SOL ELLE YEMEK Devamlı sol elini kullanma alışkanlığı olan birisinin yediği içtiği haram olur mu?
Islâmda bazı nahoş şeyler dışında her isin sağ elleyapılması ve sağdan başlanılması bir edep olarak görülmüştür, terki ise edebin terki sayılmış ve zahmetsiz olarak gelecek bir sevaptan mahrum olma olarak görülmüştür. Aişe Annemiz; "Rasûlullah (s.a.v.) yapabildiği her şeyde; temizliğinde, ayakkabısm giymede, çıkarmada kısaca her isinde sağdan başlamayı severdi." (Benzer hadisler için bk. Buhârî, salât 47, at'ime,5; Müslim tahâret ‚ 66, 67; Ebû Dâvûd, libâs 41; Tirmizî, Cum'a 75; Nesâî, tahâret 89 gusl 17, zinet 8, 62; Ibn Mâce, taharet 42; Müsned VI/94,130,147, 1 B8, 202, 210) "Sağ elini abdestine, yemeğine, sol elini helasina ve diğer eziyet veren şeylerine kullanırdi" Hafsa validemiz de: "Sağ elini yemesine, içmesine ve elbisesini giyip çıkarmaya, sol elini ise bunun dışındakilere kullanırdi" (E. Davud. Taharet 18) demiştir. Bu yüzden özürsüz olarak sol elle yemek mekruh görülmüş, ancak yemek yeme sırasında sol eli de kullanıp onun sağa yardımcı olmasında bir mahzur görülmemiştir. Nitekim Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.)'de sağ elleriyle ekmek yerken sol elleriyle de karpuz yedikleri olmuştur. (Alâuddîn Âbidîn 218) Râsûlullah Efendimiz (s.a.v.) Ömer b. Ebî Seleme'ye "Çocuk, besmele çek, sağ elinle ye, ve önünden ye" (Buhârî at'ime 2) buyurmuştur. Bu hadîs-i serîfi değerlendiren bazı âlimler, sağ elle yemenin vâcip olduğu kanaatine varmışlar, bazıları da bunun sadece daha hoş (mendup) olduğu anlamına geleceğini söylemişlerdir.( Aynî XXI/28, 30 (şerhte sol elle yemenin kötülügünü anlatan hadis-i şerifler de var)
PEYGAMBER Efendimizin (SAV)MİRAC ta gördüğü İnanılmaz Olaylar "Bu gelen ne güzel yolcu"
Sevgili Peygamberimiz, Mirac olayının Kudüs'ten sonrasını şöyle Anlatır:
Cebrail aleyhisselam bana bir kap içinde Cennet şurubu, bir kap da süt Getirdi. Sütü aldım.
Daha sonra iki bardak daha sundular. Biri su, bir bal; İkisinden de içtim. Hazret-i Cebrail; "Bal ümmetinin kıyamete kadar devam Edeceğine, su da, ümmetinin günahlarından temizlenmesine işarettir" dedi.
Sonra beraberce göğe yükseldik. Cebrail aleyhisselam birinci kat Göğün kapısını çaldı. Sordular:
"Merhaba =elen zata! Bu gelen, ne güzel yolcu!" dediler ve hemen kapı açıldı ve =endimi Âdem'in "aleyhisselam" karşısında buldum. Bana "Merhaba" dedi ve dua etti...
Burada çok melek gördüm. Hepsi kıyamda huşu ve =udu ile durmuşlar "Subbuhün kuddusün Rabb-ül-melaiketi ver-ruh" zikriyle eşguldüler. Cebrail'e sordum:
- Bu meleklerin ibadeti bu mudur?
- Evet. Bunlar yaratılalıdan beri, ta kıyamete kadar kıyam üzere olurlar. Hak =eâlâdan diledim ki, bu ibadeti ümmetime nasip etsin. Duamı kabul etti. Namazda olan =ıyam odur.
Orada bir cemaate uğradım. Melekler, onların =aşlarını ezerler, tekrar eski halini alır. Yine döverler, yine eskisi gibi olurdu. =Bunlar kimlerdir?" dedim. "Cuma'yı ve cemaati terk edenlerdir. Rüku ve =ecdeleri tamam yapmayanlardır" dedi.
Bir cemaat gördüm. Aç ve çıplak =diler. "Bunlar kimlerdir?" dedim. "Fakirlere merhamet etmiyenler ve zekat =ermiyenlerdir" dedi.
Bir cemaate uğradım. Önlerine nefis yemekler =oymuşlar. Bir yanda da leş duruyor. O nefis yemekleri bırakmış, leşi yerlerdi. =Bunlar kimlerdir?" dedim. "Bunlar, helali terk edip, harama meyl edenlerdir. Helal =alları varken, haram yiyen kimselerdir" dedi.
Arkasındaki yükün =E7okluğundan, harekete mecali kalmamış olan bir takım kimseler gördüm. O haliyle =alka seslenip, üzerine biraz daha yük koymalarını istiyorlardı. "Bunlar =imlerdir?" dedim. "Bu kimseler, emanete hıyanet edenlerdir. İnsanların hakkını =lmış iken, yine zulmedenlerdir" dedi.
Kendi etlerini kesip yiyen bir grup insana =ğradık. "Bunlar kimlerdir?" dedim. Cebrail aleyhisselam; "Bunlar gıybet =denler ve söz taşıyanlardır" dedi.
Bir grup insana rastladık, dilleri =afalarından çekilmiş, şekilleri değiştirilip hınzır (domuz) suretine =ebdil olmuş olarak azab olunurlar. Cebrail aleyhisselam; "Bunlar yalan yere şahidlik =apanlardır" dedi.
Bir kısım kadınlara rastladık. Yüzleri siyah, =özleri göktü. Ateşten elbiseler giydirmişler. Melekler onlara ateşten =ürzlerle vururlar. "Bunlar kimlerdir?" dedim. Hazret-i Cibril; "Bunlar zina edenler ve =ocalarını inciten kadınlardır" dedi.
Bir cemaat daha gördüm. =teş, onları yakar, tekrar dirilirler, tekrar yakardı. "Bunlar kimlerdir?" dedim. "Bunlar =abalarına asi olanlardır" dedi.
İkinci kat göğe çıktık. =ebrail aleyhisselam kapıyı çaldı. Kapı açıldığında, kendimi; teyze çocukları =DDsa ile Yahya bin Zekeriyya'nın (aleyhimesselam) yanında buldum. Bana; "Merhaba" =ediler. Ve duada bulundular...
Meleklerden bir cemaate rastladım. Saf =ağlayıp durmuşlar, cümlesi rükuda idi. Kendilerine mahsus bir tesbihleri vardı. =evamlı olarak rükuda dururlar, başlarını kaldırıp, yukarı bakmazlar. =ebrail aleyhisselam; "Bu meleklerin ibadeti böyledir. Hak teâlâdan iste de ümmetine nasib =lsun" dedi. Dua ettim. Kabul buyurup, namazda rükuu ihsan eyledi.
Sonra =FCçüncü kat göğe çıktık. Aynı sual ve cevaptan sonra, kapı =çıldı ve kendimi Yusuf aleyhisselamın yanında buldum. Baktım ki kendisine güzelliğin =arısı verilmiş. Bana, "Merhaba" dedi ve dua etti...
Çok melek gördüm. Saf =alinde, cümlesi secdede idiler. Yaratılalıdan beri secdede olup, =endilerine mahsus tesbih ile tesbih ederler. Cebrail aleyhisselam; "Bu meleklerin ibadeti böyledir. Allahü teâlâdan iste ki, bu ameli ümmetine =üyesser eylesin" dedi. Hak teâlâdan diledim. Kabul edip namazda size nasib =yledi.
Dördüncü kat göğe eriştim. Saf gümüşten yapılmış, nurdan bir kapısı var. =urdan bir kilit vurmuşlar. Kilidin üzerinde, "La ilahe illallah Muhammedün =esulullah" yazılı idi. Sual ve cevaptan sonra kendimi, İdris aleyhisselamın yanında =uldum. Bana "Merhaba" dedi ve duada bulundu. Allahü teâlâ, onun hakkında =mealen); "Biz onu yüksek bir mekana ref'ettik" buyurmuştur. (Meryem suresi: =7)
Bir melek gördüm. Bir kürsi üzerine oturmuş, gamlı ve üzüntülü =di. Etrafında o kadar çok melek vardı ki, sayısını ancak cenab-ı Hak bilir. Sağında =urani melekler gördüm. Yeşiller giymişler, çok güzel kokuları var. Her =irinin güzelliğinden yüzlerine bakılamaz. Sol tarafında ağızlarında ateşler =açan melekler vardı. Önlerinde ateşten mızrak ve kamçılar var. Öyle gözleri var =i, bakmağa takat getirilmez. Taht üzerinde oturan meleğin, başından ayağına =adar gözleri var.
Daima önündeki deftere bakar, bir an gözünü ondan =yırmazdı. Önünde bir ağaç vardı. Kah sağ eliyle ondan bir şey alıp =ağındaki nurani meleklere teslim eder, kah sol eliyle bir şey alıp solundaki zulmani meleklere =erirdi. Bu meleğe nazar edince, kalbime bir korku geldi. Hazret-i Cebrail'e; "Bu =elek kimdir?" dedim. "Azrail'dir. Bunun yüzünü görmeğe kimsenin =akati yetmez" dedi.
Yanına varıp; "Ey Azrail! Bu, ahir zaman peygamberidir ve =llahü teâlânın habibi, sevgilisidir" dedi. Azrail aleyhisselam kalkıp =ana tazim etti; "Merhaba! Hak teâlâ senden daha şerefli bir kimse yaratmadı. =DCmmetin de, cümle ümmetlerden üstündür. Ben senin ümmetine, baba ve =nalarından daha çok acırım" dedi."Senden bir ricam vardır. Ümmetim zayıftır. Onlara =umuşak darvanasın. Ruhlarını yumuşaklıkla alasın" dedim. "Seni en son peygamber =larak gönderen ve kendine habib kılan Allahü teâlânın hakkı için, Allahü =eâlâ gece ve gündüzde yetmişkere; "Ümmet-i Muhammed'in ruhlarını yumuşaklıkla ve =olaylıkla al ve işlerini lütf ile gör" diye emreder. Bunun için ben de senin =FCmmetine, ana ve babalarından daha çok şefkat ederim, dedi.
Beşinci kat =öğe çıktık, orada Harun aleyhisselamla karşılaştık. Bana "Merhaba" dedi ve hayır =uada bulundu.
Beşinci kat gök meleklerinin ibadetlerini =ördüm. Cümlesi ayakta duruyor ve ayaklarının parmaklarına nazar ediyor, asla başka =ere bakmıyor, yüksek sesle tesbih ediyorlardı. Hazret-i Cebrail'den "Bu meleklerin =badeti böyle midir?" diye sordum. "Evet, Hak teâlâdan dile de, bu ibadeti =FCmmetine nasib eylesin" dedi. Dua ettim. Cenab-ı Hak ihsan etti.
Sonra =ltınca kat göğe çıktık. Orada Musa aleyhisselam ile karşılaştık. =ana "Merhaba" dedi ve hayır duada bulundu. Sonra yedinci kat göğe yükseldik, aynı =oru-cevaptan sonra İbrahim aleyhisselamı Beyt-i Ma'mur'a arkasını dayamış =larak buldum. O Beyt-i Ma'mur ki, her gün oraya yetmiş bin melek giriyor bir daha =ıraları gelmiyor. İbrahim aleyhisselama selam verdim. Selamımı aldı. "Merhaba =alih peygamber, salih oğlum" dedi. Sonra;
"Ya Muhammed! Cennet'in yeri gayet =atif ve toprağı temizdir. Ümmetine söyle, oraya çok ağaç =iksinler" dedi. "Cennet'e ağaç nasıl dikilir?" dedim. "La havle vela kuvvete illa billah" ve =Sübhanellahi velhamdülillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber" tesbihini =kuyarak, dedi.
Cebrail aleyhisselam sonra beni, Sidret-ül-Münteha'ya =ötürdü. Sanki onun yaprakları fil kulakları gibi, meyveleri de kuleler gibi idi. =, Allahü teâlânın emirlerinden herhangi birisiyle =arşılaştığında, öylesine değişiyordu ve güzelleşiyordu ki, Allahü teâlânın yaratmış olduğu =ahlukatından, hiç kimse onun güzelliğini anlatamaz.
Cebrail aleyhisselam, =idret-ül-Münteha'nın ilerisine iletti ve bana veda eyledi. Dedim ki: "Ey Cebrail! Beni =alnız mı bırakıyorsun?" Cebrail aleyhisselam ıstıraba düştü. Hak =eâlânın heybetinden titremeğe başladı ve; "Eğer bir adım daha atarsam, Allahü =eâlânın azametinden helak olurum. Bütün vücudum yanar, yok olur" =edi.
Alemlerin efendisi, buraya kadar Cebrail aleyhisselam ile gelmişti. Cebrail aleyhisselam, =urada kendisini; yaratılmış olduğu suret üzere kanatlarını =çmış, her bir kanadından inciler, yakutlar saçılır bir halde Resulullah'a gösterdi. Sonra =iyası güneşten daha parlak, Refref adında yeşil bir Cennet yaygısı geldi. =urmadan Allahü teâlânın zikriyle meşgul oluyor, bulunduğu alemi tesbih =adası dolduruyordu.
Peygamber efendimize selam verdi. Resulullah =fendimiz Refref'in üzerine oturdu. Bir anda çok yükseklere çıktılar, =icab denilen yetmiş bin perdeden geçtiler. Her hicab arası çok uzak idi. Her perdede =azifeli melekler vardı. Refref, Peygamber efendimizi birer birer o perdelerden =eçirdi. Böylece; Kürsi, Arş ve ruh alemlerini aştılar.
Habib-i =krem efendimiz, her bir perdeden geçerken; "Korkma ya Muhammed! Yaklaş, yaklaş!" =iye emredildiğini duyuyordu. Bilinmeyen, anlaşılamayan, =nlatılamayan şekilde, Allahü teâlânın dilediği yüksekliklere ulaştı. =ekansız, zamansız, cihetsiz, sıfatsız olarak rü'yet hasıl oldu yani Allahü teâlâyı =ördü. Gözsüz, kulaksız, vasıtasız, ortamsız olarak Rabbi ile konuştu. Hiç bir mahlukun =ilemiyeceği, anlıyamıyacağı nimetlere kavuştu
Dünya Bülteni Haber Merkezi
Mısır'da İslam Dünyasının en etkin eğitim kurumlarından biri olan El Ezher, CocaCola ve Pepsi'nin haram olduğunu açıkladı. El Ezher üniversitesine bağlı Yüksek İslami İşler Meclisi, yaptıkları bir incelemenin ardından Coca Cola ve Pepsi'nin içilmemesi gerektiğini açıkladı. Her iki içeceğin içinde domuz etinden bazı maddelerin konulduğunu tespit ettiklerini açıklayan Meclis, Müslümanları Coca Cola ve Pepsi'yi içmemeye davet etti. Bu tür gazlı içeceklerin insanlar için zorunlu şeyler olmadığını belirten Meclis, zor durumlarda "Zarûretler haramı mübâh kılar" kaidesi gereğince domuz, içki ve ölü etinin dahi sadece ölünmeyecek kadar yenilmesine izin verildiğini açıkladı. Meclis, böyle bir zorunlu durum olmadığına göre Müslümanların bu tür ferahlatıcı içeceklerden uzak durmalarını önerdi. Ürdün'de geçen gün uzun zamandır yapılan araştırma sonucu yapılan açıklamada, Coca Cola ve Pepsi'nin domuz'dan yapılmış bazı katkı maddeleri içerdiği açıklanmıştı.
Coca Cola ve Pepsi geçtiğimiz hafta Hindistan'da içinde zehirli bulunduğu gerekçesiyle ülke çapında resmen yasaklanmıştı.
burası yerimi ama yazacam başka yer bulamadım ve sizlerle paylaşmak istedim
Etrafımızda on, on iki yaşında olup da kendileri Lolitacılığa özenen kızlarımız nereden çıktı? Özellikle büyük şehirlerimizin mutena ve lüks semtlerinde ortada dolaşan ortaokul, maksimum lise 1 talebesi pek çok kız çocuğu akşamüstü "caddeye" inerken veya hafta sonu "takılırken" küçük kadınlar gibi giyiniyor, makyaj yapıyor ve öylesine davranıyorlar. Henüz biyolojik ve psikolojik açıdan çocuk olan bu güzelim kızlar kendi tâbirleriyle "kaşar" gibi ortalarda dolanıyorlar. İşin başka bir düşündürücü boyutu da, kendilerinden çok daha büyük ve aç kurtların tuzaklarına düşüyorlar. Vaktinden çok önce cinsellikle, sapkınlıklarla ve akabinde sigarayla, alkolle tanışıyorlar. Bâzılarında buna bir de uyuşturucu uyarıcı maddeler ekleniyor. Tabii ki ciddi trajediler de bunu takip ediyor.
Toprağı bol olsun, Freud'un bahsettiği gizlilik (latans) çağı çoktan güme gitti. Çocuklarımız daha sekiz dokuz yaşından itibâren "çıkmaya, âşık olmaya başlıyorlar. Özdeşleşme-benimseme nesneleri 1900'lerin başında olduğu gibi anne, baba, komşu, amca filân olmaktan çıktı. Medya her evde, dünya çocukların gözünün önünde, sansürsüz ve agresifçe! Vaktinden önce büyümek için onları âdeta kamçılayan bir reklâm ve özendirme bombardımanı var. Bebek bezi reklâmlarında bile erotik temalar kullanılır oldu. Para-merkezli dünya görüşü her yere hâkim oldu.
İyi de, bu psikolojik ve psikiyatrik açıdan doğru mu? Kesinlikle değil. Çocuklar çocukluklarını çocuk olarak yaşamalı, ergenler ergen gibi, gençler de genç gibi. Yoksa her türlü ruhsal yozlaşmaya ve hastalığa, "borderline" durumlara uygun ortam oluşuyor. Lütfen Lolitalaşmayın, Lolitalaştırmayın kızlarımız(ı).
Her şeyi bir zamanı ve zemini var. Aman dikkat!
13 Mayıs 2006 Cumartesi
Prof. Dr. M. Kerem Doksat, Psikiyatri Uzmanı
Uz. Dr. Neslim G. Doksat, Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı
Gerçekten de genç kızların bu durumuna şaşırmamak mümkün değil. Toplumsal etki medyayla sınırlı değil ki. Artık bizlerin de içselleştiridiği değerler haline geldi güzellik, çekicilik kriterleri. Çocuklar da sonuçta bizim değerlerimizle büyüyorlar.
Oyuncak bebeklerden hiç bahsetmiycem ama barbie makyaj malzemelerinden direkt gerçek makyaja geçiş hiç de zor değil. Ayırımı nasıl anlatmalı ebeveyn olarak bilemiyorum. Özenmekle özenti yaşamak arasında biryerdeler sanırım. Tüm fantazilerin gerçekliğe dönüşebileceği bir toplumsal gerçeklik içinde miyiz yoksa?
Cinsellik adına baktığımda bu durum aşırı tutuculuk kadar sağlıklı bir cinselliğin gelişimine engel tabii.
Diğer yandan, bir teori de büyüme hormonu içeren ilaçların çocukları zamanından önce ergenliğe soktuğu yönünde. Fizyolojik olarak da ergenlik yaşının düşmekte olduğu gözlemi bunu paralel gibi. Ne dersiniz? Bİr miktar faturayı da kontrolsüz tarıma kesmeli mi?
Sonunda çareyi dedelerimizde olduğu gibi, çocukları ergenliğe girmeden başgöz etmekte bulacağız bu gidişle
Dünya hayatından sonra, ahiret hayatından da önce fakat ahiret hayatı içinde ele alınması gereken bir başka hayat daha vardır ki o da kabir hayatı veya "Âlem-i Berzah"denilen hayattır. Berzah, asıl manasında iki şey arasında bulunan engel, ayırıcı sınır demektir. Bu kelime Kur'an'ın "el-Mü'minûn, 23/100; er-Rahmân, 55/20; el-Furkan, 25/53" ayetlerinde "iki şey arasındaki engel" manasında kullanılmıştır.
Râgıp, el-Müfredât adlı eserinde şöyle der: "Berzah; ahirette insan ile yüksek menzillere ulaşması arasındaki engeldir. Bu kelime, el-Beled, 90/11 ayetindeki "el-Akabe" kelimesine işarettir. Ayetin meâli şöyledir: "Fakat o, (hedefe varmak, yapılan iyiliklere teşekkür etmek için) sarp yokuşu geçemedi." Ayette bildirilen engeli ise ancak sâlihler aşabilir. Berzah'ın ölüm ile kıyâmet arasındaki engel olduğu da söylenir.
İnsan için üç hayat vardır:
Dünya hayatı: Ruhun cesetle birlikte yaşadığı içinde bulunduğumuz hayat.
Berzah hayatı: Ruh, dünyada iken içinde bulunduğu cesetten ayrılmış, azab yahutta nimet içinde müstakil hale gelmiştir.
Ahiret hayatı: Ruhların dünyada iken içinde oldukları cesetlere dönmeleri ile meydana gelen son hayat. Görüldüğü gibi Berzah hayatı, birinci hayat ile ikinci hayat arasındadır. Dünya hayatı çalışma, Ahiret hayatı ise çalışmanın karşılığını görme hayatıdır. Bu ikisi arasındaki hayat da, beklemekten ibaret olan Berzah hayatıdır (Âli İmrân, 3/185).
Ölüm anında, ruhlar cesetten ayrılırken rahmet veya azab melekleri vasıtasıyla onlara, hallerine uygun durumlar gösterilir:
"Melekler, o kâfirlerin yüzlerine ve arkalarına vura vura: "Tadın Cehennem azabını. " diyerek canlarını alırken bir görmeliydin..." (el-Enfâl, 8/50, el-En'âm, 6/93-94). Ayetlerde bildirilen azab, ölüm anında kâfir ve günahkârlara yapılan azabtır.
Ahmed İbn Hanbel'in Müsned'inde (IV/288, 397) yer alan rivayetlere göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Mümin kul, dünyadan ayrılmak üzere ve ahirete yöneldiği anda ona semadan beyaz yüzlü melekler iner. Yüzleri sanki güneş gibidir. Yanlarında Cennet kefenlerinden ve kokularından vardır. Onun görebileceği yere otururlar. Ölüm meleği gelir, baş tarafına oturur ve şöyle der: "Ey güzel ruh, çık ve Rabbi'nin rızasına ve mağfiretine gel. " O da, ağızdan damlayan bir damla gibi çıkar. Kâfir kul dünyadan ayrılmak ve ahirete yönelmek üzere olunca, yanında kaba bir elbise olan siyah yüzlü bir melek gelir, onun görebileceği bir yerde oturur, şöyle der:
"Ey çirkin ruh, haydi çık, Rabb'inin öfkesine ve gazabına gel. Ruh cesedden korkarak ve güçlükle ayrılır."
Ölümden sonra berzah âleminin ikinci makamı olan kabir hayatı başlar. Kabirde ilk zamanlarda ruh cesetle birlikte bulunurlar, beraber azab ve mükâfat görürler. Daha sonra ruh cesetten ayrılır ve müstakil olur. Peygamberimiz (s.a.s.)'in ifadesine göre; "Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçe, yahut Cehennem çukurlarından bir çukurdur. " (Tirmîzî, Kıyâme, 26). Ruhun cesetle birlikte kabirde azap ve mükâfat görmeşinin bir benzeri, hepimizin zaman zaman gördüğümüz acı veya tatlı rüyalardır ki kişi kendisini sonsuz nimetler veya azap içinde görür de bunlar ancak uyanmakla sona erer.
Kabir hayatı hakkında Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor: "Ölüm meleği Mümin kulun ruhunu aldığı zaman melekler onu, göz açıp kapayacak kadar ölüm meleğinin elinde bırakmazlar. Onu alır, bu kefene koyarlar. Ondan, yeryüzünde bulunan mis kokusu gibi bir koku çıkar. Onu melekler arasından geçirirken: "Bu güzel ruh nedir?" derler. Dünyada iken söylenen en güzel ismini söyleyerek: "Falan oğlu falandır" derler. Dünya semasına ulaşıncaya kadar çıkarırlar. Nihâyet Cenâb-ı Allah: "Kulumu 'İlliyyine' yazınız. " buyurur. Bu, Cennet'in en yüksek derecesidir. "Ben onu yeryüzündeki cesedine iade edeceğim." İki melek yanına gelir ve: "Rabbin kimdir?" derler. Ruh:
"Rabbim Allah'tır. " der. Onlar:
"Dinin nedir?" derler. Mümin ruh:
"Dinim İslâm 'dır. " der. Onlar:
"Bunları sana bildiren nedir?" derler. O da:
"Allah'ın kitabını okudum, ona inandım ve tasdik ettim" der.
Bunun üzerine semadan bir ses gelir:
"Kulum doğru söyledi. Cennet'te makamını hazırlayınız. Onun için Cennet'ten bir kapı açınız. der. " (et-Terğîb ve't-Terhîb,III 369)'teki bir hadiste kâfir kulun ruhunun berzah hayatı hakkında Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: "Ölüm meleği kâfir kulun ruhunu aldığı zaman, melekler bu ruhu onun elinde göz açıp kapayıncaya kadar bırakmazlar. Onu hemen kalın bir elbiseye koyarlar. Ondan yer yüzünde bulunan leş kokusu gibi bir koku çıkar. Onu semaya yükseltirler. Meleklerin yanından geçerken: "Bu kötü ruh kimindir?" derler. Melekler, en kötü ismini söyleyerek: "Falan oğlu falandır." derler. Onun için semanın kapısını açmasını isterler, fakat açmazlar." Bu esnada Peygamberimiz (s.a.s.) şu ayeti okudu: "Onlara gök kapıları açılmaz (ruhları göğe yükselmez) ve deve iğnenin deliğinden geçinceye kadar (hiçbir zaman) Cennet'e giremezler." (el-A'raf, 7/40). Allah: "Onun kitabını en aşağı makama yazınız" der. Sonra onun ruhu uzaklaştırılır. Peygamberimiz (s.a.s.) sonra şu ayeti okudu: "...Kim Allah'a ortak koşarsa o, sanki gökten düşmüş de kendisini kuş kapıyor veya rüzgâr onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir. " (el-Hacc, 22/31). Ruhu cesede iade olunur da iki melek (Münker ve Nekir*) gelir, yanına oturur ve:
"Rabbin kimdir?" derler. O da:
"Şey şey, bilmiyorum,"der. Onlar:
"Dinin nedir?" derler, o da:
"Şey şey, bilmiyorum,"der. Onlar:
"Size kim peygamber olarak gönderildi? Peygamberiniz kimdir?" derler:
"Şey şey, bilmiyorum,"der. Bunun üzerine semadan bir ses
"Yalan söyledi, Cehennem'deki yerini hazırlayınız." der. Onun için Cehennem'e bir kapı açarlar. Cehennem'in harareti ve kokusu gelir, kabri daralır ve onu sıkıştırır. Çirkin yüzlü ve kötü elbiseli bir adam gelir ve ona şöyle der:
"Sana yazıklar olsun, va'd olunduğun gün işte bu gündür. " Kâfir ruh ona:
"Sen kimsin? Çirkin yüz kötülük getirdi," der. O da:
"Ben senin çirkin amelinim" der. Bunun üzerine:
"Rabbim, kıyameti koparma." der. Sonra kör, sağır, dilsiz ve elinde balyoz olan birisi gelir. Elindeki bu balyozu bir dağa vursa toprak olur, ona bir vurur, toprak oluverir. Sonra onu Allah eski haline getirir, tekrar bir daha vurur. Öyle bir çığlık atar ki insanlar ve cinlerden başka her şey duyar. "
Ruh, kabirde sorulan suallere verdiği cevaplara göre ya İlliyyîne* ya da Siccîn'e* gönderilir. Burada, yeniden diriltilecekleri güne kadar emaneten dururlar. Yeniden dirilme gününde ise Allah'ın emri ile tekrar cesetlere girerler. İyi, kötü, bütün ruhların kendi kabirleriyle alâkaları vardır. Bu alâka ile ziyaretçilerini tanırlar. Nimetlerin lezzetlerini, yahutta cehennem'in acısını yanlarında hissederler. Şehidlerin ruhları ise yeşil kuşlar gibi Cennet'lerde otlar ve Arş'ın altında asılı bulunan kandillere sığınırlar,(en-Nisâ, 4/169) Ayette Allah yolunda öldürülen şehidlerin, gerçekte, ölü olmadıkları, Allah katında Cennet nimetleriyle rızıklandırıldıkları bildirilmektedir. Ayrıca şehid ruhlarının, Cennet'te kendilerine yapılan ikramlar nedeniyle, bir daha Allah yolunda öldürülebilmek için ruhlarının cesetlerine iade edilmesini istedikleri bildirilmektedir. {Salih-i Müslim, VI, 38; Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dili Kur'an Dili, II, 1229).