[TH="width: 16"]
Halil Edhem Bey "Kayseri Şehri" adlı kitabında, Kayseri mutasarrıfı tarafından Köşk Kümbeti taşlarının ve lahitlerin "kendi ikametgahında havuz yaptırmak için" söktürüldüğünü ancak Ahmet Nazif Efendi'nin bu kitabeleri sökülmeden önce kopya ettiğini ve kendisinin de Ahmet Nazif Efendi'den bu kopyaları aldığını ifade etmektedir.
[TH="width: 15"]
Köşk Kümbeti, Köşk Medresesi avlusunun tam ortasında, medresenin giriş kapısının tam karşısındadır. Sarımtırak kesme taştan yapılmıştır. Dört köşe bir kaide üzerinde, sekizgen şeklinde ve yukarısı konik bir külah ile örtülü bir türbedir. Dört köşke kaidenin üst bölümü mukarnaslarla çevrilmiştir.
Esas oda, avlu zemininden 2.50 metre yüksektedir. Buraya altı merdivenle çıkılmaktadır. Dışta üstünde yaprak şeklinde bir kemerin bulunduğu kapı meyilli bir çift merdivenin üstünde açılmıştır. Merdivenin altında bir mihrap hücresi oyulmuştur.
Sandukaların bulunduğu salon sekiz yanlı bir prizma tonoz çatı ile örtülü bulunmaktadır. Mezarın cesetlik bölümünde merdiven boşluğunun altındaki bir kapıdan girilir. Türbenin kapısı sekizgen yüzlerinden birini kaplayıp, yarısına kadar sade bir şekilde geometrik motifler ihtiva etmektedir.
Sekiz yanın köşelerine sokulmuş sütuncuklar saçağa kadar uzanmaktadırlar. Sekizgen duvarlarının üst tarafına bir kuşak halinde Bakara Suresi'nden "Amene'r Resulü" Ayet-i Kerimesi dolaşmaktadır. (Amene'r Resulü" Ayet-i Kerimesi'nin Türkçe meali şudur: "Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez.Herkesin kazandığı hayır kendi faidesine, yaptığı şer kendi zararınadır. Ey Rabbimiz, unuttuk yahut yanıldıysak bizi tutup sorguya çekme. Ey Rabbimiz; bizden evvelki ümmetlere yüklediğin gibi üstümüze ağır bir yük yükleme. Ey Rabbimiz; takat getiremeyeceğimizi bize taşıtma. Bizden sadır olan günahları sil, bağışla, bizi yarlığa, bizi esirge. Sen, Mevlamızsın bizim. Artık kafirler guruhuna karşı da bize yardım et.") Türbenin duvarları üzerinde taşçı işaretleri bulunmaktadır.
[TH]
Halil Edhem Bey, "Kayseri Şehri" adlı kitabında Kayseri mutasarrıfı tarafından türbenin ve lahitlerin, kendi ikametgahında havuz yaptırmak için söküldüğünü ancak Ahmet Nazif Efendi'nin bu kitabeleri sökülmeden önce kopya ettiğini ve kendisinin de Ahmet Nazif Efendi'den bu kopyaları aldığını ifade etmektedir.
Köşk Kümbeti kitabesinin Türkçesi şöyledir: "Bu binanın yapılmasını, yüce noyan, dünyada emirler melik Emir Eretna -adaleti artsın- muharrem 740 (Haziran 1339) yılında, eşi merhum Melike Süli Paşa için -Toprağı mübarek olsun- emretti."
Giyaseddin Mehmet Bey'in mezar kitabesi'nin Türkçesi ise şöyledir: "Merhum Eratne oğlu Sultan Mehmed- Allah kabrini nur etsin - 767 (1365) yılında öldü - Allah mübarek eylesin."
Hızır İlyas Türbesi tamamen kesme taştan inşa edilmiş olup, kare bir gövde üzerine kasnaksız olarak oturtulmuş bir kubbeden ibarettir. Günümüzde halk arasında darda kalanlar, derdine derman bulamayanlar, çocuğu yaşamayıp ölenler Hızır İlyas Türbesi'ne gelip iki rekat namaz kılarlar, dua ederler ve bu arada dileklerini Allah’a arz ederler.
[TH="width: 15"]
Hızır İlyas Türbesi, Yukarı Develi’de, ilçenin güneydoğusunda yer alan bir tepe üzerinde bulunmaktadır. Türbe üzerinde inşa tarihi ve banisini veren herhangi bir kitabe bulunmamaktadır. Tamamen kesme taştan inşa edilmiş olan türbe, kare bir gövde üzerine kasnaksız olarak oturtulan bir kubbeden ibarettir.
Türbenin üzerini örten kubbenin batı tarafında yer alan üç basamak bu kubbenin bölgede bulunan Seyyid Şerif Türbesi’nin kubbesi üzerinde olduğu gibi taç kapı üzerinden başlayan ve helezonik bir şekilde kubbe tepe noktasında biten bir basamak sistemine sahip olduğunu göstermektedir.
Türbenin güney cephesi sağır bırakılmış, doğu ve batı cepheleri üzerine dikdörtgen birer adet pencere açılmıştır. Kuzey cephede taç kapının batısına üç sıra mukarnas kavsaralı bir niş açılmıştır. Nişin köşelerinde yer alan sütüncelerin üzerleri boş bırakılmıştır.
Kuzey cephenin tam ortasında yer alan taç kapı cepheden taşırılmış ve yüksek tutulmuştur Andezit taşından yapılmış olan taç kapı oldukça kaliteli bir işçiliğe sahiptir. Taç kapının etrafı üç bordür halinde süslemelerle kuşatılmıştır. En dıştaki bordür üzerinde yüksek kabartma tekniğinde yapılmış palmet ve rumilerden oluşan ve simetrik bir şekilde birbirini takip eden bir bezeme kuşağı yer almaktadır. İkinci bordür üzerinde yine yüksek kabartma tekniğinde yapılmış palmet ve rumilerin iç içe geçmeleriyle oluşan bir süsleme kuşağı bulunmaktadır. Köşede yer alan zarif sütüncelerin üzeri kabartma tarzında yapılmış zikzak motifleri ile bezenmiştir. Yuvarlak kemerli taç kapı eyvanının içerisinde yer alan iki beyaz mermer muhtemelen kitabe olarak düşünülmüş olsa da üzerleri boş bırakılmıştır. Bu mermer levhaları kuşatan bezemeli bordür üzerinde iki ayrı kol şeklinde birbirine geçmeli olarak yerleştirilmiş palmetlerden oluşan bir kuşak yer almaktadır. Bu kuşağın altında giriş kapısının üzerinde yer alan bordürde beş kollu yıldızlardan oluşan geometrik bezemeli kuşak bulunmaktadır.
[TH]
Taç kapının iç köşelerinde yer alan sütünceler üstünde bulunan taş üzerine yazılmış yazıtlarda El-Zariyat süresinin 56. Ayeti yazılıdır. (“Cinleri ve insanları ancak bana kulluk etmeleri için yarattım”)
Kare planlı iç mekân 5.78X5.78 metre ölçülerinde olup üzeri üçgenlerle geçilen yuvarlak bir kubbe ile örtülüdür. Kubbe eteğine birbirinin simetriği olan dört yuvarlak formlu pencere açılmıştır.
İç mekanın güney duvarının ortasında yer alan mihrap nişi iç mekana doğru 0.7 metre bir çıkıntı yapmaktadır. Andezit taşından yapılmış olan mihrap oldukça gösterişli bir sanatsal ifade içermektedir. Tepelik kısmı bulunmayan mihrabı dıştan içe doğru 2.60 metre yükseklikte 1.58 metre genişlikte olan bir dış bordür dolanmaktadır. Bunu 0.5 metre genişlikte düz silmeli bir bordür takip etmektedir. Bu bordürden sonra 0.12 metre genişlikte 0.4 metre derinlikte iç bükey kavisli bir bordür yer almaktadır. Bu bordür üzerinde alçak kabartma şeklinde oyulmuş palmetler ve sivri uçlu yaprakların birbirine geçmesinden oluşan bir kompozisyon görülmektedir. Bu bordürden sonra 0.6 metre genişliğinde üzeri balıksırtı şeklinde bezenmiş bir kaval silme bulunmaktadır.
Sivri kemerli mihrap nişinin köşeliklerinin üzeri palmet ve sivri uçlu yapraklardan oluşan, ortada düğümlenen alçak kabartma şeklinde yapılmış bezemelerle süslenmiştir. Kavsara kemeri üzerinde palmetli kıvrımdal kuşağı yer almaktadır.
Mihrabın kavsara kısmı dört mukarnas sırasından oluşmakta ve mukarnaslar üzerinde alçak kabartma şeklinde bitkisel süslemeler yer almaktadır.
Kavsaranın batı köşesinde ikinci mukarnas sırasında sonradan ilave edilmiş olan beyaz mermer bir taş bulunmaktadır. Bu taşın üzeri yazılı olup maalesef yazılar okunamamaktadır. Mukarnaslı kavsarının altında mihrap nişini dolaşan bir yazı kuşağı yer almaktadır. Mihrap nişi 1.24 metre yükseklikte, 0.82 metre genişlikte ve 0.40 metre derinliğinde beş köşe planlıdır.
Tamamen kesme taştan yapılmış olan Hızır İlyas Türbesi, taç kapı ve mihrap üzerindeki süslemeleri ile oldukça önem taşıyan bir yapıdır. Süslemeler genellikle palmet ve rümilerin değişik birleşimler oluşturacak şekilde yerleştirilmesi ile meydana getirilmiştir. Taç kapıda yer alan bitkisel ve geometrik bezemeler yüksek kabartma tekniğinde yapılmışken mihrap üzerindeki süslemeler alçak kabartma şeklinde tasarlanmıştır. Yapının içerisinde sanduka bulunmaması yapının işlevi hakkında tartışmalara neden olmuştur. Yapının içerisinde sanduka bulunmamasından hareket eden Tahsin Özgüç ve Mahmut Akok bu yapının bir makam türbesi veya türbede yatması gereken kişinin dışarıdaki mezarlıkta yattığından dolayı bir mescit olarak kullanıldığını söylemektedir.
Mustafa Işık, yapının taç kapısında ve mihrabında bulunan ayetlerden yola çıkarak bu yapının itikaf’a çekilmek için yapılmış bir mescit olduğunu belirtmektedir. (Kelime olarak itikaf, hapis, men, bir şeye devam ve mülazemet etmek manalarına gelir. Dini açıdan ise itikaf, cemaatle beş vakit namaz kılınan bir mescidde veya o hükümdeki bir yerde mükellefin kendisini tutması demektir. İtikaf, kitap ve sünnetle sabittir. İnsan, itikafa girmekle, kalbini dünyadan ve dünyadakilerden sıyırmış, kendisini Mevlasına vermiş, O'nun geniş lütuf ve ihsanına yönelmiş, sağlam kalesine sığınmış olur. İtikafa giren kişinin hali, mühim bir dileği için yüce bir zatın kapısında durarak "Dileğim verilmedikçe buradan ayrılmam!" diye yalvaran bir kimsenin halini andırır ki bu da, o dilek sahibi gibi, yüce Allah'ın kapısında oturup affedilmesi için yalvarmış durmuş olur. İtikafa giren kimse bütün vakitlerini namaza tahsis etmiş demektir.)
Ancak türbenin kuzeybatısındaki arazi üzerinde yer alan ve türbeden yaklaşık 15 metre uzakta bulunan, 1.76X0.31 metre ölçülerinde, Harezmli Mahmut oğlu Seyyid İmadettin Muhammed’e ait sanduka üzerinde yer alan süslemeler ile türbe taç kapısı ve mihrabı üzerinde yer alan süslemeler birbirlerine oldukça benzemektedir. Sandukanın mezar taşndaki kitabesinde şunlar yazılıdır: "H.649/M.1252 yılı şevval ayının on beşinde çarşamba günü ölmüş olan, Allah’ın rahmetine muhtaç merhum, mutlu, Harezmli Mahmut oğlu Seyyid İmadettin Muhammed’e aittir."
Sandukanın mezar kitabesini okuyup yayınlayan Kerim Türkmen, mezar taşından yola çıkarak, bu sandukanın aslında türbenin içerisinde yer aldığını fakat sonradan yapılan tadilatlar sırasında dışarıya alındığını belirtmektedir. Bundan dolayı türbenin Harzemli Seyyid İmadettin Türbesi olarak adlandırılması gerektiğini söylemektedir. Osmanlı döneminde hazırlanan değişik tarihli Ankara Vilayeti Salnamelerinde, Develi Kazası’ndan bahsedilirken, kazada "Seyyid Şerif" ve "Şeyh İmadettin"e ait türbelerin bulunduğu belirtilmektedir. Salnamelerde geçen bu bilgi de Kerim Türkmen’in saptamasının doğru olduğunu göstermektedir. Muhtemelen 20. yy başlarına kadar sanduka yapının içerisinde yer aldığı halde, 20. yy başlarında yapılan bir tadilat esnasında sanduka dışarı alınmış ve burası mescit olarak kullanılmıştır.
Günümüzde halk arasında darda kalanlar, derdine derman bulamayanlar, çocuğu yaşamayıp ölenler hep bu türbeye gelip iki rekât namaz kılarlar, dua ederler ve bu arada dileklerini Allah’a arz ederler. Ayrıca yağmur yağmadığı zamanlarda halk gelip bu türbenin yanında kurban kesip, dua eder ve baharda kutlanan Hıdrellez Bayramına burada başlanır.
Türbenin üzerinde inşa tarihini veren herhangi bir kitabe bulunmamaktadır. Yukarı Develi’de bulunan ve H. 695 / M. 1296 tarihli Seyyid Şerif Türbesi ile olan gerek mimari ve gerekse plan benzerliklerinden dolayı yapı 13. yy. son çeyreğine tarihlendirilmektedir.
Fakat yukarıda da değinildiği üzere, türbeden yaklaşık on beş metre uzakta bulunan Harezmli Mahmut oğlu Seyyid İmadettin Muhammed’e ait mezar taşının H.649/M.1252 tarihli olması ve salnamelerde Develi’de Şeyh İmadettin Türbesi’nin bulunduğundan bahsedilmesine dayanarak, türbenin en erken bu mezar taşı üzerinde yer alan tarihte (M.1252) yapılmış olduğu düşünülebilir.
[TH="width: 16"]
"Kadı Kümbeti" ve "Mesud Gülzar Kümbeti" olarak da bilinen; Kayseri'de Selçuklu dönemine ait en eski kümbetlerinden biri olan Hasbek Kümbeti'nin kitabesinde "Burası Aksaray'da hicri 580 (1184-1185) haksız yere öldürülen Nisan oğlu Ali'nin oğlu Mesud'un şehitliğidir. Allah O'nu ve kendisini görenlere bütün Hz. Muhammed ümmetine rahmet eyleye" yazılıdır.
[TH="width: 15"]
Hasbek Kümbeti Kayseri il merkezinde, Hacı Saki Mahallesi'ndeki Hastane Caddesi üzerindedir. "Kadı Kümbeti" ve "Mesud Gülzar Kümbeti" olarak da bilinen Hasbek Kümbeti'nin kitabesinden anlaşıldığına göre, kümbet 1184-1185 tarihinde yapılmıştır.
Kümbet kare kaide üzerine sekizgen bir plan göstermektedir. Üzeri de taştan sekizgen konik bir çatı ile örtülmüştür. Kümbetin cepheleri iki sıralı, kabartma, yuvarlak kemerlerle bölümlere ayrılmıştır. Bunların içerisine de mazgal pencereler açılmıştır. Giriş kapısı da oldukça sade ve yuvarlak kemerlidir. Kümbetin içerisindeki sandukalar günümüze gelememiştir.
Doğu ve kuzey yüzünde her satırı bir yüze gelmek üzere üç yüzünde Selçuk cel'i sülüsü ile yazılmış kitabe ile çiçek motifleri vardır. Kitabesinde şu ifadeler yer almaktadır:
"Burası Aksaray'da hicri 580 (M. 1184-1185) haksız yere öldürülen Nisan oğlu Ali'nin oğlu Mesud'un şehitliğidir. Allah O'nu ve kendisini görenlere bütün Hz. Muhammed ümmetine rahmet eyleye" yazılıdır.
Ibnü'l-Esir'in teferruatını anlattığı tarihi hadiselere göre, 1184 senesinin sonbaharında Selahaddin Eyyubi'nin Diyarbakır'ı muhasarası sırasında Bahaeddin Mesud mallarını ve ailesini alarak şehri terk etmişti. Sonradan Aksaray'a neden gittiği ve orada neden katledildiği, öldükten sonra Kayseri'ye neden getirildiği ve kümbeti kimin yaptırdığı bilinmemektedir.
[TH="width: 16"]
Han Camii Kümbeti olarak da bilinen Emir Cemaleddin Tanrıvermiş Kümbeti, Kayseri'de birçok kümbette olduğu gibi kare bir kaide üzerine oturmaktadır. XII. yüzyılda kesme taştan yapılmış olup; iki katlı, sekizgen planlı bir anıt mezardır.
[TH="width: 15"]
Kayseri Talas Caddesi üzerinde bulunan Emir Cemaleddin Tanrıvermiş Kümbeti, Han Camii'nin güneydoğusundadır. Kitabesine göre 1188 yılında Cemaleddin Tanrıvermiş tarafından yaptırılmıştır.
Kayseri'de birçok kümbette olduğu gibi kare bir kaide üzerine oturmaktadır. XII. yüzyılda kesme taştan yapılmış, iki katlı, sekizgen planlı bir mezar anıtıdır. Kümbetin altında mumyalık kısmı kare planlı olup, girişi doğu yönündendir. 8 cephenin doğu, batı, güneydoğu ve kuzeybatı cephelerinde pencereler vardır. Diğer cepheler sağır tutulmuştur. Bu pencereler Hunat Hatun Kümbeti'nde olduğu gibi orta ayaklı çift pencerelerdir. Ayaklardan bazıları kaybolmuştur.
Türbeye Kuzeydoğusundaki kapıdan eşiksiz girilir. İçten sivri bir kubbe ile örtülüdür. Kaideden 7 metre yukarıda ve sekizgen külahın altında, dış cephede, kümbeti çepeçevre dolaşan kitabesi bulunmaktadır. Kitabesinde şu ifadeler yer almaktadır:
[TH]
"Bu kabir merhum, mahzun, büyük kumandan, kerem sahibi Cemaleddin Tengribirmiş (Tanrıvermiş) Davud'undur. Allah makamını nurlandırsın. Allah ki ondan başka ilah yoktur, daima diri ve yarattıklarını koruyup yöneticidir. Kendisini ne uyuklama ne de uyku tutmaz. Göklerde ve yerde olanların hepsi O'nundur. O'nun izni olmadan kendisinin katında kim şefaat edebilir? Onların önünde ve arkalarında olanı bilir. O'nun ilminden, ancak kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar O'nun kürsisi gökleri ve yeri kaplamıştır. Onları korumak kendisine ağır gelmez. 0 yücedir, büyüktür. Dinde zorlama yoktur. Doğruluk, sapıklıktan seçilip belli olmuştur. Beş yüz seksen dört senesinde. (M. 1188)"
Kümbet içerisinde iki lahit bulunmaktadır. Köfeki taşından yüksek olarak yapılmıştır. Sandukalardan biri Cemaleddin Tengribirmiş'e (Tanrıvermiş) aittir. Diğerinin kitabesine göre bu sandukada yatan kişi ise Emir Ali Hüsam adlı bir şahıstır ve 1235 yılında vefat etmiştir.
Gıyasiye Medresesi'ni batı eyvanının hemen güneyindeki oda, plan değişikliğiyle türbe olarak ele alınmış ve kümbet bu odaya inşa edilmiştir.
[TH="width: 15"]
Medrese ve Şifahane olarak birbirine beraber yapılmış halk arasında Çifte Medrese veya günümüzde ise daha çok kitabede de geçtiği şekilde I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in kız kardeşi Gevher Nesibe Sultan için yaptırılmasından dolayı Gevher Nesibe Sultan Medresesi ve Darüşşifası olarak bilinmektedir. Bu yapıların doğu tarafında şifahane, batı tarafındaki ise medresedir.
Kayseri’nin Yenice Mahallesi’nde bulunan Şifahiye Tıp Medresesi ve Gıyasiye Medresesi Anadolu Selçuklu Hükümdarı I. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından kız kardeşi Gevher Nesibe Sultan adına 1205–1206 yılında yaptırılmıştır.
[TH]
Medrese bölümünde batı eyvanının hemen güneyindeki oda, plân değişikliğiyle türbe olarak ele alınmıştır. Doğu-batı yönde basık bir sekizgen planı vardır. Basık sekizgenliğinden ötürü güney - kuzey duvarı arası, doğu-batı duvarından 0.90 m. kadar daha uzundur. içten tromplu, dıştan da çokgen kasnağa oturan piramit bir çatı ile örtülüdür.
İç kaplama inceyonu taşı olup taş döşemeden yirmi dört sıra yukarıda 6.58 metrede sekizgen piramit iç külahın az eğimli ilk kesimi başlar. İki sıra yükselirken, ara yönlere açılan dehliz pencerelerini içerir. Döşemeden 7.35 m yukarıda, yirmi yedinci sırada asıl piramit örtü başlayıp 11.01 m yüksekte sonuçlanır. Gövdenin yüksekliği, medresenin örtüsünündendir.
Kümbetin üst katına, doğu yönde, revaklara açılan beş basamaklı sağlı sollu merdivenlerle çıkılır. Yığma söveleri dıştan izleyen içbükey bir çerçeve, üstte basamaklaşarak birbirine kavuşur. Kapı boşluğunu basık bir kemer örter. Cenazelik katına yine revakta, doğu yöndeki kapıdan girilir. Ufak ve basık tutulan kapıdan sonra üç basamakla içeriye ulaşılır.
Mekan yarım yuvarlak ve dikdörtgen nişlerle genişletilmiştir. İnceyonu kaplamalıdır. İçeride sanduka yoktur. Kapının sağ ve solunda revağa açılan birer havalandırma penceresi vardır.
Kümbetin özellik gösteren diğer bir yönü iç örtünün piramit oluşudur.
[TH="width: 16"]
Emir Ali Pişrev Türbesi, kitabesinden öğrenildiğine göre; hicri 751 (1350–1351) yılında Emir Ali tarafından inşa ettirilmiştir. Türbe kareye yakın dikdörtgen planlı olup, kesme taştan yapılmış, üzeri tonozla örtülmüştür.
[TH="width: 15"]
Kayseri Talas Caddesi ile Hisarcık yolunun kesiştiği yerde Kartal Hava Şehitliği’nin hemen yanında bulunan bu türbe kitabesinden öğrenildiğine göre; hicri 751 (1350–1351) yılında Emir Ali tarafından inşa ettirilmiştir. Bu türbeye aynı zamanda “Pişrev Ali Türbesi” de denilmektedir. Eskiden mezarlık içerisinde bulunan bu türbe Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1955 yılında restore edilmiştir.
Türbe kareye yakın dikdörtgen planlı olup, kesme taştan yapılmış, üzeri tonozla örtülmüştür. Türbenin altında mumyalık, üzerinde de mescit kısmı bulunmaktadır. Mescit bölümüne kuzey duvarının ortasındaki iki taraflı bir merdivenle çıkılır. Giriş kapısı, sivri kemerli bir niş içerisinde basık kemerlidir. Yapının yan yüzlerinde sade ve silme pencereler vardır. Bu kapının kemeri üzerinde de mermer iki satırlık kitabesi bulunmaktadır:
“Burası Emir Ali Pişrev’in şehitliğidir H.751 (1350)”.
[TH]
Türbe içerisinde üzerinde Ayet-i Kerimeler yazılı iki mezar bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesinin baş taşı üzerinde; “Burası, merhum saadetli Emir Pişrev diye tanınan Ömer oğlu Ali’nin Allah Rahmet eylesin kabridir”. Mezarın ayak taşında da; “Mübarek Ramazan ayının yarısında hicri 750 (1349)” yılında öldüğü yazılıdır. Bugün bu mezar taşları Mehmet Zengi Türbesinde bulunmaktadır.
Kayseri’deki Selçuklu eserlerinin en güzel örneklerinden olan Döner Kümbet, kitabesine göre Prenses Şah Cihan Hatun adına yaptırılmıştır. Kümbet kare bir kaide üzerine on iki köşeli bir gövdesi olup, tamamen kesme taştan, mukarnas kornişler üzerine konik külahla, içten ise silindirik mekan üzerine kubbe ile örtülüdür.
[TH="width: 15"]
Halk arasında Döner Kümbet olarak bilinen Şah Cihan Hatun Kümbeti, Talas caddesi üzerinde ve Seyyid Burhanettin Mezarlığı’nın karşısındadır. Kayseri’deki Selçuklu eserlerinin en güzel örneklerinden olan bu türbe kitabesine göre Prenses Şah Cihan Hatun adına yaptırılmıştır. Ancak kitabe de bir tarih belirtilmemektedir. Albert Gabriel Kayseri Abideleri adlı eserinde türbeyi Niğde ve Ahlat’taki benzer kümbetler ile karşılaştırarak inşa tarihinin 1275 yılı civarında olabileceğini söylemektedir.
Kümbet kare bir kaide üzerine on iki köşeli bir gövdesi olup, tamamen kesme taştan, mukarnas kornişler üzerine konik külahla, içten ise silindirik mekan üzerine kubbe ile örtülüdür. Türbe kaidesi dört köşesindeki iki dilimli kırma şevlerle on iki köşeye dönüştürülmüştür.
[TH]
Yapının her yüzünde sivri bir silme taş kemer zeminden kabarık olarak gözükmektedir. Silmeler köşeler boyunca uzanmaktadırlar. Her köşede bir çift sütun bulunmaktadır. Sütunların altı kaidenin saçağına dayanmaktadır. Taç kemerler bir bezeme olarak görünmekle beraber aynı zamanda onikigen prizmadan daireye geçilmesini sağlamaktadırlar. Taç kemerlerin üzerinde geometrik bezemeli iki yuvarlak kuşak bulunmaktadır.
Gövdenin etrafında, kaval silmelerin meydana getirdiği on iki sivri kemerden her birinin çevirdiği yüzeyler, farklı süslemelerle işlenmiştir. Ayrıca taç kapının solunda, bir hurma ağacının üstünde, çift başlı kartal ve iki tarafında birer aslanı gösteren harap bir kabartma, taç kapının sağında da diğer bir hurma ağacı kabartması vardır.
Figürlü plastik süslemelerin bolluğu ile göze çarpan ve abidevi bir çadırı andıran kümbetin kapı cephesi üstünde, insan başlı, kanatlı iki pars figürü arasında çift başlı kartal arması tahrip edilmiş halde belli olmaktadır.
Girişin iki tarafında küçük nişler bulunmaktadır. Bu nişler mukarnaslı yarım kubbeler halindedir. Kümbetin ana yapısının doğu ve batı duvarlarında iki pencere ve güneyinde de mihrap nişi bulunmaktadır. Mihrap nişi çok köşeli olup, iki köşesinde yarım yuvarlak sütunçeler bulunmaktadır. Mihrap mukarnaslı olarak sona erer. Bunun yanı sıra mihrap geometrik silmeli bir çerçeve içerisine alınmıştır. Kubbenin iç kısmı taş örgülüdür. Yuvarlak kubbe ile duvar arasında silme bir korniş dolanmaktadır.
[TH="width: 16"]
Dev-Ali Türbesi, cenazelik, mescit ve piramidal külah bölümlerinden oluşmaktadır. Türbe kitabesinde okunabilen kelimelerden, türbenin Dev Ali isminde yüce bir Emir’e ait olduğu ve bu Emir’in aynı zamanda "Seyyid" olarak da adlandırıldığı anlaşılmaktadır.
[TH="width: 15"]
Dev-Ali Türbesi, Yukarı Develi’de, Dev Ali Mahallesi’nde bulunmaktadır. Türbenin mescit kısmına giriş kapısının söveleri üzerinde bulunan tek satırlık Selçuklu sülüsü ile yazılmış taş kitabesi, tahrip olduğundan dolayı tamamen okunamamaktadır. Türbe sekizgen gövde üzerinde yükselen çift cidarlı sekiz satıhlı piramidal bir külahla örtülmüş olup tamamen kesme taştan inşa edilmiştir. Türbe; cenazelik, mescit ve piramidal külah bölümlerinden oluşmaktadır. Cenazelik bölümünün üzeri beşik tonoz, mescit kısmının üzeri ise çift cidarlı olarak içerden kubbe dışarıdan piramidal bir külahla örtülüdür.
Türbenin sekizgen gövdesi oldukça sade bir şekilde inşa edilmiştir. Gövdenin güney, kuzey, doğu ve batı duvarları üzerine birer adet mazgal pencere ve sekizgenin diğer cephelerinin alt kısımları üzerine de, cenazelik kısmını aydınlatan dört adet mazgal pencere açılmıştır. Türbe cephesinde sadece külah satıhlarının köşeleri üzerinde zıhlı bezemeler bulunmaktadır.
Kitabede okunabilen kelimelerden türbenin Dev Ali isminde yüce bir Emir’e ait olduğu ve bu Emir’in aynı zamanda seyyid olarak da adlandırıldığı anlaşılmaktadır.
Kapıdan geçildikten sonra sekiz köşeli mescit kısmına girilir. Sekizgenin kenar uzunlukları 2.35–2.48 metre arasında değişmektedir. Sekizgen duvarların üzeri kubbe ile örtülmüştür. Kubbeye, köşelerde yer alan yuvarlak tromplarla geçilmektedir. Mescit, sekizgen gövdenin doğu, batı, kuzey ve güneyine açılan dört mazgal pencere ile aydınlatılmaktadır. Mescit kısmının güney duvarında oldukça sade bir tarzda yapılmış olan mihrap nişi yer almaktadır. Günümüzde mescit kısmının duvarları, yerden 0.98 m yüksekliğe kadar ahşap lambrilerle kaplanmıştır.
[TH]
Cenazelik bölümüne türbenin kuzey cephesi üzerinde bulunan ve zeminden bir basamak aşağıda olan dikdörtgen bir kapıdan girilmektedir. Cenazelik kısmı 3.77X4.38 metre ölçülerinde olup, üzeri beşik tonozla örtülüdür. Duvarların üzeri günümüzde sıvanmış, beşik tonozun kesme taş örgülü kaburgası sıvanmamıştır. Cenazelik kısmı batı ve doğu köşelerinin kuzey ve güney uçlarına açılan eğik dört mazgal pencereyle aydınlatılmaktadır. Zemin taş döşemeli olup zeminin ortasında ahşap bir sanduka yer almaktadır.
Türbenin mescit kısmına girişi sağlayan kapının söveleri üzerinde yer alan sülüs hatla yazılmış yazı kuşağı ve külah satıhları üzerinde bulunan zıhlardan başka yapıda herhangi bir bezemeye rastlanmamaktadır.
Dev Ali Türbesi’nin kitabesindeki tarih kısmı kesin olarak okunamadığından, yapı hakkında herhangi bir tarih vermek imkansızdır. Türbe üzerinde çalışma yapan birçok sanat tarihçisi yapıyı XIII. yy son çeyreğine tarihlendirmektedir. Fakat bölgede aynı dönemlerde inşa edilmiş Hızır İlyas (1252) ve Seyyid Şerif türbeleri (1295–1296) bulunmaktadır. Bu türbeler gerek mimari plan ve gerekse tezyinatları açısından Dev Ali Türbesi’nden daha farklı bir tarzda inşa edilmişlerdir. Dev Ali Türbesi ise daha çok ilk dönem Türk Anadolu’sunda inşa edilen tipik Selçuklu mezar yapılarını andırmaktadır. Dev Ali Türbesi, Kayseri’deki Hasbek (1184–1185) ve Sahabiye Mahallesi’ndeki II numaralı Selçuklu Emir türbeleriyle mumyalık katında bulunan tonozun köşelerindeki dört adet eğik mazgal pencere, ışıklık, üst kat girişi, kitabenin kapı üzerinde mermere değil de kapı sövelerine yazılmış olması ve külah satıhlarındaki zıhlı bezemelerle benzeşmektedir. Aynı zamanda Dev Ali Türbesi cephe düzenlemesi bakımından da Kayseri Han Camisi Kümbeti’yle (1188–1189) büyük bir benzerlik göstermektedir. Bu benzerliklerden dolayı Dev Ali Türbesi’nin XII. yy sonları ile XIII. yy başlarında inşa edilmiş olabileceği kuvvetle muhtemeldir.
Ali Cafer Kümbeti, kare bir kaide üzerine oturtulmuş, sekizgen planlı bir eserdir. Kümbetin dışında, saçağın altında Kur’an-ı Kerim’den “Amen’er Resulü” ayet-i kerimesi kümbeti dolaşmaktadır.
[TH="width: 15"]
Ali Cafer Kümbeti Kayseri il merkezinde Melikgazi İlçe Belediye Başkanlığı binasının karşısındadır. Bir kitabesi olmadığı için kesin inşa tarihi ile ilgili bir bilgi yoktur. Halil Edhem, “Kayseri Şehri” adlı eserinde bu eseri Selçuklu eserleri arasında göstermiştir. Ancak Albert Gabriel ise Kayseri Abideleri adlı eserinde bu yapının giriş kapısının giriş tarzına bakarak bu eserin 14. yüzyıl ortalarında yapılmış olabileceğini belirtmektedir. Bu devirde Kayseri’nin hakimiyeti Eratnalılar’ın elindedir.
Bir çok türbede de olduğu gibi sandukaları alınmış veya çalınmıştır.
[TH]
Kare bir kaide üzerine oturtulmuş sekizgen planlı bir eserdir. Üst örtüsü yine sekiz kenarlı bir piramit şeklindedir. İçeriden sekiz kenarlı olan salonu yuvarlak bir kubbe örtmektedir. Binanın dışında, saçağın altında Kur’an-ı Kerim’den “Amen’er Resulü” ayet-i kerimesi kümbeti dolaşmaktadır.
Mescit olarak da kullanılan bu yapının altında bir mumyalık, üst kısmında ise dikdörtgen bir giriş odası ile sekizgen planlı mescit kısmı bulunmaktadır. Kesme taştan yapılmış olan bu kümbet oldukça sade görünümdedir. Giriş kapısı geometrik işlemelerle bezelidir. Bu kapı derinliğine bir plan göstermektedir. Üzerine de Bakara Suresinden alınmış bir ayet yazılıdır. Kapının iç kısmında bir niş oluşturulmuş ve bunun üzeri mukarnaslı yarım kubbe ile örtülmüştür.
Türbenin üç tarafında üç pencere bulunmakta olup, bu pencerelerin her birisi ayrı bir şekil göstermektedir. Bunlardan giriş kapısının karşısına rastlayan pencere diğerlerine göre daha itinalı yapılmıştır.
[TH="width: 16"]
Boğazlıyan-Erkilet-Kayseri yolu üzerindeki Çokgöz Köprüsü'nün eski dönemlerde Kayseri-Yozgat arasında ulaşımı sağlamak için yapıldığı düşünülmektedir. Dönemin mimarisini yansıtan güzel bir eser olan Çokgöz Köprüsü, 2004 yılından itibaren su biriktirilmeye başlanan Yamula Barajı’nın suları altında kalmıştır.
[TH="width: 15"]
Çokgöz Köprüsü üzerinde her hangi bir kitabe bulunmamaktaydı; Bu sebeple banisi hakkında kesin bir fikir sahibi olunmamakla beraber, köprünün Selçuklu hükümdarı Sultan I. İzzeddin Keykavus zamanında yapıldığı ileri sürülmüştür. Sultan I. İzzettin Keykavus’un hükümdarlık dönemi ise 1212 – 1215 yıları arasındadır. 9. yüzyıl ortalarında Anadolu’yu gezen Fransız arkeolog, mimar ve gezgin Charles Texier köprünün yapım tarzı itibariyle Müslümanlardan önce yapıldığını iddia etmiştir.
Kızılırmak üzerinde doğu-batı yönünde uzanan Çokgöz Köprüsü, kesme taştan yapılmış ve sağlam bir köprüydü. Uzunluğu 131,20 metre, eni ise 5,50 metre idi. 15 gözden meydana gelen köprünün en büyük kemer açıklığı 12 metre idi. Üç ve dördüncü kemer ayakları üzerinde köprü sivri bir konuma gelmekte, daha sonra ise küçülerek ayaklar sıfır noktaya inmiş durumdaydı. Son dönemlerinde yedinci kemer ayağından sonra Kızılırmak’ın taşıdığı miller nedeni ile köprünün ayakları nehir seviyesinin dışında kalmıştı. Köprünün kemerleri sivri olarak yapılmışsa da, sonraki onarımlarda bu kemerler yuvarlak şekle dönüştürülmüştü. Kemerlerde traverten taşı kullanılmış ve köprünün korkulukları iki sıra blok taşların yan yana dizilmesinden meydana gelmişti.
Uzunluğu 144,5 metre, eni 5,6 metre olan Şahruh Köprüsü, Dulkadiroğulları döneminden kalma bir eseridir. Kızılırmak üzerine inşa edilen köprünün banisi ve inşa tarihi kesin olarak belli olmamakla beraber, Dulkadiroğlu Alaüddevle Bozkurt Bey'in oğlu Şahruh Bey tarafından yaptırıldığı düşünülmektedir.
[TH="width: 15"]
Kayseri Sarıoğlan ilçesi, Karaözü Köyü girişinde bulunmaktadır. Kızılırmak Nehri üzerine kurulmuştur. İnşa kitabesi bulunmadığı için kimin yaptırdığı da kesin olarak bilinmemekte, Dulkadiroğlu Alaüddevle Bozkurt Bey'in oğlu Şahruh Bey tarafından yaptırıldığı ileri sürülmektedir.
Şahruh Bey, Dulkadiroğulları Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey?in 4 oğlundan biridir. Şahruh Bey'in kızkardeşi Ayşe Hatun Sultan II. Bayezid?in eşi ve Yavuz Sultan Selim'in annesidir. 1480 yılında, Şahruh Bey Kırşehir Sancak Beyi iken amcası Şah Budak Bey tarafından gözlerine mil çektirilmiştir. Eğer köprünün onun emri ile yaptırıldığı doğru kabul edilirse köprünün inşa tarihi 1480 yılı dolaylarında olmalıdır.
[TH]
Şahruh Köprüsü, Şahruh Bey'in oğlu Mehmet Bey tarafından da 1538-1539 tarihlerinde onarılmıştır. Bu onarımla ilgili bir kitabe köprü üzerinde bulunmaktadır. Kitabe 1928 yılında orta gözden (en büyük göz) batıya bakan göz tamir edilirken ırmağın sağ kıyısında köprünün kuzey batı girişinde, toprağa gömülü bir şekilde bulunmuştur. 4 Ağustos 1928 de Sivas müzesine kaldırılan kitabe 252 envanter numarasıyla kayıtlıdır. Kitabede şu ifadeler yer almaktadır:
Bu köprüyü H.945'de (1538-1539) Alaüddevle Zulkadirî Sasani'nin oğlu Şahruh Bey'in oğlu Mehmet, Emir Abdullah eliyle onardı.
Köprü muntazam kesme taştan yapılmıştır. Uzunluğu 144,5 metre, eni 5,6 metre olup, sekiz kemerlidir. Ortada yüksek sivri bir kemer, onun yanında da gittikçe alçalan kemerler bulunmaktadır. Yanlardaki korkuluklar iyi bir durumda olup, köprü günümüzde de kullanılmaktadır.
Köprüyle ilgili olarak yöre civarında bir inanış vardır: Korkuluk taşları arasında bulunan "çukur taşı"na sırt verilerek dilek tutulur ve böylelikle dileklerin gerçekleştiğine inanılır.
172 metre uzunluğunda ve ortalama 16 metre yüksekliğinde düzgün kesme taş, kaba yonu taşı ve yontma taştan inşa edilmiş olan Kuruköprü Kemeri, Kayseri'nin su ihtiyacını karşılamak amacıyla Gürpınar (Salguma) Köyü'nden çıkan suyun Kayseri'ye ulaştırılması için Bizans İmparatorluğu döneminde inşa edilmiştir.
[TH="width: 15"]
Kuruköprü Kemeri, Bizans İmparatorluğu döneminde Kayseri'nin su ihtiyacını karşılayan Gürpınar (Salguma) Köyü'nden çıkan suyun Kayseri'ye ulaştırılması amacıyla yapılmıştır. Gürpınar Köyü'nden çıkan su, kayaların içerisine oyulan su kanallarından geçerek vadiye ulaşmaktadır. Vadiye ulaşan su, buradan da vadinin iki yamacını birbirine bağlayan köprünün (kemerin) üstündeki oluktan vadinin karşı yamacına geçerek, bazen kayaların oyulmasıyla yapılmış kanallardan, bazen de kesme taştan yapılmış kanallardan akarak Eski Kayseri'ye yani Mazaka'ya ulaşmaktadır.
Su kemeri, Gömüderesi olarak adlandırılan vadiyi birbirine bağlayan dere yatağının içine, doğu-batı istikametinde 172 metre uzunluğunda ve ortalama 16 metre yüksekliğinde inşa edilmiştir. Su kemerinin dışı malzeme olarak düzgün kesme taş, kaba yonu taşı ve yontma taştan; iç kısımları da moloz taşlardan yapılmıştır. Kuzey cephesi, dayama şeklinde taş duvarlarla desteklenmiştir.
[TH]
Bir adet sivri ve 13 adet yuvarlak kemerden oluşan su kemerinin en büyük kemeri yıkıldığı için ikiye bölünmüştür. Doğu yönünde yer alan üçüncü kemerle dördüncü kemerin oturduğu ayak tamamen yıkılarak, altından yol geçirilmiştir. Muhtemelen, Selçuklular Dönemi'nde küçük bir su bendinin oluşmasını sağlamak ve küçük bir baraj oluşturmak amacıyla bütün kemerlerin içleri kesme taşlarla örülerek doldurulmuştur.
Su kemerinin oturduğu ayakların kuzey cephelerinde yer yer sel sularının açmış olduğu yarıklar görülür. Su kemerinin, gerek kullanılan malzeme, gerek mimari kuruluşu ve gerekse de İstanbul ve Anadolu'daki benzer örneklerle kıyaslandığında VIII. Yüzyılda Bizanslılar tarafından inşa edilmiş olması gerektiği düşüncesi ağırlık kazanmaktadır.
Günümüzde harap bir duruma gelen köprünün üzerindeki su kanalının yan duvarları yıkılmıştır.
24 Şubat’ta başlayacak Mobil Dünya Kongresi’nde dünyanın önde gelen birçok üretici en güncel teknolojilerle donattığı yeni nesil akıllı telefonlarını duyuracak. Kongre kapsamında en tanıtılacak LG’nin yeni nesil G Pro modeli de en fazla merak edilen telefonlardan biri konumunda. Son dönemde telefona dair bazı gelişmeler Güney Kore medyasında ortaya çıkmaya başlamıştı. LG cephesinden ise yeni nesil akıllı telefona ilişkin ilk resmi açıklama geldi. LG’nin G2 öncesinde telefon hakkında bazı bilgiler aktardığına şahit olmuştu. Şirket telefonun resmi adını, işlemci ve ekran detaylarını henüz telefon tanıtılmadan açılığa kavuşturmuştu. Benzer bir süreç şu an yeni nesil G Pro için başladı. LG tarafından yapılan açıklamaya göre telefon LG G Pro 2 adını alacak ve MWC 2014′te resmen duyurulacak. Bu sayede Optimus adıyla başlatılan G Pro da G serisine dahil edilmiş oldu. Teknik detaylar hakkında herhangi bir açıklama yapılmadı ancak ilerleyen günlerde bazı bilgilerin kamuoyuyla paylaşılması bekleniyor.
Büyük ekranlı telefonlar kategorisinin en iddialı çözümlerinden biri olacak LG G Pro 2′de 5.9 ya da6-inç büyüklüğünde 2K olarak adlandırılan 2.560 × 1.440p çözünürlüklü ekranın yer alması bekleniyor. İşlemci tarafında ise bu defa Snapdragon 800′ü göreceğiz. LG G Pro 2′de ayrıca 3GB RAM, daha güçlü bir batarya, LTE-A desteği, Android 4.4.2 KitKat işletim sistemi ve gelişmiş yeni nesil bir kullanıcı arayüzünün yer alması bekleniyor.
Apple ve dünyanın en büyük GSM operatörü China Mobile yeni nesil iPhone 5S ve 5C’yi operatör üzerinden satışı için uzun zamandır çalışıyorlardı. Apple bu pazara çok büyük bir önem veriyor ama Çin’li üreticilerin yaptığı akıl almaz telefonlar karşısında öncelikle fiyat konusunda daha sonrada donanım konusunda pazar girmekte zorluk çekiyor. Çinli kullanıcılar tuhaf bir biçimde donanıma inanılmaz öncelik veriyorlar. Dünya devi teknoloji firmalarının adını bile etmedikleri Snapdragon 800′ün yeni versiyonları performans canavarı MSM8974AB ve MSM8974AC’li telefonlar Çin pazarında bulunabilirken halen S4 Proların ve Snapdragon 600′lü telefonların satılması oldukça güç oluyor. Çin pazarında başarılı olmak içinse öncelikle çift hatlı telefonlar yapabiliyor olmak gerekiyor. Neredeyse tüm büyük üreticilerin amiral gemilerini Çin’de satmak için çift hatlı versiyonlarını yapmak zorunda kaldıklarını geçtiğimiz yıllarda hep birlikte şahit olduk.
Çin pazarı gerçekten enteresan bir pazar ve Apple tüm dünyada rekorlar kırarken Çin’de ön sipariş konusunda biraz sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Bunun haberini dün sizlerle paylaşmıştık. Apple CEO’su Tim Cook ve China Mobile CEO’su Xi Guohua yaptıkları basın toplantısı ile bu gün itibariyle iPhone 5S ve iPhone 5C satışlarının China Mobile üzerinden satışa sunulduğunu açıkladılar ve imzaladıkları iPhone’ları da satışa sundular. Bu güzel etkinliği satış rakamlarına nasıl etki edeceğini ileriki günlerde heb birlikte göreceğiz.
Bu basın toplantısında Bloomberg’ten bir gazeteci Tim Cook’a iPhone 6 için daha büyük ekran gelecek mi ve esnek ekranlar hakkında ne düşünüyorsunuz gibi sorular sorarak ağzından laf almaya çalıştıysa da Tim Cook şunları söyledi;
“Biz gelecek için asla konuşmuyoruz ve bir ürün tanıtıldığı andaki reaksiyona büyük önem veriyoruz. Şunu söyleyebilirim ki biz büyük şeyler üzerinde çalışıyoruz”. (burada Tim Cook büyük olarak “great” kelimesini kullanıyor; bunu mükemmel olarakta çevirebilirsiniz ama anlatış şeklinin ve vücut dilinin büyük demek istediği konusunda genel bir kanı var).
Her ne denirse densin yeni nesil iPhone 6′nın daha büyük ekranlı olacağına artık kesin gözüyle bakabiliriz.
ANDRONOVA.NET
Cowen and Company analisti Timothy Arcuri’nin yaptığı açıklamaya göre Apple büyük yatırımcılarına dün itibariyle bir yazı göndererek yeni nesil iPhone telefonu için 4,8 inç boyutunda bir ekran kullanılacağını bildirdi. Dünyanın en saygın analistçilerinden KGI Menkul Değerler firmasının analisti Ming-Chi Kuo’da bu yöndeki açıklamaları ile dikkat çekmişti. Yapılan bunca açıklamaya istinaden de Apple CEO’su Tim Cook’un “büyük şeyler üzerinde çalışıyoruz” demesinden sonra yeni nesil iPhone 6′nın ekranının 4,8 inç olacağını söylemek yanlış bir tahmin olmayacaktır. Apple’ın iPhone 6 telefonu için ekran boyutu ile ilgili çok fazla yazıldı çizildi. Bu yazılanlar arasında en önemli açıklamalardan biri de Display Search’ün yaptığı daha büyük ekranlı bir iPhone üzerineydi. Display Search’e göre Apple iPhone 6 ile birlikte bir model daha tanıtacak ve bu model bir phablet olacaktı. 5,5 inç, 5,7 inç ve hatta 6,0 inç boyutunda ekranlara sahip telefonların milyonlarca satış rakamına ulaşmasından sonra Apple’ın bu segmentte de bir ürün yapacağı açıkçası çok fazla akla yatmakta.
Apple yeni nesil iPhone’da bağlanılabilirliğe de oldukça önem verecek gibi duruyor. Artan kaliteli içeriklere daha hızlı ulaşabilmek adına iPhone 6′da şu anda sektörün kabul ettiği ve en hızlı Wi-Fi bağlantısı olan 802.11ac kullanılacak. Apple iPhone 5S’te 802.11n ile yola çıkmış ve bu konuda özellikle kullanıcılardan büyük bir eleştiri almıştı. Birçok kişi “ya ne olacak ne fark eder Allah için” dese de telefonunu Wi-Fi bağlantı noktası olarak kullanan kişilerin bu durumdan ne kadar müzdarip olduklarını bilemezler (özellikle ben). Bu standardın iPhone 6′lara gelmesi iPhone kullanıcıları için geç kalan bir saadet olarak adlandırılabilir.
İşlemci sektörü böylesine yol almışken ve masa üstü işlemciler ile yarışır olmuşken bu aralar telefon almayı düşünenlerde “beklemeli miyim?” gibi bir soru işareti oluşmakta. Yeni nesil olarak adlandırılan işlemcilerin yaz aylarına doğru (Mayıs – Haziran) çıkması bekleniyor. Bu ürünlerin firmalar tarafından kullanılmaya başlanması ise yaz aylarını bulacaktır. O tarihe kadar beklemek istiyorsanız bu sizin kararınız ama yeni nesil telefonların işlem gücü, çözünürlük, Ram gibi donanımları arttıkça fiyat bantlarının artacağına da inanıyorum. Artan dolar ve euro karşısında her gün düşen alım gücü de bu eğriye eklendiğinde nasıl bir algoritma bizleri karşılayacak hep birlikte göreceğiz.
Sultan II.Rükneddin Süleyman Şah zamanında, Kayserili Hacı Ali Şir Bin Hüseyin tarafından yaptırılmış olan Tekgöz Köprüsü, Kayseri’nin 30 km kuzey batısında olup, Kızılırmak Nehri üzerindedir. Eskiden Kırşehir–Kayseri arasında ulaşımı sağlamakta kullanılan 120 metre uzunluğundaki köprü, yeni yolun yapılması ile atıl duruma düşmüştür. Restore edilen Tekgöz Köprüsü, Kızılırmak üzerindeki güzelliğini korumaktadır.
[TH="width: 15"]
Tekgöz Köprüsü, Sultan II.Rükneddin Süleyman Şah zamanında, H.599/1202-1203 yılında Kayserili Hacı Ali Şir Bin Hüseyin tarafından yaptırılmıştır. 120 metre uzunluğundaki köprünün iki kemeri arasında kalın bir sülüs yazı ile yazılmış kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabede şu ifadeler geçmektedir:
"Bu köprüyü fetihler sahibi, İslam ve Müslümanları şereflendiren, din ve dünyanın dayanağı Düşmanlarını kahreden, Kılıcarslan oğlu Süleyman zamanında Emir-ül Müminine yardım eden, Kayserili Hüseyin oğlu Allah'ın rahmetine muhtaç. Bedreddin Hacı Alişir H/599 (M/l 203) yılında (inşa etti)"
[TH]
Halil Edhem, “Kayseri Şehri” adlı eserinde, köprüyü yaptıran Hüseyin oğlu Ali Şir hakkında hiç bir bilgi bulamadığından; ancak bu kişinin Rükneddin Süleyman Şah’ın emirlerinden biri olabileceğinden bahsetmektedir.
Evliya Çelebi'nin kaleminden Tekgöz Köprüsü
Evliya Çelebi Tekgöz Köprüsü'nden bahsederken, "Şehrin canibi garbisinde bir saat mesafede, Kızılırmak Nehri üzerinde, iki kaya arasında inşa edilmiş bir göz köprü namı ile bibedel bir cisr ail vardır ki Sultan Süleyman asrında Koca Mimar Sinan binasıdır. Üstadı Mimar Ömer keranemayesinin nice senelerini geçirip ve var kudretini sarf edip kavs-u kuzey misali bedel bir kantara bina etmiş ki, gören seyyah biihtiyar ve valih-i sergedar olarak üstadına tahsini han olur” demektedir. Belli ki, Evliya Çelebi kitabeyi incelerken, oradaki "Süleyman" ismini, Kanuni Sultan Süleyman'a mal etmiş olmalıdır.
Kızılırmak üzerinde bulunan köprü, kesme taştan 27 metre çapında ve 18 metre yüksekliğinde büyük kemer ile 11.5 metre çapında ve 7.5 metre yüksekliğinde daha küçük bir kemerden meydana gelmiştir. Bu büyük kemerden dolayı halk arasında" Tekgöz" ve "Yalnızgöz" ismi ile anılmıştır.
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Çarşısı, bugün bir kaç dükkan haricinde kullanımamaktadır. Tarihi çarşıda bugün dükkanını her sabah açan tek esnaf Palancı Yusuf Kocataş ve üniversite mezunu olan oğlu. Unutulmaya yüz tutmuş bir el sanatını özveriyle yaşatmaya çalışarak kürtün (semer) üretmeye devam ediyorlar. Ürettikleri semerlerin amacına uygun olarak kullanımı günümüzde azaldığı için, ürettikleri semerler de neredeyse tamamen turistik eşya niteliğine bürünmüş...
[TH="width: 15"]
Adana-Niğde-Kayseri ile Nevşehir-Ürgüp-Kayseri'yi birleştiren çağın önemli yollarından İpekyolu üzerindeki kavşakta, İncesu’da 1660 yılında Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından bir külliye yaptırılmıştır.
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Çarşısı da, kervansaray, cami, medrese, tabhane ve hamam ile birlikte külliyeyinin yapılarından bir tanesidir.
Kervansarayın batısında 11 metre enindeki sokağın iki yanına yerleştirilmiş sıra dükkanlardan meydana gelen arasta 77.80 metre uzunluğundadır. Sokağın kuzey tarafındaki baş tarafı açıktır. Dere tarafındaki güney ucu ise bir kapı ile sona erer. Zaman içerisinde bu kapı yıkılmış, çarşının güney tarafı tamamen açılmıştır. Ancak DSİ, İncesu deresini duvarlarla kanal içerisine alınca buraya bir köprü yaptırmıştır. Doğuda, kervansaray avlusuna, batıda cami avlusuna açılan diğer ilk kapı külliye binaları arasındaki iç bağlantıyı sağlar. Batıdaki cami avlusuna açılan kapı, külliyenin çevresinde oluşan dolguların yükselmesi nedeniyle kullanılmaz duruma gelmiştir.
[TH]
Arastanın doğu kanadı orijinal biçimini korumaktadır. Bu kanattaki dükkanların derinliği 5.00 metre, kemer açıklıkları 2.70 metredir. Kuzeyden itibaren 13 dükkan, sonra kervansaraya geçit veren kapı, yine 5 dükkan ve en dipte yola doğru çıkıntı yapan ve aşhane olduğu düşünülen yapı yer alır.
Batı kanadında biri kuzey, üçü güneyde olmak üzere sıra başlarındaki 4 dükkan yıkılmıştır. Bu kanattaki dükkanların derinliği de 5 metredir. Fakat genişlikleri daha fazla tutulmuş, 3.20 metre yapılmıştır. Yıkılanlarla birlikte 19 dükkan vardır.
Cami önünden geçen caddenin kotunun, kervansaray önündeki devlet yolu ile aynı kotu tutması amacıyla yükseltilmesi sonucu arasta sokağı da yükseltilmiş ve bunun sonucu dükkanların zeminleri kemer üzerilerinin hemen altında başlar durumda kalmıştır. Bu yüzden içleri, merkezden 3.05 metre yükseklik göstermekte; ayrıca, arka arkaya üçer kemer atılarak inşa edilmiş olmaları sebebiyle basıklık hissi daha da artmaktadır. Arastanın güney ucunda dükkanlara bitişik olup 14.40 x 9.30 metre ölçülerindeki bölüm, aslında bir aşhane olsa gerekir. İçinde büyük bir ocak bulunan ana mekanın çapraz kemerleri ortadaki tek ayağa binen kaburgalı tonozla örtülüdür. Ana mekana bitişik odalar çok haraptır ve asıl şekilleri bozulmuş durumdadır.
Çarşının tek esnafı: Palancı Yusuf Kocataş
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Çarşısı, bugün bir kaç dükkan haricinde kullanımamaktadır. Tarihi çarşıda bugün dükkanını her sabah açan tek esnaf Palancı Yusuf Kocataş ve üniversite mezunu olan oğlu. Unutulmaya yüz tutmuş bir el sanatını özveriyle yaşatmaya çalışarak kürtün (semer) üretmeye devam ediyorlar. Ürettikleri semerlerin amacına uygun olarak kullanımı günümüzde azaldığı için, ürettikleri semerler de neredeyse tamamen turistik eşya niteliğine bürünmüş... Diğer dükkanlar ise kepenkleri indirilmiş şekilde ya depo olarak kullanılıyor, ya da kapısına belki de hiç açılmamak üzere top kilitler vurulmuş.
İncesu'nun merkezindeki tarihi çarşının kepenkleri indirilmiş dükkanlarının arasında yürürken, kendinizi adeta bir zaman tüneline girmiş gibi hissediyorsunuz; inşa edildiği günkü orjinalliğini hala koruduğu bilinen çarşı, eski günlerine dönmek istercesine, restore edilmeyi bekliyor...
Vezir Hanı, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından 1724 yılında yaptırılmıştır. İnşa edildikten sonra yayınlanan bir fermanla Vezir Hanı'nda sadece kuyumcu, abacı, kumaşçı, çuhacı gibi o günün itibar gören mesleklerinin faaliyet göstermesine izin verilmiş, bu uygulama Damat İbrahim Paşa'nın ölümünden sonra yürürlükten kaldırılmıştır.
[TH="width: 15"]
Vezir Hanı, Kayseri ticari dokusunun güney ucunda, Ulu Cami'nin kuzeydoğu köşesine yakındır. Giriş kapısı doğu cepheden olup, Kapalıçarşı'nın bir bölümünü oluşturan Urgancılar Çarşısı girişinin yanındandır.
Vezir Hanı, Sultan III. Ahmet döneminde Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından 1724 yılında yaptırılmıştır. Çarşının önemini ve kıymetini artırmak için çarşıda sadece kuyumcu, abacı, kumaşçı, çuhacı gibi o günün itibar gören mesleklerinin faaliyet gösterebileceği, bir ferman-ı ali ile şarta bağlanmıştır. Bu uygulama ile handaki dükkanlar çok kıymetlenmiştir.
İbrahim Paşa'nın ölümünden sonra 1731 yılında yeni bir ferman isteyen esnafın istediği yerde mesleğini yürütebileceği belirtilerek serbest bırakılmıştır.
[TH]
Hanın duvarı, yanındaki bedestenin duvarıyla birbirlerinden bir koridorla ayrılmıştır. Vezir Hanı, kesme taştan yapılmış bir yapıdır, iki katlı ve iki avluludur. Girişteki gayri muntazam küçük avludan sonra, ortasında eskiden bir çeşmenin havuzu bulunduğu bildirilen gayet geniş bir avluya girilir.
Revakların altında bulunan iki ayrı merdivenle üst kata çıkılır. Girişteki kitabenin yeri boştur. Günümüzde de kullanılmakta olan Vezir Hanı'nda bir de yatır bulunmaktadır.
Kayseri Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne ait olan handa bugün orta avlu çevresinde bulunan 20'si şahsa ait 154 işyerinden 12'si aktif olarak çalışaktadır.
Vezir Hanı en son 1970'lerde restore edilmiştir. Derici esnafının çalıştığı dönemlerde ağır koku nedeniyle turistlerin gezemediği tarihi mekanın turizme açılması planlanmaktadır.
Bazı kaynaklarda ismi "Kapan Hanı" ve "Pembe Han" olarak da geçen Pamuk Hanı'nın XV. yüzyılın sonlarında yapıldığı sanılmaktadır.
[TH="width: 15"]
Kayseri ticaretinin yoğun bölgesinde bulunan Pamuk Hanı, Kapalıçarşı’nın batı kısmındadır. Bedesten ve Vezirhan ve Kapalıçarşı gibi diğer ticari yapılara oranla oldukça küçük ölçekli bir yapıdır. Bazı kaynaklarda ismi "Kapan Hanı" ve "Pembe Han" olarak da geçen Pamuk Hanı'nın XV. yüzyılın sonlarında yapıldığı sanılmaktadır.
Türk ticaret tarihinde önemli bir yere sahip olan "kapan hanları", Anadolu Selçukluları'ndan itibaren görülen bir ticaret yapısıdır.
Bu hanlar tek bir cins ticaret maddesinin toptan satışına hizmet eden kapalı birer pazar yeri hüviyetindedir. Kapan hanları, Osmanlılar döneminde gerçek bir anıt olarak ortaya çıkmışlardır.
[TH]
Prof. Dr. Mustafa Akdağ, "Türkiye'nin İktisadi ve İçtimai Tarihi" adlı eserinde "Bu tür yapıların fonksiyonlarını iyi tahlil etmeden Osmanlı Türkiyesi'nin şehirlerindeki iktisadî faliyetleri bütünüyle kavramak mümkün değildir. Selçuklu Türkiyesi'nin iktisadi yaşantısında kervansaraylar ne ise Osmanlı Türkiyesi'nin iktisadî hayatında da kapan hanları odur" demektedir.
Klasik bir Osmanlı yapısı olan ve kare planlı bir alan üzerine oturtulan Pamuk Hanı, ortası revaklı avlulu olup, iki katlı olarak inşa edilmiştir. Hana giriş doğu cephesinden sağlanmıştır. Giriş kapısı sivri kemerli ve tonozludur. Bir avlu ve tonozla örtülü iki kat odalar avluyu çevirmektedir. Zaman içinde pek çok tadilat gören Pamuk Hanı kare planlı olup, kesme yonu taştan yapılmıştır.