nurcan

nurcan

Üye
23.02.2005
Er
140
Hakkında

#04.05.2006 14:02 0 0 0
  • Diplomatın biri, fakir bir adamın yanına gider ve "Oğlunun evlenmesini
    sağlayabilirim" der.
    - Oğlumun hayatına asla karışmam...
    - Ama, kız Lord Rothschild'in kızı...
    - Haaa! O zaman başka...
    Diplomatın ikinci durağı, Lord Rothschild'in yanıdır.
    - Kızınız için bir kısmet buldum Lord'um..
    - Benim kızım evlenmek için henüz çok küçük...
    - Ama, bu delikanlı halihazırda Dünya Bankası Başkan Yardımcısı...
    - Bak o zaman başka...
    Diplomat, Lord'un yanından ayrıldıktan hemen sonra soluğu Dünya Bankası
    Başkanı'nın yanında alır.
    - Size başkan yardımcısı olarak tavsiye edeceğim, çok iyi bir delikanlı
    var.
    - Şu an zaten ihtiyacımdan çok başkan yardımcım var, gerekmez&
    - Ama, bu çocuk Lord Rothschild'in damadı&
    - Bak o zaman oldu& Gelsin başlasın.
#27.04.2006 16:29 0 0 0
  • "Mahkeme duvarı gibi...deyimini haklı çıkarırcasına genellikle soğuk yüzlü haberlerle gündeme gelen adliyeler, zaman zaman gülümseten olaylara da sahne oluyor.
    Sanıkla cumhuriyet savcısının, ozanlar gibi şiirli atışmasına sahne olan dava, Artvinin Ardanuç ilçesinde meydana gelen hırsızlık olayına dayanıyor.
    Ancak olaydan haberi olmayan halk ozanı K.O., hırsızlıkla suçlanmanın üzüntüsü içinde savunmasını şiirle yapıyor. Bursada hastasının yanında kaldığı için duruşmaya gidemeyen K.O., mahkemeye savunmasını yazılı olarak gönderiyor.
    Cumhuriyet Savcısı İhsan Özsoy da, bu şairane savunmaya aynı şekilde karşılık vererek mütalaasını şiirle yapıyor.
    SANIĞIN SAVUNMASI
    Kollarım kurusun haberim varsa,
    Ozan bu olayı bilmez hakim bey.
    Ozanlar dediğin halkın özüdür,
    Ozanlar hırsız olmaz hakim bey.
    İçimde var benim eğlenmez sızı,
    İftiradır bize bu evrak yazı,
    Kültür Bakanlığına sorasın bizi,
    Ozanların yüzü gülmez hakim bey.
    Dayanamam iftiralar kahrımda,
    Hayat zindan oldu çile şehrinde,
    Hastam var, kalmışım Bursa şehrinde,
    Duruşmaya ondan gelmez hakim bey.
    Aşıklık dediğin bambaşka sırdır,
    Manevi duygudur, gönülde yerdir,
    Hukuk adalete saygımız vardır,
    Devletin malını çalmaz hakim bey.
    Çileli Gülhani diyorlar bize,
    Gerçek olayları bildirdim size,
    Güvendim hukuka güvendim size,
    Çekmeyen derdimi bilmez hakim bey.
    Âşık Gülhani K.O.
    SAVCININ MÜTALAASI
    Yapıldı yargılama, hakikat bulunsun diye,
    Adaletin terazisi denk tutulsun diye.
    Yer Gümüşhane köyü, Ardola mahallesi,
    Yıl 2004, Kasım ayının ikisi,
    Ekip bakmak için arızaya varmış mahalline,
    Görünce şaşırmışlar, telefon hattının haline.
    Direkler arası 300 metre teli,
    Kesip almış kendini bilmez biri.
    Bildirilmiş durum jandarmaya,
    Başlanmış suç failleri aranmaya.
    Şüpheler toplanınca bir evde,
    Verilmiş arama kararı usulünce.
    Ev K.O.ya aittir, belli,
    Evin samanlığında bulmuşlar telleri.
    Alındı baba-oğlun ayrı ayrı ifadeleri,
    Anlaşılsın istendi, bu iş neyin nesi?
    Telefon hattı çalışır, ahali konuşur,
    Düşünceli İ.O. sağa-sola koşuşur.
    Dereye ağaç gelmiş, odun için ideal,
    Yamaç sarp, yol yok, kolaysa in al.
    Bakmış direkte asılı teller,
    Telleri tutar içten, çelikten gergiler,
    Elindeki ip kısa, yeterli değil,
    Bozma niyeti İ.O., teller senin değil.
    ...
    Hayat zor, şartlar zor, yakacak asli ihtiyaç,
    Amma Âşık oğlu, buna mı muhtaç?
    Suç işlenmeye görsün, bulmaz mı adaleti,
    İşte yakaladılar, evinde çalıntı telleri.
    İncelendi emval, rapor ibraz etmiş bilirkişi,
    Sanık İ.O.dur bu eylemin faili.
    Ey Mahkemeyi Asliye, derim ki sonunda,
    Âşık K.O.nun bilgisi yok bu olayda,
    Bu nedenle delil yetersizliğinden etsin beraat,
    Mahkeme huzurunda anlaşıldı bu hakikat.
    Gelince sıra, K. oğlu sanık İ.O.ya,
    İsteyerek ve bilerek karşı geldi kanuna,
    Lehinedir 765 SK. Verilsin ceza madde 492/10 üzerinden,
    uygulansın madde 522 emval değerinden.
    Kim ister ki olsun böyle bir mahkeme,
    Suç isnat edelim Artvinli bir âşığa,
    Herkes hakkının hududunu bilse,
    Gerek kalmayacak jandarmaya polise.
    Müddeiumumi (savcı) kelam etti mütalaayı,
    Sıra mahkemenin, versin uygun cezayı...
#11.04.2006 08:12 0 0 0
#31.03.2006 14:47 0 0 0
  • Bir gün ermişlerden birine: "Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?" diye sormuşlar...

    Bakın göstereyim demiş, ermiş. Önce "Sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak" onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. Ermiş "Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye bir de şart koymuş. "Peki" demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.

    Bunun üzerine "şimdi" demiş ermiş, "Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe." Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyurun" deyince, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındakine uzatarak içirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan...

    "İşte" demiş ermiş, "Kim ki gerçek sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır. Ve kim karşısındakini düşünür de doyurursa o da doyurulacaktır şüphesiz. Ve şunu da unutmayın, gerçek sevgi pazarında alan değil, veren kazançtadır daima."
#31.03.2006 14:16 0 0 0
  • Konu: Ewan Holly
    Ewan 22 yaşına o sene basmıştı, kendinden emin çok zeki ve çok çekici bir genç adam olmanın asaletini taşıyordu. 10 gün sonra Kore'deki bir savaşa katılmak üzere İngiltere'den ayrılacaktı, hiçbir şeyden korkmuyordu ama duygusallığı nedeniyle, ülkesinden ayrılma fikri zor geliyordu ona.

    Ağır adımlarla büyük kütüphaneden içeriye girdi, bir kitap alıp oturdu ve okumaya koyuldu. Gerçekten de çok güzel temalara değinmiş etkileyici bir kitaptı elindeki, ama daha da güzel olanı kitabı daha önce başkasının da okumuş ve bazı yerlere notlar almış olmasıydı. Okuyanın notlar aldığı bölümler Ewan'ı da derinden etkiliyor, notları okudukça sarsıyordu. Kim olabilirdi bu? Hemen kütüphane memuresine gitti ve daha önce kitabı okuyan kişinin kim olduğunu öğrendi. Holly adında bir kadındı, adresini aldı ve eve varır varmaz bir mektup yazdı:

    - "Büyük Kütüphanede bir kitap okudum. Eklediğiniz notlar karşısında hayranlık duyduğumu belirtmeliyim. 10 gün sonra Kore'ye gidiyorum, sizi tanımak - mektuplaşmak istiyorum. Cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum."

    Holly'den olumlu cevap geldi ve mektuplar ardı arkasına yazılmaya başlandı.

    Her yeni mektupta birbirlerinden biraz daha etkileniyor, yüreklerini birbirlerine biraz daha açıyorlardı. 2 sene bu şekilde geçip gitti. Ewan ve Holly birbirlerine belki binlerce mektup yazmış, her mektuptan ayrı tatlar almışlardı. Ewan'ın ülkeye geri dönme zamanı gelmişti, son mektubunda Holly'i görmek istediğini yazdı.

    - "Ancak seni tanıyabilmem için bana bir resmini gönder lütfen" diye ekledi. Holly buluşmayı kabul etti fakat resmi göndermedi. "Resmin ne önemi var ki? Bizi ilgilendiren kalplerimiz değil mi? Yakama kırmızı bir çiçek takacağım" dedi.

    Günler birbirini kovaladı ve Ewan ülkeye döndü. Trenden indiği ilk anda gözleri Holly'i aradı. Bir müddet bakındı, sonra kalabalığın arasından şimdiye dek gördüğü en güzel kadın belirdi. Uzun boylu, çok güzel vücutlu, uzun sarı saçlı, masmavi iri gözleri ve mavi elbisesiyle muhteşem bir kadındı. Kadına doğru bir adım attı, ama yakasında hiç birşey yoktu. Kadın gözlerine baktı ve :

    - "Merhaba denizci, benimle gelmek ister misin?" diye sordu. Tam o sırada güzel kadının omuzunun üzerinden, yakasında kırmızı çiçek olan kadını gördü. Kısa boylu, şişman sayılacak kiloda, gri kısa saçlı, tozlu uzun pardesüsü ve kalın bilekleriyle öylece duruyordu.

    Ewan şaşkındı, az önce hayatında gördüğü en güzel kadından bir teklif almıştı ancak karşısında da yüreğine aşık olduğu kadın duruyordu. Kendini toparladı ve yanından geçen dünyalar güzeli kadına aldırmadan ilerledi. Elinde Holly'le birbirlerini tanımalarını sağlayan kitap vardı. Elini uzattı, "Merhaba Holly" dedi gözlerinin içi gülerek.

    - "Pardon" dedi kadın. "Ben Holly değilim. Az önce buradan geçen sarı saçlı mavi elbiseli bayan yakama bu çiçeği taktı ve bunun hayatının sınavı olduğunu söyledi. Sizi garın çıkışındaki cafe'de bekliyormuş..."
#31.03.2006 13:31 0 0 0
  • Ümitsiz Aşklar İçin

    Ben ümitsiz aşklar için yaratılmışım
    Ayrılıklar için, sonsuz kederler için
    Ne zaman ta derinden sevsem birini
    Ezilmeli yeni açmış gülleri kalbimin
    En güçlü zehir olmalı aşk dediğin
    Alkol gibi damarlarıma yürümeli
    Sarmalı her yanımı gece olunca
    İçimde bir çıbancasına büyümeli
    İnsan sevince her gün bir kez ölmeli
    Her gün bir başka yerine saplanmalı o kurşun
    Yollara düşmeli, perişan deli divane
    Erimeli potasında o garip var ölüşün
    Artık uzakbir anıdır huzur ve sükun
    O büyük yangın başlamışsa yürekte
    Bir gün gelir de bu çaresizliğin
    Aranır bütün tesellisi ölmekte
    O yerde sevilmek de yalan sevmekte
    Nereye baksan dizboyu karanlık
    Boşuna bir ışık arama göklerde
    Her şeyinle aşkın içindesin artık
    Böyle gitgide derinlere çeker o bataklık
    Orada ölümsüz olur nice kara sevdalı
    Sevmek, hiç sevilmeden; korkunç güzel
    Aşk dediğin karşılıksız olmalı!

    Ümit Yaşar Oğuzcan
#30.03.2006 15:06 0 0 0
  • Beklenen

    ne hasta bekler sabahı
    ne taze ölüyü mezar
    ne de şeytan bir günahı
    seni beklediğim kadar

    geçti istemem gelmeni
    yokluğunda buldum seni
    bırak vehmimde gölgeni
    gelme artık neye yarar

    Necip Fazıl Kısakürek

    Emeğinize sağlık.. Teşekkürler.
#28.03.2006 13:45 0 0 0
#28.03.2006 09:00 0 0 0
  • Benim eşim Pınar Grubuna geçenlerde bir mail attı.. Bilenler vardır Pınarın Danimarka Kurabiyesi adında bir ürünleri var.. Bu sattığı üründen dolayı bir daha sizin ürünlerinizi kullanmayacağız şeklinde..
    Pınar A.Ş. hemen cevap olarak eşime mail göndermişler.. Bu olaylardan sonra danimarka kurabiyesini satıştan çekmişler.. Ama daha önceden gönderilen mallar hala satışta olabilir şeklinde.. Ayriyeten Pınar grubunda hiç bir yabancı ülkenin hissesinin bulunmadığını ve tamamen Türk Markası olduğunu yazmışlar..
    İşte bu yüzden diyorum ki eğer bir boykot gerçekleştireceksek bunu yaparken gerçekten emin olmalıyız. Bilmeden Kendi ülkemizin Mallarını boykot edersek halimiz ne olur bir düşünün..
#23.02.2006 09:48 0 0 0
  • Konu: Paylaşamam
    Eskilere götürdün beni.. Türkü de bir harika.. Emeğin için Teşekkürler..
    Allah Razı Olsun Senden.
#23.02.2006 09:03 0 0 0
  • Sevgilime Açık Mektup

    Benimde sevdalarım vardı yarınlara dair...

    Bu gün senin ve benim günüm olduğu söyleniyor.
    Belki sana göre doğrudur bu gün senin günün 'Sevgililer Günü'
    Senin ben gibi bir sevdan var, bu gün senin olmalı elbet.
    Memleketimin dağlarında menekşeler açacaktı kekik kokacaktı. Kurşunlar dokunmayacaktı bedenlere, kükürt kokmayacaktı.

    Benimde sevdalarım vardı yarınlara dair...

    Beni sevdalarım vardı memleketimin çocuklarına dair kimse sokaklarda
    sabahlamayacaktı, hiç bir çocuğun eli bacaklarının arasında ısınmaya
    çalışmayacaktı, onun elini saracak daha büyük bir el olacaktım onlara.


    Benimde sevdalarım vardı yarınlara dair...

    Ellerini tutuğumuz kızların yürekleri yetim, akılları sarhoş olmayacaktı.
    Bir baba evi emniyetinde olacaktı delikanlılarımızın yanı...
    Her tarafta kardeşlik türküsü çalınacaktı. Kırılmayacaktı kardeşlerimizin
    başı, gözü ve anamızın yüreğine ateş düşüren kendi evladı olmayacaktı.

    Benimde sevdalarım vardı yarınlara dair...

    Gecesinde emniyet olacaktı insanımızın, gündüzünde seyran havası...
    Solumayacaktı kurtları puslu havaları ve bir koyunu çobanın gütmesine
    gerek kalmayacak, çoban köpekleri bilemeyecekti dişlerini...

    Benimde sevdalarım vardı yarınlara dair...

    Torun ile dede aynı dili konuşacaktı. Birbirleriyle gülüp, birbirleriyle
    ağlayacaklardı. Nine'min kırışan yüzü, nasırlaşan elleri olay konusu
    olmayacaktı torunlarına...

    Benimde sevdalarım vardı yarınlara dair...

    Ben askere giderken kına yakılacaktı saçlarıma ve şehit olmak şeref sayılacaktı
    bu topraklar uğruna. Bayrağımı, göndere çeken daha fazla ilgi görecekti elleri kırılası
    indirenden daha çok. Gönderde oldukça gölgesine sığınacaktık al bayrağım,
    ay yıldızımın.

    Benimde sevdalarım vardı yarınlara dair...

    Komşumu aç bırakmayacaktım, oda komşunu aç bırakmayacaktı.
    Emanet ve nimet sayacaktık yaradandan bize.
    Köprü altları mesken tutulmayacaktı çaresizlikten,
    zengini artığı, fakirin azığı olmayacaktı...

    Benimde sevdalarım vardı yarınlara dair...

    Öpüp gitmeyecekti bir güzeli bir erkek... öpünce dizinde yaşlanacaktı...
    Acıları bir, sevincinçleri hür olacaktı sevgililerin....

    Benimde sevdalarım vardı yarınlara dair...

    Senin sevdan benim ve yanındayım kutla bu günü, gönlünce eğlen.
    Bana bir karanfil getirme sakın, birine bağışla ona vereceğin parayı daha
    ziyade mutlu olurum. Bana vereceğim bir karanfille bir fakir üç gün doyacaktır.
    Bu gün efkârdan veya sevinçten sigara alma, alkol de kullanma onlara vereceğin
    parayıda bağışla ki buda benim sevdam olsun.

    Yetimler gülsün açlar doysun ki bende 'Sevgililer Günü'nde sevildiğimi bileyim...

    Sev ki Kutsal olasın...
    Seviliyorsan seni seven kutsaldır.
    Sevindir ki sevilesin...
#22.02.2006 11:45 0 0 0
  • SEKİZİNCİ DEVA: Ey âhiretini düşünen hasta! Hastalık, sabun gibi, günahların kirlerini yıkar, temizler. Hastalıklar, keffaret-üz zünub olduğu Hadîs-i sahih ile sabittir. Hem Hadîste vardır ki: "Ermiş ağacı silkmekle nasıl meyveleri düşer; îmanlı bir hastanın titremesi de, öyle günahları silker." Günahlar, hayat-ı ebediyede daimî hastalıklardır. Bu hayat-ı dünyevîde dahi kalb, vicdan, ruh için mânevî hastalıklardır. Sen eğer sabredip şekva etmezsen, şu muvakkat bir hastalık ile daimî pek çok hastalıklardan kurtuluyorsun. Eğer günahları düşünmüyorsan, yahud âhireti bilmiyorsan veya Allah'ı tanımıyorsan, sende öyle dehşetli bir hastalık var ki; milyon defa sendeki bu küçük hastalıktan daha büyüktür. Ondan feryad et. Çünki bütün dünyanın mevcudatıyla kalbin, ruhun ve nefsin alâkadardır. Mütemadiyen firak ve zeval ile o alâkalar kesilip, sende hadsiz yaralar açılır. Bahusus âhireti bilmediğin için, ölümü idam-ı ebedî tahayyül ettiğinden -âdeta- güya yara bere içinde, dünya kadar hastalıklı bir vücudun var. İşte en evvel hadsiz yaralı ve hastalıklı bu büyük mânevî vücudun hadsiz hastalıklarına kat'î ilâç ve kat'î şifa verici bir tiryak olan îman ilâcını aramak ve itikadını düzeltmek gerektir ki, o ilâcı bulmakta en kısa yol, bu maddî hastalığın yırttığı gaflet perdesinin altında sana gösterdiği aczin ve zaafın penceresiyle, bir Kadîr-i Zülcelâl'in kudretini ve Rahmetini tanımaktır. Evet Allah'ı tanımayanın dünya dolusu belâ başında vardır. Allah'ı tanıyanın dünyası nurla ve mânevî sürurla doludur. Derecesine göre îman kuvvetiyle hisseder. Bu îmandan gelen mânevî sürur ve şifa ve lezzet altında, cüz'î maddî hastalıkların elemi erir, ezilir.
#21.02.2006 13:24 0 0 0
  • Birini unutmaktan çok hiç yaşamasaydım deyipte yaşadığım kötü olayları unutmak için kendimi uykuya veririm.. Uyandığımda kendimi daha iyi hissederim.
#16.02.2006 11:45 0 0 0
  • 'BENİ BÖYLE KABUL ET' demenin kaypaklığı

    Olur kabul ederim ama önce bunun ne anlama geldiğini sana anlatmak istiyorum.

    Birden çok insanın yaşanabileceği bir ortam olarak tasarlanan bu dünya da iyi ya da kötü senin kurallarınla yaşamamı istediğini biliyor musun?
    Hayatımda senden başkasının da 'beni böyle kabul et' diyerek hayatımın en girilmez dönemeçlerinda ömür yoluma katıldıklarını biliyor musun?

    Böyle derken, Yaratıcı nın bana yüklediği sorumluluklarını yerine senin yüklediklerini koymamı istediğinin farkında mısın?

    Bunu derken, insan olmana rağmen eğitilebilir olduğunu değil de eğitilemez olduğunu söylediğini biliyor musun?

    Beğenmediğin geçmişe dair yaşantıları kabul ettiğini biliyor musun?

    Yuvarlak yüreğime dört köşe halinle kabul edilmeyi beklediğini biliyor musun?

    Böyle derken, kalbimde bulunan ve her gün yeniden tomurcuklanan ümitlerimin ve beklentilerimin üzerine bir beton yığını gibi çöktüğünü biliyor musun?

    Böyle derken, hayatımda ki insanlar olan

    Ebru'yu arsızlığıyla, Kemal'i hırsızlığıyla, Faruk'u kabalığıyla, Hasan'ı alkolikliğiyle kabul etmek zorunda kalacağımı biliyor musun?

    Böyle derken değişime kapalıyım dediğini biliyor musun?

    Böyle derken, senden daha güçlünün de bir gün tüm zorbalığıyla hayatını, yaşam tarzını, inancını veya inançsızlığını kabul ettirmek isteyeceğini biliyor musun?

    Böyle derken, aslında benim yaşama dair tüm damarlarımı kopardığını biliyor musun?

    Senin yediğini yemek, senin sevdiğini sevmek zorunda bıraktığını biliyor musun?

    Böyle derken, kendinin mükemmel olduğunu düşünüyor olmalısın ya da bulunduğun noktadan daha güzelinin olabileceğine inanmıyor olmalısın. Böyle olduğundan emin misin?

    'Beni böyle kabul et' dediğinde seni olduğun halinle kabul edecek olanın kara topraktan başka birde ben olacağımı nasıl olup ta aklına soktuğunu bana anlatmanı istiyorum.

    Bu sebeple, lütfen eğitilebilir olduğunu, değişime açık olduğunu, iyi olana ve güze olana hep beraber yürümek istediğini bu sebeple herkesin doğrusunun farklı olabileceğini ortak doğrularla hareket etmek istediğini bana söyler misin...Bunu senden duymak istiyorum...

    Hayır hala ısrar ediyorsan 'BENİ BÖYLE KABUL ET' demekte evet seni öyle kabul edecek kara topraktan başka yerlerde var sanırım.

    Taş ocakları, ama sonradan bir şekilde yontuyorlar.
    Odun depoları, onlarda bir şekilde keserek istedikleri kalıba getiriyorlar
    Islah evleri, önce mevcut halini kabul ediyorlar sonrada ıslah çalışmalarına başlıyorlar.

    Yoksa senin cephenden bakınca yüreğim taşocağını, tomruk deposunu veya ıslah evini mi andırıyor...
#16.02.2006 09:29 0 0 0
#28.01.2006 12:55 0 0 0
  • Film Türk Filmlerinde bir ilk diyebilirim kurgu çok iyi kurulmuş.. Oyuncular görevlerini en iyi şekilde yapmışlar. Yönetmen ağlatırken güldürebilmeyi başarmış.. Tebrik ediyorum gerçekten Harika.. Muhakkak izlenmeli..
#28.01.2006 11:07 0 0 0
  • Filmi izledim güzeldi ama konuları çok hızlı geçmişler.. Filmin içinde geçen savaştan birşey anlamadım oldu bittiye getirilmiş gibi birşey.. Daha detaylı çekilebilirdi.. Filmdeki bir çok olay yarım kalmış.. Daha iyi bir film olabilirdi diye düşünüyorum.
#28.01.2006 11:02 0 0 0
  • Teşekkürler.. Ellerine sağlık arkadaşım..
#28.01.2006 10:42 0 0 0