Tablomuzda bir alandaki verilerin tekrarlı olmasını istemiyorsak UNIQUE kriterini kullanmamız gerekir. Tablo tasarımını yaparken bir alanın UNIQUE olup olmayacağına iyi karar vermemiz gerekir. Çünkü daha sonradan ALTER komutu ile alanın özelliklerini değiştirirken, ilgili alanda tekrarlayan kayıtlar varsa UNIQUE değerini veremeyiz. PRIMARY KEY ile çokça karıştırılmaktadır. Aradaki farkları sıralayacak olursak:
- Birden fazla alan tek bir PRIMARY KEY ile tanımlanabilir. Ancak PRIMARY KEY yapısı her tabloda sadece bir tane olabilir. UNIQUE yapısı bir tabloda birden fazla olabilir.
- PRIMARY KEY yapısı ile boş kayıtlara izin verilmez. UNIQUE yapısında boş kayıtlara izi n verilir.
- PRIMARY KEY yapısı ile tablo üzerinde bir index tanımı oluşturulur her kaydın benzersiz bir tanımı yapılır. Böylece kullandığınız uygulama geliştirme ortamında (Ör: .NET) tablo üzerinde daha etkin sonuçlar elde edilebilir. UNIQUE yapısında ise alandaki değerlerin benzersiz olup olmadığına bakılır. Birden fazla alanda UNIQUE yapıldığında bunları bir index adıyla tanımlanmaı sağlaabilir ancak bu sadece bir tanımladır.
Mesela şu an sözlükte bu yapıya geçmeye çalışıyoruz ki aynı başlıklardan ikinci bir tane açılamasın. Zamanla çift başlıkları bulup düzenledikten sonra unique index yapısına geçip keyfini süreceğiz
Fransızca “Velocipede” kelimesinden geliyor. Yaygın olarak pedal gücüyle çalışan iki veya üç tekerlekli araç anlamında kullanılmasının yanı sıra tren rayları üzerinde insan gücüyle çalışan küçük taşıtlar için de velespit teriminin kullanılması söz konusu. Velespit kelimesinin bir diğer anlamı ise erken dönem bisiklet demek.
Mal veya emtia, ekonomide insan gereksinimlerini ve isteklerini gidermek amacıyla alınıp satılan somut araçlar. Hizmetten farkı olarak, malların dağıtımı yapılabilir, el değiştirebilir ve üreticiden tüketiciye aktarılır. Örneğin satın alınan bir giyecek mal durumundayken, kuaförde yaptırılan bir saç kesimi hizmete örnektir. Ekonomide malın pek çok türü vardır: kamu malı (telefon kulübesi, toplu taşıma araçları, parklar...), özel mal/mülk (ev, araba, ziynet eşyaları...), vakıf malı (herhangi bir bina, ticarethane...), kurum malı (şirket otomobili, ürün otomatları...) gibi.
Mal Türkçede büyükbaş hayvan, sığır anlamına da gelmektedir. Anadoluda bazı yörelerde küçükbaş hayvan için de mal terimi kullanılır.
Önce bu sözcüğe açıklık getirip, sorunu baştan çözümlemeye gayret edelim. Yoksa bazı şeyleri birbirine karıştırarak, yanlış izlenimler yaratma gibi bir duruma düşeriz ki, gündelik hayatta hiç de hoş olmayan şeyler ortaya çıkabilir.
ukde; İstenip de ulaşılamamasından ötürü, insanın içine dert olan şey manasına geliyor.
Lugât manası bu.
Ben bu yazıda değişik türlerini “zikretmek ve analiz etmek” istiyorum.
Ukde,bir konunun kapalı kalmasından ötürü duyulan derin bir acının yanı sıra, kuşkulara neden olabilecek düşmanlığın izlerini taşır.
Ancak söz konusu duygunun olumlu bir yanı; dostuyla bir şeyi paylaşmak isteyip de, bunu gerçekleştiremeyenlerin yaşadığı bir hali yansıtır ki; “bu türlü ukde de gerçekten sıra dışı insanlarda” bulunur.
Aksi olanı; nasıl düşünülmesi ve neye inanılması gerektiğini kestiremeyen “şaşkın bir beşerin” gönlünde yatan bir birikimdir.
Kısaca daha çok intikam hisleri ile yanıp tutuşan, evrensellikten uzak, “iki koyunu gütmekten mahrum” biçimde hayatını sürdürenlerin gizli sevdasıdır.
O sevda, kendini ortaya koyacak bir zemin bulamadığı için taşıyanı zor durumda bırakır ve ‘Offfff, of’ dedirtir.
Bir bakıma ‘kinin’ dile getirilemeyen görüntüsüdür.
Sanki onu dışarı atsa; üzerine salınan kara bulutlardan kurtulacak, gerçek kimliğine kavuşacak. Ancak böyleleri fasit bir dairede yürür dururlar.
Ukde bir diğer bakış açısına göre, haksızlığa uğramış bireylerin yaşadığı tutulum şeklinde ifade edilebilir.
Belki kendine göre doğruları olan bir felsefeyi yansıtır.
Şayet, “benzeri olaylar onun ukdesini” bir şekilde dile getirse, zevkine doyum olmayacak güzelliklerle baş başa kaldığını düşünür.
Toplumsal ilişkilerde belki de en güçlü etmen, dolaylı yoldan dahi olsa bu şekilde karşılık vermek gibi görünüyor.
Basit sıradan insanlar bu silahı iyi kullanıyor.Kullanamayanların içinde ise ukde kalıyor.
Ancak beşerin en ucuz, en etkili yolu bu olsa dahi, kaybettikleri, kazançlarından çok daha fazla oluyor.
Çünkü ukdeyi yaşarken hazımsızlığa neden olup, ister istemez dengeyi bozuyorlar adeta ve bir travma yaşıyorlar.
Dengenin tekrar tesis edilmesi ise uzun bir zaman alıyor.
Ukdesiniyerli yersiz ortaya dökenler, doğru yolu bulduklarını düşünüyorlar.
Herhalde Descartes’in, “Allah bile olup biteni olmamış gösteremezdi” deyişine/düşüncesine katılıyorlar.
Sözüm ona bir yerde hak edene ‘karşılığını vermek’ anlamında bu çıkışı dile getirdiklerini söylüyorlar ama kesin olanı, bir kertede takılıp kalmaları.
Evet, gerçekten bir yerlerde kilitlenmişler. Belki yeni taze, belki de mazide.
Bu insanlar, soru sorma, muhakeme etme, düşüncelerini süzgeçten geçirme gibi yeteneklerini kaybetmişler, bu güzel hasletlerin yerini, kin nefret ve kendini kanıtlama almış.
Cehaletin ve koşullanmanın, kılcal damarlarına kadar işlediği besbelli ki, ispat makamını tercih eder olmuşlar.
İnsanı yıpratan, çok zararlı bir özellik bu ukde denilen şey.
Oltaya takmışlardır kafayı, ağı görmezler. Şayet görseler ne yapacaklarını şaşıracaklar.
Tomris Uyar (15 Mart 1941 - 4 Temmuz 2003) Türk öykü yazarı ve çevirmen. İngiliz Kız Ortaokulu'nda, şimdiki adı Robert Kolej olan Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'nde eğitim gördü (1961). İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne bağlı Gazetecilik Enstitüsü'nü bitirdi (1963).
MMS protokolü, metalurjist ve aynı zamanda da altın arayıcısı olan Jim Humble tarafından, Orta Amerika ormanlarında altın aramak için çıktığı bir yolculuk sırasında geliştirilmiştir. Bir çalışanının sıtmaya yakalanması ve en yakın yerleşim yerinin ise 2 günlük bir mesafede olması MMS’nin doğmasına vesile olmuştur. Jim Humble bu tür seferlere çıkarken, tecrübelerinin de yardımıyla, yerel suyu içilebilir hale getirmesinde kullanılan kararlı oksijeni yanında bulundururdu. Çalışanın sıtmaya yakalanarak ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalması üzerine, bu kararlı oksijeni ona içirdi. Herkesin şaşkın bakışları arasında hasta birkaç saat içinde iyileşti. Bunun bir mucize olay gibi görünmesine rağmen, Humble nedenlerini araştırmaya başladı.
Birkaç yıl boyunca yaptığı çalışmalar Jim Humble’in kararlı oksijen'deki hangi maddenin bazı sıtma türlerinde oldukça etkili olduğunu anlamasını sağladı. Bu durumun sebebinin sadece oksijen olmadığını ve klordioksitin rol oynadığını fark etti. Denemelerinin sonucunda da şu anda kullanılan sodyum klorite maddesine ulaştı.Protokolleri geliştirdi ve başarısının ıspatı olarak, Afrika ülkelerinde 750.000 kişiyi başta sıtma olmak üzere; sarılık, ve AIDS gibi hastalıklardan kurtararak tedavi etmesi gösterilebilir.
Türkiye'de pek bilen yok. Tarımda kısmen kullanılıyor. Etkin olmayan haline MMS deniyor. Ben de 2 senedir kullanıyorum. 2 senedir de grip nedir bilmem
Mucidi Jim Humble denen kişidir. Özellikle Almanya ve bir çok Avrupa ülkesinde yaygın bir şekilde kullanılmaya başladı. Akla gelmeyecek sayıda hastalığa çare oluyor.. Türkiye'de farklı formlarını İbrahim Gökçek üretiyor.