Nerissa-Su

Nerissa-Su

Üye
21.09.2009
Genel Kurmay Başkanı
666.418
Hakkında

  • Mütevazılık Algısı Hakkında- Pozitif Değişim - Gelişim Makaleleri



    Vaka çalışmalarının birçoğunda, danışanın kendisinin olumsuz yönlerine bolca Mütevazılık Algısı Kişisel Gelişim 300x277 | Mütevazılık Algısı ve Pozitif Değişimdeğindiğini görebiliyoruz. "Ben aç boğazım", "Ben balık hafızalıyım", "Hep şansızımdır, kötüler hep beni bulur" gibi tümcelerinin, bireylerin kendilerini tanımlamada kullandıklarını analiz edebiliyoruz. Fakat bireylerin geçmişlerini detaylı sorguladığımızda, aslında yukarıdaki tümcelerin aksini gösteren yüzlerce tecrübelerin zihinde kenara itilmiş vasiyette beklediğini de görmekteyiz.

    Buradan çıkardığımız sonuç:

    Çoğu birey, kendine haksızlık yapıyor!

    Çoğu birey, kendisiyle ilgili, gurur duyabileceği olguları göz ardı ediyor!

    Çoğu birey, yaşamında, şükredebileceği olguları görmezden geliyor!

    Çoğu birey, kendisinin ve yaşamının olumsuz yanlarını beslemeyi farkında olmadan tercih ediyor!

    ÇÜNKÜ,

    Toplumsal söylem kodlarımız, maalesef, mütevazılık kavramını yanlış yorumlayarak, bireysel seviyede bireyin aleyhine işleyen zihinsel kodlamaya sebep olmuştur. Birey, başardığı bir işin sonunda, "arkadaşlar harika bir iş çıkardım, hepiniz benimle gurur duyabilirsiniz çünkü ben kendimle gurur duyuyorum" söylemini dillendirme konusunda çekiniyorsa, ilgili grubun veya toplumun kültürel kodlarında bir sorun var demektir.

    İnsan zihni, daha önceki yazılarda da belirttiğimiz üzere, fayda/külfet oran algısı doğrultusunda düşünür, karar verir ve harekete geçer. Tüm bunların toplamı ise, nihayetinde bireyin, kimliğini, eğilimlerini ve içinde bulunduğu sosyal gerçeği oluşturur. Bir diğer deyişle, bireyin zihin haritasında oluşan fayda-külfet algısı doğrultusunda, birey kendisinin farklı özelliklerini besler, büyütür ve oluşturur. Elbette, zihin haritasının, olumsuz kodlamalar ile donatılması, bireyin aleyhine işleyen, özelliklerinin beslenmesine neden olur.

    Yanlış mütevazılık algısı sonucunda, bireylerin, başardıkları herhangi bir iş sonucunda, kendileri ile gurur duyma eğilimleri köreltilir ve birey başardığı işi güzelliğini hak ettiği derece dillendirmekten çekinir. Bunun yerine "çok da zor değildi, herkes bunu yapar, istediğim gibi olmadı aslında, eh işte idare eder, yaptığımdan pek memnun değilim" gibi tümceler ile birey, kendini ve yaptığı işi tanımlamaya yönelik eğilim sergiler. Buna karşın, birey, yaptığı hataları veya olumsuz algıladığı karakteristik özelliklerini dillendirme yönünde eğilim sergilemesi için gerekli kültürel zemin hazırdır; "balık hafızalıyım, aklımda isimleri tutamıyorum, ezberim kötüdür" gibi ifadeler bolca kullanılır. Bu durum ise zamanla insan beyninin, en temel eğilimlerinden biri olan, algıda seçicilik mekanizmasının, bireyin aleyhine işlemesi ile sonuçlanır.

    Örneğin; her zaman unutkanlığınız ile ilgili tecrübelerinize değindiğiniz ve dillendirdiğinizde, her insanda bulunan, unutkanlık özelliğinizi ön plana çıkararak, bu özelliğinizi beslemiş ve büyütmüş oluyorsunuz. Bir zaman sonra, unutkanlık özelliğinizi, kendi benliğiniz ile o denli ilişkilendirmiş oluyorsunuz ki, sizin için kabul edilebilir, mutlak, değiştirilmesi söz konusu olmayan bir olumsuz özellik halini alıyor. İşte bu noktada, gelişmemeyi, bir başka deyişle, kendinize haksızlık etmeyi farkında bile olmadan normalleştirmiş ve öğrenmiş oluyorsunuz.



    Birey, başardığı yüzlerce işten ziyade, sadece başaramadıklarına odaklanmaya başlayarak, kendisine yönelik özgüveni ve saygısını yitirir. Bu durum ise, zincirleme tepkiye neden olarak, bireyin gerçekten, motivasyonun düşmesine ve dolayısıyla başarılarının azalmasına sebep olmaktadır.

    Söz konusu yanlış mütevazılık algısının bir diğer olumsuz sonucu ise, bireyin başardığı iş ile ilgili algıladığı faydanın olması gerektiğinden daha az olması sonucu, bireyin başarıya yönelik motivasyonunda görülen düşüştür. Başarılan bir işin, zihinde ürettiği fayda algısı görecelidir. Kültürel zemin, söz konusu fayda algısını yoğunlaştırıp, güçlendirebileceği gibi, zayıflatabilir de. Başarılı bir işin sonucunda, bireyin, söz konusu öz başarı ile ilgili duyduğu haz ve gururu dışarıya açık şekilde ifade etmesi ve takdir ile karşılaşması, başarıdan algılanan faydanın daha yüksek olmasına vesile olarak, daha verimli ve etkin çalışmayı tetikleyerek, gelecek başarıların kapısını sonuna kadar açacaktır. Bir diğer deyişle, olumlu özelliklerinize, tamamladığınız işlerinize, bırakabildiğiniz kötü bir alışkanlığınıza odaklanarak, bireysel özgüven, kendinize saygı ve gurur duygularınızı besleyerek büyütebilirsiniz.

    BU NEDENLE

    Bitirdiğiniz bir ödev, tasarladığınız bir görsel çizim, vesile olduğunuz tamamlanan bir iş, yaptığınız herhangi bir yardım için kendinizle gurur duymalı ve bu haz duygusunu dillendirmek, zihin haritanızın algıda seçicilik fonksiyonunu kendi lehinize çevirmenizi sağlayacaktır. Kendi kendinize bir iş ile ilişkilendirilmiş telkin yöntemini kullanmış olacaksınız.

    Zihin haritanızdaki, baskın söylemlerin, olumlu tecrübe ve alışkanlıklarınızdan oluşması, özgüven, kendine saygı gibi duygularınızı güçlendirmekle beraber, herhangi bir işe başlamadan devreye girecek fayda-külfet algısı fayda lehinde gelişerek, iş öncesi ve sürecinde motivasyonun güçlenmesi ve dolayısıyla daha verimli ve daha olası başarı doğrultusunda hareket etmenizi sağlamaktadır.

    Kendinizi tanımlamak için kullandığınız cümleler ile aslında o yanınızı besliyorsunuz. Bir diğer deyişle, zihninize, ben buyum veya şuyum demekle, aslında kendi kimlik sıfat ve özelliklerinizi tayin ediyorsunuz.

    Şimdi hemen bir düşünün; siz kendinizin hangi yanlarınızı besliyorsunuz?
#10.05.2012 15:41 0 0 0
  • Neden Kişisel Gelişim Hedefleri Koyulmalı - Kişisel Gelişim Hedefleri - Kişisel Gelişim
    Yelkenlerini belli bir yön için ayarlamayan bir deniz aracı rüzgar gücünün etkisiyle sadece oraya, buraya sürüklenir. Güç belli bir hedef için yönlendirildiğinde anlamlıdır. Şirketler de her yıl sonunda bir sonraki yılın hedeflerini belirlerler. Peki kişisel gelişim için de hedefler koyulmalı mı? Kişisel gelişim hedefleri bize ne avantajlar sağlar?

    Aynı rüzgarın etkisiyle bir gemi doğuya giderken, diğer gemi batıya gidiyor.
    Gideceğiniz yön rüzgarın gücüne değil, yelkenlerin yönüne bağlıdır.

    Ella Wheeler Wilcox



    Çoğumuz iş ortamında çeşitli hedeflerle karşılaşıyoruz. Hedefler belli bir konuya konsantre olmamızı, belirlenen doğrultuda yoğun olarak çalışmamızı, başarı yolunda kendi kendimizi değerlendirebilmemizi sağlıyor. Hedefler, işverenin de çalışanları objektif olarak takdir etmelerini ve maaşları bu kriterlere göre ayarlamalarını sağlayan bir araçtır.

    Şirketlere birçok faydalar sağlayan hedef koyma işlemi, şirket dışındaki kişisel gelişimimiz için de koyulursa bize bir çok faydalar sağlamaktadır.

    Kişisel Hedef Koyma İşleminin Faydaları;

    Yaşamınızı kontrol altında tutarsınız
    Önemsiz şeylerden uzak durarak, önemli şeylere odaklanırsınız
    Rutin kalıpların dışına çıkarsınız
    Tutarlı bir kişilik olursunuz
    Zamanı iyi kullanırsınız
    Başarılı olursunuz

    Hedef Koyma ve Koyulan Hedeflere Ulaşmak İçin Neler Yapılmalı?

    Başarı ani parlamalar şeklinde yapılan çalışmalarla değil, belli bir amaç için sürekli ve giderek artan çalışmalarla elde edilmektedir. Bunun anlamı şudur;

    Büyük hedefleri kademeli, küçük ve kolay hedeflere bölmelisiniz,
    Belirlediğiniz hedef için hangi zaman dilimlerinde neleri yapmayı planladığınız yazmalısınız,
    Her gün sonunda kendi kendinize şu soruyu sormalısınız; "Bugün hedefim için ne yaptım?"

#10.05.2012 15:39 0 0 0
  • başarılı olma - başarı nedir - başarı

    Başarı nedir? Kimler başarılı sayılır? Başarı için prestijli bir üniversite mezunu olmak mı gerekir? Başarılı insanlar haftada kaç saat çalışıyor? Yardım almak başarılı olma duygusunu nasıl etkiler? Başarı bütün dertlerden kurtulmak anlamına mı geliyor? Başarı çoğu kez bir şans işi midir? Zengin olmak başarının çok önemli bir göstergesi midir? Meşhur olmak başarılı olmak mı demektir? Bu soruların cevaplarıyla ilgili çok yanlış düşünceler vardır. Esasen bu soruların cevaplarının bileşkesi size başarının tam olarak tarifini de yapmanızı sağlayacaktır.

    1. Başarılı olmak için iyi bir eğitim, iyi bir yabancı dil ve iyi bir üniversite mezunu olmak çok önemlidir.

    İyi yabancı dil bildiği ve iyi bir üniversite mezunu olduğu halde başarısız olan çok insan vardır. Gerçek şudur; herkes başarılı olabilir. Başarı, ne istediğini bilmek, istediği şeylere ulaşmak için gerekenleri yapmak ve kişinin kendisi için koyduğu hedeflere ulaşması demektir.

    2. Başarılı insanlar haftada en az 60 - 70 saat çalışmaktadır. Siz de başarılı olmak istiyorsanız haftada en az 60 saat çalışmalısınız.

    Başarı çok uzun süreler çalışmaktan daha çok, doğru şeyleri doğru zamanlarda yapmakla ilgilidir.

    3. Başarılı olmak çok para kazanmak ve zengin olmaktır.

    Zenginlik ve para başarının getirdiği sonuçlardan sadece bir tanesi olabilir.Başarı hedeflediğiniz şeylere ulaşmaktır. Ulaşılan hedefler her zaman çok parayı ve zenginliği garanti etmez.

    4. Başarı bir şans işidir. Sadece şanslı olan çok az kişi başarılı olabilir.

    Loto'dan para kazanmak kesinlikle bir şans işidir. Ancak başarı bir şans işi değil, aksine plan yapma, yapılan planlar doğrultusunda çalışma, bilgiyi yönetme ve uygulama işidir.

    5. Başarılı insanlar asla hata yapmazlar.

    Tüm insanlar hata yapar. Hata yapmayan insan yoktur. Ancak yaptığı hatalardan ders alanlar ve almayanlar vardır. Başarılı insanlar da diğer insanlar gibi hata yaparlar. Ama onlar yaptıkları hatalardan ders alarak onları tekrarlamazlar.

    6. Başarılı olmak tüm dertlerden kurtulmak demektir.

    Başarılı olmak yaşamdaki her problemi çözemez. Elde edilen bir başarı, o andan sonra tüm başarıları garanti etmez. Başarıdan sonra da çeşitli problemlerle karşılaşmanız çok doğaldır. Unutmayın başarı sizin olağanüstü bir varlık olmanızı sağlamaz.

    7. Meşhur olmak başarının en önemli göstergesidir.

    Çok para kazanabilirsiniz, herkes sizi tanıyabilir, çok meşhur olabilirsiniz, birçok unvan alabilirsiniz ve yaptığınız işi büyük bir çoğunluk biliyor olabilir. Ancak bunlar başarılı olmak için gerekli olan şartlar değildir. Kimse sizi tanımasa da, zengin olmasanız da, sadece siz biliyor olsanız da çok başarılı olabilirsiniz.

    Oğuz KOÇ
#10.05.2012 15:38 0 0 0
  • Hızlı Okuma - Gelişim Yazıları - Hızlı Okuma Şampiyonu

    Bilginin hızlı üretildiği ve çoğaldığı internet çağında bilgiye sahip olabilme aracı olan gözü ve beyni de bu çağa hazırlamak gerekiyor. Şüphesiz bilgiye ulaşmanın en temel yolu okumak.

    Yaşam boyunca SBS sınavı, ÖSS sınavı ve iş hayatındaki diğer sınavların hepsi de sizin oluşan bu bilgi havuzundan ne kadarına sahip olduğunuzu ölçmeye çalışıyor. Okuma hızınızı, anlama ve hatırlama oranınızı artırmadıkça oluşan bilgi havuzundan yeteri kadar faydalanamamak gibi bir tehlikeyle karşı karşıyasınız demektir.

    Artık hayatta başarılı olmanın yolu bir bakıma hızlı okumadan, hızlı anlamadan ve hızlı hatırlamadan geçiyor. Anlayarak hızlı okumak size sadece çok geniş bir bilgi dağarcığı elde etme avantajı sağlamıyor. Sınav sırasında da rakiplerinizden daha hızlı olduğunuz için, onların yetiştiremediği bir sınavı sizin önceden bitirerek cevaplarınızı kontrol edebilmeniz gibi ilave bir avantaj sunuyor.

    Peki, nedir bu hızlı okumak?

    Herkes hızlı okuyabilir mi?

    Hızlı okuyan bir kişi aynı zamanda hızlı olarak anlayabilir mi?

    Hatta hızlı olarak okuduğu bu bilgileri daha sonra hatırlayabilir mi?

    Herkes hızlı okuma şampiyonu olabilir mi?

    Hızlı okuma şampiyonasında anlama oranı da ölçülüyor mu?

    Hızlı okuma şampiyonasında kişinin anlama oranı ve okuma hızı nasıl hesaba katılıyor?

    Bu makalede temel olarak bu soruların cevabı üzerinde duracağız. Ancak makalenin sizi sıkmaması için bu soruların cevabını verirken, Türkiye Hızlı Okuma Şampiyonasında derece alarak şampiyon olan iki okurumuzun gelişimini de sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Bu şampiyonlar;

    1-) Cahit Şimşek - 2008 Yılı Türkiye Hızlı Okuma Şampiyonu (Bkz: www.memoriad.com.tr)

    2-) Gül Atay - 2007 Yılı Türkiye Hızlı Okuma Şampiyonu (Bkz: www.memoriad.com.tr)

    GÜL ATAY
    2007 YILI TÜRKİYE HIZLI OKUMA ŞAMPİYONU CAHİT ŞİMŞEK
    2008 YILI TÜRKİYE HIZLI OKUMA ŞAMPİYONU

    Tesadüfen her iki yarışmacının da Mega Hafıza'nın Mega Hızlı Okuma seminerlerine katılmış olması bana onların nasıl şampiyon olduklarını ve nasıl bir gelişme gösterdiklerini sizlerle paylaşma imkanı vermiş oldu. Şüphesiz onların gelişme hikayeleri, hızlı okuma ve anlama konusunda tereddütleri olan binlerce kişiye ilham verecek nitelikte.

    Ayrıca aşağıda benim için enteresan olan bir hızlı okuma şampiyonundan da kısaca bahsedeceğim. Bu şampiyon da Türkiye'de üniversite öğrencisi olan;

    3-) Khatanbaatar Khandsuren - 2008 Yılı Türkiye Hızlı Okuma İkincisi

    Hızlı okuma kesinlikle doğuştan gelen ve kişiye özgü olan bir yetenek değil. Belli teknikler kullanılarak zaman içinde geliştirilen zihinsel bir beceri. Yani herkes bu belli teknikleri kullanarak hızlı okuyabilir. Bu anlamda herkes hızlı okuma şampiyonu da olabilir. Kim daha fazla bu konuya eğilir ve daha fazla çalışırsa, diğer hızlı okuyanlardan şüphesiz daha iyi olacaktır.

    İsterseniz 2007 ve 2008 yıllarında Türkiye Hızlı Okuma Şampiyonu olan Cahit Şimşek'in ve 2007 yılında şampiyon olan Gül Atay'ın doğuştan hızlı okuma yeteneğine sahip olup olmadıklarına bir bakalım. Öncelikle her iki yarışmacının da çok azimli kişiliklere sahip olduğunu vurgulamalıyım. Bunu nereden mi biliyorum?

    Cahit Şimşek Nevşehir'de ikamet etmesine rağmen benim Ankara'daki "Mega Hızlı Okuma" eğitimlerime seminer günlerinde otobüsle gidip geliyordu. Üç saat süren bir eğitim için belki de 10 saatten fazla yol katediyordu.

    Gül Atay'ın da durumu farklı değildi. O da Nazilli, Aydın'da oturmasına rağmen İzmir'de düzenlediğimiz ve sadece hafta sonları olan "Mega Hızlı Okuma" eğitimime altı hafta sonu Nazilli'den otobüsle gidip gelmişti.

    Gül Atay ve Cahit Şimşek gibi kendi gelişimine ve eğitimine yatırım yapan insanları takdir ettiğimi burada ifade etmeliyim. Yıllar önce ben de onlar gibi kendi eğitimime ve gelişimime yatırımlar yaparak başlamıştım. Şimdi onlarda kendimi görüyorum.

    Hem Cahit Şimşek, hem de Gül Atay çok okuyan kişilerdi. Ancak daha hızlı okumak ve aynı süre içinde bir kitap yerine, en az iki, hatta üç kitap okumak istiyorlardı. Ancak kendi kişisel gayretleriyle ve çok sayıda okudukları hızlı okuma kitaplarıyla bunu başaramamışlardı. Sonunda her ikisi de kalkıp bulundukları şehirlerden otobüslerle Ankara'daki ve İzmir'deki Mega Hızlı Okuma programlarımıza katılmakla işe başladılar. Teknikleri öğrendiler, uyguladılar, çalıştılar ve şampiyon oldular.

    Hem Cahit Şimşek, hem de Gül Atay çok kitap okumalarına ve hızlı okuma kitaplarıyla bu işi başarma gayretlerine rağmen Mega Hızlı Okuma programımıza geldiklerinde dakikada sadece 300 kelime civarında okuma yapabiliyorlardı. Bu okuma hızının Türkiye ortalamasındaki yerini www.MegaHizliOkuma.com web sitesinde görebilirsiniz. Ayrıca bu okuma hızlarında Cahit Şimşek'in anlama oranı % 73, Gül Atay'ın anlama oranı ise % 67 civarındaydı.
#10.05.2012 15:37 0 0 0
  • Geçimsizlik İçin Dua - Aile Geçimsizliğinde Okunacak İçin Dua - Tılsımlı Dualar
    Aile geçimsizliğine karşı için yazılıp taşınacaktır.
    Bismillahirrahmanirrahim*
    Fezerhüm yahudu ve yel'abu hatta yülaku yevmehümüllezi yuadun*
    La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim.
    Ya Beduh (16 adet)
#10.05.2012 12:15 0 0 0
  • dileğin kabul olması için dua - dilek duası - kabul olan dualarınız için okunacak dua

    Aşağıdaki ayetleri Allah'tan her ne dileği ve talebi için 1000 defa okunduğunda ve buna birkaç gün devam edildiği taktirde mutlaka emek boşa çıkmayacaktır.
    ayet budur;
    Ve zen nuni iz zehebe müğadiben fe zanne el-len nakdira aleyhi fe nada fizzulumati el-la ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minez-zalimin*
    Festecebna lehu ve necceynahü minelğammi ve kezalike nüncil mü'minin*

#10.05.2012 12:13 0 0 0
  • Aşk Duaları - Eşine Söz Geçirmek İçin Dua - Birine Söz Geçirmek İçin Dua
    Eşini yada sevdiği bir insanı tamamen kendi emrine almak ve devamlı surette ondan sevgi ve iltifat görmek için bu duayı cuma gecesi gece yarısından sonra 1000 defa okumak yeterlidir.
    Yine bu dua evini yuvasını terk eden birisi için geceleri 1000 defa okumaya devam edilirse kısa zamanda mutlaka döner geri gelir. çünkü bu Yüce Mevla'nın çok sevdiği dualardan birisidir. İsi azamdır.
    Dua; "Ya Vahidül baki evvelü külli şeyin ve ahiruhü"
#10.05.2012 12:08 0 0 0
  • Konu: Aşk Duası
    aşık etme duası - muhabbet duası - sevgi duası
    Ya şedidel batşi 660 defa arkasından

    fi kulübihim maradun fe za dehum fılan bın fılan (bayansa fılan bıntı fılan) allahu murada ve lehum fılan bın fılan (bayansa fılan bıntı fılan) azabun elimun bi ma kanü yekzibüne bi hakkı ya kahharül kabıdül şedidel batşi seriül mücibu (bir defa okursun
#10.05.2012 11:53 0 0 0
  • Aşık Etme Duaları - Sevimli Olmak İçin kunması Gereken Dua - Tılsımlı Dualar


    Aşağıdaki ayetleri her gün 21 defa okuyan kişinin günahları yüce Mevla af ve mağrifet eder. Halk arasında onu aziz, muhterem ve sevimli kılar.
    Ve le kad cealna fis semai bürucen ve zeyennaha lin nazirin*
#10.05.2012 11:41 0 0 0
  • sabretmek - Kim iffetli davranır - Allah'ın kanaat etmesi

    Ensar (ra)'dan bazı kimseler, Resulullah (sav)'dan bir şeyler talep ettiler. Aleyhissalatu vesselam da istediklerini verdi. Sonra tekrar istediler, o yine istediklerini verdi. Sonra yine istediler, o isteklerini yine verdi. Yanında mevcut olan şey bitmişti; şöyle buyurdular: "Yanımda bir mal olsa, bunu sizden ayrı olarak (kendim için) biriktirecek değilim. Kim iffetli davranır (istemezse), Allah onu iffetli kılar.Kim istiğna gösterirse Allah da onu gani kılar. Kim sabırlı davranırsa Allah ona sabır verir. Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir ihsanda bulunulmamıştır." [Rezin rahimehullah şu ziyadede bulunmuştur: "İslam'a girip, yeterli miktarla rızıklandırılan ve verdiği bu miktara Allah'ın kanaat etmeyi nasip ettiği kimse kurtuluşa ermiştir."]
    noimage
    Ravi: Buhari, Zekat 50, Rikak 20; Müslim, Zekat 124

    Kul Rabbine en ziyade secdede iken yakın olur, öyle ise (secdede) duayı çok yapın.
    noimage
    Ravi: Müslim, Salat 215

    noimage

#10.05.2012 10:47 0 0 0
  • takva etme - islami resimler - allaha karşı takvada bulunma
    Size Allah'a karşı takvada bulunmanızı, başınızda Habeşli bir köle olsa bile emirlerini dinleyip itaat etmenizi tavsiye ediyorum. Zira, sizden hayatta kalanlar benden sonra birçok ihtilaf görecektir. O halde size sünnetimi ve hidayet üzere olan Raşid Halifelerin sünnetini hatırlatırım, bunlara uyun ve dört elle sarılın. Sonradan çıkarılan şeylere karşıda son derece dikkatli ve uyanık olun. Zira bunları zıt olarak her yeni çıkarılan şey bir bid'attır, her bid'at de sapıklıktır.
    noimage
    Ravi: Tirmizi, İlim 16, Ebu Davud, Sünne 6

    noimage

    noimage


#10.05.2012 10:35 0 0 0
  • zikir etme - allahı zikretmek - dini resimler
    Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (58/19
    noimage


    noimage


    noimage

#10.05.2012 10:04 0 0 0
  • cami reimleri - oruçla ilgili hadisler - oruç tutma
    İbn Ömer (r.a.) şöyle haber vermiştir:Hz. Peygamber (a.s.) yiyip içmeksizin oruçları birbirine eklemekten nehiy buyurdu. Sahabeler: Ama siz peş peşe oruç tutuyorsunuz, dediklerinde. Resulüllah (a.s.): "Ben, sizin gibi değilim. Zira ben, (Rabbim tarafından) yedirilir ve içirilirim" buyurmuştur.
    Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1844

    noimage

    noimage

    noimage


    noimage



#10.05.2012 10:01 0 0 0
  • Tefekkür - Yaşam - İbadet Etme

    Kararlılık, inanan insanların hayatları süresince ihtiyaç duydukları ve kendilerine Allah'ın hoşnutluğunu kazandıracak olan üstün bir ahlak özelliği. Amaca ulaşmak için engel ve zorlukları aşmak, azimle çaba harcayıp, yapılması gerekenleri tam olarak yerine getirmek kararlılıktır. Kur'an, "... şu halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı ol. Hiç O'nun adaşı olan birini biliyor musun?" (Meryem Suresi, 65) ayetiyle, ibadet etmede kararlı davranmaları konusunda inananlara uyarıda bulunur.
    noimage
    "(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz'; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar." (Nur Suresi, 37) ifadesiyle de samimi iman edenlerin hiçbir koşul altında kararlılıklarından vazgeçmediklerini haber verir.

    Müminler dünya hayatının çekici süslerine aldanmadan ve nefislerinin tutkularını gözetmeden güzel bir ahlak gösterebilmek için var güçleriyle çaba harcarlar. Nefislerindeki fücurun gösterdiği yollara sapmaktan sakınır, vicdanlarının işaret ettiği doğru yolda yürürler. Olaylar karşısında kararlılığını sürdüren müminin oturmuş bir karakteri vardır, koşullara göre değişkenlik göstermez. Kibirli biri karşısında dahi aynı kararlılığı gösterir, büyüklenmez ve tevazusunu korur. Kötü sözle dahi karşılaşsa, her zaman için 'sözün en güzelini' söyler.

    "Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine isabet eden musibetlere sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir." (Hac Suresi, 35) ayetindeki mümin tanımlamasına uygun davranışlar sergiler ve Rabb'iyle olan bağlantısını kesintisiz sürdürmeye çalışır. Bu şekilde güçlü bir kişilik kazanan müminler, imani yönden de olgunlaşırlar. Kuran'da iman edenlerin bu üstün ahlak özellikleri ve Yüce Allah'a olan kararlı teslimiyetleri, kutlu peygamber Hz. İbrahim (as) örnek gösterilerek şöyle övülür:

    "İyilik yaparak kendini Allah'a teslim eden ve hanif (tevhidi) olan İbrahim'in dinine uyandan daha güzel din'li kimdir? Allah, İbrahim'i dost edinmiştir." (Nisa Suresi, 125)

    Mümin azimli ve kararlıdır; "Ey oğlum, namazı dosdoğru kıl, ma'rufu emret, münkerden sakındır ve sana isabet eden (musibetler)e karşı sabret. Çünkü bunlar, azmedilmesi gereken işlerdendir." (Lokman Suresi, 17) buyruğuna itaat eder, azimle iyiliği emreder, kötülükten sakındırır. Bela ve musibetlere sabreder, insanlara karşı bağışlayıcı davranır.

    Zorlukların yanı sıra, insana sunulan sayısız nimet, geçici ve aldatıcı dünya metaı da imtihanın parçalarıdır. Mümin, kendisine her an sunulan bu nimetlerin Allah Katı'ndan, şükredici olup olmayacağının denenmesi amacıyla verildiğini bilir. İmtihan ortamının çekici süslerinin çekim güçlerine kendini kaptırmaz; dikkatli ve şuurludur. Allah'ın hoşnutluğunu kazanma hedefinde kararlıdır ve bu konuda içinde taşıdığı coşkunun olumsuz etkilenmesine izin vermez. Ahiret için ciddi bir çaba içinde olmak, gevşememek, aşırılıklardan kaçınmak, müminin kararlılığının göstergesidir. İşte bu çabadan Rabb'imiz bir Kur'an ayetinde, "Kim de ahireti ister ve bir mü'min olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır." (İsra Suresi, 19) ifadesiyle söz eder.

    Bediüzzaman, arkadaşlarına yazdığı notlarda cennete kavuşmayı umut eden bir insan olarak zor şartlarda dahi nasıl sabırlı ve kararlı olduğunu, şöyle ifade eder:

    "Aziz, sıddık, sebatkar ve vefadar kardeşlerim!..Ben, harika bir ihsan-İlahi eseri olarak şakirane sabrediyorum ve etmeye de karar verdim. Madem biz kadere teslim olup, bu sıkıntıları "işlerin en hayırlısı zorlu olanıdır" sırrıyla ziyade sevab kazanmak cihetiyle manevi bir nimet biliyoruz; madem geçici, dünyevi musibetlerin sonları ekseriyetle ferahlı ve hayırlı oluyor; ve madem hakkelyakin derecesinde yakını bir kat'i kanaatımız var ki: Biz öyle bir hakikata hayatımızı vakfetmişiz ki, güneşten daha parlak ve cennet gibi güzel ve saadet-i ebediyye gibi şirindir. Elbette biz bu sıkıntılı haller ile müftehirâne, müteşekkirâne bir mücahede-i mâneviye yapıyoruz diye, şekvâ etmemek lazımdır." (Risale-i Nur Külliyatı, Onüçüncü Şua, s.311-312)

    Müminler, " Mü'minlerden öyle erkek-adamlar vardır ki- Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir. Onlar hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler.." (Ahzab Suresi, 23) ayetindeki gibi ölünceye dek, hem ibadetlerinde hem Allah'ın rızasını kazanma konusunda kararlıdırlar. İnsan yaşamındaki tek kesin gerçek olan ölüm için hazırlık yapan ve 'ellerinin önden sundukları'na sınır koymayan samimi müminler, ahirette de kazançlı olacak, Allah'ın dilemesiyle gerçek kurtuluşa kavuşacaklardır.

    Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir. (Ra'd Suresi, 22)
#10.05.2012 09:53 0 0 0
#10.05.2012 09:50 0 0 0
  • Allah'ınİman - İman Hakikatleri - İmani Konular

    Evrende her olay Allah'ın kontrolü ile gerçekleşir; herşey O'nun bilgisi ve buyruğu ile hareket eder. Allah sonsuz güç sahibidir; tek bir yaprak bile dalından Allah'ın dilemesi dışında düşmez. Gökten yere bütün işleri Allah evirip, çevirir. Bunlar yalnızca doğa olayları ya da doğum, ölüm gibi daha önemli görülen olaylar değildir. Akla gelebilecek her iş, her olay, var olan her sistem Allah'ın dilemesiyle ve kontrolünde yürür. O'nun bilgisi dışında yaşanan tek bir an yoktur.
    noimage
    Planlayarak ya da planlamadan yaşanan tüm olaylar O'nun hakimiyetindedir
    Gördüğümüz herşey O'nun sonsuz gücünün ve sonsuz aklının yansımasıdır. Allah dilerse tüm evreni, olayları sebeplerden bağımsız olarak da yaratabilir. Allah dilediğini dilediği zaman, dilediği şekilde ve örneksiz olarak yaratandır ve O'nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Allah'ın yaratması için aslında bir sebebe de gerek yoktur; dünyada sebeplerin, doğa kanunlarının olması insanları yanıltır. Tüm sebeplerin Yaratıcısı olan Allah, tümünden münezzehtir.

    Ancak gerçekleri göz ardı eden birçok insan, Allah'ın yaratmasına inandıkları halde, O'nun çok uzaklarda olduğunu ve dünya işlerine pek karışmadığını zannederler. (Allah'ı tenzih eder, yüceltirim) Oysa Allah her yerdedir ve varlığı herşeyi kuşatmıştır. O doğunun da batının da, her yerin Rabb'idir.

    Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır. Allah, herşeyi kuşatandır. (Nisa Suresi, 126)

    Allah'ın yetkisi sonsuzdur ve O yaşamın her alanına, her anına hükmeder. Evrendeki mucizevî sistemlere hükmettiği gibi, yeryüzündeki herşeyin varlığı ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri, hadiseleri tespit ve tayin eden de O'dur.

    Bazı insanlar, sorulduğunda Allah'a inandıklarını söyledikleri halde, gücünü gereği gibi takdir edemez, yaşamlarını Allah sevgisi, korkusu ve rızası üzerine kurmazlar. Kendilerinde Allah'tan bağımsız güç görürler.

    De ki: "Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir? Onlar: "Allah" diyeceklerdir. Öyleyse de ki: "Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız?

    İşte bu, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Öyleyse haktan sonra sapıklıktan başka ne var? Peki, nasıl hala çevriliyorsunuz? (Yunus Suresi, 31-32)

    Allah'a inandıkları halde, O'nun yeryüzüne ve yaşamlarına müdahale etmediğini zanneden bu kişiler, büyük bir yanılgı içindedirler. Kişi iman ettiğini söylüyorsa, Rabb'inden bağımsız bir yaşamı olmadığını da kabul etmelidir. Her şeyi sarıp kuşatan Allah, her an bizi de çepeçevre kuşatır ve bize şah damarımızdan daha yakındır...

    Allah ile hiçbir güç baş edemez. Allah'ın dilediği olaya, tüm dünya bir araya gelse karşı duramaz; O her şeyin, her yerin Rabb'idir. Diğeri, putperestler gibi deniz, orman ya da yeraltı tanrısı gibi tanrılar edinmektir. "Benden başka İlah yoktur, öyleyse Bana ibadet edin." (Enbiya Suresi,22)

    Uzay boşluğunda dönüp duran 300 milyar galaksiden, dünya üzerindeki tek bir mikroorganizmanın beslenmesine kadar, yaşamın devamı için gerekli olan tüm faaliyetler Yüce Allah'ın dilemesiyle gerçekleşir. O'nun denetlemediği tek bir varlık yoktur.

    "Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)" (Hud Suresi, 56)
#10.05.2012 09:48 0 0 0
  • Yaratılış - İman Hakikatleri - Tefekkür - Yerleri Gökleri Yartan - Kusursuz Yaratılış


    O, biri diğeriyle 'tam bir uyum' içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman'ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk' göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir. (Mülk Suresi, 3-4)

    Evrendeki mucizevi uyum Yüce Allah'ın ayetidir ve tüm sistemler O'nun koyduğu kanunlarla, O'nun denetimi ve bilgisi dahilinde işler. İnsan yalnızca kendi yaratılışını, ya da doğadaki bir varlığı incelediğinde, sistemlerdeki müthiş uyumu ve planlayan büyük ve eşsiz aklı görebilir.
    noimage
    Samimiyetle bakabilen bir göz, aslında tüm varlık aleminin yalnızca Allah'ın ayetlerinden oluştuğunu kavrayabilir. Evrendeki her milimetrekaredeki ayetler, sonsuz güzellikleri sanatının içinde yaratan Rabb'imizin varlığını ve sıfatlarını gösterir, bildirir. Yüce Allah'ın ilmi sonsuz, yaratışı kusursuzdur... Ve çevremizdeki herşey bu yaratışın kanıtıdır...
    İnanan insan bilim yoluyla Allah'ın sonsuz aklını ve uyum içindeki muhteşem yaratmasını görerek, Allah'ın gücünü gereği gibi takdir eder ve bütün noksanlıklardan tenzih ederek O'nu tesbih eder.

    Yapmamız gereken derin ve kapsamlı bir şekilde Allah'ın yarattıklarını ve yaratılıştaki hikmetleri düşünmek, böylelikle Allah'ın sonsuz ilmine, kudretine ve sanatına şahit olmaktır. Bunu yaparken varlıklar ve olaylar üzerinde sorgulama ve kıyas yöntemini kullanabiliriz. Kur'an her konuda olduğu gibi bu düşünme yöntemi konusunda da bize bir örnek verir:

    Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü? Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi? (Vakıa Suresi, 68-70)

    Evrendeki ve Bedenimizdeki Uyum

    Yaşam kaynağımız olan su üzerinde düşünelim. Su, Dünya'nın dörtte üçünü kaplayan, hemen her an kolayca ulaşabildiğimiz olmazsa olmaz bir nimettir. Suyun varlığı, bizim ihtiyacımıza ve beğenimize uygun olması, çok doğal, sıradan, üzerinde düşünme gerektirmeyen bir olgu değildir. Yukarıdaki ayetlerde bildirildiği gibi eğer Allah dileseydi, suyun özelliklerini farklı kılardı. Örneğin bulutu yaratmazdı ve bulut olmadığı için tatlı su kaynakları da bulunmazdı. Yalnızca denizlerin tuzlu suyunu kullanmak durumunda kalırdık. Bu da, yaşamı oldukça zorlu hale getirirdi.

    Her şey bizim için Allah Katından bir nimettir ancak bunları görebilmek için öncelikle düşünmemiz ve "eğer farklı olsa nasıl olurdu" şeklinde kıyas yapmamız gerekir. O zaman Allah'ın herşeyi ne denli hassas ölçülerle uyum içinde yarattığını kavrayabiliriz. Allah'ın koyduğu doğa kanunları ve bu kanunlar dahilinde yarattığı olaylar üzerinde düşünmek, "akıl kullanmak" Kur'an'ın bu konuda vurguladığı önemi bir bilgidir:

    Gece ile gündüzün ardarda gelişinde, Allah'ın gökten rızık indirip ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde ve rüzgarları yönetmesinde aklını kullanan bir kavim için ayetler vardır. (Casiye Suresi, 5)

    Tüm evrende mucizevi bir uyum vardır. Milyarlarca yıldız ve galaksi kusursuz bir uyumla, tespit edilmiş yörüngelerinde sürekli hareket ederler. Yıldızlar, gezegenler ve uydular hem kendi etraflarında, hem de bağlı bulundukları sistemlerle birlikte dönerler. Hatta bazen içinde yaklaşık 300 milyar yıldız bulunan galaksiler birbirlerinin içinden geçerler; ancak evrendeki büyük düzen ve uyum asla bozulmaz.

    Evrenin yaratılışı Big Bang (Büyük Patlama) ile başlar. Ne denli mucizevidir ki "patlama", insana karmaşayı ve düzensizliği çağrıştıran bir kelime olmasına karşın, Big Bang'de akıllara durgunluk veren hassas bir düzenleme vardır.

    Big Bang'le birlikte yaratılan madde, korkunç bir hızla yayılırken, henüz patlamanın ilk anında şiddetli bir çekim gücü vardır. İşte bu, evrenin tümünü bir noktada toplayabilecek kadar büyük bir çekimdir.

    Big Bang olayında birbirine zıt iki güç olan patlamanın gücü ve bu patlamaya direnen, maddeyi bir araya toplamaya çalışan çekim gücü arasında bir denge oluştuğundan evren ortaya çıkar. İki güç birbiriyle uyum içinde yaratılmıştır; biri diğerine baskın çıksa ya evren genişleyemeden tekrar içine çökecek ya da madde birbiriyle bir daha asla birleşmeyecek şekilde savrulacaktı.

    Evrendeki kuvvetler, uzaydaki boşluklar, atomdaki proton ve elektronlar, güneş sistemi, kusursuz yörüngeler; muhteşem uyumu yaratılmış her şeyde görmek mümkündür.

    "O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, "şekil ve suret" verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tespih etmektedir. O, Aziz, Hakim'dir. (Haşr Suresi, 24)

    Dünya'nın atmosferi, yaşam için gerekli son derece özel koşullarla tasarlanmış olağanüstü bir yapıdır. Güneşten yayılan ışınlar dünya yüzeyine ulaşabilmek için, atmosferden geçmek zorundadırlar. Ancak atmosfer, yalnızca yararlı ışınların geçişine izin veren bir karışımdır.

    Bir Kur'an ayetinde, "O Allah ki gökten bir ölçü ile su indirir." (Zuhruf Suresi, 11) ifadesiyle yağmurdaki ölçüden söz edilir. Gerçekten de yağmur yeryüzüne bir ölçü ile iner. Yağmurun sahip olduğu ölçülerden biri, her yıl dünyaya yağan yağmurun ve buharlaşan suyun ölçüsünün aynı olmasıdır. Bir diğeri ise yağmurun düşüş hızıdır. Eğer yağmur damlası kendisiyle aynı ağırlık ve büyüklükteki bir cisimle aynı yükseklikten aynı şekilde düşecek olsaydı, bu durumda tarlalar, evler ve arabalar hasar görecekti.

    Suyun özellikleri ve önemi kadar oluşumu da oldukça düşündürücüdür. İki hidrojen atomu ve bir oksijen atomunu su molekülü oluşturacak şekilde birleştirmek, yüzlerce yıl da bekleseniz oldukça zordur. Ancak dünyanın her yerindeki denizler, nehirler ve göller; tümü Allah'ın üstün yaratmasına örnektir.

    Suyun akışkanlık değeri de müthiş uyumla yaratılmıştır. Tüm sıvılar içinde su, yaşam için tam olması gereken değerle yaratılmıştır. Ayrıca su diğer sıvılardan farklı olarak donduğunda ağırlaşmaz. Bu özelliği nedeniyle denizler, yüzeylerinde oluşan büyük buz tabakalarına rağmen her zaman sıvı olarak kalırlar. Ve bu büyük buz tabakalarının altında böylece canlılık devam eder.

    Güneş öyle detaylı tasarlanmış bir aralıkta ışık yayar ki, olası ışık türlerinin yalnızca 1025'te 1'ini oluşturan bu aralık, hem dünyanın ısınmasını, hem canlıların biyolojik işlevlerinin desteklenmesini, hem fotosentezin yapılmasını sağlayan en ideal aralıktır. Güneşe olan uzaklığımız, atmosferdeki oranlar, yerçekimi, tüm evreni ahenk içinde yaratan ve yarattıklarını insanın emrine veren sonsuz kudret sahibi Allah'ın eşsiz yaratma sanatıdır.

    Yaratmak bakımından siz mi daha güçsünüz yoksa gök mü? (Allah) Onu bina etti. Boyunu yükseltti, ona belli bir düzen verdi. Gecesini kararttı, kuşluğunu açığa-çıkardı. Bundan sonra yeryüzünü serip döşedi. Ondan da suyunu ve otlağını çıkardı. Dağlarını dikip-oturttu; size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere. (Naziat Suresi, 27-33)
#10.05.2012 09:46 0 0 0
  • Allah'ın Sanatı - Bilim - İman Hakikatleri - Tefekkür

    Bedenimizde Allah'ın uyum içinde yaratmasına yüzlerce delil vardır. 100 trilyon hücreden oluşur bedenimiz ve içlerinde 200 bin çeşit ürün üretilen her bir hücre muhteşem özellikleriyle bilim adamlarını hayran bırakır. Bu trilyonlarca hücre bizi yaşatmak için uyum içinde çalışır ve tümü birbiriyle akıl almaz işbirliği içerisindedir. Örneğin saç tellerimizin hepsinin beraber uzamalarının nedeni kafa derisi hücrelerinin uyumu nedeniyledir.
    noimage
    Bunu sağlayan mekanizmalar henüz insan cenin halinde iken oluşmaya başlar. Bölünme sırasında bazı hücreler aniden farklı proteinler üretmeye başlarlar. Bu farklı üretim sonucunda, hücreler arasındaki yapı farklılıkları ortaya çıkar. Bu değişimden hücre zarı da etkilenir ve dış yüzeyinde kancaya benzer uzantılar oluşur. Bu uzantılar sayesinde ancak kendi cinslerinden olan hücrelere tutunabilirler. Böylece milyarlarca benzer hücre biraraya gelerek organları oluştururlar.

    Yaşamımızın her dakikasında sürekli olarak ciğerlerimize hava çeker, sonra aynı havayı geri veririz. Bunu o kadar çok yaparız ki, sıradan bir işlem gibi düşünürüz. Oysa nefes almak çok karmaşıktır. İnsan ne kalbinin atışını, ne de nefes almayı kendisi kontrol edebilir. Hatta tükrük bezlerinin faaliyetlerini bile denetleyemez. Tüm bunlar gibi bedenimizde gerçekleşen sayısız fonksiyon, bizim hiçbir müdahalemiz olmadan, kusursuz bir uyumla işler. Her saniye bedenimizde milyarlarca bilgi işlenir, değerlendirilir. Bizim ise bu hayranlık verici hızla gerçekleşen işlemlerden haberimiz bile yoktur. Güleriz, konuşuruz, yemek yeriz, düşünürüz ama bu işlemler için bir çabamız yoktur. Ufak bir gülümseme için dahi yüzümüzdeki onyedi kasın aynı anda çalışması gerekir. Bunlardan birinin çalışmaması gülmeyi farklı bir yüz ifadesi haline dönüştürür. Sahip olduğumuz bilinç ve zekaya rağmen, bu işlemler tamamen bilgimiz dışında oluşur.

    Şu an, sayısız canlının sizin asla başaramayacağınız işleri kusursuz şekilde yaptığını hiç düşündünüz mü? Oysa irili ufaklı milyonlarca tür organizma, üstlendikleri görevleri başarıyla gerçekleştirmeseler, ne siz ne de diğer canlılar var olamazdınız. Yaşamın olmazsa olmazı oksijen, yeşil bitkiler ve siyanobakteri adı verilen bakteriler tarafından sağlanır. İnsanlar, hayvanlar ve mikroorganizmalar tarafından tüketilen oksijen, söz ettiğimiz canlıların gerçekleştirdiği fotosentez işlemiyle her an ve sürekli üretilir; bu sayede yeryüzünde denge ve uyum vardır. Örneğin yeşil bitkiler yılda 500 milyon ton kadar oksijeni havaya verirler.

    "Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır? (Nuh Suresi, 15)

    Bizlerin sorumluluğu, Allah'ın evrendeki ve bedenimizdeki ayetlerini görmek ve gördüğümüz bu uyum içindeki sistemlerin mükemmelliğinden yola çıkarak Allah'ın sonsuz ilim, kudret ve benzeri olmayan yaratma sanatını kavramaya çalışmaktır. Böylece bizi ve tüm diğer varlıkları yaratan Allah'ı tanıyabilir, varlığımızın anlamını ve amacını, ölüm sonrası bizi nelerin beklediğini çözebilir ve yine O'nun dilemesiyle kurtuluş yollarını görebiliriz.
#10.05.2012 09:44 0 0 0
  • allahn yasakladıgı şeyler - büyük günahlar - allah neleri yasaklamıştır



    Miftâh-un-Necât'ta zikredilen bir hadîs-i şerifte; "Allahü teâlânın ha râm kıldığı (yasak ettiği) şeylerden sakın ki, insanların en âbidi olasın." buyrulmuştur. (E. Ans. c.1, s. 6) Evliyânın büyüklerinden Ahmed bin Yahyâ el-Celâ (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerine "âbid kimdir " dediler.Farzları vakti girer gir mez edâ edip yerine getirendir. buyurdu.Muvahhid kimdir , suâline i- se; İşlerinin hepsini Allah için yapandır. buyurdu.

    İskenderiye'de yetişen büyük velîlerden Dâvûd-i İskenderî (rahme- tullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: "Âbidde (Allahü teâlâya çok ibâdet e- dende) ve ârifde nefse düşmanlık vardır. Fakat ikisinin düşmanlıkları farklıdır. Âbid, nefsinin yaptıklarının kendisi için zararlı olduğunu bildiği için, nefsin yaptığı işlere düşmandır. Ârif ise, işleriyle birlikte, nefsin ken disine de düşmandır. Çünkü nefs, Allahü teâlâya düşmandır."

    Büyük velîlerden Ma'rûf-ı Kerhî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdu -lar ki: "Her kim günde üç kere "Allah'ım, Muhammed ümmetini ıslâh et" diye duâ ederse âbidlerden sayılır."


    Allahü teâlâdan başkasının sevgisini kalbinden çıkaran, O'nu gö nülle bilen ve O'nun rızâsını kazanmış, ermiş, velî kimselere ârif-i billâh veya yalnız ârif denir. Künûz-ul-Hakâik'da kaydedilen bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulmaktadır: "Her şeyin kaynağı vardır. Takvânın (haramlardan sa kınmanın) kaynağı âriflerin kalpleridir." Süleymân bin Cezâ, ârif kim senin alâmetini şöyle belirtiyor: "Susması; tefekkürü, Allahü teâlânın bü yüklü -ğünü düşünmesi, gördüklerinden ibret, ders alması ve Allahü teâlânın râzı olup beğendiği şeyleri istemesidir." Bâyezîd-i Bistamî ise; "İrfân sâ -hibi, ârif odur ki: Seninle yediğini, içtiğini, seninle eğlendiğini, alış-veriş ettiğini görürsün; ne var ki, onun kalbi yüce Allah'a bağlıdır. O'ndan başka hiç bir derdi yoktur." Yine o; "Ârif boş yere konuşmaz, de vamlı Al- lahü teâlâyı düşünür." demiştir. Cüneyd-i Bağdâdî de; "Resûlullah efen- dimizin sünnetini terk edeni ve O'ndan gelen edebleri gözet mekte gev- şeklik göstereni ârif zannetme!" îkazını yapmaktadır. (Evliyâlar An.c.1, s. 6)

    Evliyânın meşhurlarından ve Hanbelî mezhebinin büyük fıkıh âlimle rinden Abdullah-ı Ensârî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretleri,Sehl-i Tüsterî hakkında şöyle anlattı "Ârif; kalbini Allahü teâlâyı düşünmek, u- nutmamak, vücûdunu da, insanların rahmet-i ilâhiyyeye kavuşmaları için seferber eden kimsedir."

    Evliyânın meşhurlarından Abdullah bin Menâzil (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: "Ârif, gafletten uzak olup, hiçbir zaman kendini be- ğenmez, ucba kapılıp kibir enmez."

    Kendilerine Silsile-i aliyye denilen büyük âlim ve velîlerin beşincisi olan Sultân-ül-Ârifîn Bâyezîd-i Bistâmî (rahmetullahi teâlâ aleyh) haz retlerine "Ârifin alâmeti nedir " diye sorulduğunda; "Allahü teâlâyı an makta gevşeklik göstermemektir." buyurdular.

    İskenderiye'de yetişen büyük velîlerden Dâvûd-i İskenderî (rahme- tul lahi teâlâ aleyh) hazretleri buyurdular ki: "Allahü teâlâyı tanıyan ârifle-(Terbiyeden-Yoksunum)-rin, dünyâya düşkün olanlardan kaçıp, onlardan uzaklaşmaları, onların üzerinde dünyâ cîfesinin pis kokusu duyulup, etrâfı rahatsız ettiği içindir."

    Yine buyurdular ki: "Âriflerden bir zâtın yanında ve sohbetinde bir an bulunmanın faydası, babanın terbiyesinden, öğretmenin zâhirî mesele leri öğretmesinden çok daha fazladır. Onun bir anlık terbiyesi, öbürlerinin yirmi yıllık terbiyesinden daha fazla ve daha tesirlidir. Çünkü onlar dış görünüşü terbiye etmeye uğraşırlar. Ârif zât ise, insanın bâtınını, rûh ya pısını terbiye eder, yetiştirir."

    Evliyânın büyüklerinden Ebû Ali Cürcânî rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: "Ârif; tamamiyle gönlünü Allahü teâlâya, vücûdunu halka hizmete veren kişidir."

    Evliyânın meşhurlarından Ebû Bekr Verrâk (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: "Dünyâ peşinde koşanların yanında, ilim ve mâri et- ten bahseden kimse ârif değildir."

    Derin âlim ve büyük velî Ebû Hamza Horasânî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyudular ki: "Allahü teâlâ hakkında mârifet sâhibi olan ârif-i billah kimse, maîşetini günü gününe temin eder. Yâni sâdece günlük maîşetini düşünür. Dünyevî maîşetini asgarîye indirerek uhrevî maîşetini âzamiye çıkarır."

    Yine buyurdular ki: "Ârif, ikrâm olunan şeyin yok olmasından, eldeki nîmetin gitmesinden ve vâd edilen azâbın başa gelmesinden korkar. Ârif maîşetini günü gününe savar, gıdâsını günlük olarak alır."

    Büyük velîlerden Ebû Saîd bin el-Arabî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: "Eğer ârife, devamlı dünyâda kalacaksın denilseydi, üzün- tüsünden ölürdü. Cennet ehli için de, sizler Cennet'ten çıkacaksınız de- nilseydi, onlar da üzüntülerinden ölürlerdi."

    Tasavvuf büyüklerinden Ebû Yâkûb Nehrecûrî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: "Ebû Yâkûb Sûfî'ye, ârif, Allahü teâlâdan başka bir şey için esef ve hüzün duyar mı diye sordum. Dedi ki: "O'ndan başka sını görür mü ki esef etsin." "Ârif mahlûkâta, eşyâya hangi gözle bakar " dedim. "Yok olacak ve yok olmuş gözüyle bakar." buyurdu.

    Büyük velîlerden Fâris bin Îsâ Bağdâdî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: Ârif, her gün korku içindedir. Çünkü o, hesap vaktinin her saat yaklaştığını yakînen bilmektedir.


#10.05.2012 09:40 0 0 0