MiSS-FENER

MiSS-FENER

Üye
18.05.2006
Genel Kurmay Başkanı
461.942
Hakkında

  • Vücut Sanatı - Gövde Sanatı - Body Art

    İfadenin ilk ve en önemli öğesi olarak vücudun kullanılışı, 1964 yılı sonrasında Vücut Sanatı (Body Art) olarak adlandırılan yeni bir eğilimin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Body-Art 1970'li yıllardan itibaren "Performance" sanatının içinde erimeye başlamıştır. Terim geniş kapsamlıdır, Vücut Sanatı'nın bir türü "performance"a çok yakındır ve seyirci önünde gerçekleştirilir. Diğer bir türü çeşitli tekniklerden, özellikle de fotoğraftan yararlanır ve seyirci ile sanatçı doğrudan karşılaşmaz. Vücut sanatı çalışmalarında sanatçının vücudu doğrudan ortaya konur ya da vücudun fotoğrafları çekilip seyirciye ulaştırılır ve sonuçta kavramsal sanatın seyirci üzerindeki etkisi benzeri bir etki sağlanır. Ancak burada duygusal ve ifadeci olana bir anlamda yeniden bir dönüş söz konusudur; psikolojik yönden tedirgin etme, açık ya da gizli biçimde kendini belli eder. Bu eğilimde vücudu kullanış biçiminde çoğu kez umutsuzca bir şeyler, bir duygunun en zorlu hali, son kertesi anlatılmak istenir. Amaç seyirciyi savunmaya çekildiği ilgisizlik ortamın dan kopartmaktır.
    Sanat yapıtı ve yaratıcısı arasında özdeşliğin bir örneği Gilbert ve Georges (Gilbert Proesch 1943- , Georges Passmor 1942- ) tarafından ortaya konulmuştur. Bu sanatçıların yağlı boya resim, kitap, film, TV ve posta sanatını içeren çeşitli etkinlikleri arasında en ünlüsü onların canlı heykelleridir Şarkı söyleyen, yürüyen, yemek yiyen heykeller olarak saatlerce hareketsiz kalıp kendilerini sergileyen sanatçılar, yapıt ve yaratıcı arasında tam bir bütünleşme sağlarlar.

    noimage

    Urs Lüthi ve Luciano Castelli 'nin, kendi çektikleri fotoğraflarının birkaç anlamlı oluşu, daha kaçamak, daha gizli bir iç süreç oluşturmaktadır. Bu sanatçılar kendi fotoğrafları aracılığıyla her insanın içinde varolan kadın-erkek karşıt anlamlı bileşeni ile oynayarak seyircinin bilinç altına sızarlar ve orada yalnızca görüntüdekilerin (fotoğraftakilerin) değil ama seyredenin de karmaşık kimliğini sorgularlar.
    Body-Art aynı zamanda "Happening" ve "Performance" ile de yakın ilişkidedir.
    Kavramın maddileştirilmesinden kurtulmak amacıyla Jan Wilson, kendisiyle seyirci arasında doğrudan kurulan ve o anda içinden geldiği gibi oluşan "sözlü iletişimler"i yaratmıştır. Böylece sanatçı tüm görülebilir evrelerden vazgeçmektedir. Buna karşın sanatçının oradaki varlığı ve fiziksel olarak rolü, iletişimin ortaya çıkmasında kaçınılmaz olmuştur. Bu tavrı ile Wilson happening'e bağlanabilir.
    Viyanalı sanatçılar Hermann Nitsch ve Otto Muehl'in ortak eylemleri alışılmadık sertliği ile seyirciyi psikolojik yönden adeta tokatlar. Ancak bu sanatçıların yarattığı psikodramlar, alışkanlıklar ve tekrarlardan ötürü basit gösterilere dönüşme tehlikesi içermektedir. Çünkü seyirci önceden ne olacağını bilirse kendini ona göre hazırlamakta ve istenilen tepki alınamamaktadır. Bu grubun eylemleri de bir anlamda "happening" olarak değerlendirilebilir. Buna karşın yine Viyana'lı olan Gunther Brus'un pislikle ilgili dürtüleri uyandırmaya yönelik —çoğu kez çıplak olarak gerçekleştirdiği eylemler ve Rudolf Schwarzkogler'in hırpalanmış, zedelenmiş bir modelin vücudunu kullanarak gerçekleştirdiği çarpıcı görüntülere dayalı çalışmaları Vücut Sanatının belirgin örnekleri olarak sayılabilir.
    Vücut Sanatı 1964 yılından başlayarak Avrupa ve Amerika'da yaygınlık kazanmıştır. ABD'de Willoghby Sharp'ın yayımladığı Avalanche adlı dergi Bruce Nauman'ın "yüz buruşturmaları", Larry Smith'in "koldaki uzun yara izi"ni ve özellikle Vito Acconci'niz "ısırıkları"nı yazı ve resimlerle tanıtarak Body-Art'ı gündeme getirmiştir. Fransa'da, François Pluchart Artitudes dergisinde "L'Art Corporel"in farklı anlatımlarını Michel Joumiac, Gina Pane ve Urs Lüthi gibi sanatçıların çalışmaları aracılığıyla tanımlayarak bu eğilimi kuramlaştırmıştır. François Pluchart'a göre vücut, malzeme ve anlatım aracı olarak Body-Art'ın temel' verisi, aynı zamanda "toplumsallaştırılmış et ve ussuzluk okyanusu" olarak tanımlanmaktadır.
    Vücut Sanatı'nın bir diğer yönü de acı ve tehlike içermesidir. Gina Paneentim (mahrem) "aksiyon"larında "kendine kötülük eder." Örneğin vücudunda jiletle çizikler oluşturur ve kanı sildiği pamukları sergiler.
    Amerikalı sanatçı Chris Burden 1971'de bir sergide yaşamını tehlikeye atarak bir arkadaşından 22'lik bir karabina ile üzerine ateş etmesini istemiştir.

    noimage

    Chris Burden'in bu davranışı Vücut Sanatı için simgeseldir ve Burden bu şiddet uygulamasıyla birlikte "sınır" sorununu da gündeme getirmektedir. Bu yaşam ve ölüm arasındaki, bilinç ve bilinçaltı arasındaki, sanat ve anti sanat arasındaki sınırdır.


    Gövde Sanatı

    Burada dikkat edilmesi gereken daha radikal bir nokta da söz konusudur. Çağdaş sanat diye tanımlanan açılımın ve modernist zihniyetin kendi içsel dokusunu parçalamayı öngören yaklaşımların 1980'lerden sonra öne çıkardığı en önemli üretim alanlarından birisini, kökleri 1960'lara kadar geriletilebilen gövde sanatı meydana getirir.
    Gövde sanatı çoğu kez biçimsel olarak siyasal bir yönelim içermeyebilir. Kendi ifade olanakları ve olanaksızlıkları bunu engelleyebilir. Oysa gövde sanatı, yukarıdan beri değinilen melezleşme sürecinin en önemli aşamalarından birisidir. Çünkü, gövde sanatı Batı'lı metafiziği en geniş anlamda eleştiren, modernist zihniyetin sterilleşmeyi ve homojenleştirmeyi öngören yaklaşımlarını her düzeyde aşmayı doğrudan ve dolaylı olarak içeren bir süreçtir. Bunun asal nedeni gövdenin Batı metafiziğinde tuttuğu önemli yerdir.
    Gövde, Batı'nın modernite tarihindeki en özgül olgulardan birisidir. Bütün bir modernite tarihini egemen iktidarın gövdeyi 'hapsetmesi' olarak görüp değerlendiren yaklaşımlar bellidir. Modernite, Aydınlanma'dan başlayarak gövdeyi iktidarın 'kullanabileceği'ni ve bu yetkinin sadece devletin elinde bulunduğunu kabul eder. Bütün bir sistemin, eğitim, sağlık, hapishane, cinsellik, askerlik aşamalarındaki kuruluşu bu düşünceye dayandırılmıştır. Gövdeye dönük her türden yaklaşım bu nedenle siyasaldır. Gövdeye dönük müdahaleler aynı zamanda özne-nesne çekişmesini de beraberinde getirir. Modernite ve siyasal iktidar odaklı yaklaşımlar toplumsal örgütlenmeleri tekil ve kopuk özneler düzeyinde gerçekleştiğini fakat öznelerarası (intersübjectivity) bir süreç olmadığını varsayar. Tersine, bu, öznenin nesneye dönüştürülmesi ve özneyi sahiplenenin özneye yabancılaştırılmasını öngörür bir anlayıştır. Dolayısıyla da beden ilişkileri hangi düzeyde olursa olsun ve kim tarafından sorunsallaştırılırsa sorurısallaştırılsın daima siyasaldır.
    1980 sonrası gövdesel yaklaşımlar, diğer 'çağdaşlık sorunları'nın ötesinde bu noktaya odaklanmıştır. Gövdeye ve edimselliğe (performance) dönük her yaklaşım öncelikle sistemi eleştirmeyi öngörür ve içerir. Bu nedenle de gövde sanatı, öyle görünmediği ve daha esoterik açılımlarında bile siyasaldır ve muhaliftir. Bu yaklaşım bütün bir modernite metafiziğini alt üst eden bir anlayışa yaslanır. Gövde düzeyinde ele alınan daima bilinçtir ve gövdenin sanatsal üretimin öznesi haline getirilmesi aynı zamanda yeniden öznenin bilincine varmakla eşanlamlıdır. Gövde sanatı 1980 sonrası örneklerinde bu gerçeği sürekli olarak anımsatmıştır. Sanatsal ifadenin buraya kayması bu nedenden ötürü modernitenin bir temel kısıtlamasının da aşılması çabasına denk düşer. Çünkü bu süreç, bellek, kimlik, aidiyet, mekân gibi öğelerin de sürece dahil edilmesini getirir.
    Gövde bütün bunlarla sarmal bir varlıktır ve gövdeye dönük bir yorum çabası bütün bu alanlara bir gönderme içerir. Gövde düzeyindeki herhangi bir sorgulama bu olguların sorgulanmasına doğru açılır. Gene bütün bu nedenlerden ötürü çağdaş sanatın yukarıda değinilen gidimli (discursive) siyasal eleştirel tavrını odaklaştırdığı ırkçılık, yoksulluk, ayırımcılık,vs gibi siyasallaşma düzlemleri de gövde sanatında 'doğallıkla' içerilir. Bu aynı zamanda gövdenin başlıca etkileşim odaklarından birisi olan kamusal alan ve özel alan ayrışmasını da ortadan kaldıran bir gelişmedir.
    Kamusal alan iktidarın denetimdedir. Eğer yukarıda serimlenen mantık sürdürülecek olursa, çok kabaca, bütün bir modernite tarihinin kamusal alana dönük iktidar düzenlemeleriyle yüklü olduğu öne sürülebilir. Bu, modernitenin yukarıdan aşağıya (top-down) indirildiği sistemlerde daha geçerli bir durumdur. Fakat, işin daha ilginç olan yanı iktidar müdahalelerinin bu süreçte kamusal alanla kısıtlı kalmayıp özel alana doğru açılmak istemesidir. Bu bağlamda gövdenin iki alanın kat yerinde konumlandığı söylenebilir. Gövde kamusalla özelin kesişmesidir ve elbette özneye indirgenmiş bir gövde bilinci kamusalda konumlanan iktidarı dışlamak, hiç değilse kendi dışında tutmak isteyecektir. Bu, bir anlamda yerleşik beden politikalarını hazırlayan hegemonyanın etki ve egemenlik alanını daraltmakür. Gene buna bağlı olarak bilincin bedeni öznenin bir parçası olarak algılamasının aslında karşı-hegemonik bir tutum geliştirmek olduğu belirtilmelidir. Gövde sanatı bu yanıyla da karşı-hegemonik bir kütle oluşturmuştur.
    Bununla birlikte gövde sanatının içerdiği çok daha ilginç ve önemli bir hususa değinmek gerekir.

    Avangartla Tutuculuk Arasında Gövde Sanatı
    Gövde sanatını eleştirel bir yaklaşımla irdeleyen Schneider, konuyu avangart-postmodern zıtlaşması açısından ele almıştır. Schneider, Hal Foster'in, artık iyi bilinen postmodernite yorumlarından hareket eder. Foster, modernite bilincinin sanatsal düzlemde kendisini 'bozguncu (transgression) sanat'la dışavurduğunu söyler. Postmodernitenin neredeyse ayrılmaz bir parçası olan temellük (appropriation) kavramını ele aldığı makalesinde Foster, bunun, avangart sanaün içerdiği sürekli yenilik arayışı ve sürekli olarak mevcut olanı ortadan kaldırma yönündeki davranışını dengeleyen bir oluşum olduğunu belirtir. Temellük, Foster'a göre aslında bir direniştir (resistance).
    Foster bu anlayışı oluştururken içinde bulunulan tüketim toplum ve kültüründen hareket eder. Tüketim mevcut kapitalizmin kendisini ayakta tutmak için vazgeçemeyeceği tek araçür. Kadın ve zevk de metalaştırılmış bir tüketim nesnesidir. İnsanlara onlardan nasıl zevk alacakları, almaları gerektiği öğretilmiş, belletilmiştir. Buradan yola çıkan Schdeiner'a göre tüketim gerçeği kendisini en çok gövde sanatında göstermektedir. Çünkü, gövde sanatı ve özellikle onun feminist versiyonları yerleşik, egemen kadın algılamalarına, kadının görsel ideoloji içindeki konumuna karşı bir 'direniş'tir. Bu direniş, kadının bir tutku ve zevk nesnesi olmasına ve kadının metalaştırılmasına bir başkaldırıyı da içerir.

    Bununla birlikte, Schneider, çözümlemesini sürdürdükçe ilginç bir çelişkiye dikkat çeker:

    Gövde sanatı içerdiği direniş ve başkaldırıyla postmodernitenin de ötesinde bir direniş sergiliyorsa bizatihi bu tavrın kendisi 'avangart' bir tavır değil midir?
    İkincisi ve daha da keskin olanı, gövde sanatının doğrudan içerdiği avangart boyuttur:
    Her şeyden önce gövde sanatı yerleşik, geleneksel olana saldırısıyla bozgunculuk yapmakta hatta bir tür büyücülük gerçekleştirmektedir. Öyle olunca da gövde sanatı, içerdiği avangart boyutla tutucu bir nitelik kazanmaktadır. Bu durumda sorun büsbütün karmaşık bir hal almakta ve gövde sanatı kendisiyle çelişmektedir. Schneider bu özelliği gövde sanatının içerdiği dişi direnişin 'yapısal olanaksızlığı' ve 'çifte şok' olarak tanımlamaktadır.
#29.06.2009 13:29 0 0 0
  • Acizlik Aciz Bırakmak İle İlgili Ayet - Acizlik Aciz Bırakmak İle İlgili Hadis

    Bundan böyle yeryüzünde (size tanınmış bir süre olarak) dört ay dolaşın. Ve bilin ki Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. Gerçekten Allah, inkâr edenleri hor ve aşağılık kılıcıdır. (9/2)

    Derken, Allah, ona, yeri eşiyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi. "Bana yazıklar olsun" dedi. "Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim?" Artık o, pişman olmuştu. (5/31)

    Bunlar, yeryüzünde (Allah'ı) aciz bırakacak değildir ve bunların Allah'tan başka velileri yoktur. Azab onlar için kat kat arttırılır. Bunlar (hakkı) işitmeye güç yetirmezlerdi ve görmezlerdi de. (11/20)

    Dedi ki: "Eğer dilerse, onu size Allah getirir ve siz (O'nu) aciz bırakacak değilsiniz." (11/33)

    Hiç şüphesiz, size vadedilen mutlaka gelecektir. Ve siz aciz bırakılacak değilsiniz. (6/134)

    İnkâr edenler, kaçıp-kurtulduklarını sanmasınlar; gerçek şu ki, onlar (bizi) aciz bırakamazlar. (8/59)

    Ve büyük Hacc (Hacc-ı Ekber) günü, Allah'tan ve Resûlü'nden insanlara bir duyuru: Kesin olarak Allah, müşriklerden uzaktır, O'nun Resûlü de' Eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha hayırlıdır; yok eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Allah'ı elbette aciz bırakacak değilsiniz. İnkâr edenleri acı bir azabla müjdele. (9/3)

    Bu bir gerçek mi?" diye senden haber soracaklar. De ki: "Evet, Rabbime andolsun ki, şüphesiz gerçektir ve sizler aciz bırakacak değilsiniz." (10/53)

    Ya da onlar, dönüp-dolaşmaktalarken, onları yakalayıvermesinden (mi emindirler?) Ki onlar (bu konuda Allah'ı) aciz bırakacak değildirler. (16/46)

    Ayetlerimiz konusunda acze düşürücü çabalar harcayanlar, alevli ateşin halkıdır. (22/51)

    İnkâra sapanların, yeryüzünde (Allah'ı) aciz bırakacaklarını sanma. Onların son barınma yerleri ateştir. Ne kötü bir dönüştür o. (24/57)

    Siz yerde ve gökte (Allah'ı) aciz bırakamazsınız. Sizin Allah'ın dışında veliniz yoktur, yardım edeniniz de yoktur. (29/22)

    (Sözde) Aciz bırakmak için ayetlerimiz hakkında çaba harcamış olanlar, işte onlar; onlar için de (en) iğrenç olanından acı bir azab vardır. (34/5)

    Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler; üstelik onlar kuvvet bakımından kendilerinden daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. Şüphesiz O, bilendir, güç yetirendir. (35/44)

    Böylece, kazandıkları kötülükler(in acı sonucu) onlara isabet etti. Bunlardan zulmetmiş olanlara da, kazandıkları kötülükler isabet edecektir. Ve onlar (bunu kendilerine uygulamaktan Allah'ı) aciz bırakabilecekler değildirler. (39/51)

    Kim Allah'a davet edene icabet etmezse, artık o, yeryüzünde (Allah'ı aciz bırakacak değildir ve onun O'ndan başka) velileri yoktur. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler." (46/32)

    Biz şüphesiz, Allah'ı yeryüzünde asla aciz bırakamıyacağımızı, kaçmak suretiyle de O'nu hiçbir şekilde aciz bırakamıyacağımızı anladık." (72/12)

    Siz yeryüzünde (O'nu) aciz bırakacak değilsiniz. Ve sizin Allah'ın dışında ne bir veliniz vardır, ne bir yardımcınız. (42/31)
#29.06.2009 13:25 0 0 0
  • Acelecilik İle İlgili Ayet - Acelecilik İle İlgili Hadis

    İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir. İnsan, pek acelecidir. (17/11)

    Onlara karşı acele davranma; biz onlar için ancak saydıkça sayıyoruz. (19/84)

    Dedi ki: "Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim." (20/84)

    De ki: "Ben, gerçekten Rabbimden kesin bir belge üzerindeyim, siz ise onu yalanladınız. Sizin kendisine acele ettiğiniz (azab) yanımda değildir. Hüküm yalnızca Allah'ındır. O, doğru haberi verir ve O, ayırd edenlerin en hayırlısıdır." (6/57)

    De ki: "Kendisine acele etmekte olduğunuz şey benim yanımda olsaydı, benimle aranızda iş elbette bitirilmiş olurdu. Allah zulmedenleri en iyi bilendir. (6/58)

    Allah'ın emri geldi, artık onda acele etmeyin. O (Allah), şirk koştukları şeylerden münezzeh ve yücedir. (16/1)

    Hak olan, biricik hükümdar olan Allah yücedir. Onun vahyi sana gelip-tamamlanmadan evvel, Kur'an'ı (okumada) acele etme ve de ki: "Rabbim, ilmimi arttır." (20/114)

    İnsan aceleden (aceleci olarak) yaratıldı. Size ayetlerimi yakında göstereceğim. Şimdi hemen acele etmeyin. (21/37)

    Dedi ki: "Ey kavmim, neden iyilikten önce kötülük konusunda acele davranıyorsunuz? Allah'tan bağışlanma dilemeniz gerekmez mi? Umulur ki esirgenirsiniz." (27/46)

    De ki: "Belki de acele etmekte olduğunuzun (azabın) bir kısmı size yetişmiştir bile." (27/72)

    Azab konusunda senden acele (davranmanı) istiyorlar. Eğer adı konulmuş bir ecel (tayin edilmiş bir vakit) olmasaydı, herhalde onlara azab gelmiş olurdu. Fakat kendileri şuurunda olmadan, onlara kuşkusuz apansız geliverecektir. (29/53)

    Azab konusunda senden acele (davranmanı) istiyorlar. Oysa cehennem, o inkar edenleri gerçekten kuşatıp-durmaktadır. (29/54)

    Şimdi onlar, bizim azabımızı mı acele istiyorlar? (37/176)

    Onda acele edenler, (gerçekte) ona inanmayanlardır. İman edenler ise, ona karşı bir korku içindedirler ve onun gerçekten hak olduğunu bilirler. Haberiniz olsun; kıyamet-saati konusunda tartışanlar, gerçekte uzak bir sapıklık içindedirler. (42/18)

    Derken, onu (azabı) vadilerine doğru yönelerek gelen bir bulut şeklinde gördükleri zaman, "Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur" dediler. Hayır, o, kendisi için acele ettiğiniz şeydir. Bir rüzgar; onda acı bir azab vardır. (46/24)

    Artık sen sabret; Resullerden azim sahiplerinin sabrettikleri gibi, Onlar için de acele etme. Onlar, tehdit edildikleri şeyi (azabı) gördükleri gün, sanki gündüzün yalnızca bir saati kadar yaşamış(olacak)lardır. (Bu,) Bir tebliğdir. Artık fasık olan bir kavimden başkası yıkıma uğratılır mı? (46/35)

    "Tadın fitnenizi. Bu, sizin pek acele isteyip durduğunuz şeydir." (51/14)

    Artık gerçekten, zulmedenler için, (geçmişteki) arkadaşlarının günahlarına benzer bir günah vardır. Şu halde acele etmesinler. (51/59)

    Eğer Allah'a güzel bir borç verecek olursanız, onu sizin için kat kat arttırır ve sizi bağışlar. Allah Şekûr'dur (şükrü kabul edip çok ihsan eden), Halim'dir (cezayı vermekte acele etmeyendir). (64/17)

    Onu (Kur'an'ı, kavrayıp belletmek için) aceleye kapılıp dilini onunla hareket ettirip-durma. (75/16)
#29.06.2009 13:21 0 0 0
  • Giden Günlerim Oldu Seni Anmadan Yola Bakamdım Hala
    Dile Gelmeden Düşlerim Yalnızlığa, Susmanda Yeterdi Son Vermem İçin Hayatıma
    Tüm Günlerim Soldu Sana Atmadım Taraf OlMadım Asla..
    Dile Gelmeden Düşlerim Yalnızlığa, Gülmende Yeterdi Geri Gelmem İçin Hayata

    Beni Alsalar İpe Koysalar Dayanmaz Yine Kadere Salsalar..
    Gönlüm Arıyor Titriyorum Hala..
    Sıra Gelmeden Gidemem Ki Ben Tutmaz Ellerim Seni Görmeden
    Zaman Geçiyor Bekliyorum Bak..
#29.06.2009 13:19 0 0 0
  • Rock N Roll Originals 2009 - Rock N Roll Originals - Rock N Roll - Originals Yeni Albüm

    SANATÇI ADI: -

    ALBÜM ADI: Rock N Roll Originals

    ALBÜM YILI: 2009


    COVER:

    noimage


    ALBÜMDEKİ PARÇALAR:

    01- Sunshine Superman - Donovan
    02- Steppin' Out - Eric Clapton & The Yardbirds
    03- Persuasion - Santana
    04- Baby, Please Don't Go - Bob Dylan
    05- Go-go Shoes - Jimi Hendrix & Lonnie Youngblood
    06- Waiting For The Man - Lou Reed & The Velvet Underground
    07- Morning Dew - Grateful Dead
    08- Tobacco Road - Jefferson Airplane
    09- In-A-Gadda-Da-Vida - Iron Butterfly
    10- Wild Thing - The Troggs
    11- Get It On - T. Rex
    12- Little Willy - Sweet
    13- On The Road Again - Barrabás
    14- High & Happy - Steve Marriott
    15- Go Now - The Moody Blues


    MAIN-BOARD FARKI FARK EDENLERİN DİYARI
#29.06.2009 12:47 0 0 0
#29.06.2009 12:46 0 0 0
#29.06.2009 12:41 0 0 0
  • Grafik Sanatları - Grafik Sanatlarının Tanımı - Grafik Sanatları Hakkında

    Grafik Sanatların Tanımı

    Grafik Sanatlar resim, heykel, mimari ve dekoratif sanatlar gibi plastik sanatların önemli kollarından biridir. Diğer sanat dallarında estetik ön planda olduğu halde grafik sanatlar estetik ve mekaniğin iç içe olduğu bir sanat dalıdır, çünkü bu sanat dalında yapılan her iş baskılanmak (kopyalanmak) için yapılır. Baskı da bir teknik gerektirdiğinden o tekniği bilmek gerekir. Resim, fotoğraf, yazı ve karikatür sanatlarından yararlanan bu sanat dalı diğer sanatlardan farklıdır.

    Grafik Sanatlar iki ana bölüme ayrılır:

    1) Özgün Grafik Sanatlar
    Burada grafik sanatçısı bir ressamdır. Eserini bir ressam gibi planlar ve düzenler; ancak yaptığı çalışmayı özgün baskı türlerinden birisi ile çoğaltması gerekir, bunun için bu baskı türünü çok iyi bilip uygulayabilmelidir. Bu bölümde uygulanan baskı türleri, linol, ağaç baskı, litografi ve serigrafi gibi baskı türleri. Bu baskı türleri sanatçının tek başına uygulayabileceği baskı türleridir.

    2) Reklam Grafik Sanatlar
    Reklam, ekonomik gelişmede satışa çıkarılan mallar, ürünler ve kavramlar hakkında topluma bilgi vermek ve onların satın alınmasını sağlamak için ikna etmektir. Reklamlar hazırlanış biçimi açısından üç grupta hazırlanır:
    a) Göze hitap eden reklamlar: Afiş, pankart, broşür, katalog, gazete ve mecmua reklamları vs. gözün etkilendiği reklamlardır. Grafik Sanatlar gözün etkilendiği sanattır ve reklamın bu bölümü ile ilgilidir.
    b) Kulağa hitap eden reklamlar: Radyo ve çığırtkan reklamlar
    c) Hem göze hem de kulağa hitap eden reklamlar: Sinema ve televizyonlar

    Reklam Resmi Çalışmaları
    Reklam resmi çalışmalarında konu ne olursa olsun aşağıdaki işlem sırasını izlemek çalışmayı kolaylaştıracaktır.
    1- Konu iş esasına göre tespit edilir. Ürünün veya hizmetin pazarlama stratejisi belirlenip sesleneceği hedef kitle seçilip maliyet yaklaşık olarak hesaplanır.
    2- Çalışılan konu ile ilgili çok geniş bilgi toplanıp benzeri çalışmalar izlenip kaynaklar taranır ve her aşamada bazı notlar alınır.
    3- Kaynak taraması sonucunda oluşan bilgi yoğunluğuna göre pek çok ön eskiz oluşturulur.
    4- Ön eskizlerden yola çıkarak daha büyük boyutlarda daha sağlam çizgilerde, konu renkli ise renkli geliştirilmiş eskizler hazırlanır.
    5- Geliştirilmiş eskizler grafikeri orijinal'e ulaştırır, bunun için çok iyi etüt edilmelidir.
    6- Orijinal yapılırken amaca uygun araç gereçler iyi belirlenmelidir.
    7- Belirlenen araç gereçler kullanım sırasına göre masada konulmalıdır.
    8- Amaca uygun kalite ve boyutta kağıt seçilip çalışma masasına bantla tutturulur.
    9- Kurşun kalemle yazılar hariç diğer öğeler geliştirilmiş eskize tekniğe uygun olarak çizilir ve renklendirilir.
    10- Orijinal çalışması asıl işin boyutundan küçük olmalıdır daha büyük çalışılabilir.
    11- Yazılı kısımlar bilgisayarda dizilip orijinal'e eklenmelidir. Büyük boyutlu yazılar daha büyük yeni bir karakterde elle çalışılabilir.

    Amblem Tasarımları
    Amblem kuruluşun çalışma alanlarını piyasada adı hakkında oluşmuş düşünceleri anlattığından bir yerde kuruluşun imzasıdır. Amblem tasarımında şu öneriler göz önüne alınmalıdır:
    1- Amblem tasarımı gotik ürün tasarımında en zor ürünlerinde en zorudur. Bunun için çok araştırma yapıp ve özgün biçimler aranmalıdır.
    2- Harfle mi, şekille mi hem harf hem de şekil kullanarak mı yoksa tamamen soyut bir biçimler mi oluşturacağınıza karar verilmelidir.
    3- Amblem çalışmalarında siyah zeminde beyaz, beyaz zeminde siyah lekeler aramak iyidir.
    4- Biçim aramalarında geometrik bizim aramak tasarım çalışmalarını kolaylaştırır.
    5- Tasarım yapılırken orijin yazıyla bütünleşmesi yararlıdır. Önceden yapılmış bir orijin yazım varsa amblem buna göre düşünülmeli yoksa ikisi beraber tasarlanmalıdır.
    6- Amblem firmanın imzası olarak kabul edildiğinden iştigal alanını yansıtmalıdır.
    7- Amblemde kartvizitlerden tutun her türlü matbu evrak üzerinde her türlü reklam arasında kullanıldığında kolay basılabilir nitelikte olmalı, hem tipo hem de ofset makinelerde basılabilmelidir.
    8- Çok renkli olmamalı, çok renkli olsa bile tek renkle de anlatılabilir şekilde olmalıdır.
    9- Tonlu amblemler kullanışlı değildir. Tonlu çalışmalardan kaçınılmalı; ancak çok özgün renkler bu iş için kullanılmalıdır.
    10-Basit ve akılda kalıcı kalmak mesajı bir bakışta vermelidir.

    Kart, Mektup, Zarf ve Fatura Başlığı Tasarımı
    1- Bu tasarımlarda önce antetli kağıt düzenlenmesine gidilir. Antetli tasarımın düzeni diğerlerinin düzeni için önemlidir. Bu ürünlerin tümünde amblem, orijin firma yazısı ve firma adresi kullanılmalıdır.
    2- Tanıtma kartı ve kartvizit tasarımlarında alan dar olduğundan alanın çok iyi değerlendirilmesi ve yazıların çok küçük olması gereklidir.
    3- Antetli kağıt düzenlemelerinde amblem ve orijin firma yazısı kağıdın sağ, sol yada ortasına yerleştirilebilir. Logo type' in yeri ve duruş biçimi diğer yazıların yeri ve blok şekillerini etkiler. Antetli kağıt düzenlemelerinde adresler, telefon numaraları, vergi numaraları ve tarih için yer bırakılmalı, yazışma için yeterli boşluk aranmalıdır.
    4- Antetli zarf düzenlemeleri antetli kağıtla uygun olmalı, antetli kağıttaki veriler olmalı; ancak pul yapıştırmak için yeterli boşluk bırakılmalıdır.
    5- Fatura tasarımı antetli kağıdın düzenlemesi ile paralel; ancak maliye Bakanlığının istekleri doğrultusunda gerekli bilgileri vermelidir.
    Antetli Kağıt: firma amblemi, firma orijin yazısı, adresler ve telefon numaraları, faks ve e-mail, tarih için yeterli uygun yer bulunacak ve yazışma için yeterli yer bırakılacaktır. Ayrıca firmanın unvanı da bulunacaktır.
    Antetli Zarf: Tarih hariç antetli kağıttaki tüm veriler bulunacaktır. Zarfın sağ üst köşesi pul için boş bırakılacaktır.
    Kartvizit: antetli zarftaki verilerin tümü bulunacak; ayrıca kartın hamili olduğu kişinin ismi ve unvanı bulunacak. Kartvizit dikey veya yatay olabilir, istenirse kapaklı ve köşeleri yuvarlak olan tipleri de vardır.

    Baskı Teknikleri
    Bir yüzeydeki şekli diğer bir yüzeye geçirme işlemine baskı denir. Baskılar kalıp türlerine göre 6 grupta toplanır:
    1- Yüksek Baskı
    2- Düz Baskı
    3- Çukur Baskı
    4- Oyma Baskı
    5- Grafik Baskı
    6- Elektrostatik Baskı

    1- Yüksek Baskı: Kalıbın tümsekte kalan yüzeyinden baskı yüzeyine aktarıldığı baskı sistemidir. Baskıda boyanın değmemesi gereken kısımlar, kalıpta çukursa bırakılmıştır. Bu metot çok eski tarihlerde kullanılmıştır. 770 yıllarında Türkler ve Çinliler bu baskıyı uygulamışlar. Günümüzde halen bu baskı yöntemi kullanılmakta ve daha yumuşak olan Linol muşambasıyla pek çok eser yapılmıştır. Baskı türünün makineleşmiş hali tipo baskıdır. Yüksek baskıda grafik sanatçıları Linol baskı ve ağaç baskı seçmişlerdir.
    Linol Baskı: Yüzeyin düzgün ve yumuşak Linol muşambasıyla yapıldığı bir baskı türüdür.
    Ağaç Baskı: Ağacın dokusundan yararlanılan ve yine yüksek baskı yöntemiyle kullanılan baskı türüdür. Makineleşmiş hali tipo baskıdır. Günümüzde halen kullanılan bu baskı yöntemi yazılar Humfatta olur. Humfatta harfler yan yana gelip kelimeler; kelimeler yan yana getirilip cümleleri ve satırların alt alta getirilmesiyle de sayfalar oluşturulur. Satırların alt alta getirilmesiyle de sayfalar oluşturulur. Bu sistemde şekil, desen ve resimlerin basılabilmesi için klişeler kullanılır.

    2-Düz Baskı: Bu sistemde baskılanacak biçim yüzeyi düz olan bir kalıptan baskı yüzeyine aktarılır. Sistem suyun yağ ile barışmaması prensibi ile düşünülmüştür. Kalıp yüzeyine yağlı bir biçim aktarılıp yağlı kısımlar suyu kabul etmez yüzeye yağlı boya tatbik edildiğinde sulu kısımlar boyayı kabul etmez böylece kalıp boyayı istenilen kıvama almış olur. Bu baskı yöntemi litografi baskı (taş baskı veya ofset baskı) olarak kullanılır.
    Litograf Baskı: Taş üzerine resim yazı veya şekil yapılarak çoğaltılması tekniğidir. Litograf taşı denilen yumuşak ve yüzeyi düzeltilmiş taş üzerine merdane ile yağlı boya verimliğinde boyalı kısımlar boyayı alır ve baskı kağıdı üzerine konulup preslendiğinde görüntü kağıda geçer.
    Ofset Baskı: Taş baskı esaslarında hareket edilerek bulunmuş ve geliştirilmiş bir sistemdir. Kalıp çinko plakalardan oluşur. Yüzeyde herhangi bir yüksekli veya çukurluk yoktur. Suyun yağı itmesi prensibine göre çalışır. Bu baskı sisteminin en önemli özelliği diğer baskı sistemlerine göre kalıbın daha kolay hazırlanması ve çok küçük ayrıntıların rahatlıkla basılabilmesidir. Bu nedenle gazete, dergi, kitap, broşür, ofis vs. basımında günümüz baskı sanayinde başarı ile kullanılmaktadır.

    3- Çukur Baskı: Kalıbın çukur kısımlardaki boyanın baskı üzerine aktarıldığı baskı sistemidir. Kalıp el ile oyularak yada asit ile yedirilerek çukurlaştırılır. Mürekkep kalıbın tüm yüzeyine sürülür. Kalıp yüzeyindeki boyalar silinip çukurdaki boyalar kalır. Kağıt, kalıp üzerine preslendiğinde görüntü kağıda geçer. Baskı sistemi iki şekilde incelenir:
    Çinko Baskı: Çinko plaka üzerine görüntünün işlenip baskılandığı baskı sistemidir. Çinko plakalar tığ ile oyularak yada asit sistemi ile çukurlaştırılarak kalıp oluşturulur. Bu sistemin en iyi örnekleri Eski İstanbul Granülleridir.
    Kifdrup Baskı: Bu baskı sistemi oyulmuş bakır kalıplardan baskı yapan bir sistemdir. Bakır plakalar üzerine modern fotoğrafçılık esasları uygulanıp kalıp yapıldıktan sonra sistem çok gelişmiş ve çok kaliteli baskılar elde edilmiştir. Kalıp maliyetinin yüksek olması ve baskı makinelerinin pahalı olması nedeniyle yaygın değildir.

    4- Oyma Baskı: Bu baskı sistemi düz bir yüzeyde şeklin veya yazıların bulunduğu kısımların oyularak boyayı geçirebilecek hale getirilmesi prensibine dayanır. Baskı iki grupta incelenir:
    Şablon Baskı:Bu baskı sistemi için malzeme olarak teneke, karton, deri ve plastik malzemeler gibi kalın bant veya çıkartma kağıdı gibi yapışkan yüzeylerde kullanılabilir. Yüzeyler desenin şekline göre özel oyma bıçaklarıyla kesilip oyulur altına baskı kağıdı konulur boya püskürtülerek veya fırçayla sürülerek aşağıya geçirilir.
    Seregraf Baskı:Şablon Baskını geliştirilmesiyle elde edilmiş bir baskı türüdür. En önemli özelliği her türlü katı üzerine baskı yapılmasıdır. Bu metotla bayraklar, flamalar vb. şeyler üzerine baskılamalar yapılır.

    5- Fotoğraf Baskı: Bu metotta kalıp olarak ışığı belli oranlarda geçiren bir negatif film ve ışık kullanılır. Baskı yapılacak yüzeyde herhangi bir kağıt olmayıp ışığa duyarlı emisyonla kaplanmış fotoğraf kağıdıdır. Seri baskı için uygun olmayan bu yöntem yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle reklam grafiğinde bu baskı yönteminin önemi büyüktür.

    6- Elektrostatik Baskı: Bu metal aynı elektrik yüklü kutupların birbirini itmesi, zıt kutupların birbirini çekmesi prensibine dayanır. Projeksiyon ile elektrik yüklenmiş alıcıdan ışık verildiğinde manyetik + yüklenmiş toz boya yüzeye fışkırtıldığında +/ - kutuplar birbirini çekerek tozlar yüzeyin görüntü olanlarına yapışır daha sonra kalıp ısıtılarak tozlar kağıda yapıştırılır.

    Ambalaj Tasarımı
    Ürünün taşındığı ambalaj kağıdı, poşet, kutu, şişe, metal kap vs. gibi elemanlara ambalaj denir. Ambalaj tasarımında ürünün boyutu, biçimi, katı veya sıvı olması göz önüne alınmalıdır. Tasarım, içerdeki ürünü yansıtacak biçimde olmalı, albenisi olmalı, ayni ürünü taşıyan diğer ambalajlardan farklı olmalı vitrinde birbirini takip eden görüntülerin göze hoş gelmesi düşünülmelidir. Kutu biçiminde ambalajlar altı yüzeyli değerlendirilerek çalışılmalı, ambalaj üzerinde ürünü anlatan resim, ürünün ismi, ürünü üreten veya pazarlayan firmanın amblem veya orijin yazısı, kullanım ile ilgili teknik bilgiler, üretim tarihi, son kullanma tarihi, ayrıca şayet ürün çocuklar için tehlike arz ediyorsa tehlike sinyali olmalıdır.

    Afiş Tasarımı
    Afişler bir konuyu anlatmak için duvara asılan büyük boyutlu grafikli ürünlerdir. Afişteki özellikler:
    - Dikkat çekici ve ilginç olmalı
    - Konu bir seferde anlaşılabilmeli yani süratten etkilenmemeli
    - Sade ve anlaşılabilir olmalı
    - Resim tüm alanın yarısından fazlasını veya tümünü bağlamalı


    noimage
#29.06.2009 12:39 0 0 0
  • Acının Kokusu Sinmiş Üzerime - Emel Bahadır

    Karanlık bir geceydi sana geldiğimde
    yüreğimde yorgun düşler
    ellerimde boynu bükük çiçekler vardı
    tarifi imkansız bir acıydı
    gözlerimdeki
    ruhum dökülüyordu
    bir yaprak misali
    ve kan kusuyordu
    geçmişe dair özlemlerim

    noimage

    Sevginin bir anlamı yoktu sana geldiğimde
    acının kokusu sinmişti
    bir kez üzerime
    hain bir el parçalamıştı yalnızlığımı
    tutuk bir türküydü dilimdeki;
    her söylediğimde içimi yakan
    yaktıkça sancılarımı çoğaltan
    çoğaldıkça azaltan anılarımı
    ve beni yarım bırakan
    kör bir kuyuda

    Yüreğimde bir çocuk vardı sana geldiğimde;
    kimsesizliğe doymuş
    ve gecelerce karanlığa
    ve siyahın her bir tonuna
    ve ağlamaya
    umutları elinden alınmış bir çocuk;
    yaşından önce büyümüş
    hayatın izbe yollarında sürünmüş
    ve tüketilmiş bütün sevinçleri
    talan edilmiş gesi bağlarında.

    Kokusuzdu güller sana geldiğimde
    hayatın hiçbir rengi kalmamıştı
    ne yaprağın yeşili
    ne göklerin mavisi.
    hüzündü şarkılarda söylenen
    ve gidenlerin ardında bıraktıkları bendim.
    kalandım
    unutulan ve de vurulan umutlarından

    Ben ben değildim sana geldiğimde.


    Emel Bahadır
#29.06.2009 12:37 0 0 0
  • Usanmadan Devam Yüreğim - Okan Savcı

    Çok zaman geçti
    Misket oynadığımız o günlerden bugüne...
    Okuma yazmayı sökmek zorundaydık
    Bir kızın elini tutarken lazım olacaktı ilerde...

    Sonra geçti yıllar artarda...
    Ezbere alındı bir zaman
    Sevdaya dair söylenecek sözler listesi...
    Ama kurmayı beceremedik henüz
    Bir aşkın son cümlesini....

    noimage

    Bizimle birlikte büyüdü sevdalar...
    Sevdik...
    Sevildik...
    Sıkı sıkı tutunduk aşka.
    Sevgilinin güzel yüzü için
    Binlerce kilometre yol tepmenin anlamını
    Henüz sığdırabilmiş değiliz sayfalara...

    İstedik ki mutlu olalım...
    Çalmadık ihanetin kapısını
    Yürek dediğin tek kişiliktir dedik
    Tek bir sevgiliye harcadık gençliğinin yarısını.....
    Yetmedi....
    Yetinmedi aşk!
    Geçen zaman kapatabilmiş değil gönlün yarasını...

    Sonra bıçaklar değdi sırtımıza
    Kahpeliği gördük...
    Akıtmadık kanımızı her kurşuna
    Başımız dik bildiğimiz yolda yürüdük

    Umutları yıkanlar da oldu.....
    Güneşi batıranlar da.....
    Yüreği nefrete-kine vermedik...
    Yüzümüze maske inmedi ağladık gerektiğinde
    Meyhaneler köşelerinde dağılmayı da öğrendik...

    Çeyrek asır gitti ömürden
    Öğrenecek daha çok şey var
    Her yaş bir adımdır adam olma yolunda
    Böyle diyor bir bilen.....

    Biz ki;
    Pişman değiliz sevgimizden
    Yar için can vermenin tadı bir başka...
    Usanmadan devam yüreğim!
    Yola ve aşka...


    Okan Savcı
#29.06.2009 12:35 0 0 0
#29.06.2009 12:26 0 0 0
#29.06.2009 12:05 0 0 0
  • Konu: Çocuklar
    Yüreğine Sağlık Nehir..
#29.06.2009 12:01 0 0 0
  • Konu: Bekleyiş
    Bensiz çözülüp sensiz bağlanması yok mu halatların
    Tükeniyorum

    Güzel Yüreğine Sağlık Canım..
#29.06.2009 11:59 0 0 0
#29.06.2009 11:55 0 0 0
  • Sığ Labirent Derin Bulmaca Buluşma - Bölüm 2 - Necla Güney Alptekin

    Saat: 14:3o Galata Köprüsü

    -İşte burası

    -Yok, yok orası

    -Ne taraftan gelecekler acaba?

    -Araba ile geliyorlarsa eğer, karşıda olabilirler

    Farklı yönlerden giriş yapılan köprüdeki "Kaç numaralı dubada buluşulacak?" karmaşasından sonra; aslında caddenin iki taraflarındaki aynı numaralı dubanın yanında olduklarını, yine telefon trafiği sonunda anladılar. Muhteşem espri tekrar gündeme oturdu. Haksız da sayılmazdı hani. Şık giyimli iki bayan da gözlerindeki son derece modern güneş gözlükleri ile dikkat çekiyordu. Birbirlerine el salladıktan sonra alt geçişi kullanarak bir mekânda buluşma sağlandı. İlk tanışma ve çay kahve faslı devam ederken duygulardaki eksantrik haller yerini yüzlerde tebessüm ve bakışmalara bırakmıştı. Girişteki iki kişinin içeriyi izleyen gözlerini üzerlerinde hissettiler. Belli ki beklenen onlardı ve hepsi ayağa kalktı. Yeni bir tanışma faslı ve yarım saatlik sohbetten sonra yeniden yolculuk göründü. Saatler su gibi akıyor zamanla yarışılıyordu adeta.

    Alelacele otoparka doğru yürüyen beş kadın iki erkekten oluşan gurup siyah bir arabanın içine balık istifi gibi doldular. Hemen hareket ettikleri halde birkaç adımdan fazla yol gidememişlerdi. Önce nedenini anlamadan bekleyişe geçtiler. Bir süre sonra sohbet ortamı dağılmış, nedenine dair merak başlamıştı. Belki de bilinçli olarak çıkışta trafik kapatılmıştı. Emin değildiler. Bekleyiş uzadıkça konvoy gibi sıraya dizilen araçlardan korna sesleri yükseliyordu. Sinir katsayısı artmış, diğer araçlardan küfür sesleri yükselmeye başlamıştı.

    "Güneş mutlu insanlara gülümser; mutsuzları yakar, kavurur!"

    Mutlu başlayan yolculuk işkenceye dönüşmüştü. Espriler yapılarak ortam bir nebze olsun yumuşatıldıysa da uzun sürmedi. Bunlar yetmezmiş gibi; nerden peydahlandığı bilinmeyen hırpani bir seyyar gözlük satıcısı musallat olmuş, illaki elindeki gözlüğü asıl mesleği optisyen olan bayana satmaya çalışıyordu. Orijinalinin kötü taklidi bir gözlük aralarında el değiştiriyor, inatçı bir ısrarla arabanın camından atılıyordu. Bizim milletimize has, böylesi bir satış tarzı civardaki turistler tarafından ilgi ile izleniyordu.

    -Git başımdan kardeşim, almıyorum ya!

    Oldukça şatafatlı, bordo renkli Jeep Grand Cherokee dikiz aynasına bakanları cezp ediyor, bir yandan da trafik sıkışıklığı yüzünden öndeki arabalardan hangisinin ilerlemeye engel olduğu ve aracın niyeti anlaşılmaya çalışılıyordu. Görevliler sakin olunması için telkinde bulunurken, öfke had safhadaydı. Bordo aracın sürücüsü araya girmeye çalışan birisine korna çalarak izin vermemişti. İyi bir gözlemci olan arkadaki bey "Bu adamlar bizi izliyor!" diye düşündü. Zira aynı anda arabadaki herkes endişe ile birbirlerine bakıyordu. İçlerinde garip bir korku oluştu.

    Bir sürelik çaresiz bekleyiş akabinde görevliler yardımıyla yan tarafa park edilen arabadan çelimsiz bir bayan, terden sırılsıklam olmuş saçları ve kızarmış yüzü ile indi. Etrafına mahcup bakışlar atarak ne kadar üzgün olduğunu ifade etmeye çalışıyordu. Arabalarının camı açık olduğu halde bunalmış, sabırları bitmiş araç sahiplerinden homurtulu sesler yükseliyordu:

    "İyi kullanamıyorsan trafiğe çıkmayacaksın! Senin yüzünden bunca insan perişan oldu..."

    Nihayet hareket edilmişti. Hangi güzergâhtan gidileceği hakkında kısa süren tartışmadan sonra, ortak bir karara varıldı. Sahil boyu trafik yoğunluğunun az olması nedeniyle idealdi. Birbirine sıkışmış halde yol alırken, bacaklarda uyuşma emarelerine karşı ayakları oynatarak çözüm aranıyordu. İçerdekilerden en rahat seyahat eden sadece sürücüydü. Onunda yaşanan aksilikler karşısında morali bozulmuştu. Trafiği kontrol etmek amaçlı aynalara bakarken otoparkta, tam arkalarında duran aracın aynı güzergâhta olduğunu gördü. Emin olabilmek için biraz daha dikkatli bakınca diğerleri de dönüp arkaya baktılar. Fazlaca tesadüfî durum endişelere neden olmuştu. Arabanın içindeki sessizlik, beyinlerde sabit bir düşüncenin dolaşmasını tetikledi.

    "Takip mi ediyor acaba?"


    ( Devam edecek)


    Necla Güney Alptekin
#29.06.2009 10:48 0 0 0
  • Sığ Labirent Derin Bulmaca Buluşma - Bölüm 1 - Necla Güney Alptekin

    Saatin alarmı bile çalmadan yeni bir güne uyandı. Yatağından kalkıp perdeleri açtı. Birkaç gündür soğuk giden hava kaybolmuş, lacivertler yerini iç açıcı, pırıl pırıl gökyüzüne bırakmıştı. Aslında alıp başını avare avare gezmek, kalabalıklar arasında kaybolmak istiyordu. Tanımadığı herkese "Günaydın" demeli, martılarla tanışmalı, balıkçının oltasını kaparak misinayı yukarı çekmeli, hatta densizlik yapıp, takılan balığı özgür bırakmalıydı. "Ah İstanbul! Nasıl da abuk sabuk hayaller kurduruyorsun insana" diye düşündü. Bugün bunların hiç biri olmayacaktı. Her şey planlandığı gibi giderse eğer; bugünün anlamı ve kendi adına yaşayacakları, belki de hafızasından hiç silinmeyecekti.

    Camın önünde öylece kalakalmış, oraya buraya koşuşturan telaşlı insanları seyrederken cep telefonunun sesiyle kendine geldi. Aslında beklediği bir aramaydı. Yine de emin olmak için önce numaraya sonra da saatine baktı. Bir eliyle telefonu açarken, diğeriyle saçlarını karıştırıyor- duş, makyaj, giyinme-bilumum hazırlık için zamanla yarışması gerektiğini hesap ediyordu. Ne olursa olsun bugün, pek çoğunun yüzünü resimlerden gördüğü insanları tanıyacaktı. Telefondaki hoş bir bayan sesiydi. Hakkında sadece öğretmen olduğunu biliyordu. Yok, hatta Edebiyat öğretmeni olduğunu da biliyordu. Aslında ilk konuşmada bile sıcak elektrik almıştı. Hemen konuya girdi:

    -Alo, geliyorsun değil mi?

    -Geliyorum da!

    -Da'sı ne ?

    -Ne bileyim işte, nereye geleceğim tam olarak belli oldu mu?
    -Evet, Galata Köprüsünde buluşacağız. Yanına kâğıt, kalem almayı unutma sakın!

    -O neden?

    -Al işte, bir şeyler yazman gerekebilir.

    -Anlamadım ama neyse Ben yine de tedirginim. Nasıl olacak, buluşabilecek miyiz? Gözümde büyütüyorum. Ben böyleyim işte! Pireyi deve yapar, ortalığı telaşa veririm Önce Mecidiyeköy'e gitmem lazım, sonra Sonrası yok, umarım yetişirim. Yetişemesem bile ararım. Geç kalırsam eğer, nerede olduğunu nokta olarak öğrenirim. Of! Yine telaş yaptım bak.

    -Bana bırak her şeyi, gözlerini kapat ve gel işte!

    -Kapatayım değil mi?

    -Evet, kapat ve gel

    Aslında en az onun kadar heyecanlıydı. Telefonu kapattığı halde, son esprinin tebessümü dudaklarında takılı kalmıştı. "Sakin ol! Sakin ol kızım, hiçbir terslik çıkmayacak!" diye kendini telkin ediyordu. Odanın içinde bir o yana bir bu yana dolanırken, telefon hâlâ elindeydi. Oysaki hazırlanması için bir buçuk saatten az zaman kalmıştı. Alelacele bir telefon daha etmesi gerekiyordu.

    -Alo, benim Her şey yolunda gidiyor, gelmeye karar verdi. Galata Köprüsünde buluşacağız. Beni alacak mısın?

    -Tamam, ben sizi 13.15 de alırım. Ya diğerleri?

    -Peki, ben o saatte hazır olacağım. Geç kalma sakın! Diğerleri ile bu gün görüşemedim. Onlar saat 14.00'de orada olacak. Varınca ararız

    -Anladım. Sorun yok o zaman Aralarında optikçi var. Kesinlikle son moda güneş gözlüğü takacaklardır. Gözlüklerinden tanırız!

    -Güzel şakaydı. Hah ha! Kaçıncı asırda yaşıyoruz. İletişim cebimizde artık.

    Telefonu kapatır kapatmaz hazırlanmaya başladı. Her geçen dakika aleyhine işliyordu. Yoğun trafik keşmekeşi gözünü korkutuyordu. Üstüne üstlük bu şehirde "Şurası" denilen her yer cehennemin dibi kadar uzak gelmişti ona. Neyse ki gidilecek mekânı iyi bilen birisiyle olmak rahatlatıyordu. "Kapat gözlerini, git işte!" diye söylendi kendi kendine.

    "Belki de bir cinayetin sır perdesi aralanacak, tüm kirli çamaşırlar dökülecek, birbirini tanımayan ve ilk kez gören insanların maskeleri düşecekti." Kafasından geçen son kurgunun kahramanlarını seçecek, tasvirler kazıyacaktı zihnine. Böyle bir hikâyenin kahramanı olmak haz veriyordu.

    Son hazırlıklarını yaparken sehpanın üzerinde duran cep telefonundan parazit sesi duydu. Birkaç gündür aralıksız gariplikler oluyordu. Bir yerlerden gizlice izleniyormuş gibi hissetti. Telefonu da dinleniyor olabilirdi. Büyük buluşmanın verdiği heyecan panikatak yapmıştı. Her şeyden kuşkulanan, sudan nem kapan bir kişiliği yoktu aslında. Ama üst üste yaşanan anormallikler böyle düşünmeye itiyordu. "Saçmalıyorsun!" diye düşündü. Cep telefonunu çantasına attığı anda çalmaya başladı. Önce irkildi, sonra açtı. En iyi can dostu, erkek arkadaşı buluşma yerine taksi ile götürmek üzere kapının önündeydi.

    -Hazır sayılırım! Altı dk sonra çıkıyorum

    Saat: 14:3o Galata Köprüsü


    Necla Güney Alptekin
#29.06.2009 10:46 0 0 0
  • Konu: Dirt Music
    Dirt Music - Dirt Music 2009 - Dirt Music Filmi

    Dirt Music (2009)

    Gösterim Tarihi: 24 Eylül 2009

    Oyuncular: Russell Crowe,Colin Farrell,Rachel Weisz,Tom Archdeacon

    Yönetmen: Phillip Noyce

    Senaryo: Justin Monjo, Pip Karmel

    Senaryo (Kitap): Tim Winton

    Yapımcı: Phillip Noyce, Michael Gudinski, Miranda Culley

    Tür: Dram

    Yapım: 2009 ~ Avustralya



    Georgie kitabın bir "kahraman", bir yabancı bir alanda nerede kimse uzun süre gizli tutmak için, balık kaçakçılık çalışırken izlerken de hayran olur; yerel "sert adam" ve girişimci Jim Buckridge ile ilişkisi ile düş kırıklığına uğramış, o bir contrives ve "yabancı" ve yakında tutkuyla toplantı kontrol iki duygusal ve kırılgan insanlar bereli arasında çalışır.

    The secret quickly becomes impossible to hide and Jim wants "revenge", whilst the smuggler decamps to the farthest outback to escape a confrontation. Sırrı hızlı gizlemek ve Jim "intikam", ve en uzaktaki taşra için kaçakçı decamps da bir çatışma kurtulmak istiyor imkansız hale gelir. His subsequent struggles to survive in the hostile environment and knowing that he must try to literally "cover his tracks" give this book its gripping denouement. Onun sonraki mücadele ve düşmanca bir ortamda yaşamak için ve o kelimenin tam anlamıyla "kendi parçaları" Bu kitabı kendi kavrama son vermek kapak çalıştığınızda bilmek gerekir. At times you can almost feel the thirst, the hunger, the sensation of scorching heat and perspiration in the bush.


    noimage
#28.06.2009 23:33 0 0 0
  • Geçmişiniz İtinayla Temizlenir - Cemil Koçak - Geçmişiniz İtinayla Temizlenir Kitap Özet

    Kitap Özet

    Yirminci yüzyıl boyunca kurulmuş ulus-devletler, tarih yazmak konusunda kendilerinden önce hüküm sürmüş devletlerden daha zor görevler biçtiler. Türkiye Cumhuriyeti de bu geç ulus-devletlerden biri olarak, benzer bir yol tuttu kendine. Önce resmî tarih, devletlûlarca bilinmesi istenilenlerin sunulduğu bir tarih anlatısı tedavüle sokuldu. Bu tarihin içinde büyük kahramanlar ve zavallı hainler yer alıyor, kahramanların her yaptığı doğru sayılırken, kahraman olarak sunulmayanların her tecrübesi reddediliyordu. Eğitim vasıtasıyla bu tarih anlatısı kendinden başka herkese, her topluluğa düşman bir milliyetçi dil ve ideolojiyi benimseyerek serpildi, gerçek "tarih" oluverdi. Oysa bu "tarih" sadece istediği kısımları öne çıkarıyor, tarihsel bilginin önemli kısımlarını "sakıncalı" ya da "gereksiz" sayarak gözlerden uzak tutuyordu. Cemil Koçak, Geçmişiniz itinayla Temizlenir'de erken Cumhuriyet olarak adlandırılan dönem boyunca Atatürk, İsmet İnönü ve tek-parti hakkında "gerçek" olarak sunulan bilgileri, belgeler, anılar, eserler ve gazeteler aracılığıyla yeniden incelemeye girişiyor. Tarihi yazanların, tarihi yapanları nasıl tahrif ettiğini gösterirken, geçmişin temizlenmesi değil, bilinmesi gerektiğini hatırlatıyor.

    Kitap Kapak

    noimage

    Kitap Adı: Geçmişiniz Itinayla temizlenir
    Yazar: Cemil Koçak
    Yayınevi: İletişim Yayıncılık
    9789750506352
    Sayfa: 558
#28.06.2009 23:32 0 0 0