foto - mavcozan
    ÜÇÜNCÜ ŞİİR KİTABIM ÇIKT!!!
    üçüncü şiir kitabım "gitmem lazım çıktı!!!

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    GÖNLÜM EKMEĞİNE TEKME VURACAK
    [FONT=times new roman]Belki güleceksin ama,
    Bir gün gelirsen bana,
    Seni kabul etmeyeceğim.
    Bir de ben ''GİT! '' demeyi tadacağım.
    Sen giderken,
    Arkandan sadece bakacağım.

    Dağda tipiden yolunu kaybetsen
    Benim de bir kulübem olsa bacası tüten.
    Sen oyuncağını kaybetmiş bir çocuk gibi,
    Umutsuzca dolaşırken,
    Sevinçle kulübemin kapısını çalsan bile,
    Bu sana olan hıncımın ifadesine olacak vesile.
    Kulübemin buğulu camına
    tersten bir ''GEÇ KALDIN'' yazıp;
    Seni içeri almayacağım.
    Bir de ben ''GİT! '' demeyi tadacağım.
    Sen giderken arkandan sadece bakacağım.

    Dünyada ikimiz kalsak,
    ve mevcut tek yatakta,
    yaşamak için yatmak zorunda kalsak bile,
    O yatağa yatmayacağım,
    Dudaklarının tadına bakmayacağım.
    Bir de ben ''GİT! '' demeyi tadacağım.
    Sen giderken arkandan sadece bakacağım.

    Anlayacağın...
    Belki güleceksin ama
    Bir gün gelirsen bana
    Gönlüm açlıktan ölme pahasına,
    Ekmeğine tekme vuracak....

    Murat Avcı (mavcozan)



    http://www.antoloji.com/murat_avci_(mavcozan)
    silindi
    evet çok uzadı ama dayanamıyorum işte....

    1..2X2=4 sadece teşbih ve teşbihte hata olmaz...Pireyi deve yapmak deyimi gibi...Sizin mantığınızla şöye diyelim ozaman'' böyle benzetmemi olur... pirede deve olurmuymuş canım....''
    Halbuki o deyim bir şeyi olduğundan daha fazla büyütmektir... Haliyle benim yaptığım şudur.... Emin Çölaşan veya Şakir Süter veya X bir şahsiyetin görüşünü ele alırken olayı kişiselleştirip zaten bu adamı biz kötü olarak biliyoruz.. haliyle yazdıkları doğru olamaz mantığından hareket etmek yanlış bence...Bakın ben ne Emin Çölaşanı nede Şakir Süteri sevmem belki ama yazdıklarına katıldım

    2.Kimsenin yorum hakkını elinden almak gibi bir düşüncem olmadığı gibi öyle bir şansımda yok...'' Arkadaşlar Şakir Süter şöyle düşünmüş siz ne dersinizmi demeliydim'' yorum şansı verme namına..herkes yorumunda serbest zaten de öyle olmadı mı.?(ki o görüşlere katılıyorum)

    3.Tayyip beyin geçirdiği hapis süreci içinse yine yanlış bir noktadan argüman yakalamışsınız....Ben halk iradesiyle haricindeki birileri o kanunu değiştirdi demedimki...Benim söylediğim ..''.O maddeden mağdur olan Tayyip Bey ve hükümeti yeni ceza kanununa ona benzer maddeler koydurdular'' demekti..Yani bu gün birisi bir mitingde''CAMİLER KIŞLAMIZ..MİNARELER SÜNGÜMÜZ'' der ise hakkında suç duyurusunda bulunulabilir... Bu çok garip değilmi sizce....(halkı düşmannlığa alenen tahkir.... gibi bir şey bu yeni kanunda)

    haliyle benim uzakta olduğum meyanlara getirilen eleştirler tartışma konusunu yansıtmadı bence... neyse bu konu hakkında daha fazla speküle konusu üretmeme adına son mesajım budur.. hoşçakalın...
    silindi
    Emin Çölaşam kimdir bilmem.. keza Şakir Süteride .. patronları kimdir ne ile beslenirler oda umurumda değil... ben yazılana bakarım.. katılırım veya katılmam...

    sizinki hiç sevmediğiniz bir adamın 2X2=4 eder demesine bile '' yahu bu adam soyu sopu belli olmayan...geçmişi şöyle olan.. böyle olan... hatta çalıştığı yer hakkında da şunlar söyleniyor.. katılmamak lazım'' demek gibi birşey...

    sonra bakıyorum kurallardan bahsedenlerin tamamının bu alanda söyleyebilecekleri var... hemde benim yaptığımın aynısını yaparak.. hatta şu yazar şöyle bu yazar şöyle bundan önceki hükümetler şöyle diyerek... hakkaten enteresan.. demekki işte insan psikolojisi....

    sonra şunuda söyleyeyim Tayyip bey 2 sene hapis yattı diyen arkadaşa...

    evet şiir okudu diye hapis yatan Tayyip Beyin milletvekili seçilmesi o bana görede çok garip ceza kanununun kaldırılmsı ile mümkün oldu...

    ama ya duymadınız.. yada....... neyse bilmiyorum...

    yeni ceza kanununa yani bu hükümetin çıkardığı ceza kanununa göre Tayyip Beyin okuduğu şiir benzeri bir söylemle halka hitabette bulunan kişi yine hapisle cezalandırılacak....
    yani o bir zamanlar mağdur olunan madde sanki geçmişte kendilerine de zarar vermemiş gibi tekrar kabul edildi...
    enteresan değilmi....

    şimdi söyleyin ne olur bana bunun adı propagandamı....

    bence propaganda bu değildir... bu yorumdur.... yarın güzel bir şey yapılsın(zor görünüyor ama inşallah diyelim) ilk alkışlayacaklardan birisi benim....

    hoşça ve dostça kalın.....
    silindi
    [FONT=times new roman]sevgili arkadaşlar..

    anlatmaya çalıştığım ve her nedense anlatamadığım bir sürü şey var...

    açın forumu... geçmiş konulara bir göz atın...

    ve benim yaptığım şey ile aynı kategoride bulunan bir sürü argüman bulacaksınız...

    benim ortaya attığım konu şu olsa idi eminimki pek fazla sorun çıkmayacaktı...

    ''TAYYİP ERDOĞAN'IN BÜYÜK BAŞARISI'' veya ''AVRUPA BİRLİĞİ YOLUNDA EMİN ADIMLARLA İLERLEYEN TÜRKİYENİN DIŞİŞLERİNDEKİ ONURLU DURUŞU''

    Madde 17 ye baktım.... ve kesinlikle söyleyebileceğim şey bu maddenin kapsamı benim yazdıklarımdan bahsetmiyor....

    Madde 17 şu olsa idi mesela '' Herhangi bir şekilde bir siyasi parti lideri veya devlet adamı hakkında olumlu veya olumsuz eleştiriler getirilmeyecektir''...

    Bakın o zaman olabilirdi....

    Forum sitelerinin amacı ne olmalı biliyormusunuz?

    Her alanda insanlığın bunun yanısırada vatanın milletin menfaatine yönelik paylaşımların çoğalarak büyüdüğü.. insanların bilinçlendirildiği...
    güzel sanatlar....komedi...mizah gibi önemli konu başlıklarıyla insanlara ruh sükunu ve huzurunun sağlandığı meyanlardır amaç olması gereken...

    Ve ben bunu yaptığım zannındayım...

    İşin bir garip tarafı daha vardırki belki iki sene evveline kadar şu anki mevcut hükümeti en ateşli biçimde savunanlardan birisi oluşum...

    Savunduğum hatta oy verdiğim bir oluşumu eleştirmekte hakkım olmalı değilmi...?

    Sonra sevgili arkadaşımızın kırmızı ışıkta geçmek konulu mesajının benimle ilişkisinin bulunmadığını düşünüyorum...

    Çünkü ben kırmızı ışıkta geçen değil kırmızı ışıkta geçmeye çalışanı hatta geçeni eleştiren bir konumdayım...

    Benim ülkemin ve miiletimin kırmızı çizgilerinin ihlal edildiğini düşündüm diğer bir deyişle..

    Yoksa mesele bir forum sitesinde üyeliğime son verilmesi değildir...

    Ben bu ülkenin asil üyelerinden... ben bu vatanın asil üyelerinden.. ben bir milletin asil üyelerinden olup sonsuza kadarda öylece kalacak birisiyim...

    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

    YAŞASIN YAVRU VATAN KIBRIS.....

    YAŞASIN BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜĞÜMÜZ....

    ALLAHA EMANET OLUN.................
    silindi



    bu propaganda değildir(propakanda?) ben herhangi bir oluşumun methini düzmüyorum satırlarımda....

    Ve hangi devirde yaşıyoruz ..... ben görüşlerimi bir internet portalında dahi açıklayamayacağımda nerede açıklayacağım....

    ''TAYYİP'İN ALTINDA EZİLECEKSİNİZ'diyerek propagandanın dik alasını yapan sizsiniz....

    ben bildiğim istikamette yürümeye devam edeceğim..

    öyle LAY LAY LOY yaparak yaşayamayacak biriyim ben

    fikirlerim sonuna kadar bakidir.....

    yılmam asla sözkonusu olamaz...

    artık sizde madde 17 yimi gündeme koyarsınız...
    madde bilmem kaçımı orasıda sizin meseleniz............
    silindi
    silindi
    silindi
    silindi
    Bu Yaziyi Okumayin !
    günün esprisi.. okumayacaksak niye yazdın

    '' bu yazıyı okumayın'' demek lütfen bu yazıyı okuyun.. hatta mecbursunuz demekle eşdeğer anlamlı bir şey bence...

    ayrıca... metnin harikulade bir dokusu harikulade mesajlar içeren bir yapısı var....bizimle paylaşma teveccühünde bulunduğun için çok teşekkür ederim arkadaşım
    ALMANYA ACI VATAN
    ALMANYA, ACI VATAN

    Prof. Dr. Faruk Şen, Türkiyenin ABye girmesini en çok isteyenlerden biridir. Aynı zamanda Türkiye ile Almanya arasında siyasal ve ekonomik araştırmalarıyla köprü görevi üstlenen Türk Araştırmalar Merkezinin başkanlığını yürütüyor. Geçiğimiz günlerde Türk Alman ilişkilerine yaptığı katkı nedeniyle özel bir ödül aldı.

    İşte bu Faruk Şen Fransadan başlayan ve Hollandanın da katıldığı anlamlı bir kısmıyla Türkiyeye hayır referandumunun gölgesinde çok önemli açıklamalar yaptı. Gazeteci Yalçın Bayerin aktardığı sözlerden bir bölümünü sizlerle paylaşalım:

    Almanyadaki aktif Türk nüfusunun % 31i işsiz durumda. 216 bin Türk işsizlik parası ile yaşıyor. Bir ailenin 4 kişiden oluştuğundan hareket edecek olursak, 860 binin üzerinde Türk, yaklaşık 1.000 Euro ile geçinmek zorunda kalıyor.

    Bunun yanısıra, Almanyada 230 bin Türk emekli statüsünde. Emekli maaşı 550 Euro civarında. Bunları da iki kişilik haneden sayarsak 460 bin kişi çok az gelirle yaşıyor demektir. Böylece Almanyada yaşayan Türklerin % 30u fakirlik sınırının altında, % 35lik bir grup da her geçen gün daha da fakirlik sınırına yaklaşıyor. Türklerin artık eski güçlü durumları ortadan kalkıyor.

    Faruk Şenin açıklamalarına şu önemli değerlendirmeyle son verelim:

    Bizim araştırmalarımıza göre, yavaş yavaş geri dönüş eğilimi ağır basmaya başladı. İşsizlikten dolayı Almanyadan dönecekler için Türkiye şimdiden uyum konusunda hazırlıklar yapmalıdır.

    Evet, Almanyayı yakından tanıyan bir profesörün, Faruk Şenin açıklamaları bunlar.

    Görüyorsunuz işte, sözcüğün tam anlamıyla Almanya acı vatan!

    İçimizdeki kara sevdalı ABciler milleti kandıra dursun, Avrupanın en ileri ülkesi Almanyada deniz bitmiş durumda. Oradaki Türkler yurda dönebilmenin hesabını kitabını yapıyorlar.

    Kendi gözlem ve araştırmalarımızdan da biliyoruz ki Almanyada yaşayan Türkler zor durumda. Sosyal baskılar, eğitimde yurttaşlarımızın çocuklarına yapılan gerizekalı muamelesi, kültürel farklılık, polis zorbalıkları ciddi sıkıntılar oluşturuyor. Ama ekonomik gerekçelerle bunların üstüne bir bardak su içebiliyordu işçi kardeşlerimiz. Ama şimdi o da değişti.

    Türkiyedeki evini barkını satarak oralarda tutunmaya çalışıyorlar. Ama bunun boşuna bir çaba olduğunu ve kum saatinde geriye işlediğini görüyorlar. Bir furya halinde Alman vatandaşlığına geçmenin bir nedeni de buydu aslında. Yani yurttaşlarımız düşünüyorlar ki Alman uyruğuna geçersek çifte standart kalkar, karnımızı doyurabiliriz. Ama bu da işe yaramadı. 61 milyon seçmeni olan Almanyada 500 bin Türk seçmen olabilmek o kadar da önemli değil. Türke ve "öteki"ne bakış açısının bir ideolojik tercihe dönüştüğü Almanyada bu rakam rahatlıkla es geçilebilir. Onlar da bunu yapıyorlar.

    Dikkat ederseniz siyasal partilerde bir noktaya gelen Türk kökenli politikacıların hiçbirinin, Türklükle ve Türkiye'yle ilgisi yok. Simgesel olarak oralardan tutulan, bakın Türkleri nasıl değiştirdik söylemi için reklam edilen adlar, hepsi o kadar. Yani Türk olarak, Türk Belediye Meclisine ya da Parlamentoya girmiyorlar. Türk olarak kalamadıkları için yükseliyorlar. O da zaten 2yi, 3ü geçmiyor.

    İşte bu koşullar altında acı vatan Almanyadaki yurttaşlarımız bugün Türkiyeye, büyük kitleler halinde dönmüyorsa bunun nedeni psikolojiktir. Bir yandan aile bireylerinin tümü ortak bir dönüş kararı alamıyor. 3. kuşak dönüş için ikna edilemiyor. Bu da parçalanmış aileler anlamına geldiği için, annebaba mecbur Almanyada çocuğunun başında bekliyor. Kısaca yurttaşlarımız, sakal bıyık meselesinden dolayı dönemiyorlar. Ama bu dönüşü tetikleyecek bir şey olursa emin olun hepsi soluğu Türkiye de alacaktır.

    ***

    Şimdi ve bu koşullar altında sormak gerek:

    AB yi hala bir umut, bir zenginleşme kapısı olarak göstermeye, bu yalandan siyaseti üretmeye kimsenin hakkı var mıdır? Ya da olmalı mıdır?

    Kendisine bakamayan, ülkesine davet ettiği Türk işçisini işsiz ve aç bırakan Avrupa, 70 milyon Türk e kapılarını mı açacak?
    ARKADAŞLAR
    Arkadaşlar.... Ben bir TSM solisti ve bestekarı olmama rağmen.... forumumuzun müzikle ilgili bölümüne ilk defa yazmaktayım...
    Müzik evrensel bir olgu olarak güzel sanatların en harikulade dallarından birisidir...Haliyle herkesin müzik tercihine saygı duymaktayım....
    Ancak bir serzenişte bulunmadanda geçemeyeceğim..
    Müzikle ilgili paylaşımları kısmendse olsa takip edebildiğim kadarı ile müzikal anlamda sanatsal değeri bulunmayan.. mevsimlik ve 3-5 ay sonra unutulup gidecek nağmelerin ön plana çıktığını üzüntüyle izlemekteyim...
    Bende sizinle bizim öz müzik tarzlarımızdan birisi olan ve yıllara meydan okurcasına hala ayakta durmayı becerebilip hafızalara kazınan eserlerin sözlerini paylaşmak istedim....
    Teşekkür ederim...
    TSM ŞARKI SÖZLERİ 4
    [FONT=times new roman]SEVMEKTEN KİM USANIR

    Sevmekten kim usanır, tadına doyum olmaz

    Hangi gönül uslanır, sevenle oyun olmaz

    Kaç kere yemin ettim, kaç gönüle de girdim

    Sensiz yapamıyorum ah, bak yine geri döndüm




    İstersen yüzümü güldür, istersen ağlat beni

    Bir gecenin koynundan, bin geceye at beni

    Kaç kere yemin ettim, kaç gönüle de girdim

    Sensiz yapamıyorum ah, bak yine geri döndüm







    SANA BİR BUSE VERMEDİM DİYE

    Sana bir buse vermedim diye

    Bana nasıl kızarsın, istemedinki

    Beni sevdiğini nerden bileyim

    Bir kere olsun istemedinki




    Sevgi bir arzu dalında çiçek

    Ne vardı öyle bakıp geçecek

    Sana gönlümün kapısı açık

    Gel yavaş yavaş gir demedinki




    Benim de vardı gizli bir derdim

    Ne bir yakınlık, ne ilgi gördüm

    Sevilmek için bekledim durdum

    Gözümden olsun anlamadınki


    Güfte: H. Münir Ebcioğlu, Beste: Saadettin Öktenay




    SEN NİSANSIN DAHA BEN SARI EYLÜL

    Sen nisansın daha, ben sarı eylül

    Sen gocasın açan, ben kuruyan gül

    Sen alev alevsin, ben savrulan kül




    Saçıma ak düştü, yüzüme yıllar

    Bahar sende kalsın, bende acılar




    Gidenler dönmezler beni bekleme

    Kalmasın hatıram, resimleri isteme

    Elveda diyorsun, sakın gel deme




    Saçıma ak düştü, yüzüme yıllar

    Bahar sende kalsın, bende acılar







    SEN HEP BENİ MAZİDEKİ HALİMLE TANIRSIN

    Sen hep beni mazideki halimle tanırsın

    Hala bilirim aşk ile bekler inanırsın

    Hep böyle siyah saçlı ve hülyalı sanırsın

    Hala bilirim aşk ile bekler inanırsın













    SENİ BEN UNUTMAK İSTEMEDİM Kİ

    Seni ben unutmak istemedim ki

    Uzayan yollara neden inandın

    Sevenler verdiği sözden döner mi

    Şu yalan yıllara neden inandın




    Seni unutsaydım bekler miydim hiç

    Bir derdime bin dert ekler miydim hiç

    Şu sonsuz hasreti kalbime koyup

    Bir ömür boyu ah çeker miydim hiç




    Sen bana uzaktan sitem ettikçe

    Benim ümitlerim elimden tutmaz

    O yalan sözlere sakın inanma

    Seneler geçse de seven unutmaz


    Güfte: İ. Behlül Pektaş, Beste: Amir Ateş




    SABRET GÖNÜL

    Hicran açmıştır sinede yare

    Zavallı gönlümün neş-esi kare

    Talihin zulmeti yol vermez yare

    Bahtım kara, gül kara, sümbül kara




    Sabret gönül birgün olur bu hasret biter

    Çekilen acılar canım gün olur geçer




    Birgül bülbül giymiş kareler

    Sinem üzre gözgöz olmuş yareyler

    Bu dert beni iflah etmez, pareyler

    Benim derdim, dermanın bilen yok




    Sabret gönül birgün olur bu hasret biter

    Çekilen acılar canım gün olur geçer







    SENEDE BİRGÜN

    Gönlümde açmadan solan bir gülsün

    Her zaman gamlıyım her zaman üzgün

    Beklerim yolunu aylar boyunca

    Yeter ki gel bana senede birgün




    Ağarsın saçlarım, solsun yanağım

    Adını anmaktan yansın dudağım

    Bu aşka canımı adayacağım

    Yeter ki gel bana senede birgün


    Güfte: Sadık Şendil, Beste: Ayhan Özışık




    SİLEMEZLER GÖNLÜMDEN

    Dilimi bağlasalar anmasam hiç adını

    Gözümü dağlasalar görmesem hiç yüzünü

    Elimi bağlasalar tutmasam ellerini

    Silemezler gönlümden ne aşkını ne seni




    Dünyamı karartsalar görmemem için seni

    Büyüler yaptırsalar sevmemem için seni

    Gurbete gönderseler kan doldursa içimi

    Silemezler gönlümden ne aşkını ne seni


    Güfte: Aslan Tunçata, Beste: Selahattin Altınbaş




    SÖYLEYİN YILDIZLAR

    Söyleyin yıldızlar sevgilim nerde

    Beklerim onu ben pencerelerde

    Ben onun yüzünden düştüm bu derde

    Söyleyin yıldızlar sevgilim nerde

    Beklerim onu ben pencerelerde




    İçim yana yana onu ararım

    Uçan kuşlardan haber sorarım

    Ömrümde gülmedim ona yanarım

    Söyleyin yıldızlar sevgilim nerde

    Beklerim onu ben pencerelerde


    Güfte, Beste: Suat Sayın




    ŞARKILAR SENİ SÖYLER

    Şarkılar seni söyler dillerde nağme adın

    Aşk gibi, sevda gibi huysuz ve tatlı kadın

    En güzel günlerini demek bensiz yaşadın

    Aşk gibi, sevda gibi huysuz ve tatlı kadın


    Güfte: F. Özlem, Beste: Muzaffer İlkar










    ŞU YALAN DÜNYAYI AŞKSIZ GEÇİRME

    Şu yalan dünyayı aşksız geçirme

    Gönülden gönüle akıver gitsin

    Üzülme sevgilin terketti diye

    Sen de birisini yakıver gitsin




    Bir yaprak düşerse bir gül bitermiş

    Tanrı canı bize aşk için vermiş




    Biten sevgilerin adını anma

    Bir tatlı anıya katıver gitsin

    Unut unutanı boş yere yanma

    Aklını birine takıver gitsin




    Bir yaprak düşerse bir gül bitermiş

    Tanrı canı bize aşk için vermiş


    Güfte: İlkan San, Beste: Avni Anıl




    UNUTTURAMAZ

    Unutturamaz seni hiçbir şey unutulsam da ben

    Her yerde sen, herşeyde sen, bilmem ki nasıl söylesem

    Bir sisli hazan kesilir ruhum eğer seni görmesem

    Neşemde sen, hüznümde sen, bilmem ki nasıl söylesem













    UNUTULMAZ

    Kalbe dolan o ilk bakış unutulmaz unutulmaz

    Sevda ile ilk uyanış unutulmaz unutulmaz

    İlkbahar yaz mevsim mevsim

    Birkaç mektup birkaç resim

    Unutulmaz unutulmaz




    Sahil boyu boş yamaçlar isim yazılan ağaçlar

    Öpülen, koklanan saalar unutulmaz unutulmaz

    İlkbahar yaz mevsim mevsim

    Birkaç mektup birkaç resim

    Unutulmaz unutulmaz




    Kah gülünür kah ağlanır, yollar gurbete bağlanır

    İnsan unuturum sanır unutulmaz unutulmaz

    İlkbahar yaz mevsim mevsim

    Birkaç mektup birkaç resim

    Unutulmaz unutulmaz


    Güfte: Mehmet Gökkaya, Beste: Erol Sayan




    UNUTAMIYORUM

    Unutamıyorum unutamıyorum

    Gecem yok artık gündüzüm yok

    Tek sen varsın, senin saçların var

    Dalgın ıslak gözlerin var




    Güneş seninle doğuyor hergün

    Her yerde seni arıyorum

    Herşeyde seni arıyorum

    Bırakma bırakma ellerimi bırakma unutamıyorum


    Güfte: Tekin Gönenç, Beste: Avni Anıl







    UNUT BENİ

    Unut beni kalbimdeki hicranla yalnız kalayım

    Kimsesiz bir yavru gibi kucağında ağlayayım

    Bu kaçıncı söz verişin, söyle nasıl inanayım

    Kimsesiz bir yavru gibi kucağında ağlayayım


    Güfte: Ahmet Kaçar, Beste: Şükrü Tunar










    VURGUN

    Gözlerim uykuyla barıştı sanma

    Sen gittin gideli dargın sayılır

    Ben de bir zamanlar sevildim amma

    Seninki düpedüz vurgun sayılır




    Ne kadar zulmetsen ah etmem sana

    Her iki cihanda gül kana kana

    Seninle cehennem ödüldür bana

    Sensiz cennet bile sürgün sayılır




    Yalan mı söyledin göz göre göre

    Ne zaman dolacak verdiğin süre

    Gönülden gördüğüm takvime göre

    Aldığım her nefes birgün sayılır


    Güfte: Cemal Safi, Beste: Selçuk Tekay, Makam: Uşşak




    VEDA

    Hani o bırakıp giderken seni

    Bu öksüz tavrını takmayacaktın

    Alnına koyarken veda buseni

    Yüzüme bu türlü bakmayacaktın




    Gelse de en acı sözler dilime

    Uçacak sanırdım birkaç kelime

    Bir alev halinde düştün elime

    Hani ey gözyaşım akmayacaktın


    Güfte: Orhon Seyfi Orhon, Beste: Yusuf Nalkesen, Makam: Muhayyer Kürdi




    YORGUNUM

    Baharı beklerken ömrüm kış oldu

    Gözümde her zaman biraz yaş oldu

    En güzel duygular bana düş oldu

    Yorgunum dostlarım yorgunum artık

    Vefasız yıllara dargınım artık




    Tutmadı ellerim sıcak elleri

    Duymadım aşk denen tatlı sözleri

    Taşıdım ömrümce acı izleri

    Yorgunum dostlarım yorgunum artık

    Vefasız yıllara dargınım artık




    İçimde ateşler söndü kül oldu

    Aşk bahçem kurudu sanki çöl oldu

    Yar bildim o bile bana el oldu

    Yorgunum dostlarım yorgunum artık

    Vefasız yıllara dargınım artık


    Güfte: Sami Derin Tuna, Beste: Selçuk Tekay




    YOKSUN DİYE BAHÇEMDE

    Yoksun diye bahçemde çiçekler açmıyor bak

    Gel görüp açılsınlar, devşirip göğsüne tak

    Öyle yalnız ki gönlüm, aylardır seni özler

    Geleceksin, döneceksin seveceksin, diye hep

    Her an yolunu gözler




    Sensiz doğan güneşin yüzünde hareler var










    YILLAR SONRA

    Yıllar sonra rastladım çocukluk sevgilime

    O aşina bakışlar içimi deldi yine

    O bakış ki götürür beni yıllarca geri

    Hatıramda canlandı ilk aşkımın gülleri

    Gelmez o günler, dönmez o günler

    Mazide kaldı hep...


    Güfte, Beste: Yıldırım Gürses
    TSM ŞARKI SÖZLERİ 3
    [FONT=times new roman]KADERİMDE HEP GÜZELİ ARADIM

    Kaderimde hep güzeli aradım

    İçimdeki sazlar başka söz başka

    Hayalimde canlanırken muradım

    Duvardaki resim başka sen başka




    Gökyüzünde otağ kurdum oturdum

    Yeryüzünde hayat başka ruh başka

    Bu sevdadan artık ben de yoruldum

    Yaz yağmuru kış yağmuru bambaşka


    Güfte: Fethi Dinçer, Beste: Avni Anıl




    KADIN

    Sürülmez sefa, çekilmez cefa

    Beklenmez vefa gibisin kadın

    Bilinmez hece, sonsuz işkence

    Sanki bilmece gibisin kadın




    Uzun bir destan, solmaz gülistan

    Sevene sultan gibisin kadın

    Bazen bir çiçek, bazen kelebek

    Bazen de melek gibisin kadın




    Sevgiye kanmaz, aşka inanmaz

    Aşktan usanmaz gibisin kadın

    Gönüllere taç, ruhlara ilaç

    Aşkıma muhtaç gibisin kadın


    Güfte: Melih Özer, Beste: Teoman Alpay




    KADIN BİR GÜL

    Kadın bir gül, aşk bir mevsim

    Tez geçer kanmaya gelmez

    Bulunca sev, kaybolunca

    Bir ömür yanmaya deymez




    Unut unuttuğu yerde

    Adını anmaya deymez

    Ya sarhoş kal ya rüyada

    Hayat uyanmaya deymez




    İnanma hiç gözyaşına

    Yalandır kanmaya gelmez

    Bakma mahsun duruşuna

    Bir melek sanmaya gelmez


    Güfte: Melih Özer, Beste: Teoman Alpay




    KİMSEYE ETMEM ŞİKAYET

    Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime

    Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime

    Perde-i zulmet çekilmiş, korkarım ikbalime

    Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime


    Güfte, Beste: Kemani Serkis Efendi, Makam: Nihavend










    KISKANIRIM SENİ BEN

    Saçın yüzüne deyse, tenini kıskanırım

    Birine söz söylesen, dilini kıskanırım

    Kıskanırım seni ben, kıskanırım kendimden

    Bu nasıl aşk Allahım, öleceğim derdimden




    Sakın takma göğsüne, gülünü kıskanırım

    Seni saran kemerden, belini kıskanırım

    Kıskanırım seni ben, kıskanırım kendimden

    Bu nasıl aşk Allahım, öleceğim derdimden


    Güfte: H. Münir Ebcioğlu, Beste: Teoman Alpay




    KALBİMİ KIRA KIRA

    Senden bana ne kaldı, bir hatıradan başka

    Bir daha geri dönmem, yalan kattığın aşka

    Kalbimi kıra kıra, bıraktın bir hatıra

    Günahını yalancı dudaklarında ara




    Gözyaşların boşuna, düşme artık peşime

    Yansın yüreğin yansın, şimdi de bende sıra

    Kalbimi kıra kıra, bıraktın bir hatıra

    Günahını yalancı dudaklarında ara


    Güfte: H. Münir Ebcioğlu, Beste: Teoman Alpay




    KAHVERENGİ GÖZLERİN

    Sanki billur bir pınar kahverengi gözlerin

    Ruhuma neşe sunar kahverengi gözlerin

    Rüzgarlar kadar serin, ufuklar kadar derin

    Senin en güzel yerin kahverengi gözlerin

    Mehtapta benzer aya, bakarım doya doya

    Sanki tatlı bir rüya kahverengi gözlerin













    KIŞLADA BAHAR (KARA GÖZLÜM)

    Kara gözlüm efkarlanma gel gayrı

    İbibikler öter ötmez ordayım

    Mektubunda diyorsun ki gel gayrı

    Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım




    Dağlar taşlar bu hasretlik derdinde

    Sabır sebat etmez gönül yurdunda

    Akşam olur tepelerin ardında

    Daha güneş batar batmaz ordayım




    Bahar geldi koyun kuzu koklaştı

    İki aşık dört senedir bekleşti

    Kara gözlüm düğün dernek yaklaştı

    Vatan borcu biter bitmez ordayım


    Güfte: Bekir Sıtkı Erdoğan, Beste: Gültekin Çeki, Makam: Rast




    MİHRABIM DİYEREK

    Mihrabım diyerek sana yüz vurdum

    Gönlünün dalında bir yuva kurdum

    Yıllardan beridir yalvarıp durdum

    Sevgilim demeyi öğretemedim




    Gönlünde sevgime yer vermedinde

    Yaban güllerini hep derledinde

    Ellerin ismini ezberledinde

    Bir benim adımı öğretemedim

    Sonunda hicranı öğrettin bana

    Ben sana sevmeyi öğretemedim


    Güfte: Turgut Yarkınt, Beste: Avni Anıl




    MEVSİMLER YAS TUTUP

    Mevsimler yas tutup güller ağlasın

    Ahımla inleyen eller ağlasın

    Mademki sen yoksun şimdi yanımda

    Leylaklar dökülüp güller ağlasın




    Sevgilim bu yerden gittin gideli

    Ilgıt ılgıt eser sevdanın yeli

    Bu öksüz ruhumun sensin emeli

    Leylaklar dökülüp güller ağlasın


    Güfte: Mustafa Sevilen, Beste: Yıldırım Gürses




    MÜMKÜN MÜ UNUTMAK

    Mümkün mü unutmak güzelim neydi o akşam

    Rüya gibi hülya gibi birşeydi o akşam

    İçtik kanarak bir ezeli meydi o akşam

    Rüya gibi hülya gibi birşeydi o akşam


    Güfte: Rıfat Ahmet Moralı, Beste: Rakım Erkutlu, Makam: Nihavend










    NAZENDE

    Deydi saçlarıma bahar gülleri

    Nazende sevgilim yadıma düştün

    Sevenin bahtına bir güzel düşer

    Sen de tek sevgilim aklıma düştün




    Gözlerim yoldadır kulağım seste

    Ben seni unutamam en son nefeste

    Ey ceylan bakışlım ey boyu beste

    Gurbette sevgilim aklıma düştün

    Nazende sevgilim yadıma düştün




    Sensiz dağ yoluna çıktım bu sefer

    Öksüz kumru gibi güller, laleler

    Sen niye yalnızsın sordular eller

    Gurbette sevgilim aklıma düştün

    Nazende sevgilim yadıma düştün


    Güfte: , Beste: , Makam: Hicaz




    NEREDEN SEVDİM O ZALİM KADINI

    Nereden sevdim o zalim kadını

    Bana zehreddi hayatın tadını

    Söylemem sormayın asla adını

    Bana zehreddi hayatın tadını













    NEYLEYİM KÖŞKÜ

    Ah edip inlerim gurbet elinde

    Uzaktan göründü benim dağlarım

    Yine garip kaldım gurbet elinde

    Sevgilimi hergün anar ağlarım




    Neyleyim köşkü, neyleyim sarayı

    İçinde salınan yar olmayınca




    Kimsesiz hem öksüz kaldım bu yerde

    Talihim düşürdü beni bu derde

    Gözümü kapadı bir kara perde

    Evimi yurdumu anar ağlarım




    Neyleyim köşkü, neyleyim sarayı

    İçinde salınan yar olmayınca







    NE DERT KALIR NE HÜZÜN

    Ne dert kalır, ne hüzün, bir sudur akar zaman

    Seni ilk gördüğüm gün, dedim ah benim olsan

    Ay değil yıllar geçti, kavuşmak şimdi bir an

    Kış geçti, bahar geçti, dedim ah benim olsan




    Yeter üzme çabuk gel, uzamasın bu hicran

    Bugünlerden çok önceydi, dedim ah benim olsan




    Güfte: , Beste: Sadettin Kaynak, Makam: Nihavend




    NASIL GEÇTİ HABERSİZ

    Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım

    Bazen gözyaşı oldu, bazen içli bir şarkı

    Her anını eksiksiz dün gibi hatırlarım

    Dudaklarımda tuzu, içimde yanar aşkın




    Hani o saçlarına taç yaptığım çiçekler

    Hani o güzel gözlü ceylanların pınarı

    Hani kuşlar, ağaçlar binbir renkli çiçekler

    Nasıl yakalamıştık saçlarından baharı




    Ben hala o günleri anarsam yaşıyorum

    Sanki mutluluğumuz geri gelecek gibi

    Hala güzelliğini kalbimde taşıyorum

    Dalından koparılmış beyaz bir çiçek gibi


    Güfte: Nihat Asar, Beste: Teoman Alpay




    ÖYLE GÜZEL Kİ GÖZLERİN

    Öyle güzel ki gözlerin, bakmasını bir bilsen

    Öldürür mahvedersin, yakmasını bir bilsen

    Aşkın irem bağını, bu gençliğin çağını

    Sevda basamağını çıkmasını bir bilsen

    Bilsenki her günümü, sensiz geçen ömrümü

    Sana karşı gönlümün çarpmasını bir bilsen













    ÖZLEDİĞİM ŞARKISIN

    Özlediğim şarkısın kulaklarımda

    Adın binbir nağmedir dudaklarımda

    Belki de özleyip birgün gelirsin diye

    Bekliyorum bıkmadan sokaklarında




    Dön artık, benimle kal, bir daha gitme

    Ömrümün şarkısısın, ne olur gitme




    Dileğimsin sen benim dualarımda

    Yaşıyorsun daima rüyalarımda

    Pişman olur da birgün dönersin diye

    Bekliyorum bıkmadan sokaklarında




    Dön artık, benimle kal, bir daha gitme

    Ömrümün şarkısısın, ne olur gitme







    ÖMRÜMÜZÜN SON DEMİ

    Ömrümüzün son demi, sonbaharıdır artık

    Maziye bir bakıver neler neler bıraktık

    Küserek ayrılırsak olur inanki yazık

    Maziye bir bakıver neler neler bıraktık


    Güfte: Orhan Arıtan, Beste: Selahattin Altınbaş










    RÜZGAR SÖYLÜYOR

    Rüzgar söylüyor şimdi o yerlerde bizim eski şarkımızı

    Vazgeç söyleme artık, hatırlatma mazideki aşkımızı

    Bir kış günüydü başladı bu hazin macerası gönlümüzün

    Vazgeç söyleme artık, hatırlatma mazideki aşkımızı


    Güfte, Beste: Şekip Ayhan Özışık, Makam: Muhayyerkürdi










    SANA GELMEK İÇİN YOL YOK MU SANKİ

    Sana gelmek için yol yok mu sanki

    Niyazla gelirim, nazla gelirim

    Sen bana bir kere gel de yeter ki

    Sevinçle, neşeyle, hazla gelirim




    Bu ayrılık uzun yıllar sürse de

    Aşkın beni defter defter dürse de

    Aramıza karlı dağlar girse de

    Baharla gelirim, yazla gelirim




    Bana ettiklerin geçse de bini

    Dünyayı verseler değişmem seni

    Gönülden çağırsan, istersen beni

    Şarkıyla, şiirle, sazla gelirim
    TSM ŞARKI SÖZLERİ 2
    [FONT=times new roman]BU AKŞAM BÜTÜN MEYHANELERİNİ DOLAŞTIM ISTANBUL' UN

    Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştım Istanbul' un

    Seni aradım kadehlerdeki dudak izlerinde

    Canım doya doya sarhoş olmak istiyordu

    seni aradım kadehlerdeki dudak izlerinde


    Güfte: Turham Oğuzbaş, Beste: Avni Anıl










    BELKİ BİRGÜN GELECEKSİN

    Belki birgün geleceksin lakin vakit geçmiş olacak

    Gönül hicran şarabından yudum yudum içmiş olacak

    Güzel de olsa inanmam artık seni gözlerine, bahar bitmiş olacak

    Gönül hicran şarabından yudum yudum içmiş olacak


    Güfte, Beste: Şekip Ayhan Özışık










    ÇOK YALNIZIM

    Hayatta bu ilk aşkım, kaderle ilk oyunum

    Kırılmış bir dal gibi bükülü kaldı boynum

    Çok yalnızım ama çok, nasıl şey anlayamam

    Öldüm mü hiç soran yok, ben böyle yaşayamam




    Dünyada sanki bir ben, bir de bitmeyen çile

    Gözyaşı seli basmış, hala dolmuyor neden

    Çok yalnızım ama çok, nasıl şey anlayamam

    Öldüm mü hiç soran yok, ben böyle yaşayamam







    ÇAL GİTAR

    İçimde nice uzun yılların özlemi var

    Bu gece efkarlıyım ağla gitar, çal gitar

    Bitmesin bu sarhoşluk sürsün sabaha kadar

    Bu gece efkarlıyım ağla gitar, çal gitar


    Güfte: Ü. Yaşar Oğuzcan, Beste: Avni Anıl










    DUYDUM Kİ UNUTMUŞSUN GÖZLERİMİN RENGİNİ

    Duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini

    Yazık olmuş o gözlerden sana akan yaşlara

    Bir zamanlar sevginle ateşlenen başımı

    Dizlerinin yerine dayasaydım taşlara




    Hani bendim yedi renk hani tende can idim

    Hani gündüz hayalin geceler rüyan idim

    Demek ki senin için aşk değil yalan imiş

    Acırım heder olan o en güzel yıllara







    DÖNÜLMEZ AKŞAMIN UFKUNDAYIZ

    Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç

    Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç

    Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile

    Avunmak istemeyiz böyle bir teselliyle

    Aah geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan

    ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan

    Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece

    Gruba karşı bu son bahçelerde keyfince

    Ya şevk içinde harap ol ya aşk içinde gönül

    Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül

    Aah dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç


    Güfte: Y. Kemal Beyatlı, Beste: M. Nurettin Selçuk, Makam: Segah




    DEDİLER ZAMANLA HEP AZALIRMIŞ SEVGİLER (OLSUN)

    Dediler zamanla hep azalırmış sevgiler

    Olsun bana seninle geçen yıllarım yeter

    Nasıl olsa herşeyin zamanla sonu yok mu

    Ömür dediğimiz şey küsecek kadar çok mu




    Dediler ki gün gelir unuturmuş gidenler

    Olsun bana aşk dolu geçen yıllarım yeter

    Nasıl olsa herşeyin zamanla sonu yok mu

    Ömür dediğimiz şey küsecek kadar çok mu


    Güfte: İlter Yeşilay-Aşkın Tuna, Beste: Bilge Özgen-Turhan Taşan, Makam: Hicaz




    ELBET BİRGÜN BULUŞACAĞIZ

    Elbet birgün buluşacağız

    Bu böyle yarım kalmayacak

    İkimizin de saçları ak

    Öyle durup bakışacağız




    Belki bir deniz kıyısında

    Elele maziyi konuşacağız

    Benim içimde yanan ateş var

    Sevgilim ne zaman buluşacağız




    Belki bir gemi güvertesinde

    Sen beni unutmuş için kupkuru

    Benim gönlümde hala o arzu

    Sevgilim ne zaman buluşacağız


    Güfte, Beste: Mustafa Seyrek




    ESKİ DOSTLAR

    Unutulmuş birer birer

    Eski dostlar eski dostlar

    Ne bir selam ne bir haber

    Eski dostlar eski dostlar




    Hayal meyal düşler gibi

    Uçup giden kuşlar gibi

    Yosun tutan taşlar gibi

    Eski dostlar eski dostlar




    Unutulmuş isimlerde

    Bilinmez ki nasıl nerde

    şimdi yalnız resimlerde

    Eski dostlar eski dostlar


    Güfte: Hayri Mumcu, Beste: Gültekin Çeki, Makam: Rast




    ESKİMEYEN DOST

    Ne söylesen sen haklısın, aylar varki görüşmedik

    Bir köşede oturupta, bir kadehi bölüşmedik

    Kim ayırdı bizi bizden, kadere dur diyemedik

    Ne yazık ki o günlerin değerini bilemedik




    Eski dost düşman olmaz deyipte sitem etme

    Ayrılığın yükünü yalnız bana yükleme

    Ne zaman gelirsen gel başıma tac olursun

    Sen benim eski değil eskimeyen dostumsun




    Yollarımız ayrı ayrı kalplerimiz bir olsa da

    Herşey seni hatırlatır kurumuş bir gül olsa da

    Kim ayırdı bizi bizden, kadere dur diyemedik

    Ne yazık ki o günlerin değerini bilemedik


    Güfte: Ülkü Aker, Beste: Selami Şahin




    ENGİNDE YAVAŞ YAVAŞ (BUGÜN DE AKŞAM OLDU)

    Enginde yavaş yavaş günün minesi soldu

    Derdim bana arkadaş bugün de akşam oldu

    Gölgeler indi suya kuşlar vardı uykuya

    Gurbeti duya duya bugün de akşam oldu




    Su uyur fısıldaşır gider yare ulaşır

    Yolcu yolda yaraşır bugün de akşam oldu


    Güfte: Vecdi Bingöl, Beste: Sadettin Kaynak




    GÖZLERİ AŞKA GÜLEN

    Gözleri aşka gülen taze söğüt dalısın

    Gel bana her gece sen gönlüme dolmalısın

    Tatlı gülüş pek yaraşır gözleri ömre bedel

    Ah ne güzel ne güzel seni sevmek

    Ah ne güzel ne güzel




    Sensiz elem bana yar

    Doğ benim ömrüme doğ da güneş gibi

    Aşkımı tazele gel

    Tatlı gülüş pek yaraşır gözleri ömre bedel




    Bekleme sonbaharı bir acı rüzgar eser

    Gel bana her gece sen saçların bağrıma ser

    Tatlı gülüş pek yaraşır gözleri ömre bedel

    Ah ne güzel ne güzel seni sevmek

    Ah ne güzel ne güzel




    Sensiz elem bana yar

    Doğ benim ömrüme doğ da güneş gibi

    Aşkımı tazele gel

    Tatlı gülüş pek yaraşır gözleri ömre bedel


    Güfte, Beste: Gündoğdu Duran




    GİTME SANA MUHTACIM

    Gitme sana muhtacım, gözümde nursun

    başımda tacım, muhtacım

    beni öldür öyle git, yaşamak için

    senin sevgine muhtacım

    Muhtacım gözlerine, muhtacım sözlerine

    uzattım ellerimi, muhtacım ellerine gitme

    Şimdi bomboş ellerim

    Seni çağırır yaşlı gözlerim muhtacım

    Beniz öldür öyle git

    Yaşamak için senin sevgine muhtacım




    Sensiz bir dünyadayım,

    gerçekten uzak bir rüyadayım muhtacım

    Beni sensiz dünyadan, sonsuz rüyadan

    uyandır da git muhtacım

    Muhtacım gözlerine, muhtacım sözlerine

    Ruhumu ısıtacak sımsıcak nefesine gitme

    Gitme sana muhtacım gözümde nursun

    Başımda tacım muhtacım

    Beni öldür öyle git

    Yaşamak için senin sevgine muhtacım


    Güfte, Beste: Selami Şahin




    GİDENLER DÖNMEZ

    Yılların ardından seslenmek niye

    Bunca yıl yolları beklemek niye

    Bir ömür tüketir gelecek diye

    Gidenler dönmez, gidenler dönmez




    Ne olur sevenler unutun artık

    Gidenler dönmez, gidenler dönmez

    Bir ömür tükenir dönecek diye

    Gidenler dönmez, gidenler dönmez







    GÜL DUDAKLIM

    Yüce dağdan esen yelden, sazımdaki kırık telden

    Busbulanık akan selden sorsam seni gül dudaklım

    Çiçeklenmiş dalımsın, inci mercan balımsın

    Sanki benim canımsın sarsam seni gül dudaklım




    Ayrılmasın yollarımız, boş kalmasın kollarımız

    Aşkla dolsun yıllarımız sarsam seni gül dudaklım

    Çiçeklenmiş dalımsın, inci mercan balımsın

    Sanki benim canımsın sarsam seni gül dudaklım


    Güfte: Mustafa Sevilen, Beste: Yıldırım Gürses




    GÖZLERİME BAKMA HİÇ

    Gözlerime bakma hiç kendini göremezsin

    Mühürledim kalbimi sen artık giremezsin

    Bana elem, keder, ızdırap vermezsin

    Mühürledim kalbimi sen artık giremezsin




    Beni yalan sözlerle kandırmaya çalışma

    Gülme artık yüzüme çıkma sakın karşıma

    Yollarımız ayrıldı hiç boş yere uğraşma

    Mühürledim kalbimi sen artık giremezsin


    Güfte: Mehmet Erbulan, Beste: Ünsal Sileli




    GEL NEREDEYSEN

    Başımda rüzgar gibi senin sevgindir esen

    Gizli vefam herşeyim çıkıp gel neredeysen

    Yaşamanın tadı yok seni bir an görmesem

    Özlemim mutluluğum çıkıp gel neredeysen




    Hıçkırığımı duy da, esen yellere uy da

    Elini kalbine koy da gel neredeysen




    Bakınca gözlerine varlığımı anlarım

    Bütün hayallerimi seninle tamamlarım

    Seni yürekten seven anlasana ben varım

    Özlemim mutluluğum çıkıp gel neredeysen




    Hıçkırığımı duy da, esen yellere uy da

    Elini kalbine koy da gel neredeysen
    tsm şarkı sözleri 1
    [FONT=times new roman]AZİZ ISTANBUL

    Sana dün bir tepeden baktım aziz Istanbul !

    Görmedim, sevmediğim hiçbir yer.

    Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul !

    Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.




    Nice revnaklı şehirler görülür dünyada,

    Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.

    Yaşamıştır, derim en hoş ve uzun ru'yada

    Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.


    Güfte: Y.Kemal Beyatlı, Beste: M. Nurettin Selçuk




    APANSIZ UYANIRSAN

    Apansız uyanırsan gecenin bir yerinde

    Gözlerin uzun uzun karanlığa dalarsa

    Bir sıcaklık duyarsan üşüyen ellerinde

    ve saatler gecikmiş zamanları çalarsa

    Bilki seni düşünüyorum, seni düşünüyorum




    Gecelerden bir gece uyanırsan apansız

    Uzaklarda elemli garip bir kuş öterse

    Bir ceylan ağlıyorsa, dağlarda yapayalnız

    ve birgün kabrimde sarı çiçek açarsa

    Bilki seni düşünüyorum, seni düşünüyorum


    Güfte: Ü.Yaşar Oğuzcan, Beste: Rüştü Şardağ, Makam: Hicaz




    AYRILDI GÖNÜL

    Ayrıldı gönül yine bir tek eşinden

    Bulmakta teselli batan akşam güneşinden

    Alnımdaki hattı yaşımın matemi sanma

    Her çizgi açıldı acı hicran ateşinden


    Güfte, Beste: Zeki Duygulu, Makam: Nihavend










    AVUÇLARIMDA HALA SICAKLIĞIN VAR

    Avuçlarımda hala sıcaklığın var inan

    Unuttum dese dilim, yalan billahi yalan

    Hasretindir içimde hep alev alev yanan

    Unuttum dese dilim, yalan billahi yalan


    Güfte, Beste: Yusuf Nalkesen, Makam: Kürdili Hicazkar










    AŞK BU DEĞİL Mİ?

    Yüreğim alev alev yanıyor hasretinle

    Gözlerimden hayalin gitmiyor bir an bile

    Aşk bu değil mi, aşk bu değil mi?

    Söyle sevgilim söyle aşk bu değil mi?




    Kıskanırım kendimden o güzel gözlerini

    Sevginle coşuyorum ne zaman görsem seni

    Aşk bu değil mi, aşk bu değil mi?

    Söyle sevgilim söyle aşk bu değil mi?







    BİR RÜZGARDIR GELİR GEÇER SANMIŞTIM

    Bir rüzgardır, gelir geçer sanmıştım

    Meğer başımda esen kasırgaymış sevgilim

    Gönül oyunudur bunun izi kalmaz demiştin

    Meğer içimde yanan bir volkanmış sevgilim




    Birgün gelir unutursun demiştin

    Hicranını uyutursun demiştin

    Unutmadım unutmadım

    Aşka hasret sana hasret

    Bekliyorum sevgilim




    Gönül oyunudur bunun izi kalmaz demiştin

    Meğer içimde yanan bir volkanmış sevgilim


    Güfte: Anonim, Beste: Sadettin Kaynak




    BİR ATEŞİM YANARIM

    Bir ateşim, yanarım, dumanım yok, külüm yok

    Sen yoksan, mekanım belli değil, zamanım yok

    Fırtınalar içinde beni yalnız bırakma

    Benim senden başka sığınacak limanım yok









    BEKLENEN ŞARKI

    Gözlerinin içine başka hayal girmesin

    Bana ait çizgiler dikkat et silinmesin

    İstersen yum gözlerini tıpkı düşünür gibi

    Benden evvel başkası bakıp seni görmesin




    Kıskanırdım seni ben kendi gözümden bile

    Nasıl verirdim seni birgün yabancı ele

    Sana gelen yollarda daima beni bekle

    Benden evvel başkası bakıp seni görmesin



    Güfte, Beste: Zeki Müren-Salih Gözen




    BİR SEVGİ İSTİYORUM

    Yılları durduracak, güneşi doğduracak

    Dünyamı dolduracak, bir sevgi istiyorum

    Deli gibi sevecek, ömür boyu sürecek

    Gözlerimde tütecek bir sevgi istiyorum




    Halimi anlayacak, derdime katlanacak

    Benimle ağlayacak sevgili istiyorum

    deli gibi sevecek, ömür boyu sürecek

    Gözlerimde tütecek bir sevgi istiyorum


    Güfte: Halit Çelikoğlu, Beste: Necdet Tokatlıoğlu




    BİR İLKBAHAR SABAHI

    Bir ilkbahar sabahı güneşle uyandın mı hiç

    Çılgın gibi koşarak kırlara uzandın mı hiç

    Bir his dolup içine uçuyorum sandın mı hiç




    Geçen günlere yazık yazık etmişsin gönül sen

    Öyleyse hiç sevmemiş sevilmemişsin gönül sen




    Albümdeki o resme bakarken ağladın mı hiç

    Mazideki günlere kalbini bağladın mı hiç

    Unutmayıp adını senelerce andın mı hiç




    Geçen günlere yazık yazık etmişsin gönül sen

    Öyleyse hiç sevmemiş sevilmemişsin gönül sen


    Güfte: Bekir Mutlu, Beste: Erdoğan Berker




    BİR KIZIL GONCAYA BENZER DUDAĞIN

    Bir kızıl goncaya benzer dudağın

    Açılan tek gülüsün sen bu bağın

    Kurulu kalplere sevda otağın

    Kimbilir hangi gönüldür durağın




    Her gören göğsüme taksam seni der

    Kimi ateş gibi yaktın beni der

    Kimi billur bakışından söz eder

    Kimbilir hangi gönüldür durağın


    Güfte: Melek Hiç, Beste: Amir Ateş, Makam: Muhayyerkürdi




    BİR BAHAR AKŞAMI RASTLADIM SİZE

    Bir bahar akşamı rastladım size

    Sevinçli bir telaş içindeydiniz

    Derinden bakınca gözlerinize

    Neden başınızı öne eğddiniz




    İçimde uyanan eski bir arzu

    Dedi ki yıllardır aradığım bu

    Şimdi soruyorum büküp boynumu

    Daha önceleri neredeydiniz


    Güfte: Fuat Edip Baksı, Beste: Selahattin Pınar




    BİLMEM BU GÖNÜLLE BEN NASIL YAŞAYACAĞIM

    Bilmem bu gönülle ben nasıl yaşayacağım

    O daha genç yaşında, benimse geçti çağım




    Kurtulmak mümkün olsa bırakıp kaçacağım

    Fakat ne yazık ki artık elinde oyuncağım




    Onun zoru sürür beni gittiği yola

    Ben giderim sağıma o çeker beni sola




    Arkasından bakarım gözlerim dola dola

    Ey gençlik arkadaşım sana uğurlar ola


    Güfte: Dr. Necdet Bey, Beste: M. Nurettin Selçuk, Makam: Nihavent




    BUGÜN YİNE GÖNLÜMÜN BAHÇESİNDE GEZİNDİM

    Bugün yine gönlümün bahçesinde gezindim

    Sana baktım ay kadar bahar kadar güzeldin

    Gel gör beni nelere duçar eyledi derdin

    Sana baktım ay kadar bahar kadar güzeldin


    Güfte: Emriye Gürdal, Beste: Emin Ongan, Makam: Nihavent
    kalk mehmedim kalk
    KALK MEHMET'İM KALK!

    Sizi bilmem ama benim yüreğim daralıyor, içimde fırtınalar kopuyor, böğrüme hançerler saplanıyor...

    Şu ülkenin siyasetçilerinin, bir zamanlar şu toprakları işgal eden ve bugün daha modern ve küresel işgallere tâbi tutmak için çırpınan Batı dünyası ile aynı ittifak içine girebilmek için çılgınca tavizler verdiğini gördükçe böğrüme hançer saplanıyor.

    Bu ülkeyi özgür kılabilmek için canını veren Memedleri düşünüp, bu ülkeyi ABye peşkeş çekmek için didinen mandacıları gördükçe içimde fırtınalar kopuyor..

    O Memedler; dün bu toprakları hür ve egemen kılmak için ölen o Memedler, o Gelibolu, o Çanakkale, o sakarya, o Dumlıpınar yiğitleri, şu ülkeyi yabana peşkeş çekmek için uğraşan siyaset ve ihanet mensuplarını görselerdi ne yaparlardı acaba?

    Bigalı Mehmet Çavuş düşüyor aklıma. Gelibolu yoğun bir şekilde bombalanırken mangasıyla nöbettedir Mehmet Çavuş. Gizlendiği yerden çıkar ve düşmana ateşe başlar Bigalı Mehmet.
    Düşman da karşılık verir. Mesafe çok yakındır. Bir ara tüfeğinin mekanizmasının çalışmadığını görür, durur mu? Durmaz. Hemen yerden istihkam küreğini alır, düşmana saldırır. Elindeki kürekle, kendisine mermi yağdıran düşmana hücum eder. Kaç kişiyi öldürdüğünü kendisi bile hatırlamaz. Gözünü açtığında kendisini sıhhiye çadırında bulur Mehmet Çavuş.

    Bu ülkeyi dün Çanakkalede püskürttüğümüz Haçlı güruhuna yamamak isteyenleri gördükçe Gelibolulu Mehmet Çavuşu hatırlıyorum.

    Ve o yiğitlerin destansı hikayeleri düşüyor yâdıma birer birer...

    Çanakkale savaşının en yoğun günleri... Sedyeciler hiç durmadan yaralı taşımaktadır. Doktorlar sadece yaraları sarabilmekle meşgul olur. Tam işin en yoğun olduğu bir sırada bir tabibin önüne yaralı bir asker gelir. Bağırsakları dışarı çıkmış, bacağının biri kopmak üzeredir. Doktor fazla bir şey yapamaz. Bağırsakları toplar, sıhhıyecilere kaldırın bunu! der. Genç asker baba diye seslenir. Doktor yaralıya dikkatle bakar. Bu kendi oğludur. Bu benim oğlum der. Gölge bir yere kaldırın.

    Masanın üzerine çoktan başka bir yaralı Mehmetçik yatırılmıştır. Doktor onunla meşgul olmaya başlar, sırada daha çok Mehmetçik belemektedir.

    Doktor kendi oğluyla ilglenecek zamanı ancak ertesi gün bulmuştur, ancak oğlu çoktan defnedilmiştir.

    Peki ya General Şükrü Naili Gökberkin anılarındaki şu olayı dinleyip de çarpılmayan olur mu?
    Gene Çanakkalede... İleri mevzide Keçideresinin karşısında, düşman makineli tüfeklerini kurmuş, durmaksızın bu dereyi ateş altında tutuyor ve hergün bizden on onbeş kişiyi şehit ediyordu.

    Bir gün teftişe gittiğim sırada, o dereden geçmek gerekti. Dere başına gelince Alay Komutanı bana, Bu sırat köprüsüdür, önce ben geçeyim sonra siz dedi ve bu kırk adım kadar mesafeyi hızla koşarak geçti. Ben de öyle koşarak geçtim. Düşman ateş ediyor, makineli tüfekleri işleyip duruyordu.

    Bir de arkama döndüm baktım ki; bir Mehmetcik, ellerindeki bakraçlarla ateşe hiç aldırmadan, ağır ağır geliyor. Koş, koş, vurulacaksın koş, diye bağırdım.

    Sesimi işitmemiş gibi, hiç istifini bozmadı. Nihayet yanıma yaklaşınca niçin koşmadığını sordum. Ne cevap verse beğenirsiniz: Koşsam bakraçlardaki bakla çorbası dökülür, arkadaşlarım aç kalırlar. Düşmandan korkulmaz komutanım!

    Çanakkalenin senei devriyesinde, bu ülkeyi yabana peşkeş çekmek isteyenlere karşı o yiğit Memedlerin yiğit hikayeleri delmez mi yüreğimizi?

    İşte size yürek delici bir olay daha:
    Kirte muharebeleri sırasında bölükler arka sıralarda hücum sıralarını beklemektedirler. Ön siperdekiler ileri fırlamış boğuşuyorlar. Yüzbaşı hücum için emir bekliyor. Askerin tamamı süngü takmış siperden fırlamak için hazır. Sinirler gergin. Dudakları kıpır kıpır, dualar okuyor, kelimei şehadet getiriyorlar. Süre uzuyor. Yüzbaşı erlere sesleniyor, Yavrularım, arslanlarım, biraz sonra Cenabı Rabbül Aleminin huzuruna varacağız. Abdestsiz gitmeyelim. Haydi! Tüfeklerimizin kabzalarına ellerimizi sürüp hep birlikte teyemmüm edelim.

    Teyemmüm edilir. Bekleme devam etmekedir. Biraz sonra Yüzbaşı; Çocuklarım, sanıyorum biraz daha bekleyeceğiz. Önümüzde biraz daha zaman var. İleride arkadaşlarımız şehit oluyor. Hem onlar için, hem de vakit varken kendi cenaze namazımızı kendimiz kılalım. Kâbe karşımızda... Arkadan Oflu Ali Çavuş bağırır: Er kişi niyetine... O gün yapılan hücumda kendi cenaze namazını kılan pek az kişi sağ kalabilmişti. Onlar Allaha verdiği sözü tuttular...

    Yüreği olanların, bu hadiseleri duyup gözyaşına bulanmaması mümkün mü?

    Kendi cenaze namazını kılan yiğitler, askere bakla çorbası getirmek için kelle koltukta ölüme atlayan Memedler, evladını ağır yaralı olarak karşısında gören babalar, kürekle düşmana saldıran Mehmet Çavuşlar, dün düşman işgalinden kurtarmak için uğrunda şehit düşdükleri bu vatanın küresel kurtlar pazarına sürülerek yutulmaya hazır hale getirildiğini görselerdi, ne yaparlardı acaba?

    Ve Ankara sakinleri, size sesleniyoruz:

    Siz, yürek nedir bilir misiniz? Vatan nicedir haberdar mısınız?
    Nuran ablam
    arkadaşlar sevgili ablam nuran bülbülün fırçasından çıkmış bulunan resimleri sizinle paylaşmanın hazzını yaşamak istedim... sevgilerimle


    mavcozan


    [FONT=times new roman]TANITIMI..............

    1947 İSTANBUL DOĞUMLUYUM. EL SANATLARI İLE İLGİLİ NE KADAR KONU VAR İSE İLGİLENDİM. (SERAMİK, CAM BOYAMA, TAKI, BAKIR ÜZERİNE MİNE KAPLAMA(EMAY), 1991 YILINDA RESİM ÇALIŞMALARINA BAŞLADIM.

    1991 YILINDA İSTASYON SANAT MERKEZİNDE SEVGİLİ HÜLYA SUN İLE RESİM ÇALIŞMALARIMA BAŞLADIM. 1993-1994 İNCİ EVİNER 1994-1995 DEVLET RESİM HEYKEL MÜZESİ, GÖKHAN ANLAĞAN, 1996 YILINDA İSE BON-ART ATELYEDE VURAL YILDIRIM İLE PASTEL BOYANIN KEYFİNE VARDIM.

    ÜNSAL TOKER İLE ÇALIŞTIM. 2001-2002 BAHATTİN ODABAŞININ. ATELYESİNE DEVAM ETTİM. ŞU AN BÜLENT ÇETİNOR İLE SULUBOYA ÇALIŞMALARIMA DEVAM ETMEKTEYİM.

    RESİMLERİMDE YAĞLIBOYA, KURU, YAĞLI PASTEL VE SULUBOYA KULLANMAKTAYIM

    KATILDIĞIM SERGİLER;

    1993 HORHOR SANAT GALERİSİ:
    İSTASYON SANAT KARMA SERGİ
    1994 İSTASYON SANAT ERENKÖY-KARMA
    1998 CAFE SERA KÜLTÜR EVİ:
    GÜNER DOLAY ATELYE KARMA SERGİ
    1999 BON-ART SANAT MERKEZİ KARMA
    1999 BON-ART SANAT MERKEZİ KİŞİSEL
    2003 CEMAL REŞİT REY , KARMA SERGİ
    2004 NEVZEMİN 14-SANAT GALERİSİ KİŞİSEL
    2004 I."SANAT YOLUYLA BARIŞ" ULUSLARARASI RESİM FESTİVALİ
    2004 NEVZEMİN-14 SANAT GALERİSİ SULUBOYA KARMA
    17-30 KASIM 2004 EKVATOR SANAT GALERİSİ SULUBOYA SERGİSİ
    6-11 ARALIK 2004 KADIKÖY BELEDİYESİ BAŞKANLIK BİNASI SULUBOYA SERGİSİ RESİM ÖRNEKLERİ DALGALAR

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    DENİZ MEHTAP VE ŞARAP

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    KUŞLAR

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    DÜN BUGÜN YARIN

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    YİNE GELDİ AYİN AYLARI
    Yaz-bahar ayları gelince papazlara bir haller olur.

    Temmuz, hele Ağustos aylarında Karadeniz kıyılarına bilhassa son on yıldır gökten uçaklarla, denizden gemilerle papaz yağar.

    Yakından, uzaktan, içeriden, dışarıdan her yerden gelirler.

    Kafilelerle, cüppelerini savurarak gelirler.

    Bilmiyorum yeni TCKda din adamlarının dini giysilerini ibadethaneler dışında giymeleri serbest bırakıldı mı?

    Hele yabancı uyruklu din adamlarının Türkiyede kapalı veya açık havada ayin yönetmeleri serbest mi?

    Dananın asıl kuyruğu; Barthalemeos dinince dinlenmeye başlayıp da yerine Sen Sinoddan birisi atanmaya kalkılınca kopacak.

    Sen Sinod artık çoğunlukla yabancı uyruklu papazlardan oluşuyor.

    Bu yabancı uyruklu papaz, İstanbulda ayin yönetebilecek mi?

    Peki ya TC uyruklu üyeler ve din adamları?

    Meselâ Barthalemeosun İstanbul dışındaki Rumların dini ihtiyaçları ile ilgilenmesi ne derece mümkün?

    İstanbulun içindeki Türk Ortodokslara bile karışamayan papazın ne işi var Türkiyenin dört bir yanında?

    Bırakın ekümenikliği, Başpapazın Türkiyede İstanbul dışında herhangi bir yetkisi var mı, dini bir etkinliğe katılabilir mi, ayin yönetebilir mi?

    Türkiyede İstanbulda mevcut 2000 Rumun dışında Rum var mı?

    Barthalemeosun akıl hocalarına sorarsanız; Türkiyede herhangi bir yere davet üzerine- gidiyorlarmış..

    Cübbesinin eteklerini savura savura ve kendisine yeni tahsis edilen otomobilli koruma polisleri ile.

    Söz dönüp dolaşıp Trabzona geliyor.

    Ağustos ayının başı, kutsal Sümela Yortusu imiş kıymetli okuyucu..

    her Türk vatandaşı gibi biliyorum; neredeyse bir on sene kadar önce Barthalemeosun güya Karadenizi temizlemek masum gayesi ile ama aslında Trabzonu takdis eylemek amacı ile Koç destekli Venizelos gemisiyle denediği huruç hareketi başarısızlıkla sonuçlanmış, papaz kıyıya yanaştığı halde sahile çıkamamıştı.

    Kafayı ciddi şekilde oraya taktığı anlaşılıyor.

    Trabzonun bir şanssızlığı da çok sık değişen ve kısa sürede bölgenin özelliklerine, duyarlı konularına uyum gösteremeyen valileri.

    Duyduk ki bu vali de Barthalemeosun ziyaret isteğine baştan olumlu yaklaşmış ve Türkiyenin Misak-ı Milli sınırları çizilmiş 200-300 kişi Trabzonu işgal mi edecek? demiş..

    Yol olur Sayın Valim, yol olur&

    Sonra; durumun ciddiyetine bir ölçüde vâkıf olunca da Haber Türk ekranında lafı dolaştırmaya, topu taca atmaya çalışmış.

    Trabzon Valisi Hüseyin Yavuzdemir, Sümela Manastırının ayine açıldığı haberleriyle ilgili HABERTÜRK TVde ANAHABER bültenine bağlanmış. Ancak Vali Yavuzdemir, kısa bir anlatımın ardından Murat Ongunun sorularını cevaplamadan kaçmış. Sümela Manastırının ayine açılmadığını belirten vali, son durum hakkındaki değişikliği anlatamamış.

    Sümela Manastırı ören yeri ve müzedir. Burada ayin yapılması mümkün değildir. Tadilat sürüyor. Zaten ayın yapılması mümkün değildir. Ancak bireysel mum yakma ve dua etmeleri mümkündür  demeye getirmiş..

    Bu bireysel mum aldatmacasını daha önce de yaşadık biz kıymetli okuyucu..,

    Bireysel mum ve dua diye geldiler, yüzlerce kişi toplu ayin yapıp sonra da horon teptiler.

    Trabzonda kamuoyu bazı konularda son derece hassastır..

    Son bayrak ve TAYAD olayları yüzünden sinirler def gibi gergindir.

    Allah korusun yanlış bir kıvılcım, yığınların arasına karışacak yanlış bir kişi, söylenecek tek bir kelime bile önü alınamayacak olayların başlamasına neden olabilir.

    Davet aldatmacasına vali ve yetkililer aldanmamalıdır.

    Papazın şehre gelmesi ateşe bidonla benzin dökmektir.

    Bütün Karadeniz ve Trabzonda Barthalemeosu ayin için şehre çağıracak, davet edecek bir tek kişi, kurum yoktur.

    Çünkü Karadenizde Rum yoktur. Ortodoks yoktur.

    Olsa bile Başpapazın İstanbul dışında yetkisi yoktur.

    Cihanpatrikliği palavrası tam bir gözbağcılığıdır ve Cihan Padişahlığından mülhemdir.

    Osmanlı devrindeki bütün Ortodoksların başı statüsüne özlemdir.

    Hala Cumhuriyetle tanışamamışlardır.

    Ne yazık ki etkili yetkililer veya etkisiz yetkililer yahut etkili yetkisizler de bu konuda en ufak bir şey yapmamakta, parmaklarını bile oynatmamaktadırlar.

    Patrikhane hem bir takım kazanımlarını Osmanlı zamanındaki fermanlara dayandırmakta; hem de yeni yeni Cumhuriyetin 1926 Medeni kanun ve 1936 Vakıflar düzenlemesine karşı çıkmaktadır.

    Azınlıklar; 1926da medeni kanunun kabulü ile Lozanda edinmiş oldukları bir takım sosyal ayrıcalıklardan kendiliklerinden vaz geçmişlerdi.

    1936da da bir genelge ile azınlık vakıflarının mal edinmelerine sınır getirilmişti.

    Dikkat edin her ikisi de Atatürk devri tasarrufudur.

    Trabzon valisi; 5 Mart 2005 günü Giresuna Sempozyum için gelen Denktaşı halktan kaçırmak için Giresun valisi ile beraberce nasıl perdeleme görevi yapmaya çalıştıysa Barthalemeosa da aynı duyarlığı göstermeli, halkın arasına karışmasına, gösteri yapmasına, ayin düzenlemesine, bir takım kilise ve manastır harabelerini gezmesine izin vermemelidir.

    Hatta daha iyisi Trabzona gelmemesini sağlamalıdır.

    Çünkü durum kritiktir.

    Mayıs başında Gül bir soru üzerine; Fransada referandum var. Brükselden bize şu ara öne çıkmayın dediler. Bu da bize makûl geldi demişti.

    Fransada referandum yapıldı ve hayır çıktı.

    Durum Mayıs başından daha kritik ve zor.

    Trabzonda muhtemel bir patrik gösterisi, gerginlik ve tansiyon yüksekliği şu sıralar kimsenin işine yaramaz.
    Hüzünlere Dönmek
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız



    Yine mi dönüyorum hüzünlü saatlere? Oysa geceye beş kala
    çağırışlarını duymuştum. Belki sensindir diye bir umut kapladı içimi.
    Nafile, sana uzanan bütün yollar kapalı...öğrendim, evet geç de olsa
    öğrendim bunu. Çok geç olsa da...

    Uzaklardan bir ses olmak istedi bir dostum, uzaklardan bir el...
    Üşüme diye. Olamadı, olamazdı, yokluğun her şeyden daha soğuktu.
    Yokluğun soğuk, yokluğun buz gibi...

    Hani; öyle üşürsün ki, artık hiç bir şey hissetmez uzuvların,
    uyuşur kalır da manâsız bir donukluğun çizgileri oluşur, ardından
    bir kabuk içindeki parçalanmayı döker, ezip de geçer tüm bedenini,
    acısı en derinden gelir de yakar her yerini...

    İşte ben de öyle üşüdüm gece yarısını beş geçe...
    Manâsız buluyorum sanki artık her şeyi.

    Sevgi deseler sadece bir iç çekebilirim,
    sonra gülüp geçerim gibi geliyor.

    Aşkı sorsalar, aynı dili mi konuşuyoruz diye
    anlamsızca bakabilirim gözlerine...

    Anlatın derim durmayın, bırakın tüm şiirleri, şarkıları, masalları...

    Dokunabilir miyim aşka, dokunabilir miyim ellerimle diye sorarım,
    geçer mi üşümesi yüreğimin, geçer mi üşümesi içimin...

    Aşk dediğiniz şey gelince ansızın, anlar mı beni aşkla gelen,
    beni ben oldugum için mi, kendi var ettigi için mi ister...
    Varolanlara, benden kalanlara hoş geldin mi der,
    yoksa bir iki zaman sonra herkes gibi o da mı çekip gider...

    Bakışlarım dondu sanki, yüreğim donunca. Nasıl da manasız
    bakıyorum etrafa. Görmesin istiyorum hiç kimse gözlerimi,
    görmesin hiç kimse hüzün tanelerimi...

    Susuyorum artık derin derin. Nasıl da konuşmak istiyorum oysa.
    Saatlerce susmadan konuşmak istiyorum. Tüm biriktirdiklerimi
    en başından başlayıp sonuna kadar anlatmak istiyorum.
    Anlatmak yetmez biliyorum, anlaşılmak da istiyorum...

    Bir el istiyorum başımda...
    Saçlarıma dokunsun istiyorum, tüm bedenimden söküp alsın
    yalnızlığımı tılsımıyla... Bir el istiyorum dokunsun saçlarıma
    yumuşacık ve alsın tüm donuklukları usulca.

    Bir göz istiyorum gözlerimde...
    Anlamsız bakan gözlerimin içini görsün, hâlâ arkalarda kalmış
    ışık huzmelerinin içine dalsın, çıkarsın tüm umutlarımı
    eski sandığın içinden, açsın da ışığı ile umut olsun yollarıma,
    yolum olsun yordamım olsun istiyorum...

    Bir omuz istiyorum...
    Başımı yaslayıp uzun uzun ağlayabileceğim. Yıllardır biriktirdiğim
    hüzün tanelerini tek tek dökebileceğim bir omuz istiyorum.
    Ona yaslanınca her şeyi unutmak istiyorum, sıcacık olmak...
    İçimi huzur kaplasın istiyorum, hiç konuşmadan saatlerce
    orada kalmak, hiç konuşmadan anlaşılabilmek istiyorum...

    Biliyorum, ne de çok sey istiyorum...
    Bunların sadece puslu bir hayal olduğunu da biliyorum.

    Seni bende var edişimi, aslında sadece bende olduğunu,
    aslında sadece bir hayal olduğunu çok iyi biliyorum.

    Ama yine de seni çok özlüyorum,
    yine de çok üşüyorum, ve yine de seni istiyorum...

    Ben, hüzünlerime geri dönüyorum...

    Günahları affettiren dualar
    [FONT=times new roman]Allah razı olsun arkadaşım
    YUNAN TARİH KİTAPLARINDA BİZ TÜRKLER
    [FONT=times new roman]Yunanistandaki ilkokullarda 3 tarih kitabı okutulmaktadır. Birinci kitap Helenistik dönemi, ikinci kitap Roma ve Bizans dönemini, üçüncü kitapsa yakın tarih adıyla Osmanlı Dönemi ve 1821 Yunan işgali sonrasını ele almaktadır. İlk iki kitapta Haçlı seferleri kapsamında yapılan savaşların Türkler ile Hıristiyanlar arasında yapıldı­ğı belirtilmekte ve Türklerin Hıristiyanları kadın-çocuk ayırımı yapmadan vahşice öldürdü­ğü öne sürülmektedir. Yakın tarihi ele alan ve ilkokul dördüncü sınıftan itibaren okutulan Yakın Tarih adlı kitapta Türkiye aleyhinde bir çok yerde yazılar ve resimler bulunmaktadır. Bu kitapta; Bizansın başkenti Konstantinopolün Türkler tarafından işgal edildi­ği, bu işgalden sonra Yunanlılar için tutsaklığın ve kara günlerin başladı­ğı, Türklerin esir pazarı kurdukları, Anadolunun da Türkler tarafından işgal edilmiş oldu­ğu ve buradaki Hıristiyan halkın köleleştirilip zorla dinlerinin de­ğiştirildi­ği, Anadoluda Hıristiyanların yaşam koşullarının zor oldu­ğu, korku içinde yaşadıkları, İzmirin her şeyinin Yunan olduğu, bazı Rumların Türklerden korkmaları nedeniyle Türk adı taşımalarına rağ­men gizli Hıristiyan oldukları ve gizli Rum adı taşıdıkları, Sümela Manastırının Türkler tarafından tahrip edildi­ği, 1919-1922 Küçük Asya felaketinde (15 Mayıs 1919dan itibaren Yunanlıların Batı Anadoludaki işgalleri kastediliyor.) Yunan varlı­ğının Türkler tarafından yok edildiğ­i, İzmirin yakıldığ­ı, bu sırada binlerce Yunanın Anadoludan ve Pontustan kovuldu­ğu, zulme uğ­ratıldığ­ı, esir edilip öldürüldü­ğü, Kuzey Kıbrısın Türkler tarafından işgal edilmiş olduğ­u, Kıbrısta Rumların Türkler tarafından katledildi­ği, Kıbrıslı Rumların göçmen durumuna düşürüldükleri ve pek çok da kayıp oldu­ğu, Girne ve Magosanın Türkler tarafından enkaz haline getirildiğ­i gibi iftiralar yer almaktadır.

    Ayrıca ilkokullara yönelik hazırlanan yardımcı okuma kitaplarında Türkler aleyhinde yoğun olarak ya­macı, tecavüzcü gibi ifadeler ile resimler yer almaktadır. Bu kitaplar kilise destekli yayınevleri tarafından yayımlanıp satılmaktadır.

    Okullara yönelik kitapların dışında Yunanistanda sözde Ermeni soykırımı ve sözde Pontus soykırımı anıtları bulunmaktadır. Bu amaçla Yunanistanın çeşitli kentlerinde anıtlar mevcuttur.

    Selanikte Pontus Soykırım Anıtı, Ermeni Soykırım Şükran Anıtı, 1922de İzmirde Türkler tarafından öldürüldü­ğü ifade edilen İzmir Başpiskoposunun heykeli (altında milli şehit, İzmir 1922 yazılı), Balkan savaşında Türkler tarafından öldürüldü­ğü öne sürülen 6 papazın büstleri vardır. Atinada, Ermeni Soykırım Anıtı, Pontus Soykırım Anıtı, bütün resmi ve dinsel törenlerin yapıldı­ğı Metropolitan Kilisesinde Türklerin Yunanlı kadınlara yaptıkları sözde işkenceleri ifade eden yağ­lı boya tablo, II. Mahmut tarafından Patrikhane kapısında idam edilen Patrikin ya­lı boya tablosu, Karpenisi iline bağ­lı Arachova köyünde Yunan isyanına katılan bir Yunanın büstü (büstün altında barbar Türklere karşı 1821 yazısı) bulunmaktadır.

    Valos, E­riboz ve Kavala Limanlarında Liman girişlerinde, İpsala sınır kapısına giden Dedea­ğaç-Kipi yolu üzerinde çeşitli noktalarda ise kuzeyden kan damlayan Kıbrıs haritası üzerinde Unutmayacağ­ız yazıları bulunmaktadır.
    EY BÜYÜK TÜRK MİLLETİ...SİNDİRİLİYORUZ
    bu kadar kayıtsız olmaya devam ettiğimiz müddetçe sindirilmeye de devam edeceğiz...

    öyle kritik bir süreçki bu herkesin şapkasını önüne koyup düşünmekten gayrı seçeneği bulunmamakta...

    ama maalesef.. kayıtsızlık devam ediyor...

    bak... bu forumda bile .....

    ülke meselelerine ne kadar kaygısızız...

    mühim mevzuuların işlendiği konu başlıklarının okunma ve yorumlanma sayılarına bir bak...

    anlarsın...

    sağol dostum hassasiyetin için
    sana ihtiyacım var
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız





    [FONT=times new roman] SANA İHTİYACIM VAR


    Hazan baharlarında
    sarı çiçekler açar,
    bir bulut türkü söyler
    yağmurlarında,
    dağlar diz vururlar toprağa
    sen o sırada rüzgarları topluyorsundur
    demet demet,
    kucak kucak..
    Saçların dağılmıştır,
    inceden kokun yayılır dünyaya,
    ben gözlerimi açmışımdır bir rüyaya,
    duygularım yalnızdır, günlerim yalnız..
    Bu aydınlıkta güneş yok,
    buz tutuyor her yanım,
    kağıtlarda mürekkep mürekkep hicranım,
    yakaladığım yerde umut terkediyor beni.
    Yolumu gözlerin mi aydınlatıyor,
    niye ışıklar soluk öyleyse?
    Ateş böceklerini unuttun mu,
    ışığa mı gideceğim, sese mi?
    Ses ışıktan uzaklaşıyor,
    rehberim yüreğim,
    yüreğim de şaşkın,
    terketmiş gitmiş aklım,
    bari sen tut elimden,
    yolu göster,
    sana ihtiyacım var Tanrım,
    sana ihtiyacım var...
    TÜRKLERİ YOK ETMEK
    Türklerle savaşmak, onları yok etmek zorundayız!"


    Tarih 3 Kasım 1839 Topkapı Sarayı''nın Marmara yönündeki bahçesinde
    kurulan yüksek bir kürsü ve kürsüde Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa&
    Dinleyiciler arasında az sonra okunacak Tanzimat Fermanı''nın altında
    imzası bulunan Sultan Abdülmecit var, Devlet-i Aliye''nin bütün vezirleri,
    ulemâ, yani İslâm âlimleri, ve yüksek devlet memurları var.

    Ayrıca, Rum ve Ermeni Patrikleri, Yahudi Baş Hahamı, Hıristiyan
    ruhanîler, yabancı devlet elçileri de oradalar. Osmanlı Batı''ya açılıyor.
    Dağılmaktan kurtulmak için "Gayrimüslimleri Müslimlerle aynı hizaya"
    getiriyor ve bu kararları ayrıca yazılı olarak "Dost Devletlerin
    İstanbul''daki elçiliklerine resmen" bildiriyor.

    Yani, ben artık size benzemek istiyorum diyor.

    Biz "Dostuz" diyor.

    Aramızda "diyalog" olsun diyor. Tekrar hatırlatalım. Tarih, 1839''dur.
    Bu tarihten 15 yıl sonradır. Acaba Batı Osmanlı''nın bu "Diyalog",
    Osmanlı''nın bu "reform" Osmanlı''nın bu "Batıya benzeme" çırpınışına ne
    cevap vermiştir? Yıl 1854. Bakınız Kardinal Newmon Tanzimat Ferman''ını
    hayata geçirmek için 15 yıldır çırpınan Türkler hakkında ne düşünüyor:

    "-Vizigotlardan Sarafenlere değin Hıristiyanlık dini ile temasa geçen
    bütün ırklar er geç Hıristiyanlığı kabul etmiştir. Bu genel kuralın tek
    istisnası Türklerdir. Türkler, Hıristiyanlığı kabul etmek şöyle dursun,
    onu ortadan kaldırmaya çalışmışlardır.Onun için Türklerle savaşmak,
    onları yok etmek zorundayız."

    Canım o bir Kardinal''di, siz devletlerin tavrına bakarak konuşun
    diyenler olabilir.

    Bugün de Türk-İslâm düşmanı yeni Papa için aynı şeyler
    söyleniyor.Türkiye''nin AB üyeliğine karar verecek olan Papalık değil AB üyesi
    ülkelerdir, deniyor.

    Oysa Papa Hıristiyanlığın vicdanıdır ve hükümetler bu vicdana aykırı
    davranamaz.

    Davranan hükümet olma şansı bulamaz, iktidarda ise muhalefete
    yuvarlanır.

    Zira Papa halkı, halkın oyu da hükümetleri etkiler. Nitekim "Lale
    Devri" ile başlayan ve 1839''da bir "cavs" olarak su yüzüne çıkan Osmanlı
    devşirmelerinin Batı özentisi, durdurmak şöyle dursun geriye gidişi
    hızlandırmış ve 17 yıl sonra 1856''da Islahat Fermanı''nı ilân mecburiyeti
    doğmuştur.

    Ama bu çırpınış da Batı ve içimizdeki azınlıkları doyurmamış, 20 yıl
    sonra 1876''da Birinci Meşrutiyet gündeme gelmiştir.

    Ve netice 1881''de zamanın IMF''si olan Düyunu Umumiyedir. Ardından
    1908 ve II.

    Meşrutiyet. Balkan Bozgunları, Birinci Dünya Savaşı, Çanakkale, Sevr,
    Anadolu''nun İşgali ve öze, Türk''e dönüş ve bu dönüşün muhteşem
    neticesi, genç, itibarlı, muzaffer Türkiye Cumhuriyeti& O günlere bakarak bu
    günleri görüyor, bugünlerde olup biteni okuduğumuzda her ne hikmetse
    işte o acı geçmişi hatırlıyoruz.

    "Uyum Yasaları" deniyor, "Kopenhag Kriterleri" deniyor, "Dinler Arası
    Diyalog" deniyor, "Ilımlı İslâm" deniyor, "Büyük Ortadoğu Projesi"
    deniyor ve her ne hikmetse Türkiye''nin borçları sürekli artıyor.

    Türkiye Kerkük''ten kopuyor, Kıbrıs''tan sökülüyor, Ege''den kazınıyor.
    Biz diyalog derken Vatikan Türkiye''ye on binlerce misyoner salıyor,
    binlerce kilise ev açıyor ve "Üçüncü bin yılda Asya Hıristiyanlaştırmak
    için" çırpındığını resmen ilân ediyor.

    Yine biz, "Stratejik Ortak" diyoruz, "Müttefik" diyoruz ama o Batı,
    PKK''yı demokratik bir devlet kurmak isteyen örgüt olarak bağrına basıyor.

    Diyarbakır''a başka bir ülkenin başkenti muamelesi çeken de aynı Batı,
    AB de işte o Vatikan etkisindeki AB. Biz bunları yıllardır söylüyoruz.
    Batı değişmedi. Vatikan değişmedi. Siyonizm değişmedi. Onlar hâlâ
    Haçlı, onlar hâlâ emperyalist ve onlar bugün de müstevli& Hatta Batı aynı
    Batı olduğunu siyasetçisi ile, papazı ile, yazarı-çizeri, öğretim üyesi
    ile, askeri, devlet adamı ile zaten inkâr etmiyor. Tuhaftır bizimkiler
    tutuyor, "Aslında onlar onu değil başka bir şey söylemek istedi" diye
    Türk milletinin gözüne kül atıyor&

    Ve biz gerçekleri hatırlattıkça bizimkiler, "Medine Sözleşmesi"nden
    bahsediyor, "globalizmin önüne geçilemeyeceği" teslimiyetçiliğine yatıyor,
    "Ne pahasına olursa olsun AB" diyor, başka bir şey demiyor& Daha
    doğrusu "de-mi-yor-du&" Ama artık en hızlı AB''ci ve en çalışkan Büyük
    Ortadoğu Projesi''ci Başbakan Erdoğan bile "Batı bölücülüğü kışkırtıyor"
    itirafında bulunuyor& Batı''nın tıynetini derin tarih bilgisi, bereketli
    devlet ve cephe tecrübesi ile Atatürk çözmüş ve bu tıynetle başarılı bir
    mücadele yapabilmek için şifreyi de vermişti:

    "-Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!" Türk
    milleti işte bu şifreye sarılarak Kardinal Newman''ların, "Türklerle
    savaşmak ve onları yok etmek zorundayız!" heveslerini kursaklarda bıraktı.
    Bugün de bu coğrafya Newman''lar ve Reşit Paşa''larla dolu.

    Ve işte onlar bugün dilimizi, dînimizi, millî müesseselerimizi,
    meclisimizin hak ve yetkilerini, ordumuzun mânevi gücü olan şehitlik ve
    gaziliği velhasıl "Muhtaç olduğumuz kudreti" yani, "Damarlarımızdaki kanı"
    boşaltmak için "liberalizm" diyorlar, "Ilımlı İslâm-Diyalog" diyorlar,
    "özelleştirme" diyorlar.. Her şey o kadar açık ve net ki&
    AVRUPA İT HAKLARI MAHKEMESİ
    [FONT=times new roman]AİHM: AVRUPA İT HAKLARI MAHKEMESİ


    AİHM, teröristbaşı apo itinin adil yargılanmadığına hükmetti ve bu itin yeniden yargılanmasını tavsiye etti...Bu karar açıkçası pek şaşırtıcı olmadı.Avrupa İt Hakları Mahkemesi(AİHM), görev alanına giren apo itinin haklarını savunuyor doğal olarak! Zaten bu AİHM olmasa itin köpeğin hakkını kim savunacak?..

    Bazıları, bu AİHM'nin "insan hakları mahkemesi" olduğunu söylüyor ama ben bugüne dek bunu doğrulayan bir emare göremedim.Çünkü insanlar haricinde her türlü alçak yaratığın hakları savunuldu bu mahkemede.Eğer öyle olmasaydı, 30 bin kişinin katili olan bir iti korurken, bu itin katlettiği insanların hayatlarını, kundağında kurşunlanan veya kafası kesilen bebeklerin hayatlarını hiçe saymazdı.Ancak bu mahkeme, kundağında kurşunlanan bebeklerin haklarını hiçe saymıştır.Öyleyse, bu bir insan hakları mahkemesi olamaz.

    Zaten binlerce yıldır barbarlıktan, vahşilikten, canilikten, soykırımcılıktan vazgeçmemiş ve insan olamamış Avrupa'dan da bir insan hakları mahkemesi kurması beklenemezdi.Onlar kursa kursa hemcinslerini korumak için böyle bir "it hakları mahkemesi" kurabilirlerdi.İtin koruyucusunun da it olmasından doğal bir şey yok tabi!

    ****

    Teröristbaşı öcalan'ın yeniden yargılanması hususunda, "Yeniden yargılansa da yine aynı cezayı alır,ne olacak yani?Varsın yeniden yargılansın" diyerek konuyu basit bir hadiseymiş gibi göstermeye çalışan "AB muhipleri"nin anlamadığı ve hiçbir zaman da anlayamayacağı şudur ki; bu alçağı yeniden yargılamak, şehitlerimize,gazilerimize,şehit yakınlarına,milletimize ve bayrağımıza hakarettir, milli gururumuzun ayaklar altına alınmasıdır.

    Ayrıca bu "AB muhipleri", AİHM'nin, yeniden yargılama kararını verirken, yeniden yargılansa bile aynı cezayı alacağını bilmediğini mi sanıyorlar? Yine aynı cezanın geleceğini AB de biliyor.Öyleyse bu kararı niye alıyor, çünkü AİHM'nin bu kararıyla pkk yandaşı kürtçülere şov imkanı doğacaktır.Yeniden yargılama kararının arkasında yatan asıl niyet de; kürtçüleri ayaklandırarak Türkiye'yi iç savaş ortamına sürüklemek, özellikle güneydoğu bölgemizdeki illerde ayaklanmalar çıkartarak, "buraların Türkiye'ye ait olmadığı" fikrini uyandırmaktır.Tabi ki bunların ardından da son aşama olarak güneydoğu bölgemizin özerkliğini tanıma talebi gelecektir.

    İşte apo'nun yeniden yargılanmasını tavsiye eden AİHM kararıyla başlatılan süreç, aşama aşama böyle işleyecektir.Zaten öcalan iti de karar sonrası ilk açıklamasında, "Davayı, kürt sorununun demokratik çözümü için bir araç yapmak istiyoruz" diyerek, AB-PKK ittifakının esas niyetini belli etmiştir.

    AİHM tarafından düğmesine basılan bu süreci harekete geçirecek olan kürtçü ayaklanmalar için, pkk yanlısı gazetelerde büyük gösteriler teşvik edilmeya başlandı bile.

    Kürtçü yaratıklar, istiyorlarsa Türkiye'yi kaosa sürüklesinler.Ama bilsinler ki, bunun sonuçlarına da katlanırlar.O zaman ne AB'leri, ne de ABD'leri onları kurtaramaz!

    MaRTı
    yüreğin dert görmesin arkadaşım...

    sağol......................................
    Arkadaslar allahın ıznıyle bu sıteyede el konulmustur
    [FONT=times new roman]CANIMSINIZ.....

    TEŞEKKÜR EDİYORUM...

    VATANSEVER YÜREĞİNİZİN ÖNÜNDE SAYGIIYLA EĞİLİYORUM...

    gitme kal.. demeni bekliyorum
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız






    Batan güneşe doğru
    Sürerken atımı
    "Gitme kal"
    Demeni bekliyorum
    Ama yalnızca
    Rüzgâr çekiştiriyor atkımı
    YILDIZLARI İNDİRELİM SEMADAN
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız



    Yıldızları indirelim semadan
    Birazda biz haz alalım sefadan
    Eğer sevmek bela ise can kurban
    Kim kaçmışki biz kaçalım beladan

    Bülbüllerin nağmesinde sen varsın
    Gönül nasıl bu rüyadan uyansın
    Şarkılarım şu kapına dayansın
    Elindeyse şimdi sen kaç beladan
    ADIN İÇİN
    [image
    orjinalini görmek için tıklayınız



    Bir kenti
    şafağın alacakaranlığında
    terkedip gidişler gibisin
    arkandan savrulan
    sarı hüzün yapraklarıyla...

    bu kenti sen yıktın
    bu depremleri sen yolladın
    öksüz çocukluğuma
    -ki Freud için sadece bir istatistiktim (0-6 yaş grubu) -

    o kentin korkunç uğultusunda yitirdim sesimi
    yanıbaşımdaydın
    aramızda şiirler
    ve en hüzzam aşk şarkıları..

    duymadın...

    bir kenti şafağın alacakaranlığında bırakıp
    gittin
    ve
    puslu bir griliğin çöktüğü
    lodosla bulutların ansızın dağıldığı
    o muazzam değişkenliğinde
    bir kent nasıl çöker üstüme
    bakmadın.

    gittin...

    kalsaydın sana bir çocuk anlatırdım oysa
    metrekareye yüzlerce hüzün düşüren
    kayıp ve ağlamaklı...
    yalnızlık yazılı isminin yanına

    kalsaydın
    sana bir düş anlatırdım
    çıldırtan bir sususuzlukta vaha olurken umut
    deniz kızlarına olan düşsel bir aşk
    ve sana yağmurlar anlatırdım

    oysa benzemezdi sana yağmurlar...

    ama gittiysen eğer
    neden bu kente her gece
    yağmur yağardı?

    Şimdi bu kenti adın için bağışlıyorum
    bazen kelimelere sığmaz anlatacakların
    en sevdiğine bile kekeme kalırsın

    ve şimdi bu kenti adın için bağışlıyorum...!