Erol Alkan Türk kökenli İngiliz elektronik müzik DJi.
O Londra'da Trash adlı bir kulüpte çalmaktadır. Trash ve The End gece kulüplerinde 10 yıldır (1997 - 2007) Peaches, LCD Soundsystem, Klaxons, Bloc Party, Yeah Yeah Yeahs ve Electric Six ile birlikte performanslar vermektedir.[1] Ayrıca Erol Alkan, Ali Love, Headman ve Voodoo Chili gibi 3000 tane takma isim kullanmıştır.
Remixleri
2004 - Mylo - "Drop The Pressure"
2004 - Alter Ego - "Rocker"
2004 - Death from Above 1979 - "Romantic Rights"
2005 - The Chemical Brothers - "Believe"
2005 - Bloc Party - "She's Hearing Voices"
2005 - Mystery Jets - "Zoo Time"
2006 - Franz Ferdinand - "Do You Want To"
2006 - Hot Chip - "Boy From School"
2006 - Daft Punk - "The Brainwasher"
2006 - Riton - "Squaque Eyes"
2006 - Klaxons - "Atlantis to Interzone"
2006 - Justice - "Waters of Nazareth"
2006 - Scissor Sisters - "I Don't Feel Like Dancin'"
2007 - Klaxons - "Golden Skans" [2]
2007 - Digitalism - "Jupiter Room"
2007 - Interpol - "Mammoth"
2007 - La Priest - "Engine"
2008 - Fan Death - "Veronica's Veil"
2008 - ZZT - "The Worm"
2008 - SebastiAn - "Momy"
Hakkari Medreseleri - Hakkari Medreseleri Tarihi - Hakkari İli Medreseleri
Zeynel Abidin Medresesi
Hakkari'nin Gülereş Mahallesi'nde bahçelik alanda ve bir dere kenarında bulunan medrese XVI.yüzyılın ikinci yarısında Hakkari Beylerinden Zeynel Bey tarafından yaptırılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman ve Sultan II.Selim zamanında, Zeynel Bey 1560-1578 yıllarında beylik yapmıştır. Büyük olasılıkla da Zeynel Bey ismini taşıyan medreseyi bu tarihlerde yaptırmıştır. İranlılarla yapılan bir savaş sırasında, 1585 yılında şehit olan Zeynel Bey'in cesedi 1587'de Hakkari'ye getirilerek yaptırmış olduğu medreseye gömülmüştür.
Zeynel Bey Medresesi kuzey-güney doğrultusunda, 22.20 x 17.20 m. ölçüsünde dikdörtgen bir alana yayılmıştır. Medresenin bütünü moloz taş ve yontma taştan yapılmıştır. Kalıntılarına dayanılarak medresenin ortasında bir avlu bunun çevresinde de odaların sıralandığı anlaşılmaktadır. Avlunun batısında iki, güneyinde üç odanın kalıntıları görülmektedir. Medresenin girişi kuzey yönünde olup girişin iki köşesinde birer oda bulunmaktadır. Odalar kare ve dikdörtgen planlıdır ve üzerleri beşik tonozlarla örtülüdür. Büyük olasılıkla kuzey batıdaki odanın Zeynel Bey'in mezarıdır.
Medresenin çevresinde üzerleri bezemeli mimari parçalar ve çoğu kırılmış mezar taşlarına rastlanmaktadır.
Meydan Medresesi
Hakkari Biçer Mahallesi'nde bulunan Meydan Medresesinin, giriş kapısındaki kitabesinden öğrenildiğine göre h.1112 (1700-1701) tarihinde Hakkari'yi yöneten İzzettin oğlu İbrahim Bey tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Bununla beraber medresenin Akkoyunlular zamanında 1472'de yapılmış olabileceği iddiaları da bulunmaktadır. Kitabede yapıldığı tarih yazılı olmasına rağmen yaptıranın ismi yazılmamıştır.
Vakıflar Genel Müdürlüğü medreseyi 1984 yılında onarmıştır
Meydan Medrese 23.40m x 18.25m ölçüsünde kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Osmanlı Mimarisinde avlulu, iki katlı ve iki kanatlı medreseler grubuna girmemektedir. Medreseye güney cephesinin güneyindeki bir kapıdan girilmektedir. Avlunun dört yanını iki kat halinde revaklar çevirmiştir. Alt kat revakları değişik formda, birbirlerinden farklı başlık ve şekillerde sütunlar, ikinci kattakileri de payeler taşımaktadır. Revaklar sivri kemerlerle birbirlerine bağlanmış olup, üzerlerini tonozlar örtmüştür.
Avlunun doğu-batı tarafında medrese duvarları birbirlerine simetrik olmayıp düzensiz bir plan göstermektedir. Batı tarafına hem alt hem de üst katta birbirine yakın ölçülerde üzerleri beşik tonoz örtülü dörder oda sıralanmıştır. Buradaki odalar dikdörtgen planlı küçük revaklara açılmaktadır. Bu odaların batı kenarlarında mangal pencereler, diğer duvarlarında da dolap nişleri ile birer ocak bulunmaktadır.
Medresenin doğu kanadında ise alta üç, üstte de iki oda yer almaktadır. Buradaki odalar diğerlerinden daha geniş tutulmuş, kuzey kenarlarında dershane de mescit olarak kullanılmıştır. Medresenin her iki katında, bu kenarlarda kuzeye açılmış birer mihrap nişi bulunmaktadır. Alt kattaki mescidin mihrabı yarım daire planlıdır. Üst kattaki mihrap nişi üstten üç delikli kemerle daha görkemli bir duruma getirilmiştir. Bu mescit daha büyük olduğundan geri kalan kısmına bir oda, alt kattakine de iki oda yerleştirilmiştir. Bu odalarda da dolap nişleri, ocak ve mazgallar ile duvarlara pencereler açılmıştır. Avluya açılan kapılar düz lentolu ve küçük ölçüdedir.
Medrese oldukça düzgün kesme taştan yapılmıştır. Güney cephesine taştan bitkisel bezemeler ve sivri kemerlerle daha hareketli bir görünüm verilmiştir. Giriş kapısı köşelerdeki helezoni yivli kaval silmeler ve bunu takip eden mukarnaslı bir bordürle kuşatılmıştır. Bunun ortasına da oldukça küçük, üstte ve yanlarda yekpare blok taşlarla oluşturulan giriş kapısı, dıştan kabartma vazo ve çiçeklerle süslenmiştir. Ayrıca üç yandan da bir bordürle sınırlandırılmıştır. Kapının üst kısmına dikdörtgen mermer bir kitabe yerleştirilmiştir.
Emir Şaban Medresesi
Hakkari Çukurca ilçesinde bulunan Emir Şaban Medresesinin ne zaman yapıldığı konusunda kesin bilgi bulunmamaktadır. Ancak XVI.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.
Hakkari Medreseleri
Hakkari'nin Osmanlı yönetimine girmesiyle birlikte, daha önce yerel Hakkari Beylerinin yönetimi devam etmiştir. Bu dönemde yapılmış olan medreseler, kentin önemli mimari yapılarıdır.
XVI. yüzyılın ikinci yarısında Zeynel Bey'in yaptırmış olduğu "Zeynel Bey Medresesi" ile XVIII. Yüzyılda yapılan "Meydan Medresesi" kentin iki önemli yapıtıdır. Zeynel Bey Medresesinin yıkılmış olmasına karşılık Meydan Medresesi, yapılan onarımlar sonunda iyi bir durumda günümüze gelebilmiştir.
Soytarı Edebiyatı - Soytarı Edebiyatı Nedir - Soytarı Edebiyatı Tarihi - Soytarı Edebiyatı Hakkında
Soytarı edebiyatı, 15-17. yüzyıllarda Avruda'da yaygın olan ve toplumun zayıflık, kötülük ve alışkanlıklarını bir deli ya da soytarı tipi aracılığıyla eleştiren alegorik yergilerdir.
Türün ilk önemli örneği Alman hümanist ve yergici Sebastian Brant'ın uzun şiiri Das Narrenschifft'tir (1494, Deliler Gemisi). Bu yapıtta, toplumun kurallarına uymayan 100'ü aşkın kişi bir gemiyle "deliler cenneti" Narragonia'ya gitmek üzere yola çıkar. Özellikle Reform öncesi Katolik Kilisesi'ne yöneltilmiş acımasız bir yergi niteliğindeki yapıt Latince, Aşağı Almanca, Flemenkçe ve Fransızcaya çevrilmiş ve Alexander Barclay tarafından The Shyp of Folys of The Worlde (1509, Dünya Delilerinin Gemisi) adıyla İngilizceye uyarlanmıştır. Ayrıca birçok yazar bu yapıttan esinlenerek keskin ahlaksal yergiler yazmıştır. Thomas Murner'in Narrenbeschwörung (1512, Delilerin Kovulması) ve Erasmus'us Encomium moriae (1509, Delilğe Övgü) adlı yapıtları bunlar arasındadır. Katherine Anne Porter Ship of Fools (1962, Budalalar Gemisi) adlı alegorik romanında Alman gemisi "Vera"yı, yaşamı temsil eden bir küçük evren olarak kullanır.
Kuruluş döneminin ünlü mimarlarından Kemalettin Bey'in oğlu olan İlhan Mimaroğlu'nun buluşçu kişiliği, bestelerine olduğu kadar, yazdığı müzik eleştirilerine, deneme ve anılarına yansımıştır. Onu sadece besteci olarak değil, aynı zamanda müzik eleştirmeni, radyo programcısı ve bir yazar kimliğiyle de tanımak gerekir.
1959 yılında New York'a yerleşen Mimaroğlu, Türkiye ile hep yakın ilişkiler içinde olmuştur. İstanbul ve Ankara radyolarında başlattığı "Çağımızın Bestecileri" adlı programı New York'dan sürdürmüş ve ayrıca jazz programları hazırlamıştır. 1961 yılında Türkiye'de ilk baskısı yapılan "Müzik Tarihi" kitabının baskıları yenilenmiş, bunu yeni kitapları izlemiştir. 1990'lı yıllardan başlayarak gazetelerde müzik yazıları ve denemeler de yazmıştır.
Küçük yaşta babası ölen Mimaroğlu, mühendis olan üvey babasının evinde büyümüştür. 1945 yılında Galatasaray Lisesi'ni, 1949'da Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirmiştir. Ankara'da kısa bir süre Hayrullah Duygu'dan klarnet dersleri almış, daha sonra kendisini bütünüyle müziğe adamıştır. Bu dönemde radyoda programcılık yapmış ve müzik yazıları yazmıştır.
1955 yılında Rockfeller Bursuyla iki yıl için New York'a giden Mimaroğlu, Columbia Üniversitesi'nde Paul Henry Lang'ın müzikoloji ve Dogulas Moore'ın kompozisyon derslerini izlemiştir. 1959 yılında yeniden ABD'ye giderek New York'daki The Record Hunter plak firmasında repertuar uzmanlığı ve "Voice of America" radyosunda sanat eleştirmenliği yapmıştır.
1963 yılından itibaren Columbia Üniversitesi'nde Usaçevski yönetiminde öğrenim gören besteci, elektronsal müzikte sanat mastırı drecesini almıştır. Bu dönemde Edgar Varése ve Staphan Wolpe ile kompozisyon çalışmıştır. Daha sonra Columbia Üniversitesi'nde elektronsal müzik dersleri veren Mimaroğlu, 1968 yılında Fransız Radyosu'nun daveti üzerine Müzik Araştırmaları Merkezi Stüdyosu'nda çalışmalarını sürdürmüş, 1971-1972'de Guggenheim Ödülü'nü kazanmıştır.
İlhan Mimaroğlu, "öncü müzik" anlayışındadır. Atonalitenin "çağrışımlara uygun düştüğü" görüşündedir. Elektronik yapıtlarını conventional stüdyo ortamına göre yazmakta, elektronsal gereçlerle kısıtlanmaktan kaçınmakta ve tını reklernini öne çıkarmayı yeğlemektedir.
Yaratılarının yanı sıra, sayısı yüzleri bulan müzik yazılarıyla katkılar getiren sanatçı, Cumhuriyet ve Yeni Yüzyıl gazetelerinde yayınlanan yazılarıyla yankı uyandırmıştır.
Besteci, ASCAP üyesidir.
Başlıca yapıtları
lhan Mimaroğu'nun yapıtlarını "geleneksel çalgılar için" ve "elektronsal gereçler için" iki grupta ele almak olanaklıdır. Onun geleneksel çalgılar için yazdığı yapıtlar doğal olarak yine "öncü" niteliktedir.
Geleneksel çalgılar için
Monologlar, klarnet ve viyola için.
Püç parça, 1952.
Pices Sentimentales, piyano için.
Anı ve Günce Sonatı, piyano için.
Rosa, piyano için, 1978.
Valses ignobles et sentencieuses, piyano için.
Yaylı dördüller.
Yaylı çalgılar için gece ezgileri.
Sessions, piyano için, 1977.
Ses bantı ve çalgı ya da şarkı ortamı için
Music Plus One, keman için.
Still Life, viyolonsel için, 1980.
Sleepsong for Sleeper, klarnet, piyano ve elekronik teyp için.
Elektronik müzik
Görsel Çalışma, 1965.
Immolation Scene, söz ve şarkı için, 1983.
Prelüdler, manyetik teyp için, 1966-76.
Jean Dubuffet'in Coucou Bazar'I için müzik.
Le Tombeau d'Edgar A. Poe, 1964.
Besteci ve Çalgıcı için piyano müziği, 1976.
La Ruche, viyolonsel, klavsen, piyano ve elektrikli aygıtlar için.
Intermezzo, 1964.
Bowery Bum, 1964.
Wings of the Delirious Demon 1969.
Sing me a song of Songmy, 1971.
Tract, ses ve elektronsal için, 1972-74.
To Kill a Sunrise, 1974.
The Ofering, ses ve teyp için, 1979.
Kitapları
Amerika'nın Sesi, Ankara, 1956.
Caz Sanatı, İstanbul, 1958.
11 Çağdaş Besteci, Ankara, 1961.
Müzik Tarihi, İstanbul, 1961, 4. basım, 1990.
Günsüz Gece, İstanbul, 1989.
Elektronik Müzik, 1991.
Ertesi Günce, İstanbul, 1994.
Film Müziği
lhan Mimaroğlu, Federico Fellini'nin 1969 tarihli filmi Satyricon'un müziklerini Nino Rota ile birlikte yapmıştır.[1] Özellikle filmin 31. dakikasından sonraki Türkçe sözlerin de işitildiği atonal elektronik müzik bölümünün İlhan Mimaroğlu'na ait olduğu anlaşılmaktadır.
Yine Bana Kaldı Aşkı Sesizce Göğsüyle Uyutmak
Bu Defa Zor Zor Olacak Seni Unutmak
Bu Güne Kadar Bir Bilsen Kimlerden Geçti Bu Kalp
Bu Defa Son Senin Sızın Hep Kalacak
Bir İmtihandır Aşk Kalbi Sınayan
Ne Kadar Sevdiysen Dogru Cevap
İhanet 3 Yanlış Kural Bu Kadar
Ve Sen Sınıfta Kaldın Hoşçakal
Hakkari'nin güneyinde, il merkezine 7-8 km. uzaklıkta bulunan Çay Kalesi denizden 2.025 m yüksekliğinde, oldukça sarp ve kayalık bir tepe üzerinde bulunan Çay Kalesi'nin yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber kale çevresinde etrafa yayılmış keramik parçaları Maden Çağı'ndan başlayarak Orta Çağa kadar kalenin kullanıldığını ortaya koymaktadır.
Günümüzde kaleye kuzey ve güney yönlerinden tırmanılarak çıkılabilmektedir. XVI. yüzyılda yöreye hakim olan Hakkari Beylerinin de bu kaleyi kullandıkları sanılmaktadır.
Kalenin mimari yapısı büyük ölçüde harap olmuştur. Bu nedenle hem tarihlendirilmesi, hem de planının çıkarılması olanağı ortadan kalkmıştır. Kalenin üst kesimlerinde horasan harçla birleştirilmiş moloz taşların meydana getirdiği duvar kalıntılarına rastlanmaktadır. Bunların dışında kale ile ilgili başka bir buluntu ve kalıntıya rastlanmamaktadır.
Hakkari (Çölemerik) Kalesi
Hakkari il merkezinden kuzey-güney yönlerine uzanan, yüksekligi100-200 m. yüksekliğindeki bir tepe üzerinde Çölemerik Kalesi bulunmaktadır.
Kaledeki sarnıç izlerinden başka günümüze hiçbir kalıntı gelememiştir. Bu nedenle mimarisi hakkında hiçbir bilgi edinilememektedir. Bununla beraber Evliya Çelebi ve diğer tarihi kaynaklarda bu kalenin varlığından söz edilmektedir.
İran'ın kuzeyinde yaşayan Han avden adlı Şahın Hakkarili bir kahyası vardır.Şah becerikli ve dürüst kahyasını çok sevmektedir.
Bir gün kırk kişilik bir haydut çetesi ,şahın çiftliğini basar,talan etmek ister.Kahya çetedekilerin otuzunu öldürür,ama bir saldırganın kılıç vuruşuyla sol eli kopar.Şah altın bir el yaptırarak onu ödüllendirir.
Günlerden bir gün çiftliği dolaşmaya çıkan kahya,çobanın yanına varır.Öyle yorulmuşturki,sunulan taze sütü içemeden uyuya kalır.Kavalı süt çanağının üzerine koymuştur.Rüyaasında ak bir deniz üzerinden geçerek dewfine bulduğunu görür.Uyanır bu sırada sarı bir sinek kavalın içinden geçerek korudaki mağaraya girmektedir.Düşünü hatırlayıp o da mağaraya girer.Büyük bir define bulur.Mağaranın ağzını örtüp Şah'a varır haber verir.Kendisine bir manda derisi kadar toprak bağışlanmasını ister.
Dileği kabul edilir o da bir manda derisini ince ince kıyarak bir yumak oluşturur.Mağaranın bulunduğu alanı bununla çevirir.Çevirdiği yerler kendisinin olmuştur.Defineyi çıkarıp mağaranın olduğu yere büyük bir kale yaptırır.Artık "Altın Elli Han" diye anılır.Dım dım adı verilen bu kalenin İran'ın kuzeyinde günümüzde de ayakta olduğu söylenir.
Mumine söylencesi
Yüksekovada yaşayan bir ağanın yedi oğlu ve dillere destan çok güzel bir kızı vardır.Kızın adı Mumine'dir.Babası kızı bir ağa oğluyla evlendirmek istemektedir.Ama kız macasının oğlu Ahmet'i sevmektedir.
Mumine bir gün koyun sağıcılarıyla ağıla gider.Yeni doğmuş bir kuzu getirilir.Kuzunun anası ölmüştür.Mumine kuzuyu ,anasız babasız Ahmet' benzetir.Onu çoban'dan ister.Mumine ana yoksunluğu duymasın diye kuzuyu emzirir.Göğsünden süt gelmeye başlar.
Ağanın hizmetkarlarından biri,Mumine'yi isteyen ağanın adamlarından biridir.Kızı gözler,olanları görünce ağa oğluna "Mumine'nin Ahmet'ten çocuğu olmuş,çocuğu gizlemiş kuzuyu emziriyor" der.Ağa oğlu da durumu Mumine'nin babasına duyurur.Ağa çok kızar.Mumine'nin cezalandırılmasını buyurur.Yedi kardeş onu bir atın arkasına bağlayıp sürer.
Bu sırada kötü bir düş gören Ahmet Mumine 'nin zor durumda olduğunu anlar.Kızın yanından hiç ayrılmayan kır tay gelir.Ahmet'e Mumine'nin yerini gösterir.Ahmet'te onu kurtarır.Kardeşleri öldüğünü sanarak onu bırakıp gitmişlerdir.İki sevgili başka bir yere göç eder.Ama burada da rahat edemezler.Gittikleri yerin Bey oğlu Mumine'ye göz koyar.Gençlere etmedik kötülük bırakmaz.
Sonunda Mumine doğururken ölür,acısına dayanamayıp Ahmet'te canına kıyar.
Edebiyat Ve Psikoloji - Edebiyat Ve Psikoloji Hakkında
Edebiyat psikolojisi denilince, tip ve fert olarak yazar psikolojisinin incelenmesi, yaratma sürecinin incelenmesi, edebi eserlerde görülen psikolojik tiplerin ve kanunların incelenmesi, okur üzerindeki etkiler akla gelir.
Freud'un yazar konusundaki görüşleri pek istikrarlı değildir. Freud, bir taraftan yazarın yarattığı eserlerle kendisini delirmekten kurtardığını söylüyor, bir taraftan da yazarı hiçbir zaman gerçek bir tedaviye yanaşmayan inatçı bir "nevrozlu" olarak görüyordu.
Fransız psikoloğu Ribot, edebiyat sanatçılarını hayal bakımından iki tipe ayırmıştır: Bunlardan biri, (hayal gücünün) daha çok dış dünyanın gözlemlenmesiyle, algılarla uyarılan ve net bir şekilde göze hitap eden yazarın belirgin özelliği olan "plastik hayal gücü", diğeri ise; kendi heyecan ve duygularından yola çıkan ve bunları içinde bulunduğu ruhi atmosferin zorlamasıyla birleşen âhenk ve imajlar yoluyla yansıtan sembolik şairin veya romantik masallar yazarının hayal gücü olan "yayılan hayal gücü"dür.
Romanyalı bilim adamı olan L.Rusu da,s anatçıları üç ana tipe ayırmıştır: Sempatik, anarşik şeytani ve dengeli şeytani olmak üzere.
Yaratma süreci konusundaki modern bir çalışmada ele alınacak başlıca husus, zihnin bilinç ve bilinçdışı merkezlerinin yaratmada karşılıklı olarak oynadıkları roldür. Bilinçdışını yücelten romantik ve ekspresyonist devirleri, akla, gözden geçirip düzeltmeler yapmaya ve anlaşılır olmaya önem veren klasik ve realist devirlerden ayırmalıdır.
Oyun ve romanlardaki karakterler, bize "psikolojik" bakımdan doğru gelmelerine göre yargılanırlar. Psikolojik bilgiler de, birer malzemedir bizim için.
Sonuç olarak psikoloji, yalnız başına yaratma faaliyetine hazırlık oluşturan, hazırlayan bir şeydir; fakat sanat eseri içindeki psikolojik hakikat ise; sanat eserinin tutarlılığını güçlendirmekte ve sanat eserini karmaşık hâle getirmektedir. Bu da sanat eserini daha değerli bir hâle getirir.
Edebiyat Ve Felsefe
Felsefe ile edebiyat ilişkisi, genelde felsefeden edebiyata doğru bir ilişki olup, felsefenin, edebiyat yapıtının gerisindeki felsefi anlayışı tanımlaması yönündedir. Bununla birlikte, bazı edebiyat yapıtlarının da bazı felsefecilere `örnek olduğu bilinen bir gerçektir.
Felsefe ile edebiyat arasındaki bir diğer ilişki biçimi ise, edebiyat teorisinin oluşumunda ortaya çıkmaktadır. Bilindiği gibi, Aristotelesin Poetika, Immanuel Kantın Yargı Gücünün Eleştirisi, Hegelin Estetik adlı yapıtları, bu ilişki biçiminin sonucunda oluşmuş başyapıtlardır.
Felsefe ile edebiyat arasındaki bir diğer ilişki biçimi ise, mevcut edebi yapıtların, gerçeklikte yaşanan sorunlarla sorunsal bağının kopması durumunda yaşanmaktadır. Felsefe, bu durumda, edebiyatın yaşadığı bunalımın neden ve kökenlerinin ne olduğunu tanımlamaya çalışmaktadır.
XXI. Dünya Felsefe Kongresinin Felsefe ve Edebiyat oturumlarında sunulan bildirilerin içerikleri bu yöndeydi.
Raisa Aleynik, `Estetik Deneyim ve Dekonstruksiyon başlıklı sunumunda, postmodenizmin akademik olmayan bir tarzda felsefe yapmasının dikkate değer olduğunu dile getirdi.
Aleynike göre, postmodernizm felsefeyi, edebiyat teorisini; sosyolojiyi, tarih araştırmalarının da etkilemekteydi. Postmodernizmin oluşmasında, edebiyata bakış, estetik bakış büyük rol oynamıştır. Derridanın, felsefe ve edebiyatı, tür ve tarz olarak eşit hale getirmeyi amaçlayan ilk dönem çalışmaları, bu anlamda ilgi çekici olmuştur.
Derridanın dekonstruksiyon anlayışında kültür, doğaya baskın çıkmaktadır, Rusyadaki dekonstıuksiyon çalışmalarında ise (L. Karasaev) tam tersi, doğanın kültüre baskın geldiği görülüyordu. Dekonstruksiyonun farklı yönlerini gösteren bu iki stratejisi, aslında birbirlerini tamamlamaktaydı: Biri bize Avrupa rasyonalizminin mutlaklık tehlikesini hatirlatır, diğeri ise bilincin dünyadan kovulması tehlikesini.
Kolombiyalı felsefeci Jose Gabriel Coley, `Gabriel Garcia Marquezde Özgürlük ve Kader başlıklı sunumunda, Marquezin roman kişilerinin özgürlük ve yazgı arasında gidip geldiklerini söyledi. Coleyin bildirisi, katılımcıların katkısıyla derinlemesine tartışıldı.
Türkiye adına katılan İngiliz konuşmacı Barry Stocker, `Roman ve Hegelin Edebiyat Felsefesi başlıklı sunumunda, Hegel in karşıtların birliği kavramını oluştururken, Schlegelin ironi görüşünden yararlandığını dile getirdi. Ona göre, Hegel, edebiyata felsefenin altında bir yer tanıyordu. Hegel, ironiyi güzel ruhun negatif konumu olarak tanımlıyordu. Güzel ruh, ironiyle, dünyadaki kötülüğe karşı dıırurken, kendisi kötülüğe dönüşüyordu.
Edebiyatın bugün dünyada yaşanan terorizm, insan haklarının ihlali, küreselleşme gibi problemleri konu edinememesinin iki nedeni vardı: Bunlardan biri, bugünkü edebiyatın, 19. yüzyılda ilerlemeci edebiyat anlayışına göre kurulmuş olmasıydı. Bu anlayışa göre, örneğin roman, toplumun ileriye doğru gelişimini betimliyordu. Bu bağlamda, edebiyat, terör eylemi yapan ama kendisini "kurtuluş mücadelesi veren bir örgüt" olarak tanımlayan bir örgütün eylemlerini terorizm olarak gösteremiyordu. Edebiyat kahramanı değil, kişi figürünü temel almalıydı. Olup biteni betimlemekten çok sorunu göstermeliydi. Böyle bir edebiyat anlayışının modeli ise Homeros değil, Sofoklestir.
Yusuf Nalkesen - Yusuf Nalkesen Kimdir - Yusuf Nalkesen Biyografisi
Yusuf Nalkesen, (d. Aralık 1923, Üsküp - 1 Ocak 2003, İzmir). Türk besteci.
Yedi kardeşin en küçüğü olarak Üsküp'ün İştip kasabasında dünyaya gelen Nalkesen'in ailesi, gördükleri etnik baskılar sebebiyle kısa bir süre sonra yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ne göç etme ihtiyacı hissetmişlerdir. Bu sebeple ailesiyle İzmir'e göçen Nalkesen, ilkokul ve üstün bir başarı gösterdiği ortaokulun ardından sınavsız olarak Necati Bey Erkek Muallim Mektebi'ne alınır. Bu yıllarda TRT radyosunun yayınlarını ve sanatçıların uğradığı kahvehanelerde yaptıkları fasılları kaçırmayan Nalkesen, Ağrı'nın Tutak ilçesine öğretmen olarak atanır. O yıllarda (1947-1948) eline geçen eski bir udla çalışmaya başlayan sanatçı, kendi kendine ud çalmayı öğrenir ve 8 saate varan çalışmaları sonucunda en zor saz eserlerini bile icra eder hale gelir.
1952 yılında açılan İzmir Radyosu Saz Sanatçılığı sınavıyla TRT kadrosuna giren Nalkesen; sabahları okula, ardında da programa giderek sanat tutkusunun peşinden koşar. 1970'li yıllara kadar bu tempoda devam eden sanatçı, artık bestelere ağırlık vermeye karar verir. Yıllar önce, 5 Eylül 1951 tarihinde yaptığı "Veda Busesi" bestesi büyük bir patlama yapar ve milyonların diline düşer. "Saymadım kaç yıl oldu", "İçimdesin", "Söylemez mi Bestem?", "Seninle Bir Sonbahar", "Kimi Dertten İçermiş", "Yalan Değil", "Avuçlarımda Hala", "Kapın Her Çaldıkça", "Gitmek mi Zor?", "Madem Küstün", "Dargın Ayrılmayalım" ve "O Ağacın Altı" gibi sayısız unutulmaz şarkı besteler.
Nisan 1970'te öğretmenlikten emekli olan Nalkesen, bu tarihten sonra sanatçı sendikalarında daha faal bir rol oynamaya başlar. Bu yüzden TRT yönetimiyle de arası bozulur ve 13 Ağustos 1973 tarihinde bir genel müdürlük yazısıyla görevini son verilir. 23 yıl hizmet ettiği TRT'ye tazminat davası açan sanatçı, bu davayı kazanır. Maddi hak ve kıdem tazminatını kazanan Nalkesen, kırgın olduğu TRT'ye dönmez. Hatta yıllarca TRT'nin Fuar binasına ve sonradan taşındığı Kahramanlar binasına gitmez.
1948 yılı 10 ağustosunda Meliha Nalkesen'le evlenen sanatçı; İnci, Süleyman, Ebru ve Selçuk adlarında dört çocuk sahibi olur. Ancak en büyük çocuğu İnci'yi 22 Şubat 1982 tarihinde kaybeder.
Türk sanat dünyasının en önemli isimlerinden biri olan Nalkesen, 2003 yılının ilk saatlerinde, 6 aydır böbrek tedavisi için hastaneye gitmeye hazırlanırken kalp kriziyle hayata veda etti.
1998 yılında Kültür Bakanlığı'nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını almıştır.
Edebiyat Ve Sosyoloji - Edebiyat Ve Sosyoloji Hakkında
Edebî eser, estetik bir eserdir ama onun incelenmesi bir bilimdir. Her bilim dalında olduğu gibi, edebiyat biliminde de üzerinde anlaşmaya varılmış bir kriterler dizisi mevcuttur ve edebî eser bu kriterler çerçevesinde bilimsel değerlendirmeye tâbi tutulur. Ancak, edebî eserin konusu, doğrudan veya dolaylı olarak insan ve toplum olduğu için, onda, başta sosyolojik malzeme olmak üzere, insan ve toplumla ilgili bütün bilimlerin araştırma alanına giren malzemenin bulunması tabiîdir. Edebî eserdeki insanların hayatı ve tabiatı algılayış ve yorumları felsefenin; sosyal birer varlık olarak birbirleriyle ilişkileri sosyolojinin; giyim-ku-şam, gelenek-görenek ve âdetleri etnolojinin; bilinçaltları, ruh dünyaları ve beşerî hasletleri psikolojinin araştırma alanlarına girer. Kimi zaman, edebiyat bilimi, bu bilimlerin verilerinden de istifade eder. Fakat bu istifade etme, edebiyat bilimi çerçevesinde gerçekleşmelidir. Yani, edebî eserin, edebiyat dışı kriterlere kurban edilmeden, edebî kriterlerin açıklanıp anlaşılmasında yardımcı olmak üzere kullanılması gerekir. Yoksa yapılan inceleme bir edebiyat bilimi incelemesi olmaz; felsefe, sosyoloji veya etnoloji incelemesi olur. Fakat bu, edebî eser ve edebiyat bi- limi, diğer bilim dallarından tamamen soyutlanmalıdır demek değildir.
Edebî Eser ve Sosyoloji İlişkisi
Edebiyat sanatçısı bir sosyolog değildir ve olaylara sosyolojik açıdan bakmaz. Onun bakış açısı edebî estetiktir ama bu edebî estetik, sanatçının dimağında oluşurken, sosyolojik verilerle de zenginleşen bir arka plâna yaslanır. Edebî eser de sosyolojik bir eser değil; estetik bir eserdir. Edebiyat sanatı ferdî kırılmalarla oluşur, yani sübjektiftir; sosyoloji bir bilimdir ve objektif kriterlerle hareket eder.
Her türlü edebî eser, toplumsal bir olguya dayanır. Diliyle, konusuyla, şahıs kadrosu ve toplumsal zemini ve mekânıyla, toplumun edebiyat sanatçısının beynindeki estetik kırılmasıyla oluşan eser, sonuçta bir yansımadır; toplumsal bir yansıma.
Edebiyatın da sosyolojinin de yöneldiği başlıca alan insandır. Her ikisi de insanın kendisiyle ve çevresiyle olan ilişkilerini konu edinir. Ama sosyoloji doğrudan algılama ve doğrudan ifade edip doğrudan çözümler teklif eder. Edebiyat ise tamamen dolaylı bir dil kullanır. Bunda, edebiyatın bir sanat, sosyolojinin ise bir bilim olmasının rolü vardır... Dolayısıyla, her ikisinin de birbirinden farklı bakış açıları ve doğruları vardır. Fakat bu farklılık çelişki doğurmaz; her ikisi de, aynı olayı farklı kriterlere göre algılar ve anlatır. Edebiyatta bir bireysel yansıtma söz konusudur; sosyoloji ise anlama, algılama, çözme ve çözüm teklifleri getirme amacındadır. Edebiyat sanatçısının da eserini yazarken teşhis, tahlil ve çözüm üretme endişesi vardır. Fakat bunu yaparken, sosyolojide olduğu gibi bir doğrudan anlatım yolunu seçmez ve kahramanların diliyle konuşur. Edebiyat, edebî retoriği kullanır; sosyoloji, düz, bilimsel retoriği... Edebî retorikte, bireysel yaratma hakimdir; sosyolojide, terimlerin hakim olduğu ortak bir bilim dili kullanılır.
Edebiyat Dili ve Sosyoloji
Edebî eseri oluşturan sanatçının ilk başvurduğu sosyal vakıa, dildir. Sanatçıyı oluşturan diğer sosyal birikimler bir yana bırakılsa bile, tek başına dil, o sanatçının toplumsal bağlarını kurduğu bir araç olarak, içinde yaşadığı toplum ile ilişkilerinin ipuçlarını vermesi bakımından yeterlidir. Çünkü dil, sadece bir ses sistemi olarak bile, başlı başına bir toplumsal uzlaşmanın eseridir. Buna, kelimelerin oluşumu; kavram ve anlam alanının belirlenmesi; bir cümle bütünlüğü kazanması ve bu bütünlükte bir toplumsal uzlaşmanın tesiri, sanatçının kullandığı dil ile toplum arasındaki kuvvetli bağı göstermesi bakımından en önemli göstergelerden birisidir.
İnsan, kelimelerle düşünür, düşündüklerini cümlelerle ifade eder. Eşyanın algılanması ile başlayıp, beyinde yoğrulması ve dille ifadesi gibi bir süreçte, ede biyat sanatçısı tek başına değildir. O, kullandığı kelimeden, cümle yapısına kadar toplumsal bir uzlaşmanın da ürünüdür. Kelime hazinesinden, işlediği konulara; söz diziminden metnin tür ve şekil özelliklerine kadar toplumun ve yaşanan çağın bir yansıması olan edebiyat sanatçısı, bireysel açıdan bakıldığında, kendini anlatmaktadır ama kullandığı malzemeler ve hitap ettiği kitle açısından, toplumsal alanın bir parçasıdır. Dil vakıasından başka, eserine yansıttığı mantalite ve olaylara bakış açısı, ne kadar bireysel kırılmalarla işlenmiş olsa da, içinde yaşadığı toplumun ve çağın sosyal yapısının dışında olamaz; olduğu zaman tarih dışına düşer. Bu da bir fantezi olmaktan öteye geçmez.
Sözlü Edebiyat ve Sosyoloji
Yazılı edebiyat, daha sistematize edilmiş bir düşünmeyle oluşturulur; bu yüzden bireysel kırılmalara daha çok uğrar ve bu yüzden bireysel (yazılı) gelenek ürünü edebî eserlerde, toplumsal birikim daha soyut veya sentetize bir şekilde yer alır. Sözlü edebî eserler ise, kelime hazinesinden, tür ve şekil özelliklerine kadar toplumsal bir gelenek çerçevesinde bin yıllardır oluşturulan bir anlayışı yansıtır. Başta destanlar ve masallar olmak üzere, efsaneler, menkıbeler, halk şiirleri ve hikâyeleri, nesiller boyu aktarıla gelen metinler olarak maşerî vicdanın birer yansımalarıdır ve bu yönleriyle, bireysellikten çok, toplumsallığın aynasıdırlar. Her anlatı veya şiir, birçok yönüyle, toplumsal kabullerin muhafaza edildiği birer fanus gibidir. Şiirlerde, yüzyılların hayat anlayışı ve kelime hazinesi ve hatta imajlar; masallarda, hayatı algılama; menkıbe ve efsanelerde, önemli kişilerle özdeşleşme ve buna'bağlı olarak kimlik bunalımından kurtulma; yer adlarıyla ilgili efsanelerde, coğrafyayı kimlikle yoğurma gibi toplumsal fonksiyonlar görülür. Gerçekçi halk hikâyelerinde ise, yaşanan toplumsal sıkıntılar, sevinçler ve önemli olaylar, masal etkisi görülmekle beraber, toplumun sosyal iç dinamiklerini yansıtması bakımından önemlidir. Türk edebiyatında bunun en güzel örneği Dede Korkut Hikâyelerinde görülmektedir. Bu hikâyeler, sosyal ve siyasî düzenin kurulmasından, toplumsal değişime kadar, 10.-15, yüzyıl Türk mantalitesini yansıtması bakımından önemlidir.
Edebî Eser ve Sosyal Yansıtma
Edebî eserin dayandığı sosyal zemin de edebiyat-sosyoloji ilişkisinin belirlenmesi açısından önemlidir. Bir eser, siyasî açıdan, monarşik bir yönetim anlayışıyla yönetilen toplumu mu yansıtıyor, totaliter, demokratik bir toplumu mu veya bir karmaşa (anomi) dönemini mi? Bu önemlidir. Meselâ klâsik Türk şiiri, bütün gönderme ve mecazlarıyla, monarşizmin izlerini derin bir şekilde yansıtır. Onda, idealize edilen insan tipi olan sevgili, monark ile özdeş bir fonksiyona sahiptir.
Tanpınar bunu saray istiaresi şeklinde ifade etmiştir. Mesnevilere konu olan aşklar, sıradan insanların aşkları değil, mutlaka yönetim piramidinin tepesindeki insanların aşklarıdır. Bu, masallarda da böyledir. Sıradan insan olarak masallarda, sadece Keloğlan'ımız vardır. Yönetimle olan problemler, hep Keloğlan vasıtasıyla dile getirilir. O garibin de elinde hiçbir güç (erk) olmadığı için, erke karşı hep hileli yollar kullanır ve erki böylece dize getirir. Yani, toplumun erk karşısındaki gücü, sadece Keloğlan kadardır. Kişiler arası aşk ilişkisi, bazen küçük bir kabile şeklinde teşekkül eden piramidal yapılanma ortamında tezahür eder (Leylâ ile Mecnûn); bazen de ülkeler arası bir piramidal yapılanmada kendini gösterir (Hüs-rev ü Şîrîn). Ama, siyasî yapıya uygun piramidal hikâye kahramanları kurgulaması, batılılaşma dönemi hikâyeciliğinde kırılmıştır. Ömer Seyfettin'in hikâyelerinde, biraz da tarihî olmaktan kaynaklanan bir anlayışla, kahramanların bazıları, yönetici veya egemen konumundadırlar ama sonraki dönemlerde yazılan hikâyelerde, bu anlayış daha da normalleşmiş, sokaktaki insanın meseleleri girmiştir hikâyeye. Yani, hikâye kahramanları daha demokratize olmuşlar ve toplumun tamamının özelliklerini yansıtacak bir konuma ulaşılmıştır hikâyede. Benzeri durum romanlar için de geçerlidir.
Klâsik edebiyatlar, avcı toplum özellikleri veya bunun bir üst seviyesi olan savaşçı toplum özellikleri gösterirler. Metinlerdeki gönderme ve mecazların tamamına yakını savaşçılık terimlerinden oluşur. Meselâ, sevgilinin kaşları, ay veya hançer; kirpikleri ve bakışları, ok; zülfü, çengel veya idam sehpası gibi düşünülür ve rakip, yağmacı asker; sevgili, zulmün de adaletin de kaynağı olan şah, padişah veya hakan; âşık tebaa ile özdeş kelime ve kavramlarla ifade edilirler. Buna bağlı olarak, gerilimin iki tarafını oluşturan âşık ve sevgilinin mekânlarında da bir zıddiyet söz konusudur. Sevgili, mamur yerlerde oturur, âşık ise virane bekçisidir. Tanzimat ve daha sonraki yıllarda oluşturulan edebî gelenekte, bu anlayış terkedilmiş ve edebî eserin kahramanları daha çok birey olma özelliği kazanmıştır.
Edebî eser, şahıs kadrosu ve mekân açılarından incelendiğinde, dayandığı sosyal zemine ulaşılabilir. Eserin merkezindeki kahramanlar ve yardımcı şahıslar, mutlaka aynı veya birbirine yakın sosyal muhitlerin kahramanı olmalıdırlar ki, metindeki edebî gerilim unsuru mantıklı ve tutarlı bir zemine oturabilsin. Meselâ, Tanpınar'ın Huzur'daki Mümtaz'ı ile Yaşar Kemal'in, İnce Memed'ini yan yana düşünebilir misiniz? Veya Fuzûlî'deki âşık ile Ümit Yaşar'ın âşıkları arasındaki fark, sizlere Everest ile Büyük Sahra farkını hatırlatmaz mı? Edebî eserdeki şahıslar, temsil ettikleri sosyal yapının fikrî yansımasıdır ve edebiyat sanatçısının da olaylar ve düşünceler karşısında tavır alışını belirtir. Tanpınar ile Yaşar Kemal veya Fuzûlî ile Ümit Yaşar'ın olaylar ve düşünceler karşısındaki tavır farklılıkları, eserlerindeki tiplemelere de yansımıştır. Edebî eserdeki temel karakterlerin sosyal zemini, temsil ettikleri sosyal grupların mekânını da belirler. Hayat ve dünya ile ilgili derin ve girift görüşleri olan bir edebî eser kahramanının, kırsal zeminde at koşturması mümkün değildir. Veya tam tersi, birikimini sadece gelenekten alan ve pastoralliği yoğun bir şekilde yaşayan kahramanın, beton yığınları arasında şaşkına döneceği, gün gibi aşikârdır. Bu açıdan bakıldığında, Türk hikâyeciliğinde, daha şehirli bir gelenek hakimdir. Ömer Seyfettin, Sait Faik, Tarık Buğra, Haldun Taner ve Memduh Şevket Esendal gibi yakın zamanların hikayecileri, daha şimdiden, edebiyat tarihindeki yerlerini almışlardır. Çünkü bu hikayeciler, yapay gerilimlerle kurulmuş ve hiçbir insanî lezzeti ve derinliği olmayan tiplemelerle yazılan basit köy hikâyeleri tuzağına düşmeden, bütün boyutlarıyla şehir insanının meselelerini yansıtmışlardır eserlerinde. Ama daha çok İstanbul'u yansıtmışlar. Ne yapalım? İstanbul'dan başka, şehir gibi bir şehrimiz mi var? Tanpınar da, roman atmosferinin İstanbul'dan başka bir şehirde oluşmayacağını bildiğinden, Mümtaz ve ailesini önce A. kısaltmasıyla verdiği bir Anadolu şehrine götürür; bakar ki roman orada çok cılız kalacak; kahramanlarını hemen İstanbul'a taşındırmaz mı?
Edebî eser, mutlaka bir toplumsal yapıyı veya kabuller zincirini yansıtacaktır. Sadece, metinlerde zikredilen sosyal olayları algılama basitliği dışında, şiirde veya anlatı türündeki eserlerde yer alan karakterlerin ve buna bağlı olarak şair ve yazarların, hayata bakış açıları ve sahip oldukları değerler, eserin sosyal zeminini oluşturur. Her roman veya hikâye kahramanı veyahut da şiire konu edilen kişi veya kişiler, birer bireysel ve toplumsal değerler dizisini yansıtırlar. Bu yüzden de, onlar, tüm iyi ve kötü yönleriyle, edebiyat sanatçısının dimağındaki toplumsal manifestonun tecessüm etmiş şekilleridirler.
Bugüne kadar, edebiyat ve sosyoloji ilişkisiyle ilgili görüşlerden en kayda değerini Marksist anlayış dile getirmiştir. Ancak onda da topyekûn bir toplumsallık yerine, bir alt yapı-üst yapı ilişkilendirmesi saplantısından öte ciddî bir tez ileri sürülmemiş ve böylece konuya sadece ideolojik bir bakışla yaklaşılarak, bütüncüllük bir tarafa bırakılmıştır. Oysa toplum, her üretilenle beraber bir bütündür; bazı özelliklerinin göz ardı edilmesi, bilimsel anlayışla bağdaşmaz.
Edebiyat ve sosyoloji ilişkisinde, edebî eser bir araştırma alanı, sosyoloji de bir bilim dalı olarak kabul edilirse sağlıklı bir sonuca ulaşılır. Edebî eser, bir sosyoloji metni değildir; sadece, sosyoloji için bir araştırma ve inceleme sahasıdır. Sosyoloji, edebî eserde, alan araştırmasında aradıklarını bulmaya çalışır. Yani sosyolog için edebî eser, estetik oluşumun toplumsal boyutuyla beraber, toplumsal verilerin tahlil edileceği bir metindir. Sosyolog, edebî eserde, toplumsal kabulleri, sosyal yapıyı oluşturan iç dinamikleri ve bunların sanatkâr dimağında şekil-lenişinin sosyal arka plânını arar. Bunu yaparken, dilden, şahıs kadrosuna; vak'adan zaman ve mekâna kadar, edebî eseri tüm yönleriyle sosyolojik terimleri kullanarak çözümler.
Bengü İki Melek 2009 - Bengü İki Melek - Bengü - İki Melek - Bengü 2009 - İki Melek Yeni Albüm
Kendinden bir tane daha klonlamış olan Bengü karşımıza "İki Melek" albümüyle çıkıyıor.
2008 yazında çıkardığı "Gezegen" albümüyle büyük başarı yakalayan Bengü boş durmadı ve 2009 yazınada bomba gibi bir albümle dönüş yapıtı. Serdar Ortaç imzalı "Gezegen" şarkısıyla sevgilisini uzaya yollayarak tek başına kalan Bengü bu yalnızlığında kendisinden bir ben daha üreterek yeni albümüne kapak oldu.
Albüm fotoğraflarını Mehmet Turgut'a çektiren Bengü'nün yeni albümü 'İki Melek' , 01 Temmuz 2009'da müzik marketlerdeki yerini alacak
Albüme ismini veren şarkının söz ve müziği "Gezegen"de de olduğu gibi yine Serdar Ortaç'a ait. Bunun dışında Yalın da 'Özetle Ben Aşığım' şarkısıyla Bengü'ye tam destek veriyor. Serdar Ortaç ve Yalın'dan aldığı şarkılarda onlarla düetler de yapan Bengü, Şehrazat ve Şinan Akçıl'ın da en güzel bestelerinden alarak albümüne koydu.
Bengü İki Melek 2009 - Bengü İki Melek - Bengü - İki Melek - Bengü 2009 - İki Melek Yeni Albüm
SANATÇI ADI: Bengü
ALBÜM ADI: İki Melek
ALBÜM YILI: 2009
COVER:
ALBÜMDEKİ PARÇALAR:
01- İki Melek
02- Kocaman Öpüyorum
03- Özetle Ben Aşığım
04- Bu Yazı Bir Kenara Yaz
05- Gelen Seni Soruyor
06- Biz Mi Ayrıldık
07- Sen Yoksan
08- Aşk Mevsimi
09- Elveda
10- Ayrılık Hazırlığı
11- İki Melek (Club Versiyon)
Tenten'in Maceraları (Les Aventures de Tintin), Belçikalı çizer Hergé tarafından 192920.yy Avrupa çizgi romanlarının en ünlülerindendir. Diziden 200 milyondan fazla kitap basılmış ve dizi 50'den fazla dile çevrilmiştir. yılında yaratılmış olan çizgi roman dizisidir.
Serinin kahramanı, genç bir gazeteci ve gezgin olan Tenten'dir. Maceralarında ona köpeği Milu, arkadaşı Kaptan Haddock ve başka pek çok renkli karakter eşlik eder.
Bu çizgi roman serisi temiz fakat manalı çizimi (Hergé'in kendi geliştirdiği bu tarza ligne clairefantezi, polisiye ve bilimkurgumizah denir), sürükleyici öyküleri, ve sonraki hikâyelerdeki titiz araştırmalar ile uzun süreden beri büyük takdir toplamıştır. Öyküler pek çok tarzı kapsar; elementlerini başarıyla bir araya getirir. Bunun yanında tüm Tenten öyküleri içermektedir, ayrıca tüm öykülerde zeki bir hiciv anlayışı ve politik/kültürel eleştiri bulunmaktadır.
Tenten Belçika'nın başkenti ve Hergé'in doğum yeri olan Brüksel'de yaşamaktadır. Bu, metinde Tenten'in macerasından sonra Brüksel'e döndüğünü söylediği Tenten Sovyetler'de kitabında; ve arkadaşı Çang'ın Tenten'e yolladığı mektubu Brüksel'e yolladığı Tenten Tibet'te kitabında görülebilir. Diğer kitaplarda başka gizli ipuçları da bulunmaktadır (tanınabilir yerler, plaka numaraları vb.). Ancak, Kızıl Korsan'ın Hazinesi kitabında Moulinsart Salonu'na taşınır ki buranın gerçekten nerede olduğu tartışmalıdır.
Tenten ve Milu (Tintin et Milou)
Tenten karakteri 10 Ocak 1929'da yaratılmıştır, ve 75. yaşı 2004'te bütün tanındığı yerlerde kutlanmıştır. Tenten, büyük ölçüde Hergé'nin daha önceki karakteri olan ve Tenten'le büyük benzerlikler taşıyan izci Totor esas alınarak yaratılmıştır. Totor'un kahramanı olduğu çizgi roman Les aventures de Totor, chef de patrouille des Hannetons (Mayısböcekleri'nin İzci Lideri Totor'un Maceraları), 1926 ila 1929 arasında Le Boy-Scout Belge dergisinde yayımlandı. Daha sonraki çizgi roman serilerinde, Tenten Belçikalı bir gazeteci (Petit Vingteme gazetesi için muhabir olmaya çalışmaktadır), aynı zamanda güçlü bir savaşçı ve pilottur, her macerasında kahramanca tehlikeli serüvenlere atılır. Neredeyse her macerasında Tenten araştırmacı gazeteci olarak harıl harıl çalışırken görülür, fakat pek nadir bir makale teslim edebilmiştir. Tarafsız görüşleri olan bir delikanlı olan Tenten, bu konuda etrafındaki yan karakterlerden renkli sayılmaz. Kastafiore'nin Mücevherleri ile başlayarak Tenten'in karakteri son birkaç albümde değişime uğramıştır. Tentenin Gay oldugu Hakkindaki soylentiler dunyada times,sun gibi gazetelerde yayinlanmistir Tenten artık macera aramamakta, aksine etrafında olanlara bir şekilde kapılmaktadır, bu Sidney'e 714 Sefer Sayılı Uçuş ve Tenten ve Pikarolar'da görülebilir. Bazı hayranları bu son tamamlanmış albümü, Tenten imajına olan bir ihanet olarak kabul etmektedirler.
Ölümünden kısa süre önce, eski Belçikalı Nazi işbirlikçisi Léon Degrelle Tenten'in aslında kendisinden ilham alınarak yaratıldığını beyan ederek spekülasyon yaratmıştı. Degrelle gerçekten de Hergé'i eskiden gazeteciyken tanımaktaydı, fakat bu genel olarak kendini beğenmişliğiyle tanınan Degrelle'in bir fabrikasyonu olarak düşünülmektedir. Tenten'in ilk hallerine kısmen de olsa Hergé'in en küçük kardeşi ilham vermiştir. Hergé daha sonra bu kardeşiyle kopmuştur, ve onu Turnösol Olayı'ndaki kötü adam Albay Sponz olarak çizmiştir. Tenten ve Sponz fiziksel olarak oldukça farklı olsalar da aynı dikenli saç stiline sahiptirler.
Kaptan Haddok (Capitaine Archibald Haddock)
Kaptan Haddok Tenten'in en iyi arkadaşıdır, ilk olarak Altın Kıskaçlı Yengeç kitabında görünmüştür. Haddok ilk başta zayıf ve alkolik bir karakter olarak resmedilmiştir, fakat daha sonraki albümlerde daha saygıdeğer ve gerçekten cesur bir karaktere dönüşmüştür (özellikle başarılı hikâye Tenten Tibet'te albümünde arkadaşının hayatını kurtarmak için ayık kafayla kendisini feda etmiştir). Kaptan'ın kaba kişiliği ve alaycılığı Tenten'in inanılmaz kahramanlığına tezat oluşturmaktadır; Tenten ne zaman idealist davransa Kaptan alaycı bir yorum yapmakta gecikmez.
Haddok hislerini ifade etmek için her türlü kelimeyi hakaret ve küfür olarak kullanır, "Gagalımemeli", "Ostorogot", "Başıbozuk", "Turta kalıbı", "Ölü Gömücü" veya "Halı Tüccarı" gibi, fakat bunlardan hiçbiri aslında küfür değildir. Haddok sıkı bir içicidir, özellikle Loch Lomond marka viski içer, fakat sarhoşluğu genellikle komedi için kullanılmaktadır.
Haddok'un soyadı Hergé'nin eşiyle olan bir sohbetinden çıkmıştır, bu sohbette karısı Haddock'un (mezgit) "acınası bir İngiliz balığı" olduğunu söylemiştir. Hergé ismi böylece seçer. Haddok'un en son tamamlanmış hikâye olan Tenten ve Pikarolar kitabına kadar (1976) ilk ismi yoktur, bu kitapta ilk ismi Archibald konur. Kızıl Korsan'ın Hazinesi kitabının sonunda, Haddok atalarına ait bir yer olan Moulinsart şatosunu alır, burada o, Tenten ve Turnösol hep birlikte yaşarlar.
Ayrıca Leiji Matsumoto'nun animesi Kaptan Harlock'un Fransız uyarlamasında ana karakter (Harlock) ve animenin ismi Kaptan Haddok ve Kaptan Harlock'un isimleri arasındaki benzerlik nedeniyle Albator olarak değiştirilmiştir.
Profesör Turnösol (Professeur Tournesol)
Profesör Turnösol şaşkın, duyma güçlüğü çeken bir profesördür, ve seri boyunca kullanılan pek çok şeyi o tasarlamıştır, mesela tek kişilik köpek balığı şeklindeki denizaltı, Ay roketi ve ultrasonik silah gibi. Turnösol insanlığa buluşlarıyla yardım etmek ister; mesela alkolikliği tedavi etmenin yolunu alkolün tadını hastaya iğrenç yapmakta bulmuştur. Bu buluşlar genellikle Haddock'un hoşuna gitmez, oysa ki Turnösol bunu genellikle tam tersi olarak görür: sağırlığı genellikle onun Haddock'un gerçek görüşünü duymasını engeller. Ama eğer Kaptan'ın (veya herhangi birinin) ona "keçi" dediğini duyarsa öfkelenir ve "Ben mi keçiyim?" diye serzenişte bulunur.
Turnösol'un sağırlığı sık sık başvurulan bir mizah kaynağıdır, çüSnkü duyduğu sandığı şeyi tekrarlamak gibi bir huyu vardır, ve genellikle en saçma şekillerde duyar: "attachez votre ceinture" (kemerlerinizi bağlayın) cümlesini "une tache de peinture?" (boya lekesi) olarak tekrarlar. En ufak bir duyma bozukluğu olduğunu kabul etmez ve sadece bir kulağının iyi işitmediğinde ısrar eder. "Ay" kitaplarında bir işitme cihazı takmaktadır, böylece albüm boyunca herşeyi neredeyse mükemmel duyar: bu onu daha ciddi bir karakter haline getirmiştir (insanlar onun yüzüne "keçi" demediği sürece). Ancak, daha sonraki kitaplarda Turnösol işitme cihazını kaybeder ve tekrar eski sağır kişiliğine döner. Turnösol "su cadılığı" olarak tabir edilen ilkel su veya maden arayışının sadık bir takipçisidir, bu nedenle yanında her zaman bir sarkaçYves Rocard'dan esinlenilmiş olabilir. Kendisi Fransız boksu savate bilmektedir.
Turnösol ilk olarak Kızıl Korsan'ın Hazinesi albümünde görünür, ve Hergé'nin uzun süredir devam ettirdiği klasik bir "çılgın unutkan profesör" arayışının sonucudur: örneğin Firavunun PurolarıOttokar'ın Asası kitabındaki Prof. Alembick, Turnösol'den önce yaratılmış olan denemeler sayılabilir. kitabındaki Dr. Sarcophagus ve
Turnösol karakterinin İsviçreli bilimadamı Auguste Piccard esin alınarak yaratılmış olması ihtimali çok yüksektir. Kastafiore'nin Mücevherleri'nde Bianca Castafiore Turnösol'ü Piccard ile karıştırır ve Turnösol'ün "balonda yükselmeleri ile ünlü" olduğunu söyler.
SarhoşolmuşMilu(Milou).
Beyaz bir tilki teriyeri olan Milu (eski tercümelerde Fındık veya Boncuk) Tenten'in ona nereye gitse yarenlik eden dört ayaklı yoldaşıdır. Tenten ve köpeği arasındaki bağ çok derindir, ve birbirlerini tehlikeli durumlardan pek çok defa kurtarmışlardır.
Birkaç istisna dışında (Tenten Sovyetler'de gibi) Milu bir köpek olduğundan asla konuşmaz (fakat insan kelimeleri ile düşündüğü sık sık görülür). Ancak, buna rağmen Tenten'le iyi anlaşmayı başarır. Milu hikâyeye pek çok ilginç şekilde katkıda bulunur. Mesela, Sidney'e 714 Sefer Sayılı Uçuş kitabında uzaylılar tarafından kaçırıldığını hatırlayan tek karakter odur.
Kaptan Haddock gibi, Milu da Loch Lomond marka viski sever, ve arada sırada aşırı sarhoş olması onu daha fena belaya sokar, aynı araknofobisi gibi.
Milu'ın orijinal ismi olan Milou Hergé'nin ilk kız arkadaşının adı olan Marie-Louise kısaltılarak konulmuştur; yine de bu karaktere kitaplar süresince erkek olarak hitap edilir.
Dupont ve Dupond (Dupont et Dupond)
Dupont ve Dupond akraba olmamalarına rağmen ikizmiş gibi görünen iki sakar dedektiftir; ikisinin arasındaki tek fark bıyıklarının şeklidir. Seri boyunca en çok komik durumu yaratan iki kişidir, çünkü aynı cümleleri devamlı farklı şekillerde söylerler. Tamamen beceriksizdirler, ve sonunda hep yanlış karakteri tutuklarlar, fakat buna rağmen her seferinde mesela Sildavya'nın uzay projesinin güvenliğini sağlamak gibi önemli görevler onlara verilir.
Burulmuş bıyıkları olan Dupont, düz bıyıkları olan Dupond'dur.
Dedektifler yurtdışında olmadıkları zamanlarda genellikle melon şapkalı ve bastonludurlar: görevleri sırasında yerel nüfusa karışabilmek için ülkenin milli kıyafetini giymekte ısrar ederler, fakat genellikle onların kalabalıkta göze batmalarını sağlayan saçma folklor giysileri bulurlar. Dupont ve Dupond başta sadece yan karakterdiler, fakat daha sonra önemli hale geldiler. Eski albümlerin yeniden çizimlerinde, özellikle Kara Ada'da, dedektifler artık geleneksel olan karakterlerini kazanmışlardır.
Hergé, dedektifler gibi devamlı aynı tip melon şapka takan babası ve kardeşinden ilham almıştır.
Serinin çevirmenleri bu çift için devamlı benzer veya aynı şekilde telaffuzları olan isimler seçmişlerdir. Dupond ve Dupont böylece İngilizce'de Thomson ve Thompson, Almanca'da Schultze and Schulze, Hollanda'da Jansen ve Janssen, İspanyolca'da Hernández ve Fernández, Çince'de Dùben ve Dùpéng), Bengalce'de Johnson ve Ronson, İzlandaca'da SkaptiSkafti olmuşlardır. Diğer versiyonlarda orijinal isimler veya en azından benzer isimler konulur,
Türkçe çevirisinde isimler aynı şekilde koyulmuştur.
Bir kenar not düşmek gerekirse, bu karakterlerin İngilizce isimleri 1980lerin pop grubu Thompson Twins'e esin kaynağı olmuştur.
[Nakarat]
Sometimes i hear you calling out my name,
And i hear you deep down inna mi brain,
If i'm a fool i've only got myself to blame,
Well i can see the sign 'cause i'm not blind,
Although you're not mine from time to time,
I've got to let you know you are my sunshine....my sunshine.
I love you baby but you don't love me back...Why,
You drive me crazy 'cause yu fi gi mi dat...bly,
You make me high! I just can't deny,
Love out potential a fill up inna i and i,
Just give me the privilege and run a way yu man,
I got the plan! fi mek yu tun on,
Baby just believe me 'cause my word is my bond!,
Sometime i think i hear you but i am hearing wrong, girl.
[Nakarat]
Rude bwoy loving a nu something fi she ramp wid,
Everyman him need a woman fi be a live blanket,
If she diss yu, spank it...you hold dat and crank it,
Baby girl you know i love you but you follow yu friend dem,
Now you gonna break Sean Paul heart in two,
You have the dapper all a bawl and all a mek phone call.
What yu really expect man fi do.
[Nakarat]
Tick, tock mi get heart attack,
When mi hear she leaving and she naw come back,
Mi caan believe me dreams to mi love world crash,
A lucky thing she never know where mi hide mi stash, but.
[Intro]
A di link, my girl, a di link
Wi dont care what piepl wantin
A di link, my girl, a di link
Jus dance an all a drink
Girl it's yuh...
[Bridge]
Party... dat why free yuh life pon yuh birthday
All day, all night, till gal tek a ike an get outta site, cau dis your...
Party, everyday a di year
Especially today, my girl, yuh nah play, my girl
Put yuh hand inna de air and scream meka hear
[Chorus]
Move your body baby and enjoy yuhself
Free up yuh life cah yuh kno deyah fi live like book upon shelf
It's your party, dat a what yuh like
Express your feelings, forget about your problems tonite
[Verse 1]
S.P di girls phenomenom, lyrics pon di track flowin it on an on
Till a di early dawn, gal a bounce an gallang
Mek di gal dem come on, mek dem move dem bottom, gyal!
Mi love fi see de clothes yuh upon
So muggle an pose cau yuh deh pon de divan
Yuh hotta than dem gal dem pon television
Dats why yuh a create a stamp when yuh...
[Chorus]
[Verse 2]
Yuh nah blood lai nuh light switch fuse
An yuh nah loose, an nuff man yuh refuse
Di ghetto whiskey it di drink wi choose
But more time a de arinsh juice, hygrade goose, gyal!
Yuh nobody once an two's, meh gal yuh dun kno bout de "DON'Ts and DOs"
So don't mek a man come get it confused
Mi gal jus gwaan mek di news, when yuh...
[Chorus]
[Verse 3]
Yuh nuh play no no, no no way
No taiim a de nuun yuh kno yuh nah stray
SRAIGHT! till a mornin on an on an
Top de gal jus a waan pon de ghetto whiskey
Jus free up an move an get inna de cruise
Mek a gal nah say it a nah lame taiim
Dis a nah game taiim, dis a a shame taiim
Tell a gal she fi move up same taiim
[Intro:]
Yeah yeah! Wo woo!
Yeah yeah! I looo-ooove you... (mama!)
Wo woo! Yeah yeah!
Yeah yeah! yo yo!
Mama I love you... (yeah)
Yeah yeh! (wooaa)
Wo woo! (wooaa)
(I lo-oove you)
Ya knoamean...
(Yoyoyoyoow)
Arite... !
[Chorus:]
This one comes straight from my heart
I gotta give you thanks and praises
Straight from my heart
For every time that you been there
Straight from the start
You grew me up from I was a baby
Straight from my heart
Mamma I love you deeeaaaar
[Verse 1:]
Oh mamma I've been searchin for the right word to say to you for so long
To display to you di strong bond, the emotion all connection we got
For the love that you gave year to year, before I was born up to the time I were there
Tru the struggle mamma don't despair, when poppa never dehdeh maybe he was scared
But you never feared, always prepared to share two young sons now just look it a best
Give thank for all your blood, sweat and tears, oh mamma I will always be there
Appreciate the windsom you share, oh mamma don't worry-orry...
Yow, cau the truth is mamma never left us no time
That's the truth, all the truth, spiel the truth, a the truth
All due times arrived she never left us behind
That's the truth, feel the truth, share the truth, the real truth
So anyway Jah take wi down life avenues
That's the truth, all the truth, dis a the truth, spiel the truth
I'll never leave you mamma, I'll always be your youth... the truth... the truth
[Chorus:]
And this one comes straight from my heart
I gotta give you thanks and praises
Straight from my heart
For every time that you been there
Straight from the start
You grew me up from I was a baby
Straight from my heart
Mamma I love you deeeaaaar
[Verse 2:]
So mamma don't yuh worry nah fret about de way dat I been living
I'm strictly thanks-giving, cause you hav been a blessing
The lesson you taught, we cannot forget
There in our minds, mama you know it's sad
The thought dat to maintain dat obtained, these material tings that cannot conquer my brain
My sould is intact, mamma hear what I'm saying... doan cry no mo'... I feel your pain
Everyday mamma I keep on praying, you know you'll neva lose me to faith
I'm sorry for the times I complained... mamma let me tell you clear an plain...
Yow... the truth is mamma you neva let us down
That's the truth, spiel the truth, a the truth, the real truth
An due times arrived you still did wear the crown
That's the truth, feel the truth, share the truth, the real truth
So anyway Jah tek mi down life avenues
That's the truth, dis a the truth, mamma tek dis a the truth
I'll never leave you mamma, I'll always be your youth... the truth... the truth
[Chorus:]
And this one comes straight from my heart
I gotta give you thanks and praises
Straight from my heart
For every time that you been there
Straight from the start
You grew me up from I was a baby
Straight from my heart
Oh Mamma I love you deeeaaaar
[Chorus]
[Outro:]
And this one comes straight from my heart
I gotta give you thanks and praises
For every time that you been there
Straight from my heart
Every time... every time mamma
Straight from my heart
Mamma I love you deeeaaaar
Çocuğu Etkileyen Psikososyal Stres Faktörleri - Çocuğu Etkileyen Stres Faktörleri
Bebekler ve dolayısıyla çocuklar stresten en çok etkilenen ve en savunmasız durumda olan varlıklardır. Özellikle ailenin üzerindeki stres baskısında en kolay bir şekilde belirti vererek belirti gösteren, psikiyatrik semptomlar gösteren kişi genelde evin en küçük bireyidir.
Erişkinler kendi sıkıntılarını gizleme eğiliminde iken bebekler ve çocuklar çok farklı belirtiler ile stres etkenlerini çabucak yansıtırlar.
Bebeğin stres faktörleri genelde ailenin ve bakıcının stres faktörleri ile aynıdır. Daha ego adaptasyonu gelişmemiş çocukta bu stres etkenlerinin gelişmesinde daha çok çevresel faktörler önemlidir. Ayrıca bakıcı -bebek ilişkisi de başlı başına stres etkeni olabilmektedir.
Stres etkeni kısa zaman içinde etkileyip geçer veya sürekli olabilir.
Aynı zamanda bir tane stres etkeni olabileceği gibi birden fazlada stres etkeni olabilir ( örneğin depresyondaki baba hem çocuğu ile ilgilenmez hem tahammülsüzlükten dolayı anne ile kavga eder bu iki durumda bebeği etkiler ).
Stres etkeni direk çocuğa yönelik (çocuğun hastalanarak hastaneye yatırılması ) olabileceği gibi dolaylı olarak da olabilir (annenin çalışmaya başlaması).
Bazı stres faktörleri arasında;
- Annenin işe dönmesi ,
- Fiziksel istismar ,
- Taşınma ,
- Kaçırılma ,
- Duygusal ihmal ,
- Kardeş doğumu ,
- Hastaneye yatma ,
- Tıbbi hastalıklar ,
- Anne-baba hastalığı ,
- Aileyi etkileyen her türlü stres etkeni ,
- Yoksulluk ,
- Tıbbi bakımın olmaması ,
- Doğal felaketler ,
- Çevreden şiddet ,
- Boşanma ,
- Ayrılık ,
- Anne baba yada bakıcının ölümü veya değişmesi ,
- Anne-baba madde kullanımı ,
- Cinsel istismar ,
- Sözel istismar vb. sayılabilir.
Stres sonucunda çocukta görülebilecek bazı değişiklikler arasında ,
- Uyku bozuklukları ,
- Gece kabusları ,
- Gece terörleri ,
- Çabuk sinirlenme ,
- Çabuk ağlama ,
- Hırçınlık ,
- İştah bozuklukları ,
- Hareketlilik artışı ,
- Hareketlilik azalması ,
- Depresif durum ,
- İlgi ve meşguliyetlerde isteksizlik ,
- Anne ve babadan ayrılamama ,
- Kreşe gitmek istememe ,
- Karşı gelme ,
- Yatıştırılamayan ağlamalar ,
- Aşırı gerginlik ,
- İletişimi kesip içe çekilme ,
- Yalnız kalmaktan korku ,
- Kişiler arası ilişkilere girmek istememe gibi belirtiler sayılabilir.
Stres faktörleri olduğu zaman vakit geçirilmeden çocuk bu olumsuz etkiden korunmaya çalışılmalıdır. Yeterli ve zamanında müdahale olmadığı zaman çocuğa bu stresin etki süresi ve etki şiddeti giderek artacaktır. Stresten elbetteki her çocuk aynı derecede etkilenmemektedir. Bu etkilenmede çocuğun kişisel özellikleri, kişilik farklılıkları , destek faktörleri , çevre şartları etkili olmaktadır. Özellikle fazla etkilenmesi muhtemel çocuklara gerekli ve etkili müdahale geciktirilmemelidir.
[Intro: Sean Paul (Busta Rhymes)]
We make it clap, we make it clap (Huh!)
Yeah yeah yeah (Flipmode!!!) Busta Rhymes (Busta Rhymes!!!)
Sean-A-Paul (Sean Paul!!!)
One more time (Ha!!!) kill 'em with a rhyme (Huh!!!)
Remix time (remix!!!) a dutty yeah, yo, Spliff Star (Spliff!!!)
Flipmode Squad (Ha!!!) we kill 'em with a rhyme, a dutty yeah
[Verse 1: Busta Rhymes]
Cau mi seh jump up clap oonu hand and siddung get up
And mi nah wig out mek everybody flip out oonu fi carry on
To get tired I waan chillout, all a di gal a sweat out
Mek your body keep clappin on
[Sean Paul]
Flipmode a roll wid all di hottest set a gal dem inna di dance
And Dutty Cup we deyah mek di gal dem jump up and prance
Busta Rhymes and Sean-A-Paul di lyrical magician
There fi mek dem switch and jump up wave up dem hands
Flipmode a roll wid all di hottest set a gal dem inna di dance
And Dutty Cup we deyah mek di gal dem jump up and prance
Busta Rhymes and Sean-A-Paul di lyrical magician
There fi mek dem switch and jump up wave up dem hands, so push it up deh
[Busta Rhymes]
Back with the remix with Spliff and Sean-A-Paul on the corner
Can't believe when we do it we smack it down how we wanna
Keepin it comin keepin it goin cause we ain't playin
I'm talkin to all my people cause what I'm sayin is
[Chorus: Busta Rhymes]
In case you ain't know and in case you ain't heard
And if you want us to set it just give me the word
This one goes out to my soldiers that be flippin them birds
To all my shorties wigglin they shakin they curves
[Sean Paul]
We make it clap, we make it clap, we make it clap, we make it clap
[Verse 2: Spliff Star]
Poor snapper, lookin at shorty shakin it and makin it clap
Booty big pokin out like twenties on the lap
When I give it to her shorty know how to throw it back
Booty bangin to the beat sometimes we overlap-sing
Gal peel out your blouse and your tight-jeans
Let me lick you down dip you with some ice-cream
Gal holla holla my name when I slide-in
Thunderstorm, rain, sleet and light-ning
Hold me tight feel the triniman grin-ding and grin-ding and grin-ding
Gal dip and bounce start whin-ning
You see Spliff, Sean Paul and Busta Rhymes, seen
([Busta Rhymes:] We got dough) You could tell by what we dri-ving
([Busta Rhymes:] Lookin to chose) How it's different and blin-ding
And blin-ding and blin-ding it's like that make it clap now
[Chorus]
[Sean Paul]
We make it clap, we make it clap, we make it clap, we make it clap
[Bridge: Sean Paul]
Flipmode a roll wid all di hottest set a gal dem inna di dance
And Dutty Cup we deyah mek di gal dem jump up and prance
Busta Rhymes and Sean-A-Paul di lyrical magician
There fi mek dem switch and jump up wave up dem hands
Flipmode a roll wid all di hottest set a gal dem inna di dance
And Dutty Cup we deyah mek di gal dem jump up and prance
Busta Rhymes and Sean-A-Paul di lyrical magician
There fi mek dem switch and jump up wave up dem hands
[Verse 3: Sean Paul]
We make it clap deh, keep it a clap gal wiggle yuh body
Mi waan fi see all a di style weh yuh a pack deh
Listen di lyrics a weh mi dun mi all a chat seh
Rotate yuh body then non stop like apache
Dawn and Karyn or Angie and Patsy
Inna di videolight just like a big sunday matinee
Nuff fi gimme di light mi blow di smoke like apache
Mashin up di dance and mi flatten it, we make it clap
[Busta Rhymes]
Who a call me the abominal snowman
Put it down make 'em say it's such a phenominal show man
Unbelievable how you be stackin the dough man
When we rollin a thousand headcracks in a row man
The way we start the show and how we constantly flow man
Regular paper comin watch me properly blow man
Come on keepin it comin keepin it goin cause we ain't playin
I'm talkin to all of my people because what I'm sayin is
[Chorus]
[Sean Paul]
We make it clap, we make it clap, we make it clap, we make it clap
[Outro: Sean Paul]
We make it clap, we make it clap, we make it clap, we make it clap