Sonbaharlarda dokulen yapraklarin sonunu ikimiz de biliyoruz,
giden gocmen kuslarin bir daha geri donemediklerini de.
karli havalarda gokkusaginin cikmayacaginida,
gunes varken yildizlarin gorunemeyecegini ikimiz de biliyoruz.
yeni bir mevsim degil,
yeni bir hayat, bir yildiz degil de
bana bir SEN dile yeter..
Bavuluma tum kitaplarimi, siirlerimi,giysilerimi,ve resimlerimizi koydum.
ama kokunu , sesini, yuregini koyamadigimi ikimiz de biliyoruz
benim sensiz seninde bensiz olamayacagini,
yuregimizde kabaran sevdamizi doya doya yasayamadigimizi,
uzulmeden mutluluk yasanamayacagini ikimiz de biliyoruz.
bu yüzden bana bir SEN dile yeter...
Kış güneşine aldanıp açan çiçekler gibi mevsimsiz solacak olsa da sana olan aşkım, inadına seviyorum seni. Yalancı sıcağını seviyorum sevgilim. Zarar göreceğimi bile bile. Sonunda solacağımı bile bile seviyorum seni. Sana açıyorum yüreğimi, biliyorum ki güneşin umurunda değildir mevsimsiz açan çiçek. Ben yine de açıyorum yüreğimi. Umurunda olmasa da, Seviyorum seni.
Alev alev yanıyorum
Buzlarım çözülüyor aşka
Gardım düşüyor, tutamıyorum
Korkuyorum bakışların çarpınca bana
Biliyorum ki sonum olacaksın.
Korkuyorum ki sonum olacaksın.
İstiyorum ki son'um olasın.
İlk'im olduğun gibi, Son'um olasın.
Senin doğru zamanların çoktan harcanıp gitmiş sevgilim. Senin suçun değil bana yanlış zamanlarda gelmen. Yada benim sana gelmem en yanlış zamanında. Zamanlarımız uymasa da, benim için erken olan sana geç kalmış olsa da seviyorum seni.
Alev alev yandığım doğru
Küllerinden doğar mıyım sana doğru
Kendimi arıyorken olmaktan korktuğum Yerdeyim
Sendeyim
Hep doğru zamanda doğru yerde olur diye düşünürdüm aşkı. Oysa ben aşkı bulduğumda yanlış zamanındaydım hayatının ve en yanlış yerinde. Düşündüğün gibi yaşanmasa da hayat, seviyorum seninle hayatımı. Sen ve hayatım. Aynı anlamı taşımaya başlasa da, sensizlik hayatımın sonu olacak olsa da;
Al beni
Ne
Yaparsan
Yap!..
Yar.. Bakma gözlerime öyle..
Göremezsin orada savaştan öte bir şey. Okunmaz bende mutluluğun izi..
Saçlarımdan süzülür ayrılığın tadı.
Gitmeler yer tutmuştur yüreğimde,
hasret delip geçmekte ruhumu..
Ve aklım terk etti beni,
senin ardından..
Yar.. Susma bana öyle , bir şey de..
Gel de geleyim, git de gideyim.
Ama batırma içime bu sessizliği..
Şimdi hangi şehre sığınırım,
hangi kapılarda bulurum izini..
Hayat küsmüş, seninle basıyor üstüme,
ölüm uzuyor içimdeki yollara.
Ve ben yavaş yavaş düşüyorum
gidişine astığın uçuruma..
Şimdi ne okunur, ucuna kan bıraktığın dudağımda.
Gözlerime yuva yapmış hüzün kırıkları,
bata çıka yaşıyorum bu koca yalnızlığı..
En keskin susmalarda öldürdün beni, harflerimi de adıma gömdün.
Kara yazılarda okudum hikayemi..
Duvarlarda çürüdü parmak uçlarım.
Soğuk bir hücre ayazına gömdüm,
yüzümde açan gölgeni..
Yar.. Durma öyle uzakta, öteden estirme ayrılık rüzgarını.
Hazan değdirme yaralarıma.
Şimdi yalvarışlar dizilmiştir gözlerime, yüzüme bir bıçak gibi bakma!
Vurma içime bu soğuk sabahı.
Unut gecenin en derin yaralarını.
Varlığınla ört yüreğimi, uykuma geçit ver. Solgun düşler derledim yarına,
aklımda büyüttüm ismini..
Yokuşlara dayanmaz ömrüm,
idam et bu ayrılığı..
Yol ver gideyim,
içimin en titrek yanına seni nöbet bileyim. Hem daha mı çok benden kanayan yaraların ?..
Bir yol ver, bir şey de ama susma!
İniltisinden durulmaz yoksa bu ayrılığın.
Ve dokunmaz ellerim sana, sen aldırmasan da..
Gözlerindeki kor acıtmasın yüreğimi,
ben unuttururum varlığımı..
Yar.. Yakma bu sonbahar düşkünü hayatımı, gömerim geçmişe adımı.
Ama bitmesin bu ayrılığın son mısraları. Çünkü bu;
yarası içinde saklı bir bedenin son duaları..
korunaklı şiirler yaz bana,
sevgilim olmayan sevgili.
sağanak yağışlı günlerimde
sığınacağım bir yer bulunsun bari.
şiirlerde bir ev'cağızım olsun
üç oda bir salon
yalnızlığımı kiraya vereceğim...
heveslenme, senin için düşlerim başka.
aklını başından alıp, gezmeye götüreceğim.
ne güzel gülüyorsun,
dudaklarında eski İstanbul resimleri.
öyle kal lütfen,
yüzüme baktığın anın resmini çekeceğim...
sana söz veriyorum, sen de bana umut ver
sonra her şeyi unutup,
ülkeme geri döneceğim...
bende bir hoşum,
şarkıların belalı güzelliğine vuruldum.
o uzak ayda kaldı onayladığım gülüşler.
raks eden sevişmelerin çingene zamanındayım.
'gel' desen,
gidemeyecek kadar sarhoştur özlemler...
anlayışımı kaybettim, beni anla
karşılığında gözlerimin kahvesinden içireceğim.
düşe kalka düşledim,
son baharım kaldı.
beni şimdi tutmazsan,
dudaklarına devrileceğim.
oturaklı şiirler yaz bana,
sevgilim olmayan sevgili
yorgun günlerimde,
dinleneceğim bir yer bulunsun.
şiirlerde bari, bir nefeslik yerim olsun...
Emanet sevinçlerini sarıp sarmalayıp koyuldun yola...Sımsıkı sarıldığım umutları da sığdırdın kucağına...Yolun açık olsun dünüme mührünü, bugünüme hüznümü, geleceğe gönlümü katan adam...
Kırık dökük sesini toparla artık. Gözyaşların yüreğime damlıyor. Dağlanıyorum acınla...Hep gülüşler asılıydı doyamadağım yüzünde. Lütfen izin ver, anılarıma saklayacağım, hatta baş köşesine oturtacağım bu günden kalan gülüşün olsun. Yakışmıyor sana hüzün...
Toparlan artık kış günlerimin kardeleni...Bizimki bile bile ladesti. Unuttun mu, ayışığının denizleri yıkadığı gecelerde söyledik biz aşka şarkılarımızı....Aldırmadı mı? Yapma bitanem, o bize aldırmasaydı şimdi elimizde ne kalacaktı. Bak sımsıkı sarıldığımız yaşanmışlığımız var. Eksik mi diyorsun, yarım diye mi söyleniyorsun? Belki de böyle olduğu için hep vazgeçilmez olacak aşk adına yaşadıklarımız...Hem belki kavuşmalar öldürürdü narin aşk güvercinini. Bırak özgürce kanatlansın, mavinin en koyu tonlarında pembe umutlarına kanat çırpsın...Sen yarımsın, ben yarımım, aşk yarım kalmış çok mu?
Ah be hayatımın anlamı adam...Dilim dönmüyor yokluğuna dair hislerime...Kelimeler nasıl da yetersiz...Aradım taradım, tüm sözlüklere baktım. Sensizliği anlatan o keskin kelimeyi bulamamışlar aşkım. Onu hissedebilen bir tek benim. Ne yazık ki ben de o kelimeyi bulmakta işte böylesine yeteneksizim...Çaresizim harflerin ses vermediği duygulara karşı...
Sadece izdüşümlerini anlatabilirim sensizliğin. Sanki bir kerpetenle tırnaklarımı teker teker söküyorlar seni silebilmek adına geleceğimden. Ama onlar bilemezler ki geçmişime diktiğin yüzyıllık çınar ağaçlarını. Tıpkı o ağaçlar gibi büyüyeceksin geleceğimde...Varsın olmasın elin elimde, varsın değmesin gözün gözüme. Sen kazılısın bende... Bir kendine geliş borçlu bu gün bana. Bilmem ki tek bir kadeh şarap içmeden yaşadığım bu sarhoşluktan ayılır mı bu kadın? Ki ben şişelerce şarabın sarhoş edemediği ne geceler eklemişim yaşanmışlık haneme. Kim yükledi bedenime içinde alkol olmayan sarhoşlukların serseriliğini...Naralar atmak istiyorum, "hey insanlar silkinin yüreğimin yarısı kopuyor benden, bana ne sizin saçma sapan sevinçlerinizden, bana ne sizi boş yere üzen kederlerden" diye haykırmak istiyorum. Çıkmıyor sesim, tıpkı kabuslardaki sessizlik gibi bir şey bu yaşadığım. Sessiz, sadece kendi duyduğum çığlıklar atıyorum...
Ama bak yine ıslak yüreğim. Haklısın erkeğim. Sana nasıl ağlama diyebilirim. Ben karşında birbiri ardına dizerken gözyaşlarımı, nasıl saklarsın sen umutsuzluklarını...Bilirim kıyamazsın. Kıyamadığımız nelerden vazgeçtik bu güne kadar bir düşünsene. Kaç vazgeçiş yükledik geçmişimize.
Ağla aşkımıza vedalar yazgılı adamım...Ağla. Ağla ki ben de kırayım zincirlerimi. Gün bugündür. Vedamıza hediye edelim gözyaşlarımızı. Denedim, olmadı. Güçlü kadın elbisesi bedenime uymadı. Ki ne zor zamanları atlatmıştım ben bu elbiseyle. Bu ayrılığa o bile dayanmadı.... Yazgının çizgisine uzat adımlarını. Adamım, zaman ayrılık zamanı...
Dumanımı sisinde tutuyorum
sokak lambalarının altına sensizliği dokuyorum
yalnızlığımı döküyorum gözlerimden
tüm zaman kervanları umuduma hamallık eder
hayatıma yüklemişken seni
tüketecek yol arıyorum
sen bitti say
ben üç nokta koyuyorum...
Gece bana çöl
karanlığı delen ışık vaha
yüzüme vuran rüzgar
mevsimlerime sensizlik aşılıyor
beni işaretli sayma ayrılığa dair
seni yaşanmış tüm aşkların toplamı kadar seviyorum
sen bitti say
ben üç nokta koyuyorum
aşk yalnızca vuslat değildir
yokluğuna sabretmektir bazen
her bakışını senet saymıyorum geleceğimize
ben yarı yolda iz bırakmam
yaranın güzeli de varmış anladım
içim kanadıkça büyüyorum
sen bitti say
ben üç nokta koyuyorum...
gözlerin gökyüzüne düşürüyor beni
seni aramıyorum yıldızların altında
aşkına bir ömür nöbet tutuyorum
ölü sevdalar vadisiyim sanma
her durduğum yere gözyaşımdan bir ben konduruyorum
sen bitti say
ben üç nokta koyuyorum...
gülüşün uzatıyor ömrümü öykümün
solumazsam seni kahramanları yürüyor üzerime
seni düşünerek kurcalıyorum deliliğimi
bütün şüpheleri sürüyorum mecnunun çölüne
kum faust'u boğar şimdi
kendime seni tanımanın bedelini ödetiyorum
sen bitti say
ben üç nokta koyuyorum...
saniyeler zamanımı çalıyor benden
adımlarım mirasımdır esmer kaldırımlara üstüme geçmişi örtüyorum
artık yüreği çalınmış bir bedenim sayende her geçen gün için saçıma beyaz bir tel ekliyorum
sen bitti say
ben üç nokta koyuyorum ...
ay ışığında yıkanıp kendimi temize çekiyorum
nedenler ve sonuçlar akıyor üzerimden
ipucu bırakıyorum sana
her karanlığa bin aydınlık çakıyorum
sen bitti say
ben üç nokta koyuyorum...
sokak lambalarının ışıklarını
adımlarımla sensizliğe dokuyorum
beni bir ana kadar sev seni yar gibi seveyim
düğümlü kalsın ayrılık
mecbur gölgeme tutunuyorum yolun sonunda
nefesin kadar uzakta nefesin kadar yakınımda
sen bitti say
ben üç nokta koyuyorum...
Gitme demedin hiç...
Kal demen bu yazgıyı değiştirir miydi,
Bilmiyorum...
soylenmeyen sozler, tedavulden kalkan paraya benzer.soylenmesi gereken zamanda soylenmezse bi ise yaramaz, sadece kalp acisi olur, yurek sizisi olur, kocaman bir keske olur...soylenecek sozlerinizde gec kalmamaniz dilegiyle...
guzel bir calisma.yuregine saglik...
ve ben çok sonraları anladım,acıtan bir aşkın izlerinin ömür boyu kalabileceğini..gözümden dudağıma tuz taşıyan patika yolların yıllarca yüzümden silinmeyişinden öğrendim..
meğer sonu hüsran bir aşk,rahat vermezmiş insana..geçmezmiş acısı,kasıp kavururmuş sancısı...
ey aşk..!neden yanımdayken sonradan bu kadar canımı yakacağını söylemedin bana..?neden anlatmadın acıtan yanlarını..?
şimdi içimde sızlayan kesikler,yüzümde sudan çizgiler,dizlerimde hiç geçmeyecek izler ve avuçlarımda kan..yaşamaya çalışıyorum..
gitsen ayrı dertsin,kalsan ayrı...
evet aşk..ben yeni öğrendim insanı ne denli esir edebileceğini..önce süründürüp,sonra yine de güldürmeyeceğini..
şimdi alfabeyi yeni öğrenmiş bir çocuğum..bana tanıdık gelen bu dizelerin anlamını yitirmiş uğultusu sağır ediyor benliğimi..toz duman ediyor,eritiyor sağlam kalan yönlerimi...
ey aşk..içimdeki sancıya,beynimdeki çıkmaza,deli eden çaresizliğime,küskünlüğüme,kırılmışlığıma rağmen hala asil bir yüreğim var..o hiç kaybetmedi asaletini..!
sen vurdun,o yüceldi..
sen ağlattın,o sabretmeyi öğrendi..
sen vazgeçirttin,o vazgeçmemeyi öğrendi..
demem o ki;sen alçaltmaya vurdukça o yükseldi
..
söylesene..eline ne geçti aşk!?asırlarca insanoğlunu kanatınca,yalvartınca,ağlatınca..ne bileyim işte,kulu kula kul yapınca,kapısında yatırınca,köpek gibi sayıklatınca ne geçti eline!?
seni bilemem ama biz akıllanmayız aşk..bu yetmez bize..biraz daha acıt canımızı..sen daha çok vur,biz bir kere daha ölelim!!
zaten bu ezdiğin yüreğimin yaşama sevinci kaldı mı sanıyorsun..?hadi dayan az kaldı aşk..biraz daha vur da beraber gömelim yüreğimi...
O esrarlı yangına bu can nasıl dayandı?
Sahile vurdu kalbim,su yandı,kum da yandı.
Bir mum gibi eriyip aktı uykusuzluğum,
Ölüme başkaldıran dertli uykum da yandı.
Yurdundan mahrum edip dolaştırdın Cem gibi.
Ruhumla söndü alev,sonra ruhum da yandı.
Kül oldu bir yiğidin figanıyla her umut.
Bülbülün küllerine konan puhum da yandı.
Böylesi bir yangını görmedi Nemrut bile.
Kaktüsün gölgesinde nazlı âhım da yandı.
Âhımdır zannederdim en belalı kıvılcım,
Kirpiğine dokunan kanlı âhım da yandı.
Bir damla su ver bana ey çöl! Bari sen küsme.
Kalmadı hiçbir şeyim bak,günahım da yandı.
Yenilgiler bir tufan gibi çöktü üstüme.
Ülkem yıkıldı heyhat!
Ordugâhım da yandı.
Köleleri her akşam duman kıldı gözlerin,
Başıma tâc ettiğim padişahım da yandı.
İlk defa böylesine tutuştu gökkuşağı.
Renklerim siyah oldu ve siyahım da yandı.
O'ndan başka ne varsa yandı,
Yandık sen ve ben.
O'nu göreyim diye,kıblegâhım da yandı.
I
bugün bir şiir bile uğramadı yanıma
sana uğradı mı bilmiyorum
pencere kenarında yağmuru seyrettik yalnızlığımla,
balkona astığımız düşlerimizi içeri aldıktan sonra
kimsenin öğretmediği bir şeyi öğretmeni dilerdim..
..ayrılırken
ama sen herkesin öğrettiğini yineledin
şimdi aşk..
..inançlarını yitiren bir ayyaştır köprü altlarımda
deniz kabuklarından bir mumluk yapmıştım sana,
vermeye zamanım olmadı
şimdilerde içinde yakıyorum,
sesini duyuramayan kelimelerimin yorgunluğunu
biliyor musun..
..bilmem
sen cümlelerimin 1. Kordonuydun
II
..susmaya gidiyorum...
..birazdan dönerim..
acil servis gibi yetiştim bütün kanamalı sevdalarıma
yanlarına gittiğimde,
odaları boştu, çarşafları temiz
bir küçük not bile yoktu..
.."kurtardığınız için teşekkür ederiz"
bu yüzden emekliliğimi istedim yorgun aşkların baş hekiminden
tazminatım suskunluk
beni ait olmadığım şehirlerde aramayın,
adresimin caddesi..
..burukluk
III
..teri soğumamış bir ayrılıkla içilen özlem, ateş yapar..
dün gibi hatırlıyorum ayrıldığımız günü
24 ocak..
..kış..
..kıyamet..
..felaket..
sanki herkes beni görmek için toplanmıştı şehir meydanında
parmaklarıyla gösteriyorlardı..
.."işte bu kadın terk edildi" naralarıyla
bu günlerde..
.dalgasını geçebiliyorum vedaların
o günlerde....
serum kokularına bulaşmıştı bütün kılcal damarlarım
gerçekte kim olduğunu çok düşündüm,
özleminin yer yer sağanak yağışlı olduğu zamanlarda
galiba artık biliyorum
sen..
..büyümeye zamanı olmayan çocukların,
dar zamanlarda attığı içten bir kahkahasın
beni beklemeye gidiyordun...
..galiba yolu şaşırdın
IV
...bu şiire girmek hüzünlü ve yaşlıdır..
biraz önce gözlerimden düştün
seni ıslattığım için üzgünüm
yanaklarımda kurumanı istemezdim,
dudaklarıma almışken ıslaklığını
sen..
..gözlerim..
..ve katre
sana yaşatmak istediğim çok şey vardı,
aşk'da kısa çubuğu ben çektim...
V
...kırgınlıklarımı kaybettim, hükümsüzdür...
sabaha karşı gittiğin için bağışladım seni
sen de kendini bağışladın mı..
.. bilmiyorum
zor oldu indirmek resimlerini duvarlardan
ki tozlanma diye albümlerde yaşatmadım seni
seni..
..bir "anı" olsun diye sevmedim
...ve hiç aldatmadım..
..kirpiklerimle bile
çok önceleri sorduğum bir soruydu,
"şiir bir aşk'ı kurtarabilir mi? " diye
otuzuma yaklaşırken gülümsüyorum da,
şiir bir aşk'ın ancak bekçisi olabilir
VI
...bu şiirde U dönüşü yapılmaz...
illegaldir bütün terk edişler,
ölümlerde dahil...
VII
...kızım bahara aldanma, üstüne yine de bir şiir al sen..
mayıs'ın çocuklarıyız ikimizde
belki de bu yüzden acele ettik ayrılmak için,
tenlerimizin ateşi bizi kavurmasın diye..
biliyorsun..
..çok erken aldım hediyemi senden
seninkini vermek içinse çok geç
doğum günün kutlu olsun..
..unutmadı giritlalesi
mumlarını söndürdüm..
..yüzümde gönderdiğim dileklerin gölgesi
VII
...aşk dersem çık, ayrılık dersem çıkma.. dedim..
..çıkmadın
aşk bitti...
bir yerlerde büyüyen, sevdaya dair bütün sözcüklere direniyor, susuyorum..
İnanılmaz ağırlaşıyor gitgide yükleri. Artık kaldıramayacağımı düşündüğüm bir anda, çöküyorum dizlerimin üzerine, ellerim toprağa değiyor. Bir kaç damla gözyaşı süzülüyor gözlerimden, düşüp karışıyor toprağa.
Çok güç te olsa kalkıyorum ayağa çöktüğüm yerden kendi kendime. Çünkü hiç bir el uzanmayacak tutunup kalkmam için, biliyorum...
Bir garip hüzün çöker insana,
El ayak çekilince.
Tek başına kalırsın dünyada,
Etraf sessizleşince...
Karanlık oyun oynar aklıma,
Gölgeler dans edince...
Esen rüzgarlar yüreğimde, üşütse de. Çöküp üstüme karanlıklara boğsa da beni gece , hiç bir yıldıza tutunamasam ayaklarından bile. Olmasa da sarılacak bir zerre umudum, bir küçük belkim.. Umrumda bile değil yalnızlık...
Hayat, tek başımıza başlayıp, tek başımıza sona erdireceğimiz bir hikaye belki de. Gelenler, gidenler, sevenler, terk edenler birer oyuncu sadece. Oynayıp kendilerine düşen rolleri, virgüller, noktalar koyup, kelimeler yazıp, cümleler kuruyorlar bu hikayede. Kimileri siliniyor, kimileri kalıyor öylece oldukları yerde..
İnan bu ev alışamadı,
Hiç bir zaman sensizliğe..
Şimdi sensizlik oturuyor,
Kalkıp gittiğin yerde...
İnan bana alışamadım,
Hiç bir zaman sensizliğe..
Şimdi sensizlik dolaşıyor,
Çıkıp gittiğin bu evde...
Ne yaptım da yoksun bunca zamandır? Herşey o kadar boş, o kadar anlamsız ki..
Belki de haşarı bir çocuk gibi, takılıp gitmişsindir bir bulutun peşine.
En büyük korkum da bu..
Sen yokken ya unutursam dünyaya bakmayı?
Issızlığıma ağlıyorum, sen yoksun, bende sessiz bir hiçlik.
Yalnızlığa elbet alışır bedenim,
Yalnızlıkla belki de başa çıkabilirim..
Herşeyi yaşayarak öğrenmedik mi?
Sevmeyi, sevilmeyi, terketmeyi, terkedilmeyi. Saplanan acıları yüreğimize, kanatarak bile olsa çıkarmadık mı saplandıkları yerden zamanla? Gitgide daha derinlere işleyen ağır sancılarımızı dindirip, alışmadık mı ince sızılara?
Gelişinle her hücremi sarıp, alsan bile aklımı olduğu yerden, atsan bile beni yanmalara,
Gidişinle çökse de yokluğun üzerime, ağır, taşınamayacak bir yük misali, gözlerimden yaşlar düşse de ardından, acısa da kanasa da yüreğim. Yananlar dönüşse de küllere, savrulsa da her bir zerresi ayrı bir köşeye,
Yine de her kapıyı çaldığında açmadım mı sonuna kadar sana? Hatta bazen kırıp bütün kilitlerini..
Hayat öğretmedi mi korkmamayı korkularımızdan? Kimi zaman çıkmazlara doğru yürüsek te, geriye döndürüp adımlarımızı, başlamadık mı yeniden en baştan?
Çok zor gelse bile, yaşar öğrenirim,
Sensizlik benim canımı acıtan...
Öğrendim yalnızlığı.. Her harfini birer birer benimseyip, sindirdim içime..
Gel gör ki, öğrenemedim sensizliğin baş harfini bile...
Aşk..
Acıtsan da beni, kanatsan da, sen hep kalacaksın tek harfi bile silinmeyecek olan kelimelerimin, en baş köşesinde...