leotombak

leotombak

Üye
23.02.2006
Çavuş
1.223
Hakkında

  • Günün sözü:

    Bir milleti tutsak etmek isterseniz, onun müziğini çürütün. (Konfüçyus) Selametle.
#28.05.2006 18:23 0 0 0
#26.05.2006 23:12 0 0 0
#26.05.2006 23:06 0 0 0
#26.05.2006 23:03 0 0 0
#26.05.2006 22:57 0 0 0
#26.05.2006 22:55 0 0 0
#26.05.2006 19:46 0 0 0
  • Günün sözü:

    Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur. (N. F. Kısakürek) Selametle
#26.05.2006 19:39 0 0 0
#26.05.2006 17:04 0 0 0
  • Necip Fazıl, 1963'te başlayan konferanslarıyla Anadolu'yu bucak bucak
    dolaşır. "Büyük Doğu Neslini" yetiştirmeye çalışır. Binlerce insana hitap
    eder. Hep ümit doludur. Geleceğe umutla bakar. Hiç durmadan Anadolu'ya tohum saçar. Bu tohumlar bitmezse toprak utanmalıdır:

    UTANSIN !
    Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
    Hedefe varmayan mızrak utansın!

    Hey gidi küheylân, koşmana bak sen!
    Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!

    Eski çınar şimdi Noel ağacı,
    Dallarda iğreti yaprak utansın!

    Ustada kalırsa bu öksüz yapı,
    Onu sürdürmeyen çırak utansın!

    Ölümden ilerde varış dediğin,
    Geride ne varsa bırak utansın!

    Ey binbir tanede solmayan tek renk;
    Bayraklaşmıyorsan, bayrak utansın!

    Selametle.
#25.05.2006 17:13 0 0 0
  • "Efendim, Müjdecim, Kurtarıcım, Peygamberim!
    Sana Uymayan Ölçü Hayat Olsa Teperim"


    Necip Fazıl Kısakürek, 26 Mayıs 1905 tarihinde İstanbul'da doğdu. 25 Mayıs
    1983 yılında 78 yaşında hakka yürüdü. 20. asır Türk şiirinin zirve
    isimlerinden olan üstat lakaplı Necip Fazıl, Türk fikir tarihine de büyük
    katkı sağlamıştır. İlk şiirinin çıkışından vefatına kadar geçen 60 yıl,
    aynı zamanda 20. asır düşünce ve iman hayatımız bakımından çok önemli bir yere sahiptir. İlk şiirleri 1922 yılında Yeni Mecmua'da yayımlanan Necip
    Fazıl, 1925 yılında ilk şiir kitabı "Örümcek Ağı"nı yayımlar. Ardından 1928
    yılında "Kaldırımlar" adlı ikinci şiir kitabı çıkar. Kısa sürede büyük bir
    şöhrete kavuşur. Yaşayan genç şâirlerin en büyüğü olarak görülür. Devrin ünlüedebiyatçılarından Yakup Kadri, onu bir deha olarak tanıtır. Edebiyat
    tarihçisi İsmail Habib, onun his ve hayal yüksekliğine hiçbir şâirin
    çıkmamış olduğu yazar. Devrin kimseyi beğenmeyen ünlü eleştirmeni Nurullah Ataç, onu yarına kalacak tek şâir olarak değerlendirir. Yaşar Nabi, ondan "bir mısraı bir millete şeref verecek şâir" diye söz eder. Şiirleri ders
    kitaplarına girer ve bu arada 1932 yılında üçüncü şiir kitabı "Ben ve Ötesi"
    yayımlanır.
    Necip Fazıl'ın hayatında, 1934 yılı, çok önemli bir dönüm noktası olur.
    Hayat tarzı değişir, şâir fildişi kulesinden çıkar, geniş halk kitleleriyle
    bütünleşir. Eserlerinin sayısı hızla artar. Kendi ifadesiyle "O güne kadar
    bütün eseri bir buçuk kitapçıktan ibaret mistik şâir, sadece o büyükten
    aldığı feyizle seksen-doksan cilt esere doğru yürür.
    "4 Şiirleri, tiyatro eserleri, araştırma ve incelemeleri, gazete ve dergi
    yazılarıyla Türk edebiyatının ve Türk sosyal hayatının en renkli simalarından biri haline gelir. Artık gözü "büyük sanatkârlıktadır." Onun için sanat Allah'ı
    aramaktan başka bir şey değildir. Gerisi ise çelik-çomaktan ibarettir:
    "Anladım işi, sanat Allah'ı aramakmış;/Marifet bu, gerisi yalnız
    çelik-çomakmış.."
    Necip Fazıl, bir iman ve aksiyon adamıdır. O, aynı zamanda bir mücadele ve aşk şairidir. Özellikle sağ aydınların tamamı üzerinde büyük etki
    bırakmıştır. Fikir dünyamızda onun nakışları vardır. O, İslam ile Türk'ü
    aynı potada birleştirdi. Türk'e; İslam'ın iman şuuru verildiğinde başarıdan
    başarıya koşacağını her defasında korkmadan, yılmadan haykırmıştır. Necip
    Fazıl, yaşadığı dönemde hakkı ve hakikati söylemekten çekinmiş,
    korkmamıştır.
    Bir güzel ölümle 22 yıl önce dünyamızdan ayrılan Üstat Necip Fazıl
    Kısakürek, yüz kadar eser bıraktı. Bütün bu eserlerinde ortaya koyduğu ve
    gelişmesi için çırpındığı bir şuur, bir idrak ve bir iman heyecanı vardı. Bu
    heyecanı Tür Milletinin ruh ve idrak dünyasına sundu. Necip Fazıl, Türk
    Edebiyatı Vakfı ile Kültür Bakanlığı tarafından "Sultanü'ş Şuara" (Şairlerin
    Sultanı) ilan edildi.
    Shakespeare İngilizler için neyse, Victor Hugo Fransızlar için neyse, Goethe
    Almanlar için neyse, Necip Fazıl bizim için odur. Puşkin'le Dosteyevski'nin
    milletleri için yapamadıklarını, Necip Fazıl bizim için gerçekleştirmiştir.
    Ona yalnızca millî gurur olarak değil, tarihî misyonumuzun ifade edicisi
    olarak bakmak gerekir. Türk kültürünü şahsiyetine yaraşır biçimde dünyada
    temsil edecek tek kişi olduğu gerçeği anlatılamadığı sürece, Necip Fazıl
    değerlendirilmiş olmaz.
    Onun bu şiirleri Anadolu insanı tarafından sevilerek okunur. Ve Türk halkı,
    kendi duygularını, düşüncelerini, inançlarını, tarihini, kültürünü,
    mukaddeslerini böylesine güzel bir şekilde destanlaştıran İstanbullu şâiri
    hasretle kucaklar. Türk edebiyatında heceyi onun kadar başarıyla kullanan
    çok az şâir yetişmiştir. Çile şâirinin en önemli vasıflarından biri de, en
    olumsuz şartlar altında bile umutsuzluğa kapılmaması, daima umut dolu
    olmasıdır.

    Necip Fazıl, 1978'de Büyük Doğu on altıncı defa çıkarmış. Ama o artık bir
    hayli ihtiyarlamıştır.
    "Pırıl pırıl zekâsına, muhayyilesine, dipdiri sesine rağmen, bedeni son senelerde süratle çökmüştür." Ve koca şâire artık dünya boş, odaları loş gelmekte, gözleri müebbette, gününü beklemektedir. Gelen meleğe hoş geldin, safa geldin demeye hazırlanmaktadır. İnanan bir insan olarak onun için
    "Ölüm güzel şeydir." Bu inancını ne kadar da güzel şiirleştirir: "Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber& /Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?"O da her fani gibi, 25 Mayıs 1983'te bir güzel ölümle bu dünyadan ayrıldı.
    Çok sevdiği Yüce Yaratıcısına kavuştu. Şimdi doğumunun yüzüncü yılında büyük şairimizi rahmet ve şükranla yad ediyoruz.

    BİR FATİHA OKUYARAK YAD EDELİM. Selametle.
#25.05.2006 17:11 0 0 0
  • Günün sözü:

    Adaletin kılıcı ile vuran kol, ne kadar zayıf olursa olsun gene kuvvetlidir.
    (JOHN WEBSTER) Selametle.
#25.05.2006 17:08 0 0 0
#25.05.2006 17:03 0 0 0
  • Günün sözü:

    Ulu çamlar fırtınalı diyarlarda yetişir. (C. MERİÇ) Selametle.
#24.05.2006 13:24 0 0 0
  • Gece ne kadar karanlık olursa yıldızları da o kadar parlak olur. Bu yıldızlar şartlar ne kadar ağır olursa olsun aydınlık saçmaya devam edeceklerdir. Selametle.
#23.05.2006 23:30 0 0 0
  • Başörtüsü ve kadınlık onuru

    Bütün delillerin her zaman aleyhinde olduğunu biliyor ve eğiyor başını. Hakkında okunan bütün iddianamelerin hazin celselerinde bir gelincik çiçeği teslimiyetiyle bükük boynu ve nemli gözü. Gökkubbenin altındaki en muhteşem meta' görülmesinin ardındaki sır da bu zaten...

    Bütün zamanlar içerisinde ve bütün coğrafyalarda, iradesi hiç kendi eline verilmeyen, verilmek istenmeyendir o... Tarih koridorlarında onu alan da, satan da hep başkasıdır ve asla kimsecikler onun da bir onuru olduğunu kabul etmek istemezler...

    Nicole yahut Janette... İster Fransız, ister Alman... Diana veya Teressa... Ha Norveç'te, ha Belçika'da... Avrupa'nın her yanında başörtüsünü tartışan insanlar, isimlerini taşıdıkları ulu kadınların tarih içindeki rolleriyle örtülerini birlikte göz önüne getirselerdi acaba başörtüsünü sorgulamak isterler miydi?!.. Acaba belli ideolojiler ve siyasî çıkarlar adına, gereksiz paranoyalar ve tarihle inatlaşma adına, tıpkı ortaçağlarda esir alır satar tüccarlar gibi, efendilerin(!) kadınlar yerine karar vermesini tercih ederler miydi, ve eğer öyle ise, Azize Beatrice'in, yahut Jean D'arc'ın onuru çiğnenmiş olmaz mıydı?!.. Adı Eva olmuş ya ki Havva; Mary veya Meryem, Sarah veya Sara ne fark eder?!.. Hatice, Ayşe, Fatma veya Emine de olsa hatta!.. Kadınlık bir erdem iken, isimler etiketten öte nedir ki!..

    Galiba gözlerimizi yıkamalı, önce kadını bir isim olarak görmekten kendimizi kurtarmalıyız. O zaman, vaktiyle şerefin doğduğu kutsal düşüncelerden ululuğun hilali de yükselmeye başlar belki. Belki de kadının onurunu teslim etmek, kültürler arası yakınlık ve dostluğu getirir kendiliğinden. Keyfiliklerle çatışmak yerine toleransla zenginleştirilmiş sevgiler kuşatır insanlık adamızı.

    Bir kadın, yalnızca kadınca var olmak ve yalnızca başını örtmek istediği için başörtüsü kullanmak isterse bu tercihi yüzünden kim onu kınayabilir ve kim onun vicdanına girip bunu siyasî bir amaçla yaptığını söyleyebilir?!.. Belki de bunu anlamanın tek yolu, kadından o örtüyü satın almaktır. Eğer inancıyla barışık yaşıyorsa ve bu yüzden başını örtmüşse, dünyanın bütün varlığını ayaklarına dökseniz, acaba başındaki örtüyü alabilir misiniz bir kadının?!.. Çünkü ona göre başındaki şey, yalnızca bir bez parçası değil, asaletin rengarenk mücevherlerine, onurun top top incilerine, erdemin sandık sandık hazinelerine bedel bir şeydir. Başörtüsünü bedeninden bir uzuv gibi görmeye başlayan bir kadın, siz sanır mısınız ki dünyanın sonuna ve zamanın bitişine dek onun kendisinden koparılıp alınmasına razı olacaktır!?. Kadına çok ama çok uzun mücadelelerden sonra kadın kimliğini teslim eden köhne dünya, ona ancak iradesini iade ettiği zaman modernleşmiş olacaktır. Ta ki kötü niyetli siyasetçiler, karanlık hedefleri gözleyen sahtekarlar elinde köleler gibi alınıp satılmasınlar!..

    Kimse itiraf etmek istemese de, maalesef Türkiye'mizde yüz binlerce genç kızımız, yıllardır küskün, kırgın, ezik ve çizilmiş bir yürekle yaşamakta. Ve o yüreklerde hep yeşeren ama bir türlü büyüyemeyen umutlar var; siyasilerin icraatlarına vabeste umutlar!..

    Ve şimdi Avrupa parlamentoları başörtüsünün ilk ve orta dereceli okullarda yasaklanmasını tartışıyor. Yasaklanmasını isteyenler, öğrencilerin yaş ortalamaları nedeniyle dinî telkinlere açık olduklarını, köktendincilerin bunu istismar edebileceklerini düşünüyorlar. Yasağa karşı olanlar ise özgürlük yanlısı söylemleri dile getiriyor ve insanların istedikleri biçimde yaşayabileceklerini vurguluyorlar. Her iki taraf da, üniversitelerde başörtüsünü yasaklamayı bilime karşı işlenmiş bir cinayet ve yobazlık olarak düşünüyor, reşit olduktan sonra da bu konuda herhangi bir baskının asla kabul edilemeyeceğini, bunun kadınlık onuruna halel getireceğini dile getiriyorlar. Öte yandan Arap dünyasının önde gelenleri bu konularda demeçler veriyor, belki de tesettürün ne olduğunu anlatmaya çalışıyor, hatta bazan kavak da deviriyorlar. Tartışmalar böylece sürüp giderken Almanya'da, belki de bu konuda tarihin ileride başlık yapacağı en doğru söz telaffuz edildi. Onurlu bir ağızdan çıkmış onurlu bir sözdü bu ve sahibi Almanya Cumhurbaşkanı Johannes Rau idi... Welt am Sonntag (WamS) gazetesine verdiği mülakatta başörtüsü yasağının kadın onurunu çiğnemek anlamına geleceğini ve buna müsaade etmemek gerektiğini açıkça ifade ediyordu. Sanırız Sayın Rau yalnızca bu sözüyle bile, sancılı bir büyüme sürecinden geçmekte olan AB'nin yolundaki taşları temizlemiş olmaktadır.

    * * *

    Şüphesiz, sözlerin en güzeli, kalplerin menfaatine olandır. Kadına yalnızca bedensel değil, düşünsel ve duygusal özgürlüğünü de vermek anlamına alınabilecek bu sözler, başörtüsü konusunda modern dünyanın duyduğu ve duyabileceği en ibretlik sözlerdir, ve yazık ki bizim ağızlarımızdan çık(a)mamıştır.

    Selam ve övgü kuşlarımı senin yıldızlı gecelerine uçurdum ey doğru sözlü adam, iyi dilek ve dua kanatlarımı bu gece senden yana çırptım...

    Ve sen, ey bütün gönüllerden sürgün başörtüsü!.. Ne deyim; baş üzre yerin var
    (iskender pala'nın yazısından alıntı) Selametle.
#23.05.2006 23:28 0 0 0
  • Günün sözü:

    Büyük yanılgılar da tıpkı halatlar gibidir, küçük yanılgıların örgülerinden oluşur. (V. HUGO) Selametle.
#23.05.2006 11:13 0 0 0
  • Girmeden tefrika bir millete düşman giremez,
    Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez

    Mehmet Akif ERSOY(Safahat, s. 182)

    İnşallah yüreklerimiz toplu vurur?????!!!!! Selametle.
#22.05.2006 20:43 0 0 0
  • Günün sözü:

    Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin, karşındakinin anlayabildiği kadardır.
    (Hz. Mevlana) Selametle.
#22.05.2006 16:40 0 0 0