nida51

nida51

Üye
12.03.2004
Çavuş
1.423
Hakkında

  • Konu: dikkat edin
    önemli deyil bizde yapiyorduk bu tür hatalari ayrica hatalar yapilmak icindir

    konunun icerigine dikkat et koyarken
#06.07.2004 14:12 0 0 0
  • Konu: dikkat edin
    @ yasemince

    konulari yanlis yerlere aciyorsun

    islam bölümüyle ilgisi olmayan bir konu bu, biraz daha dikkat et istersen yanlis anlama ha ben kaydirmak zorunda kaldim bu konuyu
#06.07.2004 13:12 0 0 0
#05.07.2004 22:58 0 0 0

  • Bir gün temel'in bir komşusu temel'e bir tepsi baklava verir.temel içeri girdiğinde oğlu ve arkadaşlarının oyun oynadığını görür ve oğluna der ki:
    -oğlum bu baklava zehirli ben eve fare girmesin diye hazırladım.sakın yemeyin.
    Temel gittikten sonra oğlu arkadaşlarına
    -arkadaşlar babam yalan söyledi bu baklava zehirli değil hadi gelin yiyelim .der.
    Baklavanın hepsini bitirirler.temelin oğlu babasının tesbihini koparır babası gelincede:
    -baba yanlışlıkla senin tesbihini kopardım kendimi cezalandırmak içinde senin şu zehirli baklavaları yedim der
#01.07.2004 23:28 0 0 0
  • Konu: Lamba Cini
    Paraya kocmi degismem dogrusu ayip etmis kadin . Ayrica bu hareketi erkekler yapiyor ceplerine biraz cok para girdimi hemen yeni birini buluveriyorlar .A llahu teala az verp gezdirmesin, cok verip azdirmasin.
#28.06.2004 23:16 0 0 0
  • Arkadaslar bulundugumuz bölgede bir arkadasimiz kaza yaparak hayatini kaybetti. Bu arkadas ilk esini dogum yaparken bebegiyle birlikte kaybetmisti, sonra esinden ayrilmis birisi ile evlendi.Evlendigi bayanin eski esinden ayrilmasi uzun sürdügü icin nikah islemini yaptirmamislar.Rahmetli evelsi günü bir trafik kazasi yapip hayatini kaybetti, 4 cocugu var ve en kücügü dogali 1 hafta oluyor sizin bir bilginiz varmi aceba esi yani cocuklarinin annesi rente alabilirmi.
#28.06.2004 23:10 1 0 0
#26.06.2004 14:16 0 0 0
  • Konu: Havaalani
    harika ama bizim basimiza gelmez isallah
#23.06.2004 14:41 0 0 0


  • Meşhur velilerden Habib-i Acemî k.s. (ö. 120/739) zamanında, benzeri görülmemiş şöyle bir hadise yaşanmıştır:

    Horasanlı bir adam, evini onbin dirheme satarak, ailesiyle Basraya geldi. Oradan hacca gidecekti. Habib-i Acemîyi buldu ve ondan şöyle bir istekte bulundu:

    - Ben eşimle hacca gidiyorum. Şu onbin dirhem parayı al da, Basrada benim için uygun bir ev alıver.
    Horasanlı ve eşi Mekkeye doğru yola koyuldu. O günlerde ise Basrada müthiş bir kıtlık ve açlık başgösterdi. Habib-i Acemî Hazretleri ise elindeki emanet parayla gıda maddeleri alıp, sahibinin hayrına muhtaçlara dağıtmak zorunda kaldı. Adamın rızası olmazsa, parasını geri verecekti.

    Horasanlı, hac dönüşünde kendisine ev alınıp alınmadığını sordu. Habib-i Acemî dedi ki:

    - Rabbimden sana Cennette bahçeli bir ev alıverdim!

    Adam bu durumu eşine haber verdi. Kadın buna memnun oldu, fakat evin tapusunu da istedi. Horasanlı bu isteği iletince, Habib-i Acemî ona şöyle bir senet yazıp eline verdi:

    Bismillah.. Bu senet, Habibin Horasanlı için Rabbinden aldığı evin tapusudur. Allahu Tealâ bu evi Horasanlıya verecek ve Habibi de borcundan kurtaracaktır...

    Bu senedi aldıktan sonra adamcağız ancak kırk gün daha yaşadı. Ölmek üzereyken, bu tapu senedinin kefenine konulmasını vasiyet etti. Öyle yaptılar. Bir zaman sonra da kabrinin üzerinde, bir levhaya parlak bir yazıyla yazılmış şöyle bir yazı buldular:

    Habib Ebu Muhammedin falan Horasanlı için onbin dirheme aldığı evin beratıdır. Rabbi, Habibin istediği evi Horasanlıya verdi ve Habibi de borcundan kurtardı.

    Habib Hazretleri bu yazıyı alıp okuyunca, levhayı öperek ve ağlayarak dostlarının yanına koştu:Bu Rabbimin bana olan beratıdır! diye sevincini ifade etti.

    Ebu Nuaym: Hilyetül-Evliyâ (Beyrut, 1997), 6/162; Tarîhu Medîneti Dimaşk, 12/54-55.
#22.06.2004 16:15 0 0 0
  • Bir gun Turkce dersinde cocugun biri parmak kaldirarak soz hakki ister:

    -"ogretmenim bir sey sorabilir miyim?"

    Ogretmen:
    -"Sor evladim"

    Ogrenci:
    -"Ogretmenim, 'bazen' mi yoksa 'bazan' mi denir?"

    ogretmen:
    "Bazen 'bazen' denir, bazan da 'bazan' denir." diye yanit verir.
#22.06.2004 16:07 0 0 0
  • 3) ÜÇÜNCÜ UYARI: İnsanlardan bazıları rukye tedavisi (okuyup üfleme) talep ettikleri zaman okuyan kişinin inancının sağlam olup olmadığını, Maksadını, İlmini araştırmıyorlar.
    Bu sebeple de sahtekârlara, Büyücülere ve kötü maksadlı olanlara yöneliyorlar.
    O bozguncular, yapıcı olmaktan çok yıkıcıdırlar.
    Hatta onların içinde niceleri vardır ki, haram olan şeyleri, Yahut bid'atları, Ya da şirk olan şeyleri insanlara emrederler. Böyle kimselerin şerlerinden muhafaza etmesini Yüce Allah (c.c.)'dan dileriz.
    Rukye (okuyup üfleme) talep eden kimseye gereken şey, dikkatli olması ve işini sağlam yapmasıdır. Yani, ya kendisi okumalı, Yahut da buna ehil olan imanlı ve ihlâslı kimseleri bulmalıdırlar.
    Şunu da iyi bilmelidir ki; Eğer şeriatın uygun gördüğü şartlar uygun olmazsa, rukye yapmak caiz olmaz.
    İslâm şeriatına uygun olan şartlar şunlardır:
    a) Okunan şeyler, Kur'an-ı Kerim ayetleri ya da Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz'in okuyup tavsiye buyurduğu dualar olmalıdır.
    b) Ayet ve hadisler orijinal metni ile ve mânâsı bilinerek okunmalıdır.
    c) Okuyanın şunu da çok iyi bilmesi gerekir ki, rukye'nin kendisi hiçbir tesir icra etmez.
    Her şey Allah (c.c.)'ın takdiri ile olur.
    Şifayı verecek olan da bizzat Allah (c.c.)'ın kendisidir. O, bir şeyi sebep kılmıştır.
    d) Aslı esası olmayan vehimlerden ve vesveselerden kaçınarak,
    Vesile olacak fiili işleyerek sonucu Allah (c.c.)'a bırakmalı ve samimiyetle Cenab-ı Hakk'a tevekkül etmelidir.
    Hz. Yusuf Aleyhisselâm'ın kıssasını anlatan şu ayetin mânâsını derin derin düşünmeliyiz:
    "Ayrı ayrı kapılardan (şehre) girin (ki size nazar değmesin.) Yine de Allah'ın takdir ettiği bir şeyi ben sizden gideremem. Hüküm ancak Allah'ındır. Ben ona güvenip dayandım. Tevekkül edenler de yalnız ona güvenip dayanmalıdırlar." (Bkz. Yusuf, 12/67.)
    e) Bilmelidir ki, gözdeğmesinden (nazardan) korunmak ve onu tedavi etmek, ancak Allah (c.c.)'dan ve onun Resûlü'nden gelen şeylerin doğruluğuna inanmakla mümkün olur.
    Eğer bu konuda şüphe ve tereddütleri olursa, ilacın tesiri de azalır.


#22.06.2004 16:04 0 0 0
  • NAZAR DEĞMESİNDEN SONRA
    Yukarıda, nazar değmemesi için alınacak tedbirler ve korunma çareleri açıklanmıştı.
    Nazar değdikten sonra da şeriata uygun çareler vardır.
    Kur'an-ı Kerim'de ve hadis-i şeriflerde bu hususa işaret eden deliller bulunmaktadır.
    Yine şu sure ve ayetler dua maksadıyla okunmalıdır.
    a) Fatiha Suresi,
    b) Ayetü'l-Kürsî,
    c) Felâk Suresi,
    d) Nâs Suresi,
    e) Ayrıca Cebrail Aleyhisselâm'ın, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz'e okuduğu ve öğrettiği şu dua okunmalıdır:
    "Allah (c. c.) 'in ismi ile sana rukye ederim (okuyup üflerim).
    Sana eziyet veren her şeyin şerrinden,
    Her nefsin yahut hased edenin kem gözünün şerrinden Allah (c.c.) sana şifa versin.
    Allah (c.c.)'in ismi ile sana rukye ederim" (Buharî, Kitabu't-Tıb, 38; Müslim, Kitabu's-Selam, 40; Ebu Davud, Kitabu't-Tıb. 19; Tirmizî, Kitabu'l-Cenâiz, 4; İbn-i Mâce. Kitabu't-Tıb, 36. 37; Ahmed b. Hanbel, Müsned. 6/332.)
    Yine Resûlüllah (s. a.v.) Efendimiz' in bir hastalığı olduğu zaman Cebrail Aleyhisselâm gelir ve şu duayı okurdu:
    "Allah (c.c.) 'in ismi ile sana rukye ederim (okuyup üflerim). Allah (c.c.) bütün hastalıklardan sana şifa versin.
    Hased ettiği zaman hased edenin şerrinden ve bütün kem gözlülerin şerrinden (seni korusun.)" (Müslim, Hz. Âişe (r.a.)'dan rivayet .etmiştir.)
    Bazı İslâm büyüklerinden nakledilmiştir ki; gözden sakınmanın şartı, iyilikleri, güzellikleri, zînetleri gizlemektir. Bir kimsenin kendisini, ailesini veya çocuğunu süsleyip el âleme teşhir etmesi uygun değildir.
    Allâme İbnu'l-Kayyım diyor ki: "Kim bu duaları okuyup tecrübe ederse, faydasının derecesini ve ona ne kadar çok ihtiyaç bulunduğunu anlar. Bu dualar, nazar edenin tesirine mâni olur. Onu okuyan kimsenin imanının kuvvet derecesine göre nazarın etkisini giderir. Çünkü bu dualar silahdır. Silah ise, kullanana göre etkili olur."
    Kimi, tam merkezden vurur. Kimi de, ıskalar!
    Abdullah es-Sâcî (r.a.)'ın anlattığına göre, kendisinin çok güzel bir devesi vardı.
    Birgün devesine binerek yol arkadaşları ile beraber sefere çıktı. Yolculardan biri vardı ki, gözü değerdi. Bu durumu bilenler Abdullah'ı uyardılar. Devesini o adamın gözünden sakınmasını söylediler. Abdullah o adamın, devesine bir zarar veremeyeceğini söyleyip pek aldırmadı. Abdullah'ın sözlerini ve davranışını da o adama anlattılar. Adam, kendisini ispat etmek için Abdullah'ı kollamaya başladı. Bir mola sırasında Abdullah oradan ayrılınca, adam hemen gelerek deveye nazar etti. Biraz sonra deve hastalanıp yere düştü. O sırada Abdullah da çıkageldi. Deveyi o vaziyette görünce neler olduğunu sordu.
    Dediler ki: "Sen gidince hemen o adam gelip deveye nazar etti.
    Hayvana bakınca o da bu hâle geldi."
    Bunun üzerine Abdullah: "O adamı bana gösterin" dedi.
    Onlar da gösterdiler. Abdullah, adamın yanına varıp karşısında durdu.
    Sonra şu duayı okudu:
    "Allah (c.c.)'ın ismiyle hapsedenin hapsinden, Kuru taşın (şerrinden), Yakıcı kıvılcımın (şerrinden Allah 'c.c.)'a sığınırım).
    Nazar edenin gözdeğmesi, kendi aleyhine dönsün ve en sevdiği kişinin üzerine dönsün.
    Gözünü çevirip de (sema' ya) bak! Bir bozukluk görüyor musun? Sonra gözünü iki kez çevir de yine bak. Göz hor, Hakir, Bitkin ve ümidini kesmiş olarak tekrar sana döner." (Bu duanın son kısmı, Mülk Suresi'nin 3. ce 4. ayetleridir. Bkz. Mülk, 67/3-4..)
    Abdullah es-Sâcî bu duayı okuyunca gözdeğmesi kalktı.
    Allah (c.c.)'ın izni ile devesi iyileşti.
    PEYGAMBERİMİZİN (s.a.v.) RUKYELERİ
    Buharî'nin rivayetine göre, birgün Abdülaziz (r.a.), Hz. Sabit (r.a.) ile beraber Enes b. Mâlik (r.a.)'ın ziyaretine gitmişlerdi.
    Hz. Sabit (r.a.): "Ya Ebâ Hamza! Biraz rahatsızım" dedi.
    Hz. Enes b. Mâlik (r.a.): "Senin üzerine Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz'in rukyesini okuyayım mı?" diye sordu.
    Hz. Sabit (r;a.): "Oku" dedi.
    Hz. Enes b. Mâlik şu rukyeyi okudu:
    "Ey insanların Rabbi! Zarar ve fitneyi gider. Şifa ihsan et. Şifa verici sensin. Senden başka şifa verecek olan hiçbir kimse yoktur. Öyle bir şifa ver ki, hastalıktan eser kalmasın." (Buharî, Abdülaziz (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)
    Yine Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz hasta olan bazı ashabını eliyle sığayıp şöyle dua yapardı:
    "Allah'ım! Ey insanların Rabbi! Zarar ve fitneyi gider. Ona şifa ver. Şifa verici sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Öyle bir şifa ver ki, hastalıktan eser kalmasın." (Buharî. Hz. Âişe (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)
    Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz yine şöyle buyurmuştur:
    "Ey insanların Rabbi! Zarar ve fitneyi silip gider. Şifa, senin (kudret) elindedir. Senden başka ona (yol) açıcı yoktur." (Buharî, Hz. Âişe (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)
    UYARILAR
    1) BİRİNCİ UYARI: Gözdeğmesi (nazar) bazan insanlardan olur. Bazan da cinlerden olur.
    Mü'minlerin annesi Ümmü Seleme (r.a.)' dan rivayete göre, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, evinde bir kız görmüştü.
    Kızın yüzünde bir değişme farketti ve şöyle buyurdu:
    "Ona rukye yapınız (okuyup üfleyiniz). Çünkü onda gözdeğmesi (nazar) vardır." (Buharî ve Müslim, Ümmü Seleme (r.a.)'dan rivayet etmişlerdir.)
    Hafız el-Bağavî diyor ki: "Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz nazar değmesine işaret ederken cinlerden nazar değmiş olacağını kasdetmiştir."
    Deniliyor ki: "Cinlerin nazar etmesi, mızrak ucundan daha tesirlidir."
    Şüphe yok ki, insan kirli elbiselerini değişmek için çıkardığı vakit, Yahut tuvalet ihtiyacını gidermek için, Ya da bir başka sebeple avret yerini açtığı vakit cinlerin nazarından korunmak için dua etmelidir.
    Bu da Cenab-ı Hakk'ın ismini zikretmekle olur.
    Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
    "Onlardan (insanlardan) biri helaya girdiği zaman, başka bir rivayette, elbisesini çıkarıp bir yere koyduğu zaman bismillah demesi, cinlerin gözleri ile Ademoğlunun avret mahallinin arasında bir perdedir." (Tirmizî. Sünen'inde ve Ahmed b. Hanbel de Müsned'inde rivayet etmişlerdir.)
    2) İKİNCİ UYARI: Cenab-ı Hakk'ın ihsan ettiği sağlığı, Güzelliği, Nâli olduğu nimetler ve sair sebeplerle gözdeğmesine hazır olan kimse, daima tedbirli olmalı ve kendisini teşhir etmemelidir.
    Özellikle kadınlar kendi güzelliklerini ve bilhassa kız çocuklarının güzelliklerini aşırı derecede teşhir etmemelidirler. Çünkü bunun sonucunda birçok üzücü olaylara şahit olunmaktadır.
    Bu konuda şâir diyor ki:
    Kemâl sahibi sevilir,
    Olgunluk başta bir taçdır.
    Fakat yeri gelince onu
    Nazardan koruyan ayba muhtaçtır.
    Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz Esma binti Umeys (r.a.)'a hitaben şöyle buyurmuştur:
    "Bana ne oluyor ki, kardeşoğullarının cisimlerini zayıf görüyorum! Yardıma muhtaç duruma gelmişler." (Müslim, Câbir b. Abdullah (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)
    Bunlar Hz. Cafer b. Ebu Tâlib'in çocukları idiler.
    Esma dedi ki: "Onların bir hastalıkları yok. Fakat onlara nazar değdi."
    Bunun üzerine Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu:
    "(O halde) sen onlara rukye yap. (okuyup üfle.)" (Ahmed b. Hanbel. Müsned, 3/333.)
#22.06.2004 16:03 0 0 0
  • NAZARDAN KORUNMA TEDBİRLERİ
    Gözdeğmesi (nazar) illetine yakalanmadan önce korunmak için şu tedbirler alınmalıdır:
    1) BİRİNCİ TEDBİR: Sabah ve akşam koruyucu dua, evrad ve zikirlere devam edilmelidir.
    Onları okuyan kimseyi Allah (c.c.) nazardan muhafaza buyurur.
    Okunacak sure ve dualar çoktur.
    Bazıları şunlardır:
    Fatiha Suresi,
    Ayetü'l-Kürsî,
    Felâk Suresi,
    Nâs Suresi,
    Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'in okuduğu muhtelif dualar.
    Şimdi bunları açıklayalım:
    a) Fatiha Suresi:
    "Hamd, Âlemlerin Rabbi (olan) Allah'a mahsusdur.
    O, Rahman ve Rahîm'dir.
    Din gününün sahibidir.
    Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.
    Bizi doğru yola hidayet et.
    Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna (ilet). Gazaba uğrayanların ve sapmışların yoluna değil." (Fatiha, 1/1-7)
    b) Ayetü'l-Kürsî:
    "Allah, kendinden başka hiçbir ilâh bulunmayan (Allah)'dır.
    O, Hayy ve Kayyûm'dur.
    Onu ne bir uyku yakalar, ne de bir uyuklama.
    Göklerde ve yerde bulunanların hepsi onundur.
    Onun izni olmadan katında hiç kimse şefaat edemez.
    O, (kullarının) yapmakta oldukları şeyleri ve önceden yaptıklarını bilir.
    Onun dilemesi hariç, insanlar onun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler.
    Onun kürsüsü, gökleri ve yeri içine alır.
    Onları koruyup gözetmek, kendisine ağır gelmez.
    O yücedir, büyüktür." (Bakara, 2/255)
    c) Felâk Suresi:
    "De ki: (Karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran) sabahın Rabbine sığınırım.
    Yarattığı şeylerin şerrinden,
    (Karanlık çöktüğü zaman) bastıran gecenin şerrinden,
    Sihir yapmak için düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden,
    Ve kıskandığı zaman kıskanç kişinin hasedinden (Allah'a sığınırım.)" (Felâk, 113/1-5)
    d) Nâs suresi:
    "De ki: İnsanlann Rabbine sığınırım. İnsanların melikine (mutlak sahibine).
    İnsanlann ilâhına (sığınırım.)
    Sinsi vesvesecinin şerrinden.
    İnsanlann kalplerine şüphe ve tereddüt sokan.
    Gerek cinlerden, gerek insanlardan." (Nâs, 114/1-6)
    e) Peygamberimizin okuduğu muhtelif Dualar:
    Nazara karşı şu duayı okumalıdır:
    "Yarattığı şeylerin şerrinden Allah (c. c.)' in tam olan kelimelerine sığınırım." (Ebu Davûd, Tıp, 19; Dârimî, İsti'zan, 48; Muvatta, İsti'zan, 34; Ahmed b. Hanbel, 4/430)
    Yine şu duayı okumalıdır:
    "Bütün şeytanlardan, zararlı hayvanlardan,
    Kem gözlerden Allah (c.c.)'ın tam olan kelimelerine sığınırım.
    Hiçbir iyinin ve kötünün yapamadığı ve Allah (c. c.) 'in yaratıp vücuda getirdiği bütün şerlerin şerrinden,
    Gökten inenlerin ve göğe çıkanların şerrinden,
    Yerde bitenlerin ve yerden çıkanların şerrinden,
    Gecenin ve gündüzün fitnelerinin şerrinden,
    İyilik için kapı çalan hariç, gece ve gündüz her kapı çalanın şerrinden Allah (c. c.) 'ın tam olan kelimelerine sığınırım.
    Ey Rahman (olan Allah'ım)" (Buharî, Kitabü'l-Enbiya, 10; Müslim, Kitabu'z-Zikr, 54, 55; Ebu Davud, Kitabu't-Tıb, 19; Kitabu'l-Edeb, 98; Tirmizî, Kitabu't-Tıb', 18; Kitabu'd-Deavât, 40; Ahmed b. Hahbel, 2/181, 290, 375, 448, 4/57.)
    Yine şu ayeti okumalıdır:
    "Doğrusu inkâr edenler, Kur'an'ı duydukları vakit (sana olan düşmanlıklarından dolayı) neredeyse gözleri ile seni yere sereceklerdi!
    Hâlâ da (senin için) mutlaka o, delidir! Diyorlar.
    Halbuki Kur'an, bütün âlemler için bir öğütten başka bir şey değildir." (Kalem, 68/51,52.)
    İnsanların ahvâline bakan kimse, nazar konusunda onlarda bir umursamazlık olduğunu görür. Oysa ki, bilhassa bebeklerin ve küçük çocukların şeriata uygun dualarla nazardan korunmaları gerekir.
    Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.)'ı şu dua ile koruyordu:
    "Sizi, bütün şeytanlardan, Zararlı hayvanlardan, Kem gözlerden, Allah (c.c.)'ın tam olan kelimelerine sığındırırım." (Buharî, Abdullah b. Abbas (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)
    Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, torunları olan Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.)'a hitaben yine şöyle derdi:
    "Şüphesiz ki, sizin atanız (İbrahim Aleyhisselâm) İsmail'i ve İshak'ı onlarla koruyordu." (Buharî, İbn-i Abbas (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)
    2) İKİNCİ TEDBİR: Nazar değmesinden korunma yollarından biri de, korktuğu ve şüphelendiği kişilerin yanında güzelliklerini teşhir etmemelidir.
    Hafız el-Bağavî "Şerhü's-Sünne" eserinde anlattığına göre, Hz. Osman b. Affan (r.a.) çok güzel bir çocuk görmüştü.
    Bunun üzerine, onu nazardan korumak için çocuğun velisine şöyle dedi: "Bu çocuğun çenesine siyah boya sürerek onun güzelliğini kamufle ediniz."
    3) ÜÇÜNCÜ TEDBİR: Gözdeğmesinden korunma yollarından biri de, görüp beğendiği bir şey hakkında, gören kişinin bereketle dua etmesidir.
    Bir kimse, kendi gözünün başkasına zarar vermesinden korkarsa, ona baktığı zaman şöyle demelidir:
    "Allah (c.c.) onu sana mübarek etsin." (Benzer ifade ile Bkz. Ebu Davud. Nikâh, 36; Tirmizî, Nikâh, 7; İbn-i Mâce, Ezan, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/281.)
    Veya şöyle demelidir:
    "Ya Rabbi! Ona mübarek eyle." (Benzer ifade ile Bkz. Müslim, Zühd, 74; Ebu Davud, Vitir, 31; Nesaî, Zekât, 12; İbn-i Mâce, Zühd, 8; Ahmed b. Hanbel, müsned, 3/108, 188, 5/77.)
    Yahut şöyle demelidir:
    "Mâşâallah (Allah ne güzel yapmış) Allah'tan başka kuvvet (sahibi) yoktur." (Ebu Davud, Edeb, 101.)
    Ya da buna benzer dualar etmelidir. O zaman Allah (c.c.)'ın izni ile zarar defolur gider.
    Ebu Ümâme (r.a.)'dan rivayete göre, Âmir b. Rebîa, Sehl b. Huneyf e uğramıştı.
    O sırada Sehl b. Huneyf banyo yapıyordu.
    Âmir b. Rebîa dedi ki: "Bugünkü gibi parlak bir cild görmedim."
    Bunun üzerine Sehl b. Huneyf in durumu değişti.
    Çok geçmeden sar'a nöbetine tutuldu. Bayılıp yere düştü.
    Gelip Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'e haber verdiler.
    Ona şöyle dediler: "Yâ Resûlallâh! Sehl' in imdadına yetiş. Onu sar'a iletti tuttu ve yere düştü."
    Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: "Kimin nazar etmesinden şüphe ediyorsunuz?" Diye sordu.
    Dediler ki: "Âmir b. Rebîa'dan şüphe ediyoruz."
    Bunun üzerine Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu:
    "Sizden biriniz kardeşinden hoşuna giden bir şey gördüğü zaman onun mübarek olması için dua etsin." (Ebu Ümâme rivayet etmiştir.)
    Daha sonra bir kap suya okudu ve Âmir'in o su ile abdest almasını emretti.
    Âmir de o su ile abdest aldı.
    Ayrıca yüzünü yıkamasını, Kollarını dirseklere kadar yıkamasını, Dizlerini yıkamasını, Eteğinin iç kısmını yıkamasını,
    Ve yine üzerine su dökmesini emretti.
    Zührî diyor ki: "Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz ayrıca ona, kabı ters çevirmesini emretti."
    Hadis-i şerifte gözdeğmesinin ilacı beyan olunmuştur. Buna göre, nazar eden kimsenin abdest azalarını yıkadığı ve bilhassa cildine temas eden iç çamaşırlarını yıkadığı su alınır ve nazar olunan kimsenin arkasından dökülür.
    Bir hadis-i şerifte Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
    "Sizden yıkamanız istenirse, yıkayınız." (Müslim rivayet etmiştir.)
    Yani, bir şahıs gelip de sizden birinizin abdest ve gusül suyundan elbisenin bir kısmına sürmek isterse, bunu yapsın. Bundan dolayı ona kızmasın, demektir.
    Kendi nefsinden, başkasına nazar değmiş olmasından şüphelenen ve endişe duyan kimsenin yapması gereken şey, Allah (c.c.)'dan korkması ve gözdeğmesine sebep olabilecek şeylerden sakınmasıdır.
    Bunun için Allah (c.c.)'ı çokça zikretmeye devam etmelidir.
    İnsanlardan hoşa giden bir şey gördüğü zaman Allah (c.c.)'dan, onu mübarek kılmasını dilemelidir.
    Yüce Allah (c.c.)'ın, insanlara vermiş olduğu nimetlere kesin olarak hased etmemelidir. Çünkü, eğer onlara hased ederse, sanki Rabbine karşı itirazda bulunmuş gibi olur.
    İşte bu da apaçık bir hüsrandır
#22.06.2004 16:02 0 0 0
  • Allâme İbn-i Kayyım diyor ki: "Vahiyden (dinden) ve akıldan nasibi olmayan bir taife, gözdeğmesi işini geçersiz saymışlardır.
    Onlara göre, bu nazar değme işi ancak bir evhamdan ibarettir. Onun aslı yoktur!
    Bunlar akıl ve nakil bakımından insanların en cahilidirler.
    Hicap (utanma) bakımından da insanların en kabasıdırlar.
    Sıfatlarıyla,
    Fiilleriyle ve tesirleriyle onlar, ruh ve nefisleri bilmekten uzaktırlar.
    Akıllı olan kimseler, her ne kadar göz-değmesinin sebebi ve tesiri hakkında ihtilâf etseler de nazar meselesini inkâr etmezler."
    Hafız el-Hattâbî de gözdeğmesi gerçeğine değinmiş ve şöyle demiştir: "Kem gözle nazar eden kimsenin hain bakışı, karşısındaki şahsa zarar verir."
    GÖZ DEĞMESİNİN SEBEPLERİ
    Bilmiş ol ki;
    Gözdeğmesi (nazar) iki sebepten dolayı olur:
    Biri, şiddetli düşmanlıktır. Diğeri de, bir şeyi beğenip onu güzel bulmasıdır.
    Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmaktadır:
    "Gözdeğmesi hak ve gerçektir. Eğer kaderin önüne geçen bir şey olsaydı, nazar, onun önüne geçerdi." (Müslim, Abdullah b. Abbas (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)
    Bu hadis-i şerifte gözdeğmesinin tesirine ve isabet etmesinin sür'atine işaret ve te'kid vardır.
    Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz yine şöyle buyurmuştur:
    "Allah (c.c.)'ın kaza ve kaderinden sonra benim ümmetimden ölenlerin çoğu gözdeğmesindendir." (El-Bezzâr. Câbir b. Abdullah (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)
    El-Elbânî bu hadis-i şerif için "Sahih" demiştir.
    Hafız İbn-i Hacer de "Hasen" demiştir.
    Bazı insanlar bu nazar olayını garip bulurlar.
    Bazıları da dehşete kapılırlar. Bununla beraber olaylar onun varlığını tasdik etmektedir.
    Nice kimse vardır ki, Allah (c.c.) ona bolca mal ve nimet vermiştir de bir hasedcinin nefsi o nimetlere takılmıştır. Böylece o adamın malı bir felâkete ve zarara uğramıştır. Yahut bütün malı ve mülkü yokolup gitmiştir.
    Yine nice insanlar ve özellikle de bazı kadınlar vardır ki, Allah (c.c.) onlara son derece fizikî güzellik vermiştir de bir hasedcinin nefsi o güzelliklere takılmıştır.
    Böylece o güzele bir felâket.
    Yahut bir hastalık,
    Ya da benzeri bir musibet gelmiştir de uzman doktorlar onun tedavisinden âciz kalmışlardır.
#22.06.2004 16:02 0 0 0

  • Kur'an-ı Kerim'de Hz. Yusuf Aleyhisselâm'ın kıssası anlatılırken Hz. Yakup Aleyhisselâm'ın oğullarını Mısır'a gönderdiği vakit onların şehre girmeleri hakkında onlara şöyle tavsiyede bulunduğu zikredilmektedir:
    "(Yakup) dedi: Oğullarım! (Şehre) hepiniz bir kapıdan girmeyin.
    Ayrı ayrı kapılardan girin (ki size nazar değmesin.) Yine de Allah'ın takdir ettiği bir şeyi ben sizden gideremem.
    Hüküm ancak Allah'ındır.
    Ben ona güvenip dayandım.
    Tevekkül edenler de yalnız ona güvenip dayanmalıdırlar. (Yusuf, 12/67)
    Hafız İbn-i Kesir, bu ayeti tefsir ederken Selef imamlarından naklettiğine göre, Hz. Yakup Aleyhisselâm, küçük oğlu Bünyamin'i hazırlayıp ağabeyleri ile beraber Mısır'a göndereceği zaman Mısır'da şehre girerken hepsinin bir tek kapıdan değil, muhtelif kapılardan şehre girmelerini onlara emretmişti.
    Hz. Yakup Aleyhisselâm'ın böyle davranmasının sebebi şu idi: Çünkü Hz. Yakup Aleyhisselâm, insanların, çocuklarına "nazar" etmelerinden korkuyordu. Zira onlar, çok güzel fizikî yapıya sahip idiler.
    Yüce Allah (c.c.), kulu ve Resulü Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimize hitaben şöyle buyurmaktadır:
    "Doğrusu inkâr edenler, Kur'an'ı duydukları vakit (sana olan düşmanlıklarından dolayı) neredeyse gözleri ile seni yere sereceklerdi!
    Hâlâ da (senin için): Mutlaka o, delidir! Diyorlar.
    Halbuki Kur'an, bütün âlemler için bir öğütten başka bir şey değildir." (Kalem, 68/51-52)
    Bir kısım müfessirlerin beyanına göre, müşrikler, peygamberimiz tiz. Muhammed (s.a.v.) Efendimize olan kin ve hasedlerinden dolayı onu gözleri ile öldürmek istiyorlardı. Yani, gözleri ile ona nazar ediyorlar ve onu kıskanıyorlardı.
    Eğer Allah (c.c.)'ın koruması olmasaydı, ona fenalık yapacaklardı.
    Yüce Allah (c. c.), hasedcinin şerrinden kendisine sığınmamızı emretmektedir:
    "De ki: (Karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran) sabahın Rabbine sığınırım.
    Yarattığı şeylerin şerrinden,
    (Karanlık çöktüğü zaman) bastıran gecenin şerrinden,
    Sihir yapmak için düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden,
    Ve kıskandığı zaman kıskanç kişinin hasedinden (Allah'a sığınırım.)" (Felâk Suresi, 113/1-5)
    Bu surenin son ayetinde, hased eden kimsenin hasedinden Allah (c.c.)'a sığınılması açık bir şekilde emrolunmaktadır,
    Hasedci, Cenab-ı Hakk'ın, kuluna verdiği nimeti çekemez ve o nimetin yok olmasını ister.
    Bu, genel bir tutumdur.
    Hasedcinin nazar etmesini ve daha başka musibetleri içine alır.
    Yukarıda zikrolunan ayetler, gözdeğmesinin hak ve gerçek olduğuna bir delildir.
    Eğer gözdeğmesi (nazar) diye bir olay olmasaydı, onun şerrinden Cenab-ı Hakk'a sığınmaya da gerek olmazdı.
    Yine onun hak ve gerçek olduğuna dair sünnetten de deliller vardır.
    İnsanlardan pekçoğu gözdeğmesi ile ilgili olaylara daima şahit olmuşlardır ve şahit olmaya devam etmektedirler.
    Bazan bu gözdeğmesinin farkına varırlar ve onu bilirler.
    Bazan da onu bilip anlayamazlar.
    İnsanların başlarına gelen tecrübeler, zikredilenlerden çok daha fazladır.
    Nice ölen kimseler vardır ki, onların ölüm sebepleri bilinmez.
    Nice sağlam, kişiler de vardır ki, hasta olup yatağa düşerler fakat hastalıklarının gerçek sebebini bilmezler.
    Nazar (gözdeğmesi), toplumda vâki olan bir hususdur.
    Bazı kimselerin gözlerinde bir hâl vardır ki, konsantre olarak baktığı kişiye çeşitli zararlar verir.
    Bir kısım âlimlere göre, insanların gözbebeklerinden ve parmak uçlarından görünmeyen ışınlar saçılmaktadır.
    Gözdeğmesi gerçek olmakla beraber asıl sebebin ne olduğu bilinmemektedir.
    Onu ancak Yüce Allah (c.c.) bilir.
    Nasıl ki; mıknatıs, demiri kendine çeker. Fakat asıl çekme sebebini, onu yaratan Rabbimiz bilir. Nazar da öyledir.
    İmam Kastalanî diyor ki: "Bir çanak içinde süt olsa ve hayız gören bir kadın, elini o sütün içine soksa, o süt özelliğini kaybeder ve bozulur.
    Eğer temiz bir kadın, elini o sütün içine soksa, süte bir şey olmaz."
    Sebebini bilmediğimiz diğer şeyler de buna kıyas olunmalıdır.
    Gözü değen bazı kimselerin anlattıklarına göre, bir şeye gıpta ile bakıp imrendikleri zaman onların gözlerinden bir hararet çıkmaktadır.
    Gözdeğmesi ile ilgili olarak pekçok hadis-i şerifler de vardır.
    Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz nazar olayının, yaşanan bir gerçek olduğunu dile getirmiş ve şöyle buyurmuştur:
    "Gözdeğmesi hak ve gerçektir." (Müslim. Abdullah b. Abbas (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)
    Hafız İbn-i Hacer diyor ki: "Yani, kem göz ile nazar edip gözdeğdirmek, toplumda var ve sabit olan bir şeydir."
    İmam el-Kurtubî de gözdeğmesinin sabit olduğunu zikrederek şöyle demiştir: "Bu durum, ulemanın ittifak ettiği bir hususdur. Ancak bid'at ehli olan bir taife bunu inkâr etmişlerdir.
    Onların görüşlerine karşı hadis-i şeriflerden pekçok deliller vardır.
    Yine bu olayları müşahede eden pekçok kimseler mevcuttur.
    Nice yiğitler vardır ki, gözdeğmesi, onları mezara koymuştur.
    Nice güçlü develer vardır ki, nazar, onları da tencereye koymuştur.
    Bütün bunların hepsi Cenab-ı Hakk'ın dilemesi ile olmaktadır."
    Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
    "Onlar ise, Allah'ın izni olmaksızın kimseye bir zarar veremezler." (Bkz. Bakara. 2/102.)
    Aslı olmayan ve mesnedsiz bir şekilde inkâr yolunu seçerek şeriata ve akla muarız (karşı) olan kimseye iltifat olunmaz
#22.06.2004 16:00 0 0 0
  • Konu: Marka Önemi
    Bence marka demek kalite demek deyildir.Hava atmak icin markali giyinmeyede karsiyim ayrica marka diye 1 liralik seyi 10 liraya satiyorlar, gencler tutturmus marka da marka diye neyse allah sonumuzu hayr etsin.
#19.06.2004 15:18 1 0 0
  • "Alo efendim"
    "Pardon galiba yanlis numarayi çevirdim"
    "Dikkat etsene geri zekali "
    "Geri zekali sensin, üstüne birde bit beyinlisin"
    "Ne sen kiminle konustugunu biliyormusun???"
    "Hayir"
    "Ben istanbul emniyet müdürüyüm" (biraz sesizlikten sonra)
    "Sen kiminle konustugunu biliyormusun"
    "Hayir"
    "Ohhh çok sükür"
#17.06.2004 18:28 0 0 0
  • Konu: Tras
    Temel Fadime ye
    - Sabah tras olunca on yas gençleseyrum, daa.
    Fadime Temel e
    - Ula Temel, öyleyse aksamlari da tras ol.
#17.06.2004 18:26 0 0 0
  • Malzemeler
    1 paket margarin
    1 bardak katı yoğurt
    1,5 bardak toz şeker
    1 paket kabartma tozu ve vanilya
    Kuru üzüm ( 1 bardak kadar )
    2 yumurta (1 tanesinin sarısını ayır )
    Aldığı kadar un

    Yapılışı
    Yoğurt, şeker ve yumurtayı iyice karıştır. Erıyen yağ
    ve diğerlerini de katıp karıştır.
    Yağlanıp unlanmış tepsiye istediğin şekli vererek
    kurabiyeleri diz. Üzerlerine önce yumurta sarısı
    sonra hindistan cevizi serp.
#17.06.2004 16:19 0 0 0