Yalnızlık Şiiri - Karalama - Hikayeler - Şiir - Aşk Şiirleri - Ağırlaştırılmış Müspet Sevda Şiiri
saplantılı bir aşkla neden seviyorum ki seni
sabahın koşuşturan güneşinde en çok belki
yakaladığım çocukluğumu severcesine
bir de mavi istanbullar yakalıyorum
sokağın tozlu rüzgarına bulanmış öylece
iki de bir neden seviyorum ki seni...
ve kimi ıslak gürültüler
duvarlarda yitik kehribarların aşık yüzü
duvarlarda yalnız sevişgenler
tutmuşlar beni
sevmişler seni
seni ben sevmişim saplantılı bir aşkla
Allah kahretsin neden sevmişim ki seni
böyle sağnak, böyle kıyamet
görülmüş şey mi?
ağzımda tutuklu bir kaç tümcenin ayıklığında sesleniyorum
bir de güze kapılmış istanbullar yakalıyorum
mayısın ortasında, öğle vakti, susuz
kimi ıslak gökler görüyorum
kimi cinayetlerde alışılmışlık
kimi yalnızlıklarda ben...
ya utancından saklanan martılara ne demeli
bu denizin sahiliğinde çırılçıplak yatarken gemiler
boylu boyunca utanmak kadar,
bu yırtılmış gövdemde ne var
ne var şu yaşlı ağaçların gölgesinde uyuyan kediler gibi
özgür ve aç...
ve kimi kediler de sever değil mi?
benim saplantılı düşlerim kadar gerçekçi
ve tüm küçümsenmiş yaralarım kadar büyük...
neden seviyorum ki seni
ve ellerim neden böyle şaibeli bakıyor yüzüme
papatyalarda görmüyor kırlangıçların izlerini
soğuktan ürperen gök yüzümde
ve evet bir zamanlar sevmiştim
aradan yollar geçti uzayarak, her bir şiirimin molasında
aradan insanlar geçti
aradan ağırlaştırılmış müspet bir sevda
ve evet seviyorum seni
sanki işe yararmışçasına bu sokaklarda ki
bu büyük yalnızlık
içimde gezdirirken cam kırıklarını
bu üstü örtülü gece de kol gibi ayrılık
hala mayısta korkulu bir kasım
belki haziran da biraz nisan ki
bu iliklerimde açan fesleğenler solmasın
bu istanbul, bu mevsim de ansızın alnımızdan vurmasın...
bir de yakaladığım çocukluğumu seviyorum
bir de yerinden koparılmamış denizleri
ve sevebileceğim daha çok şey varken bu ağır hasarlı düşlerimle
iki de bir neden seviyorum ki seni...
Hikayeler - Şiir - Aşk Şiirleri - Sen İstedin Bunu Ben Değil Şiiri
sen istedin bunu ben değil
ben sevdim seni
sadece sevdim
ama sen anlamdın
sevgim şımartı seni
sen istedin bunu ben değil
sandın ki gidemez
bensiz yapamaz
unutamaz sandın
ama yanıldın
sen istedin bunu ben değil
gidiyorum
yalnızlıklara belki
boşluklara gidiyorum
seni senle bırakıyorum
bu sevda burda bitti..
alıntı
Gece Yazısı - Aşk Hikaye Örneği - Yaşamdan Hikayeler - Yalnızlık Hikayesi - Hayat Hikayeleri Suna Gurler [HR][/HR]
Bilirsin bu şehir benim için sendin. Koca İstanbuldun benim için. İçinde herşeyi barındıran koca bir ana kucağı. Bilmeden ne çok anlam yüklemişim varlığına.
[HR][/HR]
Bir evin ışığı daha söndü. Şehir yavaş yavaş uykuya dalıyor. Radyoda "Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır" çalarken bu gece gene gözlerime bir damla uykunun gelmeyeceğini anlıyorum. Neden unutamıyorum ki seni. Önce unutmak isteyip istemediğimi sormalıyım kendime galiba. Seni ahtırlatacak herşeyden uzak durmam gerekirken ben, inanılmaz bir şekilde tüm hatıralraı yakalıyorum bir yerlerden.
Uykularımı geri bana lütfen. Gerçi bana geri verecek o kadar çok şey var ki aslında. Gözyaşlarımı boşver, bir daha güvenebilme duygumu versen bana geri dünyaları vermiş olursun.
Yağmur başladı. İçime de şöyle bir yağmur yağsa ve temizlese tüm ruhumu. Sende sel olup aksan içimden, çıkıp gitsen yıllara meydan okuyarak. Öyle bir kaplamışsın ki benliğimi sen yok olursan bende yok olcakmışım gibi geliyor. Canım yanıyor. Bazen ölümden acı gelen anlar vardır ya aynen öyle hissediyorum.
Pencerimi açtım, biraz temiz havanın içeri girmesi iyi olur diye düşünüyorum. Hala bu şehirde taze toprak kokan yerler var mı acaba? Derin bir soluk çekiyorum içime. Nasıl bir çelişki bu yaşadığım Allahım. Bir yandan seni yok etmeye çalışırken bir diğer yandan da yokluğunun acısı sarıyor etrafımı.
Bilirsin bu şehir benim için sendin. Koca İstanbuldun benim için. İçinde herşeyi barındıran koca bir ana kucağı. Bilmeden ne çok anlam yüklemişim varlığına.
Aklıma bir anı geldi şimdi. Hani birgün bana şehri gezdirirken gösterdiğin hiçbir yere bakmadığımı sadece senin gözlerinin içine baktığımı gördüğünde, gülmüştün. Bir gün pişman olabilirsin sadece gözlerime baktığın için demiştin. Haklıymışsın.
Güneşin gözlerinde parlamasını da bir tek ben görebilirdim zaten. İki güneş parçası vardı gözlerinde sanki, bal rengi olan. Hele bir de gülerken güneş parçalarının dışarı çıkacaklarını sanırdım. Güzel olan bende ki sendin. Bunu çok geç anladım.
Neyse sabah olmak üzere. Bir geceyi daha bitirdim seni ve anılarını düşünerek. Tüm uykulaım senin olsun. Günaydın.
NGC 5164 Takım Yıldızı Nedir -NGC 5164 Takım Yıldızı Hakkında - NGC Nesneleri - HeykeltraşTakımyıldızı - PGC Nesneleri
NGC 5164
Takımyıldız
Büyük Ayı
Pozisyon
(J2000 dönemi)
Bahar açısı
13s 27d 11,9sn [1]
Yükselim
+55° 29′ 13″ [1]
Görünüm
Gökada sınıfı
SBb
Görünür parlaklık (görsel)
13,7 [2]
Görünür parlaklık (B-Band)
14,5 [2]
Açısal boyut (görsel)
1 x 0,9 [3]
Yüzey parlaklığı
13,4 [3]
Tarihçe
Kaşif William Herschel
Keşif yılı
1789
PGC 47124 • UGC 8458 • MCG 9-22-63 • MK 257 • CGCG 271-41 • KCPG 376
NGC 5164, Yeni Genel Katalog'da yer alan bir galaksidir. Gökyüzünde Büyük Ayı takımyıldızı yönünde bulunur. SBb tipi bir çubuklu sarmal galaksidir. İngiliz astronom William Herschel tarafından 1789 yılında 47,5 cm (18,7 inç) çaplı aynalı tip bir teleskopla keşfedilmiştir
NGC 5163 Takım Yıldızı Nedir - NGC 5163 Takım Yıldızı Hakkında - NGC Nesneleri - HeykeltraşTakımyıldızı - PGC Nesneleri
NGC 5163
Takımyıldız
Büyük Ayı
Pozisyon
(J2000 dönemi)
Bahar açısı
13s 26d 54,1sn [1]
Yükselim
+52° 45′ 15″ [1]
Görünüm
Gökada sınıfı
E4
Görünür parlaklık (görsel)
13,6 [2]
Görünür parlaklık (B-Band)
14,6 [2]
Açısal boyut (görsel)
1,1 x 0,7 [3]
Yüzey parlaklığı
13,3 [3]
Tarihçe
Kaşif William Herschel
Keşif yılı
1789
PGC 47096 • UGC 8453 • MCG 9-22-62 • CGCG 271-40 • NPM1G +53.0156
NGC 5163, Yeni Genel Katalog'da yer alan bir galaksidir. Gökyüzünde Büyük Ayı takımyıldızı yönünde bulunur. E4 tipi bir eliptik galaksidir. İngiliz astronom William Herschel tarafından 1789 yılında 47,5 cm (18,7 inç) çaplı aynalı tip bir teleskopla keşfedilmiştir.[
NGC 5162 Takım Yıldızı Nedir - NGC 5162 Takım Yıldızı Hakkında - NGC Nesneleri - HeykeltraşTakımyıldızı - PGC Nesneleri
NGC 5162
Takımyıldız
Yelken
Pozisyon
(J2000 dönemi)
Bahar açısı
13s 29d 25,9sn [1]
Yükselim
+11° 00′ 28″ [1]
Görünüm
Gökada sınıfı
Sc
Görünür parlaklık (görsel)
13 [2]
Görünür parlaklık (B-Band)
13,7 [2]
Açısal boyut (görsel)
2,7 x 1,4 [3]
Yüzey parlaklığı
14,3 [3]
Tarihçe
Kaşif Lewis Swift
Keşif yılı
1887
PGC 47346 • NGC 5174 • UGC 8475 • MCG 2-34-18 • CGCG 72-87 • IRAS 13269+1115
NGC 5162, Yeni Genel Katalog'da yer alan bir tekrarlanmış NGC cismidir. Gökyüzünde Yelken takımyıldızı yönünde bulunur. Sc tipi bir sarmal galaksidir. Amerikan astronom Lewis Swift tarafından 1887 yılında 40,64 cm (16 inç) çaplı mercekli tip bir teleskopla keşfedilmiştir
NGC 5161 Takım Yıldızı Nedir - NGC 5161 Takım Yıldızı Hakkında - NGC Nesneleri - HeykeltraşTakımyıldızı - PGC Nesneleri
NGC 5161
GALEX tarafından elde edilen NGC 5161 fotoğrafı.
Takımyıldız
Erboğa
Pozisyon
(J2000 dönemi)
Bahar açısı
13s 29d 13,7sn[1]
Yükselim
-33° 10′ 28″[1]
Görünüm
Gökada sınıfı
SA(s)c: HII[2]
Görünür parlaklık (görsel)
11,4[3]
Görünür parlaklık (B-Band)
12,1[3]
Açısal boyut (görsel)
5,6 x 2,3[2]
Yüzey parlaklığı
14,0[3]
Fiziksel özellikler
kırmızıya kayma
+0,007969 ± 0,000010[2]
Dikeyhız
(+2389 ± 3) km/sn[2]
Uzaklık
100 MIy (30,8 Mpc)[2]
Tarihçe
Kaşif John Herschel
Keşif yılı
1836
NGC 5161, Yeni Genel Katalog'da yer alan bir çubuksuz sarmal galaksidir. Gökyüzünde Erboğa takımyıldızı yönünde yaklaşık olarak 100 milyon ışık yılı uzaklıkta bulunur. İngiliz astronom John Herschel tarafından 1836 yılında 47,5 cm (18,7 inç) çaplı aynalı tip bir teleskopla keşfedilmiştir.[4] 1998 yılında galaksi merkezinin güneyinde süpernova SN 1998A keşfedilmiştir[5].
NGC 5160 Takım Yıldızı Nedir - NGC 5160 Takım Yıldızı Hakkında - NGC Nesneleri - HeykeltraşTakımyıldızı - PGC Nesneleri
NGC 5160
Takımyıldız
Yelken
Pozisyon
(J2000 dönemi)
Bahar açısı
13s 28d 21,6sn [1]
Yükselim
+05° 59′ 45″ [1]
Görünüm
Gökada sınıfı
*2
Görünür parlaklık (görsel)
[2]
Görünür parlaklık (B-Band)
[2]
Açısal boyut (görsel)
x [3]
Yüzey parlaklığı
[3]
Tarihçe
Kaşif Heinrich d'Arrest
Keşif yılı
1862
Ayrıca bakınız: Gökada, Dizin
NGC 5160, Yeni Genel Katalog'da yer alan bir yıldızdır. Gökyüzünde Yelken takımyıldızı yönünde bulunur. *2 tipi bir çift yıldızdır. Alman astronom Heinrich d'Arrest tarafından 1862 yılında 27,94 cm (11 inç) çaplı mercekli tip bir teleskopla keşfedilmiştir
iman sahibi olma - imanlı ölme - ölmek hakkındaİmanla ölmek için neler gerekir?
CEVAP
İmanla ölmek için, doğru iman sahibi olmaya, salih ameller yapıp, salih arkadaşlar edinmeye çalışmak gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(İman; Allah'a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, [yani Kıyamete, Cennete, Cehenneme, hesaba, mizana], kadere, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna, ölüme, öldükten sonra dirilmeye, inanmaktır. Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim Onun kulu ve resulü olduğuma şehadet etmektir.) [Buhari, Müslim, Nesai]
(Kulun Kıyamet günü ilk hesaba çekileceği ameli namazdır. Eğer o düzgün çıkarsa, diğer amelleri de düzgün olur. Eğer o bozuk çıkarsa diğer amelleri de bozuk olur.) [Taberani]
("Sübhanallah" demek mizanın sevap kefesinin yarısını doldurur. "Elhamdülillah" demek ise tamamını doldurur. Tekbir getirmek gökle yer arasını doldurur.) [Tirmizi]
(Mizanda en ağır gelen şu beş kelimedir: "Sübhânallahi velhamdülillâhi velâ ilâhe illallahü vallâhü ekber" ve kendinden evvel ölen salih evlat sebebi ile beklediği ecirdir.) [Nesai]
(Yemin ederim ki, yer ve gök arasındakiler getirilse, mizanın bir kefesine konulsa."Lâ ilâhe illallah" ise diğer kefeye konulsa, muhakkak onlara ağır basar.) [Taberani]
(80 yaşına gelen Müslüman, mizana getirilmez, sorguya çekilmez ve kendisine hadi Cennete gir denir) [Ebu Nuaym]
(Cebrail aleyhisselam, haber getirdi ki: "Dilediğin kadar yaşa elbette öleceksin. İstediğini sev nihayet ondan ayrılacaksın. İstediğini yap nihayet onun hesabını vereceksin.") [Taberani]
(Herkes bir an bile birisi ile arkadaşlık etse, arkadaşlığının hesabını verecektir.) [İbni Cerir]
allah sevgisi - allaha iman - allah ile kulu
Her 100 senede bir dini hurafelerden ayırıp yenilemek için müceddid'ler geleceği sahih hadislerle kesindir.
"Şüphesiz ki, Allah her yüzyılın başında bu ümmete dinî işlerini yenileyecek bir müceddid gönderecektir" - (Ebu Davud, Melahim, 1.)
MEVLANA Celaleddini Rumi
Bu müceddidlerin birbirlerine, özel yetenekleri konusunda çok benzemesi tesadüf değildir. Bilakis Mevlana ve Said-i Nursi'nin bir sayfaya baktığı anda hafızasına aldığı ve abdest alırken bile risale telif ettiği sonra bu risalelerin imla hatalarını düzelttiği bilinir. Mevlana'nın da Bediüzzaman'ın da yazdığı tefsirler lafız tesfirleri değil mana tefsiridir. İkisi de Arapça, Farsça ve Türkçe okuyan yazan ve düşünen insandır. Hoşgörüyü temel almışlardır.
İkisi'de diğer din adamlarına hoşgörü ve diyalog ile yaklaşmıştır ve elbette ki İslamiyete zarar verme gayretinde olanlara olmamıştır bu hoşgörü. İkiside papazlarla diyalog halinde olmuştur. İkiside müziğe ölçülü yaklaşmıştır yani tamamen yasaklanmamıştır. Şu zaman ki sanatçıların putlaştırılması ve Deccal'in sisteminin en önemli kalesinin müzik endüstrisi olması bunu gayet net açıklayacaktır.
Ateistlerin en çok saldırdığı ayetlerdendir Nisa 11-12 ayetleri. Kuran'da miras paylaşımı (bölüşümü) ile ilgili olan bu ayetlerde Turan Dursuncu Ateistlerin karalama çalışmaları ciddi biçimde saldırgandır.
Kimileri müslüman gibi gözüküp "amanın imanım zedelendi", "imanımı kaybettim" derken kimi ateistlerde "bak bak (haşa) Tanrı matematik bilmiyor" diyerek egolarını tatmin etmeye çalışıyorlar.
İnternette pek çok kardeşimizin açıkladığı bu konu aslında o kadar derin bir matematik bilgisi falan gerektirmez. Avliye ve Reddiye uygulamalarıda bu ayetler'e yönelik koyulan uygulamalardır. Ben çok derin kafa bulandırmadan kısaca açıklayacağım. Öncelikle ayetlere bakalım;
Nisa / 11-12 (Y. Nuri Öztürk)
Allah size çocuklarınızla ilgili olarak şunu öneriyor: Erkek için, iki dişinin payı kadar. İkiden fazla kadın iseler ölenin bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer çocuk sadece bir kadınsa, mirasın yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığından ana-babanın her biri için altıda bir hisse olacaktır. Ölenin çocuğu yoksa ve kendisine ana-babası mirasçı olmuşsa bu durumda anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının payı, yapacağı vasiyetten ve borcundan arta kalanın altıda biridir. Babalarınız var, oğullarınız var. Siz bunlardan hangisinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Allah'tan gelen bir buyruğu önemseyin. Hiç kuşkusuz Allah herşeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir.
Zevcelerinizin geriye bıraktığının yarısı sizindir, eğer onların çocuğu yoksa. Eğer onların çocuğu varsa, vasiyet ettikleri ve borçları ödendikten sonra geriye bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Eğer sizin çocuğunuz yoksa bıraktığınızın dörtte biri zevcelerinizindir. Eğer sizin çocuğunuz varsa bu durumda, yaptığınız vasiyet ve borcunuz ödendikten sonra geriye kalanın sekizde biri zevcelerinizindir. Eğer miras bırakan erkek veya kadının ana-babası ve çocuğu yok da erkek kardeşi veya kız kardeşi varsa, bu kardeşlerden herbirine altıda bir düşer. Kardeşler bundan fazla ise bu takdirde onlar, yapılmış bulunan vasiyet ve borç ödendikten sonra üçte bire ortaktırlar. Kimseye zarar verilmemelidir. Allah'tan bir öneridir bu. Allah Alîm'dir, Halîm'dir.
Şimdi ateistlerin ünlü miras paylaşım senaryosuna bakalım;
Diyorlar ki: "Bir adam öldüğünde geriye bir anne, bir baba, üç kız çocuk ve karısını bırakır. O halde hesaplarsak : 1/6 + 1/6 + 2/3 + 1/8 = 1,125! Sonuç 1′den büyük ve matematik hatası görünüyor!"
Ben bu ayeti ilk olarak bu konuda eleştirildiği için gördüm ve bu nedenle ilk baktığımda yanlış baktığımı farkedemedim. Daha sonra ayetlerin arapça kökenleri ile ilgili araştırma yaptım ve bu oranların "mutlak değer" olmadığını gördüm. Zaten Nisa 11-12 ayetlerinden sonra gelen ayette şöyle başlıyor : Nisa-13 "İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır.." Yani bu değerler "hudud" olup aşılmaması gereken değerlerdir! Kuran-ı Kerim'in diğer ayetlerinde de bu kelimeleri incelediğinizde "aşılmaması gereken sınırlar" anlamında kullanıldığını görmüş olacaksınız.. Nisa 11-12 ayetlerininde "ferıdatem minellah" ve "vesıyyetem minellah" ile bitmesi bu ayetlerde kesin olarak "mutlak değer" belirtilmediğini gösterir!
Hz.Ömer r.a. Avliye hükmünün çıkarımını böyle yapmıştır. Avliye'yi ve Limit kavramını tam olarak anlamayan bir kişinin bunları sorgulaması doğal. Fakat Ateistlerin efendileri Turan Dursun'un gaza getirmeleri üzerine bilgiyi değil saldırarak egoları için tatmin aramalarıda olağandır. "Üst değer" nedir görmezden gelir ve ısrarla : "Ben bu değerleri mutlak kabul ediyorum!" der. Oysa onun red etmesi 1500 senedir birşeyi değiştirmemiş bir içtihadi karardır. Uzun uzun Avliye ve Reddiye'yi anlatmayacağım. Bununla ilgili vereceğim iki kaynak yeterince dikkatli ve samimi okuduğunuzda bu konuları daha derin anlayağınızı umarım.
Bunlarıda geçtim basit bir ilkokul bilgisini hatırlasak fena olmazdı hani. Benim aklıma gelince şaşırdım ilk olarak ayete neden bu gözle bakamadım diye. Miras sonuçta bir tam. İlkokuldan basit bir soru;
Ali'nin 100tl'si var.
Bu paranın 1/6′sını Ayşe'ye,
1/6′sını Fatma'ya,
2/3′ünü Murat'a,
1/8′ini Fatih'e
eşit olarak dağıtsın!
İlkokul düzeyinde matematik bilgisi ile sonuca ulaşabilirsiniz. 100TL bu şekilde dağıtılamaz diyorsa bir ateist matematiği katletmiştir! Bu bir EŞİT DAĞILIM sorusudur. Yani 100TL'nin 1/6′sı kaçtır ile 1/6, 1/6, 2/3, 1/8 arasında eşit dağılımı kaçtı sorusu aynı değildir!
Hem düşünün ki bu konuya Hz.Ömer r.a. zamanına kadar rastlanmamıştır. Kuran-ı Kerim'in bir matematik kitabı gibi değil bu konudayken bir hukuk kitabı gibi bakılması gerekir ve konuda bunu gerektirir zaten. O halde düşünülmeli ki hakimler ve savcıların böyle yasalarda içtihadi karar vermesi gibi bu konuda da Hz.Ömer'in içtihadi karar vermesi normaldir. Kuran-ı Kerim'de (haşa)böyle bir hata var denmesi Medeni Kanunlarında hepsi hatalıdır dememizi gerektirecektir! Fakat genel sınırlar bilindikten sonra içtihadi karar verilmesinde bir hata yoktur! Önemli olan miras'ı adaletli bir şekilde dağıtmaktır. Bu kapsamda sınırlar bilindiğinde hesaplarda bunlara uygun yapılır. Yani miras konusunda matematik amacımız değil aracımızdır! Amacımız mirası adaletli bir şekilde dağıtmaktır
Sözlüklerde, forumlarda ateistler bu konularda islam'a saldırırken 1500 yıl öncesinden gezegenlerin yörüngeler içerisinde yüzdüğünü, tatlı ve tuzlu suyun ayrıldığını, dünyanın güneş etrafında döndüğünü bize Rabbimiz, Kuran-ı Kerim aracılığı ile bildirdiği gerçeklerinide onlar inadına görmezden gelecektir. Hatta Hadid suresinde Atomların evrensel sembolik harflerine kadar sayılan harfler ile ATOM NUMARALARının ortaya çıkmış olması bu dönemde Kuran-ı Kerim için (haşa)"insan sözüdür" demenin ne kadar büyük bir ahmaklık olduğunu fark etmeyecekler..
Yazılarımı hazırlarken mümkün olduğunca ağır Osmanlıca kelimeler kullanmaktan kaçınıyor ve anlaşılmanın kolay olması için arı Türkçe kullanmaya gayret ediyorum. İnşaAllah faydası olmuştur
misvak kullanımı - misvak hakkında - misvak kullanmanın yararı
Misvak kullanmak ne kadar demode gibi görünsede gerçek şu ki halen diş macunundan daha sağlıklı görünüyor. Faydaları bilimsel araştırmalara dayanıyor ve son yıllarda içinde ki sağlığa zararlı maddelerle ünlenen diş macunu firmaları durumu kurtarmak adına Misvak aromalı diş macunları çıkartıyor. Yersen
Bir aralar bende kullanmıştım Misvak faydalarını bildiğim için. Bir yerlerde bulursam tekrar depolarım biraz bulmak zor olabiliyor. Misvak kullanın dendiyse ulu orta kullanmayın tabi ki herşeyin bir görgü usulü var. Diş fırçası ağzınızda yolda yürümezsiniz herhalde
Misvak antiseptik özelliği sayesinde mikropları üzerinde barındırmaz! Bu diş fırçası kullanmamaya yeterde artar bile normalde ki zaten sünnet olması da yeterde artar fakat bunların yanı sıra bilimsel olarak şu özellikleri kanıtlanmıştır;
Misvakta silisyum, sapanin, kalsiyum oksalat, kükürt, tanen ve mineral bulunur.
Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetine misvak kullanmayı tavsiye etmiştir. Çünkü misvak;
Ağız kokusunu giderir.
Diş çürümelerini önler.
Diş etlerini güçlendirir.
Sürekli kullanımda diş eti kanamalarını bitirir.
Balgamı bertaraf eder.
Ağız kuruluğunu önleyerek akıcı konuşmayı sağlar.
Misvak yağı eklem ağrılarına karşı faydalıdır.
Misvak tohumu mide kuvvetlendiricidir.
Sürekli kullanımda hem sesi hem de cildi güzelleştirme özelliği vardır.
Bir sünnet-i seniyyeyi ihya ettiğimiz için amellerimiz de sevaplarımızı artırır.
Misvak dişlere olduğu kadar ihtiva ettiği kimyevi maddeler dolayısıyla gözler için de faydalı bir ağaçtır.
Uykudan ve namazdan önce muhakkak misvak kullandığını öğrendiğimiz Resulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetine misvak ile ilgili tavsiyelerini paylaşalım:
Oruç tutanlar sabahları misvak kullansınlar, akşama doğru kullanmasınlar çünkü iftarda iki dudağı kurumuş olan kimsenin kurumuş ağzı kıyamet gününde nur olacaktır.
Ağızlarınız Kur'an'ın geçtiği yollardır. O yolları misvakla temizleyiniz.
Misvak kullanmak için Cebrail'den (as) o kadar çok telkin aldım ki bu mevzuda bir vahiy gönderileceğini zannettim.
Ümmetimi zorlamayacağına inansaydım, onlara her abdest alışlarında misvak kullanmalarını emrederdim.
Hz. Ayşe validemiz (r.anha) şöyle rivayet eder: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) eve girdiği zaman ilk iş olarak dişlerini misvakla temizlerdi
İnsan nefsİ - şeytanın insanlara verdiği telkinler - Kur'an ahlakını yaşamak
İnsan nefsinde, tembellik, üşenme, acil görmeme gibi pek çok nedenden dolayı erteleme eğilimi vardır. Gündelik yaşamda pek çok insan bazı işlerini son ana kadar ertelemeye çalışır. Bunlar genellikle zararı göze alınabilecek türden ertelemelerdir. Ancak şeytanın telkini olan "Kur'an ahlakını yaşamak" konusundaki erteleme, geri dönüşü mümkün olmayan bir gaflet durumudur.
Bu, şeytanın insanlara verdiği en sinsi telkinlerden biridir. İnsan, sonsuz yaşamını etkileyecek olan bu konuda, ileride telafi edeceği zamanı olabileceğini düşünür. Bir saat, bir hafta, bir ay, gelecek sene ya da yaşlandığında dinin gereklerini yapabileceğinden kendince emindir; o nedenle dini yaşamayı, ibadetlerini rahatlıkla erteler.
İnsan şeytanın telkiniyle "bunu sonra yaparım" derken, yarını yaşayacağından nasıl emin olabilir? Yarın kendisini nelerin beklediğinden haberi yoktur; dahası yarını görebileceğinin dahi garantisi yoktur! Tümü, Allah dilerse gerçekleşecektir.
"Hiçbir şey hakkında: "Ben bunu yarın mutlaka yapacağım" deme. Ancak: "Allah dilerse" (inşaAllah yapacağım de)..." (Kehf Suresi, 23-24)
Peygamberimiz (sav) bu konudaki bir hadisinde; "Tevbeyi geciktirmek aldanıştır, yapılacakları ertelemek ise şaşkınlıktır. (Günah işlemek amacıyla) Allah'a karşı bahane aramak, helak olmaya sebep olur. Günah işlemekte ısrar etmek, kendini Allah'ın tuzağından güvende bilmenin sonucudur." buyurur. "Oysa Allah'ın tuzağından güvende mi idiler? Allah'ın bir tuzak kurmasından, hüsrana uğrayan bir topluluktan başkası (akılsızca) güvende olmaz." (Araf Suresi, 99)
İnsan, yaşamının her anını unutulmaması gereken şu gerçeğe göre değerlendirmelidir: Herkes kendi ellerinin önden gönderdikleri ile karşılık görecektir. İnsan, "Gerçekten sizin çabalarınız (çelişkili, parça parça) darmadağınıktır.(Leyl Suresi, 4) ayetinde kastedilen boş emeller peşinde koşmakla değil, sonsuz ahiretini kazanmak için çaba göstermekle sorumludur. Rabb'inin dilemesiyle rahmetini ve cennetini kazanabilecek iken, üşengeçlik, tembellik ve ertelemeler nedeniyle hem dünyada hem de sonsuz ahirette yaşanacak mutluluğu kaybedebileceğini unutmamalıdır. İnsan, iyilik ve hayır getirecek işi ertelememelidir. Hayra vesile olacak her iş, insanı olgunlaştırır, imanda derinleştirir.
"Allah, kendi eceli gelmiş bulunan hiçbir kimseyi kesinlikle ertelemez (Münafikun Suresi, 11) İnsan, Rabb'inin kaderinde belirlediği süre kadar yaşayacaktır; bu süreyi uzatması ya da yavaşlatması imkan dışıdır.
Zaman, geçirmek değil kazanmak içindir. Her saniye çok değerlidir; çünkü tekrarı yoktur. Her yeni gün, yaşanacak yeni bir yirmi dört saat değil, Allah'ın hoşnutluğunun kazanılabilmesi için yeni bir fırsattır.
"Sonra yaparım" sözü, inanan insana yakışmaz. Ertelemeden, zamanında yapılan bir ibadet ve geciktirmeden kazanılan güzel bir ahlak özelliği çok önemli bir kazançtır. Şeytanın önemli bir taktiği olan erteleme, onun en sinsi oyunlarından biridir. Ve insanları sonu azapta bitecek olan yoluna sürüklemek isteyen apaçık düşmanın bu oyununa karşı çok dikkatli olunmalıdır.
Ertelemek ancak inkârda bir artıştır... (Tevbe Suresi, 37)
Kur'an, insanları 'karanlıklardan nura çıkaracak bir hidayet, bir rahmet, bir müjde ve şifa' dır. İnsanlara, karşılaşabilecekleri her konuda kendilerini kurtuluşa ulaştıracak doğru yolu işaret eder. Huzurun, mutluluğun, güzel bir yaşamın bilgisi ve sırları Kur'an'dadır.
Gerçek din, Kur'an ahlâkının eksiksiz yaşanmasıyla mümkündür. Bazı insanlar belirli zamanlarda Kuran ahlâkını bazen de nefislerinin isteklerine uyarak dini yaşadıklarını zannederler. Bu yalnızca Allah'a 'bir ucundan ibadet' etmektir ve bir aldatmacadır.
İnsanlardan kimi, Allah'a bir ucundan ibadet eder, eğer kendisine bir hayır dokunursa, bununla tatmin bulur ve eğer kendisine bir fitne isabet edecek olursa yüzü üstü dönüverir. O, dünyayı kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu, apaçık bir kayıptır. (Hac Suresi, 11)
Bu yanlış inanca göre, namaz kılmak, zekat vermek, oruç tutmak, infak etmek, sabretmek, tevekkül etmek, bağışlayıcı olmak, muhtaçları koruyup kollamak ancak çıkarlarıyla çelişmediğinde uygulanabilir. Kişi, eğer toplumda saygınlık kazandıracak ve hakkında "ne iyi bir insan" denilecekse bu ibadetleri yapar ve güzel ahlak özellikleri sergiler. Ancak toplumdan alacağı olumsuz bir tepki, onu bu dinî sorumluluklardan habersizmiş gibi davranmaya yöneltir.
Söz ettiğimiz çarpık mantık, Allah'ın hakkını gereği gibi takdir edememek ve ahiretin varlığına da kesin bilgiyle iman etmemekten kaynaklanır. Bu kimselerin yaşamlarının bir kısmı dine, büyük bir bölümü de dünya hayatına ayrılmıştır. Hatta ibadet etmeye, dini yaşamaya ayırdıkları çok az bir zaman bile kimi zaman onlara çok gelir.
Kendi dinlerini yaşayanların en büyük yanılgılarından biri, tüm bu çarpıklığa ve din dışı kurallara rağmen kendilerinin Kur'an ahlâkını yaşadıklarını iddia etmeleridir. Oysa gerçek din ahlâkının, yaşadıklarıyla uzak-yakın hiçbir ilgisi yoktur.
Samimi iman sahiplerinin tüm yaşamları, "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır." (Enam Suresi, 162) ayeti gereği, Allah'ın hoşnutluğuna odaklanmıştır. Yaşadıkları ortam ya da yaptıkları iş ne olursa olsun, yalnız Allah'ın rızası için yaşarlar.
Onların yaptıkları her işte Allah'ın hoşnutluğu, rahmeti ve cennetini kazanma çabası vardır. (Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz'; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar. (Nur Suresi, 37)
Yaşamı Allah rızası temeli üzerinde kurmak, toplumdaki bazı kimseler tarafından 'hoş' görülmeyebilir. Ancak gerçek dinde kıstas, 'insanların hoşnutluğu' değildir. Gerçek iman sahibi olan insan, çevresindeki bazı kişilerin nefislerini rahatsız etmemek ya da onlara hoş görünmek adına asla Allah'tan uzaklaşmaz. Ahirette Rabb'inin huzuruna tek başına çıkacağının ve dünyada yapıp ettiklerinden tek başına sorgulanacağının bilincindedir. Toplumdaki insanların, onun yaşam tarzından hoşnut olup olmalarının, kişiye hiçbir şey kazandırmayacağı açıktır.
Ayrıca bu din anlayışının, amaçlanan 'rahat bir yaşam'a ulaştırması da asla mümkün değildir. Gerçek huzur ve mutluluğa ancak gerçek din ahlâkının yaşanmasıyla kavuşulabilir. Bu insanları ahiretten önce bekleyen hayat ise, "Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz." (Taha Suresi, 124) ayetindeki ifadeden anlaşılacağı üzere, 'sıkıntılı bir hayat'tır.
Kur'an'a tabi olan müminler, Allah'a duydukları içli saygı, aşk ve korku nedeniyle, her ibadeti gönülden yerine getirmeye çaba gösterirler. Batıl gelenekleri ya da alışkanlıkları nedeniyle Kur'an hükümlerini göz ardı etmek, müminler için asla söz konusu olmaz. Onlar Kur'an ahlâkını yaşamak için nefislerine değil, Allah'ın buyruğuna uygun olanı seçer ve dini 'bir ucundan' değil, tam olarak yaşarlar. Allah'ın Kuran'da emrettiği ve Peygamberimiz'in(sav) hayatı boyunca yaşadığı ahlâk budur. Bu, gerçek Kur'an ahlâkıdır; onun yoluna uyanların da yaşadıkları ahlâk budur
Kur'an ayetlerinden bildiri - Kur'an Bilgileri - Toplum inançıKur'an ayetlerinde insanlar, yeryüzünde merhametin, şefkatin, hoşgörü, güvenlik ve barışın yaşanabileceği örnek model olarak İslam ahlakına çağırılırlar. Toplumların güvenliğinin Kur'an ahlakının yaşanmasıyla sağlanabileceği, "Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe (Silm'e, İslam'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır." (Bakara Suresi, 208) ayetiyle haber verilir.
Din ancak kutsal kaynağı incelendiğinde doğru ve gerçek anlamda tanınabilir. Çünkü o dini birçok insan yanlış uyguluyor olabilir. Dinimizin kutsal kaynağı Kur'an'dır. Kur'an ahlâkı, sevgi, şefkat, merhamet, tevazu, özveri, hoşgörü ve barış kavramlarına dayanır. Bu ahlâkı gerçek anlamda yaşayan insan, son derece ince düşünceli, alçakgönüllü, adil, güvenilir ve uyumlu bir insan olur. Çevresine sevgi, saygı, huzur ve şevk verir.
Terör ise genel anlamda, askeri olmayan hedeflere karşı siyasi amaçlı şiddet kullanımıdır. Genelde teröre hedef olanlar da tamamen suçsuz, sivil insanlardır. Tek suçları, terör eylemcisinin gözünde 'öteki taraf' olmalarıdır. Bu nedenle suçsuz insanlara karşı şiddet uygulanması anlamına gelen terörün ahlâki hiçbir mazereti olamaz. Terör, tarih boyunca tanık olunan tüm cinayetler, katliamlar gibi, bir insanlık suçudur.
Kur'an ahlakını yaşamına hakim kılan bir mümin, diğer tüm insanlara karşı iyi ve adil davranmakla, güçsüzleri ve masumları korumakla ve 'yeryüzünde bozgunculuğu önlemekle' yükümlüdür. Bozgunculuk; güvenlik, barış ve huzuru yok eden her türlü anarşi ve terör durumudur. Ve "Allah, bozgunculuğu sevmez". (Bakara Suresi, 205)
İslam suçsuz yere insan öldürmeyi yasaklar; tüm insanları öldürmekle eş tutar. Kur'an'da, "... Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur... " (Maide Suresi, 32) ayetiyle insan öldürmenin en büyük bozgunculuklardan biri olduğuna dikkat çekilir.
Bu durumda, terörist cinayetlerinin, katliamların ve 'intihar saldırıları'nın ne denli zalimce ve büyük bir suç olduğu çok açıktır. Allah, "Yol, ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere 'tecavüz ve haksızlıkta bulunanların' aleyhinedir. İşte bunlara acıklı bir azab vardır." (Şura Suresi, 42) ayetiyle terörizm zulmünün ahiretteki karşılığını bildirir.
Masum insanlara karşı terör eylemi düzenlemek, Kur'an'a aykırı bir eylemdir ve hiçbir mümin böyle bir suç işleyemez. Tam aksine, inanan insanlar bu bozgunculuk yapan kişilere engel olmak, zulmü ortadan kaldırmak, insanların huzur ve güven içinde yaşamasını sağlamak, kısacası yeryüzüne huzuru getirmekle yükümlüdürler. Masum insanları katledip, "Allah adına yaptım" diyen kişinin içinde Allah korkusu yoktur: onun dinle uzak-yakın ilgisi olamaz. Müslümanlık, terörle bir arada asla düşünülemez, çünkü İslam ahlakı terörün engelleyicisi ve çözümüdür.
Terörle İslam'ı bağdaştıranlar kendi siyah gözlüklerinden kirli, puslu bir dünya görürler. En yakınlarımızın, hatta kendimizin aleyhine bile olsa adaletli davranmamızı buyuran Kur'an, bizi aydınlığa ve güzelliğe davet eder. Karanlık zihniyetin kafasındaki kâbus sistemi başarılı olamaz; o sistemler henüz planlama aşamasında mağlubane kurulur. Allah o sistemi her yerde ezer, o cezalandırılan bir sistemdir, başarıya ulaşma imkânı yoktur.
İmani Konular - Tefekkür - Kur'an Bilgileri
...İnsanın apaçık düşmanı olan şeytan, her insan için farklı taktikler kullanır. Ancak birçok insanı yakaladığı zayıf bir nokta vardır ki, genellikle herkeste aynıdır; dünya hayatına/metaına olan bağlılık.
Şeytan insanları saptırmak için kullandığı her telkini kendisi vermez. Plan ve taktiklerini etkisi altına aldığı kişiler aracılığıyla uygular, telkinlerini onların ağzından verir. Şeytanın dostu olan bu kimseler, "günahı benim boynuma", "yaşlanınca nasılsa ibadet yapacak bol zamanın olur, şimdi hayatın tadını çıkar", "dünyaya bir kere gelinir" gibi sözlerle, insanları Allah'ın buyruklarını göz ardı etmeye ya da sorumluluklarını ileri yaşlarına ertelemeye yöneltirler. Bu sözlerin etkisi altına giren kişilerin ise gaflet halinde oldukları çok açıktır. Çünkü insan dünyaya nasıl bir kez geliyorsa, ahirete de bir kez gidecektir.
Adeta şuursuzca, gaflet halinde yaşayan bu kimse ahirette Allah'ın huzurunda yalnız sorgulanacağını unutmuştur. Ahirette diriltildiğinde o mahşer kalabalığı içinde koşarken yalnızdır. Orada kimse kimsenin durumunu sormaz. Dünyada iken 'hayatı birlikte doya doya yaşadığı' dostları yanında yoktur. Dünyada yalnız kalmaktan korkan insan, dünyadakine asla benzemeyen bir yalnızlık içindedir. Sorgulanma anı, dünyadayken Allah'tan yüz çevirmiş kişi için yaşadığı en zorlu andır. Yapıp ettiklerini, yerine getirmediği sorumluluklarını, ertelediklerini ve Rabb'i karşısındaki aczini düşündüğünde yalnızlık hissi daha da artar. Yaşamı boyunca değer verdiği her şeyden ve yakınındaki tüm insanlardan uzaktır; yapayalnız, tek başınadır.
Ve onların hepsi, kıyamet günü O'na, 'yapayalnız, tek başlarına' geleceklerdir. (Meryem Suresi, 95)
İbadet etmek için daha çok zamanı olduğunu, yaşlanınca kulluk görevlerini yerine getireceğini düşünmüştür; ne kadar ömrü kaldığını bilmedenKişi ölümün her an kendisini bulabileceğini düşünmemiştir. Düşünmediği gibi, bu kendince 'tatsız' konudan söz edenleri de susturmuştur. Uyaranlara ise hiç kulak vermemiştir.
Şu çok kesin gerçektir ki; Allah'ın buyruklarını yerine getirmeye vakit bulamadan, ölüm apansız gelip çatabilir. Oysa insan kalbini Rabb'ine bağladığında, her şeyi Allah'ın yaratmakta olduğu gerçeğini düşündüğünde, Allah'ın dilemesiyle hem dünyada hem de ahirette en büyük nimetleri kazanabilecektir.
Nerede ve ne yapıyor olursak olalım, Allah'ın sonsuz aklıyla planladığı bir kadere tabi olduğumuzu asla unutmayalım. Her kim olursa olsun her insan kesinlikle ölümü tadacaktır; yalnızca Allah, ezeli ve ebedi olandır, daima diri olandır.
Sizi diri tutan, sonra öldürecek, sonra da diriltecek olan O'dur. Gerçekten insan pek nankördür. (Hac Suresi, 66)
Allah Zorluk Dilemez - İmani Konular - Kur'an Bilgileri
Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez... (Bakara Suresi,185)
Günümüz toplumlarında insanların pek çoğu Kur'an ahlakından uzak bir yaşam sürerler. Çünkü toplum genelinde, din ahlakının yaşanmasının zor olduğu şeklinde yanlış bir inanış vardır.
Bu yanlış bakış açısının temelinde insanların Kuran'ı tam olarak bilmemeleri ve dine dair işittikleri hurafeleri, dedelerinden ve çevrelerinden kulaktan dolma edindikleri bilgileri 'din' zannetmeleri, gerçek İslam'ı bunlardan ayırt edememeleri yatar. Oysa Allah'ın insanlara yaşamaları için tavsiye etmiş olduğu ahlak, insan fıtratına en uygun yaşam şeklidir. İnsanın da dinin de yaratıcısı Rabbimiz'dir. İnsanın nefsini, ruhunu, yaşadıklarının ne kadarına güç yetirebileceğini en iyi bilen Allah, insanlar için de en kolay olanı indirmiştir. Allah insanları din fıtratı üzerine yarattığından, insana dünyada huzur verecek tek model, din ahlakını gereği gibi yaşamaktır. Kuran'da din ahlakını yaşamanın kolaylığı, "O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi.)" (Hac Suresi, 78) ayetiyle bildirilir.
Kolaydır; çünkü dinin özü güzel ahlaklı olmaktır. İnsan ruhunun en çok zevk aldığı durum güzel ahlaktır. Bütün insanlar dürüstlükten, samimiyetten, şefkatten, merhametten, güzel sözden ve alçakgönüllülükten hoşlanır. Sadakatsizlik, yalan, kötü söz, ikiyüzlülük ve kibir ise her insanın canını acıtır. İnsanın güzel olan özellikleri yaşamakta kararlılık gösterebilmesi yalnızca vicdanına uymasıyla mümkündür. Yaşamı boyunca vicdanının sesini dinlemesi içinse, insanın Allah korkusunu kalbinde hissetmesi gereklidir.
Kur'an'dan anladığımız üzere yalnızca Allah'tan korkup sakınanlar, O'na tam bir teslimiyetle teslim olanlar, sonsuz ahiret hayatını seçenler Kuran'dan öğüt alıp düşünürler. Allah bir başka ayetinde şöyle buyurur:
Biz sana bu Kuran'ı güçlük çekmen için indirmedik, içi titreyerek korku duyanlara ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik). (Taha Suresi, 2-3)
Bu konu Kuran'ın önemli sırlarından biridir. Kuran'ı anlayabilmek için üstün bir zekaya ya da yeteneğe değil, samimi, düzgün bir niyete ve ihlasa sahip olmak gerekir. Çünkü Rabbimiz samimi kullarına Kur'an'ın aydınlığa ulaştıran kapılarını açar, onlara doğru yollarını gösterir ve kurtuluşa ermelerini sağlar. Kuran tüm insanlığa gönderilmiştir, ancak yalnızca Allah'tan saygıyla korkan, kesin bilgiyle ahirete inanan müminler için bir hidayet sebebi olur. Samimi müminler için Kur'an rahmet ve şifadır:
Ey insanlar, Rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olana bir şifa ve mü'minler için bir hidayet ve rahmet geldi. (Yunus Suresi, 57)
Tüm bu gerçeklere rağmen bazı insanlar Kuran ahlakını yaşamaktan kaçınır, sebep olarak da çeşitli mazeretler ileri sürerler. Bunlardan biri de din ahlakını yaşamanın onları kısıtlayacağı ve yaşamlarını zorlaştıracağı endişesidir. Bu çok büyük yanılgıdır. Tam aksine din ahlakından uzak bir yaşam, insanları büyük sıkıntılarla, zorluk ve kısıtlamalarla karşı karşıya getirir. Kuran ahlakının insanlara sunduğu yaşam ise rahat, huzurlu ve güven doludur. Kuran, toplumun ve insanların kişi üzerinde kurduğu ağır baskıları, katı kuralları ve anlamsız prensipleri ortadan kaldırır ve insanların huzur içerisinde yaşamalarını sağlar.
Yaşam rehberimiz Kur'an'ın açık ve anlaşılır olmasının yanı sıra, hüküm ve buyruklarının uygulanması da son derece kolaydır. Sonsuz güç sahibi Allah ayetlerde Kuran hakkında şöyle buyurur:
Biz sana bu Kuran'ı güçlük çekmen için indirmedik. 'İçi titreyerek korku duyanlara' ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik). (Taha Suresi, 2-3)
Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. (Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir. "Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim mevlamızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et." (Bakara Suresi, 286)
Rabbimiz, merhamet edenlerin en merhametlisidir ve kullarının en rahat edecekleri, en güzel yaşam şeklini Kuran'da tüm ayrıntılarıyla tarif etmiştir. İnsan, sevgi, saygı, şefkat ve merhametten hoşlanan bir yaratılışa sahiptir. Kur'an ahlakına uygun bir yaşam da, insanın en çok zevk alacağı, en huzur duyacağı yaşamdır. Bu gerçek Kur'an'da "Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler." (Rum Suresi, 30) ayetiyle bildirilir.
Kuran'ı kendisine rehber edinen Peygamber Efendimiz(sav) de, "Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz" (Ramuz el-Hadis, 2. cilt, s. 510) hadis-i şerifiyle öğütte bulunmuştur.
Dini özünde olduğu gibi kolay göstermek, zorlaştırmamak, insanların kalplerini Kuran'a ve din ahlakına ısındırmak, inanan her insanın önemli bir sorumluluğudur.
Allah'ın elçisi de, Kuran'ı tebliğ ederek insanların üzerlerindeki ağır yükleri, zincirleri kaldırır. Onun çağrısına icabet edenler, ona destek olup yardım edenler ve Kur'an'ın yolunu izleyenlerin gerçek kurtuluşa ve mutluluğa kavuşacaklardır.
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır. (Araf Suresi, 157)
Ayrıca, din ahlakını yaşamak insanı sosyal yaşamdan, güzelliklerden ve sanattan engellemez, aksine daha çok haz almasına neden olur. Sanat, güzellikler, tüm nimetler ve estetikten en çok zevki müminler alırlar. Çünkü güzel bir sanat eserinden rengarenk çiçeklere, meyvelere, etkileyici mekanlara kadar her şeyin Allah tarafından verilmiş nimetler olduğunun bilincindedirler. Ayrıca her şeyin gerçek sahibinin Allah olduğunun şuurundadırlar ve bu nedenle dünyevi hiç bir şey için bencil tutkularının ardında hırsla koşturmazlar. Dinden uzak cahiliye insanları gibi her an sahip olduklarını yitirme korkusuyla yaşamazlar. Kısımlandıran, rızıkları, nimetleri adalet, hikmet ve rahmet içinde taksim edip herkese nasibini veren Allah, dilerse tümünü geri alabileceğinin bilincinde yalnızca Rabb'lerine dayanıp güvenirler.
Kuran tüm insanlığa aydınlığı ve güzelliği anlatır. Ancak karanlık zihniyetli cahiliye insanı ortaya adeta bir kabus tablosu çıkarır. Kendi kafasındaki ve ruhundaki karanlığı ortaya serer bu kişi, ancak o din değildir. Gerçek din pırıl pırıldır, aydınlıktır, huzur doludur. Samimi müminler için kesintisiz bir mutlulukla dolu olan Allah'ın aydınlık ve dosdoğru yolu, yaşamlarından sonsuz ahirete uzanır.
İşte Allah'a iman edenler ve O'na sarılanlar, onları kendisinden olan bir rahmetin ve bir fazlın içine yerleştirecektir ve onları Kendisine varan dosdoğru bir yola yöneltip-iletecektir. (Nisa Suresi, 175)
Şah Veliullah Dehlevi Hazretleri Hakkında Video - Şah Veliullah Dehlevi Hazretleri Altın Sözler - Hazretleri Kabri Nerededir - Şah Veliullah Dehlevi Hazretleri Vefatı