Quantum fiziği 1930'larda A Einstein ile N Bohr arasındaki bahse tutuşma sonucunda gelişip serpildi. Bahis hangisinin en saçma teoriyi ileri sürebilecekleri hakkındaydı. Dahası sadece ileri sürmeyip bir de onu yayınlayabilmeyi içeriyordu. Çoğu kimse Bohr'un quantum fiziğini ileri sürerek bahsi kolayca kazandığını düşünüyor, ancak Einstein'ın da yüzme kıyafeti yarışmasında çok iyi olduğunu da unutmamak gerek.
Quantum fiziğinin en önemli araştırmacılarından birisi W Heisenberg'dir. O çok şakacı bir adamdı. Hep tek satırlık cümleler söylerdi. Mesela şu duvar yazısı ona aittir:
Delta p çarpı delta x büyüktür eşittir heeee, heh, heh, heeeee!
Zamanla onu için de grafitiler yazıldı. En meşhuru da şudur:
Heisenberg buralarda olabilir.
Bu, Heisenberg Belirsizlik İlkesi olarak bilinir. Bu prensip Goedel'in Noksanlık Teoremiyle yakından ilgilidir. Bu teorem basitçe şöyle der:
Bazı şeyler doğru olabilir, fakat bunu kanıtlayamazsın.
Heisenberg Belirsizlik İlkesi der ki,
Bir şey epey küçükse, onun hakkında hiç, bir şey söyleyemezsin, hatta daha da küçükse göremezsin bile.
Ne var ki insanlar bunun bir şaka olduğunu anlayamadılar ve bu ilkeyi biraz daha derinden incelediler. Bir araya gelip bütün gün oturuyorlar ve gedankesexperimenten adını taktıkları bir iş yapıyorlardı. Bu da basitçe şu anlama geliyor:
Allah'a şükürler olsun ki, biz teorik fizikçiyiz, bunun için de ellerimizi parçacık hızlandırıcıları ve diğer ağdalı makinelerle kirletmek zorunda değiliz.
Bu düşünce deneylerinin en ünlüsü Schröedinger'in kedisi olarak bilinir. Bu olayda bir kaç fizikçi E Schröedinger'in sevimli kedisi Sarman'ı kaçırmış ve zavallı hayvanı içinde radyoaktif bir numunenin de bulunduğu bir kutuya kilitlemişlerdi. Sonra da kutunun etrafına gezinerek kutuda neler olup bittiğini anlayamadıkları hakkında yorumlar yapmışlardı. Neyse ki bir süre sonra temizlikçi kadın gelmiş, kutuyu bulmuş, açmış ve fizikçilere kedinin yaşayıp yaşamadığı ya da onun mutasyon geçirip Kıbrıs büyüklüğünde bir pireye dönüşüp dönüşmediğini söylemiş ve fizikçileri bu büyük dertten kurtarmıştır.
Bu deneyin amacı quantum düzeyindeki belirsizliklerin bizim düzeyimizde de belirlenebileceğini göstermek ve böylece endişe ve paranoya yaymaktı. Örneğin Ankara'ya gitmek üzere yola çıkıyorsunuz, ama Ankara'nın hala orada olup olmadığına bile emin değilsiniz. Bu deney, siz bakıyorken masanızdaki kağıtların niçin orada öylece durduğunu, fakat arkanızı döner dönmez, kaçışmaya başladıklarını ve mesela elbise askısına dönüştüklerini de açıklar.
Bu alandaki bir diğer ünlü araştırmacı da, Feynman diyagramları olarak bilinen bir sürü eğri büğrü çizgiler ve onların yanındaki Yunan harflerini içeren diyagramları icat etmiş olan R Feynman'dır. Bu diyagramların keşfi de kazara olmuştur. Bir gün parçacık araştırmalarındaki çocuklar cyclotronda bir parti vermeye kalkışırlar. Ama bongocu bulamazlar ve Feynman'ı bongolarıyla birlikte davet etmesi için H Bethe'i gönderirler. Bethe Feynman'ın ofisine gelir, fakat onu orada bulamaz. O sıralarda Feynman bir kasa filan açmak için mi pek bilinmiyor, ama çıkmış, ofisinde yokmuş. Bethe de bir not bırakmak için kağıt aranırken, Feynman'ın anaokuluna giden kızının karalamalarından birini bulmuş. Bakmış, bakmış, hiç bir şey anlamamış. Anlayamadıkları şeyleri önemli sanan bütün faniler gibi, o da bunun çok zekice bir buluş olduğunu düşünerek almış ve açıklamış. Adına da Feynman diyagramı demiş.
Bu büyük bir bilimsel keşif olarak kabul edilmiş. O gün bu gün ana-babalar çocuklarının Feynman diyagramlarını küçük muon biçimli mıknatıslarla birlikte buzdolaplarının üstüne gururla asarlar ve ciğerparelerinin her gün yeni bir bilimsel keşif yaptığına candan inanırlar. Ne de olsa onlarınkisi yetenekli bir çocuktur.
Kopenhag Üniversitesince düzenlenen bir Fizik sınavında öğrencilere sorulur:
'Bir Gökdelenin yüksekliğini bir barometre aracılığı ile nasıl belirlersiniz? Kısaca açıklayınız.'
Sınava katılan öğrencilerden biri şöyle yanıt verir:
'barometrenin ucuna uzun bir ip bağlarsınız, barometreyi gökdelenin çatısından yere değecek şekilde aşağıya doğru sarkıtıldığında, ipin uzunluğuna barometrenin uzunluğunu eklediğinizde, gökdelenin yüksekliğini hesaplamış olursunuz.'
Bu yüksek derecede orijinal olan yanıt karşısında ağızları bir karış açık kalan prof heyeti, çabuk toparlanıp, bu öğrencinin derhal okuldan ihracı kararını alır ve bu karar öğrenciye bildirilir.
Öğrenci bu haksız karara tepki gösterir temek haklarını saygı gösterilmediği ve soruyu kuşkuya yer bırakmaksızın doğru yanıt verdiğini söyler.
Bunun üzerine Üniversite tarafsız bir hakem görevi üstlenecek ve nihai kararı verecek bir bilirkişi görevlendirir.
Bilirkişinin verdiği kararda, öğrencinin soruya verdiği yanıtın doğru olduğu görüşüne katıldığını, lakin yanıtta fizik bilgisinin ölçebilecek düzeyden bir hayli uzak olması gerçeğini de vurgular.
Bu çıkmazı çözmek için bir uzlaşı formulü önerir:
Öğrencicin tekrar içeri çağrılarak, sözlü olmak koşulu ile, sorulan soruya yanıt vermesi için ikinci bir şans tanınması ve bunun için öğrenciye minimal düzeyde de olsa, fizik bilgilerini kanıtlayabileceği 6 dakikalık bir süre verilmesi iki taraf için de adil bir çıkış yolu olacaktır.
Bu öneri kabul edilir ve öğrenci yeniden sınav için içeri çağrılır.
Çğrenci sürenin 5 dakikasını hareketsiz, başı öne eğik, derin düşüncelere dalmış bir görünümde ve ses çıkarmadan, sessiz biçimde geçirir.
Tarafsız görevli sürenin dolmak üzere olduğunu hatırlatır öğrenciye.
Öğrenci, başını kaldırıp, soruya verebileceği radikal birkaç yanıtlarının bulunduğunu, ancak henüz karar veremediğini belirtir.
Bunun üzerine kendisine acele etmesi söylenir ve öğrenci başlar şakır şakır yanıtlarına:
-ilk olarak düşündüğüm, barometreyi çatıya çıkarıp, oradan aşağı atmak, barometrenin yere çarpmasına dek geçen süreyi de ilçmek oldu.
Binanın yüksekliğini de, H = 0, 5g xt'kare formulünden hesaplamak mümkün. Bu yöntemin bir dezavantajı var, barometre bir ölçümlük ömre sahip oluyor.
- Veya, eğer güneş ışıyorsa, barometrenin yüksekliğini ölçersiniz, dik tutup gölgesinin uzunluğunu ölçersiniz.
daha sonra gökdelenin gölgesinin uzunluğunu ölçersiniz, Orantıal aritmetikle, gökdelenin yüksekliğini bulursunuz.
-Anma eğer yüksek derecede bilimsel olmak istiyorsanız, kısa bir ipliğe bağlarsınız barometreyi ve salınım deviniminde bulunmasını sağlarsınız.
Bunu önce zeminde yaparsınız, daha sonra gökdelenin çatısında. Gökdelenin yüksekliği, gravitasyonel çekinim gücünün farkı olan T = 2pi'kare (l/g) denktir.
-Veya, gökdelenin eğer dışarda bulunan bir yangın merdiveni bulunuyorsa, barometreyi dış cepheye tutarak, çentik çentik yukarı kadar işaretlersiniz. Çentiklerin sayısı çarpı barometrenin yüksekliği, gökdelenin yüksekliğini verecektir size.
-Ama siz daha çok konvansiyonel ve sıkıcı bir çözüm peşindeyseniz, tabii ki barometre ile yeminde ve çatıda olmak üzre birbirinden farklı olan hava basınçlarını ölçer, aradaki milibarı orantılayarak, gökdelenenin yüksekliğine çevirebilirisiniz.
-Bilim dünyasında sürekli reklamı yapılan ve insanlardan istenen, bağımsız düşünebilen, bilimsel yöntemlere öncelik veren birey olabilmeyi başarabildiyseniz, elinize barometreyi alıp, doğru gökdelenin kapıcısına gidersiniz ve ona:
'Eğer gıcır bir barometreye sahip olmak istiyorsanız, bana bu binanın yüksekliğini söylemeniz yeterli!' dersiniz.
Bir bilimadamının tıp konusunda yeni ve çok önemli buluşları olmuştu. Bir gazete muhabiri röportaj yaparken kendisine, ortalama bir insandan nasıl olup da daha farklı ve yaratıcı bir insan olduğunu sormuş. Kendisini diğerlerinden ayıran özellik neymiş?
Bilimadamı bu soruyu "iki yaşındayken annesinin yaşadığı bir deneyim nedeniyle" diye yanıtlamış. Bilimadamı buzdolabından süt şişesini çıkartmaya çalışırken, şişe elinden kayıp yere düşmüş ve ortalık süt gölüne dönmüş.
Annesi mutfağa geldiğinde, ona bağırmak, söylenmek ya da cezalandırmak yerine,
"Robert, ne kadar güzel bir hata yaptın! Daha önce bu kadar büyük bir süt gölü görmemiştim. Evet, olan olmuş. Şimdi birlikte burayı temizlemeden önce biraz yerdeki sütle oynamak ister misin?" demiş.
O da eğilip, oynamış yere dökülen sütle. Birkaç dakika sonra annesi,
"Robert, bu tür bir şey yaptığında, bunu senin temizlemen ve herşeyi eski haline getirmen gerektiğini biliyor musun? Bunu nasıl yapmak istersin? Bir sünger mi kullanalım, bir havlu ya da bir bez mi? Hangisini istersin?" demiş.
Robert süngeri seçmiş ve birlikte yere dökülen sütü temizlemişler.
Daha sonra annesi,
"Biliyor musun, burada yaşadığımız olay, senin iki minik elinle bir süt şişesini taşıyamadığın kötü bir deneyimdi. Şimdi arka bahçeye çıkalım ve şişeyi suyla doldurup, senin dolu bir şişeyi düşürmeden taşımanı sağlayalım" demiş.
Küçük çocuk şişeyi boğazından iki eliyle tutarsa, düşürmeden taşıyabileceğini öğrenmiş................................