KardeLen

KardeLen

Üye
19.09.2007
Çavuş
1.131
Hakkında

  • Kolon kanserine deve dikeni sütü
    "Kolon kanserlerine gelince, kolon kanseri yapan nedir? Bir kere kabızlık en önemli faktör. Onun için bağırsaklarımızı muhakka yumuşak tutalım. Kırmızı etten kaçalım. Mesela dandelion denilen bir bir madde vardır. Türkiye'de henüz yok . Sonra taysıl dediğimiz deve dikeninin sütünden elde edilen bir madde vardır ki aşağı yukarı 30-40 yıldır Alman tıbbında 3-4 bin senedir dünya tıbbında vardır karaciğer kanserini korur. Kolon kanseri riski olanların günde bir gram calsium 100 mg aspirin alması lazım. Hasta olanların ise yoğurt yemesi lazım sürekli olarak."

    Sucuk, salam ve sosisten sakının
    "Beyaz un, beyaz şeker, konserve, sucuk, salam, sosis, hazır meyve suları, margarin; bunlar genellikle kanserojen maddelerdir. Soya yağı ve keten tohumu meme kanseri olan ve sektörleri pozitif olan hastalara vermeyin. Ancak soya yağı, soya sütü, keten tohumu çocuğumuz küçük ve kansere meyili varsa o zaman korur. Bakın ne kadar çelişkili."

    Kanser olan süt içmesin
    "Büyüme hormonu sütle de vücuda geçiyor. Bu sütü çocuklar için söylemiyorum kanserli hastalara verdiğimiz zaman kanserde insülin seviyesini yani kanserojen maddeyi de yükseltiyor. Kanser hastaları neler yapmalı? Bir kere kilo almamalılar. Spor yapmalılar. Yağlı gıdalardan kaçmalılar. Hormonlu gıdalar almalılar. Doğum kontrol hapı da almalılar."

    Doğum kontrol hapına dikkat!
    "Kadınlar eğer memesinde fibrokist, ailesinde kanser varsa menopoza girdiği zaman kesinlikle hormon almamalı ve muhakkak çok sık meme kontrolleri yaptırmalı. Doğum kontrol hapını bir seneden fazla kullanmayın. Bir sene dinlenin. Çünkü over (yumurtalık) kanserini korur meme kanserini artırır."

    Yoğurdu evinizde yapın, keçi peyniri yiyin. Cevizi de unutmayın!
    "Yoğurdun üzerindeki yeşil su mideye zararlıdır. Brokoli, karnabahar, lahana, kırmızı lahana, kıvırcık salata, semiz otu, kırmızı turp salatası, kereviz, yeşil kabak ama bunlar mevsiminde yiyeceksiniz, turfanda değil... Ayrıca bunlar kemoterapi esnasında yenmeli. En makbul gıda, en ucuz gıdadır. Şimdi soğan ve sarımsağa gelelim. Ceviz çok faydalı, günde 4-5 acıbadem yenmeli. Kavrulmamış kayısı çekirdeğini 5 taneden fazla yemeyin, içinde bir madde vardır 15 tane yerseniz diger tarafa gidersiniz. 3 kara üzüm, kara erik, kara kayısı ama tazesini yiyeceksiniz. Kışın ise güneşte kurumuş gül kurusu makbuldur. Yoğurdu evde yapacaksınız. Katkısız olacak. Probiyotikten yapın ve soğuk sütün içine atın. Keçi peyniri ve çökelek de çok faydalıdır, özellikle karaciğer kanserine...

    Süte bir bardak limon dökün, kesilsin ve içinde kalan peynirimsi kısmı dökün, suyunudan bardak bardak için... Şile Ağva ve Kilyos'ta kendiniz toplayın böğürtlenleri. Kendisini yerseniz elledit asit var böğürtlenin hem yaprağında hem meyvesinde, hem kökünde. Ama meyvesi bir ay sürdüğü için yaprağını veriyoruz. Böğürtleni bu mevsimde yani simdi alın toplayın, bunun şurubunu yapın. Çorba kaşığıyla, kolon kanserine büyük şifadır.

    Kırmızı et olarak kuzu yiyin
    "Genelilkle beyaz eti tavsiye ediyoruz. Balık tavuk hindi ve arkasından haftada bir kez kırmızı et veriyoruz. Ama lütfen kırmızı ette kuzu etini tercih ediniz. Çünkü genellikle zavallı kuzular hiçbir şekilde zehirlenmemiştir. Niye kırmızı et zararlı diyoruz. bakın hayvanlar genellikle otluyorlar. Etraftan inteksit (zehirlenmiş) dediğimiz otları yiyorlar o da doğrudan doğruya adalesine gidiyor Ayrıca biz bunlara growth factors yani büyüme hormonu veriyoruz. Bir de kırmızı etin öz yapısında kansorejen madde var. Zavallı kuzunun daha otlamadan gırtlağını kesiyoruz. Ne hormon veriyoruz ne bir şey"

    Kız çocuklarınıza asla turfanda yedirmeyin
    "20 yaşına kadar bu diyet yapılırsa yüzde 60 kurtulur. 20 yaşından sonra ise yüzde 20 korur. En çok kadınlarda görülen meme kanseri; kız çocuklarını hormonal beslenmelerden uzak tutmak lazım. Tüm gıdalarımızda hormon var. 15 Eylül?den 1 Ekim?e kadar domatesinizi salçanızı yapın. Sakın turfanda yemeyin. Karnabahar varken brokoli yemeyin. Brüksel lahanası değil, oturun 400 liralık lahana yiyin. Lahana brokoli semizotu karnabahar meme kanserinin en büyük düşmanları. 12 yaşında erken bluğ, meme kanseri için çok önemli bir potansiyeldir, meme kanserini arttırır. Haftada 3 kez yada daha fazla fast-food yiyen gençlerde beyin kanseri enf kanseri ve kan kanseri 3 kat fazladır. Haftada 1 kere yesinler.

    En faydalısı kanola yağı
    "Fındık yağı, kanola yağı, zeytin yağını tavsiye ediyorum. Kanola yağı dünyada çok yaygın Türkiye'ye de yeni girdi ve en ucuz en kaliteli bitki yağıdır. Kanola ve zeytin yağı, keten tohumu ve soya yağı vermeliyiz çocuklara. Kadınlara kansere yakalanmadan önce vermeliyiz ama kadın kansere yakalandıysa bunları vermeyiniz çünkü kanseri azdırır. İlk başta korur sonra azdırır. Kemoterapide trombosit düşürdüğü iddia edilir. Isırgan yaprağı ısırgan kökünün çayı prostat kanserine faydalıdır Yeşil çay prostat, meme, kolon ve mide kanserlerine karşı korur ancak iki kupa içeceksiniz. Şöyle birleştiriyorum hastalarıma; bir yeşil çay iki böğürtlen yaprağı üç limon kabuğu dört ısırgan yaprağını karıştırın."
    ALINTIDIR
#29.09.2007 07:09 0 0 0
  • Ramazan'da diyet olmaz
    Hemen belirtelim: Ramazanı yemek ya da yememek üzerine değil, beden ve ruhunuzu terbiye etmek üzere kurgulamalısınız. Orucu sadece bedensel değil, ruhsal bir temizlenmenin ve beslenmenin fırsatı yapmalısınız.

    Ramazan'ın bir yıl boyunca tükettiğiniz tonlarca yiyeceğin kalıntılarının (ağır metaller, antibiyotik ve hormon artıkları) ve yüklendiğiniz ruhsal ağırlıkların temizlenebilmesi için sunulmuş bir fırsat olduğunu unutmamalısınız.

    Nasıl beslenmeli

    Ramazan süresince hafif, hazmı kolay, yapısı basit, atık maddesi az ve yapay katkılar içermeyen, doğal besinler tüketmeye gayret etmelisiniz. Daha çok sebze, meyve, bakliyat ve tam tahıl tüketmeli, zeytinyağlı yemeklere öncelik vermelisiniz. Hazır besinleri, dondurulmuş gıdaları, doymuş yağ ve protein bombası hayvansal ürünleri (sucuk, pastırma, sosis, et kavurma) azaltmalısınız. Ramazan ayını hücre ve dokularınız için tam bir dinlenme, nefes alıp temizleme süreci yapmalısınız. Daha çok ve daha farklı şeyler yerine daha az, doğal ve hafif besinler tüketmenin yollarını aramalısınız.

    Ramazan süresince sadece yiyip içeceklerinize dikkat etmeniz yetmez. Bu bir aylık süreci aynı zamanda bir ruhsal beslenme ve arınma dönemi gibi planlamalısınız.

    İç dünyanızı temizlemeli, küskünlük, kızgınlık ve düşmanlıkları yok etmelisiniz, ruhsal yükünüzü hafifletip duygusal açlığınızı gidermeli, ruhunuzu daha güzel daha keyifli ve huzurlu duygularla süslemelisiniz. Bunun için aile büyüklerinizin kabirlerini ziyaret edebilir, akrabalarınızı arayıp hatırlarını sorabilir, fakirlere, kimsesizlere, hasta ve yaşlılara yardım edebilirsiniz. İnanç dünyanızı daha da genişletebilir, yüreğinizi 'var olmanın dayanılmaz hafifliği' ile tıka basa doldurabilirsiniz.

    Bir kez daha hatırlatalım: Ramazan ayı kilo verme, diyet yapma, zayıflama ayı değildir! Bu güzel ay, sahip olmanın değil, kendiniz olmanın, şükredip inanmanın, huzurun, sevginin, saygının, paylaşmanın çoğaltıldığı bir zamandır.
    Bunları unutmayın

    Sahur ve iftarda yağlıdan, hamur işlerinden kaçının

    Sahura mutlaka kalkmalısınız. Bu sayede aç kalacağınız süre azalacağından metabolizmanız daha iyi ve düzenli işleyecektir.

    Sahur ve iftarda hafif, hazmı kolay ve az yağlı yemekler tüketmelisiniz. Yemekleri yavaş yavaş ve çok iyi çiğneyerek yemelisiniz.

    Uzun süre boş kalan midenize birden yüklenmemeli, iftara çorba ile başlamalısınız. Sonra hafif bir salata veya zeytinyağlı ile devam edip daha sonra ana yemeğe geçmek daha doğru olacaktır.

    Kızartılmış ve çok yağlı yiyeceklerden, özellikle hamur işleri ve hamur tatlılarından kaçınmalısınız.

    Yemek pişirirken katı yağlardan kaçınmalı ve kırmızı eti mümkün olduğunca az, sulu sebze yemekleri halinde tüketmelisiniz.

    Ramazanda tatlı ihtiyacınızı taze ve kuru meyveler, sütlü tatlılar ve kompostolar ile karşılanmaya çalışmalısınız.

    Kalorisi yüksek yiyeceklerden uzaklaşmalısınız.

    Gün boyunca su içilemediği için, iftardan sonra yatana kadar ve sahurda bol bol su içmelisiniz. Geleneksel çay, yeşil çay veya bitki çaylarından da tüketebilirsiniz.

    Öğünlerde sebze yemeklerini veya zeytinyağlıları eksik etmemeli, etleri ızgara, haşlanmış ya da fırında pişirmelisiniz.

    Kahve tüketimini azaltmalı, kahve yerine bitkisel çaylardan yararlanmalısınız.

    ALINTIDIR
#29.09.2007 07:05 0 0 0
  • Ramazan süresince ağrı kesicilerin ve aspirin kullanımının özen istediğini, bilinçsiz ilaç alımının mide delinmeleri ve kanamalara yol açabileceğini belirten Kul, "Zaten mide için oldukça zararlı olan ağrı kesici ve aspirinlerin doktor önerisi olmadan kullanımı, oruç sırasında tehlikeli kanama ve mide delinmelerine sebep olabilir. Doktorun çok önermediği ancak kan sulandırıcı etkisinden yararlanmak için kişinin kendi başına kullandığı aspirinlerle ortaya çıkan kanamalarla Ramazan'da daha fazla karşılaşıyoruz." dedi.

    Midedeki asit ve gıdaların yemek borusuna geri gelmesi, burada tahrişe ve kişide göğüs arkasında yanma gibi şikayetlere yol açması şeklinde tanımlanan reflü hastalığıyla da ramazanda sıkça karşılaştıklarını ifade eden Dr. Kul, "Normal zamanlarda da toplumda sık olarak gözlenen bu durum, ramazan ayında artmaktadır. Bu hastalığın en önemli sebebi, uzun süren açlık sonrası dikkatsizce yüksek kalorili ve fazla miktarda yemektir. Ayrıca sahurdan sonra hemen yatılması da zararlıdır. Yatar pozisyonda yiyeceklerin mideden yemek borusuna geri gelmesi kolaylaşmaktadır." şeklinde konuştu.

    Kemal Kul, iftarda yüksek kalorili ve yağlı yiyeceklerden kaçınmanın reflü ihtimalini azaltacağını dile getirerek şunları söyledi: "İftarda az miktarda yemek yenmeli. Aradan 3 saat geçtikten sonra küçük bir öğün eklenmeli. Böylece mide aşırı doldurulmamış olur. Sahurda da hafif yiyecekler tercih edilmeli. Ayrıca yedikten sonra hemen yatmamak, gece reflülerini engelleyecektir."
    ALINTIDIR
#29.09.2007 07:02 0 0 0
  • Ahir zaman hadisleri• İnsanların başına bir zaman gelecek ki, onlardan faiz yemeyen kalmayacak, yemese bile tozu onlara bulaşacaktır.

    • Birçok kişi, az bir dünyalık karşılığında dinini feda edecek.


    • Kazanç, belirli kişiler arasında dolaşacak, dar gelirliler açlık ve sıkıntıya düşecek.


    • Kabirler süslenecek ve Kur'an, kazanç getiren bir meta hâline gelecek...


    • Fitne her eve girecek ve tecrübesiz gençler başa geçecekler.


    • Kur'an'dan bir resim, İslâm'dan bir isim, Müslüman'dan bir cisim kalacak.


    • Üç şey çok kıymetlenecek; Helâl para, kendisiyle amel edilen sünnet ve candan bir dost.


    • Ecnebiler çoğalacak ve müslümanlara galebe edecekler.


    • Sonradan gelen nesiller, önceden gelenlere sövüp sayacaklar.


    • Mihnet, belâ, musibet artacak, rahat ve huzur kalmayacak, kimse eliyle bunları önleyemeyecek.


    • Bir Müslüman, koyundan daha âciz olacak, hor ve hakîr görülecek.


    • İlim azalacak, cehalet, anarşi ve cinayetler artacak, adam öldürmek, hafif bir suç sayılacak.


    • Hilesiz iş yapılamayacak, tacirler ve yazarlar artacak kalem bollaşacak.


    • Kişi, elbisesini sakındığı kadar dinini sakınmayacak ve fakirler de namaz kılmayacak.


    • Akrabalık bağlan kopacak ve selâm, sadece tanıdık olanlara verilecek.


    • Zenginler ticaret için, hafızlar riya ve gösteriş için hacca gidecekler.


    • Büyükleri merhametsiz, küçükleri hürmetsiz olacak çocukları terbiye, köpekleri terbiyeden daha zor olacak.


    • İnsanlar, kötülüklerden birbirlerini sakındırmayacaklar ve iyiliği emretmeyecekler.


    • Minareler çoğalacak, camiler süslenip ziynetlenecek (kilise ve havralar gibi) ve içlerinden yüksek sesler gelecek.


    • Hâinlere emin, emin olanlara hâin denilecek ve "şurada emin bir insan vardır" denilecek kadar emin insan sayısı azalacak.


    • Kişiye, şerrinden korkulduğu için ikramda bulunulacak. Görünüşte dost fakat esasında düşman insan sayısı artacak, sözler hep yalan ve birbirine muhalif olacak, amir ve memur çok, doğru iş yapan az olacak.


    • Yıldızlar (fal) doğrulanacak ve kader yalanlanacak.


    • Allahü Teâlâ (C.C.) apaçık inkâr edilecek.


    • Âlicenaplık, izzet-ikram ve cömertlik duyguları kaybolacak ve haklar para karşılığında satılır hâle gelecek.


    • Cemaatin inancı zayıf, ibadeti taklit olacak, hafızlar çok, ama âlim bulunmayacak.


    • Zenginlere itibar edilecek, cimrilik artacak, zekât ağır bir borç olarak kabul edilecek.


    • Âlimler, para ve dünyalık karşılığında ilim öğretecek, âhiret ameli ile dünyalık talep edecekler.


    • Dinden gayrı hususlar için öğrenim yapılacak.


    • Erkekler kendilerini kadınlara, kadınlar da erkeklere benzetecekler.


    • Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla münasebetsiz alâkalar kuracak.


    • Her tarafta şarkıcı ve çalgıcı kadınlar zuhur edecek.


    • Söz kadınlarda olacak ve zina yaygınlaşacak.


    • Kadınlar, saçları deve hörgücü gibi, sokaklarda dolaşacaklar.


    • Haram işlemeyi kolaylaştıran imkânlar artacak, gençler günah işlemeye ve kötülük yapmaya çok meyledecekler.


    • İmanı kalpte tutmak, kor ateşi elde tutmak kadar zor olacak, kişi gece mü'min yatacak, sabah kâfir olarak kalkacak veya bunun tersi olacak.


    • Dünya işlerine dalınıp âhiret unutulacak, Allah'ın kitabıyla hükmetmek, ayıp sayılacak.


    • Büyük ve gösterişli binalar yapılacak ve bunlardan dolayı sokaklar daralacak.


    • Yırtıcı hayvanların derileri tabaklanarak çeşitli giyim eşyası yapılacak. (Kürk, manto ve benzeri...)


    • Sabah giyilen elbise başka, akşam giyilen elbise başka olacak. Önünüze yemeklerden birisi gelip diğeri gidecek ve Kabe'nin örtüldüğü gibi, evlerinizin duvarları halılarla süslenecek.


    • Ümmetimin erkekleri şişmanlayacak ve semizleşecekler.


    • Dedikodu, yaygın bir hâl alacak.


    • Herkes "kazanamadığından ve geçinemediğinden" şikâyetçi olacak.


    • Yalancı şahitlik ve boşanmalar artacak, ani ölümler sık görülecek.


    • Mal çoğalıp sel gibi akacak, mal sahibi malına tapacak ve tüccarların çoğu hilekâr olacak.

    • Kişi, karısına itaat edip anasına âsi olacak ve arkadaşına yaklaşıp babasından uzaklaşacak.


    • Gönüller birbirini sevmez olacak, dinde ve dünyalık işlerde muhtelif görüşler belirecek, kardeşler bile dinde ve mezhebde ihtilâf edecekler.


    • İmar edilen şeyler harap edilecek, harap olanlar ise imar edilecek.


    • Fâsıklar başa geçecek ve konuşmasını bilmeyenler halka hitab edecekler.


    • Arap arazisinin çölleri, nehirlere ve yeşilliklere kavuşacak.


    • Köylüler şehirlere akın edecek ve ne idüğü belirsiz deve çobanları, bina yaptırmakta birbirleriyle yarışacaklar.


    • Faize alış-veriş, rüşvete hediye denecek, tefecilik artacak, helal-haram unutulacak, para gelsin de nerden gelirse gelsin denilecek.



    • Zaman kısalacak. Bir sene bir ay gibi, bir ay bir hafta gibi, bir hafta bir gün gibi geçecek, bir günün geçmesi ise bir yaprağın yanması kadar çabuklaşacak, hiçbir şeyde bereket kalmayacak.



    KAYNAKLAR:

    1- Riyâzüs-Salihîn, İmam Nevevi, Terc: Mehmed Emre.

    2- Tezkiret-ül-Kurtubî, imam Şaranî.

    3- Kıyamet Alâmetleri Râmuz el-

    Ehadis'ten Dersler, ist. 1983

    4- Kitab ül-Keşf, Celâleddin-i Suyutî, El yazma eser Süleymaniye Kütüphanesi.

    5- Kıyamet Alâmetleri, Muhammet! el-Hüseyni, Terc: Naim Erdoğan.

    ALINTIDIR
#28.09.2007 14:26 0 0 0
  • Eğer siz, Allah ve Resulü'nün sizi sevmesini istiyorsanız, size verilen emaneti yerine veriniz. Söylediğiniz vakit doğru söyleyiniz, komşularınız ile güzel komşuluk yapınız."
    (Mehmed Zahid Kotku, Hadislerle Nasihatlar, Cilt 1, s.278; Taberani'den)
    "Kıyamet günü Allah Katında mahlukların en sevimsizleri yalancılar, kibirliler ve kardeşlerine karşı sinelerinde amansız kin besleyenler olacak ..."
    (İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3. Cilt, s.355)
    "Kıyamet günü Allah kullarının en sefillerinin şunlara bu sözle, bunlara da şu sözle gelen ikiyüzlü kişilerin olduğunu göreceksiniz."
    (İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3. Cilt, s.355; Buhari ve Müslim'den)
    "Arkadaşına söylediğin bir sözde o seni tasdik ederken senin ona yalan söylemen büyük bir hıyanettir."
    (İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3. Cilt, s.299)
    "Kul yalan söyleye söyleye ve yalanı araya araya Allah Katında pek yalancı yazılır."
    (İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3. Cilt, s.299)
    "Yalan rızkı eksiltir."
    (İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3. Cilt, s.300)
    "Allah adına and içen kişi yeminine sivri sinek kanadı kadar (ufak bir) yalan katarsa bu yalan kıyamet gününe değin kalbinde bir leke olarak kalır."
    (İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3. Cilt, s.300; Tirmizi ve Hakim'den)
    "Sana Allah korkusunu, doğru sözlülüğü, emaneti yerine getirmeyi, ahde vefayı, yemek yedirmeyi ve mütevazi davranmayı, bol bol selam vermeyi tavsiye ederim."
    (İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3. Cilt, s.304; Ebu Nuaym, el-Hılye'de tahriç etmiştir)
    "Allah'ım gönlümü nifaktan, fercimi zinadan, dilimi de yalandan temizle."
    (İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3. Cilt, s.301; el-Hatib, et-Tarih'te tahriç etmiştir)
    "Yalan olduğunu bile bile bana bir söz isnadında bulunan yalancılardan biridir." 9
    (İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3. Cilt, s.303; Müslim'den)
    "Siz doğruluğa devam ediniz, çünkü doğruluk muhakkak sahibini hayırlara eriştirir. İyilikler de cennete hidayet eder, götürür. Doğruluğa devam ettikçe ve doğruyu aradıkça Allah Teala'nın indinde sıddik olarak yazılır. Yalandan sakınınız, muhakkak yalan insanı fücura götürür, fücur ise ateşe yani cehenneme götürür, kul yalana devam ettikçe ve yalanı aradıkça indi İlahi'de yalancı yazılır."
    (Mehmed Zahid Kotku, Hadislerle Nasihatlar, Cilt 1, s.279; Buhari ve Müslim'den)
    "Bir adam Resulullah (sav)'a "Cennet ameli nedir?" dedi. Cenab-ı Peygamber de "sıdkdır, doğruluktur, doğru söz söylemektir. Zira kul doğru söz söyleyince iyilik yapar, lütuf ve ihsanda bulunur, böyle lütuf ve ihsanda bulununca Allah Teala da iman nasip edip Allah'ı tasdik eder ve O'ndan korkup- iyi ameller ve ibadetler yapıp, günahlardan da kaçar, böylece iman sahibi olunca da cennete girer." Yine o zat: "Cehennem ameli nedir?" diye sordu, Cenab-ı Peygamber de: "yalandır, yalan söylemektir. Kul yalan söyleyince fasık olur, facir olur, haram ve maasi (günah) işler. Facir (günahkar), fasık olunca nimet-i İlahiyeyi (Allah'ın nimetini) göremez, tuğyan (bozgunculuk) eder, küfran-i nimet (nimeti inkar) eder. Küfran-i nimet edince de cehenneme girer."
    (Mehmed Zahid Kotku, Hadislerle Nasihatlar, Cilt 1, Seha Neşriyat, İstanbul 1984, s.281)
    "Münafığın alameti üçtür: Konuştuğu vakit yalan söyler; vadettiğinde hulf eder (sözünden döner), emanet edilen şeye hıyanet eder."
    (Mehmed Zahid Kotku, Hadislerle Nasihatlar, Cilt 1, s.14)
    "Yalanda hayır yoktur."
    (Kütüb-i Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, 14. cilt, s.554)
    "Müslümanda hainlik ve yalan bulunamaz."
    (İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3. Cilt, s.303; İbn Ebi Şeybe, el-Musannaf'ta tahriç edilmiştir
    ALINTIDIR
#28.09.2007 14:23 0 0 0
  • Eğer suyunuz tükenirse, size temiz suyu kim getirecek?"

    Yazının başlığı, Mülk suresinin son ayetinden. Ayetin tamamı şöyle: "Sor onlara: Hiç düşündünüz mü; eğer suyunuz tükenirse, size temiz suyu kim getirecek?" (67:30)


    Mülk suresinin önemine ve sık okunmasına dikkat çeken rivayetlerin tümü, "surenin anlamına" dönük olarak anlaşılmalıdır. Surenin önemi muhtevasından kaynaklanmaktadır. Ve bu muhteva içinde, böylesine mucizevi bir ihbar da yer alır. Öyle bir ihbar ki, 1400 yıl öncesinden muhtemel bir felaketi önceden ima ve ihsas ediyor:

    "Eğer suyunuz tükenirse, size temiz suyu kim getirecek?"

    Sahi, kim getirecek?

    Soruyu soran vahiy, cevabı "Rahman olan Allah" biçiminde vermemizi istiyor. Neden Rahman? Zira su, onun sonsuz rahmetinin bir tecellisi. Onun sınırsız merhamet ve şefkatini temsil ediyor.

    Daha düne kadar yağmurun adı işte bunun için "rahmet" idi. Sanki bizler yağmura rahmet dedikçe, yağmur da bizim için hep rahmet oldu. Yağmura rahmet demek, zımni bir duaydı sanki. Ne zaman ki yağmura "rahmet" diyen tasavvur gitti, yağmur yağdıysa zahmet oldu, yağmadıysa felaket oldu.

    O soru orada duruyor: "Eğer suyunuz tükenirse, size temiz suyu kim getirecek?" Cevabımızın "O sonsuz merhamet sahibi" olmasını istiyor sorunun sahibi?

    Su, işte bunun için azizdir. Zira "el-Aziz" olanın bir ikramıdır. Hayatı suya, suyu hayata o bağladı. İşte bunun için su verene "su gibi aziz ol" derler. Su, aziz diye sıfatlandırılır; zira her yerde bulunduğu halde değerinden hiçbir şey kaybetmez. Bu bağlamda Allah'ın El-Aziz olmasının manasını da varın siz düşünün.

    "Nezzelna"nın anlamı "biz indirdik" demektir. Bu ibare, aynen hem vahyin indirilişi hem de suyun indirilişi için kullanılır. Vahiy mucizedir, su da öyle. Vahiy hayattır, su da öyle. Vahiy canlıdır, su da öyle. Şu var ki, vahiy çölleşmiş yüreklere hayat verirken su ölü toprağa hayat verir.

    Suyun mucize, suyun hayat, suyun canlı olduğuna inanmayanlar için su molekülü, iki hidrojen bir oksijen atomundan oluşmuş bir kimyasal bileşiktir. Onlar için su H2O'dur. Sadece kimyasal bir formül.

    "Hidrojen orda istemediğiniz kadar, oksijen de? Hadi ne duruyorsunuz, müminlerin gözüne soktuğunuz ne idüğü malum gelişmişliğinizle siz de yapıverin" deseniz, gözünüze bön bön bakmaktan başka yapacakları bir şey yoktur.

    Suyun ilahi bir ikram olduğuna inanmazlar ki, suyun mucize olduğunu bilsinler. Suyun tıpkı ayet gibi "inzal edilmiş" olduğuna inanmazlar ki, onu okumayı kabul etsinler.

    Bunu anlamayan, "Irmağın kenarında abdest alıyor olsan da suyu israf etme" diyen İslam'ın asil çocuklarını da anlamazlar. "Su ortaktır" diyen Peygamber'i de anlamazlar. Sahipsiz bir deveyi önce susuz bırakan, Allah'ın elçisi o devenin su içme hakkını savunduğu için ona hakaret eden ve deveyi de işkenceyle öldüren Semud uygarlığının, bu yüzden helak edildiğini de anlamazlar.

    Bu yüzden onlara duayı anlatmak, deveye hendek atlatmaktan daha zordur.

    İlginç bir benzerlik; Mekke müşriklerinin de hayatlarında dua yoktu. Bir farkla ki onlar yağmuru Allah'ın yağdırdığına inanıyorlar, fakat onu uzak ve dünyaya karışmaz tanrı olarak tasavvur ediyorlardı.

    Bunların hayatında da dua yok. Dua yok ama envai çeşit icad edilmiş seküler kutsallık var. Burç var, uğur var, uğursuzluk var, 13 rakamı var, yoğa var, transandantal meditasyon var, papaza okunma var, dilek var, Bayan Mataji'nin ayaklarını yıkama var, Anıtkabir'den istek isteme var, ölülerden medet umma var

    Bunlar hurafe olmuyor, yağmur duası hurafe oluyor.

    Size bir şey diyeyim mi: 'Yüreksel' kuraklık, küresel kuraklıktan bin kat daha beter. Topraklarımızdaki çölleşme ne ki? Asıl çölleşme bazılarının yüreklerinde. İnkâr her çağda ve her zamanda oldu, olacak. Ancak inkâr, adı üstünde inkâr olduğu için inkâra davet edilmez. Çünkü inkar "yok" ile özdeştir ve yoka davet olmaz. Fakat bizdeki inkârcı güruh yoka davetle de yetinmeyip, varı yok etmeye çalışıyor. Galiba başımıza gelen en büyük felaket de bu.

    İlahi kelam öyle diyor: "De ki: Duanız olmasaydı, Rabbim size ne diye değer verecekti ki?"

    Neymiş? Dua bir değer meselesiymiş? Değer düşmanlarından, duanın değerini anlamalarını nasıl bekleyelim?
#28.09.2007 14:21 0 0 0
  • YILLAR önceydi. Gece yarısına yakın bir vakitte eve döndüğümde, o zaman iki yaşlarında olan kızımı, "Yoot, yoot" diye evde dolanıp dururken buldum.
    Yoğurt istiyordu, ama anlaşılan, evde kalmamıştı. Gerçi arayacak olduktan sonra açık bir dükkân bulmak çok zor değildi, fakat gecenin o saatinde kim uğraşacak? Nihayet küçük bir çocuğun önemsiz bir arzusu; az sonra yatar uyur, sabah kalktığında da unutur...
    Çok geçmeden kapının zili çaldı. Açtığımızda, amcası bir naylon torba dolusu yoğurtla karşımızda duruyordu. İşyerinde biriken yoğurtları toplamış, eve dönerken bize uğrayıp bırakacak olmuş. Halbuki daha önce böyle birşey yapmazdı, o günden sonra da yapmadı. Sadece o gece, o saatte bize yoğurt getirdi.
    Herbirimiz hafızamızı şöyle bir yoklayacak olsak, buna benzer vak'alar hatırlayabiliriz. Gerçekte, nice "önemsiz" arzu ve duaların hergün, her an ehemmiyetle cevap bulduğuna dair nice olaylara tanık oluruz da, ülfet perdesine sarıp bir kenara atar ve geçip gideriz.
    Dua ve cevap, hayatın hayat kadar kesin bir gerçeğidir. Şu yağmurlu günlerin birinde, şemsiyeyi bir tarafa atarak öylece çıkın yağmurun altına. Sonra kendinizi, kurumuş ağaçların, susamış çiçeklerin, filiz verip Rabbinin nakışlarını göstermek için can atan tohumların, Rabbinin emriyle dağları ve ovaları dolaşarak muhtaçlara ulaşmak için dolup coşmayı bekleyen derelerin, sararmış otlar arasında rızkını arayan kuşların ve böceklerin yerine koyun. Ve üzerinize düşen herbir yağmur damlasının lezzetini onlarla beraber hissetmeye çalışın. Yağmurun nasıl bir duaya nasıl bir cevap teşkil ettiğini o zaman anlarsınız.
    Güneşin doğuşunu da seher vakti ağaçları cıvıl cıvıl tesbihatlarıyla dolduran kuşlarla, soğuk kovanın içinde büzüşen balarılarıyla, karanlığın çöküşünden sonra boynunu büküp kalmış günebakanla, kefenine bürünüp haşir müjdesini bekleyen yeryüzüyle beraber seyredin. Hergün, her an, güneş ışığının herbir foton partikülüyle dualara nasıl cevap yetiştirildiğini o zaman hissedersiniz.
    Bir hastalıktan şifa bulduğunuzda, büyüklü küçüklü binlerce hastalığa müptelâ insanların ve hayvanların hepsinin birden şifâsını da kendi sevincinize ekleyin. Görünmeyen bir Şifa Vericinin duaları cevaplandırırken yeryüzüne yağmur gibi, güneş ışığı gibi her an nasıl şifa yağdırdığını o zaman hayal edebilirsiniz.
    Acze düştüğünüzde, henüz dünyaya gözünü açmış insan ve hayvan yavrularının hepsiyle birden paylaşmaya çalışın aczinizi—doğar doğmaz annesiyle koklaşıp eliyle koymuş gibi memesini bulup yapışan fok yavrusuyla, yuvasında açlıktan bağrışıp duran kuş yavrularıyla, anneciğinin sıcak kesesinden dünyayı seyreden kanguru yavrusuyla, canavar anasının ağzından lokmasını alan aslan yavrusuyla... Ve, babasının mühimsemediği arzusuna Rabbinden cevap alarak yoğurduna kavuşan kız çocuğuyla!
    O zaman anlarsınız koca dünyanın bütün zerreleriyle beraber nasıl bir dua fabrikası gibi çalıştığını, Âlemlerin Rabbine her an sayısız duaları sunmak için meleklerin birbiriyle ordular halinde nasıl yarıştıklarını, o dualardan herbirine sanki bütün kâinatın ettiği dua ondan ibâretmişçesine ehemmiyetle cevap verildiğini... Sonra, bir yandan duaları yetiştirmek için Arşa uçan, diğer yandan aldıkları cevaplarla yeryüzüne inen meleklerle semânın her an nasıl kaynaşıp durduğunu görür gibi olursunuz.
    •••
    Her an yeryüzünden dualar fışkırır, her an yeryüzüne cevaplar yağar. Hiçbir dua unutulmaz, hiçbiri kalabalıkta kaybolmaz. Çünkü onlar, herşeyi işiten ve herkesin her arzusuna cevap veren Birisine ulaşır. Sinek yaratmak gibi, dünyaları yaratmak da Onun kudretine zor gelmez. Bir kedinin rızkını vermek gibi Cenneti kullarına ikram etmek de Onun rahmet hazinelerinden hiçbir şey eksiltmez. O, kendisine dua eden kulunu sever. Dualara cevap vermekten bıkmaz. Israrla isteyenlerin ısrarları da Onu usandırmaz.
    İşte biz, elimizi açtığımız zaman, biliriz ki, duamızı O işitir ve cevap verir. Çünkü cevap vermeyi Kur'ân'ında vaad etmiştir. Küçük büyük, gizli açık herşeyimizi Ona arz ederiz. Günlük ekmeğimizi istediğimiz gibi, ebedî Cennet sofralarını da Ondan isteriz. Kabre imanla girmeyi istediğimiz gibi, ayakkabımızın kaybolmuş bağını da Ondan isteriz. Bütün bunları isterken de, Âlemlerin Rabbiyle baş başa olmanın, Onunla sohbet etmenin, Ona güzel isimleriyle hitap edebilmenin, Onun tarafından dinlenilmenin ve duamıza Ondan cevap almanın hazzını yaşarız.

    Bize dua etmeyi öğreten ve emreden ÂLEMLERIN RABBINE hamd olsun.
#28.09.2007 14:20 0 0 0
  • Resûl-i Ekrem Efendimiz hastalığının en şiddetli olduğu bir günde Ashabıyla helâlleşmeyi arzu etti.
    Yine bir taraftan Hz. Ali'ye diğer taraftan da Fazl bin Abbas Hazretlerine dayanarak güçlükle ayağa kalktı ve mescide gitti. Minber'e çıkıp oturdu.
    Hz. Bilal'e de (r.a.) şu emri verdi:
    "Halka ilân et. Mescid'de toplansınlar. Onlara vasiyet etmek isterim. Bu benim son vasiyetim olacaktır."
    Hz. Bilâl, emri yerine getirdi. Bir anda toplanan halkı mescid almaz oldu.
    Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Allah'a hamd ve senâdan sonra Ashabı Kirâma şöyle hitap etti:
    "Ey insanlar! Sizden ayrılma vaktim oldukça yaklaşmıştır. Sizden birine vurmuşsam, işte sırtım gelsin vursun.
    "Birinizin malını almışsam, gelsin hakkını alsın.
    "Sakın hak sahibi, 'Şayet kısas talebinde bulunursam, Resûlullah bana darılır' diye düşünmesin! Bilmelisiniz ki, benden hakkını isteyene darılmak benim fıtratımda yoktur.
    "Benim yanımda en sevimliniz, hakkı varsa, gelip benden onu isteyen kimsedir. Yâhut helâl edendir. Ben Rabbimin huzuruna üzerinde kul hakkı olmadan varmak istiyorum."1
    Bir anda ortalığa hazin bir sükût çöktü. Resûl-i Ekrem Efendimiz sözlerini tekrarladı:
    "Ey insanlar! Kime vurmuşsam, işte sırtım, gelsin vursun. Her kimin benden alacağı varsa işte malım gelsin alsın."2
    Cemaat içinden biri ayağa kalktı. "Yâ Resûlallah! Sizden üç dirhem alacağım var" dedi.
    Peygamber Efendimiz, "Ben bu hususta hiç kimseyi yalanlamam ve hiç kimseye 'yemin et' diye teklif de etmem. Ancak bu üç dirhemin zimmetime nasıl geçtiğini öğrenmek isterim!" buyurdu.
    Ayağa kalkan zât, "Yâ Resûlallah! Bir defasında huzurunuza bir fakir gelmişti. Bana fakire üç dirhem vermemi emretmiştiniz. Ben de verdim. İşte istediğim bu üç dirhemdir" dedi.
    Peygamber Efendimiz, "Doğru söylüyorsun" dedikten sonra, "Ey Fadl! Buna üç dirhem ver"3 buyurdu.
    Bundan sonra Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, "Mescide açılan kapıları kapatınız! Sadece, Ebû Bekir'in kapısı açık kalsın"4 buyurdu.
    Emir gereği Mescid-i Şerifin çevresindeki evlerin kapısı, Hz. Ebû Bekir'inki hariç hepsi kapatıldı.5

    Hz. Ebû Bekir Namaz Kıldırmaya Memur Ediliyor
    Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, hastalığı sebebiyle ezan okununca daima Mescid-i Şerife çıkar ve cemaata namaz kıldırırdı.
    Vef'atına üç gün kala hastalığı birden ağırlaştı. Bu sebeple artık Mescidi Şerife de çıkamaz oldu. O zaman, "Ebû Bekir'e söyleyiniz, mü'minlere namaz kıldırsın"6 diye emir vererek imamlığı Hz. Ebû Bekir'e bıraktı.*

    Peygamberimizin Son Namaz Kıldırışı
    Hz. Ebû Bekir, Müslümanlara öğle namazını kıldırıyordu.Bu sırada Resûl-i Kibriyâ Efendimiz bedeninde bir hafiflik hissetti. Hz. Abbas ile Hz. Ali'nin yardımıyla yavaş yavaş Mescid-i Şerife çıktı.
    Hz. Ebû Bekir, Resûl-i Kibriyâ Efendimiz gelmekte olduğunu anlayınca, geri çekilmek istedi. Efendimiz, yerinde durması için işaret etti. Sonra Hz. Ebû Bekir'in yanına oturtulmasını emir buyurdu. Hz. Ebû Bekir'in sol tarafına götürüp oturttular. Hz. Ebû Bekir ayakta, oturmuş olan Efendimize tabi oldu.7
    Resûl-i Kibriyâ Efendimizin Mescid-i Şerifte Müslümanlara kıldırdığı son namaz budur.

    Hz. Cebrâil'in, Hatırını Sormak İçin Gelişi
    Rebiülevvel ayının onu, Cumartesi günü idi.
    Cenab-ı Hak tarafından Cebrail (a.s.) geldi. Resûl-i Kibriyâ Efendimizin hal ve hatırını sordu:
    "Ey Ahmed," dedi. "Yüce Allah, sana ikram olarak beni gönderdi. Sana soracağı şeyi senden çok daha iyi bildiği halde sana; 'Kendini nasıl buluyorsun?' diye soruyor"
    Rabb-i Rahimine kavuşmanın hasretini yüreğinde duyan Resûl-i Kibriyâ Efendimiz şu cevabı verdi:
    "Ey Cebrâil! Kendimi baygın ve sıkıntılı bir halde görüyorum!"8

    Vefâtından Bir Gün Evvel
    Rebiülevvel ayının on biri, Pazar günü.
    Cin ve insin peygamberi Hz. Muhammed (a.s.m.) yatağında, şiddetli ateşler içinde idi. Etrafında Ezvac-ı Tahirat vardı. Başucunda Hz. Aişe Vâlidemiz oturuyordu.
    Bu sırada, Hz. Üsâme ordugâhtan gelip huzur-ı saadetlerine girdi. Efendimiz dalgın yatıyordu. Yerinden kımıldayacak hali yoktu. Hz. Üsâme, mübârek ellerini ve başlarını öptü. İçi hüzün ve keder doluydu. Azami hürmet içinde Kâinatın Efendisinin karşısında ayakta durdu. Efendimiz ona bir şey söylemedi. Sadece ellerini göğe kaldırdı ve onun üzerine sürdü. Ona duâ ettiği anlaşıldı.9
    Resûl-i Kibriyâ Efendimizin duâsını alan Hz. Üsâme doğruca ordunun başına döndü.

    Hz. Cebrâil'in İkinci Gelişi
    Rebiülevvel ayının on biri, Pazar günü.
    Hz. Cebrâil yine hatırlarını sormak üzere geldi. Bu esnada Yemen'de peygamberlik dava eden yalancı Esved-i Ansî'nin idam edildiğini haber verdi. Resûl-i Ekrem Efendimiz de bu haberi Ashab-ı Kirama bildirdi.10

    Pazartesi günü...
    Hayatında mühim hadiselerin meydana geldiği Pazartesi günü. Rebiülevvel ayının on ikisi. Böyle bir Pazartesi gününde mübârek gözlerini dünyaya açmıştı.
    Bu gün de, Resûl-i Kibriyâ Efendimizin (a.s.m.) bir ara hastalığı hafifleyip kendine geldi.
    Bu hafifliği hisseder etmez, yatağından kalktı. Hazırlıklarını yaparak Mescid-i Şerife teşrif etti.
    O sırada Ashab-ı Kiram saf bağlayıp Hz. Ebû Bekir'in arkasında sabah namazını kılıyorlardı. Kâinatın Efendisi bu nurânî manzarayı görmekle son derece sevindi, hatta tebessüm buyurdu.

    Kendileri de Hz. Ebû Bekir'e uyarak namazını edâ etti.
    Resûl-i Kibriyâ Efendimizi, aralarında mütebessim bir sîma ile gören Sahabîler bütün bütün sıhhat buldu düşüncesiyle son derece sevindiler.11

    Peygamber Efendimiz Hücre-i Saadetlerinde
    Son günün sabah namazını Hz. Ebû Bekir'e uyup Ashabının arasında kılarak onları sevince garkeden Fahr-i Kâinat Efendimiz, namazın edâsından sonra yine Hücre-i Saadetine döndü. Yataklarına yattılar.
    Bu arada kumandan Hz. Üsâme son defa kendisiyle vedâlaşmak üzere geldi. Resûl-i Ekrem, "Allah'ın bereketi ile artık hareket et!" buyurdu.12
    Emri alan kumandan .Hz. Üsâme bin Zeyd doğruca ordugâha gidip mücahidlere hareket emrini verdi.

    Hz. Ebû Bekir'in İzin İsteyip, Sünh'taki Evine Gidişi
    Pazartesi günü, Hz. Ebû Bekir de, Fahr-i Kâinat Efendimizin durumunun bir ara iyileştiğini fark etmişti. Bunun için huzura girip, "Yâ Resûlallah! Allah'a hamdolsun! Onun lütuf ve keremiyle sağ salim sabaha çıktınız! Müsâade buyurursanız, Sünh'taki evime gideyim" dedi.
    Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, "Olur" buyurdu.
    Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir, Sünh'taki evine gitti.13

    Müslümanlara Ve Ev Halkına Son Seslenişi
    Son gün Pazartesi. Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübârek dillerinden şu cümleler dökülüyordu:
    "Ey insanlar! Karanlık gece kıtaları gibi fitneler geliyor! Ey insanlar! Siz bana karşı hiç bir şeyle delil bulamazsınız! Zira ben, ancak Allah'ın Kitabı Kur'an'ın helâl kıldığını helâl, haram kıldığım da haram kıldım!
    "Ey kızım Fâtıma! Ey halam Safiyye!
    "Allah katında makbul olacak ameller işleyiniz. Bana güvenmeyiniz. Çünkü ben, sizi Allah'ın gazabından kurtaramam!"14

    Peygamberimizin Hz. Fâtıma'ya Söyledikleri
    Hz. Fâtıma, Resûl-i Ekremin hayatta kalmış olan biricik kızı idi. Kâinatın Efendisinin evlâd sevgisini kendisiyle tatmin ettiği tek evlâdı.
    Hz. Fâtımatü'z-Zehrâ, güzel ahlâkta, yürüyüşte, oturuşta, kalkışta Peygamber Efendimize en çok benzeyen evlâdı idi.
    Resûl-i Ekrem hastalığının son gününde bir ara biricik kızı, güzel ahlâk ve zerâfet timsali Hz. Fâtıma'yı yanına çağırdı.
    Hz. Fâtıma gelince, onu sol tarafına oturttu. Ona gizlice bir şey söyledi.
    Hz. Fâtıma'yı birden bir hüzün ve keder havası kapladı. Arkasından gözyaşları boşanmaya başladı.
    Peygamber Efendimiz, sonra bu güzide kızına gizlice bir şey daha söyledi. Bu sefer, biraz evvel gözyaşı döken Hz. Fâtıma birden gülümseyip sevinmeye başladı.
    O sırada orada bulunan Hz. Âişe, daha sonra bunun sebebini sorunca Hz. Fâtıma şu cevabı verir:
    "Önce bana pek yakında dünyadan ve benden ayrılacağını söyledi. Bunun için ağladım.
    "Sonra da 'Âilem içinde en evvel bana sen kavuşacaksın' deyince de sevindim."15

    Ve Artık Son Anlar
    Rebiülevvel ayının on ikisi, Pazartesi günü.
    Güneş, batıya doğru kayıyordu.
    Peygamber Efendimizin mübârek başları, Hz. Âişe'nin kucağında, göğsüne dayalı idi. Artık nefes alıp vermekte güçlük çekiyordu. Dili Allah'ı zikretmekle meşguldü: "Allah'ım! Beni, Refik-i A'lâ'ya* ulaştır" duâsını tekrarlıyordu. Bu esnada bile ümmetine irşadda bulunmaktan geri durmuyordu:
    "Ellerinizdeki kölelerinize iyi davranınız! Namaza dikkat ve devam ediniz!"900 diyordu.
    Bu hazin manzara orada bulunan Hz. Fâtıma'nın yüreğini âdeta dağlıyordu. Bir ara Resûl-i Kibriyâ Efendimizi bağrına bastı: "Vay! Babamın çektiği ıztıraba" diyerek gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı.
    Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, "Bugünden sonra baban hiç bir zaman ızdırap çekmeyecektir" buyurdu ve ilâve etti:
    "Kızım! Sakın ağlama! Ben vefat ettiğim zaman 'İnnâ lillahi ve innâ ileyhi Raciûn' de."16

    Hz. Cebrâil İle Hz. Azrail'in Birlikte Gelişleri
    Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, bu fani dünyada artık son dakikalarını yaşıyordu.
    Bu esnada, Hz. Cebrâil Hz. Azrail ile birlikte geldi. Resûl-i Kibriyâ Efendimizin hal ve hatırını sordu. Sonra, "Ölüm meleği Azrail içeri girmek için izin ister" dedi.
    Resûl-i Kibriyâ Efendimiz müsâade edince, Hz. Azrail içeri girdi. Efendimizin önünde oturdu, "Yâ Resûlallah!" dedi, "Yüce Allah, senin her emrine itaat etmemi bana emretti. İstersen ruhunu alacağım. İstersen sana bırakacağım."
    Resûl-i Kibriyâ Efendimiz Hz. Cebrâil'e baktı. O da, "Yâ Resûlallah, Mele-i A'lâ seni beklemektedir" dedi.
    Bunun üzerine Hâtemü'l-Enbiya Efendimiz, "Yâ Azrail! Gel, memuriyetini yerine getir"17 buyurdu.

    Peygamberimizin Rabbine Kavuşması
    Mübârek başları Hz. Âişe'nin kucağında, göğsüne dayalı idi. Yanında su kabı vardı. İki elini suya batırıp ıslak ellerini mübârek yüzlerine sürdü. Mübârek dudaklarından "Lâ ilâhe İllallah" cümlesi döküldü. Sonra ellerini yüzünden kaldırdı. Gözlerini evin tavanına dikti. "Allah'ım! Refik-i Alâ" cümlesini tekrarlaya tekrarlaya altmış üç yaşında iken mübarek ruhu Refik-i Alâ'ya yükseldi.18
    Tarih: Hicretin 11. senesi, Rebiülevvel ayının on ikisi, Pazartesi günü.
    Milâdî 8 Haziran 19
    ALINTIDIR
#28.09.2007 14:17 0 0 0
  • KABE NASIL KIBLE OLDU
    Rasulullah s.a.v. Efendimiz, Hicret'in on altinci ya da on yedinci ayina kadar namazlarini Mescid-i Aksa'ya yönelerek kildi. Bununla birlikte, kiblenin Mescid-i Haram'a döndürülmesini gönülden arzu eder, bunun için dua ederdi. Sonra bir gün ilâhi emirle bu da gerçeklesti. Bes yüz kisilik bir kafile Medine'den yola çiktilar. Çogunlugu puta tapiyor, fakat Kâbe'yi ve Arafat'i kutsal biliyorlar ve kendi inançlarina göre hacca gidiyorlar. Aralarinda yetmis kadar müslüman da var. Birinci Akabe beyatinda iman etmis olan Medineliler, kavimlerinin hidayetine vesile olmak için çok gayret etmisti. Kur'an'i ögretmesi için Peygamber Efendimiz tarafindan gönderilen Mus'ab b. Umeyr, gece gündüz demeden insanlara Allah'in dinini anlatmisti. Iste simdi yetmis küsur müslüman olarak Mekke'ye, Rasulullah s.a.v.'e gidiyorlar. Yine Akabe'de O'nunla bulusacaklar. 'Kudüs'e yönelmek istemiyorum' Kafiledeki müslümanlarin çogu Allah Rasulü s.a.v.'i henüz tanimiyor. O'nu ilk kez görecek olmanin heyecani içindeler. Müslüman Medinelilerin ileri gelenlerinden Bera b. Ma'rur r.a. arkadaslariyla konusuyor: - Arkadaslar! Benim bir düsüncem var. Ama bana uyar misiniz, uymaz misiniz bilmiyorum. - Nedir o? diye sordular. Bera Kâbe'yi kasdederek: - Bu binayi arkamda birakmak istemiyorum, namazimi ona yönelerek kilmak istiyorum. Arkadaslari söyle karsilik verdi: - Bize, Peygamberimiz'in sadece Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya dogru namaz kildigi haber verildi. O'nun yaptiginin aksini yapmak istemeyiz. Bera b. Ma'rur yine de: - Ben Kâbe'ye yönelerek kilacagim, dedi. Kafiledekiler yol boyunca namaza durduklarinda Mescid-i Aksa'ya yönelirken Bera b. Ma'rur Kâbe'ye dönerek namaz kildi. Fakat Mekke'ye vardiklarinda içine bir kurt düstü; acaba dogru mu yapmisti? Yegeni sair Kaab b. Malik r.a.'a durumu açti. Rasulullah s.a.v.'e gidip yaptigi isin dogru olup olmadigini soracaklardi. Yola çiktilar ama ikisi de Allah Rasulü s.a.v.'i tanimiyordu. Karsilastiklari bir adama, O'nu nerede bulabileceklerini sordular. O da Kâbe'nin yaninda amcasi Abbas r.a. ile birlikte bulundugunu söyledi. Bu habere memnun oldular, çünkü ikisi de Abbas r.a.'i ticaret için arada bir Medine'ye ugradigi için taniyorlardi. 'Keske sabretseydin' Mescid-i Haram'a girdiklerinde Rasulullah s.a.v.'i amcasi ile otururken buldular. Selam verip oturdular. Efendimiz s.a.v. amcasina sordu: - Bu iki adami taniyor musun? Abbas r.a. cevap verdi: - Evet. Bu, Bera b. Ma'rur. Kavminin ileri gelenelerindendir. Bu da Kaab b. Malik. - Sair olan mi? - Evet. Kaab r.a., Allah Rasulü tarafindan giyaben taniniyor olmasina çok sevindi. Bera b. Ma'rur söz aldi ve meselesini söyle arz etti: - Ey Allah'in Nebisi! Bu yolculuga çiktim, Allah beni Islâm'a hidayet etti. Bu binayi arkama almamayi düsündüm ve namazlarimi ona dogru kildim. Arkadaslarim bu konuda bana uymadi. Benim içime de bir kurt düstü. Ne buyurursunuz ya Rasulallah? Efendimiz s.a.v. söyle buyurdu: - Bir kiblen (Mescid-i Aksa) vardi. Onun üzerine sabretseydin ya! Bu görüsmeden sonra arkadaslariyla birlikte Mescid-i Aksa'ya dogru namazlarini kilmaya basladi. (Ahmed b. Hanbel: Müsned) Bera b. Ma'rur r.a., bu görüsmenin gerçeklestigi günlerde yapilmis olan Ikinci Akabe Beyati'nda Medinelilerden seçilen on iki kisiden birisi oldu. Medine'ye döndüklerinde pek fazla yasamadi. Bir süre sonra, Efendimiz'in hicretinden bir ay önce vefat etti. Malinin üçte birinin Rasulullah s.a.v.'e verilmesini vasiyet etmisti. Diger bir vasiyeti de yüzü Kâbe'ye dönük olarak defnedilmesiydi. Böyle yapildi. Efendimiz s.a.v. Medine'ye hicret ettiginde onu sordu. Bir ay önce vefat ettigi bildirildi, vasiyetlerinden söz edildi. Efendimiz s.a.v. vasiyet etmis oldugu malinin çocuklarina verilmesini emir buyurdu ve mezarinin basina gidip cenaze namazini kildi. Rasulullah s.a.v. Efendimiz, Hicret'in on altinci ya da on yedinci ayina kadar namazlarini Mescid-i Aksa'ya yönelerek kildi. Mekke'de iken Kâbe'nin yakininda bulundugunda, Kâbe'yi araya alarak Mescid-i Aksa'ya dogru namaz kildigi da nakledilmistir. Bununla birlikte, Efendimiz s.a.v. kiblenin Mescid-i Haram'a döndürülmesini gönülden arzu eder, bunun için dua ederdi. (Cessâs: Ahkâmu'l-Kur'an) Rastlanti olabilir mi? Bir gün Rasulullah s.a.v. Efendimiz, namazlarini Kâbe'ye yönelerek kilmak isteyen Bera b. Ma'rur r.a.'in mahallesine gitmisti. Ögle vakti girdiginde, oradaki Benî Seleme mescidinde namazi kildirdi. Her zaman oldugu gibi Kudüs'e dogru namaza durdu ve ilk iki rekati o sekilde kildi. Tam bu esnada Yüce Mevlâ, bundan sonra kible olarak Kâbe'yi seçtigini söyle ferman buyurdu: "Biz senin yüzünün göge dogru dönüp durdugunu görüyoruz. Iste simdi seni, memnun olacagin bir kibleye döndürüyoruz. Artik yüzünü Mescid-i Haram tarafina çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursaniz olun, yüzlerinizi o tarafa çevirin. Süphe yok ki Ehl-i Kitap, onun Rablerinden gelen gerçek oldugunu çok iyi bilirler. Allah onlarin yapmakta oldularindan habersiz degildir." (Bakara, 244) Rasulullah s.a.v. Efendimiz kilmakta oldugu namazin son iki rekâtini Kâbe'ye dönerek kildi. Bu haber kisa zamanda yayildi. Artik o günden sonra Kâbe müslümanlarin kiblesi oldu. Benî Seleme mescidi, böyle önemli ve mübarek bir olaya sahitlik ettigi için iki kibleli mescid anlaminda "Mescidü'l-Kibleteyn" diye anildi. KIBLE NEDIR? Kible, yön ve yönelinen taraf ya da yönelinen sey anlaminda bir kelimedir. Dinimizde müslümanlarin namaz kilarken dönmeleri gereken istikameti yani Kâbe'yi ifade eder.
    (ALINTIDIR)
#28.09.2007 14:14 0 0 0
  • EY SEVGİLİ, EN SEVGİLİ

    Seni gerçekten anlayamadık...Anlasaydık ümmetsiz bırakmazdık seni. 'İslam dünyası diye bir şey yok' tespiti kalplerimizi yerinden sökerdi. Sen ki ümmetini bir bedenin uzuvlarına benzetmiştin, Filistin yara olurdu içimizde... Irak'ta onuruyla oynananlarımız için ağlardık. Endonezya'da, Keşmir'de, Çeçenistan'da olanlar canımızı yakardı. Nefret olmazdı tepkimiz. Seni anlayabilmiş olsaydık bunları yapanların hali de üzerdi bizi. Sana ümmet olabilecekken düşman olanlar için de ağlardık.


    Seni gerçekten yaşayamadık...

    Yaşasaydık bize 'Eminler Ümmeti' diye bakarlardı. Elimizden ve dilimizden salim olurdu ve belki de selamete teslim olurdu şimdi 'ötekiler' diye dışladıklarımız. 'Geri kalmış' dedirtmezdik kendimize. Şimdilerde demokrasimizi sorgulayanlar bizde buldukları insan haklarına saygı, ötekini de kendi gibi bilme, insanı yeryüzünde Rabb'in halifesi tanıma, bireyi toplumun yapı taşı görme gibi erdemler karşısında kendi demokrasilerini sorgularlardı.

    Seni gerçekten anlatamadık...

    Anlatabilseydik, bırak Senin için yapılan ve tekrarından utandığımız ithamları, Senin ümmetinin bir tek tanesi için bile 'terörist' derken bin defa düşünürdü düşmanların bile. Seni içimizden söküp alamayacaklarını bilirlerdi. Adın anıldığında bir saygı uyanırdı kalplerde, inanmasalar bile hürmet ederlerdi. Eserinde seyrederlerdi Seni ve hayranlıktan alamazlardı kendilerini.

    Seni gerçekten bilemedik...

    Bilseydik ufkumuz birkaç yıl ve birkaç toprak parçasıyla sıkışıp kalmazdı. Sen ki Ebu Talip Mahallesi'nde sıkıştığında bile İstanbul'un fethinden bahsediyordun; ümmetin bir elin parmaklarını geçmezken bile ufkunda milyarlar vardı; hesaplarını sadece bu dünya değil iki cihan üzerine yapıyordun... Bilseydik, şimdilerde olduğu gibi ufkumuz ülkemizin komşularıyla kısıtlı kalmazdı. Dünyada kaç İslam ülkesi olduğunu bilmezlik cehaletine düşmezdik. Bilseydik, Hudeybiye'yi yeniden yaşamak ve yaşatmak isteyenlere 'hayır biz savaş istiyoruz' diye diretmezdik.

    Seni gerçekten hissedemedik...

    Hissetseydik zulme karşı kükreyen aslan olmakla, 'vurana elsiz sövene dilsiz' olmanın aynı anda nasıl mümkün olduğunu bilirdik. Dert, yoldaşımız olurdu. 'Nasıl O'na layık oluruz?' her sorudan önce sorduğumuz soru olurdu. 'Bu kadar yeter' demezdik. 'Yettinin esirleri' olmazdık.

    Seni asrın idrakine okutamadık...

    Yapabilseydik, savaşların tarihi yazıldığı gibi barışların da tarihi yazılmış olurdu. İslam'ın bir olağanüstü durumlar tarihi olan geçmişinden bir olağan durum teolojisi çıkarmış olurduk. 'Barış şartlarında uluslararası ilişkiler fıkhı' diye bir tane olsun kitabımız yazılmış olurdu. Batı'nın anladığı dille Batı'ya, Doğu'nun anladığı dille Doğu'ya anlatmak için Seni, Batı'yı da, Doğu'yu da bilen akademisyenlerimiz olurdu.

    Seni gerçekten sevemedik...

    Sevseydik sözlerimiz sıkıldığında Muhammedî ruh akardı içlerinden. Hiç değilse on cümlemizden biri Senin hakkında olurdu. Yazdığımız on kitaptan biri Seni anlatırdı. Filistin derdik yine; ama Senin ismetine laf getirtmeden derdik. Kıbrıs derdik; ama bu bizi Muhammed demekten alıkoymazdı. Avrupa Birliği derken herkes bilirdi ki 'alınacaksa alınacak olanlar Senin sevdalılarındır'. Ve bu sebeple reddedilirsek bundan şeref duyardık.

    Seni gerçekten sevemedik; ama Sen sevdin ki geldin. Hoş geldin, sefa geldin... Ey Sevgili, En Sevgili...
#28.09.2007 14:07 0 0 0
  • "Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır." Hadis-i Şerif (Riyazü's Salihin;Buhari,Müslim,Tirmizi,Ebu Davud,Nesai,İbni Mace)

    İbadetlerin makbul olabilmesi için iki önemli şart vardır.Birincisi,Allah'a iman;ikincisi ihlas ve samimiyet.Yani bir işi Allah rızası gözeterek,karşılığını sadece Allah'tan bekleyerek yapmak,riya ve gösterişe kaçmamak.İşte hadiste;Ramazan orucunu,onun farziyyetine,faziletine,faydasına yürekten inanarak ve karşılığını sadece Allah'tan bekleyerek yani ihlas ve samimiyetle tutan kimselerin,geçmiş günahlarından arındırılacakları müjdelenmiştir.
    Ey iman edenler, sizden öncekilere yazıldığı gibi, oruç, size de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki sakınırsınız.
    (BAKARA SURESİ / 183)

    Ramazan ayı... İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur'an onda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim bu aya şahid olursa artık onu tutsun. Kim hasta ya da yolculukta olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde (tutsun). Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. (Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru yola (hidayete) ulaştırmasına karşılık Allah'ı büyük tanımanız içindir. Umulur ki şükredersiniz. (BAKARA SURESİ / 185)


    Es Selamu Aleykum

    Evet, nihayetinde Cennet kapılarının açılıp, Cehennem kapılarının kapandığı ve Şeytanların zincirlere vurulduğu bir Ramazan ayınında gölsesinde bulunmanın sevincini yaşıyoruz. Rabbim Allah (c.c.) izin verdiği kadar bu ayı hakkıyla eda etmeye çalışacağız İnşAllah.. Bu aya kavuşturan Münhasıran Allah'a hümd ü sena olsun. Velhamdülillahirabbilalemin. Bu ayda karanlıklardan kurtulmuş ve aydınlığa ermişizdir. İnsanlığ karanlıklardan çıkarıp aydınlığa kavuşturan, Rabbimizin son mesajı Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim, bu ayda yeryüzüne inmeye baslamış ve böylece insanlık için yepyeni ve mutlu bir dönem baslamıştir. Allah (c.c.) bizleri bu Rahmet, Kur'an, oruç ayına ulaştırsın İnşAllah. İçerisinde bulunan bin aydan daha hayırlı bir gece olan Kadir Gecesi'nede...

    Dua ve Kur'an ayına ulaştık... inşallah

    (ALINTIDIR)
#27.09.2007 14:57 0 0 0
  • Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

    "Bu ayda dört şeyi çok yapınız! Bunun ikisini Allahü teâlâ çok sever. Bunlar, Kelîme-i şehâdet söylemek ve istiğfâr etmektir. İkisini de, zaten her zaman yapmanız lâzımdır. Bunlar da Allahü teâlâdan Cenneti istemek ve Cehennem ateşinden O'na sığınmaktır. Bu ayda, bir oruçluya su veren bir kimse, kıyâmet günü susuz kalmıyacaktır."

    -------------------

    "Allahü teâlâ benim ümmetime, Ramazan-ı şerîfte beş şey ihsân eder ki, bunları hiçbir peygambere vermemiştir:

    1- Ramazanın birinci gecesi, Allahü teâlâ mü'minlere rahmet eder. Rahmet ile baktığı kuluna hiç azap etmez.

    2- İftâr zamanında, oruçlunun ağız kokusu, Allahü teâlâya, her kokudan daha güzel gelir.

    3- Melekler, Ramazanın her gece ve gündüzünde, oruç tutanların affolması için duâ eder.

    4- Allahü teâlâ, oruç tutanlara, âhırette vermek için, Ramazan-ı şerîfte Cennette yer ta'yîn eder.

    5- Ramazan-ı şerîfin son günü, oruç tutan mü'minlerin hepsini affeder. Yâni Ramazan ayının tamamını oruçlu geçirenleri affeder."

    (ALINTIDIR)
#27.09.2007 14:53 0 0 0
  • *Vücutta bulunan kimi ancak mikroskop altında görülebilen kılcal damarların uzunluğu toplam 60.000km'dir.

    *Her yıl bitkiler tarafından atmosfere bırakılan oksijen miktarı 500 milyar tondur.

    *Vücutta günde 260-400 milyar kadar kan hücresi üretilir.

    *Kalbimiz tüm hayatımız boyunca yaklaşık 227 milyon litre kan pompalar.

    *Burunda"nasal epitelyum"adı verilen hassas bir zar üzerinde birbirinden farklı kokuları hissederiz.Burada 50 milyon
    kadar sinir hücresi bulunmaktadır.

    *Doğada varolan yaklaşık 109 farklı atomun farklı şekillerde ve miktarlarda bir araya gelmesiyle yeryüzündeki
    müthiş madde çeşitliliği meydana gelmiştir.

    *Gece gruplar halinde besin arayışına çıkan Guachoraların , sırf yavrularına besin bulmak amacıyla kat ettikleri
    mesafe son derece olağanüstüdür.Çünkü bu kuşlar,gecede yaklaşık 25km yol kat etmektedirler.

    *Dişi piton bir seferde yaklaşık 100 yumurta yumurtlar ve daha sonra kendisini yumurtalarının üzerine sarar.
    Bu hareketinin amacı hava çok sıcak olduğunda yumurtaların üzerine gölge yaparak onları serinletmek,
    hava sıcaklığı çok düştüğünde ise vücudunu titreterek onları ısıtmaktır.

    *Rüppell Akbabası 11.275m yüksekten uçan bir kuştur.

    *İnsan hücresinin içinde 3500'den fazla enzim bulunmaktadır.Bunlardan bir veya bir kaç tanesinin
    eksik olması durumunda hücre içi faaliyetler tamamen birbirine karışabilir.Bunun sonucu ise,hücrenin parçalanıp
    bozulması,yani canlılığın sona ermesidir.

    *Göz çevresinde 6 kas bulunur.Bu kaslar,gözlerin sağa-sola,aşağı-yukarı ve diğer açılara dönmesini sağlar.

    *Kandaki hücreler,vücuttaki kan miktarının yarısını oluşturmalarına rağmen,yan yana dizildikleri takdirde 96.500km'lik
    bir çizgi oluşturabilecek kadarfazladırlar.Bu dünyanın çevresini iki kez dolaşmaya yeterli bir uzunluktur.

    *Uçabilen en ağır kuş, 21kg ağırlığındaki Büyük Toy Kuşu'dur.(otis tarda)

    "Size her istediğiniz şeyi verdi.Eğer Allah(c.c)'ın nimetlerini saymaya kalkışırsanız ,
    onu sayıp bitirmeye güç yetiremezsiniz.Gerçek şu ki insan pek zalimdir,pek nankördür.(İbrahim suresi,34)

    (ALINTIDIR)
#27.09.2007 14:47 0 0 0
  • Aşşağıda Belki Unuttuğumuz Belkide Hiç Bilmediğimiz Farz Ve Sünnetlerle Karşılabiliriz.
    Unutmayalımki Allah Farzları (Kanunları)'na Uymamaya Mazeret Kabul Etmez !!!

    Terk edilen çok sünnet vardır. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
    (Ümmetim bozulduğu zaman sünnetime sarılana bir şehid sevabı vardır.) [Taberani, Hakim]

    Unutulan sünnetlerden bazıları:

    - Müsafeha etmek, yani sünnete uygun tokalaşmak unutulmuştur.

    - Sakal, sünnet üzere bırakılmıyor.

    - Namazlarda başı örtmeye önem verilmiyor.

    - Abdestte eller ve ayaklar üç defa yıkanmıyor. Parmak araları üç defa hilallenmiyor.

    - Aksıran Elhamdülillah demiyor. Başkası, dinde öyle bir şey olmadığı halde, çok yaşa diyor. Halbuki elhamdülillah demesi sünnet, bunu duyan müslümanın da yerhamükellah demesi farzdır.

    - Yalnız tanıdıklara selam vermek kıyamet alametidir. Selam sünnete uygun verilmiyor. Bir odada oturulurken, bir kimse o odaya on kere girip, on kere çıksa, her giriş ve çıkışta selam vermesi sünnettir. Bu sünnet de unutulmuştur.

    - Camiye giren, Kur'an okunmuyorsa oradakilere selam vermiyor. Camide selam verilmez sanılıyor.

    - Abdestte kaplama, yani başın tamamı mesh edilmiyor. Maliki ve Hanbeli'de kaplama mesh farz, olduğu halde, bu sünnet genelde yapılmıyor. Sadece farz ile iktifa ediliyor.

    - Duada eller sünnet üzere açılmıyor.

    - Cenaze namazı olduğu zaman sünnet olan tesbihler terk ediliyor ve âyet-el kürsi okunmuyor.

    Halkın çoğunun ihmal ettiği farzlardan bazıları şöyledir:

    - Farzları ve haramları öğrenmek. [Bilmeyen hep günah işler]

    - Doğru itikada sahip olmak [Ehli sünnet itikadını öğrenmek]

    - Allah dostlarını dost, düşmanlarını düşman bilmek.

    - Namaz kılmak ve uşur vermek.

    - Tesettüre riayet etmek.

    - Selam verenin selamını almak.

    - Aksırıp elhamdülillah diyene Yerhamükellah demek.

    - Helal kazanıp helalden yiyip içmek.

    - Rızka Allahü teâlânın kefil olduğuna inanmak.

    - Tevekkül ve kanaat etmek.

    - Allahü teâlâya nimetleri için şükretmek, yani onları dine uygun şekilde kullanmak.

    - Cenab-ı Haktan gelen kazaya belaya sabretmek, yani isyan etmemek.

    - Günahlara tevbe etmek. [Her gün istiğfar okumalı]

    - Ana babaya iyilik etmek.

    - Emri maruf farzı kifayedir. Bunu yapan yoksa herkese farz olur.

    - Günahlardan kaçıp, ibadetle meşgul olmak.

    - Âleme ibret nazarı ile bakmak.

    - Dilini müstehcen sözlerden korumak.

    - Hiçbir kimseyi, alaya almamak.

    - Harama bakmamak.

    - Sözünde durmak.

    Arkadaslar okudum ,etkilendim ve sizlerle paylasmak istedim.
#27.09.2007 14:37 0 0 0
  • Thorax dergisinin son sayIsInda
    yayImlanan bir makale, henüz % 100
    kusursuz olmasa da, akciger kanseri
    tanısında oldukça önemli denebilecek
    bir gelişmeyi duyuruyor.

    ABD,Ohio'daki Cleveland Kliniği
    araştırmacılarının geliştirdikleri ve bir
    dizi algılayıcıdan oluşlan bir aygıt,
    verilen soluğu kimyasal bir teste tabi
    tutmaktan ibaret bir işleyişle akciğer
    kanserinin varlığını ya da yokluğunu
    saptayabiliyor. Aygıt şaşmaz
    doğrulukta değil, ama sonuçlar yine de
    oldukça umut verici.

    Kimyasal maddelere duyarlı bileşiklerin
    emdirilmiş olduğu 36 bölge içeren
    aygıtın çalışma ilkesi, soluktaki uçucu
    organik bileşiklerin oluşturduğu
    örüntüleri ortaya çıkarmak. Bölgeler,
    belirli kimyasallara maruz
    kaldıklarında renk değiştiriyorlar.

    Akciğer kanseri olan 49 kişi, kanser
    olmayan, ancak başka akciğer
    hastalıklarına yakalanmış 73 kişi, 21 de
    sağlıklı kontrol bireyini kapsayan
    çalışmada, katılımcıların % 70'inden
    elde edilen veriler, akciğer kanserinin
    varlığını ortaya çıkaracak bir
    örüntünün oluşturulmasında
    kullanılarak, bu da kalan % 30
    üzerinde denenmiş. Aygıt kanserli
    vakaların % 73'ünü belirleyebilmişken,
    aslında kanser olmayan hastalıkların %
    28'ini de kanser olarak algılamış.

    Klinikten Peter J. Mazzone, aygıtın
    daha iyi sonuç vermesi ya da nefeste
    yer alan uçucu kimyasalların
    özelliklerinin daha ayrıntılı biçimde
    ortaya konması için, ek çalışmalara
    gerek olduğunu vurguluyorlar.

    kaynak:bilim teknik
#26.09.2007 23:15 0 0 0
  • Spina Bifida, Nöral tüp defekti adı verilen bir grup doğumsal anomalinin bir çeşididir. Açık omurga olarak da adlandırılmaktadır. Genelde omurga kemiği ve bazen de omuriliği etkiler. Nöral Tüp olarak adlandırılan oluşum, embryonik yaşamda bulunan ve beyin ile omuriliği meydana getiren yapıdır. Bu oluşumun gelişiminde meydana gelen anomaliler de nöral tüp defekti (NTD) olarak adlandırılırlar. NTD'leri en sık görülen doğumsal anomalilerdendir. Yaklaşık 1500-2000 canlı doğumdan birinde, değişik derecelerde NTD bulunur.

    Embryonik dönemde bebeğin omurgası ilk oluştuğunda kapalı değildir. her iki yanı açıktır. Dölenmeyi takip eden 29. günde her iki yanda oluşan omurga ortada birleşir ve kapalı bir oluşum haline gelir. Spina bifida da bu kapanma ya hiç olmaz ya da bazı bölgelerde meydana gelmez. Spina bifidanın 3 formu vardır:

    Occulta: Bu spina bifidanın en hafif formudur. Herhangi bir belirti vermez. Omurgayı oluşturan kemiklerin bir ya da birkaçında küçük defekt ya da defektler bulunur. Omurilik ve sinirler normaldir. Kişiler genelde kendilerinde bulunan bu durumun varlığından habersizdirler. Tek belirti defektin olduğu bölgede (örneğin belde) cilt üzerinde aşırı bir kılllanmanın olmasıdır. Tanı genelde başka bir nedenden dolayı çekilen omurga röntgeni esnasında şans eseri konur.

    Meningosel: Bu en nadir görülen spina bifida formudur. Omuriliği çevreleyen zarlar omurganın açık kısımlarından dışarıya doğru fıtıklaşırlar.Fıtık kesesi içinde beyin ve omuriliği çevreleyen ve koruyan serebrospinal sıvı da bulunur.Bu kistik görünümlü yapının boyutları değişken olabilir ve normal gelişimi sağlamak için ameliyat ile çıkartılabilir.

    Meningomiyelosel: Bu hastalığın en ileri formudur. Fıtıklaşan kistin içinde meningoselde bulunan zarların yanısıra sinir kökleri ve omuriliğin kendisi de bulunabilir. Bazen kist olmaz ancak omurilik kendisi tamamen fıtıklaşabilir. Omuriliği çevreleyen sıvı dışarıya kaçabilr. Açıklık cerrahi olarak kapatılmadığı sürece, etkilenmiş bebekler enfeksiyon açısından büyük risk altındadırlar. Cerrahi tedaviye rağmen bazı bebeklerde değişik derecelerde bacak felci, idrar ve gayta tutamama problemleri görülebilir.

    Spina bifida'lı bebeklerin birçoğunda hidrosefali de bulunur. Merkezi sinir sitemi olarak adlandırılan beyin ve omurilik hem koruyucu zarlar ile çevrileridir hem de etraflarında serebrospinal sıvı olarak adlandırılan bir sıvı bulunur. Bu sıvının normal dolaşımını yapamaması sonucu hidrasefali denilen kafa boşluğu içinde sıvı toplanması ortaya çıkar.

    Nedenleri
    Spina bifida izole bir doğum defekti olarak kabul edilir. Bazı bilimadamları genetik ve çevresel faktörlerin de etkili olduğunu söyleseler de NTD ile doğan bebeklerin %95'i normal ve aile öyküsü olmayan anne-babalardan dünyaya gelmektedirler. Herhangi bir genetik geçiş olmadığı kabuledilmektedir. Bir bebekte spina bifida olduğunda, sonraki bebekte de görülme sıklığı 1/40 olmaktadır. Ancak spina bifida doğumsal anomaliye yol açan bazı başka sendromlar ile birlikte de görülebilir. Bu gibi durumlarda kalıtsal özellikler olabilir.

    Önlenebilir mi?
    Yapılan çalışmalar spina bifida ve diğer NTD'lerinin annenin dieti, özellikle de folik asit alımı ile ilgili olabileceğini göstermiştir. 1992 yılında Amerika Birleşik Devletleri Halk Sağlığı Servisi gebe kalma olasılığı olan15-44 yaş arası kadınların hergün 400 mikrogram folik asit almasını önermiştir. Bu miktarda alınan folik asidin spina bifida ve diğer nöral tüp defektleri riskini %50-70 oranında azalttığı gösterilmiştir. Bu amaçla folik asit alımı gebe kalmadan 1 ay önce alınmaya başlanmalı ve gebeliğin 1. ayının sonuna kadar kullanılmalıdır. Çoğu gebelik plansız olarak gerçekleştiği için gebe kalma olasılığı buluna kadınların belirtilen miktarda folik asidi sürekli alması da diğer bir öneridir.

    1991 yılında İngiltere'de yapılan bir çalışmada, gebe kalmadan önce ve gebeliğin ilk 3 ayında yüksek doz (4 miligram) folik asit kullanan ve daha önceki gebeliklerinde NTD'li bebek dünyaya getiren annelerde yine NTD'li bebek doğurma riskinin %70 azaldığı saptanmıştır. Bu ve buna benzer diğer çalışmalar temel alınarak Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (U.S. Centers for Disease Control and Prevention (CDC)), önceden NTD'li bebek doğuran kadınların yeniden gebe kalmayı planladıklarında yüksek doz folik asit almalarını önermektedir.

    Tedavi
    Spina Bifida occulta genelde tedavi gerektirmez. Omuriliğin etkilenmediği meningosel vakalarında herhangi bir paraliz (felç) riski olmadan cerrahi tedavi mümkündür. Meningoseli olan pekçok çocuk normal yaşamlarına devam edebilirler. Meningomyeloseli olan bir bebek ise doğduktan 24-48 saat sonra operasyona alınmalıdır.Burada omurilik yerine yerleştirildikten sonra üzeri kas ve zar tabakaları ile kapatılır. Amaç enfeksiyon oluşumunu önlemek ve sinirlerin zedelenmesine engel olmaktır. Ancak eğer sinirler operasyon öncesi zaten zedelenmiş ise bugeri dönüşümü olmayan bir olaydır ve bacak felçleri ile idrar, gayta problemleri kalıcı olur. Bu bebeklerde uzun süreli rehabilitasyon gereklidir.

    Hidrosefali oluşan bebeklerde ise biriken sıvı cerrahi olarak yerleştirilen bir şant (shunt) yardımı ile bebeğe zarar vermeden drene edilir.

    Spina Bifida gebelik esnasında fark edilebilir mi ?
    Spina bifida doğumdan önce bazı testleri ve ultrasonografi ile tanınabilir. Bunlardan en önemlisi üçlü test ya da sadece kanda alfa feto protein bakılmasıdır. Bu testler ile NTD riski yüksek olan gebeler saptanabilir. Testin yüksek çıkması her zaman NTD'ni göstermez. Gebelik yaşının yanlış bilinmesi gibi bazı basit nedenler ya da diğer başka anomaliler de alfafetoprotein'de yükselmeye neden olabilir. Yine detaylı bir ultrasonografi incelemesi ile büyük meningosel ve meningomyelosel vakaları tespit edilebilir.

    Anomalinin anne karnındayken saptanması ailenin ve hekimin bilgilenmesi açısından önemlidir. Bu tür bir gebelikte doğumun özel ve doğumdan sonra bebeğe hemen müdahale edilebilecek merkezlerde yapılması ayrı bir önem taşır. Doğumda tercih edilecek yöntemin sezaryen olması felç gelişme riskini ve felcin şiddetini azaltır. Son zamanlarda bebeklerin anne karnındayken ameliyat edilmeleri konusunda çalışmalar vardır. Bu tür operasyonlar dünyada sadece 2 merkezde yapılmaktadır. Deneysel aşamada olan bu tedavi yönteminin uygulandığı bir bebek 23. gebelik haftasındayken ameliyat edilmiş ve sonuç doğumdan sonra ameliyat edilen bebeklere göre daha yüzgüldürücü olmuştur.
    (ALINTIDIR)
#26.09.2007 22:54 0 0 0
  • Konu: DUALAR
    KAINATIN EFENDISININ DILINDEN BIR DUA(S.A.S)
    Ey Rabbim

    Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan cimrilikten, eli kolu dökülür derecede takatsizlikten kasvetten, gafletten, zilletten, azlıktan, meskenetten sana sığınırım. Fakirlikten, küfürden, fısktan, şekavetten, nifaktan, yaptığını insanların duyması ve medh etmeleri için yapmaktan, riyâdan, sana sığınırım. Sağırlıktan, dilsizlikten, delilikten, cüzzamdan, abraslıktan ve kötü hastalıklardan sana sığınırım.
#25.09.2007 23:35 0 0 0
  • Konu: DUALAR
    en güzel dua
    Rabbim bir insan koy kalbime ama o insan seninde sevdiğin olsun. Ve bana öyle bir insan sevdirki o insanın kalbi seninle sevişen bir mabed olsun. Beni öyle bir insanla buluştur ki benden önce onunla buluşmuş olan sen olasın.
    Onunla elele tutştuğumuzda ikimizin üzerinde senin elin olsun. bana öyle gözler gösterki ben o gözlerden sana bakayım. bana öyle bir sevgili ver ki o gözler cennete açılan iki pencere olsun.
    öyle bir sevgili ver ki bana ona sarıldığımda kainat bize baksın, birbirlerine sarılsın. sevgimiz kurtla kuzuları barıştırsın. bize bakıp şeytan Adem'e secde etsin, günah sevap uğruna kendini feda etsin. ölüler birer birer uyansın sevgimizle.
    bize öyle bir sevgi verki rabbim, sevgimizde Hz.Muhammed sevilsin. öyle sevelimki birbirimizi Hz.Hatice göklerden bize seslensin ve desin ki "bak ya Muhammed bak şu sevgililere onlar biziz...biz onlardayız. bak aşkımız bir lez daha yaşanıyor yeryüzünde . Allah aşkımızı öyle çok seviyor ki binlerce insana yaşatıyor."
    (ALINTIDIR)
#25.09.2007 23:34 0 0 0
  • Ey Merhametlilerin en Merhametlisi! Ey Tövbeleri kabuleden ve Dualara icabet eden Rabbimiz! Sana yöneldik. Efendimizi şefaatçi yapıyor, ellerimizi O'nun mübarek ellerinin altında tutuyor ve istediklerimizi böylece istiyoruz.
    Ey Rabbimiz! Ettiklerimize binlerce tevbeler olsun. Günahımız çoktur ama, Senin rahmetinde her şeyi aşkındır, her şeyi kuşatmıştır. Rahmetin gazabını geçmiştir. Bize rahmetinle muamele eyle.

    Ey Rabbimiz! Bazı yüzlerin ağarıp, bazı yüzlerin kararacağı günde; bizi yüzleri ak, gönülleri pak olan, sevgili resülünün bayrağı altında toplanan mesut insanlar zümresine kat. O'nun yanında cennete girmeyi, mübarek Cemalini görmeyi, Senin dostlarınla komşu olmayı ve en büyük makam olan rızana ulaşmayı nasib eyle .

    Ey Rabbimiz! Mülkün sahibi sensin. Dilediğine mülkü verir, dilediğinden alırsın. Dilediğini aziz, dilediğini zelil edersin. Bütün hayırlar, iyilikler senin elindedir. Sen her şeye Kadirsin, Sen Lütfedensin bize dünyada ve ahirette iyilikler ver.

    Ey Rabbimiz! Bizim ve çocuklarımızın kalplerimize İslam nurunu, Kuran hidayetini bahşeyle. Bütün soyumuzu İslam'a ve Kur'ana bağlı insanlar eyle. Hepimizi müslüman olarak yaşat. Bizi dünya ve ahiret mutluluğuna nail eyle .

    Ey Rabbimiz! Habibin Muhammed Mustafa(sav) yüzü suyu hürmetine; müslümanların kalplerindeki her türlü ayrılık tohumlarını gider. Bizi ashab-ı kiram gibi birbirine dost ve birbiri için yaşayan insanlar eyle .

    Ey Rabbimiz! Sen Selamsın, selamette ancak sendedir. Efendimiz Muhammed Mustafa'ya rahmet et. Öyle bir rahmet et ki; o rahmetinle; bizi bütün korku ve belalardan kurtar. Bütün ihtiyaçlarımızı gider, günahlarımızı temizle, bizi katındaki en yüce derecelere çıkar.O rahmetin hürmetine hayatta iken de öldükten sonra da düşünülebilecek bütün hayırların en yücesine ulaştır.

    Ey Rabbimiz! Bizi, Üstadımızı, Büyüğümüzü, ana-babamızı, Kuran ve iman hizmetinde çalışan kardeşlerimizi, eşlerimizi, çocuklarımızı, akrabalarımızı, ecdadımızı, mümin dostlarımızı iyi kullarınla birlikte cennetine koy.

    Ey Rabbimiz! Nesillerimize inayet eyle, onların imdadına koşmayı bize nasip eyle. Kalbi, gönlü kırıkların, ihtiyaç sahiplerinin imdadına koşmayı bizlere nasip eyle. Bizleri birbirimize sevdir ve insanca yaşamayı nasip eyle. Kalplerimizi, ayaklarımızı kaydırma.

    Ey Rabbimiz! Senden ah-u efgan edip sana dua dua yalvaran, Sana karşı saygı ile dopdolu olan ve Senin yoluna yönelen kalpler istiyoruz. Nefislerimize takva bahşeyle ve onları temizle.

    Ey Rabbimiz! Hatalarımızı kar ve dolu suyu ile yıka. Kalblerimizi günahlardan beyaz elbisenin kirden temizlendiği gibi temizle ve bizimle günahlarımızın arasını doğu ile batının arasını ayırdığın gibi ayır.

    Ey Rabbimiz! Senden dünya ve ahirette afiyet ve bizden şerri uzaklaştırmanı dileriz. Alem-i İslamı ve bütün insanlığı arzi ve semavi afetlerden koru.

    Ey Rabbimiz! Gücümüzün zayıflığını, çaremizin azlığını ve insanlarca önemsenmeyişimizi sana şikayet ediyoruz. Bizi kendi gözümüzde küçük, fakat insanların gözünde büyük eyle.

    Ey Rabbimiz! Senden rahmetini celbedecek şeyleri, gerçekleşmesi muhakkak olan mağfiretini, her türlü günahtan korunmayı, her türlü iyiliği kazanmayı, cennet ve Cemal'inle şereflenmeği ve cehennemden kurtuluşu dileriz.

    Ey Rabbimiz! Bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz günahlarımızı mağfiret et. Senden işimizde rüşde hidayet etmeni istiyor, nefislerimizin kötülüklerinden sana sığınıyoruz.

    Ey Rabbimiz! Bizi yücelt, eksiğimizi- gediğimizi gider, bize rızık ihsan et, bizi salih amellere, güzel ahlaka ilet. Zira bunların salih olanına ancak sen ulaştırır, kötülerinden de ancak sen alıkorsun.

    Ey Rabbimiz! Ciddiyetimizi şakamızı, zulmümüzü ve haksızlıklarımızı, hatamızı, kastımızı mağfiret buyur. İtiraf ediyoruz ki bu kusurların hepsi bizde vardır, ihsan ettiğin nimetlerin bereketinden bizi mahrum etme, mahrum ettiklerinle de imtihan etme.

    Ey Rabbimiz! Her işimizde esas olması itibariyle dinimizi ıslah et. İçinde geçimimiz olan dünyayı ıslah buyur. Döneceğimiz yer olan ahiretimizi ıslah et. Hayatı her türlü hayırları artırmamıza vesile kıl. Ölümü de her türlü şerlerden kurtulup rahat etmemize vesile yap.

    Ey Rabbimiz! Bizi, Seni çok zikreden, Senden çok korkan, Sana çok şükreden, Sana çok itaat eden, Sana karşı içi saygı ve huşu ile dopdolu olan, dua dua yalvaran ve durmadan Sana teveccüh eden insanlar eyle.

    Ey Rabbimiz! Sana güzelce ibadet etmeyi istiyor, Senden doğru yolda azim ve sadık diller selim kalpler dileniyoruz. Dillerimizdeki düğümleri çöz, onları güçlendir ve istikamet ver. İçimizdeki kinleri, nefretleri ve hasedleri sök al.

    Ey Rabbimiz! Senden hayırlı işler yapmayı, kötülükleri terk etmeyi, fakirleri sevmeyi, bizi bağışlamanı, bize merhamet etmeni ve insanların fitnesini murat buyurduğunda fitnelere düşmeden bizi vefat ettirmeni dileriz.

    Ey Rabbimiz! Senden; Senin sevmeni, Senin sevdiklerinin sevgisini ve bizi Senin sevgine ulaştıracak amellerin sevgisini dileriz. Senden tertemiz bir hayat, dosdoğru bir ölüm, rezil etmeyen ve ayıpların sayılıp dökülmediği bir dönüş istiyoruz.

    Ey Rabbimiz! Senden hidayet, takva, afiyet ve zenginlik istiyoruz. Bize talihsiz ve nankör olmayan, şirkten arınmış, tertemiz kalpler lutfeyle.

    Ey Rabbimiz! Bize korkudan öyle bir pay ayır ki; bu sana karşı işlenecek günahlarla bizim aramızda bir engel olsun. İtaatinden öyle bir nasip ver ki; o bizi cennetine ulaştırsın. Yakininden öyle bir hisse lutfet ki; dünyevi musibetlere tahammül kolaylaşsın.

    Ey Rabbimiz! Sağ olduğumuz müddetçe; kulaklarımızdan, gözlerimizden, kuvvetimizden, istifade etmemizi nasip et. Aynı şeyi bizden sonra gelecek olan neslimizede nasip et.

    Ey Rabbimiz! Bizi; azgın ve mütecavizlere karşı muzaffer kıl. İntikamımızı bize zulmedenlerden al, merhametsizleri bize musallat etme. Bize dini musibet verme. Dünyayı ne asıl gayemiz kıl ne de ilmimizin son hedefi.

    Ey Rabbimiz! Düşmanlarımızın ve bizi düşman görenlerin birliğini boz, onların cemaatılarını paramparça eyle, içlerine ayrılık tohumları saç. Birbirlerine karşı kin ve nefret hislerini kamçıla, kurmuş oldukları oyunları ve komploları başlarına geçir. İslam düşmanlarını, bizi düşman ilan edenleri, Senin düşmanlarını ve Kur'an düşmanlarını, kör, sağır ve dilsiz eyle.

    Ey Rabbimiz! Bize hile yapanları ve yapmayı düşünenleri, bize komplo kuranları ve kuracak olanları, düşmanlık yapanları ve yapacak olanları, aldatanları ve aldatarak hile yapacak olanları Sana havale ediyoruz.

    Ey Rabbimiz! Bizim ve iman ve Kur'an hizmetindeki kardeşlerimizin; istediğimiz ve istemediğimiz, bildiğimiz ve bilmediğimiz bütün ihtiyaçlarımızı gider ve bütün belaları bizden sav. Dünyanın her yerindeki Senin rızan için hizmet eden kardeşlerimizi bizlerle beraber ihlas-ı etemme muvaffak eyle.

    Ey Rabbimiz! Bütün günahlarımızı küçüğünü-büyüğünü, evvelini-ahirini, açığını-gizlisini bağışla. Bize merhamet et, kırığımızı- döküğümüzü sar ve bizi yücelt.

    Ey Rabbimiz! Kusularımızı affet, bizi kendine kul kabul et, emanetini kabz-etme anına kadar bizi emanetinde emin kıl. Bizleri cennet ve Cemalinle şerefyad ve serfiraz et.

    Ey Rabbimiz! Biz Muhammed ümmetinin dağınıklığını gider, bize birlik ve dirlik ver. Kalplerimizi birbirine ısındır bizleri birbirimize sevdir, bizden bütün şerleri ve zararları uzaklaştır.

    Ey Rabbimiz! Bizi idare edenleri hidayet eyle, vatanımız ve insanlarımız için yapmak istedikleri iyi şeylerde yardımcı ol.

    Ey Rabbimiz! Ömrümüzün en hayırlı anını son anımız, amelimizin en hayırlısını son amelimiz ve günlerimizin en hayırlısını ise sana kavuştuğumuz gün kıl.

    Ey Rabbimiz! Bizi Senin rızana ulaştıracak amellere muvaffak kıl. AMİN bi-hurmeti Seyyid-il mürselin ve bi-hurmeti Ta-Ha ve Yasin ve sallalahu ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve ashabihi ecmain Velhamdulillahi Rabbil alemin .

    Ey Rabbimiz! Tembellikten, fakirlikten, zilletten, miskinlikten, borçtan, ihtiyarlayıp elden-ayaktan düşmekten, günahtan, zenginliğin şerrinden, hayatın ve ölümün fitnesinden, kabir azabından, ateşin fitnesinden, sana sığınırız.

    Ey Rabbimiz! Gafletten, küfürden, fısktan, muhalefet edip düşmanlık çıkarmaktan, başkaları duysun ve görsün diye bir şey yapmaktan sana sığınırız.

    Ey Rabbimiz! Sağırlıktan, dilsizlikten, delilikten, cüzamdan, alaca hastalığından ve her türlü kötü hastalıklardan, nimetinin zevalinden, afiyetinin değişmesinden, azabının ansızın gelip çatmasından sana sığınırız.

    Ey Rabbimiz! Fayda vermeyen ilimden, ürpermeyen kalpten, doymayan nefisten ve icabet edilmeyen duadan sana sığınırız.

    Ey Rabbimiz! İşlediğimiz ve işlemediğimiz amellerin şerrinden, bildiğimiz ve bilmediğimiz şeylerin şerrinden sana sığınırız.

    Ey Rabbimiz! Enkaz altında kalmaktan, yukarıdan yuvarlanmak ve düşmekten, boğulmaktan, yanmaktan, trafik kazalarından, her türlü kaza ve belalardan, yılan, akrep vb. şeylerle sokulmuş olarak ölmekten, ve ölüm anında şeytanın çarpmasından sana sığınırız.

    Ey Rabbimiz! Huyların, amellerin, arzuların kötülerinden, düşmanın galebesinden ve kulların başımıza gelen kötü şeylerden dolayı sevinmesinden sana sığınırız.

    Ey Rabbimiz! Üzüntüden, tasadan, cimrilikten, açlıktan, hıyanetten sana sığınırız. Bize kendimizi bulmayı ilham et, bizi nefslerimizin şerlerinden koru.

    Ey Rabbimiz! Bizi fitne-i nisadan koru.

    Ey Rabbimiz! Eğer unuttuk veya kasıtsız olarak yanlış yaptıysak bundan dolayı bizi sorumlu tutma.Takat getiremeyeceğimiz şeylerle bizi yükümlü tutma, bizi affet, lütfunla kusurlarımızı bağışla, bize merhamet et. Bizim yardımcımız sensin kafir topluluklara karşı bize yardım et.

    Ey Rabbimiz! Bizi dini ve dünyevi fitnelerden ve ahir zaman fitnesinden Mesih-i Deccal'ın ve Süfyan'ın fitnesinin şerrinden, dinsizlerin tecavüzünden, münafıkların şerrinden, fasıkların fitnesinden koru.

    Ey Rabbimiz! Bizi dalaletten, bid'atlardan, belalardan, kötülüğe sevk eden nefsin şerrinden koru. Bizi bir an olsun nefsimizle baş başa bırakma.

    Ey Rabbimiz! Bizi kabir azabından, kıyamet günü azabından, cehennem azabından ve kahrının azabından koru.

    Ey Rabbimiz! Bizi gösterişten, başkaları duysun ve görsün diye ibadet etmekten, ameline güvenmekten ve övünmekten koru.

    Ey Rabbimiz! Bizi ana-babamızı iman ve Kur'an hizmetinde çalışan bütün kardeşlerimizi, eşlerimizi, çocuklarımızı, mümin dostlarımızı, akrabalarımızı, ecdadımızı ve ahirete intikal eden bütün mü'min ve müslümanları cehennem azabından koru. Affına sığınıyoruz. Bizi her türlü şer, fitne ve azaptan kurtar! Fazlınla ikram eyle .Bütün günahlarımızı bağışla. Ayıplarımız setreyle.

    Ey Rabbimiz! Nefislerimize zulmettik, sana isyan ettik, eğer bizi bağışlamaz, bize acımazsan dünyada da ahirette de kaybedenlerden oluruz. Bizi hüsrana uğrayanlardan eyleme. Şeytanın kalbimize girip saptırmasına fırsat verme.

    Ey Rabbimiz! Bizi İslam'dan ve Kur'andan ayırma. Bizi daima sırat-ı müstakimde tut. İslâm nurunu söndürmek isteyenlere fırsat verme. Bizim yüzümüzden insanları helak etme. AMİN ve sallalahu ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve ashabihi ecmain Velhamdulillahi Rabbil alemin
#25.09.2007 23:30 0 0 0