Oysa kadın yemin etmişti,bir daha sevmeyecekti
Sırf aşk kitabı doğrulansın diye,yolcu biletsiz olsa bile,
eksik bir sevdayı yalnızlığa tercih etti(m)
Ve aşk incitti (pişman değilim)
Çoğu insan eksik düşündüğü yönlerini göstermek istemez. Eksikliklerini herkesten saklamanın daha büyük bir eksiklik olduğunu anlamaz. Aşağıdaki hikayeyi okuduğunuzda bir eksikliğin üstünlüğe nasıl dönüştüğünü göreceksiniz.
"9 yaşındaki bir Japon çocuğun en büyük hayali günün birinde çok iyi bir judocu olmaktır. Fakat talihsiz bir trafik kazası sonucu sol kolunu tamamiyle kaybeder. Hem çocuk hem de ailesi yıkılır. Ailesi sırf çocuk oyalansın diye Japonların en ünlü hocalarından birini tutar.
Hoca kolları sıvar çocuğa tek kolla yapabileceği yegane fırlatma hareketini öğretir. Gece gündüz çocukla beraber bu hareketi çalışırlar. Bir müddet sonra çocuk hareketi gayet iyi ve hizli bir şekilde yapmaya başlar fakat hocası çocuğa her gün saatler boyu aynı hareketi adeta ezberletir. Çocuk bu hareketten sıkılır ve yeni hareketler öğrenmek istedikçe hocası bu hareketi dünyada en hızlı yapan kişi olana dek çalışmasını ve başka hareket öğretmeyeceğini söyler. Bir müddet sonra çocuk bu hareketi yıldırım hızıyla yapmaya alışır. Bunun üzerine hoca çocuğa artık bir turnuvaya katılma zamanının geldiğini söyler. Olacak şey değildir. Tek kollu bir judocu tek hareketle turnuvaya katılacak. Çocuk itiraz ettikçe hocası "Evlat sen öğrendiğin hareketi yap gerisini merak etme diye öğütte bulunur.
1.tur 2.tur derken çocuk turları gayet rahat geçer. En nihayet finale gelir. Tek hareket bilgisi ile finale kadar gelen çocuğun finaldeki rakibi bölgenin en iyi judocusudur. Çocuk dev cüsseli rakibini görünce korkar. Hocası yine sakindir "evlat sen bu harekette dünyada teksin kendi oyununu yap yeter" der. Çocuk rakibine kendi hareketini şimşek hızı ile uygular rakip kalktıkça aynı hareketi yineler. İnanılır gibi değildir çocuk tek kolla tek hareket sayesinde şampiyon olmuştur.
Çocuk dayanamaz ve hocasına sorar "hocam inanamıyorum ben nasıl şampiyon oldum?" der. Hocası yine sakin ifade ile şöyle cevaplar: "Bu zaferin iki sırrı var oğlum. Birincisi judonun en güç hareketlerinden birini çok iyi yapabilmendir. İkincisi bu harekete karşı tek bir savunma vardır. O da hareketi yapanın sol kolunu tutmak!..."
80 yaşında hayatın son dakikalarındaydım.
Ziyaretime gelen torunum Ali bir bir soruyor ben cevaplıyordum.sonra birden canımı acıtan o soruyu yöneltti.
"Hayatın nasıl geçti?"dedecim.
Yorgun yüreğimle tam ağzımı açacakken birden sustum.
çünkü;" hayat gerçekten su gibi akıp geçti "diyemezdim torunum Ali'ye.
"yaşamak istiyor musun"diye sorsaydı.
tabi yavrum "hayat su gibi akıp geçti"yaşamak herşeye rağmen yine de güzel diyebilirdim.
Ama o "hayatın nasıl geçti? "diye sormuştu.
Yani doğduğum günden ölüme yakın dakika arasını sormuştu.Cevaplayıp cevaplamamak arasında gelip giderkendilimin çoktan çözüldüğünü farkettim.
Daha 3 yaşında annemi7 yaşında babamı10 yaşında dedemi 12 yaşında ninemi kaybettim.
kısacası sonra kaybetmem gerekenleri önce kaybederek başladım hayata. maddi sıkıntılardan dolayı 10 yaşında okul hayatım sonlandı. Sokak sokak dolaşıp oyun oynayan çocuklara simit satıyordum minnacık ellerimle. akşam eve geldiğimde kalan simitin yarısından fazlasını kardeşime yedirip bende yarı aç yarı tok yaşıyordum.
"gece ile sabah arası"na gelince
sabah ile gece arasından daha kötüydü. Ürküyordum gecenin karanlığından belli de edemiyordum. çünkü;benden küçük olan kardeşime cesaret vermeliydim.
Anne diye haykırdığımda duvarlar yankılanıyordu gecenin sessizliğinde fakatannem duymuyor gelmiyordu. Üşüyordum gecenin ayazında. Sobaya atacak odun yoktu. Uyursam unuturum diyordum herşeyi:açlığı üşümeyi korkuyu yalnızlığı...
Ama uyumak daha da felaketti.
Uyku ile rüya arası kabuslarla doluydu.
Yani "gece ile sabah arasını "hiç sevmedim ben.
Yıllarca çalıştım. Kardeşimi okutup adam ettim. Abicim senin hakkını nasıl öderim diyen kardeş yüzümüze bakmaz oldu. On yıldır da ne arayıp ne soruyor.
Çok insanlarla karşılaştım. Hepsi bir parça götürdü kanayan yüreğimden.
Sonra bir gün babannenle tanıştım. İlk günlerde kanatlı kuş gibi uçuyordum. Sonra bu mutlulukta uzun sürmedi. Hanım başkasına aşık olup boşadı tek celsede. Sonrası malum babanı da mahkeme kararı ile alıp buz gibi soğuttu benden. Derken sen geldin dünyaya. Adını Ali koymuşlardı. Yani öbür dedenin adını almıştı. Kırılmıştım ufaktan.
Küçücük evde yalnız kalmıştım. Bir yudum su verecek kimsem dahi yoktu. Tutunacak tek bir dalım dahi kalmamıştı hayatta. Baban yaptıklarıyla yetinmedi. O küçücük evi de aldı elimden. Sonrasını biliyorsun işte...
"Huzurevi"
bu kelimenin ne demek olduğunu bir kere bile düşünmedibaban.
Huzurevinde gerçekten huzur var mıydı?
Ya da
huzur olsa bile buraya gelmeyi haketmiş miydim?
İşte böyle torun.
"Doğum ile ölüm arası"özetle bu kadar diyebildi yorgun yüreğiyle.
torunu dayanamayıp tekrar sordu. bunca şeyden sonra ölümü istemedin mi? dedi.
Mahir dede;
Hayır her zaman yaşamama bir neden çıktı.
Şimdi yaşama sebebin ney dedecim?dedi Ali.
Mahir dede;
Sen. yaşama sebebim sensin ALİ.hayat seninle yine güzel oldu derken gözleri kapanmıştı Mahir dedenin...
Yaşamın İçinden Atatürk Anıları - Hanri Benazus - Yaşamın İçinden Atatürk Anıları Kitap Özet
Kitap Özet
"Kurucu Cumhurbaşkanı trenden indi. Kendisini yürekten karşılayanları vakur bir gülümseyişle selamladı. Tam bu tarihsel anda Küçük Han-ri, babasının elinden kurtulup, Ata'nın eline yapıştı.
Ata bir yandan Hanri'nin kıvıcık saçlarını okşarken, bir yandan da halkına şu altı en az iki kere çizilecek sözleri söyledi:
- Ellerinizi birbirlerine değil, yüzünüze tutun, başınıza vurun. Çünkü ufukta Cihan Savaşı var..."
"Büyük Ata, Küçük Hanri'nin elini bırakmadı. Onu da aldı kompartımanına. Çoğu kez olduğu gibi, rakısını ve leblebisini getirdiler.
Hanri, karşısına oturduğu Ata'sini hayran hayran seyredip dinlerken, bir yandan da tabaktaki leblebilerini yiyip bitirdi."
Kitap Kapak
Yaşamın İçinden Atatürk Anıları
Hanri Benazus
Yayınevi: Bizim Kitaplar Yayınevi
Baskı Tarihi: Kasım 2007
ISBN: 9789944159159
Sayfa: 343
Tanzimat Edebiyatı - Tanzimat Edebiyatı Hakkında - Tanzimat Edebiyatı Nedir
Tanzimat şiirinde Namık Kemal yurt, ulus sevgisi, özgürlük, haksızlığa başkaldırma gibi temaları coşkulu bir dille ve yeni bir anlatımla işledi
Batı ülkelerinden özellikle de Fransa'dan etkilenen ve geniş halk kitlesine ulaşmayı amaçlayan, toplumsal sorunlarla yakından ilgilenmeye başlayan edebiyatın ilk ürünleri Tanzimat'ın ilanından 20 yıl kadar sonra verildi. Tasvir-i Efkar[6] gazetesini çıkaran Şinasi, biçimden çok öze önem veren bilgi ve düşünceyle temellenen, geniş bir halk topluluğuna seslenebilmeyi amaçlayan yeni düzyazının kurucusudur. Şiirleri, şiir çevirileri, makaleleriyle çağdaşlarını derinden etkileyen bu yenilikçi yazar geleneksel halk tiyatrosuyla batı örneğini bileştiren ilk tiyatro yapıtı olan Şair Evlenmesi'nin (1859) yazarıdır. [7]
Divan şiirini dil ve anlatım bakımından topluma sırt çevirmiş, içerik bakımından doğaya, akla yabancı, toplumsal sorunlara uzak sayan Tanzimat şiirinde Namık Kemal yurt, ulus sevgisi, özgürlük, haksızlığa başkaldırma gibi temaları coşkulu bir dille ve yeni bir anlatımla işledi. Ziya Paşa, divan şiirinin geleneksel biçimlerinden fazla uzaklaşmadan siyasal yönetimde, insan ilişkilerindeki adaletsizliğe ve haksız davranışlara karşı çıktı, uygarlığı bilimi savundu. Padişahın mutlak egemenliğine karşı meşrutiyet yönetimini savunan, yurtiçinde olduğu kadar gönüllü sürgün olarak yurtdışında da siyasal savaşım veren bu şairler savundukları yeni dil ve edebiyat anlayışını eleştiri türünde verdikleri ürünlerde dile getirdiler. [8][9] Toplum için sanat ilkesine bağlı sayılabilecek bu şairleri izleyen kuşak [10] sanat için sanat ilkesine yatkın ürünler verdi. Doğa, aşk, ölüm, varlık-yokluk gibi konuları işlerken yeni bir anlatım ve yeni biçimlerden yararlanıldı. Bu dönemde kendisi de yeni yenilikçi ürünler kaleme almış olmasına rağmen geleneğe bağlı şiir anlayışını Muallim Naci devam ettirdi. Şemsettin Sami'nin roman türünde ilk örnek olan Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat 'ını izleyen ürünler (Ahmet Mithat Efendi, Felatun Bey'le Rakım Efendi, 1876; Namık Kemal, İntibah, 1876) bir yandan yaşanan çağa ters düşmüş eski toplumsal kurumları öte yandan Batı'ya körü körüne öykünmeyi eleştiriyordu. Ahmet Mithat Efendi, sözlü halk hikâyeciliğinden eserlerinde bol bol yararlandı. İlk ürünlerinde büyük ölçüde romantizmden beslenmelerine karşın Samipaşazade Sezai [11], Recaizade Mahmut Ekrem [12] yer yer gerçekçi öğeler kullandılar. Natüralizme yakınlık gösteren Nabizade Nazım, köy gerçeklerini konu edinen ilk yapıt olan Karabibik 'in (uzun öykü, 1890) yazarı oldu. TiyatrodaAhmet Vefik Paşa'nın Molière uyarlamaları halk geleneğini batı kaynağı ile birleştirme çabalarının bir halkasıdır. Buna karşılık Abdülhak Hamit'in oyunları [13] batı tiyatrosu örneklerinden büyük ölçüde beslenen, sahne diline ve halkın beğenisine ise oldukça uzak ürünlerdir. Namık Kemal'in sürgüne gönderilmesine yol açan Vatan, Yahut Silistre] oyunu yazarın ana temalarından olan yurt ve ulus sevgisini heyecanlı bir anlatımla sahneye aktararak konu ediniyordu. II. Abdülhamit'in uzun süren baskısı II. Meşrutiyet sonrasına kadar tiyatro edebiyatının gelişmesine engel oldu.
Cumhuriyet Çocuğu Gözünde Mustafa Kemal Atatürk - Mehmet Tanju Akerman - Cumhuriyet Çocuğu Gözünde Mustafa Kemal Atatürk Kitap Özet
Kitap Özet
Çağını ve dünya konjonktürünü, o günün koşullarında dakika dakika izlediğini, tüm kararlarında buradan yola çıktığını, kararını arkadaşlar ve konunun uzmanları ile tartıştığını, sonra kararını verdiğini gördüm. Kemalizm diye bir doktrin ortaya koymadığını, ama bir önder olduğunu, çağını yakalamanın reçetesini bize bıraktığını, ölümünden sonra Kemalizm, daha sonra da Atatürkçülük diye bir kavramın yaratıldığını, bu yaratılan kavramda Mustafa Kemal'in dondurulduğunu tespit ettim.
"Mustafa Kemal" olarak kullanmayı uygun gördüm, çünkü yaşadığı dönemde halk ona "Mustafa Kemal Paşa" diyordu ya da kısaca "Gazi Paşa" Mustafa Kemal Paşa üstüne, çok daha fazla inceleme ve araştırma yapılmalı ve bu araştırmalar üst düzeyde olmalı. Herkes tarafından okunmalı, bilinmeli. Son zamanlarde önüne gelen yazıyor ve onu yanlış anlatıyor diye düşünüyorum. Türk gençliği, önderi Mustafa Kemal'i çok iyi tanımalı. Bu kitap onu hatırlamanıza neden olacaksa ne mutlu bana. Tabii ben "Yaşa Mustafa Kemal Paşa" diyorum. Galiba bu konuda tarafsız kalamadı kalemim. Bu kusursa "Kadı kızında da olabilir" demişler halk deyimiyle.
Kitap Kapak
Cumhuriyet Çocuğu Gözünde Mustafa Kemal Atatürk
Mehmet Tanju Akerman
Siyah Beyaz Yayınları
Baskı Tarihi: Mart 2009
ISBN: 9789944490740
Sayfa: 216
Hakkari'nin kendine özgü bir mimarisi bulunmamaktadır. Kent merkezi dışındaki alanlar yüksek dağlarla çevrilidir. Bu dağların eteklerinde ovaların, düzlük alanların bulunmamasından ötürü de kentsel bir yerleşime tarih boyunca Hakkari'de rastlanılmamıştır. Ayrıca il merkezindeki mahalleler arasında mimari bir bağlantıyı sağlayacak yapılanmaya da pek gidilmemiştir. Birleşik düzende yaşayanlar arasındaki bu kopukluk büyük boyutlardadır. Bazı mahalleler arasında 1 km. uzaklıklar olan yerleşimler de bulunmaktadır. Bunun yanı sıra mahalleler arasındaki yüksekliklerin farklı oluşu da yapılanmayı etkilemiştir.
Hakkari'nin tarihi dönemlerde çeşitli saldırılara uğramasından ötürü yapılanma daima savunmaya yönelik olmuştur. İklimin çok soğuk oluşu da sivil mimariyi büyük ölçüde etkilemiştir. İklim koşullarından ötürü birleşik düzendeki evler dar mahalleler oluşturmuş ve bunların arasında evler birbirlerine bitişik nizamda yapılmışlardır. Bunda öylesine ileri gidilmiştir ki, on, on beş evin yan yana bitişik olarak yapılmalarının diğer amacı da iklimin yanı sıra savunmayı kolaylaştırmaktan kaynaklanmıştır. Bu durum daha çok kırsal kesimde kendini göstermiştir.
Hakkari evleri 1-2 katlı olup, soğuktan ötürü kalın taş duvarlı yapılmışlardır. Bunların üzerleri ağaç kirişlerin üzerine serilmiş kalın toprak tabakaları ile örtülmüştür. Ağaç kirişlerin içeriden görüntüsü bardana denilen bir cins amerikan bezi ile gizlenmiştir. Yakın tarihlerde yapılan evlerde ise toprak damlar yerlerini çatıya veya çinko örtüye bırakmışlardır. Evlerin bazılarında belirli bir yüksekliğe kadar moloz taşlar kullanılmış, bunların dışında kalan, üst örtüye kadar olan bölümler ağaç hatıllı kerpiç ile örülmüştür.
Hakkari evlerinin iki katlı olan örneklerinde alt katta mutfak, taşlık, kiler ve yemek yenilen odalar bulunmaktadır. Özellikle tandır denilen ısınma amaçlı büyük mangallara burada yer verilmiştir. İkinci kat genellikle bir sofa ve etrafında evin büyüklüğüne göre odalar sıralanmıştır. Bu odalarda oturma odası olarak ayrılan odanın ortasına burada da tandır yerleştirilmiştir. Diğer odalar evlerin yatak odalarıdır. Bu odaların duvarları da yöresel keçelerle, kilimlerle ve halılarla kaplanmıştır. Böylece soğuk bir dereceye kadar engellenmiştir.
Hakkari köylerinde dirhe ismi verilen konutlar bulunmaktadır. Dirheler birkaçı bir arada, herhangi bir saldırı karşısında birbirlerini koruyabilecek kadar yakın olan ve kayalara oyulmuş büyük ölçüdeki yerleşim birimleridir.
Dirhelerin geçmişi oldukça eskiye inmektedir. Başlangıçta dirheler daha çok Asur saldırılarına karşı bir önlem olarak yapılmışlar, günümüzde de varlığını sürdürmektedirler. Bu tür yapılar bir bakıma gözetleme kulesi, yaylaların güvenliğini, sürüleri kollamak için yapıldıkları bilinmektedir. Bugün dirhelerin en belirgin örneklerine Yüksekova'da rastlanmaktadır.
Günümüzde Hakkari'de yapılanma Türkiye'nin bir çok yerinde görüldüğü gibi mimari yönden özelliği olmayan beton yapılardır. Bu yapılanmada ise yöresel hiçbir iz görülmemektedir.
Atatürk: Ben de Bir İnsanım - Çetin Yetkin - Atatürk: Ben de Bir İnsanım Kitap Özet
Kitap Özet
"...Beni en çok üzen nedir bilir misiniz? Halkımızın zihninde kökleştirilmiş olan her şeyi başta bulunandan beklemek alışkanlığı... İşte bu zihniyetle herkes büyük bir tevekkül ve rehavet içinde, bütün iyilikleri bir şahıstan, yani şimdi benden bekliyor; fakat nihayet ben de bir insanım birader, kutsi bir kuvvetim yoktur ki..." Atatürk, 6 Mart 1930, Antalya
Cumhuriyet'in 3. yıldönümüydü... O, çevresindeki asker çemberini kaldırtıp, yaverini de uzaklaştırıp halkla birlikte, ellerini iki vatandaşının omuzlarına dayamış yürürken duyduğu mutluluğu tatmak isteyecekti hep. Halk nasıl da kendiliğinden onu incitmemek için arada bir boşluk bırakmıştı o gün. Epey yürümüşlerdi öylece.
"Artık otomobile binseniz..." demişti birileri.
Onlara dönüp demişti ki:
"Sen belki ömründe sevmişsindir. Fakat hiç sevildin mi? Bundaki zevk hiçbir şeyde yok. Hele aşığın Türk milleti olursa..."
Pek çok kaynak kitap tarayarak, Atatürk üzerine yazılan anılardan derleyerek bu kitabı kaleme alan Prof.Dr. Çetin Yetkin:
"O, yalnız bir insandı da. Nasıl olmasın ki Öyle yükseklerdeydi ki, o yüksekliklere kimse erişemezdi. Ama bu yalnızlığı yüreğinde bir sızıydı da. Sayfaları çevirdikçe onun bu yalnızlığı, ulu bir dağın eteklerinden zorlukla seçebildiğiniz doruğun gölgesi gibi düşecek üzerinize. Bu yalnızlıktan kurtulduğu anlar, ulusu ile birlikte olduğu, yurttaşlarıyla birlikte kadeh kaldırdığı, evlerine konuk olduğu, onlarla kucaklaştığı anlardı" diyor.
Atatürk: 'Ben de Bir İnsanım', yaşanmış olaylardan yola çıkarak, Atatürk'ün çocuk ve hayvan sevgisini, doğa tutkusunu, ilişkilerini, öfkelerini, bağışlayıcılığını, hoşgörü ve anlayışını, dostları ve düşmanları karşısındaki tutumunu, özlemlerini, nezaketini, merhametini anlatıyor.
Kitap Kapak
Atatürk: Ben de Bir İnsanım
Çetin Yetkin
Gürer Yayınları
Baskı Tarihi: Mart 2009
ISBN: 9786055785062
Sayfa: 160
Temel Özellikleri
Doğaları gereği vahşi görünseler de aslında yumuşak kalpli, sevecen ve akıllı kedilerdir. Güçlü bir otokontrolleri vardır. Arabada rahatça seyahat edebilirler. Genelde sahipleriyle olmayı tercih ederler. İnanılmaz zekaları ve her zaman entrikayla dolu karakterleriyle Pixie Bob kediseverlerin tercih ettiği bir ırk olmuştur.
Görünüş ve Vücut Yapısı
Pixie Bob, kaslı ve güçlü bir kemik yapısına sahip iri boyutlarda bir ırktır. Dişiler genelde erkeklere oranla daha küçüktür.
Ayırt edilebilir derecede farklı yüz hatlarına sahip bu ırk her haliyle vaşak'ı anımsatır. Vücutlarıyla orantılı baş yapıları vardır. Kulaklar geniş, dik ve dışa dönüktür. Uzun ve belirgin bir burun ve küçük bir ağız yapısına sahip olan Pixie Bob'ın bıyıklar oldukça uzundur.
Kuyruk kısa, kalın ve uç kısmı ovaldir. Arka ayaklar ön ayaklardan daha kısa ancak kaslı ve kemiklidir. Spesifik olarak polydactyl bir ırktır. Diğer kediler gibi önde 5 arkada 4 parmağa sahip olanları vardır. Ancak genelde bu ırk kedileri daha fazla parmağa sahiptir.
Tüy yapısı ve rengi vaşağı andıran Pixie Bob silik noktalı, koyu kahve noktalı, kırık parçalı, açık kahve ve kırmızımsı kahverenği tonlarda olabilir. çift kat tüylere sahip olan bu ırkın kedileri, kısa tüylü olsada yer yer uzun tüylerde bulunur. Oldukça yumuşak ve kaliteli olan tüyleri, kedi dünyasında tek olarak kabul edilmektedir.
Yeni nesil kediler grubundan kabul edilen bu ırkın geçirdiği de---gıs---imlerden sonra doğan günümüz yavruları kaslı vücut yapısı, ince bacaklar ve bazen sallanabilen kısa kuyruklara sahiptir.
Tüy Bakımı
Kısa tüylere sahip olan Pixie Bob'ların yoğun bir tüy bakımına ihtiyacı yoktur. Haftada bir kez küçük bir fırça veya tarakla bakımının yapılması yeterlidir.
Kökeni
Evcil çiftlik kedisi ve Bobcat (vaşak) karışımı olan Prixie Bob ırkı, kuzey Amerikanın tüm bölgelerinde yaygın olarak görülebilir.
Evcil görüntülerinin altında oldukça farklı doğaları vardı. İlk olarak bu polydactyl, kısa kuyruk kedilere 1985 yılında Cascade dağlarının gölgesindeki Puget Sound'un sahillerinde rastlanmıştır. Davranışları ve görüntüsüyle inanılmaz bir gizeme sahip olan bu kedilerin en spesifik özelliği polydactyl oluşlarıydı.
Carol Ann tarafından bölgeden alınan bir dişi yavrunun polydactyl oluşunun dışında, vahşi görünüşü ve gizemli duruşuyla başka bir dünyanın kanını taşıdığını farkeden Carol Ann ona masal kedi adını verdi. Kuzeybatı Pasifikde de rastlanılan bu ırk daha sonraları ---cög---altılarak geliştirilmiş ve insanların beğenisini kazanmıştır.
13 yıl sonra tam olarak zararsız ve diğer evciller gibi kusursuz hale gelmiş olan bu ırkın zekası ve algılama yeteneği apartman yaşantısına çabuk alışmasını ve yaygınlaşmasını kolaylaştırmıştır.
İki orjinal kedinin birleşiminden oluşan Pixie Bob, DNA testlerinde vahşi gen taşıyan evcil kediler olarak TICA (The International Cat Association)' ya kayıtlıdırlar.
Temel Özellikleri
Siyamlar gibi oldukça canlı, hareketli ve sadık kedilerdir. Bu oyuncu kediler evde, özellikle çocuklarla çok iyi anlaşır. Oldukça sesli ve girişken yapıda olan bu kediler, yumuşak bir ses tonuna sahiptir.
Avlanmaya bayılırlar. Kaslı vücut yapıları, avlanma sırasında onlara büyük avantaj sağlar.
Dişi kediler gelişimlerini oldukça erken tamamlarlar.
Görünüş ve Vücut Yapısı
Uzun gövdeleri sayesinde oldukça ince ve zarif görünen bu ırkın kedileri, oldukça kaslı olan yapıları nedeniyle genellikle 4 - 6.5 kilo arasında de---gıs---en ağırlıklara sahiptir.
Vücuduna oranla küçük ve üçgen şekilli bir kafa yapısı, iyi gelişmiş orta boy çene ve üçgen biçimli bir burna sahiptir. Başının üstünde bulunan dik kulaklarıyla Rexleri andıran bu ırkın ağız yapısı uzun ve öne doğru çıkıtır.
Kısa tüylere sahip olan Shorthair'ların, tüy renklerine göre de---gıs---en, orta boy bedem şeklini andıran gözleri vardır. Beyaz tüylü olan Shorthair' in gözleri genelde yeşildir. Bakır göz rengine ise, krem ve kırmızı tüylere sahip Shorthair'larda rastlanır.
Irkın uzun ve ince yapıda olan kuyrukları sona doğru nokta şeklini alır.
Tüy Bakımı
Kısa ancak oldukça dolgun ve sık tüylerinin bakımı, her hafta düzenli olarak yapılsa yeterlidir.
Kökeni
İlk Oriental 1950 yılında İngiltere'de ortaya çıkmış ve Siamese'lara benzer bir mutasyon geçirmiştir. Günümüzde Oriental ırkı Siamese ve renkli shorthair'a benzer olarak bilinir.
Dostum Benim Ben Sana Dantel Yapıyom Boşver Geceliği
Bunlar Giymem Der Ama Giyerler
Bitmez Bitmeyecekte AYIŞIĞI..
Şayeste Ben Bir Konuşursam Çok Şey Söylerimde Susuyorum Onun İçin Konudan Çıkıcam Birazdan Son Sözlerim..
Beklentisiz,Çıkarsız,Gelmeyeceğini Bile Bile Beklemek,Her Anı Onunla Yaşamak Bırak Gelemeyen Gelmesin Orda Kalsın..
Sarı Gerdanlı Serçe - Sarı Gerdanlı Serçe Hakkında
Sarı gerdanlı serçe (Petronia xanthocollis), serçegiller (Passeridae) familyasından bir serçe türü.
Boyu yaklaşık 12 cm.'dir. Başında çizgi bulunmaz. Kanatta kırmızı kahverenggi omuz beneği ve iki açık renkli bant bulunur. Gaga siyahtır. Dişiler daha mat renklidir. Besinleri tohumlardır. Göçmen kuşlardır. Kulukça süreleri 12 gün, yavruların uçma süresi 16 gündür. Ötüşleri "çip çip çiyok çiyok" şeklindedir.
Bilimsel sınıflandırma
Alem: Animalia (Hayvanlar)
Şube: Chordata (Kordalılar)
Sınıf: Aves (Kuşlar)
Takım: Passeriformes
(Ötücü kuşlar)
Familya: Passeridae
(Serçegiller)
Cins: Petronia
Tür: P. xanthocollis
Orta Sınıf Tiyatronun Doğuşu - Orta Sınıf Tiyatrosu
18. yüzyılın Avrupa tiyatrosuna getirdiği en büyük yenilik, yükselmeye başlayan orta sınıf için üretilen burjuva oyunlarıydı. Bu türün öncülüğünü Fransa'da Diderot, Almanya'da da Lessing yaptı. Orta sınıf tiyatrosu, ahlakçılığıyla Rönesans öncesi dinsel tiyatroyu andırıyor, ama konularını aile yaşamından alması ve duygusallığı ile daha modern bir ruh halini yansıtıyordu. İngiltere'de Georg Lillo, The London Merchantor, the History op George Barnwell (1731; Londralı Tüccar yada George Barnwell'in öyküsü) adlı yapıtında orta sınıftan kişilere yer vererek bir orta sınıf trajedisi yaratmayı denemiş, İtalya'da da Vittorio Alfieri oyunlarında eski Yunan öykülerinin içini güncel orta sınıf tutkularıyla doldurmuştu. Bu dönemde, klasik trajedi ve komedi, varlıklarını daha çok operada sürdürdüler. John Gay'in The Beggar's Opera'sı (1728; Dilenci Operası) popülerliğini daha sonra da koruyan bir şarkılı komediydi.
Komedi, 18. yüzyılın en başarılı tiyatro yapıtlarının verildiği türdür. İngiltere'de Richard Steele'in, Nivelle de La Chausee'nin acıklı komedileri bugün de bulvar tiyatrolarınca sürdürülen bir türün ilk örnekleriydi. Buna karşılık, Oliver Goldsmith ve Richard Sheridan, Elizabeth dönemi ve sonrasının töre komedisini geliştiridiler. Eski canlılığı yitiren commedia dell'arte geleneği ise Fransa'da Marivaux, İtalya'da da Goldoni ve Gozzi'nin oyunlarıyla daha edebi ve düşünsel bir yaşama kavuştu. 18. yüzyıldan günümüze kalan en popüler komediler, Fransız oyun yazarı Beaumarchais'nin Le Barber de Seville'i (1775; Sevil Berberi, 1944) ile Le Mariage de Figaro'sudur.