leotombak

leotombak

Üye
23.02.2006
Çavuş
1.223
Hakkında

#20.03.2010 11:20 0 0 0
  • "Ümmetimden müflis odur ki, kıyamet günü namaz ve zekâtla gelir. Ama, bu arada sövdüğü şu kimse, dövdüğü bir başka kimse dahi gelir. Bunun üzerine kendisinin hasenatından şuna verilir, buna verilir. Üzerinde haklar bitmeden kendi hasenatı tükenirse, o zaman onların hatalarından alınır kendisine yüklenir. Daha sonra cehenneme atılır."
    (Müslim)

    Allah razı olsun. etkileyici bir hadisi şerif. İslam; namaz, oruç, zekat vb. ibadetlerden ibaret değil. kalpte, dilde, fiiliyatta olan her şey İslama uygun olmalı. inşallah buna muvaffak olanlardan oluruz.
#03.05.2009 22:56 0 0 0
  • Allah razı olsun mükemmel ifadeleri paylaştığın için. muhakkak hep şaşıyoruz ama bu şekilde yaşayan insanlar bu dünyadan göçtüklerinde onlarında gittikleri alemde şaştıklarından eminiz herhalde. Allah cümlemizi orada şaşırmayanlardan eylesin inşallah. selametle...
#06.02.2009 21:30 0 0 0
  • Allah razı olsun arkadaşım. bu mesele, bu zulüm hiç bıkmadan dillendirilmeli. şuna inanıyorum ki; her dönemde firavunlar olacak ama, her firavunu boğacak bir deniz de her zaman olacak inşallah
#13.06.2008 14:27 0 0 0
  • gençler neden İslam'a karşı ilgisizler sorusuna bir soru ile başlayarak cevap vermeye çalışayım. "gençlerin yaşamında bulunan diğer kişiler ne kadar İslam'a karşı ilgili? " insanoğlu iki fıtratlıdır aslında. birincisi Yüce Rabbimizin her insana doğduğunda vermiş olduğu İslam fıtratıdır. ikincisi insanların değişik etkenler ile kazandığı fıtrattır ki; bu etkenler nefsi, ailesi, arkadaşları, komşuları, iş arkadaşları, dünya sevgisi, dünyaya ait mal hırsı, makam sevgisi vs. vs. ilk fıtrat herkeste aynıdır ama ikincisi her insanda farklı olabilir. ilki Allah'ın bahşettiği fıtrat, ikincisi insanın kendisinin çeşitli etkenler ile kazandığı fıtrattır. kişi nefsini İslami ölçüler içerisinde ne kadar iyi bir şekilde eğitirse, nefsi, dolayısıyla kendisi İslami bir hayata yönelecektir, aynı zamanda Allah'ın kendisine vermiş olduğu İslam fıtratına zarar vermemiş ve muhafaza etmiş olur. sonuç olarak İslama karşı ilgisizliğin nedenleri biraz kişinin kendisi, biraz ailesi, biraz arkadaş çevresi. hepsinden biraz var, bu durumu bir tek sebebe bağlamak eksik olur zannımca. selametle
#13.06.2008 14:20 0 0 0
  • Allah bizleri dünya malına tamah etmekten muhafaza eylesin inşallah. Allah razı olsun arkadaşım. selametle
#10.03.2007 00:05 0 0 0
  • yaşantıda göstererek ve güzel örnek olarak dini sevdirmek kuru kuru anlatmaktan daha evladır. inşallah İslam'ı en güzel şekilde anlatanlardan oluruz. Allah razı olsun arkadaşım.
#09.03.2007 23:59 0 0 0
  • eline sağlık kardeşim, güzel bir çalışma olmuş.

    bu çalışma da okuyabildiğim kadarıyla emener resûlü diye bildiğimiz bakara suresinin son ayetlerinde yer alan (286. ayet) "Rabbenâ ve lâ tüâhiznâ..." diye başlayan son bölüm yazılı. arapça okuyabilen arkadaşlar aşağıdan yukarıya doğru okurlarsa ayet rahatlıkla okunabilecektir. selametle.
#06.12.2006 00:17 0 0 0
  • panason kardeş, sorunun altına not olarak düşmüşsün tamam. ben de amacınızın kötü olduğunu söylemedim. ama sorduğunuz soru yanlış ifade edilmiş. ben sadece böyle bir soru üzerinde durulmaması gerektiğini belirttim. bu tür soruların çıkış sebebini keskinkilic kardeş zikretmiş. böyle bir konuyu burada ilmi ve dini açıdan tartışarak akuyanların ve bizlerin bilinçlenmesine vesile olduğunuz için Allah sizden razı olsun. selametle.
#30.11.2006 15:43 0 0 0
  • nedir bu kardeşler böyle bir soruya cevap aranması bile saçmalıktır. kimse kusura bakmasın ama yapamaz, edemez gibi ifadeler kullanılamaz. Allah'ın her şeye gücünün yettiği konusunda herkes muhakkak aynı fikirdedir. kimse bunun aksini addaa etmez. ancak soru yanlış. soru da Allah'ın yapamayacağı şeklinde değilde yapmayacağı gibi bir ifade olsa sorunun cevabı veya cevabı olmasa bile soruyla ilgili görüşler sunulabilir. bu tür konularda kavram ve ifadeleri kullanırken dikkatli olmakta fayda var. selametle.
#29.11.2006 18:12 0 0 0
  • >Bir istiridye masalı
    >
    >Küçük bir istiridye yıllar boyu denizde dolaşmış durmuş.
    >Balıklarla bitkilerle ilgilenmiş. Kendisiyle ilgilenilmesini çok
    >istiyormuş. Kimse onunla ilgilenmiyormuş. Onun gibi binlercesi var
    >diyorlarmış.Hiç bir özelliği olmayan istiridye işte diye, burun kıvırıp
    >geçiyorlarmış.
    >
    >Günlerden bir gün, şöyle papatya gibi açılmış yüzerken, bir
    >minicik kum tanesi kaçmış karnına. Önceleri aldırmamış "o küçümen
    >şey bana ne yapabilir ki!" diye düşünmüş, fakat zamanla karnı
    >ağrımaya başlamış. O zaman anlamış kum tanesini küçümsemeyle ne kadar hata
    >ettiğini. Anlamaya anlamış ama iş işten geçmiş. Çok uğraşmasına rağmen
    >minik kum tanesinden kurtulamamış, o zaman ben de onunla birlikte yaşarım
    >diye geçirmiş içinden. Artık o benim bir parçam demiş. Ne hayata küsmüş ne
    >gelecekten korkmuş ne de umudunu yitirmiş. Sadece sabırla ve özenle
    >beklemiş. Gel zaman git zaman istiridyeciğin sancıları artmış, bazen
    >dayanılmaz derecede ağrısı oluyormuş ve gözyaşlarını tutamıyormuş. Sonunda
    >istiridye dünyasının en meşhur doktoruna gitmeye kara vermiş. Doktor
    >istiridyeciği bir muayeneden geçirdikten sonra, bilgiç bilgiç başını
    >sallayarak gülümsemiş. İçinde bir inci oluşuyor demiş. Kötü bir şey mi?
    >diye sormuş istiridyecik üzgün bir sesle. Aksine çok iyi bir şey  demiş doktor , inci çok değerli bir
    >maddedir, onun sayesinde sıradan bir kabuk olmaktan kurtuldun artık sen de
    >çok değerlisin.İstiridyecik duyduklarına çok sevinmiş. Haftalardır kendini ilk defa mutlu hissetmiş. Evine dönmüş, içeri girer girmez kapısı çalınmış, bakmış karşısında iri bir istiridye, sana dokunabilir miyim kardeş diye ricada bulunmuş. Şimdiye kadar inci taşıyan bir istiridyeye dokunmadım da. İstiridyeciğin koltukları kabarmış, tabi dokunabilirsin, demiş. Konuk istiridye karnına dokunmuş ve çok mutlu olmuş. Keşke benim karnımda da inci olsa diye yakınmış.
    Ardından yaşlı bir istiridye gelmiş. Bir zamanlar karnında kocaman bir inci taşıdığını ve insanların gelip onu avladığını, karnındaki inciyi çaldıklarını ve tekrar denize bıraktıklarını söylemiş. Yeni hayatına alışana kadar çok çile çektiğini anlattıktan sonra, kendine dikkat et, sakın incini kaptırma diye tembih etmiş ve çekip gitmiş.
    Sonra çeşit çeşit balıklar, denizanaları gelmişler,incisini kutlamışlar. Hatta içinde taşıdığı değerli inci şerefine kutlama partisi vermeyi bile teklif etmişler ama istiridyecik olayın çok abartıldığını düşündüğünden kabul etmemiş.
    Sonuç olarak istiridyenin içindeki dayanılması zor olan acı, emeği,çabası , sabrı ve umuduyla bir tabiat harikasına dönüşmüştü. Biz de önceden bizi rahatsız eden ve değiştiremeyeceğimiz bazı gerçeklerden sabır ve inançla harikalar meydana getirebiliriz.Bunun için kendimize sormamız gereken soru şu: Sabır sınırlarını ne kadar zorlayabiliyoruz? Ne kadar fedakarız? İnşallah kadir gecesini bir fırsat bilip yanlışlarımızı doğrularla değiştiririz.



    Hikaye: Kadriye ÇİÇEK'in "Ben Bir Anneyim" isimli kitabından alıntıdır.


    Hayatta hepinizin acılarının inciye dönüşmesi dileğiyle.... Selametle.
#19.10.2006 15:27 0 0 0
  • evet arkadaşlar bu şerefsizler haddi aştılar her fırsatta dinimize ve Peygamber Efendimiz'e çirkin saldırılarda bulunuyorlar. yine bunların içlerinden olan birileri çıkıp bu olayın faili olan halk partisinin başkanı *olay bizim iznimiz dahilinde olmadı bir daha tekrar etmeyecektir* diye açıklama yapıyor. bunlar hep bilinçli yapılan şeyler uyanık olmak ve bu ülkeye katkı olabilecek her şeyden uzak durmak lazım. Allah bunların belalarını elbette vercektir. Selametle.
#07.10.2006 21:59 0 0 0
  • Konu: Güzel Huy
    Güzel huy iki yolla elde edilir:

    1- Güzel ahlâk; iyi insanlar, iyi arkadaşlar arasında bulunmakla elde edilir. Zamanla, iyi huylar bunun huyu hâline gelir de haberi bile olmaz.

    2- İyi işler yapmak, kendini zorlayarak veya başkaları tarafından zorlanarak elde edilir. Zamanla iyi işleri yapa yapa bunlar, alışkanlık hâline gelir.

    Utanmak
    Cömertlik
    Sabretmek
    İyi geçinmek
    Sır saklamak
    İbâdet etmek
    Tevbe etmek
    Saygılı olmak
    Az konuşmak
    Kanaat etmek
    İsraf etmemek
    Kin tutmamak
    İftira etmemek
    Borcu ödemek
    Sinirlenmemek
    Kalb kırmamak
    Lânet etmemek
    Mütevâzı olmak
    Tevekkül etmek
    Farzları yapmak
    Nefse uymamak
    Zulüm etmemek
    Gıybet etmemek
    Sözünde durmak
    Bidat işlememek
    Allahtan korkmak
    Bedduâ etmemek
    Şefkat göstermek
    Özrü kabul etmek
    Güler yüzlü olmak
    Sıhhatini korumak
    Ayıp araştırmamak
    Kâfirleri sevmemek
    Yalan söylememek
    Harama bakmamak
    Hasta ziyaret etmek
    Belâya sevinmemek
    Herkese iyilik etmek
    Münâkaşa etmemek
    Nâmusunu korumak
    Çok yemin etmemek
    Övülmeyi sevmemek
    Akraba ziyaret etmek
    Doğruyu kabul etmek
    Yumuşak huylu olmak
    Vakti boşa geçirmemek
    Muhtaçlara yardım etmek
    Emanete hıyanet etmemek
    Başkasına zarar vermemek
    Dilini kötü sözden korumak
    Mala, mevkiye düşkün olmamak ... Selametle.
#05.10.2006 01:03 0 0 0
  • Et-Terbiyet'ül İslam'da Hazret-i İmam'dan şöyle mesaj yüklü bir olay nakledilir.

    Bir sabah namazından sonra evine dönerken yaklaşan biri:

    - Efendi Hazretleri der, derin düşünce içinde gidiyorsunuz gibi geliyor bana. Bir sıkıntınız mı var?..

    Şafii Hazretleri şöyle karşılık verir.

    - Evet der, her sabah benden istenenleri düşünüyorum da dalgınlaşıyorum...

    Adam merak eder:

    - Her sabah sizden istenenler mi var? Kimler

    neleri istiyor sizden?..

    İmam istenenleri şöyle açıklar. Der ki:

    - Her sabah benden sekiz şeyin istendiğini tespit

    ettim. Şöyle sıralar bu sekiz şeyi:

    ***

    1- Rabb'im, benden farzlarını istiyor.

    2- Resulullah benden sünnetlerini istiyor.

    3- Ailem benden helal nafakalarını istiyor.

    4- İmanım ve aklım kendilerine uymamı istiyor.

    5- Nefsim ve şeytanım da onlara uymamı istiyor.

    6- Her an yanımda bulunan Kiramen Katibin melekleri de benden sevap yazdırmamı istiyor.

    7- Yeni başladığım her sabah benden bir gün daha yaşlandığımı hatırlamamı istiyor...

    8- Hazreti Azrail de kendisine bir gün daha yaklaştığımı düşünmemi istiyor...

    ***

    Bunları sırasıyla sayan Hazreti İmam:

    - İşte der, ben bütün bu isteklerin muhatabı olarak her sabah günlük hayatıma başlıyorum. Dalgın yürüyüşüm bundandır...

    Bu defa da soru sahibi düşünmeye başlar:

    - Ya imam der, bunlar sadece sana mahsus sorular mı, yoksa bana da soruluyor mu bu sorular?

    Hazreti İmam tebessüm ederek cevap verir:

    - Onu senin irfanın bilir. Ben kendime her sabah böyle soruların sorulduğunu tespit ettim, istersen sen de şöyle bir tefekkür et, belki sana da sorulan sorular olabilir.

    Adam bir an şöyle bir dalar, hemen arkasından da başını sallayarak cevap verir:

    - Evet ya imam, der, bu sorular sadece sana değil bana da, hatta her sabah günlük hayatına başlayan herkese de sorulan sorulardır. Ama biz bunları düşünmüyorsak, bize de sorulmayışından değil bizim gafletimizdendir.

    ***

    Ne dersiniz ?! Bizden de her sabah böyle sekiz şey isteniyor mu? Sadece onlara değil de bizlere de şamil sorular mı bunlar? Mesela her sabah bizden de;

    - Rabb'imiz farzlarını, Resulullah sünnetlerini, aile ve çocuklarımız da helal nafakalarını istiyorlar mı? Akıl ve imanımız kendilerine tabi olmamızı, nefis ve şeytanımız da asıl kendilerine uymamızı, Kiramen Katibin melekleri de hep sevap yazdırmamızı istiyorlar mı?.. Her sabah, bir gün daha yaşlandığımızı, Hazreti Azrail de kendisine bir gün daha yakınlaştığımızı hatırlamamızı istiyorlar mı?.. Var mı günlük hayata başlarken İmam-ı Şafii Hazretleri gibi böyle bir tefekkür zenginliğimiz?..

    Yoksa boş ver mi?.. Meşhur tekerleme ile mi yaşamalıyız biz de?..

    - Ayağını sıcak tut, başını serin; günlük hayatını yaşa, düşünme derin, mi demek istiyoruz?

    Unutmamalıyız ki hayatı düşünmeden tüketenlerin hepsi de derin pişmanlık içinde gitmişlerdir buradan. Ama faydası olmamıştır bu son pişmanlığın...

    Selametle.
#04.10.2006 22:03 0 0 0
  • Bir padişah, bir iki vezirini ve diğer erkandan birkaçını yanına alarak payitahta (başkente) yakın yerleşim merkezlerinde bir gezintiye çıkmıştı Payitahttan ayrılıp bir kaç saatlik bir yol kat ettikten sonra yolları üzerindeki bir nar bahçesinin kıyısında dinlenme molası verdiler Olgunlaşmış, tam kıvamını bulmuş olan narlar insanın iştahını kabartıyordu Padişah bahçe içinde çalışmakta olan yaşlı bir adamı yanına çağırdı sordu: -->


    - Bu güzel nar bahçesi kimin?

    - Bu nar bahçesi benimdir efendim, babamdan miras kaldı

    - Oğlun, uşağın var mı?

    - Allah bize oğul uşak vermedi efendim, bir karı kocadan ibaret iki kişilik bir aileyiz

    - Peki ben de bu ülkenin hükümdarıyım, şuradan bir nar şerbeti sıksan da içsek

    İhtiyar "baş üstüne" dedi ve hemen gidip bahçe içindeki kulübeden kalaylı, tertemiz bir tas getirdi En yakındaki ağaçtan iki nar kopardı ve sıktı İki nar tam bir tası doldurdu Padişah içti ve

    çok beğendi Bütün vücuduna bir zindelik ve ferahlık yayılmıştı İhtiyar çiftçi padişahın beraberindeki herkese sırayla nar şerbeti ikram etti Padişah ve adamları bedenlerinin kazandığı bu zindelikle biraz yol almak için ihtiyara veda edip yola koyuldular Yolda şeytan padişahın kafasını karıştırmaya başladı "Madem birer ayakları çukurda olan bu yaşlı karı-kocanın mirasçıları yok, ne yapacaklar böyle güzel nar bahçesini, karşılığında bir kaç kuruş verip de bu bahçeyi ellerinden alayım" diye düşündü Padişah ve adamları akşama doğru geri dönerlerken aynı bahçenin yanında yine konakladılar Padişah ihtiyardan bir tas daha nar şerbeti yapmasını istedi İhtiyar sabahki kadar candan ve gönülden olmasa da bir tas nar şerbeti yapıp sundu Fakat padişah bu defa nar şerbetinin tadını pek beğenmedi Sabahkine hiç benzemiyordu Sordu:

    - Baba ne oldu böyle, bu nar şerbeti sabahki ile aynı nardan değil mi? Bunun tadı hiç de hoş değil

    - Aynı nardan evlat, aslında tadında da bir değişiklik yok, asıl değişen sizin kalbiniz Tebaanızın malına göz koydunuz, bunun için de narların tadı değişti.
    Selametle.
#04.10.2006 21:52 0 0 0
  • * Oruç, tutan için çok keyifli, haz veren bir ibadettir. Oruçlu gönül huzuru içindedir. Çünkü kendini yaratan Allah`ın (C.C.) emrine uymanın mutluluğunu da duymaktadır. Bu yüzden oruç ona külfet değil, zevk verir. Orucun şişmanlık ve hastalık perhizlerinden, ateistlerin anlayamadığı önemli farkı budur. Allah`ın rızasını kazanma arzusu, onu huzur ve mutlulukla doldurur.



    * Oruç tutan kişinin açlık hissetmemesi çok enteresandır. Halsizleşir, süzgünleşir fakat iştahı yoktur. Oruçlu iken, hattâ sahura bile kalkamadığım günler, en cazip kokular saçan lokantaların önünden en küçük bir acıkma hissetmeden geçtiğim hep dikkatimi çekmiştir. Halbuki ramazan dışında karnım tok olsa bile nefsim büyük istek ile arzulamasına rağmen.. Çünkü açlık, beyinden gelen emre bağlıdır ve ramazan`da mü`minin imanı beynine "dur" diyerek hükmetmektedir.



    * Oruç saf açlık da değildir. Oruçtaki açlık muayyen vakitler içindir. Kişi iftar ve sahurda yine gıdasını kendine gerekli olan protein ve vitaminleri alır. Oruç tutan kimselerde beslenme yetersizliği vuku bulmaz. Günlük faaliyetlerine aynen devam edebilir. İnsanın formunda kalmasına herhangi bir mâni teşkil etmez.



    * Oruçlu olduğumuz sırada metabolizma devam etmektedir. Dışarıdan gıda almadığımız için bedenimiz kendi maddesini, kendi dokularını ve özellikle de yağlarını yakarak hazmeder. Ancak vücudumuz bu işi rast gele yapmaz. Önce hastalıklı, yaşlı ve ölü olanları yok eder. Bu da bedenimizin gençleşmesi, yenilenmesi, adeta taze kana kavuşması demektir Peygamberimizin (A.S.M.) "Oruç tut, sağlık bul" demesi bu yüzdendir.



    * Oruçlu iken beynimiz de yedek maddeleri kullanarak çalışmasına aynen devam eder. Şahsın zihnî kapasitesinde herhangi bir noksanlık zuhur etmez. Aksine günlük stresleri azaldığı için konsantrasyonu ve düşünme kabiliyeti artar.



    * Oruç, vücudumuzu maddî artıklardan temizlediği gibi benliğimizi de manevî kirlerden arındırır, paklaştırır. Selametle.
#04.10.2006 21:50 0 0 0
  • Bazı cahiller, (Namaz kılmayan, içki içen, açık gezen veya başka günah işleyen bir kimse, boşuna oruç tutmamalı) diyorlar. Bu, söz dine aykırıdır. Birkaç günah işleyenin, diğer günahları da yapması gerekmez. Hem oruç tutup hem de günah işleyen kimse, oruç tutmakla hasıl olan büyük sevaba kavuşamaz. Fakat ahirette niçin oruç tutmadın diye hesaba çekilmez. Oruç borcunu ödemiş olur. Hatta orucun bereketiyle diğer günahlardan da kaçma imkanı olur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
    (Bütün günahlara tövbe edip hepsinden kaçmak büyük nimettir. Bu yapılamazsa, bazı günahlara tövbe etmek de nimettir. Bunların bereketiyle belki bütün günahlara tövbe etmek nasip olur. Bir şeyin bütünü ele geçmezse, hepsini de kaçırmamalı.) (Mektubat, 2.c. 66.m.)

    Namazın dinimizdeki yeri, oruca göre daha önemli ise de, bir kimseye namaz kılmadığı için, (oruç da tutma) denmez. Aksine, (Namaz kılamıyorsan, orucu bari terk etme) denir. Namaz kılmamakla büyük bir günaha giren kimse, oruç tutmazsa günah miktarı daha da çok artar.

    Birkaç günaha müptela olan kimse, birinden vazgeçmek isterse, ona, (Diğerlerini bırakmadığına göre bu günaha da devam et) denmez. Günah miktarı ne kadar azaltılırsa o kadar iyi olur. Allah'tan korkup bir günahtan vazgeçmek iman alametidir. Hadis-i şerifte, (Ömründe bir defa Allahı anan veya O'ndan korkan Müslüman, cehennemden çıkar) buyuruldu. (Tirmizi)

    Günah işleyen, oruç tutuyor veya zekat veriyorsa, (Aman bunları bari bırakma) demelidir! Bu ibadetleri de yapmazsa, dinden tamamen uzaklaşabilir. Korkutmaktan çok, müjdeleyici olmak gerekir. Peygamber efendimiz, (Allahın rahmetinden ümit kestirip, dinden nefret ettirenlere lanet olsun! Kolaylaştırın, güçleştirmeyin) buyurdu. (Müslim, Şira)

    Bir genç, Peygamber efendimize, (Şu üç günahı bırakamıyorum) dedi. O üç günah, yalan, zina ve içkidir. Resulullah efendimiz, (Bu üç günahtan yalanı benim için bırak) buyurdu. O genç, kabul edip gitti. Daha sonra, diğer iki günahı işlemek isteyince, (Bu günahları işleyip Resulullahın karşısına çıkınca, "Ben işlemedim" desem yalan söylemiş olurum. Eğer işlediğimi söylersem, beni cezalandırır) diye düşündü. Diğer iki günahtan da vazgeçip salihlerden oldu. (Şira)

    Kelime-i şehadeti dil ile söyleyip kalb ile de tasdik eden Müslümandır. Günah işleyen Müslümanlıktan çıkmaz.
    Hadis-i şerifte (Cebrail aleyhisselam, "Ümmetine müjde ver ki, şirk üzere ölmeyen cennete girer" dedi. Ben, "Zina ve hırsızlık eden de mi cennete girer?" diye üç defa sordum. "Evet, zina ve hırsızlık eden de cennete girer" dedi. Daha sonra, "İçki içse de yine cennete girer" dedi) buyuruldu. (Buhari, Müslim, Bezzar) [Ancak bu günahların cezaları çekildikten sonra cennete girilir.]
    Bu müjdeler, insanı günah işlemeye sevk etmemelidir! Her günah, kalbi karartır, insanı küfre sürükler ve ebedi cehennemde kalmaya sebep olabilir. Allahın gazabı günahlar içinde saklıdır. Onun için her günahtan kaçınmalıdır. Belam-ı Baura, çok ibadet eden büyük bir âlim iken, bir günah yüzünden kâfir oldu. Günah işleyen hemen tövbe etmelidir! (K.Saadet) Selametle.
#04.10.2006 21:47 0 0 0
#09.09.2006 21:17 0 0 0
  • Allah razı olsun kardeşim.

    Sabah Namazı

    Vakit seher Ufukta günün kızıl çiçeği açmak üzere. Vaktin rahmine sabahın nutfesi düştü az önce. Gecenin toprağında saklı ışıktan tohumlar başlarını uzatıyor.
    Şimdi hatırla ki, sen de bir zamanlar yokluğun karanlığında yitiktin. Unutulmuşluk toprağına gömülü bir tohumdun. Kimsenin adını bilmediği, hatırını saymadığı bir yetimdin.
    Hatırla ki, unutulmuşluğun toprağında Rabbin seni unutmadı. Rabbin seni sahipsiz de bırakmadı. Rabbin seni yokluk gecesinden varlığın ufkuna eriştirdi. Taze bir bahar gibi gün yüzüne çıkardı bedenini. Ete kemiğe bürüdü ruhunu. Gülden tebessümler giydirdi yüzüne.
    Şimdi seher vakti. Göz kapaklarının ardından kaç. Gafletin gecesinden uyan. Aç gözlerini sehere. Aç kalbini Rabbine. Uyan. Uyan, yan ve an seni hiç unutmayan Rabbini. Güneş ufukta yükselmeden, sen dualar ufkuna yüksel. Herkes unutsa bile seni unutmayan Rabbini herkesin O'nu unuttuğu anda ananlardan ol. Haydi kalk! Kalk ve miracına eşlik et En Sevgilinin[asm].
    Şimdi sabah! Şimdi sabah namazı vakti...

    Öğle Namazı

    Vakit öğle. Gün ortası. Dünya telaşındasın. İşler yoğun. Yarım kalmış ne kadar iş var! Sanki sensiz yürümüyor hiçbir şey. Sanki sen olmasan işler hep yarım kalacak, belki hiç başlamayacak. Ne kadar çok vazgeçilmezin var! Ne kadar vazgeçilmezsin!
    Oysa dünya seni pek umursamıyor. Sessizce akıp gitmede sonsuz uzayda.. Telaşlarına inat uzakta bir kelebek yavaş yavaş kozasından çıkmada. Ötelerde bir insan son nefesini vermekte sessizce.. Bir bebek ilk kez gülümsemekte annesine...
    Vakit öğle... O kadar gürültü var ki ortalıkta.. Kalbinin sesini duyamıyorsun bile. Ruhunun sonsuza uzanan emellerine kör olmak üzeresin. Telaşların arasından sıyrıl, ruhuna yer ayır. Ebedî sükûnete hazırla kendini. Kalbini sonsuzluğa bitiştir. Alnını secdeye değdir. Şimdi öğle namazı vakti!

    İkindi Namazı

    Vakit ikindi. Gün ihtiyarladı. Güneş solgun rengini bırakıyor güller üstüne. Zaman ırmağı ikindinin çağlayanından dökülüyor şimdi. Ayrılığı söylüyor hece hece. Hüzün renkli bulutlar sardı göğü. Güneşin saltanatı bitmek üzere. Zevale doğru akıyor ışıklar.
    Hatırla ki, sen de bir ömrün ikindisine yürüyorsun. Tenin soluyor. Gözlerinin feri çekiliyor. Yüzünü bu dünyadan çevirmeye hazırlıyorsun. Öbür kıyısındasın artık hayat nehrinin. Bundan sonra vaadi yok sana zamanın. Yokuş aşağı akıyor kalbin.
    Vakit ikindi. Kalbini kanatıyor kuru gül yaprakları. Tutunacak dal arıyor gibisin zamana karşı. Zamanın hükmü ağırlaşıyor üzerinde. Gün daha kısa geliyor artık. "Yemin olsun ki ikindi vaktine. Hüsrandadır insan." Şimdi anlıyorsun. Çünkü, yokuş aşağı akıyorsun. Dalından kopuyorsun. Hoyrat bir rüzgâr artık zaman. Geriye kalan ancak iman.
    Şimdi ikindi vakti. Secdeye koy alnını. Eğil Zamanın Sahibinin önünde. O'na konuş; dualarını fısılda. Sonsuzluğa tutun hece hece.

    Akşam Namazı

    Vakit akşam. Gün ölmek üzere. Güneş ışıklarını topluyor eşyanın üzerinden. Kızılca kıyameti kopuyor dünyanın. Kara kefenini giyiniyor gün. Gülün rengi soluyor, eşyanın cezbesi yitiveriyor.
    Hatırla ki, senin de akşamın olacak bir gün. Ömrünün ışıkları solacak. Hayatının perdesi çekilecek. Senin de kıyametin kopacak.
    Şimdi akşam. Ölmeden önce bil öleceğini ki, yaşatıldığını farkedesin. Herkesin senden uzaklaşacağı ölüm anını hatırla ki, sen de şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın. Seni sen yokken de bilen Rabbin, sen öldükten sonra da bilecek elbet.. Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak. Hatırını yalnız O bilecek. Sen de O'nu an şimdi. Şimdi akşam namazı vakti

    Yatsı Namazı

    Vakit Yatsı. Gün çoktan öldü. Güneş ışıklarını topladı. Gece hükmediyor âleme. Güneşin saltanatı bitti. Işıklar tükendi ufuklarda. Renkler ellerini çekti eşyadan. Gül soldu, gün soldu. Göğe yöneldi gözler.
    Hatırla ki, Sen de unutuşun kara gecesine yuvarlanacaksın. Bir adın kalacak geriye. Bir mezar taşın hatırlayacak belki Seni. Belki o da unutacak.
    Şimdi gece Sabaha çok var. Işık uzaklarda. Yokluğun gecesinde, adın bile unutulmuşken, kimden meded umarsın sor kendine? Kim Sana hayat vermişse, kurumuş kemikleri toplayıp dirilten de O elbette.
    Söyle kendine. Söyle kendine ki, çoklarının Seni unuttuğu bu gece, Sen de herkesin unut, O'nu hatırla. Söyle kendine ki, çoklarının ışıklara kanıp sahte renklerin kuyularına daldığı bu gece, Rabbini an, Rabbine kan, Rabbine uyan. Şimdi yatsı zamanı vakti.

    Selametle.
#09.09.2006 21:15 0 0 0