daima düşünceli idi. Kendisinin usması, konuşmasından uzun sürerdi. Resulullah, lüzumsuz yere konuşmazdı. Söze başlarken de, sözü bitirirken de, Allah'ın ismini anardı.
Konuşurken, kısa ve özlü kelimelerle konuşurdu. Resulullahın sözleri, hep gerçek ve yerinde idi. Resulullah konuşurken, ne fazla, ne de, eksik söz kullanırdı.
Kimsenin gönlünü kırmaz, kimseyi hor görmezdi. En ufak nimete bile saygı gösterir, hiçbir nimeti yermezdi. Bir nimeti, ne hoşuna gittiği için över, ne de, hoşlanmadığı için yererdi.
Peygamber efendimizin bir tane Hıbere elbisesi vardı. Hıbere; pamuk ve keten ipliğinden dokunan çizgili, yollu Yemen kumaşına denir. Peygamberimiz, Hıbere elbisesini giymeyi çok severdi.
Peygamberimizin, bir de Uman işi iki İzar'ı vardı. Belden aşağısına tutulan fota ve peştemala İzar denir. Peygamberimizin, kıldan dokunmuş, üzerinde deve semerlerini andıran bir takım çizgiler bulunan İzarımsı bir fotası daha vardı ki, bununla, dışarı çıktığı, olurdu.
Ebu Bürde "Ziyaretine vardığımız zaman Hz. Aişe, bize Mülebbede diye anılan sırınmış, keçeleşmiş bir elbise ile Yemende yapılan kalın bir İzar çıkarıp yemin ederek "Resulullah aleyhisselamın Ruhu, işte, bunların içinde alındı!" dedi."
Peygamberimiz, soğuk kış gecelerinde namazlarını da, dokuması ne pek sert, ne de, pek yumuşak olmayan yün bir fota tutunmuş olarak kılardı.
Peygamberimiz, erkek Mü'minlerin, bellerine tuttukları İzar'ı, ancak, bacağın yarısına, yumuşak etine ve biraz daha aşağısına kadar uzatabileceklerini, fakat, topuklara kadar uzatamayacaklarını, gerektiğini bildirmiş.
Büyüklük taslamak için İzarlarını yerde sürükleyen erkeklere, Kıyamet gününde, yüce Allahın Rahmet nazarile bakmayacağını haber vermiş Cabir bin Süleym'e "İzarını, yarı bacağına kadar kaldır! Bunu, yapamazsan, topuklarına kadar uzat! Yerde sürüklenecek kadar uzatmaktan sakın! Çünki, bu, gurur alametdir. Allah ise, gururlanmayı sevmez!" buyurmuştur.
Bunun için, Abdullah bin Ömer, İzarını, bacaklarının yarısına kadar uzatır, gömleğini onun üzerinde, Ridasını da, gömleğinin üzerinde bulundururdu.
Peygamberimizin, giyinip gelen Heyetlerin yanına çıktığı Hadrami Ridasının uzunluğu: Dört arşın, eni: İki arşın bir karış kıymeti de: Bir dinardı. Rengi, yeşildi.
Peygamberimizin bu Ridası, Halifeler devrinde dürülüp bir bohça içinde Halifeler katında bulundurulurdu. Halifeler, Ramazan ve Kurban bayramlarında onu giyerlerdi.
Peygamberimizin Suhar işi iki elbisesi vardı. Suhar, Uman'da bir kasabadır. Peygamberimizin Suhar işi gömleği de, vardı. Suhar kasabasında yapılan gömlek, Suhari diye anılır. Peygamberimizin en çok sevdiği elbise, Kamis (Gömlek) idi. Kamis, yalnız pamuk ipliği ile dokunmuş bezden yapılan gömleğe denir. Peygamberimizin gömleklerinin boyları kol uzunluğu, bileğe kadardı. Habeş Necaşisinin Peygamberimize gönderdiği hediyeler arasında bir de, gömlek vardı.Peygamber efendimizin, tek kat pamuk ipliğinden dokunmuş bezden yapılmış gömleği vardı. Suhul, Yemen kariyelerinden olup orada tek kat pamuk ipliğinden dokunmuş bezden yapılan elbiselere Suhuliye denir. Habeş Necaşisnin Peygamberimize gönderdiği hediyeler arasında birde, don bulunuyordu.
Peygamberimizin beyaz bir elbisesi de, vardı. Efendimiz, "Elbiselerinizden, beyazını giyiniz! Dirileriniz, beyaz elbise, giysin. Ölülerinizi de, beyaz kefene sarınız! Çünki, o, giyimlerinizin hayırlısı ve iyisidir!" buyurmuştur.
Peygamberimizin yeşil elbise giydiği de, görülmüştür. Ebu Rimse, Peygamberimizi, üzerine iki parça altlı üstlü, eşil elbise giymiş olduğu halde, gördüğünü söyler.
Peygamberimiz, kırmızı (Alacalı) Hulle de, giyerdi. Bera' bin Azib "Kırmızı (Alacalı) Hulle içinde, saçları, kulak yumuşağına ulaşanlar arasında Resulullah aleyhisselamdan daha güzelini görmedim!" demiştir. Peygamberimizin Cuma ve Bayramlarda, üzerine giydiği kırmızı bir Cübbesi vardı. Peygamberimizin bir tane de, Yemen işi Cübbesi bulunuyordu. Peygamberimiz, yenleri (Kol ağızları) dar olan Şam işi bu Cübbeyi, seferlerde giyerdi.
Peygamberimiz, İran Şahlarının giydikleri Taylesan kumaşından yapılmış, yakasında atlastan bir parça, eteğinin ön ve arkadaki iki açık yanında ve yenleri üzerinde atlastan birer çevre kıvrıntısı bulunan bu Cübbeyi de savaşlarda düşmanlarla karşılaştığı sıralarda giyerdi.
Hz. Aişe'nin vefatına kadar yanında bulunan bu Cübbe'yi, ondan sonra, Esma bint-i Ebi Bekir almıştı. Peygamberimizin giymiş olduğu bu Cübbenin yıkandığı su ile hastalar yıkanır, şifa umulurdu.
Dumetülcendel Hakimi Ükeydir'in öldürülen kardeşi Hassan'ın, erişi ve ırgacı ibrişile dokunmuş atlas kumaştan yapılmış, işleme yerlerine altın sırma ile hurma yaprakları işlenmiş Cübbesi, Peygamberimize gönderilmişti.
Peygamberimiz, bu Cübbeyi giyerek Minbere çıkıp oturmuş, hiç konuşmadan Minberden inmişti. Müslümanlar, ellerini, ona, sürüyorlar bakıyorlar güzelliğine hayran oluyorlardı.
Peygamberimiz "Siz, bunun güzelliğine mi şaşıyorsunuz? Bu, pek mi hoşunuza gitti?" diye sordu. "Biz, bundan daha güzel bir elbise görmedik!" dediler.
Peygamberimiz "Varlığım, Kudret Elinde bulunan Allaha yemin ederim ki Sa'd bin Muaz'ın Cennetteki Mendilleri, gördüğünüz şeyden daha güzel ve hoşturlar!" buyurdu.
Resulullah efendimiz, Tebükte, Eyle halkına bir Eman Fermanı yazıp verdiği zaman, eman alameti olmak üzre bir de, Bürde (Hırka) vermişti.
Ebül'Abbas Abdullah bin Muhammed, bu Bürde'yi, onlardan üç yüz dinara satın aldı. Abbas oğulları, bu Hırkaya, seleften halefe tevarüs ettiler.
Halifeler, bayram günlerinde onu üzerlerine giyip Peygamberimize aid Asa'yı ellerine alarak dışarı çıktıkları zaman, kalbler ürperir, gözler kararırdı.
Meşhur Arap şairlerinden Ka'b bin Züheyr, af dilemek ve Müslüman olmak için Peygamberimize gelip içinde "Şüphe yok ki: Resulullah, doğru yolu gösteren bir Nur, kötülükleri yok etmek için Allahın sıyırılmış keskin, yalın kılıçlarından bir kılıçtır!" beyti de, bulunan (Banet Süad) kasidesini okuduğu zaman, Peygamberimiz, sırtındaki Bürdesini (Hırkasını) çıkarıp ona giydirdi.
Hz. Muaviye, halifeliği sırasında, Ka'b bin Züheyr'e "Resulullahın Hırkasını, bize sat!" diye haber saldı. Kendisine on bin dirhem gönderdi.
Ka'b. bin Züheyr "Ben, Resulullahın Hırkasını giymek hususunda hiç kimseyi, kendime tercih edemem!" diyerek Hz. Muaviye'nin dileğini reddetti.
Hz. Ka'b bin Züheyr, vefat ettiği zaman, Hz. Muaviye onu, Ka'b'ın oğullarından yirmi bin dirheme satın aldı. Peygamberimizin, Ka'b bin Züheyr'e vermiş olduğu bu mübarek Hırka, Halifeden Halifeye tevarüs edilerek geçti.
Emevi saltanatının çöküşünden sonra ilk Abbasi Halifesi Ebül'Abbas Seffah bin Abdullah bin Muhammed tarafından üç yüz dinara satın alındı.
Bayramlarda Halifeler tarafından giyildi. Halife Muktedir'in, öldürüldüğü zaman kanı, bulaşarak kirlendi. Abbasiler, Mısır'a gelirken, onu, yanlarında getirdiler. Yavuz Sultan Selim, Mısır'ı alıp Halife olduğu zaman Mısırdaki "Mübarek Emanetler" arasında bu mübarek Hırka da, İstanbula getirildi.
İstanbulda Topkapı Hırka-ı Seadet Dairesinde herkes tarafından ziyaret olunan bu mübarek Hırka: 1,24 santim boyunda, geniş kollu siyah yünlü kumaştan yapılmıştır.
Hırkanın içi, kaba dokunmuş krem renk yünlü kumaş kaplıdır. Önünde sağ tarafından 0,23x0,30 eb'adında bir parçası noksandır. Sağ kolunda da, eksiklik vardır. Hırka, yer yer haraptır.
Müteaddid bohçalara sarılmış olarak 0,57x0,45x0,21 ebadında üstten açılır kapaklı altın bir çekmece içindedir. Hırka-i Seadetin, bu ebadda Sultan Murad III. Tarafından yaptırılmış olan altın bir mahfazası da; mevcuddur. Bu mahfaza, sanat itibarile fevkal'ade olup ayrıca zümrüdlerle de bezenmiştir
Peygamberimizin, üzerinde yatıp uyuduğu döşeğin, yatağın yüzü, deridendi. İçi, hurma lifi doldurulmuştu. Kendisi de, Zevcesi de, onun üzerinde yatardı. Başının altına koyduğu yastığının da, yüzü deriden olup içi, hurma lifi doldurulmuştu.
Hz. Aişe validemiz anmlatır: "Yanıma, Ensar kabilesinden bir kadın geldi. Resul aleyhisselamın döşeğini görünce, gidip içi yün doldurulmuş bir yatak gönderdi.
Resul aleyhisselam, yanıma gelip "Nedir bu?" diye sordu. "Ya Resulallah! Ensardan filanca kadın, yanıma gelmişti. Döşeğini görünce, gidip bunu, sana gönderdi." dedim. "Bunu, hemen ona geri çevir!" buyurdu.
Fakat, ben, geri çevirmedim. Onun, evimde bulunması, hoşuma gitmişti. Resul aleyhisselam, bu sözünü, üç kere tekrarladı. Sonunda "Vallahi, ey Aişe! İsteseydim, Allah, altın ve gümüş dağlarını benim yanımda yürütürdü!" buyurdu. Peygamber aleyhisselamın minderi de, iki Abadan ibaretti.
Bir gece, yanıma geldiği zaman, bu Abayı katlayıp daraltmış idim. Onun üzerinde uyudu. Sonra "Ey Aişe! Bu geceki döşeğim, ne için her zamanki gibi değildi?" diye sordu. "Ya Resulallah! Onu, senin için katlayıp daralttım." dedim. "Sen, onu, eski haline çevir!" buyurdu.
Yine Hz. Aişe anlatır: "Kureyşilere, Mekkede serir üzerinde uyumaktan daha hoş bir şey yoktu. Resul aleyhisselam, Medine'ye geldiği ve Ebu Eyyub'un evine indiği zaman, ona "Ey Ebu Eyyub! Sizin bir seririniz yok mu?" diye sordu. Ebu Eyyub da "Yok vallahi" dedi.
Ensardan Sa'd bin Zürare, bunu, haber alınca, Resulullaha, direkleri saç ağacından yapılmış, üzeri keten lifle dokunmuş hasırla kaplı bir serir gönderdi.
Resulullah, evine taşınıncaya kadar, onun üzerinde uyumuştu. Vefatına kadar da, onun üzerinde uyudu."
Resulullah aleyhisselam, yıkanıp kefenlendiği zaman, bu Serir'in üzerine konularak cenaze namazı da, kendisi bu Serir üzerinde bulunduğu halde, kılınmıştı. Halk, ölülerini taşımak üzre, onu, bizden isterler ve onunla teberrük ederlerdi. Ebu Bekir'in Ömer'in cenazesi de, onun üzerinde taşınmıştı."
Hz. Aişe der ki "Resul aleyhisselamın bir Hasır'ı vardı ki, geceleyin onun üzerinde namaz kılar, gündüzün de, serip üzerinde halk ile otururdu."
Peygamber efendimizin, bir arşın boyunda veya biraz daha uzun bir Mıhcen'i vardı.
Mıhcen, ucu eğri değneğe denir. Hacerülesved'i, uzaktan onunla işaret ederek İstilam ederdi.
Deveye bindiği zaman, onu, önüne asardı. Efendimizin, Urcun diye anılan bir de Mıhsarra'sı vardı. Peygamberimiz, Bakiülgarkad'a giderken, onu, yanında bulundurur, ona dayanır otururken, onu, elinde evirir çevirirdi.
Peygamberimizin, elinde bu Mıhsarrası bulunduğu halde, hutbe irad buyurduğu da, olurdu. dağ ağaçlarından kesilmiş, Memşuk adıyla anılan bir de, Kadib'i Değneği vardı.
Hz. Osman, Peygamberimizin Kadib'i, elinde bulunduğu ve Minberde hutbe irad ettiği sırada, Cahcah bin Said veya Cahcah bin Kays, varıp Hz. Osman'ın elinden Kadib'i alır ve dizine dayayarak büker, kırar. Halk, Cahcah'a bağırırlar. Hz. Osman, Minberden iner ve evine girer.
Bunun üzerine, yüce Allah, Cahcah'ın eline veya dizine Ekile (kaşıntı) hastalığı verir. Cahcah, Hz. Osman'ın şehadetinden sonra bir yıla varmadan, kaşına kaşına ölür.
Peygamberimiz; yanında tarak, ayna, misvak, gülyağı, sürme makası bulunduğu halde, sefere çıkar seferde ve hazerde bunları, yanından ayırmazdı.
Hz. Aişe "Gazalar için Resul aleyhisselamın gülyağını, tarağını, aynasını, iki Makas'ını, Sürmedanlığını ve Misvak'ini hazırlardım." buyurdu.
Peygamberimiz, her gün, sakalını iki kere tarardı.
Enes bin Malik "Resul aleyhissleam, sık sık, başının saçına gülyağı sürer, sakalını, su ile tarardı." diyor.